Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə30/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33

1. ESKİ OĞUZ TÜRKÇESİ

Eski Oğuz Türkçesi, Batı Türkçesinin ilk döneminin adıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu dönem için yaygın olarak Eski Anadolu Türkçesi terimi kullanılmaktadır. Eski Oğuz Türkçesi 13. yüzyılda başlar ve 16. yüz­yıl başlarına dek sürer. 16. yüzyılda yerini Osmanlı Türkçesine bırakır.

Eski Oğuz Türkçesinin kullanıldığı coğrafi alan sadece Anadolu değil­dir. Kuzey ve Güney Azerbaycan ile Irak ve Suriye de Eski Oğuz Türkçesinin kullanıldığı alanlardır. 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkanlarda da kullanılmıştır.

Eski Oğuz Türkçesi siyasî olarak Anadolu Selçukluları dönemini, Bey­likler dönemini, Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemleriyle, Osmanlı İmpa­ratorluğunun ilk dönemini içine alır.



1.1. ESKİ OĞUZ TÜRKÇESİNİN BAŞLICA İSİMLERİ

Eski Oğuz Türkçesinin ilk ismi, Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'dir. Sultan Veled'den önce Oğuz Türkçesiyle eserler verildiğine dair bazı kayıt­lar varsa da bu metinler ele geçmiş değildir. Köprülü, Gülşehrî'deki "bir kişi bu dâstânı eylemiş/İllâ lâfzın key çöpürdek söylemiş" kaydına dayanarak Salsalname'yi, Gülşehrî'den önce de birisinin yazmış olduğunu belirtir (Köprülü 1991: 235). 13. yüzyıl ortalarında, 1245'te İkinci İzzeddin Keykâvus'un emriyle İbni Alâ'nın gazilerden derleyerek kaleme aldığı Dânişmendname'nin de bu nüshası bugüne ulaşmış değildir. Eldeki nüshalar, 2. Murad tarafından Ârif Ali'ye yazdırılmış (Özkan 1995: 57); fakat istin­sahları daha da geç olan nüshalardır. 13. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Battalnamelerin de nüshaları muahhardır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 443

Bugüne ulaşmayan veya çok geç nüshaları bugüne gelebilen bu destanı eserleri bir yana bırakırsak ilk isim olarak Sultan Veled'i tesbit etmek zorun­dayız. 1235-1312 yılları arasında yaşamış olan Sultan Veled aslında Farsça eserler yazmış; fakat bunların içine Türkçe şiirler de koymuştur. Türkçe şiirler Divan, îbtidaname (1291) ve Rebabname (1300) adlı eserlerinde bu­lunur. Bu eserler içindeki Türkçe şiirler "Sultan Veled'i eski bir Türk şairi addettirecek kemiyet ve keyfıyette"dir (Köprülü 1991: 237). Aruzla yazılmış olan şiirler Veled Çelebi ve Kilisli Rifat tarafından Dîvân-ı Türkî-i Sultan Veled adıyla 1922'de Arap harfleriyle yayımlanmıştır. Mecdut Mansuroğlu'nun yayımladığı Sultan Veled'in Türkçe Manzumeleri (İstanbul 1947) transkripsiyonlu metin ve dil incelemesini içine alır.

Eski Oğuz Türkçesinin en büyük ismi 1240-1320 arasında yaşamış olan Yunus Emre'dir. Hacı Bektaş-ı Veli Velâyetnamesinden ancak menkıbevî hayatı takip edilebilmektedir. Gerçek hayatı çok iyi bilinmemektedir. Birçok yerde kabri (makamı) olduğu için yaşadığı yer de tartışmalıdır. Orta Anado­lulu olduğu kesindir.

Fuad Köprülü, 1918'de yazdığı "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıf­larda Ahmed Yesevî ile Yunus Emre bağlantısını kurarak Yesevîliğin Tür­kiye'deki tesirlerini ortaya koyar. Bu eserle Yunus Emre Türk edebiyat ve bilim hayatına yeniden doğar.

Şiirlerini aruz ve heceyle yazan Yunus, tasavvuf heyecanını en derinden duyan ve hissettiren; duygu ve heyecanlarını çok sade ve akıcı bir dille an­latan Türk dil ve edebiyatının müstesna şahsiyetidir. Türkçe onun dilinde dupduru bir su gibidir: Parlak, anlaşılır; fakat coşkun.

Ete kemiğe hüründüm Yunus diye göründüm

mısraları, tasavvufun vahdet-i vücud ve devriye anlayışını, Tanrı'nın evrimle düzenlediği evren anlayışını iki küçük mısra içine sığdırıveren pat­lamaya hazır bir atom zerreciği gibidir.



Bir garib ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garib bencileyin

mısraları, bir yandan tasavvufun "dünya gurbettir" anlayışını, bir yandan çokluk içinde insanın yalnızlığını ve bir yandan Yunus'un kimbilir hangi olaylar sebebiyle yaşadığı beşerî yalnızlık duygusunu ölümün soğuk yüzü ile anlatır.

444 Ahmet B. ERCİLASUN

Yunus Emre'nin duru, saf, fakat derin manalı şiirleri, kendinden sonra­kileri, özellikle tasavvuf çevresini çok etkilemiş ve bu durum, onun adını kullanan birçok şairin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yunus bize âdeta ço­ğalarak gelmiştir. Araştırıcılar onun şiirlerini başka Yunus'lardan ayırmak için çok uğraşmışlardır ve bugün de uğraşmaktadırlar. Belki de Yunus bize yine bir vahdet-kesret oyunu oynamaktadır veya hepimizi Molla Kasım yeri­ne koymaktadır.

Yunus'un şiirleri eski harflerle birçok defa basılmıştır. Yeni harflerle ilk yayıncısı Burhan Toprak'tır: Yunus Emre Divanı I-III, İstanbul 1933-1934.

Yunus Emre üzerindeki ilk ilmî yayınlar Abdülbaki Gölpınarlı'ya aittir: Yunus Emre Divanı, İstanbul 1943; Yunus Emre, Risâletü'n-Nushiyye ve Divan, İstanbul 1965.

Faruk Kadri Timurtaş, Yunus Emre'yi diğer Yunuslardan ayırmaya ça­lışarak divanı ilmî bir şekilde yayımlamıştır: Yunus Emre Divanı, İstanbul 1972.

Yunus Emre üzerindeki son ilmî yayınlar Mustafa Tatçı'ya aittir: Yunus Emre Divanı I-II (İnceleme-Tenkitli Metin), Ankara 1990. Bu yayında Yu­nus'a ait kabul edilen 415 şiir vardır.

Yunus'un 1307-1308 yılında yazdığı bir eser daha vardır: Risâletü'n-Nushiyye. Didaktik gaye ile yazılmış, mesnevi tarzındaki bu küçük eser divanındaki heyecan ve akıcılıktan uzaktır. Risâletü'n-Nushiyye, Gölpınarlı'dan başka Umay Günay-Osman Horata ve Mustafa Tatçı tarafın­dan yayımlanmıştır. Günay-Horata tarafından yayımlanan Yunus Emre -Risâletü'n-Nushiyye (Ankara 1994), derinlemesine bir muhteva analizini de içine almaktadır.

İlk defa 1920'lerde 13. yüzyıla ait Türk şairleri olarak tanıtılan Şeyyad Hamza, Hoca Dehhanî ve Ahmed Fakih'in yaşadığı devir, son araştırmalarla tartışmalı hâle gelmiştir. Hikmet İlaydın "Anadolu'da Klasik Türk Şiirinin Başlangıcı" (Türk Dili 277, Ekim 1974) adlı yazısında Dehhanî'yi 13. asır­dan da eskiye, 12. asrın ilk yarısına götürür. Metin Akar "Şeyyad Hamza Hakkında Yeni Bilgiler" (TAD 2 1987) adlı yazısında Şeyyad Hamza'nın 13. yüzyılın sonlan ile 14. yüzyılın ilk yarısında yaşadığını ortaya koymuş­tur. Osman F. Sertkaya da "Ahmed Fakih" adlı yazısında (İlmî Araştırmalar 2 1996) birbirinden farklı beş Ahmed Fakih bulunduğundan bahisle, mevzu-umuz olan Ahmed Fakih'in dil özellikleri dolayısıyla ancak 14. yüzyılın ikinci yarısı ile 15. yüzyılın ilk yarısına konabileceğini ileri sürmüştür.

Şeyyad Hamza'nın Yusuf ü Züleyha adlı büyük; Dâstân-ı Sultan Mahmud adlı küçük bir mesnevisi ve eski şiir mecmualarında bulunan müs­takil şiirleri vardır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 445

Yusuf ü Züleyha mesnevisi Dehri Dilçin tarafından metin ve tıpkıbasım olarak 1946'da yayımlanmıştır: Şeyyad Hamza-Yusuf ü Zeliha, TDK, İstan­bul 1946.

Şeyyad Hamza'nm Dâstân-ı Sultan Mahmud mesnevisi ise Sadettin Buluç tarafından bulunmuş; metin ve sözlük olarak yayımlanmıştır: "Şeyyad Hamza'nın Bilinmeyen Bir Mesnevisi" (TM, XV, İstanbul 1968).

Şeyyad Hamza'nm diğer şiirleri de yine Buluç tarafından neşredilmiştir (TDEDVII/1-2, İstanbul 1956; TDED XIII, İstanbul 1963).

Hoca Dehhanî'nin herhangi bir kitabı bize ulaşmamıştır. Eski şiir mec­muaları içinde bulunan az sayıda şiiri bilinmektedir. İlk defa Köprülü'nün tanıttığı şiirler Mecdut Mansuroğlu ve Hikmet İlaydın tarafından yayımlan­mıştır: Mecdut Mansuroğlu, Anadolu Türkçesi (XIII. Asır)-Dehhanî ve Man­zumeleri, İstanbul 1947; Hikmet İlaydın, "Dehhanî'nin Şiirleri", Ömer Asım Aksoy Armağanı, Ankara 1978.

Ahmed Fakih'in iki eseri bize ulaşmıştır. Çarhnâme, Câmiü'n-Nezâir adlı şiir mecmuası içinde bulunan 83 beyitlik bir kasidedir. Mecdut Mansuroğlu tarafından yayımlanmıştır: Ahmed Fakih-Çarhname, İstanbul 1956.

Ahmed Fakih'in ikinci eseri, Kitabu Evsâf-ı Mesâdici'ş-Şerîfe; Şam, Kudüs, Mekke ve Medine'yi ve buralardaki binaları anlatan mesnevi tarzın­da yazılmış, küçük bir seyahat kitabıdır. Hasibe Mazıoğlu tarafından bulun­muş ve yayımlanmıştır: Ahmed Fakih-Kitabu Evsâfı Mesâcidi'ş-Şerîfe, TDK, Ankara 1974.

14. yüzyılın ilk büyük isimleri Kırşehirlidir: Gülşehrî ve Âşık Paşa. Bi­risi Baba İlyas'm torunu olan (Âşık Paşa), diğeri de bu aileye yakın bir der­viş olan bu iki isim Eski Oğuz Türkçesinin bilinen ilk büyük eserlerini ver­mişlerdir. Bu bakımdan Kırşehir'in ve Baba İlyas sülâlesinin, Eski Oğuz Türkçesinin kuruluşunda özel bir yeri vardır.

Gülşehrî Farsça eserleri de bulunan, Kırşehir'de zaviye sahibi büyük bir şairdir. 1301'de yazdığı Farsça Feleknâme'sini Gazan Hana sunmuştur. Türkçe eseri Mantıkut-Tayr 4300 civarında beyitten oluşan büyük bir mes­nevidir; 1317'de yazılmıştır. Feridüddin Attar'ın Mantıku't-Tayr'ı örnek tutularak yazılmıştır. Tercüme değil, pek çok yeri Gülşehrî'ye ait olan bir adaptasyondur. Temsilî hikâyelerden oluşan tasavvufî bir eserdir.

Mantıku't-Tayr üzerinde Müjgân Cunbur tarafından yapılan fakat ya­yımlanmamış bulunan bir doktora tezi vardır: Gülşehrî ve Mantıku't-Tayr'ı, Ankara 1952. Eserin tıpkıbasımı 1957'de Agâh Sırrı Levend tarafından ya­yımlanmıştır.

446 Ahmet B. ERCİLASUN

Gülşehrî'nin Kerâmât-ı Ahi Evran adlı küçük bir mesnevisi daha vardır. Çeşitli kitaplarda dağınık olarak bulunan birkaç şiiri de bilinmektedir.

Âşık Paşa, Garibnâme adlı dev eserin sahibidir. 12 000 civarında beyit­ten oluşan Garibnâme 1330'da yazılmış dinî-tasavvufî bir mesnevidir. Dev­rine ait günlük ve sosyal hayatın birçok tezahürünü de Âşık Paşa'nın eserin­de bulmak mümkündür. Konularının çeşitliliği, dilinin sadeliği ve itinayla yazılmış, harekeli mükemmel bir nüshasının bulunması dolayısıyla Eski Oğuz Türkçesi dili için bulunmaz bir hazinedir. Âşık Paşa kitabını yazma sebebini açıklarken Türkçenin ihmal edilmiş olmasını da eleştirmektedir:



Türk diline kimsene bakmazıdı, Türklere hergiz (asla) göŋül akmazıdı;

Türk dahı bilmezidi ol dilleri, İnce yolı, ol ulu menzilleri.

Bu Garibnâme anın (ondan) geldi dile, Kim bu dil ehli dahı ma 'nî bile.

Garibnâme üzerinde Zeki Kaymaz bir doktora tezi hazırlamıştır: Âşık Paşa-Garibname (Metin-Dil Özellikleri- Söz Dizini), (Malatya 1989).

Son yıllarda Garibname'nin Süleymaniye nüshasının mükemmel bir tıpkıbasımı yapılmıştır: Âşık Paşa - Garibnâme I-II, TDK, İstanbul 2000.

Tıpkıbasıma geniş bir giriş yazan Kemal Yavuz eserin transkripsiyonlu metnini ve bugünkü dile aktarımını da dört cilt hâlinde ayrıca yayımlamıştır: Âşık Paşa-Garibnâme I-IV, TDK, İstanbul 2001.

Âşık Paşa'nın Garibname'den başka Fakrnâme, Vasf-ı Hâl, Hikâye, Kimya Risalesi adlı dört küçük mesnevisi de vardır. Bu eserler Agâh Sırrı Levend tarafından tanıtılıp yayımlanmıştır (TDAY-Belleten 1953, 1954).

Sahabe devrinin savaşlarına ait bir gazavatname yazmış olan Tursun Fakih de 14. yüzyıl başlarındaki şairlerdendir. Sadettin Buluç'a göre gazavatname sahibi Tursun Fakih; Osman Gazi'nin bacanağı ve Şeyh Edebalı'nın damadı olan, 1299'da Karaca Hisar'da Osman Bey adına hutbe okuyan Tursun Fakih'tir (Buluç 1963: 19). Ancak eldeki nüshalar bir hayli geç tarihlidir.

TÜRK DİLİ TARİHİ 447

Tursun Fakih'in Gazavatname' sinin Malatya nüshası üzerinde Hatice Şahin tarafından bir doktora tezi yapılmıştır: Tursun Fakih, Gazavatname (Dil Özellikleri-Metin-Sözlük), Malatya 1989. Malatya nüshası 90 varak ve 2700 beyittir (Şahin 1989: 157).

14. yüzyılın ilk yarısındaki önemli isimlerden biri de Kul Mus'ud'dur. Aydınoğullarından Umur Bey için Kul Mes'ud, Kelile ve Dimne'yi Türkçeye çevirmiştir. Kelile ve Dimne meşhur fabl kitabıdır. Muhtemelen 3. yüzyılda Hind hükümdarlarından biri adına Sanskritçe yazılmıştır. Kelile ve Dimne, iki insanı temsil eden iki çakalın adıdır. Sanskritçedeki biçimleri Karataka ile Damanaka'dır. Süryanicede Kalilag, Damnag biçimini alan isimler Arap, Fars ve Türk literatüründe Kelile ve Dimne şeklindedir. Kul Mes'ud, Nasrullah'ın 12. yüzyıldaki Farsça Kelile ve Dimne'sini Türkçeye çevirmiştir. Eserin sunulduğu Umur Bey, 1347'de öldüğüne göre, tercüme bu tarihten öncedir (Çağatay 1963: 274-275). Eserdeki hayvan hikâyeleri aslında yöneticilerin ülkeyi adalet ve doğrulukla idare etmelerini sağlamak için söylenmiş temsilî karakterde hikâyelerdir. Eser üzerindeki tek çalışma A. Zajacskowski'ye aittir. Polonyalı Türkolog eserin bazı bölümlerini neş­retmiş ve dili üzerinde bir inceleme yapmıştır: Etudes sur la langue veielle-Osmanlie, Krakow 1934.

14. yüzyılın önemli şairlerinden biri de Hoca Mes'ud bin Ahmed'dir. E-serlerini 14. yüzyılın ortasında yazmıştır. Germiyan sahasında yetiştiği tah­min edilmektedir.

Farsçadan çevrilmiş 5568 beyitlik Süheyl ü Nevbahar mesnevisi, ro­mantik bir aşk hikâyesidir. Eser, Hoca Mes'ud'un yeğeni İzzeddin Ahmed'ce tamamlanmıştır.

Süheyl ü Nevbahar 1925'te Mordtmann tarafından tıpkıbasım olarak yayımlanmıştır: Suheil und Nevbahar, Hannover 1925.

Tahsin Banguoğlu 193 8'de eserin dili üzerinde çalışmıştır: Altosmanische Sprachstudien zu Süheyl ü Nevbahar, Breslau 1938.

Son olarak eserin ilmî yayınını Cem Dilçin yapmıştır: Mes'ud bin Ahmed, Süheyl ü Nevbahar, İnceleme-Metin-Sözlük, Ankara 1991.

Hoca Mes'ud'un diğer bir eseri Ferhengnâme-i Sa'dî Tercümesidir. Bu küçük mesnevi Sadi'nin Bostan'ının tercümesidir; 1354 yılına aittir. Veled Çelebi ile Kilisli Muallim Rifat tarafından 1924'te eski harflerle yayımlan­mıştır.

* *


*

448 Ahmet B. ERCİLASUN

14. yüzyılın 2. yarısında Eski Oğuz Türkçesiyle yazılan eserler çok art­mıştır. Anadolu'nun bütün beyliklerinde ve Edirne sarayında şairler, bilim adamları, din adamları telif veya tercüme, edebî, ilmî, dinî eserler vermekte­dir. Ahmedî, Ahmed-i Daî, Şeyhî, Kaygusuz Abdal, Yûsuf-ı Meddah, Mus­tafa Darir gibi isimler bir değil birçok eser vererek devrin edebî ve ilmî literütürünü zenginleştirirler. 15. yüzyıl başlarında vefat eden Ahmedî'nin İskendername'si, Divanı, Cemşid ü Hurşid mesnevîsi, Tervîhü'l-Ervâh'ı, her biri 8-10 000 beyitlik hacimleriyle (Cemşid ü Hurşid 5 000 beyit civarında) devasa eserlerdir. 1421'de başlayan 2. Murad devrini de idrak eden Ahmed-i Daî Germiyan ve Osmanlı saraylarında bir yandan şairliği, bir yandan ilim adamlığıyla temayüz eder. Divanı ve Çengname'si en tanınmış edebî eserle­ridir. Yıldırım Bayezid'den sonra Edirne'de padişahlık eden Çelebi Süley­man'ın şen ve şakrak musiki âlemleri, Çengname'deki mısralarda gezinen çeşitli sazların tellerinden âdeta bugün de duyulur. Ahmed-i Daî bir yandan âşıkane ve âdeta bohem şiirler yazarken bir yandan da tıp, astronomi, rüya tabiri, tefsir ve inşa (yazışma) ile ilgili mensur eserler vermekteydi. Onun en az sekiz mensur eseri bugüne ulaşmıştır. Suriye ve Mısır taraflarında dolaşan Erzurumlu Mustafa Darir'in Yusuf ü Züleyha mesnevîsi, Fütuhu'ş-Şam, Siyeri Nebî gibi mensur eserleri daha çok halk için yazılmış dinî mahiyette eserlerdir. Öte yandan yine Azerbaycan'da, Doğu Anadolu'da, Suriye'de dolaşıp sofiyane şiirler söyleyen İmâdeddin Nesimî tam bir Hak âşığıdır.

Bu cümle nesneye aşkdur bahâne Bahane aşk u hem aşkdur bahâne

Bu aşk içinde birdür câm u sâkî Bu aşk içinde birdür dâm u dâne

derken her şeyin sebebinin aşk olduğunu ve aşk içinde kadehin de, içki su­nan sâkînin de, tuzağın da, tuzak içindeki yemin de, hasılı her şeyin bir (vahdet-i vücûd) olduğunu zikir ritminin coşkunluğuyla anlatmaktadır. Hele



Mende sigar iki cihan, men bu cihâna sığmazam mısraında sanki cihanı patlatacak bir bomba gizlidir.

Doğuda Nesîmî'nin Azerbaycan edebî dilini hazırlayan şiirleri saraylar­dan kovulurken Germiyanoğullarının, Aydınoğullarnın, Candaroğullarının ve Osmanoğullarının sarayları şairler ve bilim adamlarıyla dolup taşar. Bey­ler, padişahlar tarafından teşvik edilen, ihsanlarda bulunulan şair ve yazarlar



TÜRK DİLİ TARİHİ 449

âdeta birbirleriyle yarış hâlindedirler. Daha doğuda Sivas hükümdarı, bilim adamı ve şair Kadı Burhaneddin sade ve coşkulu aşk şiirleriyle, Azerbaycan Türkçesine çalan bir dilin temsilcisi olur. Onun doğusunda Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Hakikî mahlâsıyla şiirler yazar. Suriye ve Mısır da artık Batı Türkçesiyle eserler verilen merkezler hâline girer; Halep'te, Şam'da, Mısır'da Eski Oğuz Türkçesiyle eserler yazılmaya başlanır. Erzu­rumlu Mustafa Darir bunlardan biridir. Tıpla ilgili eserler ise arka arkaya telif ve tercüme edilir.

15. yüzyılın ilk yarısında 2. Murad'ın Edirne sarayı bir edebiyat meclisi ve bir ilim akademisi gibidir. Bir yandan padişahın emriyle Türkçeye çevri­len ve sadeleştirilen eserler, bir yandan telif eserler, Çelebi Mehmed devrin­de başlayıp 2. Murad devrinde devam eden atmosferin verimleri olarak gün yüzüne çıkar. Şirvanlı Muhammed bin Mahmud başlı başına bir akademi gibidir. Önce Menteşeoğullarına, sonra Germiyanoğullarına, daha sonra Osmanoğullarına arka arkaya eserler sunar. Genel tıp, metalüŋi, yemek, göz hastalıkları, ıtriyat (parfümeri) gibi konularda hacimli kitaplar yazar. Bir başka ansiklopedik âlim Bedr-i Dilşad bin Muhammed'dir. Onun ansiklope­dik eseri Muradnâme 10 000 beyti aşan hacmiyle göz doldurur. Şeyhî'nin Divan'ı, Hüsrev ü Şîrîn'i, Harnâme'si, Hatiboğlu'nun Ferahname'si, Ab­di'nin Câmasbname'si devrin edebî atmosferini yansıtır. Devletoğlu Yu­suf un Vikaye tercümesi fıkıh konularını içine alan çok hacimli bir mesnevi­dir. Sade halkın dinî bilgi, heyecan ve duygularını ise Yazıcıoğlu ailesinden Mehmed'in Muhammediye'si ile kardeşi Ahmed Bîcan'ın Envârü'l-Âşıkîn, Acâyibü'l-Mahlûkat gibi mensur eserleri tatmin eder. 10 000'e yaklaşan beytiyle Muhammediye en yaygın eserlerden biri olur; sonraki asırlarda Ka-zan'a kadar ulaşır. Süleyman Çelebi'nin 1409'da Bursa'da yazılan Mevlid'i (Vesîletü'n-Necat), belki de edebiyatımızın en canlı, en yaygın, en ömürlü eseridir. Öte yandan Kaygusuz Abdal, divanı, Gevhername, Minbername gibi mesnevileri ve Vücudname, Budalaname gibi mensur eserleri ile Yunus Emre'nin çok daha serbest ve serazat bir muakkibi gibidir.

Edirne minâresi eğilmiş su içmeye derken âdeta 20. yüzyılın çağdaş şairlerini haber verir.

15. yüzyılın ikinci yarısında şiirde Necatî, Ahmed Paşa, Mihrî Hatun, Mesihî, Hamdullah Hamdi gibi şairlerle, nesirde Sinan Paşa ile klâsik devre adım atarız. Tarihçilikte ise Oruç Beğ, Âşıkpaşaoğlu, Neşri sade nesri devam ettirirken Tursun Beğ süslü nesrin ilk örneklerinden birini verir.

Kuşbakışı bir perspektifle anlatmaya çalıştığım bu dönem üzerinde son yıllardaki ilmî neşriyat da bir hayli artmıştır. Bunlardan en önemli olanlarını topluca vermeye çalışacağız.

450 Ahmet B. ERCİLASUN

Talât Onay, Dastan-ı Ahmet Harami, TDK, İstanbul 1946 (metin ve sözlük).

Halis Akaydın, Ahmed Harami Destanı, İstanbul 1973.

İsmet Cemiloğlu, 14. Yüzyıla Ait Bir Kısas-ı Enbiyâ Nüshası Üzerine Sentaks İncelemesi, TDK, Ankara 1994.

Hüseyin Ayan, Şeyhoğlu Mustafa - Hûrşîdnâme (Hurşîd ü Ferahşâd), Erzurum 1979.

Kemal Yavuz, Şeyhoğlu Mustafa, Kenzü'l-Küberâ ve Mehekkü'l-Ulemâ, Ankara 1991.

İsmail Hikmet Ertaylan, Varaka ve Gülşah, İstanbul 1945(inceleme ve tıpkıbasım)

Agâh S. Levend, "Attar ile Tutmacı'nın Gül ü Hüsrev Mesnevileri", TDAY Belleten-1959.

Zeynep Korkmaz, Sadru'd-din Şeyhoğlu, Marzuban-nâme Tercümesi -İnceleme-Metin-Sözlük-Tıpkıbasım, Ankara 1973.

Zehra Toska, Türk Edebiyatında Kelile ve Dimne Çevirileri ve Kul Mes'ud Çevirisi (doktora tezi, İstanbul 1989).

Grace Martin Smith, Yûsuf-ı Meddah - Varqa ve Gülşah, Leiden 1976.

Eleazar Birnbaum, The Book of Advice, The Earliest Ottoman Version of Kâbûsnâme; Text in Facsimile from the unique 14th Gentury, Harvard University 1981.

Leylâ Karahan, Erzurumlu Darîr - Kıssa-ı Yûsuf, TDK, Ankara 1994. Muharrem Ergin, Kadı Burhaneddin Divanı, İstanbul 1980. (transkripsiyonlu metin). Elyar Seferli, Gazi Burhaneddin - Divan, Bakı 1988 (metin).

Bilgehan Atsız - Seyfullah Türkmen, Ed-Dürretü'1-Mudiyye fi'l-Lugati't-Türkiyye, Ankara 2004 (Arapça-Türkçe satır altı sözlük. İnceleme, metin, dizin, tıpkıbasım).

İsmail Erünsal - Ahmet Yaşar Ocak, Elvan Çelebi - Menâkibü'l-Kudsiyye fi-Menâsibi'1-Ünsiyye, İstanbul 1984.

Ahmet Ateş, Süleyman Çelebi - Vesîletü'n-Necât - Mevlid, TDK, An­kara 1954 (tenkitli metin ve tıpkıbasımlar).

Faruk K. Timurtaş, Süleyman Çelebi - Mevlid, İstanbul 1970. Sedit Yüksel, Mehmed - Işknâme, Ankara 1965.

TÜRK DİLİ TARİHİ 451

Zikri Turan, Hacı Paşa (Celaleddin Hızır): Teshil (Metin - Dil Özellik­leri - Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1992).

Zafer Önler, Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa) - Müntahab-ı Şifa I, Giriş-Metin, TDK, Ankara, 1990.

Zafer Önler, Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa) - Müntahab-ı Şifa II Sözlük, İstanbul 1999.

Yaşar Akdoğan, Ahmedî Divanı - Tenkitli Metin ve Dil Hususiyetleri (doktora tezi, İstanbul 1979).

Mehmet Akalın, Ahmedî - Cemşîd ü Hurşîd - İnceleme-Metin, Ankara 1975.

İsmail Ünver, Ahmedî - İskendernâme - İnceleme-Tıpkıbasım, Ankara 1983.

Çiftçioğlu N. Atsız, Ahmedî - Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Os­man, İstanbul 1949 (transkripsiyonlu metin).

İsmail Hikmet Ertaylan, Ahmed-i Dâ'î - Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1952 (inceleme ve parçalar hâlinde tıpkıbasımlar).

Mehmet Özmen, Ahmed-i Dâ'î Divanı I (Metin-Gramer-Tıpkıbasım), TDK, Ankara 2001; II (Dizin), Ankara 2001.

Gönül Alpay, Ahmed-i Dâ'î and his Çengnâme, Harvard University 1973.

Gönül Alpay Tekin, Çengnâme, Ahmed-i Dâ'î, Critical Edition and Textual Analyses, Harvard University 1992.

Gürer Gülsevin, Ahmed-i Dâ'î: Miftâhü'l-Cenne (Metin- Dil Özellikleri - Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1989).

Önder Çağıran, Ahmed-i Dâ'î: Tıbb-ı Nebevî (Dil Özellikleri - Metin -Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1992).

Ali Nihat Tarlan, Şeyhî Divanı - Tarama Sözlüğü ve Nüsha Farkları, İstanbul 1942.

Ali Nihat Tarlan, Şeyhî Divanını Tetkik, İstanbul 1964.

Faruk K. Timurtaş, Şeyhî'nin Hüsrev ü Şîrin'i - İnceleme-Metin, İstan­bul 1963.

Fanik K. Timurtaş, Şeyhî - Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1968.

Faruk K. Timurtaş, Şeyhî'nin Harnâmesi, İstanbul 1971 (transkripsi­yonlu metin, bugünkü dile aktarma, tıpkıbasım).

Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, Ankara 1981.

452 Ahmet B. ERCİLASUN

Ayhan Gültaş, Abdülvâsi Çelebi ve Halilnâmesi (doktora tezi, İstanbul 1985).

Orhan Şaik Gökyay, Mercimek Ahmed - Kabusname Tercümesi, İstan­bul 1974.

Mustafa Özkan, Mahmud b. Kadî-i Manyas - Gülistan Tercümesi - Gi-riş-İnceleme-Metin-Sözlük, Ankara 1993.

Kemal Yavuz, Mesnevî-i Murâdiyye, TDK, Ankara 1982. Âdem Ceyhan, Bedr-i Dilşâd'ın Murâd-nâmesi, İstanbul 1997.

Şerif Ali Bozkaplan, Abdi Musa - Câmasb-nâme (Dil Özellikleri -Kısmî Transkripsiyon - Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1989).

Muhammet Yelten, Şirvanlı Mahmud - Tarih-i İbn-i Kesir Tercümesi, İnceleme-Metin-Sözlük (doktora tezi, İstanbul 1987).

Arslan Tekin, Şirvanlı Mahmud - Tarih-i İbn-i Kesir Tercümesi, İnce­leme-Metin-Sözlük (doktora tezi, İstanbul 1991).

Mehdi Ergüzel, Şirvanlı Mahmud - Tarih-i İbn-i Kesir Tercümesi (IV. Cilt, 2. Kısım), Dil Özellikleri-Metin-Sözlük-Dizin, TDK, Ankara 1999.

Muhammet Yelten, Şirvanlı Mahmud - Kemâliyye - Giriş-İnceleme-Cümle Bilgisi-Metin-Sözlük, İstanbul 1993.

Mustafa Argunşah, Muhammed b. Mahmûd-ı Şirvânî - Tuhfe-i Murâdî

- İnceleme-Metin-Dizin, Ankara 1999.

İsmail Hikmet Ertaylan, Hatiboğlu - Bahrü'l-Hakayık (tıpkıbasım), İs­tanbul 1960.

Mustafa Özkan, Cinânî - Cilâü'l-Kulûb, İstanbul 1990.

H. Duda, Die Sprache Qırq Vezir Erzâhlungen, Leipzig 1930.

Mübeccel Kızıltan, Kırk Vezir Hikâyeleri (doktora tezi, İstanbul 1991).

M. Ünal Şahin, Miftâhu'n-Nûr Hazâinü's-Sürûr (Dil Özellikleri - Metin

- Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1994).

Osman Yıldız, Cemâlî-i Karamanı: Miftâhu'l-Ferec (Dil Özellikleri -Metin - Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1993).

Paşa Yavuzarslan, Mûsâ bin Hacı Hüseyin el-İznikî - Münekkidü'r-Râkidîn (Giriş-İnceleme-Tenkitli Metin), TDK, Ankara 2002.

Esra Karabacak, Eski Anadolu Türkçesi Satır Arası Kur'an Tercümesi (Giriş-Metin-Sözlük-Tıpkıbasım) I-III, Harvard Üniversitesi, 1994-1999.

TÜRK DİLİ TARİHİ 453

Ahmet Topaloğlu, Muhammed bin Hamza - XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış "Satır-Arası" Kur'an Tercümesi - 1. cilt (Giriş-Metin), İstanbul 1976; 2. cilt (Sözlük), İstanbul 1978).

Mehmet Terzi, Yazıcı Sâlih (Selahaddin): Kitâbü'ş-Şemsiyye (Dil Ö-zellikleri - Metin - Söz Dizini) (Doktora tezi, Malatya 1994).

Sadettin Özçelik, Nidâî Mehmed Çelebi - Menâfiü'n-Nâs (Metin - Dil Özellikleri - Söz Dizini) (doktora tezi, Malatya 1990).

Âmil Çelebioğlu, Yazıcı Mehmed ve Muhammediyesi, İstanbul 1975.

Yorgos Dedes, Battalname (Giriş-İngilizce Tercüme-Transkripsiyon) I-II, Harvard University 1996.

Irene Melikoff, La Geste de Melik Dânişmend: Etude Critique du Dânişmendnâme I-II, Paris 1960.

Necati Demir, Dânişmend-nâme, Tenkidli Metin. Türkiye Türkçesine Aktarılış. Dil Özellikleri. Sözlük. Tıpkıbasım I-IV, Harvard Üniversitesi 2002.

Fahir İz - Gönül A. Tekin, Saltuk-nâme, The Legend of Sarı Saltuk, Facsimile with Critical Analysis and Index, Harvard University, 1973-1984.

Şükrü Halûk Akalın, Ebü'1-Hayr-ı Rûmî - Saltuk-nâme I-II, Ankara 1988; III, Ankara 1990.

Jale Demirci, Cihânşâh Hakîkî Dîvânı - İnceleme-Metin-Dizin, Ankara 2001.

Muhsin Macit, Karakoyunlu Hükümdârı Cihânşâh ve Türkçe Şiirleri, Ankara 2002.

Mustafa Canpolat, Ömer bin Mezîd, Mecmûatü'n-Nezâir, TDK, Ankara 1982.

F. Giese, Die Altosmanische Chronik des Âşikpaşazâde, Leipzig 1929.

Çiftçioğlu N. Atsız, Ahmed Âşıkî - Tevârîh-i Âl-i Osman, İstanbul 1949 (transkripsiyonlu metin).

Atsız, Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul 1970 (bugünkü dille). Atsız, Oruç Beğ Tarihi, İstanbul 1972.

Emine Gürsoy-Naskali, Sinan Paşa - Tezkirem'1-Evliyâ, Ankara 1987 (transkripsiyonlu metin, tıpkıbasım).

Selâhattin Olcay, Ebul-Leys Semerkandî - Tezkiretü'l-Evliyâ Tercüme­si, İnceleme-Metin-İndeks, Ankara 1965.

454 Ahmet B. ERCİLASUN

Halil Ersoylu, Lokmanî Dede - Menâkıb-ı Mevlânâ, TDK, Ankara

2001 (metin, dil incelemesi, nüsha farkları, sözlük, tıpkıbasım).

Adnan İnce, Cem Sultan - Cemşîd ü Hurşîd, TDK, Ankara 2000.

İsmail Hikmet Ertaylan, Sinan Paşa - Maârifnâme, İstanbul 1961 (tıp­kıbasım).

Mertol Tulum, Sinan Paşa - Tazarrû-nâme, İstanbul 1971. Mertol Tulum, Tursun Bey - Târîh-i Ebu'1-Feth, İstanbul 1977.

Zehra Öztürk, Hamdu'llah Hamdî's Mesnevi Yûsuf ve Zelîhâ (Critical Edition - Textual Analysis and Facsimile), Harvard University 2001.

Yusuf Tepeli, Derviş Muhammed Yemînî - Fazîlet-nâme I (Giriş-İnceleme-Metin): II (Gramatikal Dizin), TDK, Ankara 2002.

Orhan Yavuz, Kansu Gavrî'nin Türkçe Dîvanı (Metin-İnceleme-Tıpkıbasım), Konya 2002.

Zuhal Kultural - Latif Beyreli, Şerîfî - Şehname Çevirisi I-IV, TDK, Ankara 1999 (metin, sözlük. 56 505 beyit, 6818 farklı kelime).

Besim Atalay, Bergamalı Kadri - Müyessiretü'1-Ulûm (tıpkıbasım -Çeviri-yazılı Metin ve Dizin), TDK, İstanbul 1946.

Esra Karabacak, Bergamalı Kadri - Müyessiretü'1-Ulûm, TDK, Ankara

2002 (metin, terimler dizini, sözlük, tıpkıbasım).


1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə