Prof. Dr. Tuncay altuğ’a İÇİndekiler




Yüklə 234.1 Kb.
səhifə2/6
tarix27.02.2016
ölçüsü234.1 Kb.
1   2   3   4   5   6

İNSAN ve ELLERİ



Prof. Dr. Hüsrev HATEMİ

İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Emekli Öğretim Üyesi
İnsan eli, insan beyni gibi, diğer canlılara göre üstün bir gelişme gösterir. Görme, işitme, koku alma gibi fonksiyonlarda insanın en üstün olmak gibi bir iddiası yok iken, beyin gelişiminde ve el becerisinde insan, en üstün canlı olma iddiasını savunabilir. İnsandaki el mahareti, genellikle başparmağın diğer parmaklarla karşı karşıya gelme yeteneği ile açıklanır (1).

Beynin birinci derecede icrâ organı olan insan elleriyle âletler yapılmış, silah kullanılmış, balık avlanmış, yazı icad edilmiş, barınaklar inşa edilmiştir. Bu sebeple, uygarlık, beynin ve insan elinin eseridir denebilir.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Sağ elim aslan elim, dillere destan elim” mısralarını burada hatırlayalım. Eller, bütün ulusların günlük konuşma ve edebiyat dilinin içine işlemiştir.

Dini törenlerde ve bireysel ibadetlerde, eller kavuşturulur veyâ göğe doğru açılır. Kutsal emanetlere, türbelere, Hacer-i Esved’e izin verildiği zamanlarda el sürülür ve bazı hallerde eller sonra yüze sürülür.

El ile ilgili deyimler, bazen mucize yaratan eller ile ilgili deyimlerdir. Hazret-i Mûsa’nın eli için, İslâm dininde Yed-i beyzâ (mûcizeli el, beyaz el) deyimi kullanılır.

El vermek: Dini bakımdan veyâ mistik bakımdan üstün olan bir elin bu gizemi veyâ ustalığı, kendi seçtiği veyâ yetiştirdiği bir öğrencisine vermesidir.

“Elden ayaktan düşmek”, gücü kalmamak, hastalık veyâ ileri yaşlılık dolayısıyla ileri derecede güçsüzleşmek anlamına gelir.

El altında bulundurmak, bir kimseyi “el ulağı yapmak” yani her işine koşan bir adam haline getirmek, elden düşme eşyâ (ikinci el eşyâ) gibi çok sayıda deyim, dilimizi zenginleştirir.

Yardım eli uzatmak, bir işten el çekmek (el çek tabib), kendisinin olmayan bir şeye veyâ paraya el uzatmak, elleri boş kalmak, elinde avucunda bir şey kalmamak, el ele vermek, elden ele dolaşan bir nesne olmak (bir kadehtir dolaşır elden ele).

Yalnız Türkçede değil, bütün dillerde elden türetilen kelimeler ve el ile ilgili deyimler önemli yer tutar. Arapçada elin karşılığı “yed” kelimesidir. Hazret-i Musa’nın eli için yed-i beyzâ (beyaz el) deyiminin kullanıldığından biraz önce söz ettim. Eskiden “polis gelerek duruma vaziyet etti” gibi bir deyim, günlük hayatta sık kullanılırdı (1960’lı yıllara kadar). Bu deyimdeki “vaziyet etmek” deyiminin “durum” manasına gelen “vaziyet” kelimesiyle ilgisi yoktur. Buradaki “vaziyet” vaz’ı yed yâni “el koyma” tabirinin yanlış şeklidir.

Yine, günlük dilde hukuki bir deyim vardır. “Vakfın yönetimi, mahkeme sonuçlanıncaya kadar yed-i emine verildi” cümlesindeki “yed-i emîn” güvenli el demektir.

Eski Yunancada “kheir=kir” el demektir. El falı bakmaya “kiromansi”, el ile cerrahi ameliyat yapmaya el ve iş kelimesinden “kirürgi=şirürji=cerrahi” diyoruz. Latince el anlamında olan manus, Fransızcada “main=men” olmuştur.

Manuel, Manipulasyon, Manevra, Manifesto, Manivela, Manifatura, Manuskri kelimeleri “el” ile ilgili olan ve dilimize Fransızcadan geçen kelimelerdir.

Farsçada el karşılığı “dest” kelimesidir. “Destgîr = elden tutan, yardım eden” kelimesi Farsçadan dilimize geçmiştir. Türkçede kullandığımız “tezgâh” kelimesinin aslı da “destgâh” kelimesidir.



Sembol olarak el

El, sembol olarak da sıklıkla kullanılmış ve kullanılmaktadır. Beş parmağı açık olarak duran bir el, bazı ülkelerde “Ehl-i Beyt” bazı ülkelerde Hazret-i Fatma’nın eli, Museviler arasında ise, çok daha eski bir semboldür. El sıkışmayı gösteren bir çift el, anlaşmayı, birlikte çalışmayı simgeler. Parmakları bitişik olan bir el, 1945 seçimlerinde, Demokrat Partisi sloganı olarak “Yeter Söz Milletindir” eşliğinde kullanılmıştır.



Edebiyatımızda El

Edebiyatta, kültürde ellerin yerini incelemek ve örnekler vermekle, başlı başına bir kitap hazırlanabilir. Bana ayrılan konuşma süresinde böyle bir bildiriye imkân olmadığından dağınık olarak bazı örnekler vermek istiyorum.

-Ver elini karşı dağlar aşalım bayramlaşalım (Halk müziği güftesi)

-Ellerim böyle boş, boş mu kalacaktı, aramızda sıradağlar, dağlar mı olacaktı? (Türk Müziği güftesi)

-Bir alev hâlinde düştün elime, hani ey gözyaşım akmayacaktın. (Orhan Seyfi Orhon)

-Allah sana sundum elim (Yunus Emre, İlâhi)

-Avuçlarımda hâlâ sıcaklığın var.
Görsel Sanatlarda El

Rönesans resim sanatından başlayarak resim sanatında ele verilen önem, heykellerde ellerin gücünün veyâ zarifliğinin yansıtılması da, başlı başına bir ilgi alanı sayılabilir. Rahmetli Saim Bugay, görsel sanat nesnesi olarak ellere verdiği önemi, seramik sanatına yansıtmış ve çok güzel örnekler vermişti.


Kaynaklar

  1. Anthony Smith. İnsan, yapısı ve yaşamı (Çevirenler Erzen Onur, Nida Pektaş) Remzi Kitabevi 1972 s:453.

  2. Cem Dilçin. Yeni Tarama Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara 2009.

  3. John Ayto. Dictionary of Origins. Arcade Publishing Newyork 1990.

  4. Albert Dauzat, Jean Dubois, Henri Mitterand. Librairie Larousse Paris 1968.

  5. Yaşar Çağbayır. Ötüken Türkçe Sözlük. Ötüken Yayınevi No: 683, 2007.



YAŞANTIMIZDA AVUÇ

Y. Müh. Mimar Rusuhi Yıldız
Avucumuz, günlük yaşantımızda çeşitli amaçlarla en fazla kullandığımız elimizin iç kısmıdır. Fizyolojik olarak, dokunma duyumuzu en fazla hissedebildiğimiz vücut bölgesidir. Elimizle bir nesneyi tutmaya çalışırken veya içine bir şey koyduğumuz nesneyi taşırken, avuçlama işlevleri yapmamız yaşantımızın devamlılığını sağlamaktadır. Ayrıca, manevi yönden, pek çok duygularımızın anlatımı ve aktarımında da kullanırız avucumuzu. Okşamak, sevmek, alkışlayarak sevincimizi paylaşmak veya avucumuzda tutarak koruma, benimseme duyularımızı göstermek gibi.

Bir doktorun hastasının nabzını sayarken bileğini avuçlaması, ilk dokunma duyusu ile birlikte hastanın güven duygusunu kazanmasıdır. Yani nabız sayarken hastanın bileğini tutmak, diğer anlamda avuç içi ile temas suretiyle, doktor ile hastası arasında karşılıklı duygu aktarımı olmaktadır. Annenin çocuğunun saçlarını okşaması veya sevgilinin elini avuçlarında tutarak okşaması; sözlerle ifadesi güç, büyük duyguları içinde kapsamaktadır.

Şarkılarımızda da avuç kelimesi, sevginin devamlılığını anlatmak için kullanılmaktadır.”Avuçlarımda hala sıcaklığın var” gibi.

Avuç içi anatomik olarak oldukça zengin bir damar ağına sahiptir. Yani kan akımı fazladır. Vücutta “çalışan organ fazla kanlanır” prensibi bulunmaktadır yani organlarda, eşit değil, çalışan organ daha fazla kan akımına sahiptir, yaklaşımı ile adil bir kan dağılımı mevcuttur. Bu da avuç içi veya avuçlamanın birden fazla fonksiyonu olduğunu gösterir. Avuçlamak ile sadece 5 duyumuzdan biri olan “dokunmak” duyusunu değil, pek çok hissimizi ve düşüncelerimizi de göstermiş oluruz. Son zamanlarda parmak izi kaydı dışında, avuç içi damarlarının kimlik tespitinde kullanılması da avuçlamanın önemini ortaya koymaktadır.

İbadette dua ederken avuçlarımız açılır. Manevi anlamda Tanrıya yaklaşmak, yakarma duygularımızı ifade etmektir. Mevlevilerin sema ayini de güzel bir örnektir. Bir avuç yukarı doğru açılır, bir avuç yere doğrudur. “Allah’tan aldığımızı kula veririz” demektir bu.

Avucunun içi nasır tutmuş bir işçi, kişinin avucunu kullanarak iş yaptığını gösteren bir örnektir. Bir alet tutarak çalışan kişinin veya günde birkaç defa hijyenik olarak yıkanmış bir cerrahın avuçları birbirinden farklı görünümdedir.

Avuç Falı, meraklılarının çok ciddiye aldığı bir konudur. Bu falın oldukça detaylı kuralları vardır. Avuç içindeki çizgilerin kişisel farklılığı bu merakı uyandırmış olmalı. Bir söylentiye göre Atatürk gençken el falına bakan kişi birden irkilmiş ve “Ben bir hükümdar eline bakıyorum” demiştir.

Avuçlarımız bazen başka amaçla kullanılır. Yaramaz çocukları, babaları avuçlarına vurarak cezalandırır. Cetvel vurma sayısı yaramazlığa göre değişir. Örneğin; babama göre, komşu çocuğunu dövmenin cezası 2 cetvel, yalan söyleme cezası 5 cetveldi.

Avuçla ilgili herkesin pek çok anısı vardır. Bendeniz de bir anımı anlatıyım. Lisede sınıf başkanıydım. Çalışkandım. Öğretmenlerim bana çok güvenirdi. Yazılı sınavları bile bazen bana yaptırırlardı. Bir gün hocamın yerine sınav yaparken; arkadaşlarımdan biri avuçlarının içine kopya hazırlamıştı. Yakaladım ve sınıftan attım. O da “avucunu yaladı! ”

Aşağıdaki örnekler avuç kelimesinin ne kadar çok mecazi anlamda kullanıldığını göstermektedir:



  1. Avuç avuç (bolluk, çokluk)

  2. Avuç içi kadar (küçük)

  3. Avuçlamak

  4. Avuç açmak (dilenmek)

  5. Avucun içine almak

  6. Bir avuç (çok az)

  7. Avucu kaşınmak (kısmet)

  8. Avucunu yalamak

  9. Avuç göstermek (tehdit)

10-Avucundan kaçırmak,

11-Avuç içi gibi bilmek

12-Avucuna düşmek

13-Eline-avucuna bulaştırmak

14-Bir avucun parmakları kadar

15-Avucu boş dönmek

16-Ele-avuca sığmamak

17-Avucunu koklamak (kaybetmek)

18-Avuç dolusu

19-Avucundan akıp gitmek

20-Avuçları terlemek

21-Elinde avucunda kalmamak (bitirmek)




1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə