Sigara alkol ve uyuşturucu maddeler raporu 2008 TÜRKİye yeşİlay cemiyetiNİn hedefleri




Yüklə 0.71 Mb.
səhifə3/12
tarix27.02.2016
ölçüsü0.71 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12

Çocuğunuzdaki anî değişikliğe dikkat!

ANKARA - Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, son olarak 16 yaşındaki Melis Akpınar’ın hayatını kaybetmesinin ardından uyuşturucu konusunda anne babaları uyararak, çocuklarında meydana gelen anî değişimlere dikkat etmelerini istedi. “O çocuklar bizim de çocuklarımız olabilirdi. Bu kapsamda anne babalara buradan seslenmek istiyoruz. Polis olarak, gerek bizler, gerek konunun tıbbi uzmanları olan Sağlık Bakanlığı çalışanları ve gerekse diğer ilgili uzmanlar ile anne ve babalar çok iyi diyalog içerisinde olmalı, işbirliği yapmalıdırlar” dedi. Anne-babaları en başta kendilerinin çocuklarına model olması gerektiği, madde kullanıcı ve bağımlılarının, bağımlılık sürecinde çoğunlukla sigara ve alkol gibi maddeleri kullanarak başladıklarının bilindiğinin unutulmaması, anne-babaların çocuklarının bulunduğu ortamlarda sigara ve alkol tüketiminden kaçınmaları konusunda uyardı. İyi gözlemleyin.


“Ailelerin çocuklarına daha fazla zaman ayırmaları, onları gerçekçi ve samimi bir şekilde dinlemeleri ve söylediklerini ciddiye almaları gerekmektedir” diyen Çalışkan şunları söyledi:
“Anne ve babalara buradan sesleniyoruz, lütfen çocuğunuzda meydana gelen anî ve sıra dışı değişikliklere dikkat edin. Çocuğunuzun davranışlarının gözlemlenmesinde daha hassas davranın ve gerektiğinde profesyonellerden yardım alınabileceğini unutmayın. Bu kapsamda, muhtelif illerimizde Sağlık Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma ve Tedavi Merkezlerinden (AMATEM) istifade edilebilmektedir. Buradan yola çıkarak madde kullanımı ve bağımlılığı ile mücadeleye sadece aile kurumunu değil, toplumun her kesimini dahil etmek gerekmektedir. Polis olarak maddeyi bireyden uzak tutma faaliyetlerinin yanı sıra, bireyi maddeden uzaklaştırma faaliyetlerine toplumun her kesiminin katkı sağlamasını ve bu konuda samimi çaba göstermelerini bekliyoruz.”

15 Temmuz 2006 Türkiye



6 ayda 365 çocuk geldi biri 8 yaşındaydı.

Uyuşturucu batağına saplanan çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde 18 yaş altı bağımlılara hizmet veren Çocuk, Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi'ne 'ilk kez başvuran hasta' sayısında son iki yılda iki kat artış yaşandı. Merkezde, tedavi gören madde bağımlıları arasında 8 yaşında bir çocuk bile var. Madde kullanımının ilköğretim çağına kadar düştüğüne dikkat çeken yetkililer, ilk kez 13-14 yaş çocuklarda eroin kullanımını gözlemlediklerini söylüyor. ÇEMATEM Şef Yardımcısı Dr. Defne Tamar Gürol, sorularımızı yanıtladı.



Uyuşturucu madde kullanan çocukların sayısında bir artış var mı?

2004 yılında merkeze ilk kez başvuran çocuk sayısını, bu yılın ilk altı ayında yakaladık. 2004'te 370 ilk başvuru almıştık, bu yılın ilk altı ayında 365 kişi başvurdu. Geçen yıl toplam 2 bin 750 poliklinik yaptık, bu yıl daha şimdiden 1600...

Gizlemiyor, aksine gurur duyuyorlar
Bu artışın nedenleri ne peki?

Öncelikle madde bulunabilirliği arttı. Gençler nereden, nasıl bulacaklarını çok iyi biliyorlar. Bir de, eskiden gizledikleri bir şeydi, şimdi gururla söyledikleri bir şeye dönüştü.

Uyuşturucuyla tanışma yaşı düştü mü?
Başlama yaşı ortalamada 13-14'e düştü ancak 11 yaşında gelenler de oluyor. Benim gördüğüm en küçük yaş 8'di. Daha önceki yıllarda 15-16 yaş başladıklarını görüyorduk, artık ilköğretim düzeyine düştü. Bir de 18 yaş altında eroin kullananlara rastlamıyorduk. Son birkaç ayda eroin kullanan çocuklar gelmeye başladı. Bu, madde kullanımının yaygınlaşması ve ulaşılabilirliğiyle ilişkili.
'Hadi gel birlikte içelim' demeyin
Ailelerin yaptıkları yanlışlar neler?
Aileler gururla şunu söyler: Ben çocuğuma ilk kendi elimle alkol verdim. Yasa, 18 yaşın altında alkolü yasaklar. Çocuk da bazen kural dışı davranabilirim, diye düşünüyor. Alkolü ve maddeyi deneme yaşı ne kadar geç olursa, zararlı kullanım eğilimi o kadar az olur.

Parçalanmış ailelerin çocukları risk altında mı?
Madde kullanımı için bazı risk ve koruyucu faktörler var. Parçalanmış aile, ailede huzursuzluk, düşük sosyo-ekonomik düzey, çok çocuk, göç, şiddet risk faktörüdür.

Çocuğun kullanıcı olduğu nasıl anlaşılır?

Arkadaş çevresinin değişmesi derslerin kötüye gitmesi bile önemli veriler. İdrar testi deneniyor, ancak bir süredir kullanmıyorsa idrarda çıkmayabilir.

14 Temmuz 2006 Milliyet
Aile koruyor

ANKARA (İHA)- Gençler arasında gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı konusunda Meclis’te daimi bir komisyon kurulması için kolları sıvayan TBMM Sokak Çocuklarını Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Siirt Milletvekili Öner Ergenç, hazırladığı çarpıcı raporu Başbakan Erdoğan’a sundu. “Aile bağları sağlam olan gençler uyuşturucuya ihtiyaç duymamaktadır” değerlendirmesi yapıldı.


En büyük anarşi alkol

Dünyada 200 milyon uyuşturucu bağımlısının bulunduğuna dikkat çekilen raporda, uyuşturucu mafyalarının son yıllarda bu işten elde ettiği gelirin 800 milyar dolar olduğu bildirildi. Rapora göre, Türkiye’de her yıl sigara nedeniyle 200 bin kişi ölüyor. 160 bin tiryakiyle sigara içilen mekânda bulunan çoğunluğu bebek ve çocuk olmak üzere 40 bin kişi hayatını kaybediyor. Sigaraya başlama yaşının 9-10’a kadar indiğine işaret edilen raporda, alkol kullanma yaşının da 12 ilâ 14 olduğu ifade ediliyor.


Liseliler başı çekiyor

“Eskiden özel okullarda, ekonomik durumu iyi aile çocuklarında uyuşturucu kullanımı yaygındı. Ama şimdi ise durum çok farklı. Özellikle varoş kesimlerinde, yarı kentsel alanda, tahminlerden uzak yüksek bir oranda madde kullanılıyor. Daha iki yıl öncesi uyuşturucu kullanma yaşı 12 civarlarıyken, şimdi bu oran 10 yaşına kadar düştü. Eskiden trend daha çok tiner-bali gibi uçucu maddeleri şehir merkezlerinde görülüyordu, varoşlarda pek görülmüyordu. Şimdi ise varoşlarda kullanılıyor. Kimi zaman da parayı bulmak için suç işleniyor. Madde kullanımı artık ilkokuldan liseye kadar yayılmış durumda.


Her şey bir sigara ile başlıyor

“Uyuşturucu madde tacirlerinin gecekondu semtlerindeki dar gelirlileri hedef aldığı kadar orta direğin üstü, zengin denilen aile çocuklarının da uyuşturucu tuzağına daha yakın olduğu unutulmamalıdır.

Uyuşturucu olarak ülkemizde en fazla kullanılan uyuşturucu türü esrar, eroin ve ecstasy türü haplardır. Uyuşturucu kullananlar daha çok suça meyilli oldukları gibi, uyuşturucu almak için para bulamayanlar gasp, fahişelik, hırsızlık, cinayet gibi suçları işlemekte, kızlar da para bulmak için fuhuş yapmaktadırlar.

16 Temmuz 2006 Türkiye



Kokainci Maradona
Futbol dünyasında uyuşturucu kullananların sayısı da az değil. Onun dışında tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olarak kabul edilen Maradona’yı da yeşil çimenden bu alışkanlığı kopardı. 1991 yılında İtalya’da Napoli takımının formasını giydiği sırada rutin bir doping kontrolünde kokain kullandığı ortaya çıkan Maradona, Arjantin’e dönüşünde de uyuşturucu bulundurduğu gerekçesiyle göz altına alınmıştı. Gözaltı günlerinde evinin önünde bekleyen gazetecilere saldıran Maradona, artık çalımlarıyla değil olaylarıyla manşetlere çıkmaya başlamıştı.
Bir süre futbola ara veren Maradona 1993 yılında İspanya’nın Sevilla takımına transfer oldu. Ancak 1994 Dünya Kupası’nda yasak madde kullandığı tespit edilen Maradona şampiyonadan men edildi ve 15 ay ceza aldı. 15 aylık süre zarfında Deportivo Mandiyu ve Racing Clup’da teknik direktörlük yapan Maradona, cezasının bitmesiyle 1995 yılında yuvam dediği Boca Juniors’a oyuncu olarak döndü. 2 sezon Boca’da oynayan Maradona kariyerini kemiren kokain alışkanlığından kurtulamayınca 37 yaşında aktif futboldan koptu.
Futbolu bıraktıktan sonra sağlık problemleri yaşayan Maradona, uyuşturucuya bağlı olarak kalbinden geçirdiği rahatsızlığın ardından Küba’da 22 aylık bir tedavi gördü. Nitekim bir açıklamasında, “Kendi bedenime karşı saygısız olsam da işime devamlı saygılıydım; bu yüzden de dünyanın en iyisi benim.” diyecekti.
ALKOL
“Her ne kadar insan vücuduna zararı ciddi boyutlarda olduğu ilmen ispatlanmış olsa da içki kimileri için bir sembol bugün. İnsanları farklı ideolojik kalıplara bölmek ya da bulundukları ortamdan dışlamak için bir turnusol kâğıdı hükmünde adeta…

( Aksiyon 25 Aralık 2006)




  • Rakı içen kadın sayısı % 15’e yükselmiş (16 Aralık 2006 tarihli Hürriyet).

  • toplam içki satışının % 48 bakkallar, % 28 kuruyemişçi ve tekel bayileri, % 20 marketlerde.

  • Türkiye’de bira tüketimi 12 litre, 1970 li yıllarda 1,5 litre idi (kişi başına)

  • ABD’de bira tüketimi (kişi başına) 80 litre. Biracı ülkelerde 150 litre.

  • Amerika halkının üçte ikisi alkol kullanıyor. Yarısı ise devamlı içicidir.

  • Türkiye’de alkollü içki içenlerin % 92’si birayla başlıyor. Rakı ve şarapla devam ediyor.

  • Alkolün Sonu Acil Servis.

  • AMATEM’e göre her yıl 1 milyon çocuk alkole başlıyor.

  • Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği Başkanı Kadir ALBAŞ’a göre sadece Beyoğlu’nda 1500 civarında alkollü eğlence mekânı faaliyet gösteriyor.

  • Alkollü içki, uyuşturucu ve sigara bir nevi özgür irade ile tedrici intihardır.

  • Alkolün son safhası alkol komasıdır.

  • Bazıları 200 promilde kamuya giriyor. Bazısı 400 promilde giriyor. 300-500 promil yoğun bakımlıktır. 500 den sonrası “ölüm eşiği” kabul ediliyor.

  • Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisinde çalışan Dr. Aytaç AKBAŞ’a göre, “Trafikte 50 promil sınırı yanlış”

  • İngiltere’de alkol koması yaşı 6 (altı) dır.

  • Rusya’da geceleri alkolikleri toplayan araçlar vardır.

  • Her 3 Rus erkeğinden 1’i ve her 7 Rus kadınından 1’i alkoliktir.

  • Rusya’da alkol tüketimi 1991 den bu yan % 40 arttı.

  • Alkol tüketiminde Rusya dünya ülkeleri içinde ilk sıradadır.

  • Rusya’da iş yerlerinde sigara molası gibi “İçki molası” veriliyor.

  • Rusya’da alkol sektörü 9 milyar dolardır.

  • Rusya’da 14 yaş altında 22 bin alkolik çocuk var.

  • Dünya’da en fazla alkole bağlı ölümün gerçekleştiği Rusya’da bu oran AB ortalamasından tam 20 kat daha fazla.

  • Rusya Federasyonunda her yıl 700 bin kişi nüfusunda azalıyor.


163 Rus Sahte Votkadan Öldü

Rusya’nın başkenti Moskova’da son bir haftada sahte içki içen 163 kişinin öldüğü bildirildi. Yetkililer, bu yıl alkollü içki üreticilerine getirilen kısıtlamadan sonra sahte alkolden ölümlerin geçen yıla göre 17 kat arttığını söyledi. 400 olan içki üreten firma sayısının 13 bine yükseldiğine dikkat çeken yetkililer, “Firma sayısı arttığı için ürün kalitesini takip etmek mümkün değil” dedi. AA


Alkollü araba kullanırken sızan… bariyerlere çarptı. Kurtarma çalışmaları sırasında uyanan… ilk işi rakı şişesini sormak oldu.

Akşam 19 Temmuz 2006 Sayfa:1



Çakırkeyiflikten Komaya

(2006 Aralık, Aksiyon Dergisi, Emin Akdağ, Sedat Gülmez, Ayşe Adlı, Zafer Özcan, Bülent Ceyhan, İbrahim Doğan). Fatih Vural, Behram Kılıç, Faruk alkan - MOSKOVA


“Az az içiyorum, bir şey olmaz” demek büyük bir risk. Günde bir şişe bira ya da bir kadeh rakı bile karaciğerde yağlanmaya sebep olabiliyor. Bu, içen kişinin genetik yapısıyla ilgili. Alkolizm başlı başına bir hastalık. Üstelik birçok hastalığa yol açıyor

Alkolün şişedeki gibi durmadığını en iyi içenler biliyor şüphesiz. Ama sonuçları ortadadır. Hem bireyde hem de toplumda onulmaz yaralar açıyor içki. Müptelâların “İçtiğim bir bira, az az içiyorum zararı yok, sosyal içiciyim, içince kendimi daha cesur hissediyorum” gibi ifadeler kullanması aldanmışlıktan başka bir şey değil. Zira alkol, beyindeki kontrol mekanizmasını devre dışı bırakarak kişide geçici rahatlama, gevşeme ve keyif duygusu sağlıyor. Etkisi bittiğinde kişi uzaklaşmak istediği sıkıntıları daha derinden yaşıyor. Yeniden alkole başvurduğunda ise ‘çakırkeyif’ moduna girebilmesi için dozu artırması gerekiyor. Kısa bir sürede oluşan kısır döngünün girdabına kapılarak ağır içiciliğe ya da alkolikliğe terfi ediyor. Sonuç ya koma ya da ölüm.

25 yıldır çeşitli madde bağımlılarının tedavisiyle uğraşan Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Klinikleri Şefi Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, “Bugüne kadar alkolle problemi olan yaklaşık 50 binin üzerinde insanla karşılaştım. Birbirinin aynısı iki hastam olmadı. Hepsi birbirinden faklı.” diyor.

Hem alkolün tek zararı karaciğere değil. Karaciğer kadar beyne de zarar veriyor alkol. Mide, bağırsak ülserine, gastrite yol açıyor. Vücuttaki bütün sistemlerde hasar oluşturabiliyor. Ancak uzun süre alkol kullanın kişi Alzheimer olacak kadar da yaşlanmaz zaten.”

Alkol müptelâlığı başlı başına bir depresyon sebebi. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, alkolün psikotik harici ruhsal bozukluklara zemin hazırladığına da dikkati çekiyor: “İntihar davranışlarında, depresyondan sonra, ikinci sırayı alkolle bağlantılı bozukluklar alıyor.” 1988’den bu yana yurt içinde ve yurt dışında alkolizm üzerine çalışmalar yürüten İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Yargıç’a göre alkol bağımlılığı kendi başına bir hastalık:

Prof. Yargıç, “Panik atak hastaları da ayrı bir tehditle yüz yüze. Bu hastalığın sebebi beyindeki nor adrenalinler, alkolle bastırılabilir. Panik atak birisi alkol alınca rahatlar bu yüzden. Ama alkolün etkisinin geçmesiyle panik ataklar daha şiddetli olur. Çünkü bastırılan nor adrenalinler daha büyük etki yapar. Bunlar dışında alkolizmle şu hastalıklar arasında da bağlantı var: sosyal fobi, travma sonra stres bozukluğu, manikdepresiflik.” diyor.


KALBE İYİ GELEN ŞARAP DEĞİL ÜZÜMÜN ÇEKİRDEĞİNDEKİ MADDE

Prof. Beyazyürek, alkolün 30 yaşındaki bir kişinin cinsel ilişki sıklığını haftada iki üç günden bire düşürdüğünü söylüyor. Bağımlılığın derecesiyle sıklık arasında ters orantı söz konusu. Öte yandan alkol kısırlık sebeplerinin ilk sıralarında yer alıyor. Sperm hücrelerini çok hızlı bir şekilde öldürüyor. Erkeğin kısırlığı artıyor.

Alkolün sosyal zararları fizyolojik ve psikiyatrik tahribatı aratmıyor. İş, okul ve aile hayatı âdeta felce uğruyor. Konsantrasyonun ön plâna çıktığı işlerde verim sıfıra yaklaşıyor. Trafikte insanları canavarlaştıran ana unsurlardan biri aynı zamanda.
Alkol ve diğer uyuşturucular birer (toksik madde) zehir. Yine de bunların kullanımı insanlık tarihi kadar eski. “Ben sadece bira içiyorum.” demenin bir yanılgı olduğunu vurgulan Çelikkol, “Hâlbuki konuya birim alkol açısından bakıldığında arada bir fark bulunmuyor. Bir şişe bira, yaklaşık bir kadeh rakı, viski gibi sert içkiye, bir bardak şaraba eşdeğerdir. Önemli olan, alınan alkol miktarıdır.” diyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, Türkiye’de alkol kullanımının alarm derecesinde artma eğilimi gösterdiğini belirtiyor. Aileden başlayarak topluma yayılan bağımlılığın, salgın haline dönüşmesinden korktuğuna dikkati çekerek, yeni başlayanların ve bağımlıların artışını Tekel’in özelleştirilip dış piyasaya açılmasıyla bira ve düşük alkollü içeceklerin yaygınlaşmasına bağlıyor: “İçimi kolay olan ve zararsız zannedilen bu içeceklerin gençler ve çocuklar tarafından alınması ve dozunun giderek arttırılması alkol bağımlılığına neden oluyor.”


Çelikkol’un şu söyledikleri ise oldukça önemli: “Alkolizmin nerede başladığı, hangi durumda alkolizm deneceği açık değildir. Her düzeyde alkol kullanımının, kullanan her kişi için bir üst basamağa çıkma riskini artırdığı bilinmelidir. Bugünün masum bira içicisi yarın alkolik olmaya adaydır.”
Gelelim, “günde bir kadeh şarap kalbe faydalı” efsanesine… Prof. Dr. İlhan Yargıç, efsaneyi onaylıyor, ama nasıl? “Doğru, günde bir kadeh şarap kalbe iyi gelir, kolesterolü düşürür. Etkiyi yapan şaraptaki alkol değil, şarabın üretildiği üzümün çekirdeğindeki antioksidanlar. Kuru üzüm de yesen aynı faydayı elde edebilirsin. Sağlık adına şarap içmek zorunda değiliz.” Yargıç’ın ironik yaklaşımının arka plânını unutmamak lâzım. Bir an için sağlık adına kuru üzüm yerine bir bardak şarap tüketmenin yeğlendiğini kabul edelim. Ya, şaraptaki alkolün bütün vücut sistemlerine yaptığı tahribat ne olacak? Şarabın, kişiyi alkolik aşamasına götürmeyeceğinin garantisi var mı?
Sıkıntı ve keder anından uzaklaşmak için içenlerin halini ‘içiyorsa bir sebebi var’ özdeyişiyle anlamak mümkün belki. Mutlu günlerinde, neşeliyken ya da güzel bir gelişmeyi kutlamak mantığıyla içilmesinin sebebi ne ola ki? “Bir kutlamada neşelenmek, hareketlerine serbesti getirmek adına içiliyor. Kontrol mekanizması ortadan kalkıyor. Kontrol mekanizması olmadan bir davranış içine girişi arıyorlar. Dolayısıyla kutlamalarında alkol tüketiyor bazıları.” diye cevaplıyor bu soruyu, Prof. Beyazyürek. Ardından gelen “Alkol neşe verir mi gerçekten?” sorusunu şöyle cevaplıyor: “Bir süre için. İnsan hep hareketlerini ve davranışlarını kontrol eden bir varlıktır. Cemiyet içinde yaşamanın kuralı da bu zaten. Kontrolsüzlüğü arıyor. Bulunca da neşelendiğini zannediyor.” Zevk arayışı aynı zamanda alkolü bırakamamanın da temel sebeplerinden. Prof. Yargıç, “Beyindeki zevk merkezi bağımlılık yapan madde tarafından etkileniyor. Zamanla söz konusu madde sırf keyif verdiği için kullanılıyor. Ardından bağımlılık oluşuyor. Mesele, dürtünün tatmini peşinde koşmayı bırakma. Eğer irade gösterilirse altı ay-bir sene aralığında beynin zevk merkezindeki aşırı uyarılmışlık ve buna bağlı dürtü azalıyor.” diyor.
Alkol kullanma yaşı giderek düşüyor. Bu durup dururken olmasa gerek. Prof. Beyazyürek Türkiye’deki sosyal yapının alkol almayı özendirdiği görüşünde: “Okulların etrafına bakınız. Yasa ile uygulama birbiriyle çelişiyor. Yasa diyor ki, devlet vatandaşını her türlü bağımlılık yapıcı maddeden korur. Bir meyhane en az 200 metre mesafede olacak deniyor. Galatasaray Lisesi karşısında Çiçek Pasajı var. Çıkan öğrenci orada eğlenen, içki içen insanları görüyor. Bu çelişki ortadan kalkmadıkça alkol sorunuyla gerçekçi bir mücadele yapılamaz.”
Prof. Recep Akdur’a göre, alkol kullanımının önüne geçilmesinin ilk şartı etkin denetim. Okul, dershane, kurslar ve spor alanları gibi gençlerin sıklıkla gittiği yerlerin çevresinde alkol satışı mutlaka yasaklanmalı. Ayrıca 18 yaşın altındakilere satışa da kesinlikle izin verilmemeli.

ALKOL TÜKETİMİNDE TÜRKİYE OECD SONUNCUSU
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005 verilerine göre Türkiye’de 4 milyon alkolik, 13 milyon da alkole meyilli kişi var.

Şaraplarıyla ünlü Fransa ise, alkol tüketiminin lideridir.



İÇKİ REKLÂMLARI DAVA EDİLEBİLİR
Prof. Mansur Beyazyürek birçok gazetede tam sayfa yayımlanan içki reklâmlarına hayli tepkili: “İçkinin reklâmı bütün medeni ülkelerde yapılırken altında, ‘belli bir dozun üzerinde alındığında zarar verir’ diye yazar. Türkiye’de bu bile yok. Böyle bir şey var mı? Zarar verici bir maddenin içersen ancak hayatı bulursun diye reklâmı olur mu? Hem de tam sayfa!”

Bir konserve kutusunda son kullanma tarihi, içindeki maddeler belirtilmese dava edersiniz. İçki reklâmı veren zararlı olduğunu niçin yazdırmıyor. Vatandaş dava edebilir.”

Merak edilen konulardan biri de, sigaraya karşı oluşan tepki ve bilinçlenmenin alkolde niçin meydana gelmediği. Oysa toplum, sigara gibi alkolün zararında da hemfikir. Nice ocağın alkol yüzünden söndüğünün yakın şahidi. Kapalı yerde sigara içen biri ikaz edildiğinde derhal mahcup bir edayla gereğini yerine getirirken, alkolde neden bu noktaya varılamıyor? Prof. Beyazyürek’e göre, sigaradaki bilinçlenmede maddenin üzerine ‘sağlığa zararlıdır’, ‘erkekliği öldürür’, ‘kansere yol açar’ ve benzeri ifadelerin yazılması son derece etkili oldu. Bütün dünyada sigara tüketimi yüzde 5 oranında azaldı.

YEŞİLAY ATAĞA GEÇİYOR

“Bağımlılık yapıcı maddeyi kullanmak sosyal statü değildir. Böyle bir sosyal statü yok dünyanın hiçbir yerinde. Bu bir kandırmaca.”


5 Mart 1920’de kurulan Yeşilay’ın (Hilâli Ahdar), 1980’lerde çok etkin bir performans ortaya koyduğunu görüyoruz. Mektup pulu geliri ve okullarda dağıtılan zarflarla desteklenen cemiyet, son 10-15 yıldır geri plânda. Yeşilay Genel Sekreteri Ahmet Sırrı Arvas, devletten acilen fon ayırması ve mekân tahsis etmesini istediklerini belirtiyor. Bunun için siyasi ve bürokratlarla temas halindeler. Yazar ve avukat Mustafa Necati Özfatura’nın iki dönemdir başkanlığını yaptığı cemiyetin görevdeki genç yöneticilerinin birçok projesi var; ama zamanlarının yüzde 70’ini projelere sponsor desteği için harcamak zorunda kaldıklarından işler biraz yavaş ilerliyor.
Tüm imkânsızlıklara rağmen okullara 1,5 milyon adet doküman göndermişler. Konferans, seminer, tiyatro ve akademik yazı çalışmaları da devam ediyor. Mayıs 2007’de Türkiye’deki ilk uluslararası bağımlılık sempozyumunu organize edecek Yeşilay. Hedef, dünya çapında uzmanları bir araya getirmek. Şu an 76 proje üzerinde çalıştıklarını söylüyor Arvas. Yine onun verdiği bilgilere göre Yeşilay’ın birkaç binanın kira geliri haricinde maddi akarı yok. Çalışanların hepsi gönüllü.
1996’dan bu yana Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne bağlı AMATEM’de görev yapan Doç. Dr. Duran Çakmak, son 10 yılda madde bağımlılığında artış gözlemlediklerini söylüyor. 100 yatak kapasiteli merkezde halen 85 hasta yatarak tedavi görüyor. Bunların 5’te 3’ü alkol bağımlısı.
AMATEM’E HER GÜN 100 BAŞVURU
Ankara Numune Hastanesi Psikiyatri ve Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi Eğitim Merkezi (AMATEM) Klinik Şefi Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, merkezde tedavi gören madde bağımlılarının çoğunun, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan geldiğini belirtiyor. Listenin başında Gaziantep var. Onu Van izliyor. Hakkari ve Kilis’teki oran da yüksek. Dilbaz bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eroin, esrar, alkol gibi maddelere kolay ulaşılıyor, kullanımı sosyal kabul görüyor ve kaçak geldiği için ucuza satılıyor. Bu da bu bölgelerde bağımlı sayısının yüksek olduğunu gösteriyor.” 2004’te 572 hasta tedavi için merkeze yatırılmış, bu sayı 2005’te yüzde 25’lik artışla 784’e çıkmış.

ALKOL TÜKETİMİNİN KANSER RİSKİNE ORANI

Tüketim miktarı Kanser riski

0 – 30 gr 1,2

30 - 60 gr 3.2

60 gr üstü 9,2

Duran Çakmak’a göre, hayat boyu devam etme eğilimi taşıyan hastalığın tedavi sonrası nüksetmemesi için azami dikkat şart. Kesin bırakmasına rağmen ‘bir kadehten bir şey olmaz.’ diyen alkoliğin eski haline dönmesi işten bile değil. ‘Kayma’ diye tanımlanan bu sürecin başarıyla atlatılmasında kişiye, ailesine ve yakınlarına büyük iş düşüyor. Çakmak, zaten alkoliklerin hastalıklarını kabul etmede 3-5 yıl zaman kaybettiklerini hatırlatarak, tedavi sonrasındaki hassasiyete bir defa daha vurgu yapıyor: “Herkes bağımlı olabilir. Bu asla unutulmamalı.”


Çakmak, alkol bağımlığında genetik ve sosyal sebepler kadar öğrenme ve karakter gibi boyutları da önemsiyor. Tedavi aşamasındaki hastaların hepsi aynı oranda umutla dolu değil. Kimi tedaviden olumlu sonuç alınacağına inanırken kimi de daha baştan ‘geliyoruz ama neticesiz kalacak.’ görüşünde. Çakmak bu noktada iradenin ehemmiyetine işaret ediyor. AMATEM’e her gün 100 kişi başvuruyor. 2005’te 8 bini alkol yüzünden 17 bin kişi kapısını çaldı merkezin. Bunların 1400’ü yatılı tedavi gördü. Ekim 2006 sonunda geçen yılkı başvuru miktarı çoktan yakalanmıştı.
İstanbul’daki merkeze gelen bir hastanın ilk aşamada alkol veya madde kullanımının kesilmesine bağlı yoksunluk bulguları ilâçla tedavi ediliyor. Sonrasında alkol veya maddeye tekrar başlamamaya yönelik psikoterapi programı uygulanıyor. 28 günlük bu program hastanede tamamlanıyor. Hastaların yakınlarına yönelik aile toplantılarıyla tedavi süreci destekleniyor. 1983’ten beri hasta kabul eden merkezde 1 klinik şefi, 6 psikiyatri uzmanı, 1 aile hekimi, 7 asistan doktor, 5 psikolog, 35 hemşire, 5 sağlık memuru hizmet veriyor. Polikliniklerden eğitim salonuna, yoğun bakımdan kütüphaneye kuvvetli teknik alt yapısı var. 1996-2003 yılları arasında alkol kullanımı sebebiyle AMATEM’e başvuranların sayısı 62 bin 81 kişi. Bunlardan 2 bin 974’ü kadın, 59 bin 107’si erkek. Aynı dönemde yatılı tedavi görenlerin sayısı 174’ü kadın, 6 bin 613 kişi. Erkeklerde en çok başvuru 8 bin 475 ile 1999’da, kadınlarda 631 ile 1998’de gerçekleşiyor. Yatılı tedavi rekoru, erkek ve kadınlarda da 1988’de kırılıyor. Bu yıl 955 erkeğe ve 36 kadına yatılı tedavi tatbik ediliyor. Merkezde yoğun bakım, alkol-madde yoksunluk tedavisi (detoksifikasyon), alkol-madde kullanımına bağlı psikoz ve 28 günlük psikoterapi tedavisi üniteleri bulunuyor. 2006’nın ilk 9 ayında 17 bin 81 kişi poliklinikte çare aradı.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə