Bati emperyaliZMİyle savaşan biR ŞAİR: attiLÂ İlhan serhat IŞIK




Yüklə 36.53 Kb.
tarix27.04.2016
ölçüsü36.53 Kb.
BATI EMPERYALİZMİYLE SAVAŞAN BİR ŞAİR:

ATTİLÂ İLHAN

Serhat IŞIK

1925’te İzmir’in Menemen ilçesinde dünyaya gelen Attilâ İlhan, çocukluğunu Avrupaî hayat tarzına sahip olan bir ailede ve muhitte geçirir. Kitapçı İhsan’dan kiraladığı kitapları büyük bir istekle okuyarak, Melek ve Zafer Sineması’nda büyük bir heyecanla Batı filmlerini izleyerek ufkunu ve hayal dünyasını genişletir. Ardından, kitaplardan ezber ettiği Paris’in -Paris hayalinin- ve Nâzım Hikmet’i kurtarma çalışmalarının da etkisiyle Paris’e gider. Hayal ve hakikatin birbirinden farklı olduğunun yanında, Marksist öğretideki teori ve pratiğin ve Marksizmin Türkiye’de algılanışının farklı olduğunu anlar. Hayatındaki bu kırılma noktasından sonra yeni ve farklı bir dönem başlar Attilâ İlhan için. Batı’nın gerçek yüzünü gördüğünü belirten İlhan’ın, bu dönemden sonra vereceği her türlü ürüne Batı’ya karşı edindiği düşünceler yansıyacaktır.

Attilâ İlhan, savunduğu fikirler dolayısıyla özellikle gençler arasında epey taraftar toplasa da, çoğu zaman eleştirilere de maruz kalmıştır. Edebiyatçı kişiliği ile beraber ilerleyen fikir adamlığı, şiirlerine daha çok ulusal sentez düşüncesi yönüyle yansımıştır. Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde yaşadığı sosyal ve siyasi olaylara bakışı ise, büyük ölçüde romanlarında kendini gösterir. Bu konulardan biri, aydın sorunsalıdır. Tanzimat ile başlayan aydınların Batı’ya yönelmesi, Osmanlı Devleti’ni toparlamaktan çok, devletin dağılma sürecini hızlandırmıştır. İlhan’a göre sürecin bu şekilde işlemesinde aydınların taklitçi zihniyetlerinin büyük rolü vardır. Ona göre, Atatürk döneminde terk edilen Batı hayranlığı, İsmet İnönü döneminde Yunan/Latin hayranlığına dönüşmüştür ve bu anlayış günümüze dek devam edegelmiştir.

Misyonerlik faaliyetleri, üzerinde sıklıkla durduğu bir diğer konudur. Misyonerlik faaliyetlerini Tanzimat döneminden başlayarak ele alan İlhan’a göre, Tanzimat’la artan misyonerlik çalışmaları ve misyoner okullarının sayısı, Atatürk döneminde ciddi anlamda azalma göstermiştir. Ancak, İnönü döneminin Yunan/Latin hayranlığının etkisiyle açılan yabancı dille eğitim veren okullar, beraberinde misyonerlik çalışmalarını yeniden hızlandırmış ve misyoner okullarının sayısı artış göstermiştir. Edindiği çeşitli belgeler ışığında bu sorunun önemine sık sık vurgu yapan İlhan, günümüzde de misyonerlik faaliyetlerin ciddi boyutlarda olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulunur.

Attilâ İlhan’a göre, Batı’nın bir yönü de emperyalist olmasıdır. Üçüncü Dünya ülkelerini yıllardan beri sömüren Batı ve Amerika, Türkiye’ye de benzer politikalarla yaklaşmaktadır. Bu amaçlarına ulaşmak için her yolun denendiğini belirten İlhan, Türkiye’nin IMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkilerine öteden beri karşı çıkmıştır.

Atatürk’e çok farklı bir gözle bakan Attilâ İlhan, birçok sorunun çözümünde Atatürk’ü çıkış noktası olarak alır. Ona göre Gâzi, Batıcı ve Batı hayranı değildir. (Birkaç yazısında ve söyleşisinde Atatürk için Batıcı ibaresini kullanmıştır.) Gâzi’nin istediği, Batı medeniyeti seviyesine ulaşmak değil, muasır, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmaktır. Batı’ya her yönüyle sırt çevirmenin de, Batı hayranı olmanın da doğru olmadığını düşünen Attilâ İlhan, Batı’dan yalnızca metot ve rasyonel düşüncenin alınması gerektiğini düşünür. Ulusal bir kültür sentezi gerçekleştirebilmiş ulus-devletlerin uyguladığı metodu almamız gerektiğini belirten İlhan’a göre metot, evrensel; uygulaması, millidir. İlhan, Batı’dan alınan metot ve rasyonel anlayışla Selçuklu / Osmanlı kültürüne eğilme, Selçuklu / Osmanlı kültürü temeline dayanan bir sentez gerçekleştirme ve buradan hareketle ulusal bir kültür yaratma taraftarıdır.

Attilâ İlhan’ın çok yönlü kişiliği içerisinde en güçlü ve geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan yanının şairliği olduğu rahatlıkla söylenebilir. İlk şiiri Balıkçı Türküsü’nü, 1941’de Yeni Edebiyat dergisinde yayımlayan İlhan, 1946 CHP Şiir Yarışması’nda Cebbar oğlu Mehemmed şiiriyle Cahit Sıtkı ve Fazıl Hüsnü gibi ünlü şairlerin arasında ikinciliği kazanmasıyla edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmeye başlar. O zamana kadar pek tanınmayan Attilâ İlhan’ın aldığı bu derece kimi gazetelerde duyurulurken dönemin şairlerinden Ziya İlhan ile karıştırıldığı da olur. (Bkz. Vakit Gazetesi, 24 Şubat 1946) Attilâ İlhan, ilk şiir kitabı olan Duvar’ı 1948 yılında annesinin verdiği 1000 lirayla 1000 adet bastırarak edebiyat dünyasında ciddi anlamda adından söz ettirir. Yedinci şiir kitabı Tutuklunun Günlüğü ile, 1974’te TDK Şiir Armağanı’nı kazanır. Son şiir kitabı Kimi Sevsem Sensin’i de 2001’de yayımlar.

Attilâ İlhan’ın şiirlerine Batı sorunsalı bağlamında, tematik olarak yaklaştığımızda, Batı ile ilişkilendirebileceğimiz farklı unsurların karşımıza çıktığını görüyoruz. Bunlardan biri, Levantenlerdir. Attilâ İlhan’ın şiirlerinde Levantenlerin romanlarına nazaran çok daha az işlendiğini görüyoruz. Birkaç şiirinde geçmişe dönük hatırlamalar yoluyla, çocukluk yıllarının Karşıyaka’sındaki (İzmir) Levanten komşuları görülmektedir. İlhan’ın şiirlerinde, Levantenlerin herhangi bir olumsuz özelliklerinden bahsedilmemiştir. Ancak, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ticarî alanda işlevleri artan Levantenlerin hem kültürel açıdan hem de ekonomik açıdan Osmanlı-Türk toplumu üzerindeki zararlı etkileri, romanlarında yoğun olarak işlenmiştir.

İlhan’ın Fransa yolculuğu özellikle Abbas Yolcu adlı gezi yazılarını derlediği kitabında uzun uzun ve farklı bir üslupla anlatılır. Düzyazı eserlerine yansıyan yolculuk izlenimleri ve Paris hayali, İlhan’ın şiirlerinde de çok açık olarak kendini gösterir. Bu izlenimlerin yer aldığı İlhan’ın ikinci şiir kitabı Sisler Bulvarı (1954) bu bakımdan önemlidir. Kitapta yer alan Başka Yerde Olmak şiiri Paris yolculuğunu, yolculuk esnasındaki heyecanını ve mutluluğunu göstermesi bakımından önemlidir. Şiirdeki ifade tarzları hem Abbas Yolcu’yu hem de İlhan’ın ikinci romanı Zenciler Birbirine Benzemez’i çağrıştırır. Yine bu kitapta yer alan Tatyosun Kahrı şiirinde İlhan’ın Paris yolculuğunda tanıştığı arkadaşı Tatyos’un işlendiği görülür.

Attilâ İlhan’ın Paris yaşamı, onun şiirlerine en fazla yansıyan unsurlardandır.  Sisler Bulvarı’nda yer alan  La Donna e Mobili, Kaptan, Başka Adam şiirlerinde İlhan’ın Paris yaşamının izleri görülür. Sisler Bulvarı’nın bir uzantısı mahiyetinde olan Yağmur Kaçağı’nda (1955) Paris yıllarının izlerini açıkça görmek mümkündür. Kitabın Bulvardia bölümü bu bakımdan önemlidir. İlhan’ın dördüncü şiir kitabı, Ben Sana Mecburum’un (1960) Askıda Yaşamak bölümünün Büyük Yolların Haydudu şiirinde, hem Paris izleri hem İlhan’ın Fransa’da tanıştığı ve hiç unutamayacağı ressam arkadaşı Margot’dan izler görülür. Fransızcasını iyice geliştiren İlhan, artık şiir kitaplarına Franızca alıntılar yapmaya başlar. İlhan’ın altıncı şiir kitabı Yasak Sevişmek’te (1968) yer alan Biraz Paris bölümü, Paris izlerinin en fazla görüldüğü bölümlerdendir. Aynı zamanda bölümde, cinselliğin işlendiği şiirler karşımıza çıkar. Tutuklunun Günlüğü’nde (1973) Paris izleri, Yasak Sevişmek’e göre azdır. Tutuklunun Günlüğü’nün Teleks bölümünde İlhan’ın yeni teknikler kullanmaya başladığını görüyoruz. Az da olsa Paris yaşamı bu şiirlerine yansımıştır. İlhan’ın son şiir kitabı Kimi Sevsem Sensin’de (2001) de pek fazla olmasa da, Paris ile ilişkilendirilebilecek izler vardır.   

            Attilâ İlhan’ın Fransa yılları geriye birçok anı bırakmıştır. Bunlardan biri, İlhan’ın aşklarıdır. Orada özellikle, Fransızca öğrenmek için gittiği Alliance Française’de tanıştığı kızlar, İlhan’ın hayatında önemli yerler edinirler. İlhan, burada tanışıp âşık olduğu kızlara çeşitli zamanlarda şiirler yazmıştır.

            Savaş, İlhan’ın şiirlerinde işlenen temalardandır. Bu temin romanlarında da sıkça ve kapsamlı bir şekilde işlendiği görülmektedir. Şiirlerine baktığımızda ilk şiir kitabından itibaren bu temin işlendiğini görmekteyiz. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili şiirlerini ilk şiir kitabı Duvar’da karşımıza çıkmaktadır.  I. Dünya Savaşı, İlhan’ın dokuzuncu şiir kitabı Elde Var Hüzün’de de işlenir. II. Dünya savaşı, İlhan’ın ilk şiir kitapları içinde en fazla Duvar’da işlenmiştir. Kitabın Şafak Vakti Dünya bölümünde II. Dünya Savaşı temalı şiirlerin yoğunlaştığı görülmektedir. Sisler Bulvarı’nda yer alan Yer altı Ordusu bölümü şiirleri, Duvar’da yer alan Şafak Vakti Dünya bölümündeki II. Dünya Savaşı temalı şiirlerin devamı niteliğindedir. Tutuklunun Günlüğü’nde de bu tarz şiirler görülmektedir. Sisler Bulvarı’nda yer alan Barakmuslu Mezarlığı şiiri, Kore Savaşı’nı; Ben Sana Mecburum’da yer alan No Pasaran şiiri, İspanya İç Savaşı’nı işler.

            Emperyalizm, Batı’nın Attilâ İlhan’ın şiirine yansıyan bir başka yönüdür. İlk şiir kitabı Duvar’da yer alan kimi savaş temalı şiirlerinde Batı’nın emperyalist yönünü görmek mümkündür. Ben Sana Mecburum’da yer alan Cehennem Dairesi bölümü şiirlerinden Cezayir Mektubu adlı şiiri, Cezayir’in sömürgeleştirilmesini işler. Waldorf Astoria ve Orta Doğu’dan Gece Telgrafları’nda, Tutuklunun Günlüğü’nün Teleks bölümünde yer alan kimi şiirlerde de, emperyalizm teması işlenir.

İlhan’ın Batı edebiyatı nazım şekillerini kullandığı şiirleri, ilk şiir kitabı Duvar’da görülür. Marianne adlı uzun şiirinin aralarına yerleştirilen ballad formundaki şiirin varlığı dikkat çekicidir. Bu şiir, François Villon’un balladlarından hareketle yazılır ve şiirde balladın klasik özelliklerine uyulur. Ancak İlhan, daha sonra yazdığı şiirlerinde sadece ses özellikleri yönüyle balladlardan yararlanır. Böyle Bir Sevmek’in Kavaklıdere Balladları bölümünde yer alan İhtiyarlar Balladı şiiri, İlhan’ın on birinci şiir kitabı Ayrılık Sevdâya Dâhil’in Yanlış Balladlar bölümü şiirleri ve on ikinci şiir kitabı Kimi Sevsem Sensin’de yer alan Uçuk Kızlar Baladı şiiri, klasik ballad özelliği taşımazlar. Bu şiirler daha çok ritm yönüyle ballad izlenimi uyandırırlar.

Aşk, İlhan’ın şiirlerinde işlenen bir diğer temdir. Bunun yanı sıra, Batı izlerinin açık olarak görülmediği; ancak İlhan’ın Paris yıllarındaki deneyimlerinden esinlenilerek yazılmış Batı ile ilişkilendirilebilecek birkaç şiiri de vardır.

Attilâ İlhan’ın roman yazma çalışmaları ortaokul yıllarına dayanır. Uzaya ve astronomiye meraklı bir çocuk olduğunu belirten İlhan’ın bu yıllarda yazdığı Merih’e Seyahat adlı kitabı bilim-kurgu özellikler taşımaktadır. Bu dönemler amatörce yazdığı romanlarının birçoğunu saklayamaz İlhan. Toplam on iki romanı bulunan İlhan’ın yayımlanan ilk romanı Sokaktaki Adam’dır (1953). Ölümünden sonra yayımlanan son romanı ise, Allahın Süngüleri-Gâzi Paşa’dır (2006). 

İlhan’ın romanlarına Batı perspektifinden baktığımızda birbirinden farklı temlerin işlendiği görülür. Şiir kitaplarındaki birkaç şiirinde karşımıza çıkan Levantenlerin romanlarında daha fazla işlendiğini görmekteyiz. Levantenler, özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ticari alanda oynadıkları rolleriyle İlhan’ın romanlarında karşımıza çıkarlar ve Osmanlı burjuvasını temsil ederler. Romanlarında, Osmanlı Devleti içinde yaşayan bir kesim olarak da anılan Levantenler, Aynanın İçindekiler serisinde, Mizrahi ve Barzilay aileleri vasıtasıyla daha özele indirgenerek işlenirler. Batı hayranı mensupları da bulunan Mizrahi ve Barzilay aileleri, yozlaşmışlardır. Levantenleri temsil eden bu ailelerin savaş yıllarında düşmanla işbirliği yaptıkları görülür.  

Osmanlı-Türk toplumunun gelişme sürecinde Batı medeniyeti vasıtasıyla değişen kültürel hayatta karşımıza çıkan alafrangalar, Tanzimat döneminden bu yana, Türk romanında geniş bir şekilde işlenmişlerdir. Alafrangalar, İlhan’ın romanlarında da -özellikle Aynanın İçindekiler seri romanlarında- karşımıza çıkarlar. Kurtlar Sofrası’nda (1963) gördüğümüz Suzan ve Güner her yönüyle Amerikan hayranıdırlar. Ayrıca; Cavcav, Gülistan Satvet, Doktor Sevim, Neveser, Melek Ziya (Meleho Afram), Mâide, vs. gibi isimler İlhan’ın romanlarında karşımıza çıkan belli başlı alafrangalar arasında sayılabilir.

Türk aydını Attilâ İlhan’ın fikrî eserlerinin yanı sıra, romanlarında da karşımıza çıkan bir sorunsaldır. Bu sorunsal, Attilâ İlhan’ın ilk romanı Sokaktaki Adam’dan başlayarak ele alınır. İlhan’ın romanlarında aydınların daha çok, toplumlarına yabancılaşmaları, hainleşmeleri -İlhan’a göre- ve sorumluluklarını yerine getirmemelerinden hareketle işlendiği ve eleştirildiği görülür. Bunun yanı sıra, Demokrat Parti dönemi yaşadıkları zorluklar, çeşitli aydın karakterler yoluyla dile getirilir.   

Savaş, Attilâ İlhan’ın romanlarının -özellikle Aynanın İçindekiler serisinin- başat temlerindendir. I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, II. Dünya Savaşı, Kore Savaşı İlhan’ın romanlarında işlediği savaşlardandır. Toplumsal konuların ağırlıkta olduğu romanlarında I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, Batı’nın daha çok emperyalist yönü üzerinde durulur. II. Dünya Savaşı, kimi romanlarında kendini karakterlerin hayat hikâyeleri vasıtasıyla kendini gösterse de, O Karanlıkta Biz’de (1981) daha açık bir şekilde ele alınır. Romanda II. Dünya Savaşı’nın gergin ortamını, savaş dolayısıyla alınan önlemleri, yaşanan zorlukları ve savaşın insanlar üzerindeki etkisini görmek mümkündür. Kore Savaşı, İlhan’ın bir şiirinde işlenir. Romanlarında ise, Yaraya Tuz Basmak’ta ele alınır. Attilâ İlhan, Batı’nın emperyalist amaçlarla giriştiği bu savaşa, Türkiye’nin asker göndermesini öteden beri yanlış bir politika olarak görmüştür. Kore’nin neresi olduğunu bilmeyen askerlerden Üsteğmen Demir’e: “Kore Nere?” cümlesini leitmotiv şeklinde tekrar ettirerek savaşın anlamsızlığını ve Türk askeri için amaçsızlığını ortaya koyar.

Attilâ İlhan, savaşlar yoluyla genellikle Batı’nın emperyalist yönünü ortaya koymaya çalışır. Fikrî eserlerinde de bu sorunsal üzerinde sıkça duran İlhan, bu sorunsalı, romanlarıyla paralel olarak ele alır. Romanlarında montaj tekniğine başvurarak, dönemin gazete veya dergi yazılarına ya da Batılı devlet adamlarının Türkiye hakkında dile getirdikleri düşüncelerine yer verir ve romanlarla yaşanan gerçeklerin ne derece örtüştüğünü vurgulamak ister.

İlhan’ın romanlarına yansıyan bir diğer unsur da Paris’tir. İlk olarak 1949’da gittiği ve farklı zamanlarda toplam 6 yıl kaldığı Paris, İlhan’ın şiirlerinde de romanlarında da kendine yer bulur. Şiirlerinde, İlhan’ın bireysel yaşamının izleri daha fazladır. Romanlarında ise, olayların geçtiği mekân olarak karşımıza çıkar. İlhan’ın Zenciler Birbirine Benzemez ve Fena Halde Leman adlı romanlarının kimi bölümlerinde mekân Paris’tir. Bunun yanı sıra, romanda yer alan karakterler, sık sık Fransızca konuşmalarıyla dikkat çekerler.

Attilâ İlhan’ın Geceleyin Rüya Görürüz, Hizip, Dr. Cemile Ceydâ ve Yengecin Kıskacı adlı çeşitli dönemlerde yazılmış ve yakın zamanlarda bir kitapta toplanmış dört hikâyesi bulunmaktadır. Bu hikâyelerden son ikisinde Batı ile ilişkilendirilebilecek yönler bulunmaktadır. Bilim-kurgu özellikler taşıyan Dr. Cemile Ceydâ ve alafrangaların görüldüğü Yengecin Kıskacı hikâyeleri bu bakımdan dikkat çekicidir. Bu hikâyelerde sinematografik izler de görülmektedir.

Çok yönlü bir sanatçı olan İlhan, Batı sanat ürünleri ve sanat akımları hakkındaki düşüncelerini çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Gençlik yıllarında çokça dinlediği ancak sonraları eleştireceği Batı müziğine eğilirken, bu müziği daha çok emperyalizmle ilişkilendirerek ele alır. İlhan’a göre Batı, kendi ulusal müziğini evrensel müzik diye diğer toplumlara dayatmakta ve kültürel emperyalizmin aracı olarak kullanmaktadır. İlhan’ın müziğe ciddi anlamda eğilmesi Paris yolculukları sonrasına rastlar. Ulusal sentez çalışmaları bağlamında klasik Türk müziğine de yaklaşan İlhan’ın bu bağlamda kaleme aldığı şiirleri hayli fazladır.

Sinema, Attilâ İlhan’ın ilgi duyduğu alanlardandır. İlhan’ın sinemaya olan âşinâlığı çocukluk yıllarına kadar iner. İzmir/Karşıyaka’da geçen çocukluğunda Melek ve Zafer sinemalarında izlediği birçok Batı filmi onda derin izler bırakır. Paris yıllarında Sorbonne’da sinema derslerine de katılan İlhan’ın şiirlerinde, sinemadan gelen izler yoğun olarak görülür. 1950’li yıllarda sinema eleştirmenliği de yapan İlhan, Batı sinemasının teknik yönünün yanı sıra, özellikle emperyalist ve kapitalist yönlerine değinir.   

İlhan, Batı şiirine yaklaşırken Fransız şiirinden hareket eder; ancak bu alanda kapsamlı bir çözümlemeye girişmez. Belli başlı Fransız şairlerinden birçok yazısında ve genellikle aynı yönleriyle söz eden İlhan, bu şairleri daha çok siyasi yönleriyle ele alır.

İlhan, Batı romanı üzerinde Batı şiirine nazaran daha çok tespitte bulunmuştur. Romanın doğuşundan, son dönem postmodernist romanlara kadarki gelişimini ele alan İlhan, ilerleyen dönemler içinde Batı romanında kullanılan roman tekniklerinin değişimine ve gelişimine de değinir.

Batı sanat akımlarına farklı bir tavırla yaklaşan İlhan, birçok yönüyle özgün çıkarımlarda bulunur. Örneğin, İlhan’a göre Gerçekçiliğin üç konağı vardır: Aşağı konak, Orta konak ve Yukarı konak. Aşamalılık ilkesine göre ilerleyen sınıflamada sanatçı, Aşağı konakta maddi gerçekleri ele alıp onu sadece göstermekle yetinir. Bu aşamayı geçen sanatçı Orta konağa gelir. Bu konakta bilimsel bir anlayışla gerçeğe yaklaşır. İlhan, bu aşamalardan geçen ve Yukarı konağa gelebilen sanatçının, sanatta başarıya ve senteze ulaşabileceğini düşünür.  

İlk zamanlar edebiyat anlayışı olarak Gerçekçiliğin alt dallarından biri olan Toplumcu Gerçekçiliği benimseyen İlhan, ilerleyen yıllarda Toplumcu Gerçekçilik yerine Toplumsal Gerçekçilik diye bir adlandırma kullanır ve kendisini Toplumsal Gerçekçi olarak niteler. 1950’li yıllarda bu bağlamda oldukça fazla polemiğe giren İlhan, Toplumsal Gerçekçilik adına ileri sürdüğü düşünceler yüzünden çokça eleştirilir.

Fütürizm hakkında pek kapsamlı açıklamalarda bulunmayan İlhan, Gerçeküstücülük hakkındaki düşüncelerini Paris yıllarıyla, kimi zaman da İkinci Yeni’yle de ilişkilendirerek dile getirir. Gerçeküstücülükten etkilendikleri belirtilen İkinci Yeni şiirini bu anlayıştan uzak bulur.  



Attilâ İlhan, Postmodernizme en fazla eleştiriyi yönelten kişilerdendir. Postmodernizmin, sanatı ve edebiyatı toplumsal bağından kopardığını belirten İlhan’a göre Pstmodernizm, ABD’nin yeni silahıdır. İnsanları toplumsal sorunlardan uzaklaştırmak ve toplumsal bilinci yok etmek niyetiyle ortaya atılmıştır. Postmodernizm İlhan’ın ifadesiyle uyduruk, saçma bir düşüncedir.

Attilâ İlhan Paris seyahatleri öncesi Batı’ya olumlu gözle bakarken, -hatta onda Paris hayranlığı varken- Fransa seyahatleri sonrasında Batı kültürü ile kendi kültürünü karşılaştırır ve Batı’ya karşı giderek olumsuz bir tavır takınmaya başlar. Paris yaşamı sonrası netleşen olumsuz tavrı, ölünceye kadar devam etmiştir. Batı’nın Türkiye’ye ve Üçüncü Dünya ülkelerine karşı izlediği her politikanın altında gizli amaçlar bulunduğunu sık sık dile getiren İlhan, kimi zaman ürettiği komplo-teorileri nedeniyle eleştirilmiştir. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Batı sorunsalı Attilâ İlhan’ı öteden beri ilgilendirmiş ve bu sorunsal, onun gerek fikrî eserlerine -çoğu zaman savunduğu fikirler doğrultusunda- gerekse edebî eserlerine geniş bir şekilde yansımıştır


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə