İstanbul üNİversitesi sosyal biLİmler enstiTÜSÜ radyo tv anabiLİm dali




Yüklə 0.82 Mb.
səhifə5/9
tarix25.04.2016
ölçüsü0.82 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

SOVYET SİNEMASINDA EDEBİYAT UYARLAMALARI

Bir edebi eserin sinemaya uyarlanmasında takip edilen yolların pek az ortak noktasının bulunduğunu söylemek mümkündür. Birinci yolda esere tam bir bağlılık söz konusudur. Sinema dili yerine edebi dilin hakimiyeti görülür. Yönetmenin, oyuncunun veya ekibin diğer üyelerinin etkileri sınırlı kalır.

İkinci tarz ise eserden konu veya birkaç özellik alarak yapılan serbest uyarlamalardır. Burada da çoğu zaman yazardan, eserden anlamsız bir kaçış söz konusudur. Ortaya başarılı bir eser çıkmış olsa da buna bir edebiyat uyarlaması demek hayli zordur. Bu yüzdendir ki son yıllarda bir romandan veya bir hikayeden uyarlama yapıldığında “X adlı eserden hareketle” veya “ X adlı eserden yola çıkılarak” şeklinde tabirler kullanılmaktadır. Romana daha bağlı kalınarak yapılan uyarlamalarda ise “X”in “X” adlı eserinden aynı adla sinemaya (veya televizyona) uyarlanan denilmektedir.

Ara yolun denendiği üçüncü tarzda ise yazarın ve eserin kişiliği yanında senaristin ve yönetmenin de varlığı hissedilmektedir. Edebi dile göre sinema dilinin ağır bastığı bir film ortaya çıkmaktadır.

Sovyet sinemasında yapılan uyarlamalarda birinci tarz ile üçüncü tarzın birlikte hakim olduğu bir yol uygulanmıştır ve uygulanmaktadır. Edebi hayatın gerçekten çok yaygın ve güçlü olduğu ülkede bu tür normal hale gelmektedir.

Burada şu hususu da belirtmek gerekmektedir. Sovyet sinemasının “Sinema dili” ve “Edebiyat dili” gibi bir arayışı olmamıştır. Her iki dil de en mükemmel şekliyle oluşmuş durumdadır. Fakat esere ve yazara saygı olarak tanımlayabileceğimiz bir anlayış hakimdir. Profesyonel bir ekip romanda bahsi geçen mekan, çevre ve zaman dilimi ile ilgili çok itinalı bir çalışma yapmakta, bundan sonra çekim aşamasına gelinmektedir(208).

Bir Rus yazarın eseri Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i veya Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı Roman ve Sovyet yapımı filmleriyle değerlendirildiklerinde yazarın ve eserin ihmal edilmediği görülür.

208 – Kemal Özer, Sinema Edebiyat İlişkisi, Yedinci Sanat, Nr 3 Mayıs 1973 s.11.

73

Aynı eserlerin Hollywood tarafından yapılan filmlerinde ise sinematografik ögelerin ve sinema dilinin kesin hakimiyetini görürüz. Haliyle yazar ve eser fazlasıyla ihmal edilmiştir(209).


Bu iki yoldan birinin doğru diğerinin yanlış olduğu gibi bir yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Her iki yolun sonunda da ortaya çıkan sanat eseridir. Seyirciye ulaşmış, bir ölçüde halka malolmuştur. Ayrıca Amerikan toplumunun sinemadan beklediği ile Sovyet insanının sinemadan beklediğinin aynı şey olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Sovyet sinemasındaki yönlendirme anlayışı ile Amerikan tarzının yönlendirme anlayışı aynı değildir. Sovyetlerde yukarıda sözünü ettiğimiz eserler yüzyıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Bir Amerikalı için ise bu romanlar “İyi bir eser” den başka bir şey değildir.

Çarlık döneminde, devrim öncesinde ve sonrasında edebiyat, Sovyet dünyasında propaganda malzemesi olarak kullanılması dışında sanat eseri olarak da çok değerli olmuştur. Her üç dönem içinde de programlı bir yönlendirilmeden söz edilebileceği gibi aynı derecede artistik endişeden de söz edilebilir. Bir kısmı yaptığına inandığı için bir kısmı da ancak bu endişe sayesinde ideolojiden kaçabileceğini düşündüğünden bu husus ihmal edilmemiştir.


Sinema eserleri için de durum böyledir. Kimi resmi ideolojiye inandığından ve başarılı eser çıkarma kaygısından kimi de ideolojiden ancak bu yolla kurtulabileceğine ve kabul göreceğine inandığından sanat kaygısını hiç ihmal etmemişlerdir.

Devrim öncesinde Sovyet sinemasına geçiş döneminde edebiyat uyarlamalarına büyük önem verilmiş, bu alışkanlk günümüze kadar hiç azalmadan devam etmiştir. Başlangıçtaki durum günümüze kadar hiç azalmamıştır. Başlangıçtaki durum bütün dünya sinemalarındaki gibi olduğu halde, sonraları dünyadaki seyre bağlı olarak bir ilgi azalması olmamıştır.

209 – A.g.makale S.11,12.

74

Bazı eserlerin belli aralıklarla çok sık sinemaya uyarlanması da çok yaygındır. Ayrıca TV için uyarlamalar, radyofonik oyunlar, tiyatro, opera ve bale uyarlamaları da birçok eser için söz konusu olmaktadır. Bu sanatın ideoloji olarak kullanılması gibi bir yaptırıma bağlı olsa da sanat dünyasına canlılık kazandırması açısından da önemlidir. Bu çalışmaların roman olarak dünya çapında, film olarak doğu bloğu çerçevesinde ulaştığı seyirci sayısı düşünüldüğünde inkar edilemeyecek somut bir potansiyelin olduğu ortaya çıkar.


Yazara saygı kavramı bazen öyle bir hale gelmiştir ki günümüz sinema şartlarında bunun tekrarı mümkün değildir. Ünlü Rus yönetmen Sergei Bondarchuk, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını olduğu gibi sinemaya aktarmış ve ortaya altı saatlik bir film çıkmıştır(210). Tabii ki

ortaya çıkan eserin sinema ölçüleriyle değerlendirilmesi imkansızdır. Adeta roman satır satır sinemaya aktarılmış, sinema dili yerine edebiyat dili tercih edilmiştir.

Sinemanın arkasında devlet desteği olması sayesinde bu tarz denenebilmektedir. Yine Tolstoy’un Anne Karanina’sı veya Çehov’un Düello adlı eserleri bizzat yazarlar senaryo yazımına ve çekimlerine katılmış gibi onların izlerini taşır(211).

Sergei Eisenstein gibi ustaların da uyarlamalara yaklaşımı ise yönetmen sinemasının şartlarına dah uygundur. Devrin şartları gereği uyarlamaların yaygın olmasına rağmen Eisenstein, filmlerinde kendi varlığını hissettirebilmiştir.

210 – Tarık Dursun K.,”Sinema Öncelikle Edebiyata Yaygınlık Kazandırır”, Gösteri, nr 15, Şubat 1982 s. 76.

211 – Necati Cumalı, “Bütün İyi Yönetmenlerin Temel Kültürü Edebiyatla Beslenir.” Gösteri, nr 15, Şubat 1982, s.76.

75

EDEBİYAT UYARLAMALARI AÇISINDAN CENGİZ AYTMATOV’UN



ESERLERİNDEN YAPILAN FİLMLER
Cengiz Aytmatov, özellikle Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek adlı eserin yayınlanmasından sonra gerek Sovyetler Birliği’nde gerekse dünyada eserlerinde sinema (senaryo) tekniği kullanan yazarlar arsında anılmaya başlandı. Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek’ten önceki eserlerinde de görülen bu durum fark edilmiştir.

Aytmatov’un eserlerinden yapılan en başarılı uyarlama, senaryosunu Ali Özgentürk’ün yazdığı ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği Selvi Boylum Al Yazamalım adlı eserdir(212). Rusçadan Türkçeye tercüme edilen ardından da Türkiye şartlarına uyarlanan eser, hem ülkemizde hem de gösterildiği ülkelerde büyük ilgi gördü.

Eserin senaryosunun tek eksiği ise ülkemizde star sinemasının sonunu hazırlayan film olarak ta tanınmasına rağmen baş kadın oyuncuya göre yazılmış olmasıdır. Fakat bunun filme fazla bir şey kaybettirmediğini söylemeliyiz.

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek adlı eser Ernest Hemingway’in İhtiyar Balıkçı adlı eseriyle benzerlikleri dolayısıyla da dikkatleri üzerine çekmiştir. İki eser arasındaki ilişki deniz, balıkçı ve insanın gücünü anlatmasıydı. Hemingway’de bu çaresiz ve kendiyle baş başa bir insan anlatılırken Aytmatov’da toplumsal yönü ve insanın ümidi üzerinde yoğunlaşılarak anlatılmıştır. İhtiyar Balıkçı’da kapitalist toplumun insana kaybettirdikleri anlatılırken, Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek’te felsefi bir yaklaşım söz konusudur.

Eseri sinemaya uyarlayan Ermeni yönetmen Karen Gevarkyan Aytmatov’un ve hikayeyi Aytmatov’a anlatan Nivih yazar Vladimidir Sanghi’nin de etkisini iyice azaltıp sinema dilini başarıyla uyguladığı bir film ortaya çıkarmıştır. Filmde, roman bilindiği halde sinemaya has özelliklerin yakalandığı görülür. Aytmatov da bu uyarlamanın en başarılı uyarlamalardan biri olduğunu kabul etmektedir(213).

212 – Atıf Yılmaz, “Sinema Olayı Yönetmenle Gerçekleşir”, Gösteri, nr.15, Şubat 1982, s.

74-75.

213 – Bakınız C.A ile konuşma.



76

Gülsarı roman olarak gördüğü ilgiyi yazarın ünü sayesinde film olarak da görmüştür. Sergei Urussevski’nin Gülsarı’yı realiteden alıp şiirleştirdiği, çok başarılı bir müzik çalışmasıyla bezenmiş filmde sinema dilinin edebiyat dilini aştığını görürüz.

Ülkemizde sinemalarda, televizyonlarda defalarca gösterilen eser özellikle Gülsarı’nın hayatının anlatımıyla ilgili bölümlerdeki anlatım diliyle de dikkat çekicidir. Romanda çok detaylı anlatılan bu bölümler, filmde kamera oyunları ve görüntü seçimleriyle, iyi seçilmiş bir müzikle başarılı bir hale gelmiştir.

Polat Şensiyev’in uyarladığı Erken Gelen Turnalar adlı film, yazara ve esere fazlasıyla bağımlıdır. Romanın çok iyi işlenmiş olması, senaryo dilinin de yer yer kullanılmış olması yönetmene fazla yardımcı olamamıştır. Senaryoya Aytmatov’un katkısı, Şemsiyev’in yazarın hem arkadaşı olması, hem de onu izliyor olması diğer engellerdir.

Yazar ve eserin varlığı bilinmeden filme yaklaşıldığında ise vasatın üstünde bir filmle karşılaşılmaktadır. Ayrıca filmin çekildiği dönem ve Aytmatov’un statüsü düşünüldüğünde Şemsiyev’in Karen Gevorkyan’ın yaptığı gibi bir çalışma yapması beklenemezdi. Belki de mümkündü ama psikolojik etkileri yenmek kolay değildi.

Kızıl Elma adlı eserden aynı adla uyarlanan filmde ise bazı kısımlarda romana bağlılık fazlasıyla görülürken bazı kısımlarda ilave edilen yeni unsurlarda daha bağımsız bir anlayış hakim.

Romanda üçüncü kişi (ya da anlatıcı) tarafından dile getirilen hususlar, filmde görüntü diline aktarılınca romandan hayli değişik ve canlı bir eser ortaya çıkmış. Sosyal hayat, zaten kısa hikaye tarzında yazılan eserde hemen hiç yer tutmazken filmde hayli geniş yer verilmiş.

Hali hazırda Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçiliği görevini sürdüren ünlü Kırgız yönetmen Tolomuş Okeyev Kızıl Elma’nın da yönetmeni. Hem yazarın hem de yönetmenin ilk eserleri arasında yer alan Kızıl Elma, ülkemizde hikaye ve film olarak pek tanınmayan eserin filmi gösterildiği yıllarda kendi dünyasında ilgiyle karşılanmıştı.

77

Polatbek Şemsiyev’in Aytmatov’dan uyarladığı Erken Gelen Turnalar’dan başka iki eseri daha var. Bunlardan biri 70’li yıllarda çekilen Beyaz Gemi, diğeri ise Sovyetler Birliği’nin dağılması öncesinde uyarlanan Fujiyama adlı eserdir.



Beyaz Gemi yazarın dünya çapında ünlü bir eseridir. Film ise bu tanınmışlığın ışığında özellikle doğu blokunda ilgi görmüş, doğu ve batı blokunda çeşitli festivallere katılmış, sınırlı da olsa gösterime girme imkanı bulmuş bir filmdir.

Yazar ve uyarlama bir eser olduğu bir kenara bırakıldığında belli bir başarı yakalayan eser ne yazık ki hep bir Aytmatov uyarlaması olarak anılmıştır. Filmde romandaki kadar geniş yer tutamayan Boynuzlu Geyik Ana Efsanesi filmi hayli zayıflatmıştır.

Fujiyama ise Aytmatov’un Kazak Dramaturg Kaltay Muhammedcanov ile birlikte kaleme aldığı tiyatro eserinden uyarlanmıştır. Tiyatro eserlerinin sinemaya uyarlanması ise düşünülenin tersine çok zor ve pek az başarılı eser veren bir tarzdır. Çünkü tiyatro kişilere düşen hadiseyi şimdiki zamanda ve birinci şahısla aktarmaktır. Konuşmalar esas alınmıştır. Filmde ise görüntü dili hakim olmak zorundadır.

Filmin çekildiği zaman diliminde Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmiş olması, hürriyeti savurgan ve acemice kullanma gibi hadiselerden dolayı film başarısız olmuştur. Fazlasıyla politize edilen eserde yine sinema dilinden çok edebiyat dili hakim olmuştur. “Tezli film” yapma düşüncesi sonunda sıradan bir film hazırlamıştır.

Cemile adlı eseri ise sinemaya İrina Poplovskaya uyarlamıştır. Dünyanın en güzel aşk hikayelerinden biri olarak kabul edilen Cemile, roman olarak gördüğü ilgiyi film olarak da yakalamıştır. Film roman gibi her yere ulaşamasa da aldığı ödüllerle, gösterildiği yerlerde gördüğü ilgi ile göz doldurmuştur.

Senaryosunu yazarın kendisinin yazdığı film edebi dile bağlı kalmış olmasına rağmen film olarak da başarılıdır. Bir kadın yönetmenin Cemile’yi anlatması bizzat yazarın senaryoya katılmış olması filmi başarılı kılan unsurlar arasındadır.

78

Filmde kahramanların romandakilere benzetilmesi için gösterilen gayret, hayli dikkat çekicidir. Oyuncu seçimi de başarılı olmuştur. Bütün film ekibinin romanın geçtiği gerçek mekanlarda çalışmış olması da önemlidir.



Larissa Schepitko’nun sinemaya aktardığı Deve Gözü(Film olarak adı Ateş ya da Hararet) yazarın ilk eserlerindendir. Romanda idealist bir gencin başından geçenler, ideallerinin ütopik olmaktan çıkıp gerçekçi hale gelmesi anlatılır. Filmde bu hadise sinematografik ögeler ön planda tutularak hareket edilmiş olsa da “uyarlama” olduğu hissedilmektedir. Film ve roman çeşitli ödüller almış olsalar da her ikisinin de başarısı

vasatı aşmamaktadır.

İlk Öğretmen Andrei M.Konchalovski tarafından sinemaya uyarlanmış. Büyük ilgi görmüş bir filmdir. Aytmatov’un eserleri arasında ilk grupta olmasına rağmen önemli bir yeri olan eser ideolojik yönü en ağır basan çalışmalarındandır. Devrimin yeni yeni yansıdığı Kırgız topraklarında geçen romanda, yetersiz bilgisine rağmen öğretmenlik yapmaya heveslenen idealist bir gazinin ve Altınay adlı öğrencisinin hayatı anlatılır.

Film de roman da eser olarak değil, devrim idealini ifada etmeleriyle tanındı ve sevildi. Romanda ancak hissedilebilecek öğretmen-öğrenci aşkı, filmde daha belirgin hale getirilmiş sinematografik ögelere, sinema diline daha çok önem verilmiştir. Konchalovski’nin sinema anlayışında bu tür ilişkilerin yoğun olarak işlendiği bilinmektedir.

Genadi Bozarov’un yönettiği Toprak Ana filmi Aytmatov’un aynı adlı eserinden uyarlanmıştır. Eserin gördüğü ilgi üzerine çekilen film başarılı olamamış, doğu bloku dışında ilgi görmemiştir. Çok yoğun bir şekilde hissedilen edebi dil ve anlatım filmi hayli ağırlaştırmıştır.

Türk-Türkmen-Rus ortak yapımı, Türkmen yönetmen Hocakulu Narlıyev’in yönettiği Mankurt adlı film, Aytmatov’un Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı eserinde yer alan bir efsaneden yola çıkılarak sinemaya uyarlanmıştır. Çekildikten sonra uzun süre politik nedenlerle gösterime giremeyen film, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da beklenilen ilgiyi görmemiştir. İnsan beyninin yıkanıp köle hale getirilmesinin anlatıldığı filmde büyük bir prodüksiyon olmasına rağmen istenilen hedefe ulaşılamamıştır. Roman dilinin hakimiyeti bir yana, konu derinliğine inilemediği de görülmektedir.

79

Cengiz Aytmatov romanları yanında, eserlerinden yapılan filmlerle de tanınmıştır. Yazar 1994 yılında 13. İstanbul Film Festivali çerçevesinde “Aytmatov’un Dünyası” başlığı altında eserlerinden yapılan uyarlamaların gösterilmesiyle bir kere daha anılmıştır(214).

Festival çerçevesinde Beyaz Gemi, Mankurt, İlk Öğretmen, Ateş, Kızıl Elma ve Selvi Boylum Al Yazmalım filmleri gösterilmiştir. Festivalin şeref konuğu olarak İstanbul’da beş gün kalan yazar eserlerinden uyarlanan filmler ve edebiyattan sinemaya uyarlamalar gibi konularda toplantılara da konuşmacı olarak katılmıştır.

214 – 13.İstanbul Film Festivali Kataloğu,İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yay.İst,1994,s.55-61.

80

TÜRKİYE’DE EDEBİYAT UYARLAMALARI

Sinemanın yüzyıllık tarihi düşünüldüğünde uyarlamaların sinemanın ortaya çıkışından hemen sonra tatbik edildiğini görürüz. Bunun sebebi ise ilk yılların heyecanı ve merakı geçtikten sonra konu sıkıntısının baş göstermesidir. Senaryo, sinema dili gibi kavramlar da henüz ortada olmadığı için edebiyata, tanınmış eserlere başvurmaktan başka çare de yoktu.

Ülkemizde de edebiyat uyarlamalarına yönelme sinemamızın ilk yıllarına kadar uzanır. Ülkemizde bilinen ilk edebiyat uyarlaması Sedat Simavi’nin yönettiği ve Mehmet Rauf’un 1909’da yazdığı Pençe adlı romandan yapılmıştır(215). 1917 tarihli bu çalışmayı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1898’de yazdığı 1919 tarihinde gerçekleştirilen Mürebbiye adlı film takip eder (216). 1960 yılına kadar toplam 58 uyarlama gerçekleştirilir (217). Günümüze kadar uyarlamalar aynı hızla olmasa da devam etmiştir. 80’li yıllardan sonra belli bir artış olduğu görülmektedir.

Muhsin Ertuğrul’un tiyatro esasına dayalı sinema anlayışının sinemamıza egemen olduğu yıllarda yapılan uyarlamalar bugüne kadar süren anlayışa temel teşkil etmiştir. Sinemamızın ilk yıllarından 1940’lara kadar süren bu dönem Muhsinb Ertuğrul’un Almanya’da tiyatro faaliyetlerini sürdürmek üzere bulunduğu yıllarda sinemayla tanışmasıyla başlamış, bu yıllarda Almanya’da hüküm süren sinema anlayışı, uyarlama anlayışı büyük oranda Türk Sinemasına taşınmıştır (218). Bu dönemde Ertuğrul toplam 8 uyarlama gerçekleşmiştir.

Daha sonra sinemacılar kuşağına geçiş sağlayan Ömer Lütfi Akad’ın sinemasında da uyarlamalar yer almıştır. Akad 1949’dan 1960’a kadar dört uyarlama esere yönetmen olarak imza atmıştır (219).

215 – Sedat Simavi, Eserleri, Hürriyet Yay.,İst.1973, s.7.

216 – Adnan Ufuk,”Sinemamız ve Edebiyatımız”, Sinema Tiyatro Dergisi, (Sinema Özel Sayısı), nr .15,Ağustos 1959, s.14-17.

217 – A.g. makale s.16,17.

218 – A.Ş.Onaran, Prof.Dr, Muhsin Ertuğrul’un Sienaması, Kültür Bak.Yay.Ank., 1981.

219 – Efdal Sevinçli, Meşrutiyet ten Cumhuriyet’e, Sinemadan Tiyatro’ya Muhsin Ertuğrul, Almanya’da Sinema Günleri 1919-1920, Broy Yay.,İst. 1987, s.153-161.


81

Akad da, Ertuğrul gibi tiyatrodan gelmiş olmasına rağmen sinemamıza tiyatro anlayışından kurtaran ilk adımları atmıştır(220). Lütfi Akad ve sonrasında sinemamızdaki genel anlamda sinemacılar kuşağına dahil edebileceğimiz yönetmenler de sık sık uyarlamalara başvurmuşlardır.

Yabancı eserlerden yapılan uyarlamalar (Gerek Avrupa ve Amerikan sineması, gerekse Hint ve Arap sineması) da 50’li 60’lı yıllarda sinemamız üzerinde hakimiyet kurmuştur(221). 60’lı yıllardan itibaren boy gösteren sosyal gerçekçi akım Ulusal Sinema, Milli Sinema, Devrimci Sinema gibi altyapısı geliştirilmemiş akımlar içerisinde de edebiyat, sinemaya kaynaklık etmeye devam etmiştir.

80’li yıllardan günümüze kadar da yeni kuşak romancılarımızın ve hikayecilerimizin eserleri uyarlama yoluyla yahut bir filme konu olma şeklinde sinemamıza kaynak sağlamaya devam etmiştir.

220 – A.Ş.Onaran,Prof.Dr, Ö.Lütfi Akad, Afa Yay., İst.1990.

221 – Nezih Coş,Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları(1),Yedinci Sanat,Nr.3,Mayıs 1973 s.27.

82

DÜNYA SİNEMASINDA UYARLAMALAR

Sinemanın edebiyata başvurmasının sebebi bir kaynağa, bir dayanma noktasına ihtiyacı olmasındandır. Buna hem konu açısından hem de mantık açısından ihtiyaç vardır. Nasıl sanatlar birbirinin devamı niteliğindeyse ve birbirinden yararlanıyorsa, sinema için de durum aynıdır. Çünkü esas, edebi dille de olsa, sinema diliyle de olsa, bir anlatımı,bir birikimi seyirciye veya okuyucuya aktarmak söz konusudur.

Geoges Melies daha 1900’lü yılların başlarındayken ilk adaptasyonları denemişti. Aya Seyahat adlı film Verne ve H.G.Wells’in eserlerinden uyarlanmış 260 metrelik bir deneyimdi(222). İlklerin arasında yeralan ve sinemanın ilk şahaserleri arasında sayılan William D.Griffit’in Bir Ulusun Doğuşu adlı filmi de bir edebiyat uyarlamasıydı(223).

Edebiyatın sinemaya kaynaklık etmesi, daha sonraları ise yer yer sinemanın edebiyatta etkili olması, sanat dalları arasında görülen benzeri bir alışverişten farklı değildir. Özellikle geçmişi çok eskiye uzanan edebiyatın, Modern edebiyat döneminde (Özellikle Amerikan edebiyatında ve popüler edebiyatta) sinemadan etkilenmesi, hadiselerin ve kişilerin kamerayla takip edilir gibi anlatılması roman dilinde, senaryoya yaklaşılması fazlasıyla yadırganmıştır.

Bir roman veya hikaye sinemaya uyarlanırken sinemaya uygun olan kısımların iyi seçilmesi ve uygun olmayan ama gerekli olan kısımların sinema diline uygun hale getirilmesi gerekir(224). Sinema bir bakıma romanın rahat ve geniş anlatım imkanları ile tiyatronun dar ve tabii olmayan söze dayalı anlayışı arasında bir üçüncü yol durumundadır.

Edebiyatın sinemaya kaynaklık etmesi yanında sinema eleştirisinin de temelleri edebiyat eleştirisinin etkisinde ve izinde gelişmiştir(225). Zaman içerisinde sinema dili geliştikçe farkları ölçüler belirmiş, bugünkü anlamda eleştiriye gelinmiştir.


222 – A.Ş.Onaran, Sinemaya Giriş, Filiz Kitabevi, İst., 1966 Georges Meiles, s.161.

223 – Sessiz Sinema, Nilgün Abisel,”Sinema Kendini Kanıtlıyor”A.Ü.B.Y.Y.O Yay.Ank.1989 s.48.

224 – Nijat Özön, 100 soruda Sinema Sanatı,Gerçek Yay.,3.baskı,İst.1990, s.86.

225 – Ian Jarvie,Movies and Society,”Towards on Objective Film Criticism,New York, 1958,s.205.

83

Romandaki zaman anlayışı, sinemadakinden hayli farklı olmaktadır. Romancının zamanı kullanma hürriyeti, yönetmenin zaman hakkındaki tasarrufuyla aynı değildir. Sinemada reel zaman söz konusudur. Romancıysa bu konuda tam anlamıyla serbesttir.



Alain Resnais’in sinemaya uyarladığı senaryosu Marquerite Duras tarafından yazılan Hiroşima Sevgilim adlı eser, romancılara zaman anlayışının sinemada denenmesine iyi bir örnek teşkil eder(226). Mevcut sinema imkanlarının zorlandığı filmde yer yer belgesel film özellikleri ağırlık kazansa da başarılı bir denemedir.

Günümüzde sinema edebiyat uyarlamalarına hala geniş yer vermeye devam ederken, edebiyatın yer yer sinemayı izlemeye başladığını görüyoruz. Bunun sebebi günümüzde insanlar için “akıcılık” diye tabir edilen tarzın edebiyat üzerinde yoğun tesirinin olmasıdır. Bu hadise sinemaya bağlı olarak ortaya çıkmıştır.

Daha 19. yüzyılda Stendhal, Dostoyevski gibi yazarlarda sinemanın esasları arasında yer alan bazı unsurların romanlarda kullanıldığını görüyoruz. Bu yazarların daha o günlerde bir arayışın içinde olduklarını göstermesi açısından önemlidir.

Romanlarda sinemanın özellikleri gelişirken, sinemada aslında kendi yapısına hiç uymayan usluplarla karşılaşıyoruz. Bazı sahnelerin çok uzun olması, insan yüzünün bir romancının anlatımında olduğu gibi izlenmesi, diyaloglarla anlatılan olaylara yer verilmesi gibi.

Diyaloglarla olay anlatımı aslında sinema adına bir kusur olduğu halde kimi zaman mecburiyetten kimi zaman yönetmenin uslubundan dolayı oldukça sık denenmektedir.

Edebiyatın sinemaya etkisi veya sinemanın edebiyata etkisi üzerinde durulurken sık sık iki sanatın yakınlaşmasından söz edilmektedir. Aslında hadise bir sanatın başka bir sanatın imkanlarından yararlanmasından ibarettir. Çünkü bir sinema eseri ne kadar edebiyattan yararlanmış olursa olsun sonuçta bir sinema eseridir. Bu durum edebiyat eseri içinde geçerlidir.


226 - Marquerite Duras,Hiroşima Sevgilim, Uğrak Yay.,Çev.Cevat Çapan,İst.1966.

84


Sinema fotoğrafın perdede hareketiyle roman kelimenin diğer kelimelerle ilişkisiyle anlam ve bütünlük kazanmaktadır. Bu teknik benzerlik roman ve sinemanın bir aracı kendi şartları içinde kullanılması olarak yorumlanmaktadır(227).

Roman ile sinema arasında bir köprü durumunda olan her iki sanattan da izler taşıyan senaryo sinemanın yönetim aşaması kadar önemli bir bölümü oluşturur. Bir edebi tarz olarak görülmemesine rağmen edebiyatla olan ilişkisi de bir gerçektir.

Bir filmin edebiyat uyarlaması olsun olmasın senaryoya dayalı olması onun edebiyat dünyası ile ilişkisini sağlamlaştırmaktır. Roman ya da başka bir edebi türden farklı olarak çok büyük kısıtlamaları olan senaryo bir filmin başarısında veya başarısızlığında büyük rol oynayabilmektedir. İyi bir konudan başarısız bir sinema örneğinin ortaya çıkması veya kötü bir konudan önemli bir sinema eserinin ortaya çıkması senaryoyla ilgilidir(228).

Senaryo yazımında anlatılmak istenen kişi, olay veya mekanın yazı diliyle değil kameranın imkanları düşünülerek kaleme alınması gerekmektedir. Senarist kendi düşüncelerini aktarmak yerine yönetmenin düşüncelerine katılmakla yükümlüdür. Senaristin çok iyi bir sinema bilgisine sahip olması gerekmektedir(229).

Netice olarak edebiyat uyarlamalarının başarısı sinemanın edebiyatın ve hatta senaryonun imkanlarıyla çok yakından ilgili olmaktadır. Yönetmenin, yazarın ve eserin dünyasına yakınlığı oyuncuların esere ilgisi ve yapımın mali imkanları dahil birçok unsurda etkili olmaktadır. Edebiyatla sinemanın ilişkisinin her zaman gündemde kalacağı, bu tür çalışmaların yapılmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.

227 – Geoffrey Wagner,The Novel and The Cinema,”Contempt” Associted Uni.Presses İnc. NJ Cranburg, 1975.

228 – Michel Chion,Bir Senaryo Yazmak,”Öyküleme Teknikleri”Afa Yay.Çev.Nedret Tanyolaç,İst.,1987, s.209.

229 – Mahmut Tali Öngören, Senaryo ve Yapım,”Senaryo Yazarına Öğütleri” 1.Cilt,Otağ Yay.,İst.1985 s.41-43.


1   2   3   4   5   6   7   8   9


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə