Stephen King ve Peter Straub Cilt2 Kara Ev Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır




Yüklə 2.7 Mb.
səhifə38/58
tarix27.02.2016
ölçüsü2.7 Mb.
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   58

“Pekâlâ,” dedi Beezer. “Orada olabilecek herhangi birine sesimizi duyurmadan ilerlememiz mümkün değil, hatta şimdiden duyulmuş olabiliriz, bu yüzden gizli saklı hareket etmeye çalışmanın bir anlamı yok. Hepinizin çok başarılı olduğunu bildiğim şekilde, hızlı ve saldırgan bir giriş istiyorum. Süratimizi lehimize kullanabiliriz. Olacaklara göre eve mümkün oldukça çok yaklaşmaya çalışacağız.”

“Ya hiçbir şey olmazsa?” diye sordu Kaiser. “Diyelim ki karşımıza hiçbir engel çıkmadan eve kadar ilerledik. Yani demek istediğim, ben pek korkulacak bir durum göremiyorum. Tamam, Mouse’un başına kötü bir şey geldi ama... anlarsınız ya, bu tekrar olacağı anlamına gelmez.”

“Hiçbir şey olmazsa biz de gezintinin tadını çıkarırız,” dedi Beezer.

“Evin içine bir göz atmak istemiyor musun?” diye sordu Kaiser. “Orada sakladığı çocuklar olabilir.”

“O da orada olabilir,” dedi Beezer. “Eğer oradaysa, Sawyer’a söz verdim ama herifi dışarı çıkarırız. Hayatta olması ölü olmasından iyi olur elbette, ama sağlığına ciddi zararlar vermekten de kaçınmam.”

Diğerleri onaylayarak homurdandı. Mouse bu sözsüz ama evrensel anlaşmaya katılmadı; başını önüne eğdi ve yumruklarını sıktı.

“Mouse buraya daha önce gelmiş olduğu için önden gidecek. Doc ve ben hemen arkasında olacağız, Sonny ve Kaiser da kıçımızı kollayacaklar.” Beezer onlara baktı. “İki metre kadar geriden izleyin, anlaşıldı mı?”

“Mouse’u önden gönderme, senin liderlik etmen gerek, diye geçirdi içinden Sonny ama ağzından çıkan sözler farklıydı. “Anlaşıldı, Beeze.”

“Sıraya girin,” dedi Beezer. Motosikletlerini Beezer’ın söylediği pozisyonlara soktular. 35. karayolunda ilerleyen biri, o noktaya geldiğinde en azından iki iri, motosikletli adam çarpmamak için frene basmak zorunda kalacaktı ama yol boştu. Mouse dahil herkes motorlara gaz verdi ve hareket etmeye hazırlandı. Sonny, yumruğunu Kaiser’ınkine vurdu ve ağaçların arasındaki karanlık tünele baktı. Bir karga, alçak dallardan birine kondu, başını eğdi ve Sonny ile göz göze gelmeye çalıştı. Sonny, karganın hepsine baktığını biliyordu, ama gözlerini dosdoğru kendisininkilere dikmiş olduğu hissinden kurtulamıyordu. Karganın doymak bilmez, kapkara gözlerinden kötülük fışkırıyordu. Motosikletinin üzerine eğilmiş görüntüsünün kargayı eğlendirdiği düşüncesi, Sonny’nin aklına Magnum’unu getirdi. Seni kanlı bir tüy yığınına çevirebilirim, bebeğim.

Karga, kanatlarını açmadan geriye doğru zıpladı ve meşe yaprakları arasında gözden kayboldu. “HAYDİ!” diye bağırdı Beezer.

Mouse ağaçların arasına girdiği an, Küçük Nancy’nin çürüyen elleri omuzlarını kavradı. İnce kemikleri, deri ceketin üzerinden tenini morartacak kadar güçlü bastırıyordu. Bunun mümkün olamayacağını bildiği halde -var olmayandan kurtulmak söz konusu olamazdı- hissettiği ani acı dalgası, içinde ellerden kurtulma tepkisi oluşturdu. Omuzlarını salladı ve bu arada motosikletin kontrolünü kaybetti. Motosiklet yalpalamaya başladı, engebeli yolda sarsıldıkça Küçük Nancy’nin elleri omuzlarını daha sıkı kavrıyordu. Mouse vücudunu direştirdiğinde Küçük Nancy kendini öne çekti, kemikli kollarını Mouse’un göğsüne doladı ve vücudunu geniş sırtına yapıştırdı. Kafatası, ensesine sürtünüyor; dişleri, derisine batıyordu.

Bu kadarı çok fazlaydı. Mouse, Küçük Nancy’nin tekrar ortaya çıkacağını biliyordu, ama onu bir mengene içine alacağını beklememişti. Hızına rağmen havadan daha ağır ve saldırgan bir madde içinde ilerlemeye çalıştığını hissediyordu. Sanki onu engellemeye çalışıp yavaşlatan yoğun bir sıvının içindeydi. Hem kendisinin, hem de motosikletinin yoğunlukları, yerçekimi bu yol üzerinde, diğer her yerde olduğundan çok daha kuvvetliymişçesine anormal ölçüde artmıştı. Başı zonkluyordu. Ormandaki köpeğin sağ tarafından gelen hırıltısını şimdiden duymaya başlamıştı. Daha önce bu yolda ilerlerken biri çıkıp onu durduran ölü kadınlar olmasaydı tüm bunlara katlanabilirdi.

Daha önceki Kiz Martin’di; bu kez ise Küçük Nancy. Mouse’a bir yapışmış, başına vuruyor, gövdesine yumruk atıyor, kulaklarını çekiyordu.

Mouse, kadının dişlerinin ensesinden ayrılıp deri ceketinin sol omzunda hissetti. Kemikli kollarından biri önüne doğru savruldu ve Mouse görebildiğini fark edince daha şiddetli bir şok yaşadı. Uzun kemiklerin üzerinden deri parçaları sarkıyordu; Mouse, beyaz kurtçukların kalan et parçacıklarının üzerinde kıpır kıpır hareket ettiğini gördü.

Hem süngerimsi, hem de kemikli bir el yanağına çarptı ve yüzünü kaydı. Mouse daha fazla dayanamayacak hale gelmişti; beynini bembeyaz sakin bir panik sardı ve motosikletin kontrolünü kaybetti. Kara Ev’in köşesindeki dönemece doğru ilerlerken tekerlekler tehlikeli bir şekilde patinaj yaptı ve motosiklet, Mouse’un ağırlığıyla tehlikeli biçimde yana yattı.

Motosiklet devrilirken, köpeğin birkaç metre öteden gelen hırıltısını duydu. Harley, sol bacağını ezip öne doğru kaydı. Mouse da yolun kenarına savruldu. Mouse ağaçlar arasındaki karanlık yuvasında giderek büyüyormuş gibi görünen Kara Ev’i gördüğü sırada çürüyen bir el gözlerini kapattı. Köpeğin öfkeli hırıltıları yanında Mouse’un çığlığı, parlak, ince bir sesti.

Beezer ağaçların arasına daldıktan birkaç saniye sonra etrafındaki havanın yoğunlaşıp katılaştığını fark etti. Bu bir numara, dedi kendi kendine, Balıkçı’nın beyin beceren zehirlerinin yol açtığı bir sanrıydı. Diğerlerinin bu zehirden etkilenmediklerini umarak başını kaldırdı ve Mouse’un geniş sırtı ve örgülü saçlarının ötesinde yolun on beş metre ileride sola döndüğünü gördü. Ağır havanın yükünü kollarında ve omuzlarında hissediyor, şiddetli bir baş ağrısı, gözlerinin ardından başlayıp beynine doğru sinsice, zonklayarak ilerliyordu. Beezer, yan gözle Doc’a bakınca, onun kendisini izlediğini gördü. Hız göstergesini kontrol etti, saatte elli beş kilometre hızla ilerliyor ve giderek süratleniyordu. Dönemece vardığında doksana ulaşmış olacaktı.

Sol tarafında bir köpek hırladı. Beezer dönemece doğru onları takip eden hırıltıya dikkat kesilerek tabancasını cebinden çıkardı. Başındaki ağrı yoğunlaşmış ve alanı genişlemişti. Beezer gözleri yuvalarından dışarı itiliyormuş gibi hissediyordu. Büyük köpek -bir köpek olmalıydı, başka ne olabilirdi?- giderek yaklaşıyordu ve çıkardığı sesler, Beezer’ın hayalinde köpekbalığı dişlerin gördüğü açık ağzının kenarlarından fışkıran köpüklerle parlak, kırmızı gözlü bir başın belirmesine sebep oluyordu. Ayrı olay, dikkatini dağıttı: birincisi Mouse’un dönemece girerken ağırlaşan hava altında sırtını kaşımaya çalışıyormuş gibi öne arkaya garip bir şekilde savrulmasını görmesi, ikincisiyse gözlerinin ardındaki basıncın şiddetinin katlanarak artması ve Mouse’un düşmek üzere olduğunu görmesinin hemen ardan gözlerindeki kan damarlarının patlamasıydı. Koyu kızıl olan görüşü, kucak dolusu kopkoyu bir karanlığa dönüştü. Kafasının içinde çirkin bir ses belirdi. “Bacağıma odurdu ve bana zarıldı. Onu yemeye garar verdim. Çırpındı, gıvrandı, degmeledi, dırmaladı. Onu boğazlayıb öldürdüm...

“Hayır!” diye haykırdı Beezer ve kafasının içindeki çirkin ses, gıcırtılı bir kahkahaya dönüştü. Saniyeden daha kısa bir süre gözlerinin önündeki gölgelerin içinde, uzun boylu, tek gözlü bir yaratık ve bir şapka ya da kukuleta altında parlayan bir dizi diş belirdi...

...ve dünya aniden çevresinde dönmeye başladı ve kendini, göğsünde motosikletinin ağırlığıyla sırtüstü yerde yatar buldu. Gördüğü her şey koyu, kırmızı, lekeli bir perdenin ardındaydı. Mouse’un çığlık attığını duydu ve başını çığlıkların geldiği yöne çevirdiğinde kırmızı bir Mouse’un, kırmızı bir yolda, ona doğru yaklaşan dev gibi, kırmızı bir köpeğin önünde yattığını gördü. Beezer tabancasını bulamıyordu; fırlayıp ağaçların arasında kaybolmuş olmalıydı. Haykırışlar, çığlıklar ve motosiklet gürültüleri kulaklarını tırmalıyordu. Ne söylediğinin farkında olmadan bağırarak motosikletin altından sürünerek çıktı. Kırmızı bir Doc, kırmızı motosikletinin üzerinde, onu neredeyse tekrar yere yıkarak hızla yanından geçti. Bir silah sesi duydu. Ardından bir tane daha.

Doc, Beezer’in ona baktığını gördü ve kendini ne kadar kötü hissettiğini belli etmemeye çalıştı. Midesinde bulaşık suyu fokur fokur kaynıyor, mide duvarları kasılıyordu. Sanki saatte on kilometre hızla ilerliyordu, hava öylesine yoğun ve bayattı. Nedenini bilmiyordu, ama başı on beş yirmi kilo ağırlaşmış gibi hissediyordu, lanet olası bir durumdu; içindeki felaketi durdurabilse, bu durumu ilginç bile bulabilirdi. Hava yoğunlaşıp, katılaşıyor ve ardından çoğalıyordu. Bir bovling topu gibi ağırlaşan başı nerdeyse göğsüne düşecek gibiydi. Hemen yanındaki ağaçların ardından korkunç bir hırıltı duyuldu ve Doc neredeyse içinden yükselen kusma isteğine boyun eğecekti. Beezer’ın tabancasını çektiğini haya! meyal fark etti ve kendisinin de aynı şeyi yapması gerektiğini düşündü, ama Daisy Temperly adında bir çocuğun anısı aklını esti ve iradesini felce uğratmıştı.

Doc, Urbana’daki üniversite hastanesinin cerrahi bölümünde denetim altında neredeyse yüz ameliyat yapmış, bir o kadarında da asistan olarak bulunmuştu. Daisy Temperly bir sedye üzerinde ameliyathaneye getirilene her şey yolunda gidiyordu. Karmaşık bir ameliyattı ama çok zor sayılmazdı, ayrıca hayati tehlike de söz konusu değildi. Birkaç kemik kırılmıştı. Daisy bir trafik kazası geçirmişti ve bu, kazadan sonra olduğu üçüncü ameliyattı. Başladıktan iki saat sonra, bölüm başkanı, Doc’ın asistanlık ettiği cerrah bir ameliyata çağrılmış ve sorumluluğu Doc’a bırakmıştı. Biraz kırk sekiz saattir uykusuz oluşu, biraz da o bitkinlikle kendini Beezer, Mouse ve diğer yeni arkadaşlarıyla otoyolda motosikletleriyle hayal ediyor oluşu yüzünden bir hata yapmıştı -ameliyat sırasında değil, sonrasında. Verilecek ilaçlar için reçeteyi yazarken dozajı yanlış hesaplamış ve Daisy Temperly iki saat sonra ölmüştü Meslek hayatını kurtarmak için yapabilecekleri vardı ama hiçbirine yeltenmemişti. Stajını bitirdikten sonra da tıbbı bırakmıştı. Jack Sawyer ile konuşurken bırakmasının sebebini fazlasıyla basite indirgemişti.

Bedeninin orta bölümündeki isyan artık katlanılamayacak hale gelmişti. Doc hızla ilerlemeye devam ederken başını yana çevirip kustu. Motosiklet üzerindeyken ilk istifrası değildi bu, ama en acılısı ve en pisiydi. Bovling topu kafasının ağırlığı yüzünden boynunu uzatamamıştı ve kusmuklar sağ omzu ile koluna bulaşmıştı. Midesinden çıkıp gelenler sanki canlıydı ve keskin pençeleriyle dişleri vardı. Ağzından fışkıran kusmuğun kanla karışık olduğunu gördüğünde hiç şaşırmadı. Midesi acıyla ikiye katlanmış gibiydi.

Doc farkında olmadan hızını düşürdü, tekrar hızlanıp yüzünü karşıya çevirdiğinde Mouse’un motosikletinin devrildiğini ve dönemece doğru savrulduklarını gördü. Uzaktaki bir şelalenin gürültüsüne benzer bir ses duydu. Mouse belli belirsiz bir çığlık attı; Beezer aynı şekilde belirsizce, “Hayır,” diye haykırdı. Hemen ardından Beezer, tam önündeki büyük bir kayaya ya da benzer bir engele çarptı, öyle olmalıydı, çünkü Electra Glide’ı ağır havada uçarak bir takla attı ve Beezer’ın üzerine düştü. Doc’a göre bu iş kesinlikle çığırından çıkmıştı. Boğazlarına kadar pisliğe batmış durumdaydılar. Yapılacak tek mantıklı hareketi yaptı: güvenilir Colt’unu cebinden çıkararak önce nereye ateş edeceğini belirlemeye çalıştı.

Kulakları açıldı ve etrafındaki sesler tekrar hayat buldu. Mouse hâlâ acı acı feryat ediyordu. Doc köpeğin sesini nasıl olup da daha önce duymadığına şaşırdı, çünkü ağaçların arasında hızla ilerleyen köpeğin hırlaması, Mouse’un feryatlarını ve motosikletlerin gürültüsünü bastıracak denli şiddetliydi.

Giles’in lanet olası av köpeği süratle onlara yaklaşıyordu, hem Mouse, hem de Beezer devre dışıydı. Çıkardığı gürültüye bakılırsa hırlayan yaratık bir ayı büyüklüğünde olmalıydı. Doc tek eliyle tabancasını doğrulttu ve motosikletini tek eliyle idare ederek kendi motosikletinin altından sürünerek çıkan Beezer’in yanından hızla geçti. O korkunç ses- Doc, ayı iriliğinde bir köpeğin devasa dişlerinin Mouse’un boğazına geçtiğini hayal etti ve bu görüntüyü hemen gözlerinin önünden sildi. Her şey çok çabuk gelişiyordu ve dikkatli olmazsa o dişler kendi boğazına geçebilirdi.

Tam aklından geçiriyordu ki, bu sıradan bir köpek olmadığı gibi, sadece büyük değil...

...sağ taraftaki ağaçların arasından kocaman, kapkara bir yaratık fırladı ve Mouse’a doğru çapraz bir çizgi üzerinde son hızla koştu. Doc tetiği çekti ve patlama sesi üzerine hayvan yarı yolda ona doğru dönüp dişlerini gösterdi. Doc’ın tüm görebildiği, kıpkırmızı gözler, açılmış kırmızı bir ağız, uzun bir dil ve birçok keskin dişti. Diğer her şey savrulan bir pelerinle kaplanmış gibi karanlık ve belirsizdi. Ucuz votka gibi keskin, katıksız bir dehşet dalgası, geçtiği yerleri dağlayarak Doc’ın boğazından hayalarına doğru yayıldı ve motosikleti arkasını savurarak durdurdu -durması, tamamen reflekslerinin bir sonucuydu. Aniden gece çökmüş, zifiri karanlık olmuştu. Elbette göremezdi- gecenin köründe kapkara bir köpeği nasıl görebilirdiniz?


Yaratık tekrar döndü ve Mouse’a doğru ilerleyişine kaldığı yerden devam etti.

Silahlı olduğum ve diğer ikisi arkamdan geldiği için üzerime saldırmak istemiyor, diye düşündü Doc. Başı ve kolları yirmişer kilo daha ağırlaşmıştı, ama bu ek yüke karşın kollarını ileri uzattı ve silahını tekrar ateşledi. Bu kez yaratığı vurmuştu, ama.kurşunun onu hafifçe sarsmaktan başka bir etkisi olmamıştı. İri başı, Doc’a çevrildi. Hırlayışı daha da arttı ve açık ağzından gümüşümsü, uzun salyalar aktı. Kuyruğa benzer bir şey, ileri geri sallandı.

Doc açık, kırmızı ağza ve keskin dişlere baktığında kararlılığı zayıfladı, kolları daha da ağırlaştı ve başını dik tutmakta fazlasıyla zorlanmaya başladı. Kendini yaratığın korkunç ağzının içine düşüyormuş gibi hissetti; tabancası, yana düşen hissizleşen elinde sallanıyordu. Sonsuzlukta donmuş bir an, aynı gün Daisy Temperly için ameliyat sonrası reçete yazdığı görüntü beyninde belirdi. Yaratık, Mouse’a doğru hızlı adımlarla ilerledi. Doc, Sonny’nin öfkeyle sunturlu bir küfür savurduğunu duydu. Sağ tarafından gelen şiddetli mermi sesi bir anlığına kulaklarını sağır etti ve dünyası tamamen sessizleşti. “Buradayız, diye düşündü Doc. Öğle vakti, zifiri karanlıkta.

Sonny için karanlık, başında ve midesinde hissettiği yakıcı sancıyla bir anda ortaya çıkmıştı. Bedenini saran acı dalgası öylesine şiddetli, sarsıcı ve aşırıydı ki, Sonny’ye gün ışığının yok olduğunu düşündürmüştü. Kaiser de Doc ile Beezer’ın iki metre gerisindeydiler. Toprak yola gireli beş metre kadar olmuştu. Kaiser, motosikleti bıraktı ve ellerini başının iki yanına bastırdı. Sonny, onun neler hissettiğini son derece iyi anlıyordu: kor halinde kalın bir demir, başının tepesinden sokuluyor, geçtiği her yeri dağlayarak midesine doğru iniyordu. “Kahretsin,” dedi etrafındaki havanın, her oksijen ve karbon dioksit atomu yoğunlaşıp derisine yapışmış gibi ağırlaştığını fark ettiğinde. Sonra Kaiser’ın gözbebeklerinin, gözlerinin akları ortaya çıkacak şekilde yukarı doğru çevrildiğini gördü ve yanı başındaki adamın, bayılmak üzere olduğunu anladı. Kendisini fazlasıyla kötü hissediyordu, ama Kaiser’ı koruyacak bir şeyler yapmalıydı. Kaiser’ın irislerinin gözkapakları ardında kayboluşlarını izlerken diğer adamın motosikletine uzandı. Kaiser’ın burun deliklerinden kan fışkırmaya başladı, vücudu geriye doğru kaydı ve yana devrildi. Çizmesi motosikletin koluna takıldığı için birkaç saniye boyunca sürüklendi sonra çizme ayağından çıktı ve motosiklet durdu.

Kızgın demirin midesini oyduğu Sonny’nin başka seçeneği yoktu: diğer motosikletin devrilmesine izin verdi, acıyla inledi ve yana eğilerek hayatı boyunca yediği tüm yemekleri çıkarıyormuş gibi hissederek kustu. İçinde hiçbir şey kalmadığında midesi biraz rahatlamıştı ama beynine zehirli dev dikenler batmaya devam ediyordu. Kolları ve bacakları lastiğe dönüşmüş gibiydi. Sonny dikkatini motosikleti üzerinde odakladı. Hareketsiz duruyor gibi görünüyordu. Nasıl ilerleyebileceğini bilmiyordu, ama kanlı bir elin gazı arttırdığını izledi ve yol alırken yerinde dik durmayı başardı. Bu benim kanım mı, diye düşündü ve sonra Kaiser’ın burun deliklerinden fışkıran iki kan şelalesini hatırladı.

Arka planda artarak yükselen gürültü, iniş yapmak üzere olan bir 747’nin sesine dönüştü. Sonny o gün son isteğinin bu sesi çıkarabilen yaratıkla karşılaşmak olduğunu geçirdi aklından. Mouse en başından beri haklıydı: Ilinois’daki şirin kasaba Harko gibi burası da kötü, çok kötü bir yerdi. Sonny artık daha fazla Harko ile karşılaşmak istemiyordu, tamam mı? Bir tanesi yeterliydi.

O halde neden dönüp güneşli 35. karayoluna doğru son sürat uzaklaşmak yerine aynı yönde ilerliyordu? Neden silahını cebinden çekip çıkarıyordu? Cevap basitti. Başı ağrıdan kopacak gibi olsa da o jet -uçağı- köpeğin dostlarına zarar vermesine izin vermeyecekti.

Sonny neler olup bittiğini görebilmek için hızını artırıp dar yolda ileri fırladığında beynine saplanan zehirli dikenlerin sayısı arttı. Birisi çığlık atıyordu,

Sonny kim olduğunu çıkaramıyordu. Köpeğin tüyler ürpertici hırıltıları arasında bir motosikletin havada uçtuktan sonra yere çarpışının belirgin sesini duyunca içi titredi. Her zaman en önde Beezer olmalı, diye düşündü ya da cezamızı çekmeye hazır olmalıyız. Bir tabancanın büyük bir gürültü çıkararak patladığını duydu. Sonny, havadaki yapışkan, ağır atomlar arasında ilerleyebilmek için kendini zorladı ve beş altı saniye sonra devrilen motosikletinin yanında acıyla ayağa kalkmakta olan Beezer’ı gördü. Beezer’ın bir iki metre ötesinde ise bacakları iki yana açık bir şekilde motosikletinin üstünde oturarak karşı tarafında, yol üzerindeki bir şeye nişan almış olan Doc vardı. Ateş etti ve tabancasının namlusundan kızıl bir alev fışkırdı.

Sonny kendini daha önce hiç olmadığı kadar halsiz ve işe yaramaz hissederek hareket halindeki motosikletinden atladı ve arkasını görmeye çalışarak Doc’a doğru koştu. İlk gözüne çarpan, Mouse’un altı metre kadar ötedeki dönemeçte yan yatan motosikletinin ışığıydı. Sonra gözleri ve dişleri dışında hiçbir yerini seçemediği bir çeşit hayvandan oturduğu yerde gerileyerek kaçmaya çalışan Mouse’u gördü. Ağzından dökülen küfürlerin farkında olmayan Sonny, silahını doğrulttu ve Doc’ın yanından koşarak geçerken ateşledi.

Doc orada öylece duruyordu. Garip hayvanın çenesi, Mouse’un bacağı üzerinde kapandı. Hamburger büyüklüğünde bir et parçası koparmak üzereydi ki, Sonny yaratığı, atış talimi için biraz fazla gösterişli ama şu an içinde bulundukları koşullar altında son derece uygun bir silah olan Magnum’uyla vurdu. Sonny’nin müthiş mermisi, tüm beklentilere ve fizik kanunlarına karşı gelerek yaratığın gövdesinde futbol topu büyüklüğünde bir delik açmadı. Tek yapacağı, hayvanı biraz yana itip, dikkatini Mouse’un bacağı üzerinden çekmek olmuştu; yaratık yıkılmamıştı bile. Mouse acıyla haykırdı.

Köpek sertçe döndü ve beysbol topu iriliğindeki kırmızı gözlerini Sonny’nin üzerine dikti. Beyaz, sivri dişlerini göstererek ağzını açtı ve havayı ısırdı. Salyalar çenesinin iki yanından havaya savruldu. Yaratık omuzlarını alçaltarak öne doğru bir adım attı. İnanılmazdı ama hırlayışının şiddeti ve yaydığı öfke artmıştı. Sonny’yi uyarıyordu: bir an önce arkasını dönüp kaçmazsa, sıradaki kurban o olacaktı.

“Geber,” diyen Sonny, hayvanın ağzına nişan alarak tetiği çekti, köpek kanlar içinde küçük parçalara ayrılmalıydı, ama Magnum’un ateşlenmesinden sonra hiçbir değişiklik olmamıştı.

Lanet olsun, diye düşündü Sonny.

Köpeğimsi yaratığın gözleri parladı ve büyük, takoza benzer hayvanın karanlığın içinde oluşmuş gibi görünen başı görüş alanına girdi. Mürekkep karanlığında bir pelerinin önü hafifçe aralanmışçasına kalın boynu, kaslı omuzları ve güçlü ön bacakları ortaya çıktı. Sonny şanslarının dönüyor olabileceği düşündü, belki bu canavara bir şekilde zarar verebilirlerdi. Sol eliyle sağ elini bileğini tutarak kolunu sabitleştirdi ve köpeğimsi yaratığın göğsüne nişan alarak tetiği bir kez daha çekti. Patlama, kulaklarını pamukla tıkanmışlarmış gibi sağır etti. Beynine saplanmış olan tüm dikenler elektrik telleri gibi ısındı ve sakaklarının arasında dayanılmaz bir ağrı hissetti.

Yaratığın göğsünden koyu renk kan süzülmeye başladı. Sonny Cantinaro’nun benliğinin merkezinde ilkel, katıksız bir zafer hissi oluştu. Artık canavarın vücudunun daha çok bölümü görünür olmuştu. Geniş sırtı ve arka bacaklarının bir parçası seçilebiliyordu. Hiçbir cinse benzemeyen köpeğimsi yaratık, yüz otuz santimetrelik boyuyla neredeyse dev bir kurt iriliğindeydi. Yaratık ona doğru hareket edince Sonny silahını tekrar ateşledi. Tabancasının sesi, yankı yapıyormuşçasına arkada, yakında bir yerden daha geldi ve aşırı elektrik yüklü bir eşekarısını andıran bir kurşun, göğsünün az ötesinden vızıldayarak geçti.

Yaratık, bacağındaki yara yüzünden topallayarak geriledi. Kızıl bir öfkeyle yüklü gözleri, delercesine Sonny’ye dikilmişti. Sonny riski göze alarak omzu üzerinden baktı ve Beezer’ın dar yolun ortasında ayakta durduğunu gördü.

“Bana bakmayı kesip ateş et!” diye bağırdı Beezer.

Bu sesle uyanır gibi olan Doc tabancasını kaldırarak nişan aldı. Üçü birden silahlarını ateşlediler ve dar yolu, atış poligonundaki yoğun bir güne benzer bir gürültü kapladı. Köpeğimsi yaratık (Sonny, cehennem köpeği, diye geçirdi aklından) bir adım daha geriledi, korkunç ağzını açtı ve öfkeyle uludu. Yaratık, uluması sona ermeden ağırlığını arka bacakları üzerine verdi, sıçrayarak yolun karşı tarafına geçti ve sık ağaçların arasında bir anda gözden kayboldu.

Sonny bitkinlik ve rahatlama dalgalarına kapılarak olduğu yere yığılma dürtüsüyle savaştı. Doc olduğu yerde döndü ve Beezer elini koluna koyup durmasını emredene dek ağaçların ardındaki karanlığa ateş etmeye devam etti. Havaya ağır, miske benzeyen ve mide bulandıracak kadar tatlı bir hayvan kokusu sinmişti. Karanlık havaya doğru yükselen soluk gri duman, neredeyse beyaz gibi görünüyordu.

Beezer’ın yorgun yüzü Sonny’ye döndü, gözlerinin akları kıpkırmızıydı, “Kahrolası hayvanı vurdun, değil mi?” Beezer’ın, kulaklarını dolduran pamukların ardından gelen sesi zayıf bir vızıltı gibiydi.

“Lanet olsun, evet! En azından iki ya da üç kez olabilir.”

“Doc ve ben de birer kez isabet ettirdik. Ne tür bir yaratıktı o öyle?”

“Cehennemden kaçmışa benziyordu,” dedi Sonny.

Acıyla ağlayan Mouse, “Yardım edin!” diye üçüncü kez tekrarlayınca sonunda diğerleri onu duydu. Ellerini vücutlarının en çok acıyan bölümlerine bastırarak dönemece doğru yavaşça ilerlediler ve arkadaşlarının yanı başında diz çöktüler. Mouse’un kot pantolonunun sağ bacağı yırtılmış ve kanla kaplanmıştı. Yüzü, duyduğu dayanılmaz acıyla çarpılmıştı. “Sağır mısınız, salaklar?”

“Sayılır,” dedi Doc. “Sakın bana bacağından vurulduğunu söyleyeyim deme.”

“Hayır ama vurulmamam bir mucize olmalı.” Yüzünü buruşturarak keskin bir nefes aldı. Hava, tıslamaya benzer bir ses çıkararak dişlerinin arasından geçti. “Nasıl ateş ettiğinizi gördükten sonra kurşunların bana isabet etmemiş olmasına gerçekten şaşırdım. Ne yazık ki o yaratık beni ısırmadan önce hiçbiriniz bir halt edemedi.”

“Ben ettim,” dedi Sonny. “Bu sayede hâlâ bir bacağın sağlam.”

Mouse ona baktıktan sonra başını iki yana salladı. “Kaiser’a ne oldu?”

“Burnu kanamaya başladı ve yaklaşık bir litre kan kaybettikten sonra bayıldı,” dedi Sonny.

Mouse, insan bedeninin çıtkırıldımlığına tepki gösteriyormuş gibi içini çekti. “Sanırım bu lanet olası bok çukurundan çıkmaya çalışmamız gerek.”

“Bacağın iyi mi?” diye sordu Beezer.

“Merak ettiğin kırık olup olmadığıysa, değil. Ama iyi olduğunu da söyleyemem.”

“Nesi var?” diye sordu Doc.

“Söyleyemem,” dedi Mouse. “Kusmuğa bulanmış insanların tıbbi sorularını cevaplamıyorum.”

“Motosiklet kullanabilir misin?”

“Kahretsin, elbette, Beezer, hiç kullanamadığımı gördün mü?”

Beezer ve Sonny onun iki yanına geçip acı veren bir çabayla Mouse’u ayağa kaldırdılar. Kollarını .bıraktıklarında Mouse yana doğru birkaç adım attı. “Çok iyi görünmüyor.”

“Yeterince iyi,” dedi Beezer.

“Beeze, eski dostum, gözlerinin kıpkırmızı olduğunu biliyor muydun? Parlak kırmızı. Lanet olası Dracula’ya benziyorsun.”

Mümkün olduğunca hızlı hareket etmeye çalışıyorlardı. Doc, Mouse’un bacağına bir göz atmak istiyordu; Beezer, Kaiser Bill’in hâlâ hayatta olduğundan emin olmak istiyordu ve hepsi oradan bir an önce uzaklaşıp normal havaya, gün ışığına çıkmak istiyordu. Başları zonkluyor, kasları zorlanmaktan dolayı ağrıyordu. Hiçbiri köpeğimsi şeyin o an bir başka saldırı için hazırlık yapıp yapmadığını bilemiyordu.

1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   58


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə