Sigara alkol ve uyuşturucu maddeler raporu 2008 TÜRKİye yeşİlay cemiyetiNİn hedefleri




Yüklə 0.71 Mb.
səhifə10/12
tarix27.02.2016
ölçüsü0.71 Mb.
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   12

17 Ekim 2006 Hürriyet



* * *
KORSAN SATICILIK

Korksan satıcılar, 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” göre korsan CD, DVD ve kitap satan kişiler hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis ve 10 bin YTL den 150 bin YTL’ye kadar para cezası uygulanıyor.

Korsan satıcılar, hapis cezasından kaçmak için çocukları kullanıyor.

Maaşlı çocuk satıcı tutanlar var.

Perde arkasındaki esas korsan ceza almadan kurtuluyor.
* * *
ÇOCUK
İyi aile ilişkisi riskleri ortadan kaldırıyor.

TNS-PİAR'ın SABAH için gerçekleştirdiği "Gençliğin Sesi" adlı araştırma, hem günümüz gençliğinin değer ve tutumlarını, hem de risk altındaki gençlerin kimler olduğunu ortaya çıkardı. Sonuçlar günümüz gençliğinin özellikle alkol ve uyuşturucu tehdidi altında yaşadığını gösterirken, bu riskin ortadan kalkmasında aile ilişkilerinin önemini vurguladı. Çünkü, aileleri ile ilişkilerini "iyi" olarak nitelendiren gençler uyuşturucu madde olmak üzere risklerden uzak kalıyor. Araştırmanın danışmanı Davranış Bilimleri Enstitüsü Müdürü Psikolog Emre Konuk, sonuçlara göre risk altındaki gençleri 6 başlık altında topladıklarını söyledi. Konuk'a göre, risk altındaki gençler "madde ve düzenli alkol kullanan, madde ve alkol kullanan yakın arkadaşları olan, intihar eğilimi taşıyan, intihar teşebbüsünde bulunan, akademik açıdan başarısız ve mutsuz gençler." Bu risklere katkıda bulunan ya da ortadan kaldıran en önemli faktör aile ilişkileri. Yine araştırmanın sonuçlarından birisi de gençlerin tutum ve davranışlarını oluşturmada arkadaşlarının ne kadar etkili olduğunu göstermesi oldu. Gençlerin yüzde 64'ü başta sigara olmak üzere, uyuşturucu madde ile arkadaşları ve çevreleri sayesinde tanışıyor.

84 RÖPORTAJ YAPILDI
15-22 yaş arasındaki gençlerin cinsellikten siyasete, eğitimden türbana kadar, pek çok konudaki tutumlarının anlatıldığı araştırma İstanbul, Ankara, İzmir'in de aralarında bulunduğu Türkiye'nin tüm bölgelerinden seçilmiş 17 kentte gerçekleşti. Bin 214'ü kız 2 bin 406 genç ile yapıldı. Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve ailesi, Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Prof. Dr. Beyza Bilgin, Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu'nun da yer aldığı akademisyenler, modacı Cemil İpekçi, gazeteci yazar Çetin Altan, tiyatro ve sinema sanatçısı, manken ile ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin de aralarında bulunduğu 84 kişi ile dizi süresince röportajlar yapılarak, dizi sonuçları değerlendirildi. Araştırma hem gençler hem de aileleri başta olmak üzere yakından takip edilirken, eğitimciler, psikologlar ve siyaset bilimciler tarafından ilgi ile izlendi.
İşte risk altındaki gençler


  • Madde ve düzenli alkol kullanan

  • Madde ve alkol kullanan yakın arkadaşları olan

  • İntihar eğilimi taşıyan

  • İntihar teşebbüsünde bulunan

  • Akademik açıdan başarısız

  • Mutsuz gençler

04 Kasım 2006 Sabah

Çocukla İletişim Kurma Yolları

Çocuğa yakınlaşırken onu ana-baba veya öğretmen olarak olduğu gibi kabullenmeli ve bu haliyle sevdiğini, önemsediğini hissettirmelidir. Unutulmamalıdır ki, çocuğu kendi isteklerimiz amaçlarımız yönünde programlamak değil, çocuğun yetenek ve özellikleriyle yönlendirmek, onu eğitmektir. Çocukla iletişim kurmanın en etkili yolu onu dinlemektir. Onu DUYMAK değil DİNLEMEK önemlidir.

Çocuklara devamlı uzun ve sıkıcı öğütler ya da mantıklı açıklamalar yerine, bir şeyin ne kadar çok istendiğini ona hissettirin. Böylece çocuğun gerçeği kabullenmesi kolaylaşır. En mantıklı şey “Çocuk olsaydım böyle bir durumda ben ne yapardım?” sorusunu cevaplamaktır. Böylece çocuğun karşısında olmak yerine, onun yanında olunacaktır. En güzel ve sağlıklı çözüm içinde – kaybeden tarafın olmadığı bir yöntem üretebilmektir. Yeni ebeleyen ve çocuk sorunu karşılıklı doyum ilkesi içinde çözmelidir. İhtiyaçlar karşılıklı dile getirilmeli ve sorun iki tarafın kabul edebileceği şekilde çözümlenmelidir.

Anne babalar çocuk eğitirken genelde üç grupta toplanabilecek davranışlar sergilerler; Bunlardan ilki, denetleyici yaklaşımdır. Diğeri ise, Destekleyici yaklaşımdır.

Üçüncü yaklaşım ise pasif yaklaşımdır ki, burada aile çocuğun etkinlikleri karşısında son derece ilgisiz ve kayıtsızdır.

Güzle Vatan Gazetesi
İngiltere’de ‘köle çocuk’ skandalı

Bir zamanlar ‘üzerinde güneş batmayan’ bir sömürge imparatorluğu kuran İngilizlerin kölelik uygulamalarının, bu ülkedeki çeteler tarafından şekil değiştirerek devam ettirildiği belirtiliyor. İngiliz The Sunday gazetesi, her yıl aralarında 6 yaşında olanların da bulunduğu yüzlerce çocuğun, marketlerde, evlerde ve uyuşturucu imalathanelerinde ‘köle’ gibi çalıştırılmak üzere İngiltere’ye ‘kaçırılarak’ pazarlandığını yazdı.

Afrika, Asya ve Doğu Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden, organize insan kaçakçılığı çetelerince ailelerine 2-3 bin sterlin ödenerek ‘satın alınan’ çocukların, İngiltere’ye sahte pasaportlarla sokulduğu belirtiliyor. Çocuklarının iyi şartlarda yaşayacağına ve daha sonra evlerine para göndereceğine inandırılan ailelerin, onların köleleştirildiğinden habersiz olduğu kaydediliyor.

Gazeteye göre Çin, Vietnam ve Malezya gibi Uzakdoğu’dan getirilen çocuklar, market, restoran ve uyuşturucu imalâthanelerinde; Afrikalı çocuklar ise, ev işlerinde çalıştırılıyor. Doğu Avrupa ülkelerinden kaçırılan çocuklar ise, daha çok dilendiriliyor veya hırsızlıkta kullanılıyor. Fiziksel ve cinsel tacize uğrayan çocukların aileleri ise durumdan habersiz.

Çocuk kaçakçılığının korkunç boyutları, aralarında çocuk haklarını korumak üzere kurulmuş UNICEF ve Save the Children gibi vakıfların da bulunduğu 9 sivil toplum kuruluşunun İçişleri Bakanlığı’na sunduğu raporla da ortaya çıktı.

Çocukların Kullanıldığı Fuhuş, Pornografi ve Kaçakçılığa son (ECPAT) adlı kuruluşun yöneticisi Christine Beddoe de sorunu “modern çağın çocuk köleliği” olarak tanımladı.

05 Haziran 2006 Zaman

Türkiye’de her yıl 1,5 milyon çocuk doğuyor. 0-3 yaş arası 6.5 milyon çocuk var. Yılda bu pazarda yapılan harcama tutarı ise tam 8 milyar dolar. TV ile büyüyen, internetle dünya açılan, teknolojiye yakın, reklâmın ne dediğini çok iyi anlayan ve markayı bilen bir kuşak geliyor.

Kendilerine ait düşünceleri ve zevkleri var; çünkü yalnızca ailelerinden değil, medya ve arkadaş çevresi başta olmak üzere çok sayıda kaynaktan bilgileniyor ve etkileniyorlar. Çocuklar büyüklerden daha kararlı. Seçimlerine saygı gösterilsin istiyorlar.

Bu ortamda anne babalar da çocuklarını yönlendirmekten vazgeçip, birer birey olarak görmeye başlıyor ve onların istemeyeceği bir şey için onları zorlamaktan vazgeçiyor. Kararı veren çocuk olunca, bütün pazarlama numaraları da altüst oluyor. Çünkü çocuk, mağazadaki satış elemanının ve anne-babanın söylediği her şeye kulağını tıkıyor; bildiğini okuyor.

Üst gelir düzeyinin çocukları için zaten düzenli alışveriş yapılıyor. Etiler’de, Ulus’taki mağazanın öyle satış patlaması yaptığı dönemler yok. Ama varoşlar en çok işi bayramda yapıyor. Çocuk mağazaya geldiğinde ne alacağını zaten önceden belirlemiş oluyor. Ne satış elemanının, ne de anne babanın yönlendirmesi işe yarıyor. Kızlar giyimde, erkekler oyuncak seçiminde çok kararlı.

23 Temmuz 2006 Sabah, Esen Evran


Çocuğa baskı ”şiddet” getiriyor

EDİRNE- Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, çok otoriter ebeveynlerin çocuktaki şiddet eğilimini tetiklediğini söyledi. Çocuklardaki riskli davranışları ailelerin iyi izlemesi ve bu tür davranışlara rastladıklarında bir uzmandan yardım almaları gerektiğini kaydeden Yorulmaz, “Çocuklarda saldırgan, kontrolsüz korkusuz davranışlar ve kurallara uymama, sebepli sebepsiz öfke nöbetleri, sosyal aktivitede yetersizlik, şiddet içeren televizyon programları ve oyunları tercih etmeleri gibi, özellikler çocuktaki şiddet eğilimini göstermektedir” diye konuştu. Prof. Dr. Yorulmaz, sert fiziksel cezalar uygulanması, anne baba çatışması, aile içinde sevgi bağı olmaması ve anne babanın ayrılmasının da çocukları olumsuz etkilediğini dile getirdi.

TV’deki kötü örnekler
Çocukların televizyon yoluyla da şiddeti yaşayabildiğini vurgulayan Faruk Yorulmaz, “Televizyon programlarında çatışma, trafik kazası, ceset, tabut ve yaralılar gösteriliyor. Haber, spor, hatta müzik programlarında bile şiddet var. Çocuklar televizyondan şiddet içeren tutum ve davranışları gördükçe gerçek hayattaki şiddeti normal olarak algılıyor. Televizyondaki şiddeti seyreden çocuklar, şiddeti uygulayan karakterlerle kendilerini özleştirerek onlar gibi davranmaya başlıyor” dedi.
Niye Kaçıyorlar?

SİVAS- İl Emniyet Müdürlüğü’nün resmi internet sitesindeki bilgilere göre, evden kaçan çocukların genellikle aileleriyle ilgili problemleri olduğu tespit edildi. Aile içerisinde kendisini mutlu, değerli ve huzurlu hisseden bir çocuğun evden kaçmayı düşünmeyeceği vurgulanan sitede, “Eğer ailede geçimsizlik, fakirlik, dayak, işsizlik, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar varsa, bu tür aile ortamında büyüyen çocukların sevgi ve şefkatla iç içe büyümeleri beklenemez. Böyle olunca çocuklar kendi ayakları üzerinde duracak yaşa geldikleri zaman, iyi bir iş bulmak, kısa yoldan şöhrete kavuşmak, sıkıcı aile ortamından uzaklaşmak, istedikleri gibi yaşamak ümidiyle, özellikle kız çocuklarının ilk fırsatta evden kaçtıkları gözlenmiştir” denildi.



Dayak korkusu...

Bazı çocukların da sadece anne ve babanın sevgisini denemek için evden kaçtığının görüldüğü ifade edilen sitede, bu tür çocukların evden fazla uzaklaşmayı göze alamadığı, genellikle bir akraba ya da arkadaş evine sığındığı, ancak kısa sürede geri döndüğü belirtildi. Yine, anne babanın affedemeyeceği bir suç işlediklerinde, karneleri zayıf geldiğinde, dayak korkusuyla eve gelmeyen çocuklara da rastlandığı kaydedilen sitede, çocuk hangi sebeple evden kaçarsa kaçsın, amacın çocuğun evden kaçtıktan sonra onu eve bağlama çareleri aramak değil, evden kaçmasına yol açan tutum ve davranışlardan kaçınmak olması gerektiğine dikkat çekiliyor.


Anlamaya çalışın

“Çocuk aile içinde yeterli sevgi ve ilgiyi bulamazsa, tüm bunları yakın arkadaş çevresinden, eğlence dünyasından ya da uyuşturucudan sağlamaya çalışır ve ailesinden uzaklaşır” denildi. Ailelere, çocukların bir birey olduğunu kabul etmeleri, onları yargılamadan, suçlamadan dinlemeleri ve anlamaya çalışmaları çağrısında bulunulan sitede, şu bilgiler verildi: “Böyle bir davranış karşısında çocuklar anne ve babalarına her türlü sıkıntılarını anlatabilecekler ve kendilerini güçlü hissedeceklerdir. Çocuklardan yapamayacakları şeyler istenmemeli, onlara aile içinde yapabileceği basit işler vererek, öz güven sahibi olmaları sağlanmalıdır. Çocuklar, evden kaçan çocukları bekleyen tehlikeler konusunda uyarılmalıdır. Böylece evden kaçtıkları takdirde ne gibi tehlikelerle karşı karşıya kalacakları konusunda bilgi sahibi olmaları sağlanacaktır.”
Çocuk hakları günü ve çalışan çocuklar

Bilindiği üzere, 20 Kasım “Dünya Çocuk Hakları” günü olarak kutlanmaktadır. Ülkemiz de bu günü sessiz ve sedasız geçirdik. Konuya duyarlı köşe yazarı sayısı çok sınırlı kaldı. Çocuk vakfı tarafından hazırlanan ve aşağıda bir bölümünü sizlerle paylaşacağım verilere baktığımızda, dünya ve ülkemiz çocuklarının içinde bulunduğu durum hiç de iç açıcı görünmüyor. Geleceğimiz olarak gördüğümüz çocukların, inanılmaz ölçülerde ihmal ve istismar edildiği ortaya çıkıyor.



Dünyadaki çocukların durumu
Dünya’da 2 milyar 850 milyon çocuk var. Bunlardan 600 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu demek ki, her beş çocuktan birisi yoksul. Gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşın altındaki 200 milyon çocuk mutlak yoksulluk düzeyinin altında mücadele veriyor.
Gelişmekte olan ülkelerde yaşları 5 ilâ 14 arasında olan 252 milyon çocuk zor şartlar altında çalışmaktadır. Daha da kötüsü yaşları 5 ilâ 11 arasında 50-60 milyon kadar çocuk ise tehlikeli işlerde çalıştırılıyor. Çalışan çocukların yüzde 61’i Asya’da, yüzde 32’si Afrika’da, yüzde 7’si Lâtin Amerika ve Karaipler’dedir. Yoksulluk sınırında yaşayan çocuk sayısı çalışan çocuk sayısı dünya ölçeğinde her geçen gün hızla artmaktadır.
Yaklaşık 130 milyon çocuk okul çağına geldiği halde okuma yazma bilmiyor. Okula gitmeyen çocukların yüzde 60’ı kız çocuklarından oluşuyor.
Kötü davranışa, ihmale, şiddete, cinsel tacize, sömürüye maruz kalan, uyuşturucuya kurban giden çocuk sayısı her geçen gün artıyor.
Çocuklar için en acı olanı ise, her yıl 2 milyon çocuğun seks ticaretinde kullanılmasıdır.
BM Nüfus Fonu 2000 Raporu’na göre yaklaşık 60 milyon kız çocuğu ihmal ya da öldürülmeleri sonucu kayıptır. ILO’nun tahminlerine göre çalışan 252 milyon çocuk eğitimden sınırlı olarak yararlanıyor. Sanayileşmiş ülkelerdeki çocukların yüzde 98’i okula kayıtlı olduğu halde bu ülkelerde şiddet önemli çocuk sorunu olmaya devam ediyor. Dünya çocukları fiziksel ve psikolojik istismara maruz kalıyor ve sorunları en aza indirgenmiş çocuklarda da bu oran yüksektir.
Dünya genelinde çocukların yüzde 71’i temiz su içebiliyor. Hamilelik ve doğumdaki yetersiz sağlık şartları sebebi ile 600 bin anne hayatını kaybediyor. Acil tedbir alınmazsa 1 milyon çocuk AIDS’ten ölebilir.
7-14 yaşları arasında 300 bin çocuk aktif olarak savaş ve silâhlı çatışmalara katılıyor. Son 10 yılda savaşlarda ölen çocuk sayısı 2 milyon 325 bin. Savaşlarda 16 milyon çocuk psikolojik travma geçirdi. 15 milyonu evsiz. Mülteci çocuk sayısı beş milyon civarındadır. Mülteci çocukların 2 milyonu ailesinden ayrılmış çocuklardır. Toplam mülteci sayısı 21 milyon 459 bin 620’dir. Son bir aydır Filistin’de her gün en az bir çocuk kurşunlanarak vahşice öldürülüyor.


Ülkemizde ne durumdalar...
Çocuk vakfının hazırladığı rapora göre, ülkemizin 0-18 yaş arası çocuk nüfusu 26 milyon. Yıllık doğum sayısı 1 milyon 400 bindir. Yıllık ortalama nüfus artış hızı 1.9’dur. Nüfus kaydı olmayan 0-4 yaş altı çocuk yüzdesi 26.6. Bebek ölüm oranı binde 37’dir. Koruyucu ailelerle yaşayan çocukların oranı yüzde 1’dir.
Türkiye nüfusunun yüzde 36’sı yoksuldur ve bu oranın yüzde 17.5’i yoksulluk sınırının altındadır. Kimsesiz çocuk sayısı 800 bin civarındadır. Sokak çocuklarının en kötümser tahminlere göre sayısı 6 bindir. Türkiye’de çocuk istismarı giderek yaygınlaşıyor. Çocuk istismarının en yüksek oranını psikolojik ve fiziksel istismar türleri oluşturuyor. Cinsel tacize ve şiddete maruz kalan çocuklara yönelik hak ihlâlleri izlenmiyor. Çocuklar reklâm, müzik ve gösteri dünyasında yoğun bir şekilde örseleniyor.

Çalışan çocuklar
Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de her beş çocuktan birisi çalışıyor. 6-14 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı ülkemizde bir milyondur. 15-19 yaş grubu çocuk sayısı ise, iki milyon dörtyüz bindir. 12-19 yaş grubundaki üç milyon altıyüzbin kişinin toplam işgücü içindeki oranı yüzde 17.2’dir.
Sağlığa zararlı işlerde çalışan çocukların oranı yüzde 60’dır. Çocukların yüzde 50’den fazlası stresli ortamda çalışıyor, yüzde 60’dan fazlası eve yorgun geliyor ve yüzde 80’den fazlasının boş zamanı yok. Çalışan çocukların yüzde 57’si güvenliksiz ve sağlıksız koşullarda çalışmaktadır.
Çalışan çocukların çoğunluğu ücretsiz ev işçisi olarak çalışırken, yaklaşık 1 milyon çocuk ekonomik işlerde çalışmaktadır. Bu çocukların da yüzde 77’si tarım, yüzde 11’i sanayi, yüzde 7’si hizmetler ve yüzde 5’i ticaret sektöründe çalışmaktadır. Türkiye genelinde ekonomik faaliyette bulunan çocukların yüzde 79’u ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. Başta tarım sektöründe olmak üzere, çocukların çoğunluğu aile gelirine katkıda bulunmak üzere ücret almadan çalışmaktadır. Çoğunluğu tarımda ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışan çocukların ücretli ve yevmiyeli olarak çalışanlarının oranı sadece yüzde 20 civarındadır.
Çalışan çocukların çok büyük bir kısmı aile gelirine katkıda bulunmak için veya eğitimlerini devam ettirebilmek için çalışmaktadır. Çünkü bu çocukların ailelerinin geliri çok yetersizdir. Ülkemizin geleceği olan çocukların içinde bulunduğu bu tablo bizleri harekete geçirmek için yeterli değil midir? 26 Kasım 2006 Türkiye, Şerif Akçan

“…çocuklar arasında ailesi tarafından suça zorlananlar var. Biz bu çocukları hem sokaklardan, hem ailelerden korumaya çalışıyoruz. Yaşları genellikle 16-18 arasında olanlarda sorun yaşanıyor öyle bir örnek yaşadık ki; babası tarafından barlarda çalışması için vesika çıkartılan vardı. Onu önce ailesinden korumamız gerekiyor…”

21 Haziran 2006 Hürriyet
Türk Psikologlar Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Dr. Ayla Dönmez diyor ki:

“Bir çocuğun anne karnına düştüğü andan itibaren ilgili-ilgisiz, soğuk-sıcak, veya aşırı ilgili davranarak kabul ve reddedilmesi yaşam boyunca kurduğu bütün ilişkilerin temelini oluşturur, çocuk kabul görmediği ailede büyüdüğünde, o da aynı şekilde kendinden farklı olanı kabul etmeyen, her türlü farklılığa tepki gösteren bir yetişkin olacaktır”

23 Haziran 2006 Sabah, Emre Aköz’ün “Reddedilen çocuğun hüznü”

Çocuğunuzun her isteğine 'evet' demeyin. Uzmanlara göre mutlu, kendine güvenli bir çocuk yetiştirmek için zaman zaman hayır demeyi de öğrenmek gerekiyor.


Hayır demek, bazen insana dünyanın en zor işi gibi gelir. Özellikle de hayır denecek kişi insanın kendi çocuğuysa. Amerika'nın saygın haber dergilerinden Newsweek, bu haftaki sayısında çocuklarına hayır diyemeyen ailelere yer ayırdı. Özellikle son yıllarda ailelerle çocukları arasında büyük bir sorun haline gelen konuyu "How to Say No to Your Kids" (Çocuklarınıza nasıl hayır diyeceksiniz) manşetiyle kapağına taşıyan dergi, her şeye evet diyen ailelerin nasıl ortaya çıktığını, bu durumun çocuk üzerindeki beklenmedik psikolojik etkilerini ve çocuklara hayır deme yöntemlerini okuyucularıyla paylaştı.

90'LI YILLARIN MİRASI


Dergiye göre asla hayır diyemeyen çocuk merkezli aile tipi, daha çok 90'lı yıllarda görülmeye başlandı. Aileler çocuklarını özel okullarda okutup, dans derslerine götürmeye, onların "ama arkadaşımda var!" dediği şeyleri satın almaya ve istedikleri her şeyi yapmaya başladı. Bu davranış biçimi ailelerin mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirme isteğinden kaynaklansa da, tam tersi bir durumu ortaya çıkardı. Uzmanlar kesin bir tavırla hayır diyemeyen ailelerin, çocuğun kendini daha çok güvende hissetmesine değil, aksine çocuğun sınırları bilmemesine yol açtığı için, kendini güvensiz hissetmesine sebep olduğunu söylüyor. Çocuklar bir şeye sahip olabilmek için çalışılması gerektiğini, başarının değerini bu yüzden anlayamıyor. Hayatta da istedikleri her şeye istedikleri anda sahip olabileceklerini sanıyorlar.

DEPRESYON TEHLİKESİ


Fakat gerçek hayatta olaylar, ailelerinde yaşadıkları tarzda gelişmiyor. Bu da çocukların kendilerine olan güvenlerini kaybetmesine sebep oluyor. Çocuk başarılı olmak, takdir edilmek ve bir şeye sahip olmak için çalışması gerektiğini anlayamıyor. Daha da kötüsü hayatta karşılaştığı aksilikler karşısında güçlü bir şekilde ayakta kalamıyor. Ve hep birilerinin desteğine, onayına ihtiyaç duyuyor. Çocuk her istediği olduğu için, istedikleri arasında hangisinin daha önemli ve öncelikli olduğunu anlayamıyor. Sadece istiyor, istedikleri de ailesi tarafından yerine getiriliyor. Bu da doyumsuz çocukların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu çocuklar için depresyon, ilerleyen yaşlarda sürekli nükseden bir hastalık halini alıyor. Çocuklar daha bencil, daha ben merkezci oluyor. Paylaşmak, ortak bir iş yapmak gibi şeylerin değerini ise bir türlü anlayamıyor.

KÜÇÜK YAŞTA MARKA BAĞIMLILIĞI


Peki buna ne sebep oluyor? Aileler buna neden olan şeylerden birinin, çocukların sürekli karşısına çıkan reklâmlar olduğunu düşünüyor. Araştırmalara göre çocuklar bir sene içinde 40 binden fazla reklâm izliyor. Bu da onların bu reklâmlardan etkilenmesine, reklâmlarda gördükleri şeyleri istemesine sebep oluyor. Ayrıca sürekli izledikleri müzik programları ve bu programlara konuk olan şarkıcılar da onların daha çok şey istemesine neden oluyor. Örneğin televizyona çıkan yıldızların giydiği kıyafetlerden almak istiyorlar. Çocuklar böylece, daha küçük yaşlardan itibaren çeşitli markalarla tanışmış oluyor. Uzmanlar ABD'de her yıl ailelerin, çocukların lüks tüketimi için 53.8 milyar dolar harcadığını belirtiyor. Yine ABD'de 12-19 yaş arasındakiler, sadece kendileri için her yıl yaklaşık 175 milyar dolar harcıyor. Bu açıdan bakıldığında, ailelerin hayır diyememesi sayesinde çocuk ve gençler, inanılmaz büyük bir piyasa oluşturuyor. Psikologlar ailelerin kendilerinin de çocuklara hayır demeleri gerektiğini bildiğini söylüyorlar. Fakat özellikle son yıllarda, iş yerinde geçirilen saatler daha değerli hale geldiği ve çocuklarıyla geçirdikleri saatler giderek azaldığı için, aileler bu zamanı çocuklarına hayır dedikten sonra yaşadıkları tartışmalarla geçirmek istemiyorlar. Ancak uzmanlar ailelere, çocuğun hayatta bazı limitlerin olduğunu anlayabilmesi için, kısacası çocukların iyiliği için hayır demeyi öğrenmelerini tavsiye ediyor.

07 Eylül 2004 Sabah

OTİSTİK


  • Türkiye’de 275 bin otistik çocuk bulunuyor.

Dolaylı olarak 1 milyon 350 bin kişi bu hastalıktan etkileniyor,

Erken teşhis şart.



  • Belirtileri:

Göz kontağı kurmakta zorlanıyorsa,

Adını seslendiğinizde tepki vermiyorsa

Söylediklerinizi anlayıp yerine getirmiyorsa

Oyuncaklarla farklı şekilde oynuyorsa

Arkadaşlık kuramıyorsa,

Tek başına olmayı tercih edemiyorsa,

Ellerini sallama ya da çırpma, zıplama ve sallanma hareketleri yapıyorsa.


  • Otistik Çocuk Eğitim Merkezi

  • Türkiye’de yaygın.

* * *
ÇOCUK KİTAPLARI



  • “Harry Potter” kitap ve filmleri öz benliğimize, kültürümüze yabancıdır.

  • Avustralyalı yazar Aitchison; James Lee takma ismi ile “Mr. Midnight” (Bay Geceyarısı) isimli çocuklara ait bir dizi kitap yazmıştır.

Asyalı çocukların değer yargıları Amerikalı çocuklardan farklı olduğu için, çocukların kendi ülkelerinde geçen hikâyelere daha ilgi duyguğunu ve kitaptaki hadiselerin, Asya ortamında geçmektedir.

Bu kitap en çok satılan kitaplar arasında yer almıştır. Sadece Vietnam’da 1 milyon satılmıştır.

Çocuklarımız Harry Potter’dan kurtularak zengin kültür ve tarihimize dayalı hikâye, masal ve gerçeklere dayanmalıdır.


  • 7-12 yaş arası çocuklarımız yabancı kültür ve misyonerlik kokan yabancı çocuk kitaplarının tesirinden kurtulmalıdır.

* * *
KÜLTÜR




Türkiye Okumuyor...
Geçtiğimiz haftalarda kitapçı esnafının gazetelere ilânlar vererek, meydanlara çıkarak duyurmaya çalıştıkları çığlıkları, mali piyasalardaki çözülmenin yarattığı gürültüde kaynadı.
Toptan Kitap Dağıtımcıları Derneği, Kitap Kırtasiyeciler Odası, Kitap-Kırtasiye Dernekleri, ortaklaşa verdikleri ilânda; Hükümet'in ortaöğretim ders kitaplarını da ücretsiz olarak dağıtmaya karar vermesinden sonra, 150 bin esnafın batacağını, çalışanları ile birlikte 2 milyon insanın işsizler ordusuna katılacağını duyuruyorlardı.
İlânda, kitapçı esnafının? Ders kitabının ücretsiz dağıtılmasına karşı olmadığı, açıkça belirtiliyordu. Ancak Hükümet''in ilköğretim kitaplarından sonra ortaöğretim kitaplarını da ücretsiz dağıtması, bu sektörün bitmesi olarak değerlendiriliyor, sorunlarına çözüm bulunması için görüşme yolları aranıyordu.
Bu çığlık aslında milyonlarca insanın ekonomik felâketinin çığlığı olmak yanında, sosyal bir felâketin de göstergesiydi.

Yanlış anlamaya meydan vermemek için hemen belirtmek gerek: İlk ve ortaöğretimde okul kitaplarının devlet tarafından bedelsiz dağıtılması, sosyal devlet olmanın gereği ve çok da doğru bir uygulama.


Kaldı ki, bu uygulama sadece bize özgü de değil. Birçok gelişmiş ülkede, örneğin Almanya''da da ders kitapları öğrencilere bedelsiz olarak verilmekte. Buna karşın bu ülkelerde yayıncılar ve kitap satıcıları yok olma tehdidi altında değil. Çünkü bu ülkelerde kitap okuma, sadece ders kitapları ile sınırlı değil.
Oysa, Türkiye'de kitap ve kitapçılık, okul kitaplarına indirgenmiş durumda. Okul kitaplarının dışında neredeyse kitap satılmıyor. Okul kitapları da bedelsiz dağıtılınca, bu işlerle uğraşanlar batıyor.
Olayın vahameti bu konudaki veriler irdelenerek daha iyi anlaşılacak.
Ülkemizde basılan kitap sayısını gösteren sağlıklı veriler yok. Bu konuda kullanılan verilerden biri, Kültür Bakanlığı''nca verilen 'Uluslararası Standart Kitap Numarası? (ISBN) sayısı. Basımı yapılan her kitap için bu numara alınmak zorunda. Ancak ISBN, kitap dışındaki katalog, video, kaset, eğitim amaçlı değişik yayınlar için de kullanılıyor. Buna karşın 1992 yılından 2004 yılına kadar, 14 yıl boyunca ISBN alınmış toplam yeni yayın sayısı sadece 150 bin 601. Yani ülkemizde yılda ortalama 10 bin 750 yayın yapılmış.
Diğer veri kaynağı ise DİE... DİE''ye göre 2000-2003 yılları arasında toplam 47 bin 22 kitap basılmış. Yılda basılan ortalama kitap sayısı 11 bin 755.
UNESCO''nun verilerine göre ise Türkiye''de 1999 yılında basılan kitap sayısı 2 bin 920. Aynı verilerde, İngiltere'de 110 bin 965, Almanya'da 78 bin 42, ABD''de 68 bin 75, İspanya''da 59 bin 174, Fransa''da 39 bin 83, Rusya Fed.''nda 36 bin 237, İtalya''da 32 bin 365 kitap basıldığı belirtilmekte.
Bir ülkede kitap okuma oranı belirlenirken sadece basılan kitap sayısı yeterli olmamakta, baskı adedine de bakılması gerekmektedir.
Türkiye'de birkaç istisna bir yana bırakıldığında kitapların baskı sayısı 1000-2000 adet arasında değişmektedir. (Yukarıda belirtilen ülkelerde ise ortalama baskı adedi bu tutarların 10-70 katına ulaşmaktadır.) Bu kitapların ortalama olarak biner adet basıldıkları ve tamamının satıldığı varsayıldığında (Bu varsayıma yayıncılar gülümseyerek yaklaşacaktır..) satılan kitap sayısı 11 milyon bile olmamaktadır.
Türkiye'de, nüfusun 0-6 yaş grubu ile okuma yazma bilmeyenler bir yana bırakıldığında, potansiyel okur sayısı 55 milyon olarak ortaya çıkmaktadır. 2004 yılı DİE verilerine göre 623 bin öğretmen, 15 milyon 335 bin 476 öğrenci bulunmaktadır.
Ülkemizdeki kütüphane sayısı ise 1400''dür.
Bu durumda satılan kitap sayısının, öğretmen ve öğrencilerin yılda bir kitap alması halinde 16 milyon, basılan kitaplardan her kütüphaneye bir tane konulması halinde 15 milyon, potansiyel okurların yılda bir kitap alması halinde 55 milyon, her ailenin yılda bir kitap alması halinde ise 14 milyon olması gerekmektedir.
Oysa ülkemizde 55 milyon okura, en iyimser olasılıkla, 11 milyon kitap satılmakta, yani 5 kişiye bir kitap düşmektedir.

Okuma alışkanlıkları üzerine yapılan bir araştırmada;


- Yılda 1-5 kitap okuyan kişiler az okur,
- Yılda 6-20 kitap okuyan kişiler orta düzeyde okur,
- Yılda 21 kitaptan fazla okuyan kişiler ise çok okur olarak sınıflandırılmaktadır.
Bu sınıflandırmaya göre Türkiye okumamaktadır.
Bu durumda sorun, kitapçı esnafının sorunu değil, büyük bir sosyal sorun haline gelmektedir.
Kitapçı esnafının ekonomik sorunlarının çözümü, iki milyon insanın yanında iki milyon insana daha istihdam olanağının yaratılması, bu büyük sosyal sorunun çözülmesine bağlıdır.

28 Temmuz 2006 CUMHURİYET, Zekeriya Temizel


Üzerinde “okul defteri” ibaresi bulunan defterlerin yerini de sessiz sedasız “notebook” yazılı defterler aldı.

Doç. Dr. Mehmet Kara'nın yaptığı araştırma, özellikle 2000'li yıllardan sonraki defter kapaklarını İngilizce kelimelerin “istilâsına uğradığını”, Türkçe kelimelerin ise defterlerin altlarında bir yerlere sıkıştığını ortaya koydu. “adı, soyadı, numarası” boşluklarını içeren defterlerin yerini, artık “single”, “love”, ”apple”, “rainbow”, “flower”, “apricot”, “world”, “strawberry” yazılı defterler aldı.

Özellikle internet dilinin İngilizce olması nedeniyle gelecek 50 yılda bir çok dünya dilinin ortadan kalkabileceği uyarısında bulunanların olduğunu ifade eden Kara, şunları kaydetti:

“Türkçe'nin İngilizce'den etkilendiği yıllar iletişim ve etkileşimin en üst düzeye çıktığı yıllardır. Bu yüzden, günümüz Türkçesi, İngilizcenin yoğun baskısı altındadır. Öte yandan yabancı dille öğretim yapılan okulları bitirenler ve yurt dışında yetişenler sayıca çoğalmıştır.

Küreselleşmeden sonra ortaya çıkan kültürel çözülmeyle birlikte yabancı kelime kullanımının bireyi kültürlü ve seçkin bir kişi gibi göstereceğine dair yanlış inanç, dalga dalga yayılmaktadır. Bütün bunlar, bir çok alanda Türkçe'nin, İngilizce'nin istilasıyla karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır.”

23 Kasım 2006 Türkiye

1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   12


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə