Anayasa Mahkemesinin 367 Kararı Sonrası Doç. Dr. Kemal Başlar



Yüklə 41.62 Kb.
tarix10.04.2016
ölçüsü41.62 Kb.




Anayasa Mahkemesinin 367 Kararı Sonrası
Doç. Dr. Kemal Başlar
Anayasa Mahkemesinin meşhur 2007/54 sayılı 367 Kararı doktrin ve uygulamadaki hukukçular tarafından oldukça yoğun eleştiri almıştır.1 Meclis İçtüzüğü cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili olarak ayrı bir kural koymamış, doğrudan doğruya Anayasa’nın 102. maddesine atıf yapmakla yetindiğinden ortada ‘eylemli olarak’ olarak değiştirmiş bir İçtüzük kuralı bulunmamaktadır. Bunu daha sonra iptal davasını açanlar bazı politikacılar da itiraf etmişlerdir.

1. Anayasa Mahkemesinin Kendi İçtihatlarıyla Çelişen 367 Kararı

İlk olarak, Anayasa Mahkemesi, 25.12.1973 tarih, 1973/43 Esas ve 1973/39 sayılı Kararında, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunun İçtüzük düzenlemesi niteliğinde olan dava ve inceleme konusu 1 ve 13 Kasım 1973 günlü iki kararını 1961 Anayasanın 84., 85., 70., 12. ve 8. maddelerine aykırı bulurken uyguladığı kriter şu şekildedir: “Karar Cumhuriyet Senatosunda yıllarca yaşayan bir görüşün ve yine yıllarca süren bir uygulamanın tam tersi yönünde; Anayasa'nın 84. maddesi kuralına yeni bir anlayış ve yorum getiren, başka deyimle bu kuralı Başkanlık Divanına yalnız siyasi parti gruplarının girebileceği ve bunların güç oranları saptanırken Cumhuriyet Senatosu üye tamsayısına değil, siyasi parti gruplarına mensup üyeler sayısı tutarına dayanılması gerektiği yolunda anlamlandıran bir yasama belgesidir”. (vurgu eklenmiştir)

Buna göre, TBMM, toplantı nisabının 184 olduğunu esas alan bir karar (bir yasama belgesi) aldığında “yıllarca süren bir uygulamanın tam tersi yönünde; Anayasanın 102. maddesine “yeni bir anlayış ve yorum getiren” karar almamıştır. Tam tersine, toplantı nisabının 367 olduğunun ileri sürülmesi yıllardır süre gelen uygulamayı değiştiren bir yaklaşımdır. Bu nedenle, ortada eylemli bir İçtüzük değişikliğine konu olan bir Meclis kararı yoktur.

İkinci olarak, 1973 tarihli kararda Mahkeme ayrıca, “İlk karar, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundaki görüşmelerin ışığı altında bakılınca daha açık görüleceği üzere, Anayasa'nın bir maddesine veya Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğünün 4. maddesinin birinci fıkrasındaki "Cumhuriyet Senatosunun Başkanlık Divanı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 84. maddesi hükümlerine göre kurulur" kuralına bir gönderme yapar veya bunları tekrarlar bir nitelikte değildir” diyerek doğrudan gönderme yapan kararların İçtüzükte değişiklik getirmeyeceğini kabul etmiştir.

Görüldüğü üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 121. maddesinin birinci fıkrasındaki “Anayasanın 102 nci maddesi hükümlerine göre” ibaresi atıf yapma dışında bir düzenleme içermediğinden anılan hüküm TBMM kararı ile eylemli olarak değiştirilmemiştir.

1973 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi, “… dava konusu iki karar Cumhuriyet Senatosu Başkanlık Divanının bünyesi ve oluşması konusunda yeni bir düzenleme getirmektedir. Bu düzenlemede Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğündeki tüm grupların Divana güçleri oranında katılmaları ve oranın saptanmasında Cumhuriyet Senatosu üye tamsayısının esas alınması ilkelerinden uzaklaşılarak Divana yalnız siyasi parti gruplarının katılması öngörülmüş ve güç oranının saptanmasında hesabın siyasi parti gruplarına mensup üyelerin toplam sayısına göre yapılması yoluna gidilmiştirdiyerek bilinen bir ilkeden uzaklaşma kriterini getirmiştir.

Toplantı nisabına ilişkin olarak 102. maddede özel bir düzenlemeye yer verilmediğine göre, oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyunun aranacağı şeklinde bir ilkeden uzaklaşma söz konusu değildir.

Türk hukuk sisteminde stare decisis (precedent, emsal karara bağlılık) ilkesi geçerli değildir. Diğer bir deyişle, Mahkemelerin önceki kararlarının emsal teşkil etmesi söz konusu değildir. Ancak, Mahkemelerden beklenen içtihat değişikliklerinde geçmiş içtihatlarından neden ayrıldıklarını ortaya koymalarıdır. Mahkemenin geçmiş kararından — en azından karşı oylarda — söz edilmemesi bu kararın gözden kaçırıldığını veya görülmek istenmediğini göstermektedir.

2. Anayasa Mahkemesinin Görev ve Yetki Alanını İçtihatlarıyla Genişletmesi

Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinde TBMM kararlarının yargısal denetime tabi olacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Kaldı ki ortada alınmış bir karar veya olumlu bir Meclis işlemi de yoktur. Anayasa Mahkemesi burada tıpkı yürürlüğü durdurma kararında olduğu gibi kaynağını Anayasada olmayan bir görev ve yetki ihdas etmiştir. Anayasa Mahkemesi kendi görev ve yetkisi ile ilgili olarak Anayasanın 148. maddesini bu kadar geniş yorumlarken, Meclis’in görev ve yetkilerine gelindiğinde bu şekilde düşünmemektedir.

Anayasa Mahkemesi TBMM’nin RTÜK üyelerinden bir kısmını yasadan aldığı yetkiye dayanarak seçmesine şu gerekçe ile karşı çıkmıştır: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin [87. maddede] sayılan görev ve yetkileri arasında Radyo Televizyon Üst Kuruluna üye seçme görev ve yetkisi bulunmadığı gibi adı geçen organla Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında anayasal sistemden kaynaklanan bir ilişki de söz konusu değildir. Bu nedenle, dava konusu kural Anayasa’nın 87. maddesine aykırıdır.”2 Bu karar üzerine Meclis Anayasanın 133. maddesine yaptığı bir ilave ile RTÜK’ü diğer üst kurullardan farklı olarak anayasal bir kurum haline getirmek zorunda kalmıştır.

2. Kararın Hukuksal Niteliği: Yorum Kararı

Atar ve Erdinç, 367 Kararının Anayasaya aykırı olduğunu ifade etmektedirler.3 Özbudun, Anayasa Mahkemesinin, 102. maddenin üçüncü fıkrası hükümlerini pratikte ihmal veya iptal etmek suretiyle kendisini anayasa yapıcı iradenin yerine koyduğunu ve yürürlüğü söz konusu olmayan bir işlemin yürürlüğünün durdurulmasının anlaşılmazlığına işaret etmektedir.4 Anayasa Mahkemesi kararı, Anayasanın lafzi, tarihsel ve amaçsal yorumlarıyla açıklanması mümkün olmayan bir karardır.

Anayasa Mahkemesi’nin ilk inceleme aşamasında vereceği bir kararla, eylemli bir İçtüzük değişikliği olmadığından işin esasına girmeden başvuruyu yetkisizlikten reddetmesi gerekirken, esas inceleme aşamasında TBMM kararının iptaline karar vermesinin hukuksal geçerliliğinin sorgulanması gerekir.

Anayasa Mahkemesi 367 kararıyla aslında Anayasanın 102. maddesinde geçen “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir” cümlesine ilişkin bir yorum kararı vermiştir. Ancak, Anayasanın 148. maddesinde görev ve yetkileri düzenlenen Anayasa Mahkemesine anılan madde “Anayasayı yorumlama” yetkisini vermemektedir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi Anayasanın 6. maddesine aykırı olarak kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanmıştır.

Nitekim benzeri bir yetkiyle donatılmamış Danıştay bir yönetmeliğin bazı maddelerinin Anayasaya, yasalara ve bazı mahkeme kararlarına uygun olup olmadığının tespit ve yorumunun yapılmasının istendiği bir davada5; “İdari yargıda "tespit" veya "yorum" davası adı altında dava türleri bulunmadığından, her hangi bir iptal talebi bulunmaksızın sadece sözkonusu yönetmelik değişikliğinin, Anayasaya, yasalara ve yargı kararlarına uygun olup olmadığının tesbitinin ve yorumunun yapılması isteminin incelenmesine olanak bulunmamaktadır” demiştir.

Anayasa Mahkemesinin 1994/2 (SPK) sayılı kararında kabul ettiği gibi “Anayasa Mahkemesi Anayasa'da ve Anayasa'ya uygun yasa kurallarında açıklık varken, bunları bir yana itip hukuk dışı uygulamalara yol açacak biçimde yorumlara girerek yasalara aykırı davranışlara geçerlik kazandıramaz.”6

Anayasayı resmi yorumlama yetkisi diğer anayasa mahkemelerine Anayasa ve yasayla verilmiştir. Örneğin, Arnavutluk Anayasası Kanunu’nun 2, 71. ve 78 maddeleri, Andora (madde 1, 2/2), Azerbaycan (madde 3/2, 64-66), Bulgaristan (madde 12/1), Almanya (madde 13/5), Macaristan (madde 1/g, 51), Lihtenştayn (madde 11/1(3), 29, 39), Moldova (bölüm 4(1/b)), Rusya (madde 3/4, 105) , Slovakya (madde 45), İspanya (madde 1/1) ve Ukrayna (13/4, 39, 62).7

Örneğin, KKTC Anayasasının 146. maddesine göre Anayasa (Yüksek) Mahkemesinden görüş istenebilmektedir.;

“(1) Cumhurbaşkanı, bir yasayı veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralını veya Cumhuriyet Meclisinin herhangi bir kararını yayımlamadan önce, bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olup olmadığı konusunda görüşünü bildirmek üzere Anayasa Mahkemesine sunabilir.

(2) Anayasa Mahkemesi, bu maddenin (1). fıkrası gereğince kendisine sunulan her konuyu inceler ve Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Meclisi adına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, konu hakkındaki görüşünü en geç kırkbeş gün içinde karara bağlar ve bunu Cumhurbaşkanına yazılı olarak bildirir.

(3) Anayasa Mahkemesi böyle bir yasa, karar veya onun herhangi bir kuralının bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı görüşünde ise, sözkonusu yasa, karar veya kural Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanmaz ve gerekçesi ile birlikte Cumhuriyet Meclisine geri gönderilir.

(4) Bu şekilde geri gönderilen yasa, karar veya kural hakkında 94. maddenin geri gönderme ile ilgili kuralları uygulanmaz.”

Bu dava türü aynı Anayasanın 147. maddesinde yer alan “iptal davasından” 148. maddesinde yer alan “itiraz davasından” farklı bir dava türüdür.

Bu yetkiyi anayasalarından veya kuruluş kanunlarından alan anayasa mahkemesinin aksine, Türk Anayasa Mahkemesi anayasayı yorumlama ve görüş bildirme yetkisini yürürlüğün durdurulması kararında olduğu gibi yargısal aktivizmle elde etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 367 kararında Anayasanın 148. maddesinde tek tek sayılan görev ve yetkilerinin dışına çıkarak “eylemli içtüzük değişikliği” kılıfı altında Anayasayı yorumlama yetkisini ihdas etmiştir.

3. Kararın Hukuksal Geçerliliği

Erdinç, “…her nasılsa verilmiş olan söz konusu karar bize göre hatalı da olsa, bir Mahkeme … kararı olduğu için, eleştirme hakkımız da olmakla birlikte herkesin uymak zorunda olduğunu kabul ve teslim ediyoruz” diyerek ortada bir Mahkeme kararı olduğu kurgusuna dayanmaktadır.8

Bu karardaki temel espriyi yıllar öncesinde gören Prof. Dr. Servet Armağan’a göre Anayasa Mahkemesi;

“… bir tahliye davasını karara bağlayamaz. Bir tek hakimin verdiği kararı bozamaz veya boşanmaya karar veremez. Bir asliye mahkemesinin verdiği bu yoldaki kararları değiştiremez, iptal edemez vb… Yani [Anayasa Mahkemesi] her türlü devlet kuruluşunun üstünde yetkiye sahip değildir. Kendisine verilen vazifeler ve tanınmış olan yetkiler içerisinde bir vazife ifa eder. O kadar…”.9

Burada hareketle ulaşılacak yargı, Anayasa Mahkemesinin kaynağını Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanarak verdiği kararın yok hükmünde olması gerekliliğidir. Bu tür bir kararın Resmi Gazete’ye yayımlanması amacıyla gönderilmesi halinde, gerçekte bir Anayasa Mahkemesi kararı olmadığı için Başbakanlık tarafından yayımlanmaması gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Bir an için sehven böyle bir karar verdiği kabul edilse, Resmi Gazete’de yayımlanan bu kararın hukuksal geçerliliği ne olacaktır?

Bir kararın Resmi Gazete’de yayımlanmış olması onun hukuksal açıdan geçerli olduğu anlamına gelmez. Yargı organlarının sınırsız yetkilere sahip oldukları sistemlerde, “hukuk devleti”nden çok “yargıçlar devleti”nden söz edilebilir. "Anayasa normlarının yorumlanmasında "değerler sistemi"nin kullanılması bir "Yargıçlar Yönetimi" ya da "Yargıçlar Devleti"ne geçiş olarak" görülmektedir.10

"Anayasa Mahkemesi kanunkoyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm ifade edemez" anlayışının temel esprisi, — 1982 Anayasasının hazırlık aşamasında hazırlanan Anayasa Komisyonu raporunda ifade edildiği gibi "yargı denetimi ile yükümlü olanların [kendilerini] zaman zaman politik eğilimlere kaptırdıkları gözlemlen"diğinden — yargı denetiminin hukuki sınırlar içerisinde yapılmasıdır.

Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında kalıplaşmış bir şekilde tanımlanan hukuk devleti ilkesi, diğerleri arasında, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yasaların üstünde uyulması gereken temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlet demektir. Anayasanın 11. maddesi, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğünün yargı organları için de geçerli olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir.

Hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmenin, hukuk devletini oluşturmanın en önemli öğelerinden "kuvvetler ayrılığı" ilkesi, egemenlik hakkının millete ait olduğu, egemenlik kudretini oluşturan yasama, yürütme ve yargı organları yetkilerini kullanırlarken bir taraftan birbirlerini sınırladığı, bir yandan da birbirlerini denetlediği bir sistemin varlığını gerektirir. Diğer bir deyişle, "kuvvetler ayrımı; Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliğinden ibarettir.

Yasama ve yürütme organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun sorgulandığı bir hukuk devletinde yargı organlarının eylem ve kararlarının sorgulanmaması eşitlik ve bağımsızlık üzerine kurulmuş kuvvetler ayrılığını işlevsiz hale getirecek, yargı organının sınırsız ve keyfi olarak hareket etmesine neden olacaktır. Bu noktada, anayasa yargısının kuvvetler ayrılığı teorisine karşı olduğunu savunan Kemal Gözler şöyle demektedir;

“Nasıl yasama organı, yargı organının işlemlerine müdahale edemiyor ise, yargı organının da yasama organının işlemlerini geçersiz kılmaması gerekir. Bunun aksinin olması kuvvetler ayrılığı teorisine aykırılık teşkil eder. Eğer yargı organına yasama organının işlemlerini geçersiz kılma yetkisi tanınacaksa, yasama organına da yargı organlarının işlemlerini geçersiz kılma yetkisi tanınsın..”11

Bu fikri farklı bir noktaya taşıyan Ahmet İyimaya’ya göre;

“Anayasa Mahkemesi'nin belli kararlarına karşı yasama organına tanınacak askıya alıcı veto yetkisi, ciddi bir reformun omurgasını oluşturur. Böyle bir modelde yasama organının veto ettiği kararlar yürürlüğe giremeyecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği norm (veya karar), hukuki varlık kazanacaktır.

Askıya alıcı vetonun kullanabileceği karar kategorilerinin çok iyi belirlenmesi gerekir. Örneğin yasama organı üyelerinin statü ve özlük haklarına ilişkin düzenlemelerde böyle bir yetki tanınamaz. "Anayasa ile çatıştığı açık kararlar" (I), "dürüst yorum ilkelerinin çiğnendiği kararlar" (II), "birden fazla anlam içeren anayasa normuna dayalı kararlar" (III) (karşıt anlamın daha üstün gerekçe ile, yasama organınca benimsenmesi)... vetonun konusu kılınabilir.

Bu yetki, anayasa değişikliğini gerçekleştirebilecek bir yasama çoğunluğuna ancak tanınabilir. Bu sayı, 330 milletvekiline tekabül etmektedir (Any.m.175/1). Tali kurucu iktidar yetkisi olarak da ortaya çıkan askıya alıcı veto, esasen negatif yasayıcı olan (yarı-siyasal) Anayasa Mahkemesi'ne karşı bir denetim dinamiğidir.

Yasama vetosu, Anayasa Mahkemesi'ni zor zamanların ve vesayetin baskısından kurtarır. Askıya alıcı vetonun Anayasa Mahkemesi krizine değilse bile, bu mahkememizin ürettiği krizlere çözüm oluşturacaktır. Sistem krizlerinde son sözün, meşruiyetin ana kaynağı olan milletin temsili organına verilmesi, demokrasi bakımından da anlamlıdır.”12



İster yokluk isterse askıya alıcı veto yoluyla olsun Anayasa Mahkemesinin 367 Kararı, bundan sonra Mahkeme kararlarının TBMM tarafından sorgulanacağı bir süreci başlatmıştır; yetki aşımı (ultra vires) ile verilmiş kararların yok hükmünde olduğuna veya hukuksal anlamda bağlayıcı olmadığına veya kimi durumlarda yorum tarzı (obiter dictum) olabileceğine karar verileceği günler çok uzakta değildir.13

1 Bknz. Mustafa Erdoğan, Mürettep Gerekçe, Star Gazetesi, 28.06.2007.: Yavuz, Atar, Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Toplantı Yetersayısı Sorunu ve Anayasa Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi, Hukuk Dünyası, 2007/1, 57-60: Ahmet İyimaya, Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Yeter Sayılar ve Yargısal Denetim, Hukuk Dünyası, 2007/1, 61-71: Tahsin Erdinç, Yeni Cumhurbaşkanı Seçimi Sürecinin Akibeti ve Görevi Sona Ermiş Sayın A.N. Sezer’in Durumu, Hukuk Dünyası, 2007/1, 73-80: Cumhurbaşkanlığı Krizinin Götürdükleri, Hukuk Dünyası, 2007/1, 81-85.: Ali Rıza Çoban, “Anayasa Mahkemesinin Cumhurbaşkanlığı Seçimine İlişkin Kararının Demokrasi Açısından Değerlendirilmesi”, Terazi Dergisi, 13/2, Eylül 2007, 21-29.:Ömer Keskinsoy, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Toplantı ve Karar Yeter Sayısı Tartışmaları Üzerine bir Değerlendirme” Terazi Dergisi, 10, 2007, 29-35.

2 (AYM, E. 2002/100, K. 2004/109, K.T. 21.9.2004) Ayrıntılı bilgi için bknz. Kemal Başlar, “Anayasa Mahkemesinin Yasama Yetkisinin Genelliği İlkesi ile İlgili Bir Kararının Düşündürdükleri”, Yasama Dergisi, 2007 (Ekim-Kasım, Aralık), 18-40.

3 Atar, ibid. 57: Erdinç, ibid., 73.

4 Özbudun, ibid., 84.

5 22.01.2003 tarih ve 25001 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Kanal veya Frekans Tahsisi Şartları ve Bunlara İlişkin İhale Usulleri İle Yayın ve İzni Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Danıştay 13. Daire, 2005/208, K. : 2005/1561 (16.03.2005).

6 E. 1993/3 (SPK), K. 1994/2, K.T. 16.6.1994 (Demokrasi Partisi)

7 Anayasa Mahkemelerini anayasayı yorumlama yetkisi veren diğer ülkeler şunlardır: Burundi, Kamboçya, Eritre, Gabon, Almanya, Kazakistan, Namibya, Nijer, Papua Yeni Gine, Sri Lanka, Sudan, Tayvan, Uganda, Özbekistan ve Zaire.

8 Erdinç, 73.

9 Servet ARMAĞAN, “Anayasa Mahkemesi ve Bazı Mülahazalar”, Prof. Dr. Nurullah Kunter Armağanı, Beta, İstanbul, 1998, ss. 1-19, s. 12.

10 Bakır Çağlar, …. eksik

11 Kemal Gözler, “Anayasa Yargısının Meşruluğu Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 61/3, Temmuz-Eylül, 2006, ss. 131-166, s. 155.

12 Ahmet İyimaya, “Anayasa Mahkemesi krizi ve askıya alıcı veto!”, Zaman, 13 Temmuz 2007.

13 Bu Yasama organının, yargı organının yetkilerini keyfi ve anayasal olmayan kullanımlarına verilen bir cevaptır. Örneğin, Rusya Anayasa Mahkemesinin 1993 yılında politize olmasına bir reaksiyon olarak 1994 yılında hazırlanan ve 1995 yılından itibaren uygulanmaya başlanan Anayasa Mahkemesi Kanunu Anayasa Mahkemesinin görevlerinde kısıtlamalar öngörmüştür. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi gelecekte siyasallaşması ihtimaline karşılık kısıtlanmış, üye sayısı arttırılmış ve karar nisabı değiştirilmiştir. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı için de aynı şey söylenebilir. 1973 yılından sonra başlattığı yargısal aktivizm (ki daha sonra normatif supranasyonalite olarak adlandırılmıştır) 1986 yılında kabul edilen Avrupa Tek Senedi ile budanmıştır.

Yüklə 41.62 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin