Yürütmenin Durdurulması ve Duruşma İstemlidir. Daniştay başkanliğI’na davacilar : 1




Yüklə 52.95 Kb.
tarix24.04.2016
ölçüsü52.95 Kb.
Yürütmenin Durdurulması ve Duruşma İstemlidir.
DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA
DAVACILAR : 1. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı

2. Prof. Dr. Özdemir AKTAN
VEKİLİ : Av. Ziynet Özçelik-Av. Tülay Ekici

Tunus Cad. No:21/3 Kavaklıdere/ANKARA


DAVALI : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı/ANKARA
D. KONUSU : Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan 29.11.2013 tarihli Genel Sağlık Sigortası MEDULA Web servisleri Kullanım Kılavuzu'nun 4. sayfasında yer alan 'Değişen bölümler', altında 'Versiyon 3.1.0' başlıklı ilk bölümde yer alan 'Biyometrik Yöntemlerle Kimlik Doğrulaması ile Provizyon Alma Süreci' ana başlığı altında yer alan;

  • 'Biyometrik Yöntemlerle İlk Kayıt Oluşturma ve Kayıt Doğrulama' alt başlığının ve bu alt başlık altındaki düzenlemeler ile,

  • 'Biyometrik Yöntemlerle Kimlik Doğrulama Yöntemiyle Yapılacak Seanslı İşlemler' alt başlığının ve bu alt başlık altındaki düzenlemelerin yürütmesinin durdurulması ve iptaline karar verilmesi istemidir. (İptali istenen düzenlemeler Ek 2'de renklendirilerek sunulmuştur.)


T. TARİHİ : 29.11.2013
AÇIKLAMALAR :
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kurumun resmi internet sitesinde Genel Sağlık Sigortası MEDULA Web servisleri Kullanım Kılavuzunda 29.11.2013 tarihindeyapılan değişiklik ve yeni düzenlemeler yayımlanmıştır. Kılavuzun iptalini istediğimiz hükümlerinde özel sağlık kuruluşlarında 01.12.2013 tarihinden itibaren “Biyometrik Yöntemlerle Kimlik Doğrulama Sistemi” kullanılacağı düzenlenmiş ve uygulamanın esasları belirlenmiştir. Bu esaslara göre, söz konusu tarihten itibaren sağlık hizmeti almak üzere SGK ile sözleşmeli olan özel sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların parmak izi ya da avuç içi tarama yöntemiyle provizyon alabileceği, bu zorunluluğa uyulmaması halinde kişiye sağlık hizmeti verilmeyeceği düzenlenmiştir. Kurum tarafından, biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulama sisteminin hastaların birbirinin yerine sağlık hizmeti almasına önlemek üzere getirildiği ifade edilmiştir.
Birlik yanında ikinci davacı olan Prof. Dr. Özdemir AKTAN ise, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanıdır. Bu niteliğinin yanı sıra genel sağlık sigortası sigortalısıdır. İptali istenilen düzenlemeler genel sağlık sigortalısı olması nedeniyle kişisel hak ve menfaatlerini de ihlal etmektedir. Her iki davacı adına aynı düzenleyici işleme karşı birlikte dava açma koşulları bulunduğundan tek bir dilekçe ile dava açılmaktadır.
Aşağıda yapacağımız açıklamalarda kısaca hukuka aykırı yönlerine değindiğimiz iptali istenen hükümlerinhukuka aykırılık nedenleri ayrıntıları ile açıklanacaktır.
İPTAL İSTEMİMİZİN GEREKÇELERİ
Kişisel veri kavramının dünyada kabul gören tanımının yapıldığı 1995 yılında yayınlanmış olan 95/46/EC numaralı Avrupa Birliği direktifine göre de kişisel veri, ‘Kim olduğu belli veya belirlenebilen bir gerçek kişiye ait tüm bilgilerdir.’ Ulusal ve uluslar arası doktrinde ise, kişisel verilerin ön önemli ve korunması gerekli olanlarının kişinin belirlenmesine tek başına yeten parmak izi, avuç içi, retina yapısı gibi vücudun bir bölümüne ait bilgiler ile kan, tükürük gibi vücut sıvılarına yönelik analiz bilgilerinin olduğu ifade edilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlık hizmeti almak isteyen hastalardan alınan 'Parmak izi' ve 'avuç içi' örneği,vücut bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası ve bireyi tek başına belirleyebilme özelliği nedeniyle de Türk Ceza Kanunun 135. maddesinde tanımlandığı üzere korunması gereken kişisel verilerin başında gelmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özel sağlık kuruluşlarına başvuran hastalardan talep edilen biyometrik veriler, Anayasa’nın 20. Maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesinde düzenlenen, ‘özel hayatın gizliliği’ilkesinin mutlak koruması altındadır. kişilerin özel hayatlarının korunmasına ilişkin güvencelerin temelini Anayasamızın 17. ve 20. maddesi ile Medeni Kanun’un 23. maddeleri oluşturmaktadır. İlgili maddeler uyarınca devletin özel hayatı korumu konusunda pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasanın 20. maddesinin sonuna eklenen fıkrada ‘Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.’ Hükmü yer almaktadır.
Bu hükümde de açıkça düzenlendiği üzere, kişisel verilerin korunması, bu alana müdahale edilmemesi asıldır. İstisnai olan herhangi bir müdahalenin yapılabilmesidir. Biyometrik verilerin alınması ve işlenmesi işlemi bir müdahaledir. Yukarıda değinilen Anayasa normu uyarınca müdahalenin kanuni bir zorunluluktan kaynaklanması ya da kişinin buna açık bir biçimde rıza göstermesi gerekmektedir.
AİHM koruma altına alınan haklara meşru müdahale için yasallık ve verilerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınmış olma şartını yeter koşul olarak kabul etmemekte, “sınırlamanın meşru bir amaç için yapılması, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olması, orantılı olması, müdahaleyi gerekli kılmak için gösterilen gerekçenin uygun ve elverişli olması” unsurları da aramaktadır. Anayasa Mahkemesinin 20.3.2008 tarihli ve E. 2006/167, K. 2008/86 sayılı kararında da AİHM kararlarına paralel olarak, kanunla düzenlenmesi gereken bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı ifade edilmiştir.
Bu anlamda kişisel verilerin işlenebilmesini hukuken olanaklı kılan diğer koşul olan kişinin açık rızasının da bu ölçütlere uygun olarak payılan idari tasarruflar için geçerli olacağını belirtmek gerekmektedir. Anayasamızın 12. maddesinde tanımlandığı biçimiyle kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerden olan özel hayatın gizliliğine dokunmama ilkesi gereğince de esasen özel hayatın gizliliğinin ve kişisel verilerin korunması hakkının özüne dokunan tasarruflar, kişinin buna rıza göstermesi halinde dahi hukuka aykırılıktan arınamayacaktır.
Doktirinde de kabul edildiği üzere, esasen kişisel verilerin sistematik biçimde kayıt altına alınabilmesi için verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenlenmesi ön koşuldur. Başka bir deyişle kişisel verilerin korunmasına ilişkin gerekli yasal düzenlemeye ve teknik olanaklara sahip olmayan bir kamu otoritesinin, yasallık ve kişinin rızası koşullarını sağlaması halinde dahi veri işlemenin hukuka uygunluğundan söz etmek olanaklı olmayacaktır.
Yukarıda yer verilen Uluslar arası sözleşme hükümleri ile Anayasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kişisel verilerin kamu otoriteleri tarafından işlenebilmesi için şu temel koşulların varlığı gerekmektedir:


  • Öncelikle işlenen kişisel verilerin korunmasına ilişkin usul ve esaslar Kanun’la düzenlenmeli, kişisel ver sahiplerinin bu verilere erişme, bilgilendirilme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme hakları güvence altına alınmalı, kişisel veri işleyen kamu otoritelerinin Kanun’la düzenlenen usul ve esaslara uygun davranıp davranmadığı bağımsız bir üst kurul tarafından denetlenmelidir.

  • Kişisel verilerin alınması ve işlenmesi uygulamasının demokratik bir toplumda gerekli olması, amaçla orantılı ve ölçülü bir tedbir olması koşulunun sağlanması gerekmektedir.

  • Demokratik bir toplumda gereklilik, orantılılık ve ölçülülük ilkesine uygun, Yasa ile korunması ve toplanması düzenlenmiş hallerde Kişisel veri işlemenin Kanuna uygun olarak izin verilen zorunlu hallerde yapılması veya gerekmektedir.


Ancak SGK tarafından 01.12.2013 tarihinden itibaren özel sağlık kuruluşlarında uygulanan hastaların kimliğinin biyometrik yöntemlerle doğrulanması uygulamasının ve buna ilişkin Kılavuz hükümleri belirtilen hukuka uygunluk koşullarını taşımamaktadır.
I. İptali İstenilen Düzenleme, Kişisel Verilere müdahalenin Kanunla Düzenlenmesi ve Kanuna Uygun Olması İlkesine Aykırıdır.
Genel Sağlık Sigortası Sigortalısı kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için biyometrik verilerinin alınması ve işlenmesi zorunluluğunu getiren düzenleme öncellikle kişisel verilere meşru bir müdahale için aranan Yasallık koşulunu taşımamaktadır. Her ne kadar 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın “Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma Şartları” başlıklı 67. Maddesinin 1 inci fıkrasının (d) bendinde konu ile ilgili bir düzenleme bulunmakta ise de idarenin işlemi Yasa’daki hükmün kapsamını değiştiren ve onu aşan bir niteliğe sahiptir. Anılan hüküm; “Ayrıca genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için sağlık hizmet sunucularına başvurduklarında acil haller hariç olmak üzere (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra);biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur.(1)” düzenlemesini içermektedir. Madde Metninden de anlaşıldığı üzere sağlık hizmetlerinden yararlanacak olan sigortalıların yararlanma hakkı bulunan kişi olduklarını kanıtlamak için biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulama yapılmasını tek ve zorunlu koşul olarak düzenlememektedir. “ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur” düzenlemesi ile sigortalıya tercih hakkı vermektedir.
Dava konusu kılavuz hükümleri ile de, özel sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların parmak izi, avuç içi haritası gibi biyometrik verilerini alırken rızalarını aramamakta, 67. Maddede belirtilen resmi kimlik belgeleri ile sigortalı olduklarına ilişkin kimliklerini doğrulamalarına olanak tanımamaktadır. Aksine sigortalıların biyometrik verilerini vermedikleri takdirde genel sağlık sigortasından yararlanarak sağlık hizmeti alamayacağı kuralını getirerek hastaların zorla verilerinin alınmasını ve işlenmesini kural haline getirmektedir. İptali istenilen düzenlemeler, değinilen Kanun yapılan düzenlemenin kapsamını aşmakta, idarenin düzenleme yetkisinin türev yetki olması ve yasaya dayanarak ve yasaya uygun olarak kullanılmasına ilişkin Anayasal İlkelere aykırılık taşımaktadır.
Yanı sıra mevzuatımızda yer alan diğer düzenlemelerle de çelişmektedir. Hukuka uygunluk nedenleri olmaksızın kişilerin verilerini otomatik işleme tabi tutmak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olarak düzenlenmiş, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. ve devamı hükümlerinde vücuttan anca mahkeme kararıyla örnek alınabileceği düzenlenmiştir. Yasada sınırı belirtilen durumlarda ise, sadece şüpheli veya sanığın kimliğinin belirlenmesi amacıyla sınırlı olarak parmak ve avuç içi izinin savcılık kararıyla alınabileceği belirtilmiştir. (CMK 81)
Alman Anayasa Mahkemesinin Nüfus Sayımı Kararıdemokratik bir toplumda gereklilik olmaksızın zorla veri toplanamayacağına ilişkin öncül ve önemli hukuki belgelerden biridir (15 Aralık 1983). Alman Nüfus Sayımı Kanunu ile 1983 tarihli nüfus sayımında, istatistiki kullanıma da elverecek şekilde, kişilere ait daha ayrıntılı verilerin toplanması istenmiştir. Ancak bu Kanunun Anayasa’daki kişilik haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesinde açılan davada, Mahkeme kişisel verilerin kullanılması ve devredilmesi konusunda esas olarak bireyin kendisinin karar verme hakkına sahip olduğu gerekçesiyle sayımın yürütmesini durdurma kararı almıştır.1
Dava konusu Kılavuz hükümlerine ilişkin uygulamada ise, özel hastanelerde hastalara ‘Biyometrik Doğrulamaya Onay Formu’ adı altında formlar imzalatılmaya çalışılmakla birlikte, bu rızanın Anayasanın 20. Maddesinin son fıkrasında düzenlenen biçimde geçerli bir rıza niteliği taşımadığı açıktır. Çünkü hasta sağlık hizmeti almak için buna mecbur bırakılmakta, verilerinin ne amaçla kimler tarafından kullanılacağını bilmemekte, verilerine ulaşma, düzeltilmesini ya da silinmesini isteme haklarından mahrum bulunmaktadır.
II. Sigortalı Kimlik Doğrulamasının Biyometrik Yöntemlerle Yapılması Zorunluluğu, Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Amaçla Orantılılık Koşullarını Taşımayan, Ölçüsüz Bir Tedbirdir.
İdare özel sağlık kuruluşlarında biyometrik doğrulama uygulamasına geçilmesinin gerekçesini, ‘hastaların birbiri yerine sağlık hizmeti almasının önüne geçmek’ olarak ifade etmektedir. Bu aynı zamanda dava konusu Kılavuz hükümlerinin sebep unsurunu da oluşturmaktadır. Ancak idare tarafından gösterilen gerekçe, “özel hayata ilişkin müdahalenin demokratik toplumda gerekli olması, amaçla orantılı olması, müdahaleyi gerekli kılmak için gösterilen gerekçenin uygun ve elverişli olması” ölçütlerine uygunluk taşımamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, özel hayata müdahaleden umulan kamusal fayda, kişisel veriyi alma ve kaydetme dışında hukuka uygun başka bir yöntemle elde edilebiliyorsa, veri alma ve işleme işleminden kaçınılmalıdır. Başka bir ifadeyle kişisel veri alma son seçenek olmalıdır. Çünkü işlenen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenlik önlemi alınmaz ise, veri işlemeden beklenen faydanın çok üzerinde kamusal zarara neden olabilecektir. Bunun örnekleri dünyada ve ülkemizde yaşanmıştır.



Devlet Denetleme Kurulunun, sonuç bölümü kamuoyuna geçtiğimiz günlerde açıklanan kişisel verilerle ilgili raporu, durumun vehametini ortaya koymuştur2. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunu da kapsayan inceleme raporunda;

  • Kişisel veri içeren bilgilerin çeşitli ortamlarda şifrelenmeden başkaca herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan paylaşıldığına,

  • Türkiye’de pek çok kurumun bilgi sistemlerinin gerçek anlamda sahibi olmadığı, bilgi sistemleri üzerinde en üst kontrol yetkisinin özel firma personelinde olduğunu, firmaların, adeta sistemin sahibi gibi hareket edebildiklerine ve herhangi bir sorgu kaydı olmaksızın sistemden veri çekebildiklerine,

  • Kişisel verilerin hangi ilkeler kapsamında toplanacağı, ne şekilde korunacağı, kimlerle ve ne şekilde paylaşılabileceği, nasıl silineceği, kişilerin Anayasa ile getirilen haklarını kullanabilmeleri için kurumların ne tür önlemler alması gerektiği gibi pek çok hususa yer verilmediğine ,

  • kişisel verileri toplarken alınması gereken açık rızanın kişinin özgürce, konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olarak, tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta ve sadece işlemin yapılmasına yetecek ve işlemle sınırlı olarak verdiği onay beyanı olarak tanımlanması gerektiğini ancak böyle bir tanım olmadığına değinilmiştir. (Ek3)

Öncelikle hastaların başkasının kimliğiyle sağlık hizmetini almasını kişilerden zorla parmak izi ya da avuç içi izi almadan önleyememe, mutlak olarak özel hayatın gizliliği hakkının özüne dokunan bir uygulamanın nasıl bir kamu düzeni gereksiniminden kaynaklandığı anlaşılamamaktadır. Esasen tapu dairesi ya da bankacılık işlemlerinde nüfus cüzdanı yeterli olurken, sağlık hizmeti alan kişiler yönünden bunun neden yetersiz olduğu açıklamaya muhtaç bir durumdur. Yalnızca yaşamını korumaya, sağlığını düzeltmeye çalışan insanların, sistemli ve genel bir biçimde ayırd edilmesi zor kimlik sahteciliği işlemleri ile uğraşması düşünülemez. Bu yolla sosyal güvenlik sistemini zorlayacak bir haksız yararlanım olduğuna dair somut kanıtlar var ise bu durumda iki şeyden söz edilebilir. Birincisi toplumda genel sağlık sigortası bulunmayan ya da prim ödeyemediği için yararlanma koşullarını taşımayan insanlarımızın sayısı çok fazladır ki sağlık kuruluşları da sağlık hizmeti verebilmek için etkin bir kimlik denetleme yapmamaktadır. Ya da sağlık kuruluşları sağlık hizmeti almayan kişiler adına sağlık hizmeti vermiş gibi sistemli ve genel bir yolsuzluk uygulaması yapmaktadır ki bu durumun da hastaların kimliklerinin doğrulanmaması ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Bazı kişilerin tutum ve davranışlarının bütün toplumun özel hayatına müdahale için zorunluluk ve gereklilik koşulunu oluşturmayacağı açıktır.Biyometrik veri alma yöntemi, güdülen amaca göre son derece orantısız bir tedbirdir. Yaşanmış birkaç olumsuz olay üzerinden, 76 milyon kişinin sağlığa erişim hakkını kullanabilmesi için hukuka aykırı koşullar getirilmesi ve bu hakka erişimin zorlaştırılması kamu yararını zedeleyen bir durumdur.

Dava konusu hükümler nedeniyle sigortalı yurttaşlardan alınacak biyometrik örnekler, kişinin sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğu süre boyunca, yani yaşamının sonuna değin elektronik istemde saklanacaktır. Kuvvetli suç şüphesi halinde dahi amaçla orantılı bir sürede saklanabilen bu verilerin, prim ödeyerek sağlık hizmetinden yararlanan yurttaşlar yönünden süresiz olarak saklanmasının süre yönünden de ölçüsüz bir tedbir olduğu açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin S. ve Marper’ın Birleşik Krallığa karşıyaptığı başvuru soncunda verdiği kararında gözaltına alınan kişilerin kan,hücre örnekleri ve parmak izinin alınması fakat daha sonradan bu kişilerin kendilerine isnat edilen suçla ilişkilerinin kalmaması durumunda halen bu bilgilerin tutulmaya devam etmesini bu ölçüt açısından değerlendirmiş ve durumu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlali olarak görmüştür.

Yaşam hakkıyla bütünleşik bir temel hak olan sağlık Hakkı Anayasanın 56. Maddesinde ve uluslararası birçok sözleşmede güvence altına alınmıştır. Bu hakkın korunmasına ilişkin hükümlerde aynı zamanda devletin bu hakkın kullanımının önündeki engelleri kaldırma ve yurttaşlarına nitelikli sağlık hizmeti sunma konusunda pozitif yükümlülüğünün bulunduğu düzenlenmiştir. Bu anlamda bir kişinin başkasının sigorta kaydı üzerinden sağlık hizmeti alması sadece idare açısından maddi bir külfet getirecektir. Üstelik bu durumu tespit ettiğinde idare yaptığı ödemeleri tazmin etme olanağına sahiptir.Maddi bir külfete katlanmamak üzere devletin sağlık hizmeti almayı hukuka aykırı biçimde sınırlayan ve özel hayatın gizliliği ilkesinin özüne dokunan bir tedbir alması hukuk devletinde kabul edilemez bir durumdur.

Yukarıda da değinildiği üzere son derece önemli hukuksal işlemlerin yapıldığı bankalarda, tapu dairelerinde, noterlerde, mahkemelerde, her türlü resmi mercide resmi kimlik belgelerinden olan nüfus cüzdanı ile işlemler yürütülebilirken, en temel insan hakkı olan sağlık hizmetinin alınması sırasında bu belgenin kimliği belirlemede yetersiz görülmesini anlamlandırabilmek olanaklı değildir.

Biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulama sisteminin sağlık hizmeti sunan kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmaması ise, kamudan sağlık hizmeti alan yurttaşlar ile özelden almayı tercih edenler açısından Anayasa’nın 10. Maddesine aykırı biçimde eşitsizlik yaratmaktadır.

III-Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Kanuni Güvence Sağlanmaksızın Biyometrik Veri Toplanması, İşlenmesi ve Bunun Hastalara Dayatılması Anayasa’nın 20. Maddesine Aykırıdır.

Anayasanın 20. maddesinin son fıkrasında ‘Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.’hükmüne yer verilmiştir.Ülkemizde bu fıkrada gösterilen zorunluluk henüz yerine getirilmemiştir.Kişisel veri niteliğindeki bilgilerin korunmasına, saklanmasına ve ait olduğu kişinin izni olmadan açıklanmaması, kullanılmaması ve otomatik işlemlere tabi tutulmaması gerekliliğine uluslararası birçok sözleşmede vurgu yapılmıştır.3 Bu sözleşmelerin başında gelen Avrupa Konseyi 28 Ocak 1981 tarihinde 108 nolu “Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşmeyi” imzaya açmıştır. Ülkemiz, anılan Sözleşmeyi 28 Ocak 1981 tarihinde imzalamış, ancak Sözleşmenin 4. maddesi gereği Sözleşmenin onaylanabilmesi için, imzalayan devletin, Sözleşmede öngörülen ilkeler çerçevesinde bir yasa kabul etmesi zorunlu olduğundan sözleşme hala ülkemizce onaylanamamıştır.


Doktrinde, kişisel verilerin korunmasına yönelik yeterli önlemler içeren bir kanun olmadıkça, ceza yargılamasına ilişkin ayrık haller saklı olmakla birlikte Kanun ile düzenlenen hallerde dahi kişisel veri işlemesinin yapılamayacağı görüşü mevcuttur. O halde kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir kanun yapılmadıkça, dava konusu kılavuz hükümlerinin ve kişisel veri işlemeye yönelik diğer idari tasarrufların hukuka uygunluğundan söz etmek olanaklı değildir.

Öte yandan, hastaların iradelerine aykırı olarak parmak izi, avuç içi taramasına tabi tutulmasına ilişkin uygulamanın, MEDULA sisteminin işleyişini düzenleyen ve tek taraflı bir idari tasarruf niteliği taşıyan kılavuz hükümleriyle yapılması da düzenlemeyi hukuka aykırı kılan başka bir unsurdur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da, “özel hayatın gizliliği” hakkının sınırlanabilmesi için “yasallık” ilkesinin mutlak olarak varlığı aranmaktadır.4 Kılavuz hükümleri bu yönüyle Anayasa’nın 13. Maddesi ile 20. Maddenin son fıkrasına ile AİHS’nin 8. Maddesine aykırı olduğundan iptalini talep ediyoruz


IV. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KOŞULLARI OLUŞMUŞTUR
5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu uyarınca kurulan davalı idarenin görev ise, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel SağlıkSigortası Kanunu uyarınca genel sağlık sigortalılarının ve bakmakla yükümlü olduğu kişinin sağlık hizmetlerine ilişkin giderlerin geri ödenme esaslarını belirleyip uygulamaktır. Bu görevin yerine getirilmesinde, dayanağını Anayasa ve yasadan almayan hiçbir yetkinin kullanılamayacağı ve özellikle kişi hak ve hürriyetlerine idari keyfiyetle kısıtlama getirilemeyeceği açıktır. Yönetmelik nitelinde dahi olmayan MEDULA Kılavuzu hükümleriyle, sigortalı yurttaşların parmak izi ve avuç izlerinin alınması özel hayatın gizliliği hakkının özünü zedeleyen hukuka aykırı bir tasarruftur.
Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu düzenleme 1 Aralık 2013’ten itibaren yani yaklaşık 2 aydır özel sağlık kuruluşlarında uygulanmaktadır. Sistemin uygulanmasıyla birlikte basına yansıyan biçimde biyometrik kimlik doğrulama sisteminin kilitlenmesi, randevulu hastaların dahi kimlik doğrulama yapılamaması nedeniyle saatlerce bekletilmesi, uygulamaya rıza göstermeyen hastaların da sağlık hizmeti alamaması gibi son derece olumsuz bir tabloya neden olmuştur. (Ek) Elde edilen verilerin yetkisiz 3. kişilerin eline geçmesi gibi durumlarda bu bilgilerin hangi amaçlarla kullanılabileceğini kestirmenin bu günün teknolojik koşullarıyla mümkün olmadığını bilim insanları önemle vurgulamaktadır.
Bu yönleriyle dava konusu düzenlemeler Anayasa’nın ilgili hükümlerine ve taraf olduğumuz uluslar arası sözleşme aykırı olup,özellikle sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuranlar yönünden giderilmesi imkansız zararlara neden olacaktır.Bu nedenlerle 2577 sayılı Yasa’nın 27. maddesinde belirtilen koşullar gerçekleşmiş olup ilkin savunma beklenmeksizin yürütmenin durdurulmasını istemek zorunda kalmış bulunuyoruz.
HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Hasta Hakları Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat.
DELİLLER : Ekte sunulan belgeler ve her türlü yasal delil
İSTEM SONUCU : Yukarıda açıklanan ve resen tespit edilecek nedenlerle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan 29.11.2013 tarihli Genel Sağlık Sigortası MEDULA Web servisleri Kullanım Kılavuzu'nun 4. sayfasında yer alan 'Değişen bölümler', altında 'Versiyon 3.1.0' başlıklı ilk bölümde yer alan 'Biyometrik Yöntemlerle Kimlik Doğrulaması ile Provizyon Alma Süreci' ana başlığı altında yer alan;

  • 'Biyometrik Yöntemlerle İlk Kayıt Oluşturma ve Kayıt Doğrulama' alt başlığının ve bu alt başlık altındaki düzenlemelerin,

  • 'Biyometrik Yöntemlerle Kimlik Doğrulama Yöntemiyle Yapılacak Seanslı İşlemler' alt başlığının ve bu alt başlık altındaki düzenlemelerin savunma beklenmeksizin yürütmesinin durdurulması ve iptaline, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini vekaleten diler ve isterim. Saygılarımla. 25.01.2014

Davacı Vekili

Av. Ziynet Özçelik

*EKLER BİR SONRAKİ SAYFADADIR.



*Tüm ekler idarenin de elinden olduğundan surete eklenmemiştir.
Ekler:

1- Vekaletname.

2. İptali istenen MEDULA Kılavuz metninin ilgili bölümü.

3. Atıf yapılan Devlet Denetleme Kurulu Raporunun sonuç bölümü.


1 Dilek Yüksel Civelek, Kişisel Verilerin Korunması ve Bir Kurumsal Yapılanma Önerisi, Uzmanlık Tezi, Bilgi Toplumu Dairesi Başkanlığı, Nisan 2011. .s.86.

2Devlet Denetleme Kurulunun; "Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Ulusal ve Uluslararası Durum Değerlendirmesi ile Bilgi Güvenliği ve Kişisel Verilerin Korunması Kapsamında Gerçekleştirilen Denetim Çalışmaları" hakkında hazırlanan 27/11/2013 tarih ve 2013/3 sayılı Denetleme Raporu Özeti


3Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesinde Bireylerin Korunması Sözleşmesi, Madde 6.

4 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Peck kararı.



Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə