Gecenin en uzun, GÜNDÜZÜn en kisa olduğu günde, 21 aralikta sağlik meclisleriNİ kuruyoruz, Hİzmet üretmiyoruz, MÜcadelemizle karanliklari aydinlatacağIZ!



Yüklə 21.75 Kb.
tarix20.04.2016
ölçüsü21.75 Kb.
GECENİN EN UZUN, GÜNDÜZÜN EN KISA OLDUĞU GÜNDE, 21 ARALIKTA SAĞLIK MECLİSLERİNİ KURUYORUZ, HİZMET ÜRETMİYORUZ, MÜCADELEMİZLE KARANLIKLARI AYDINLATACAĞIZ!

AKP iktidar döneminde; sağlık hizmeti başta olmak üzere kamu hizmetlerini tamamen piyasalaştırmayı, ticarileştirmeyi ve sonunda özelleştirmeyi temel politika olarak benimsemiştir.


Sağlık alanında “DÖNÜŞÜM” çalışmalarının hızlanmaya başladığı bu dönemlerde, sağlık alanında yapıldığı iddia edilen “REFORM”un, sağlık hizmetinin üretimi, finansmanı ve organizasyonunu kapsayan, yani sağlık alanındaki yapısal değişiklikler anlamına geldiği bilinmektedir. Türkiye’de sağlık reformları uygulanırken, Dünya Bankası ve İMF politikaları esas alınmış, sağlığın metalaştırılması politikaları uygulanmaya başlamıştır. Sağlık, artık sermaye açısından emeğin yeniden üretimi için gerekli olmanın yanında, sermaye birikimine de katkısı olacak şekilde politikaların uygulanmaya başlanmasıyla yeniden düzenlenmeye başlanmıştır.
2002 yılı öncesi hükümetler İMF ve DB tarafından dayatılan “yapısal uyum programlarınıçeşitli nedenlerden, emekçilerin mücadelesi, finansman zorluğu, koalisyon hükümetlerin olması vb. nedenlerden dolayı istedikleri düzeyde hayata geçirememişlerdir. Ancak, 2002 yılında tek başına iktidara gelen AKP hükümeti “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM”, bizce sağlıkta YIKIM sürecini, TBMM deki çoğunluğu üzerinden hareket ederek hızla hayata geçirmeye başlamıştır.
Gelinen aşamada tüm direnişlere rağmen “DÖNÜŞÜM” süreci büyük ölçüde tamamlanmış, direnişler bu süreci geciktirmenin yanı sıra önemli bir mücadele birikimi yaratmıştır. Piyasacı dönüşümün dört temel sacayağı da büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu temel dört ayak;

  • Birinci basamak sağlık hizmetinde muayenehane anlamına gelen Aile Hekimliği sistemine geçilmesi,

  • 2. ve 3. basamak sağlık hizmetinde Kamu Hastaneleri Birlikleri’nin kurulması ve hastanelerin işletme haline getirilmesi, Eğitim Kurumu niteliği hiçe sayılarak Üniversite Hastanelerine el konması,

  • Finansmanın vergilerden karşılanması yerine genel sağlık sigortası (GSS) üzerinden, getirilen ikince bir sağlık vergisi ile sağlanması,

  • Sağlık alanında çalışanların, çoğunluğu taşeron şirket elemanı olmak üzere, güvencesiz ve sözleşmeli çalışmaya mahkum edilmesi şeklinde olmuştur.

En son 2 Kasım 2011’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile artık sağlıkta piyasalaşmanın önündeki engeller kaldırılmıştır. KHK’ler darbe ürünü yasalardır. Baskıcı-otoriter sistemlerde başvurulan yöntemlerdir. Bırakın sağlık örgütlerinin ve halkın örgütlü kurumlarını; AKP, meclisten, hatta kendi milletvekillerinden bile yasayı kaçırmıştır. Bakanlar Kurulu istediği gibi at koşturmaktadır. Bir yandan bunlar yaşanırken, toplumun tüm muhalif örgütlerini de; baskı, sürgün, gözaltı, tutuklama furyaları, gaz bombaları ve coplarla sindirmekte, baskı altına almaktadır. Artık Türkiye sağlık ortamı başka bir evrededir, korunması gereken bir haktan, kamusallıktan, yarı kamusallıktan söz edebilmek mümkün değildir. Sistem bize rağmen dayatılan bir sistemdir, onların sistemidir.


Bu sistemde; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin iş, ücret ve gelecek güvencesi bitirilmek istenmektedir. Artık bu sistemde esnek, kuralsız ve güvencesiz, sözleşmeli çalışma esas haline getirilmektedir. Bu sistemde; hastaneler sınıflandırılmakta, emekçiler ve yoksul halk başta olmak üzere herkes, parasına göre başvuracağı hastanelere göre sınıflara ayrılmaktadır.
Bu sistem’de yoksulların ve düşük gelir gruplarının sağlık hizmetlerine erişimi gittikçe zorlaşmaktadır. AKP hükümetinin, “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” diye süslü laflarla Türkiye’ye yutturmaya çalıştığı sistemde reklam/masal dönemi bitti. Şimdi asıl film oynamaya başlıyor. Sağlık sistemi daha fazla piyasalaştırılıyor, ticarileştiriliyor, alınıp-satılan mal haline getiriliyor. Başbakanın dediği gibi, “ne kadar para o kadar köfte” dönemi, yani paran kadar sağlık dönemi başlatılıyor.
Gelinen aşamada sağlık kurumlarına başvuruda nelerle karşılaştığımıza bir göz atalım:


  • Devlet hastanelerinde muayene için katılım payı 8 TL

  • Özel hastanelerde muayene için katılım payı 15 TL

  • Yazılan reçetenin toplam fiyatının %20 si alınıyor.

  • Önemli bir hastalığımız geliştiyse, hastalığın teşhisinden emin olmak ya da kafalarınızdaki soru işaretini gidermek için aynı branşta farklı bir doktora gidersek 5 TL daha ilave ücret ödemek zorunda kalıyoruz. Yani kamuda 13 TL ilave ücret, özelde 20 TL ilave ücret vermek zorundayız.

  • Özel Sağlık Kuruluşları her türlü muayene, tahlil ve tetkikte SGK’nın yaptığı ödemeyi yeterli görmemekte % 30 ile % 70 arasında değişen fark ücreti almaktadır.

  • Temel ücreti düşük olan ve performans baskısı altına alınan hekimler günde 100–150 arası hasta bakmakta, hatta acil servislerde bazı illerde günde 600–700 hasta bakılmakta, muayene süreleri en fazla 2-4 dakika olmaktadır. Kim 150’nci ya da acil servislerde 500’nci hasta olmak ister ki..

.

Durum bu iken; yoksulların, dar gelirlilerin sağlığa erişimi bu kadar zorlaşmışken Hükümet sağlıktaki piyasalaştırmayı yeterli görmüyor olacak ki;


TBMM ihtisas komisyonlarında görüşülmeye başlanan TC Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6. maddesi ile 5510 sayılı kanunun 68. maddesinin 2. fıkrası değiştirilerek muayene ve ilaç alımı ile ilgili yeni değişiklikler getirmektedir. Tabii bu değişikliklerle halkın cebine biraz daha fazla el uzatılmaktadır:


  • 1 Basamak (aile hekimliği) hekim ve diş hekimi (ADSM) muayenelerinde 2 TL katılım payı alınacak (Daha önce sendikamız tarafından açılan davada benzer hüküm iptal edilmişti).

  • Ayakta tedavilerde yazılan reçete de yer alan her ilaç kalemi için ayrı ayrı 3TL katılım payı alınacak. Böylece vatandaş hem ilaca %10 ile %20 arası katkı payı ödeyecek, hem de 2. bir vergi anlamına gelen ilaç başı 3 TL katılım payı ödeyecek. Bu duruma “deli dumrul vergisi” mi dersiniz, “ayakbastı parası” mı dersiniz, “kelle vergisi” mi dersiniz, artık ne derseniz deyin, AKP icraatlarına yeni bir vergi daha kattı. Vatandaşlarımıza hayırlı olsun!..


Bunlar da yetmeyecektir.
2012’den itibaren yeşil kart uygulaması bitiyor Genel Sağlık Sigortası (GSS) primi ödeme dönemi başlıyor. Asgari ücretin üçte birinden fazla gelir sahibi olanların GSS primini ödeyememesi durumunda sağlık hizmeti alma konusunda kapsam dışı kalacak, ülkedeki 5 milyon güvencesi olmayan nüfusa, yeni 5 milyon kişi eklenecektir. Güvencesi olanlar da katkı-katılım payı ve ilave ücretlerden muayene ve tedavi olamayacak ya da zorlanacaktır. Katkı-katılım payları, ilave ücretler sürekli artacak, bu yetmezmiş gibi prim ödediğimiz SGK, paket programlarla ilaç ve tedavi kapsamını daha da daraltılacak ve tamamlayıcı sigorta dönemi başlatılarak, özel sigorta şirketlerine bu yolla ayrıca kaynak aktarılacak, araçlarda olduğu gibi GSS’nin sağladığı güvence anlamına gelen trafik sigortası yetmeyecek, bütünlüklü sağlık hizmeti için “KASKO” sigortası yaptırma gereği doğacaktır. Sağlıkta Dönüşüm Programının eksik kalan kısmı budur ve önümüzdeki günlerde KHK ile ilgili düzenlemeler yapılırken, her aşamada çıkarılan Sağlık Uygulama Tebliğleri (SUT) ile de hizmetin kapsamı daraltılacaktır.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, hizmeti üreten, sunan ve alan kesimdir. Dolayısıyla halkın kendisidir. İşte bu nedenle sağlık emekçilerinin mücadelesi, aynı zamanda halkın sağlık ve sosyal hizmet hakkı mücadelesidir.


Bu güne kadar sağlık ve sosyal hizmet alanında örgütlü kurumlarla birçok uyarılar, eylemler yaptık. Sadece son bir yıl içinde; 2010 Aralık ayında Muğla’da bölge mitingi, 27 Şubat 2011’de Diyarbakır’da bölge mitingi, 13 Mart 2011’de Ankara’da cumhuriyet tarihinin en büyük sağlıkçı mitingi, 19–20 Nisan’da 2 günlük GREV, birçok üniversite hastanesinde günleri aşan GREV’ler yaparak uyarılarda bulunduk.
Artık Uyarmıyoruz!
Bu gün tüm ülkede sağlık ve sosyal hizmet iş kolunda işyeri meclislerimizin kuruluşunu ilan ediyoruz. AKP’nin IMF, DB ve uluslararası sermeye için çıkardığı yasaları oyluyoruz ve RED ediyoruz.
Biliyoruz ki bu eylem de yetmeyecek!
Tüm illerde hizmet alan halkın tüm örgütlerinin içinde yer alacağı Sağlık Hakkı Meclislerini kuracağız. Mücadeleyi daha da toplumsallaştıracağız.
Biliyoruz ki mevcut kaynaklarla; katkı katılım payları-ilave ücretlerin alınmadığı, sadaka kültürüne ihtiyaç duyulmayan, Erişilebilir, Ücretsiz, Nitelikli, Kamusal-Toplumcu ve Anadilinde bir Sağlık ve Sosyal Hizmet mümkündür. Yine biliyoruz ki kaynaklarımız; Emekçilerin; İş, Ücret ve gelecek Güvenceli çalıştığı, insanca yaşanacak ücretlerin ödeneceği sistem de mümkündür. Sorun, iktidarların niyeti ile ilgilidir.
Taleplerimiz açıktır.

  • İş Güvencesi,

  • Geleceğe yansıyacak insanca yaşamaya yetecek ücret güvencesi,

  • Demokratik çalışma ortamı,

  • Mesleki bağımsızlık,

  • Eşit, Ücretsiz, Nitelikli, Ulaşılabilir ve Anadilinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Hakkı.

Bu talepler için mücadeleyi daha da yükseltmeye kararlıyız. Sonuç alana kadar mücadele edecek, bu mücadeleye halkı da katarak süresiz GREV’leri örgütleyeceğiz.
Kataloq: wp-content -> uploads
uploads -> Review of Disability Studies: An International Journal
uploads -> Azərbaycan Respublikasında Ekoloji üsullarla təmiz məhsul istehsalı, emalı, etiketlənməsi və marketinqi üçün standartlar
uploads -> Азяр­бай­ъан Мил­ли Елм­ляр Ака­де­ми­йа­сы Фял­ся­фя, Сосиолоэийа вя Щц­гу­г Инс­ти­ту­ту
uploads -> SVĚtový apoštolát fatimy
uploads -> ŞİRİn xanim kəRİMBƏYLİ ŞADİman
uploads -> SİRLİ DÜnyam müəllifdən:əziz oxucum, əvvəlki kitablardan bir neçə şeiri təkmilləşdirib, bu kitaba əlavə etmişəm
uploads -> Natəvan xanımın istedadı Allah vergisidir
uploads -> Iii baki beynəlxalq turizm filmləRİ festivali 01-04 iyun 2016
uploads -> VÜsalə azər qizi musali (SƏMƏdova) filologiya üzrə fəlsəfə doktoru, dosent

Yüklə 21.75 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin