Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə9/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   33

2.1.3. YENİSEY YAZITLARI

Yenisey yazıtları, Güney Sibirya'da bugünkü Hakas ve Tuva Cumhuri­yetleri içinde kalan Yukarı Yenisey vadisinde, bu ırmağa veya kollarına dökülen Tes, Tuba, Uybat, Abakan; Kemçik, Çaa Köl, Bayın Köl, Uyuk, Turan Elegest gibi akarsuların yakınlarında bulunan Köktürk harfli yazıtlar­dır. Üzerlerinde tarih bulunmadığı için ne zaman yazıldıkları tartışmalıdır. V. Thomsen Yenisey yazıtlarındaki harflerin daha ilkel olması sebebiyle, alfabenin Yenisey bölgesine Köktürk bengü taşlarından önce, 6. veya 7. yüzyılda ulaşmış olduğu görüşündedir. Ancak Uygurlardan (840'tan) sonra da buralarda kullanılmış olabileceğini tahmin etmektedir (Thomsen 2002: 77). W. Radloff a göre yazıtlar 7. yüzyıl sonu ile 8. yüzyıl başına; P. M. Melioranski'ye göre ise 5-7. yüzyıllara aittir (Şükürlü 1993: 27). H. N. Orkun ve A. Caferoğlu da harflerin iptidaîliği sebebiyle Yenisey yazıtlarının Köktürk bengü taşlarından önce meydana getirildiğini düşünürler (Orkun 1940: 18; Caferoğlu 1958: 116). Ancak L. Bazin'in tarihlendirme çalışmala­rından sonra (Bazin'e bak !) Yenisey yazıtlarını 9-10. yüzyıl ürünü kabul eden görüş yaygınlaşmıştır. A. M. Şerbak ve İ. Kormuşin bu yazıtları 9. yüz­yıla; L. R. Kızlasov ise 9-10. yüzyıllara ait kabul eder (Şükürlü 1993: 27). T. Tekin de Yenisey yazıtlarının 9-10. yüzyıllara ait olduğunu düşünür (Tekin 2000: 17).

Yenisey yazıtları çoğunlukla Kırgızlara ait kabul edilir. Bunun sebebi, eski Kırgızların bu bölgede yaşamış olmasıdır. Ancak bütün Yenisey yazıtla­rının Kırgızlara ait olduğu konusunda kesin kayıtlar yoktur. Yazıtların hiçbi­rinde Kırgızlara aidiyeti belirten bir ifade bulunmamaktadır. Aksine diğer Türk boylarına ait olduğu anlaşılan yazıtlar vardır. Tuba yazıtlarında "Türgiş kavminin içinde ben beğ idim"; Barık yazıtlarında "Altı Oğuz kavminden on üç (yaşımda) ayrıldım" gibi ifadeler geçmektedir(Orkun 1940: 18). Bunlara bakarak Yenisey yazıtlarının çoğunlukla Kırgızlara ait olduğuru; ancak ba­zılarının da Türgiş, Oğuz gibi diğer boylara ait olabileceğini söyleyebiliriz.

Yukarı Yenisey vadisi, Köktürk harfli metinlerin en bol bulunduğu böl­gedir. Köktürk harfli metinler, Köktürk bengü taşlarından çok önce bu böl­gede keşfedildiği gibi, keşifler bugün de devam etmekte ve yazıtların sayısı sürekli artmaktadır. Bu sebeple Yenisey yazıtlarına ad yanında numara ver­mek özellikle son yayınlarda yaygınlaşmıştır. Yazıtları ilk defa okunuşları ve tercümeleriyle yayımlayan (1895) Radloff'ta 40 Yenisey yazıtı vardır. Bu

TÜRK DİLİ TARİHİ 141

sayı Hüseyin N. Orkun'da (1940) 47'ye, Sergey Malov'da (1952) 51'e çık­mıştır. D. D. Vasilyev'in Korpus'unda (1983) 145 Yenisey yazıtı tavsif e-dilmektedir (Sertkaya 1995: 200-201). Özönder 185 Yenisey yazıtının adını vermektedir (Özönder 2002: 468-469).

Yenisey yazıtlarının birçoğu üzerinde çalışılmış; fakat henüz tamamı işlenmemiştir. Biz Orkun, Malov, Vasilyev ve Kormuşin tarafından işlenen yazıtların adlannı alfabetik olarak vermekle yetineceğiz:


  1. Abakan

  2. Açura

  3. AkYüs

  4. Altın Köl (2 adet)

  5. Barık (4 adet)

  6. Bayan Köl

  7. Bay Bulun (2 adet)

  8. Begre

  9. Çaa Köl (11 adet)
    lO.Çerbi

11. Çer Çarık

12.Demir Sug

13.ElBajı

14.Elegest (4 adet)

15.Eerbek(2adet)

16.Eerkal(9adet)

17.Hadınnıg

18.İyme(2adet>

19.Kanmııldık Kovu

2O.Kara Bulun (3 adet)

21.Kara Sug

22.Kara Yüs (2 adet)

23.Kaya Ucu (Kemçik Kayabaşı)

24.Kemçik Bom

25.Kemçik Çırgak

142 Ahmet B. ERCİLASUN

26.Kerbis Baan

27.Kezek Küre

28.Kızıl Çıraa (2 adet)

29.Köjeelig Kovu

30.Köl Kem (Aldıı Bel - 2 adet)

31.KütenBuluk

32.Malinovka

33.Minusinsk

34.0rtaa Kem

35.0rtaa Tey

36.0ttuk Daş (Tuva B - 3 adet)

37.0ya


38.Oznaçennoye (2 adet)

39.Podkuninsk

4O.Saglı

41.Samagaltay

42.Sargel Aksı

43. Saygın

44.Suglug Adır Aksı

45.Şançi (3 adet)

46.Taşeba

47.Telee


48.Tepsey (11 adet)

49.Tes


50. Tuba (3 adet)

51.Tugutüp 52.Turan 53.Tuva D 54.Tuva G 55.Uybat (8 adet) 56.Uyuk Arhan

TÜRK DİLİ TARİHİ 143

57.Uyuk Oorzak (3 adet) 58.Uyuk Tarlak 59.Uyuk Turan 6O.Yur Say ır (2 adet).

Yukarıdaki listede aynı bölgede birden fazla yazıt varsa parantez içinde kaç adet olduğu gösterilmiştir. Söz gelişi Tuba'da 3 ayrı yazıt vardır. Bilim dünyasında bunlar "Tuba I, Tuba II, Tuba III" diye adlandırılır. Buna göre yukarıda 60 değil 120 yazıtın adı verilmiş olmaktadır.

Yenisey yazıtlarının bazıları birkaç kelimelik, bazıları birkaç satırlıktır. Ancak içlerinde bir hayli uzun olanları da vardır. Bunları satır sayılarıyla birlikte aynca göstermek yararlı olacaktır:

Abakan: 15 satır

Açura: 13 satır

Altın Köl I: 9 satır

Altın Köl II: 8 satır

Bay Bulun I: 8 satır

Begre: 10 satır

El Bajı 6 satır

Elegest I (Elegeş): 12 satır

Eerbek I: 5 satır

Eerbek II: 6 satır

Kara Bulun III: 4+20+3+1+1=29 satır (çok tahribata uğramış.)

Kaya Ucu: 10 satır (son 3 satın silinmiş.)

Kemçik Çırgak: 11 satır

Kerbis Baarı: 9 satır

Kızıl Çıraa I: 5 satır

Kızıl Çıraa II: 6 satır

Köjeelig Kovu: 10 satır

Minusinsk: 8 satır

Uybat III: 15 satır

Uybat VI: 7 satır

Uyuk Arhan: 5 satır

Uyuk Turan: 6 satır.

144 Ahmet B. ERCİLASUN

Yenisey yazıtları sade ve mübalâğasız bir dille yazılmıştır. Çoğunlukla yazıt sahibinin kendi ağzından kısa hâl tercümesini ve aile efradına, akraba­larına, arkadaşlarına, hükümdarına, ülkesine ve milletine doyamadan bu dünyadan ayrıldığını anlattığı yazıtlarda oldukça samimî bir ifade vardır (Ercilasun 1985: 61).



2.1.4. DİĞER YAZITLAR

Bu bölümde, Moğolistan'da kimlere ait olduğu bilinmeyen yazıtlarla, Moğolistan ve Yenisey bölgesi dışındaki yazıtlar hakkında bilgi verilecektir.



2.1.4.1. Moğolistan'daki Diğer Yazıtlar

Moğolistan'daki Köktürk harfli bengü taş ve yazıtların sayısı 56'yı bulmuştur (Battulga 2001: 47). Köktürk veya Uygur devirlerine ait olan; fakat tarihleri belirlenemeyen diğer yazıtlar alfabetik sırayla aşağıda göste­rilmiştir:



  1. Akbaş dağı: 2'si birer satırlık, diğeri 3 satırlık 3 adet yazıt.

  2. Aru Bogdo: 1 satır.

  3. Aru Han: 3 satır.

  4. Baga Oygor: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır.

  5. Beger: 4 veya 5 satır.

  6. Del Uul: 4 yazıtta toplam 13 satır (Dund Govi aymağı).

  7. Deluun sum: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır.

  8. Ereen Harganat: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır

  9. Gurvan Mandal: Bayanhongor'da 6 satır.
    lO.Har Mangay: 1 satır.

ll.Hatuu Us: 1 satır.

12.Hentey: Biri 2, diğeri 1 satırlık 2 yazıt.

13.İh Biçigt: Dund Govi aymağında 1 satır.

14.KutukUla:4satır.

15.Olon Nuur: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır.

l6.Or juk Kaya: Hubsgul'da 4 satır.

17.Öbör Dörölci: 1 satır (şu anda kayıp).

18.Övörhangay: 1 satır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 145

19.Tsetsuuhey: Dund Govi aymağında 1 satır.

20.Ulankom: 4 satır.

21. Yamanı Us: 2 satır.

22.Zurh Uul: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır.

23.Zuun Oroy: Bayan Ölgiy aymağında 1 satır (Sertkaya 1995: 329-333; TİKA 2003: 348, 360-362, 364-365; Battulga 2001: 47; Bold 2001: 65-68).



2.1.4.2. Dağlık Altay Cumhuriyetindeki Yazıtlar

  1. Katanda

  2. Tuyahta

  3. Kuray: 2 adet

  4. Çarış

  5. Mendur Sokon: 5 adet

  6. Biçiktu Boom: 3 adet

  7. Koş Agaç

  8. Taldu Ayrı

  9. İnya

lO.Jalgıs Tübe: 2 adet (Kızlasov 1994: 84) 1 l.Kalbak Taş: 20 adet (Vasilyev: 1995: 91).

2.1.4.3. Kırgızistan Yazıtları

Türgişlerden kaldığı tahmin edilen Kırgızistan yazıtları Talas ve Koçkor bölgelerinde bulunmaktadır. Talas yazıtlarının ilk beşi 1896-1898 yıllarında bulunmuştur. Bunların bir kısmı sonradan kaybolmuş, uzun yıllar sonra ye­niden bulunmuştur. Talas yazıtlarının sayısı 1977'de Çetin Cumagulov'un Tınbas mevkiinde bulduğu yazıtla 14'e yükselmiştir. Bunlar arasında 11 satırlık Talas II, en uzun yazıt olarak dikkati çeker. Açıktaş yazıtı da denilen ve 1932'de bulunan Talas çubuğu (Talas VII), ağaç üzerine yazılı tek me­tin olması ve harf karakterlerinin Sekel alfabesindeki harflere benzemesiyle bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. Ancak çubuğun tamamı duvar içinden çıkarılmadığından yazıt eksiktir ve bu yüzden okunması zordur (Orkun 1938, 1940; Cumagulov 2001).

Koçkor yazıtları, Isık Köl'ün güneybatısındaki Koçkor rayonunun Kök Say mevkiinde bulunmuştur. 1996'da Kubat Tabaldıyev başkanlığındaki bir

146 Ahmet B. ERCİLASUN

arkeoloji heyeti tarafından bulunan yazıtlar iri kayalann düz satıhları üzerine yazılmış, birer satırlık 9 metindir. Metinlerde er atım adıg (asıg ?) On Ok (erlik adım Adıg -Asıg- On Ok) ibaresi tekrarlanmaktadır. Bu ibareden, metinlerin On Oklardan (Türgişlerden) Adıg (Ayı) veya Asıg (fayda) adlı bir beye ait olduğu anlaşılmaktadır. Daha uzun olan bazı satırlardaki son iki kelimeyi Klyaştornıy yer yarışımız okumakta ve dolayısıyla Koçkor mevkii­ni, Köktürklerle Türgişlerin savaştıkları Yarış ovası olarak yorumlamaktadır (Klyaştornıy 2001: 192-196; Alimov 2001: 5-10).

14 Talas ve 9 Koçkor yazıtı dışında Kırgızistan'da bulunmuş başka ya­zıtlar da vardır. Bunlar Kuru Bakayır dağ geçidi yazıtları (2 adet), Isık Köl civarındaki Koy Sarı yazıtı (kayıp) ve diğerleridir. Kırgızistan'daki yazıtların sayısı bugün 30'u geçmiştir (Cumagulov 2001: 69-74).



2.1.4.4. Türkistan'daki Diğer Yazıtlar

Kazakistan'da bulunan küçük yazıtların sayısı 30 civarındadır (Amancolov 1995: 115). Özbekistan ve Tacikistan'da da, sayıca az olmakla beraber küçük yazıtlar bulunmaktadır. Türkistan yazıtlarının önemi, Moğo­listan ve Yenisey-Altay bölgesi ile Doğu Avrupa arasındaki köprüyü oluş­turmasıdır. Merkezî Asya'da bulunan Talas çubuğu gibi yazıtların harfleri, Orhun_Yenisey anıtlarındaki harflerden çok Doğu Avrupa runiformlarma benzemektedir. Asya'da bulunan ve Doğu Avrupa runiformlarına benzeyen yazıtların sayısı 30'u aşmıştır; Fergana, Kızılkum, Sırderya ve Aral bölge­sindeki buluntularla köprü tamamlanmakta ve merkezî Asya yazıtları; İdil boyu, Kuzey Kafkasya, Azak denizi ve Tuna havzasına bağlanmaktadır (Vasilyev 1995: 61-66).



2.1.4.5. Kuzey Kafkasya Yazıtları

Kuzey Kafkasya'da bulunan yazıtların önemlileri alfabetik sırayla aşa­ğıda verilmiştir (Doğan 2000):



  1. Azov Müzesi kemik mızrak ucu yazıtı: 25 civarında karakter var.

  2. Hazar su testisi yazıtı: 30 civarında karakter var.

  3. Humara kalesi yazıtları: Hâlen Çerkesk Müzesinde.

  4. İnal Deresi kayı yazıtları

  5. Kalej yazıtı

  6. Karakent taş yazıtları

7. Sarkel 1 numaralı su kabı yazıtı

TÜRK DİLİ TARİHİ 147

8. Sarkel 2 numanalı su kabı yazıtı: Sarkel, Hazarların başkentidir.
1930-1950 yılları arasında arkeolojik kazıların yapıldığı şehir 1952'de Don-
Volga kanalı inşa edilince sular altına gömülmüştür. Hazarlardan kalmış
olan su kaplan ve su testisi hâlen Novoçerkask Müzesindedir.

9. Sıntıtepe mağara yazıtları


lO.Teşikler mağara yazıtları

1 l.Zelençük-Başkır kaya yazıtları

İ2.Zelençük-Kray kaya mezarları yazıtları.

Özellikle mızrak ucu yazıtı ile Hazarlardan kalan kaplar üzerinde birçok okuma denemesi yapılmış; fakat henüz bilginlerce uzlaşılan sonuçlara ulaşı­lamamıştır.

Kafkasya'nın güneyinde, Azerbaycan'ın Mingeçevir bölgesinde bulu­nan sütun yazıtları ile seramik yazıtlar ve İsmayıllı'da Ali İsa Şükürlü tara­fından bulunan ağırşak yazıtı okunabilirse, Köktürk harfli yazıtların yayılma alanı bu bölgelere kadar genişletilmiş olacaktır.

2.1.4.6. Kırım, Balkanlar ve Macaristan'da Bulunan Yazıtlar

17 karakterden oluşan Sudak kalesi kemik yazıtı ile 6 karakterden olu­şan Sarıkaya yazıtı Kırım'da (Doğan 2002: 30, 45); kurt başı ve kaya yazıt­ları 1931'de Romanya'nın Faltiçeni ilinin Buneşti köyünde bulunmuştur (Doğan 2002: 91, 224). Ancak Romanya'nın en önemli buluntuları Murfatlar'dadır. 1957'de, Köstence'ye bağlı Murfatlar köyünde 4 galeriden oluşan bir yer altı kilisesi bulunmuştur. Grek ve Kiril harfli yazıların da yer aldığı Murfatlar köyü yazıtlarının 9-10. yüzyıllardan kalmış olabileceği tah­min edilmektedir. Bazı bilginler bu yazıtlar üzerinden okuma denemeleri yapmışlardır (Doğan 2002: 63-91, 216-217).

Transilvanya'nın Torontal vilâyetinde, Nagy Szent-Miklos mevkiinde bir evin bahçesinde 1799'da bulunan 23 parça altın eşya önceleri "Attila'nın definesi" olarak tanınmışsa da bugün bilim dünyasında "Nagy Szent-Miklos definesi" olarak bilinmektedir. Altın sürahi, kadeh, tas ve tabaklardan oluşan hazine bugün Viyana Sanat Tarihi Müzesindedir. Altın eşyanın bir kısmı üzerinde çeşitli yazılar vardır. Bunlardan biri Grek harfleriyle Türkçedir. Köktürk harfli Türkçe yazıt adedi ise 18'dir. Hepsi de birkaç kelimelik ya­zıtlardır.

Nemeth'e göre Nagy Szent-Miklos definesi Peçeneklere aittir; çünkü define Peçeneklerin yaşadığı bölgede bulunmuştur. Ayrıca yazılarda geçen Botaul Çoban adında, Bizans kaynağı Konstantinos Porphyrogennetos'ta

148 Ahmet B. ERCİLASUN

geçen Peçenek hükümdarı Bata'nm adı bulunmaktadır. Botaul (Bota oğul), Bata'nın oğludur ve 900-92- arasında hüküm sürmüştür. O hâlde define de bu tarihlerden kalmıştır (Orkun 1938: 189, 198). Nemeth'in Peçenek tezi, Malov, Şerbak, Menges, Ligeti, Orkun gibi bilginlerce kabul görmüştür. .

V. Thomsen, Grek harfli Türkçe metinde geçen tagrugı kelimesinin, "takdığı sözünün Bulgar Türkçesine göre telâffuz şekli olduğunu" ileri süre­rek definenin Tuna Bulgar Türklerine ait olduğunu kabul etmiştir (Orkun 1938: 192).

Thomsen gibi, O. Pritsak da Nagy Szent-Miklos definelerini eski Bulgar Türklerine ait kabul eder. Pritsak definelerin dilinde Bulgar Türkçesine ait başka özellikler de bulmuştur (Tekin 1987: 27).

Bulgar tezini kabul edenlerden biri de Talat Tekindir. Tekin, Pritsak'ın 1955'teki görüşlerini olduğu gibi kabul eder; arcak Köktürk harfli metinler­den bazılarını yeniden okuma denemesinde bulunur. Ona göre içki kadehle­rinden birinde Bıylo Çoban, içurgi. ayak yazmaktadır ve anlamı "has (saraya mensup) Buylo Çoban(ın) içki kadehi"dir. Ayak, "içki kadehi" demektir; içurgi, Köktürk anıtlarında geçen içreki 'ye benzer bir kelimedir ve "saraya mensup, has" demektir (Tekin 1987: 31). Tekin'in en önemli buluşu, birkaç kadehte tekrarlanan üç kelimelik bir ibareyi asparuk içu ayak okumasıdır. "Asparuk'un içki kadehi" anlamına gelen bu ibaredeki Asparuk ünlü Bulgar Türk hükümdarıdır. Asparuk, 7. yüzyılın ikinci yansında hükümdarlık yaptı­ğına göre defineler de Tuna Bulgarlarına ve 7. yüzyılın ikinci yarısına aittir (Tekin 1987: 33).

Rona-Tas ? ve I. Vasary ise Nagy Szent-Miklos definelerini, 1983'te Szarvas şehrinde bulunan kemik iğnelikle birlikte Geç Avar dönemine, 8. yüzyıla ait kabul etmektedirler (Vasary 1995: 58).

Macaristan'ın Kecskemet vilâyetinde 1932'de bulunan iki gümüş yü­zükte de Köktürk harfleri vardır. Bir kadın mezarından çıkarılan yüzüklerin Kumanlardan kaldığı ve dolayısıyla 13. yüzyıla ait olduğu kabul edilmekte­dir. Bu yüzüklerin önemi Kumanlarda da Köktürk yazısının kullanıldığını ve bu kullanımın 13. yüzyıla kadar devam ettiğini göstermesidir (Orkun 1938: 153).



2.1.4.7. Sekel Yazısı

Köktürk yazısından alınmış bir yazı Sekeller tarafından 17. yüzyıla ka­dar Macarca için de kullanılmıştır. Sekeller, Romanya'nın Erdel (Transilvanya) bölgesinde oturan Macarlaşmış Avar (?) Türkleridir. Eski kaynaklarda Attila Hunlarından inmiş kabul edilirler.

TÜRK DİLİ TARİHİ 149

Sekellerin ayrı bir yazısı olduğu 13. yüzyıldan beri kayraklarda zikre­dilmektedir. 15. yüzyıl kaynaklarınad Sekel yazısından "İskit harfleri", 16. yüzyıl kaynaklarınad ise "İskit" veya "Hun" olarak bahsedilir. Hepsinde de yazının tahta çubuklara çentilerek yazıldığı ifade edilir. Sağdan sola yazıldı­ğı ve az harfle çok anlam ifade edildiği de kayıtlar arasındadır.

1598'de Thelegdi Janos adlı bir Sekel "Hun harfleri" dediği Sekel yazı­sı hakkında bilgi veren altı sahifelik bir eser yazmıştır. "Hunların Eski Dili­nin Rudimentası (Temeli)" adını taşıyan eserde Sekel harflerinin sayısı ve adları, telâffuzları, bazı imlâ kuralları ve kısaltmaları hakkında bilgi verilir. Thelegdi'nin yazdığına göre Sekellerin 32 harfi vardır ve bunlar a, eb, ecs, ed, e, ef... harfleridir. Thelegdi'nin eseri birkaç yazma nüsha hâlinde kalmış; ancak 18. yüzyılda bilim dünyası eserden haberdar olmuştur.

Sekel harflerini içine alan başka yazmalar da bulunduğu gibi çeşitli ya­zıtlar da vardır. Bunlardan biri İstanbul yazıtıdır.

İstanbul yazıtı Çemberlitaş'taki Elçi Hanı duvannın taşlarından biri üze­rinde bulunmuştur. Sekel harfleriyle Macarca olarak yazılmış olan metnin tercümesi şöyledir: "Bin beş yüz on beş senesinde bunu yazdılar. Kral Laslo'nun beş sefirini burada beklettiler. Bilayi Barlabaş iki sene burada idi... Hükümdar; Kedeyi Sekel Tamaş bunu yazdı. Hükümdar Selim Beğ buraya yüz at ile koydu."

"Selim Beğ", Yavuz Sultan Selimdir. Bilayi Barlabaş başkanlığındaki Macar elçilik heyetini Yavuz Sultan Selim 1512'den 1518'e dek Çemberlitaş'taki Elçi Hanı'nda bekletmiş; bu arada Çaldıran ve Mısır sefer­lerine götürmüş, sonra ülkelerine göndermiştir. İşte bu bekleme sırasında, 1515'te, bir Sekel olduğu anlaşılan Kedeyi Sekel Tamaş, taş üzerine bu ya­zıyı yazmıştır.

Elçi Hanı 1865 yılında yandığı için bu taş bugün maalesef yoktur. An­cak Köktürk yazısından çıkmış Sekel yazılı bir taşın 1515-1865 arasında 350 yıl Çemberlitaş'taki Elçi Hanı'nda bulunduğu kesindir. Bir başka Macar elçilik heyeti 1553'te Kanunî Sultan Süleyman nezdine gelmiş, aynı handa kalmış ve bu heyet içinde bulunan Deraschwam, Sekel yazılı taşı görerek kaydetmiştir. 1563 yılında yazdığı bir esere İstanbul yazıtının kopyasını da koyan Dernschwam'ın bu kaydı Alman bilgini Babinger'in dikkatini çekmiş ve böylece 1910'larda bilim dünyası İstanbul yazıtından haberdar olmuştur. Bu yazıtın önemi, Macarca için kullanılmış olsa da Köktürk yazısından a-lınmış bir yazının İstanbul'a kadar ulaştığını göstermesidir (Orkun 1940: 249-319).

150 Ahmet B. ERCILASUN



2.2. KÖKTÜRK YAZILI METİNLERİNİN BULUNUŞU,

OKUNUŞU VE ÜZERLERİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR

13. yüzyılda Târîh-i Cihangüşâ'yı yazan İlhanlı tarihçisi Alâeddin Ata Melik Cüveynî Köktürk yazılı metinleri görmüştür. Cüveynî şöyle diyor:

"Bir Uygur efsanesine göre, onların dünya yüzüne çıktıkları ilk yer Orhon nehrinin kıyısıdır. Bu nehir, Karakorum denilen bir dağdan çı­kar...Bunlardan başka bir nehrin kenarında eskiden Ordu-Balık, sugün ise Mavu-Balık denilen bir şehir vardır. Bu şehrin yakınında bulunan kayalara yazılar yazılmıştı. Ben onları gördüm." (Öztürk 1988: 116).

Cüveynî'nin bahsettiği şehir Karabalgasun'dur; gördüğü yazılı kayalar da büyük bir ihtimalle Karabalgasun yazıtlarıdır.

Ünlü tarihçi İbni Arabşah da Köktürk harflerinden bahseder. 15. yüzyı­lın ilk yarısında yazdığı "Acâibü'l-Makdûr fi Nevâib-i Teymur" adlı eserin­de şöyle diyor:

"Çin'de onların (Türklerin) dulbercin diye adlandırılan yazıları vardır. Ben gördüm, 41 harfi var. Çokluğunun sebebi şudur ki onlar kalın ve inceleri ayıran işaretleri harf saymaktadırlar. Neticede ilâveler ve ek harfler meydana çıkmıştır." (Kahire Halk Kütüphanesi 3543 nu.lu yazmanın 286a sahifesinden naklen Abdurahmanov-Rustemov 1982: 12). •

Batıda Yenisey yazıtlarından ilk bahseden Romen seyyah ve şarkiyatçı­sı Nicolaie Gavriloviç Milescu'dur. Rus elçisi olarak Çin'e giderken 1675 yılı Temmuzunda Yenisey kaya yazıtlarını görmüş ve "kayanın üzerinde taşa kazılmış, bilinmeyen bir yazı" olduğunu günlüğünde ifade etmiştir. Gh. I. Constantin'e göre bu kaya yazıtı Kara Yüs olmalıdır (Constantin 1989: 3-6).

Batıda Yenisey yazıtlarından ikinci olarak bahseden, Amsterdam Bele­diye Başkanı Nicolaes Witsen'dir. Rusya'da uzun seyahatlerde bulunan, 1687'de Rusya ve Sibirya haritasını çizen Witsen, 1692'de yayımladığı Noord-en Oost Tartarye (Kuzey ve Doğu Tataristan) adlı eserinde "Tobol'a dökülen Tura nehri üzerindeki Verhoturye kasabası civarında rastladığı kaya üzerine yazılı meçhul harflerden bahsetmektedir (Temir 1991: 37).

1721 yılının son günleridir. Güney Sibirya'da, Yenisey ırmağının ve kollarının suladığı Abakan bölgesinde genç bir doktor ve genç bir harita subayı, dağ bayır dolaşarak araştırmalar yapmaktadırlar. Bölgede yaşayan hayvan ve bitkilerden toprağın altındaki madenlere; yerli kavimlerin dil, âdet ve an'anelerinden mezar taşlarına kadar her şeyi inceliyorlar, örneklerini topluyorlar, resimlerini yapıyorlar, adlarını defterlerine yazıyorlardı. Genç doktor; Danzig'in Rus çarı 1. Petro tarafından işgali üzerine Rus hizmetine giren ve 1719 yılı sonlarında Moskova'dan hareket ederek Kazan'a uğradık-

TÜRK DİLİ TARİHİ 151

tan sonra Tomsk şehrine gelen, 4 Mayıs 1721'de Tomsk'tan hareketle Abakan bölgesine ulaşan Almanyalı bilgin Daniel Gottlieb Messerschimidt idi. Genç subay ise Poltava savaşında, 8 Temmuz 1709'da Ruslara esir düşe­rek Sibirya'da ikamete mecbur tutulan İsveçli yüzbaşı Johann Philipp Tabbert (von Strahlenberg) idi.

Genç bilginler araştırmalarına devam ederken, 1721 yılının 31 Aralı­ğında Messerschimidt'in yanına bir Kazak köylüsü gelerek bazı taşlardan ve heykellerden bahseder. Ocak ayının (1722) ilk günlerinde, anlatılan yere giden doktor Daniel Messerschimidt; Yenisey'e dökülen Uybat ırmağının kollarından Bey nehri kıyısında, Çarkov köyü yakınlarındaki bir tepeciğin üstünde, 53,5 derece kuzey enlemiyle 90,5 derece doğu boylamının kesiştiği yerde 3.20 metre yüksekliğinde yere yatık bir taş görür. Üzerinde tuhaf ya­zılar bulunan bu taş, Yenisey bengü taşlarından Üçüncü Uybat yazıtıdır. Messerschimidt Abakan şehrine dönünce, dostu yüzbaşı Johann Tabbert'e heyecanla bu keşfini anlatır. İki arkadaş yeni taşlar bulmak ümidi içinde merakla araştırmalarına devam ederken yine bir Kazak köylüsünden insan boyundaki bir taş heykelin haberini alırlar. 1722 yılının 24 Ocağında yüzbaşı Tabbert birkaç yardımcısı ile birlikte Yenisey'i atlarla geçerek Tes ırmağı kıyılarına gelir. Burada, yüzü doğuya dönük, 1.76 metre boyunda, bıyıklı bir yaşlı adam heykeli vardır. Heykelin arkasında yine o tuhaf yazılar. İkinci olarak keşfedilen bu taş Yenisey-Tes yazıtıdır.

Yüzbaşı Johann Tabbert'in esaret hayatı 1722'de sona erer ve memleketi İsveç'e döner. Güney Sibirya bozkırlarının yorulmaz araştırıcısı Messerschimidt'in notlarının yayımlanmasını sabırsızlıkla bekler. Fakat ne notlar yayımlanır, ne de Messerschimidt'ten bir haber gelir. Aslında genç doktorun topladığı bütün malzeme Petersburg İlimler Akademisindedir. Notların ancak bir kısmı, 1729'da Akademi mazbatalarında yer alır. Bu not­ların tamamı ancak 1960'larda Berlin'de altı cilt hâlinde yayımlanacaktır. Messerschimidt'ten hiçbir haber alamayan Johann Tabbert von Strahlenberg, Stockholm'de 1730 yılında meşhur eserini neşreder: Das Nord und Östliche Teil von Europa und Asia. Eserde, Yenisey kıyılarında bulunan iki taştaki yazılar ile madenî bir ayna üzerindeki tek satırın kopyaları da vardır. Ro­manyalı elçi Milescu ve Holandalı yönetici Witsen'in kayıtları pek dikkati çekmemiştir. Strahlenberg'in yayını ise belgelidir ve haklı olarak Batı bilim dünyasının dikkatini çekmiştir.Taşlar üzerindeki bu meçhul yazı, böylece ilim âlemine sunulmuş oluyordu. Şimdi artık, Avrupalı âlimler çeşitli tahmin ve nazariyeler yürütmeğe başlar. Kimilerine göre bu yazılar eski Prusyalıla­ra, kimilerine göre eski Yunan ve Romalılara, kimilerine göre Gotlara aitti. Strahlenberg ise bunların İskit yazısı olduğu fikrindeydi. Ön Asya kültür ve dilleri uzmanı Theophil Bayer'e göre (1729) bu yazılar Kelt yazısıydı. Bir

152 Ahmet B. ERCİLASUN

yandan yazıların hangi millete ait olduğu üzerinde fikirler yürütülürken, bir yandan da yeni ilmî seferler tertipleniyor ve yeni taşlar keşfediliyordu. 18. yüzyılın büyük gezgini ve tabiî ilimler bilgini Peter Simon Pallas, 1793'te yayımlanan seyahatnamesinde, Uybat'ta bulduğu IV. ve V. taşların kopyası­na yer vermişti. Sibirya tarihi üzerinde çalışan Grigoriy Spasskiy 1818'de "Sibirya'nın Eski Eserleri Üzerine Notlar" adlı kitabını yayımlıyor ve burada iki yeni metni tanıtıyor, birçok metnin de resimlerini veriyordu. Spasskiy'nin konuyla ilgili bir makalesinin Latinceye çevrilmesiyle meçhul yazı üzerin­deki tartışmalar birden bire hızlandı. Oryantalist Olaus G. Tychsen aynı yıl yazıların Got yazısı olduğunu ileri sürmüş; hatta buna göre okuma deneme­lerinde bile bulunmuştu. Spasskiy'nin eseri üzerine tenkit yazan Abel Remusat yazıtların, eski Türklerin yaşadıkları yerlerde bulunduğunu söyle­mekten kendini alamamıştı; ama ona göre bu yazıtlar Got asıllı olan Usunlara aitti. Spasskiy ise buralarda Türklerin yaşamadığını söylüyor, ya­zıtların Moğol veya Kalmuklara ait olabileceğini ileri sürüyordu. Rommel ise bu yazıların İskit kökenli olabileceğini düşünüyordu. Ancak tanınmış oryantalist Heinrich J. Klaproth 1824'te yazıtların Türkçe olabileceğini ifade ediyordu; yazı ise ona göre Grek-Runik kökenli olmalıydı. 1847'de Finlandi­yalı ünlü Ural-Altay bilgini Matthias A. Castren de bölgeye seyahat etmiş; Tuba I ve Oznaçennoye yazıtını bulmuştu. Artık keşifler birbirini kovalıyor, köylüler de buldukları yazılı taşları ilgililere haber veriyorlardı. Bölge valile­rinden N. A. Kostrov 1857'de Acura yazıtını, bir Hakas köylüsü ise 1878'de Altın Köl I-II yazıtlarını bulmuştu. Sonraki yıllarda arka arkaya Kemçik Kayabaşı (Kaya Ucu), Oya, Uybat II, Tuba II ve Ak Yüs yazıtları keşfedilir. Tanınmış Fin arkeologları Johan R. Aspelin ile Aarne M. Tallgren 1870 ve 1880'lerde yazıtların Hunlara ait olduğunu, Türk ve Moğollar arasında ya­yıldığını ileri sürmüşlerdi. Yüzyılın sonlarına doğru araştırmalar daha da ciddileşmiş, bölgeye ilmî seferler düzenlenmeğe başlanmıştı. 1888'de Aspelin'in başkanlığında bir Fin sefer heyeti Altaylara doğru yola çıkmış, önce Çaa Köl yazıtlarını, daha sonra Ottuk Daş ve nihayet o güne kadar bu­lunanların en uzunu olan 12 satırlık Elegest yazıtını keşfetmişti. Yola devam eden heyet, Uyuk Arhan, Uyuk Tarlag, Tuba yazıtlarını da bulduktan sonra, Finlandiya'ya döner. Yeni keşiflerle ve eski keşiflerin mükemmel yeni kop-yalarıyla dönen heyetin bu çalışması 1889'da Helsinki'de neşredilir: Inscriptions de l'Ienissei recueillies et publiees par la societe finlandaise d'archeologie (Finlandiya Arkeloji Derneğince Toplanan ve Yayımlanan Yenisey Yazıtları). Bu neşirde Yenisey'deki 32 yazıtın kopyası yer almıştır. İlim adamlarının elinde şimdi bu tuhaf ve meçhul yazının yeni ve mükemmel kopyaları vardır. Hararetle yazıyı çözmeye koyulurlar. Hattâ Fin bilgini Otto Donner 1892'de kelimeler arasına konan üst üste çift noktalardan hareketle

TÜRK DİLİ TARİHİ 153

bu bilinmeyen yazının indeksini bile yapar: Wörterverzeichniss zu den Inscriptions de l'Ienissei. Fakat nafile! Meçhul harfler bir türlü kendilerini ele vermemektedirler.

1889 yılındaki yeni bir haber, bilginleri heyecanlandırır ve ümitlerini yükseltir. "Rus Coğrafya Cemiyeti Doğu Sibirya Bölümü tarafından ilmî bir sefer heyetinin başında Moğolistan'a" gönderilen etnograf ve gazeteci Nikolay M. Yadrintsev, Moğolistan'da araştırmalar yaparken aynı meçhul yazıyı taşıyan daha büyük taşlar bulmuştur. N. M. Yadrintsev, 1889 yılının 18 Temmuzunda, Orhun ırmağının suladığı mukaddes topraklarda, Ulan Bator'un 400 km kadar batısındaki Koşo-Çaydam gölü yakınlarında, 47,5 derece kuzey enlemiyle 103 derece doğu boylamının kesiştiği yerde, kap­lumbağaya benzer bir taş heykelin yanına uzanmış 3.75 metre boyunda be­yaz mermerden bir abide görür. Abidenin üzerinde, bir vakitten beri şu Yenisey boylarında bulunan kitabelerdeki o tuhaf yazılar vardır. İşte bu abi­de, daha sonra Köktürk şehzadelerinden kahraman Köl Tigin'e ait olduğu anlaşılan bengü taştır. Bir kilometre mesafede, üç parçaya bölünmüş, bir kısmı kumlar altında kalmış gri granitten yapılma bir abide daha vardı. Yadrintsev'in bulduğu bu ikinci abide Köktürklerin büyük hükümdarı Bilge Kağan'a aitti.

Yadrintsev'in aynı yıl Rusça olarak yayımlanan raporu hemen İngilizce ve Fransızcaya çevrilmiş ve haber Avrupa bilim çevrelerinde duyulmuştu. Fin bilginleri de 1890'da, Moskova'daki bir arkeoloji kongresinde haberi duymuşlardı. Haberi duyar duymaz Finliler, filolog ve etnograf Axel O. Heikel'in başkanlığında bir heyeti Moğolistan'a göndermişlerdi. Heyet 15 Mayıs 1890'da hareket etmiş ve 1891 Haziranında dönmüştü. Ruslar da W. Radloffun başkanlığında bir ilim heyetini Moğolistan'a gönderdiler. Heyet 1891 baharında hareket etmiş ve 2,5 ay Moğolistan'da çalışmıştı. Radloff, Pekin'e uğrayıp Çince metinlerin tercümesini yaptırmış ve deniz yoluyla St. Petersburg'a dörmüştü. Her iki heyetin seyahatinin neticesi 1892'de neşre­dildi: Inscriptions de L'Orkhon (Orhon Abideleri) Helsingfors, 1892 ve Atlas der Alterthümer der Mongolei (Moğolistan'daki Eski Abidelerin Atlası), St. Petersburg, 1892. Bu arada Yadrintsev, Moğolistan'daki araştırmalarına de­vam etmiş, 1891'de, İşbara Tamgan Tarkan'a ait olan Ongin bengü taşını da keşfetmişti. Başka bir araştırıcı, D. A. Klementz de Moğolistan'a gitmiş ve 1893 yılında Hoytu-Tamir kaya yazıtlarını bulmuştu (Orkun 1936: 18-19; Caferoğlu 1958: 107-108; Ligeti II 1970: 3-6; Ercilasun 1985: 62-63; Temir 1991: 37-43; Sertkaya vd. 2001: XI-XIII).

Köl Tigin ve Bilge Kağan bengü taşlarının bulunuşu, yazıyı çözmeye çalışan bilginlere yeni ufuklar açar. Bir kere yeni elde edilen yazılar, öyle



154 Ahmet B. ERCİLASUN

birkaç satır değil, oldukça hacimlidir. Üstelik her iki bengü taşın batı cephe­lerinde birer Çince metin vardır. Bu metinler okunmuş, tercüme ettirilmiş ve abidelerin Köktürklere ait olduğu anlaşılmıştır. Finlandiya Fin-Ugur Cemi­yetinin ve Rus İlimler Akademisinin neşrettiği mükemmel fotoğraflar ve atlaslar üzerinde âlimler heyecanla çalışmaya koyulurlar. Ömrünü, Türk dünyasını araştırmakla geçiren, Sibirya'dan Asya içlerine kadar uzanan uçsuz bucaksız topraklar üzerindeki Türk kavimlerini adım adım dolaşan, Türkolojinin babası, daha sonra Sultan 2. Abdülhamid tarafından mecidiye nişanıyla taltif edilecek olan büyük bilgin Wilhelm Radloff; o sıralarda üze­rinde çalışmakta olduğu Uygur harfli Kutadgu Bilig'i bırakmış ve Türklerin bu esrarlı yazılarının anahtarını bulmaya girişmiştir. Kopenhag'da bir başka âlim, Danimarka Kraliyet İlimler Akademisi âzası, ondan fazla dil bilen ünlü mukayeseli diller profesörü Vilhelm Thomsen de aynı esrarlı yazıların a-nahtarını keşfetmeye çalışmaktadır. İki bilgin arasında heyecanlı bir yarış başlamıştır. Yazının sağdan sola mı, soldan sağa mı yazıldığı bile meçhul­dür. Eldeki fotoğraflar bir o yana yatırılır, bir bu yana yatırılır; fakat bir türlü netice elde edilemez. Thomsen, Köl Tigin ile Bilge Kağan anıtlarındaki ben­zer metinlerden yararlanarak satırların sağdan sola sıralandığını anlar. Niha­yet en çok kullanılan işaretlerin, özellikle iki yanında aynı işaret bulunan üş işaretli kelimenin ortasındaki işaretin ünlü (sesli) olacağını düşünerek bun­lardan üç tanesini ayırır. İkisini doğru tahmin eder: i, o/u. Fakat aslında ö/ü olan üçüncüsünü e tahmin ederek yanılır ve bu yüzden çıkmaza girer. Sonra başka bir yol dener. Çince metinde geçen şahıs adlarını aramaya başlar. Ya­zının içinde sık sık tekrarlanan harf kümelerinin bu şahıs adlarına ait olabile­ceğini düşünmektedir. Fakat Çince metinde geçen Türk kişi adları, bütün diğer Çin kaynaklarında olduğu gibi anlaşılmaz bir vaziyettedir. Meselâ Bilge'nin adı Pi(t)-kia, Köl Tigin'in adı K'iueh-ti(k)-k'in şeklindedir. Yine de anıtlarda sık geçen kelimelerin kişi adları olduğunu düşünerek onları a-raştırmaya devam eder. Yenisey yazıtlarında da çok sık geçen dört harflik bir kelimenin peşine düşer. Üstelik bu kelimenin sonundaki i harfini de önceden keşfetmiştir. Şimdi gazete bulmacalarını çözerken yapıldığı gibi, diğer üç işaretin yerine çeşitli harfler tatbik ederek kelimenin ne olduğunu bulmaya çalışır. Sonunda o mukaddes kelimeyi yakalar: Teŋri (Tanrı). Şimdi elinde t, ŋ, r harfleri de vardır. Çok geçen başka bir harf kümesinin Türk, bir diğeri­nin de Kül/Köl Tigin olduğunu keşfeder. Böylece e zannettiği harfin ö/ü olduğunu da anlar. Arkası çorap söküğü gibi gelir. Danimarkalı dil bilimci esrarlı harflerin sırrını artık çözmüştür: 25 Aralık 1893 (Thomsen 2002: 12-17). Mukayeseli diller profesörü Vilhelm Thomsen, 1893 Aralığının 15'inde Danimarka Kraliyet İlimler Akademisi'nde bir toplantı ile bu meçhul ve es­rarlı yazıları nasıl çözdüğünü anlatır. 171 yıldan beri ilim adamlarını uğraştı-

TÜRK DİLİ TARİHİ 155

ran bu taştan abidelerin Türklere ait olduğunu bütün dünyaya duyurur. As-lında Thomsen alfabeyi çözdüğü sırada Radloff da çözüme çok yaklaşmıştı. Nitekim 22 Kasım 1893'te Thomsen'e yazdığı bir mektupta o da üç harfin ünlüleri gösteren harfler olduğunu ve birinin de i'yi karşıladığını belirtiyor­du. (Thomsen 2002: 9). Harflerin esrarını çözmedeki gecikmesini kapatmak isteyen büyük bilgin Radloff hemen harekete geçmiş ve 19 Ocak 1894'te Köl Tigin anıtını 50 nüsha olarak neşretmiştir: Die alttürkischen Inschriften der Mongoloi. I. Das Denkmal zu Ehren des Prinzen Kül Tegin. Aynı yılın Mart, Mayıs ve Ekim aylarında Radloff, Koşo-Çaydam anıtlarını üç fasikül hâlinde yayımladı ve yıl sonunda hepsini tek cilt hâlinde tekrar bastırdı. Bu ciltte metin ve açıklamalar vardı. Aynı yıl bastırdığı ikinci ciltte ise sözlük, indeks ve yazıtların Çince bölümü yer almaktaydı. 1895'te çıkan üçüncü ciltte düzeltmeler, ilâveler ve notlar yanında ilk defa olarak Yenisey yazıtları da yayımlanmıştı (Temir 1991: 46). Bu ilk ve acele yayınlarda pek çok yan­lışlar bulunmaktaydı. Nitekim Radloff un kendisi de sonraki yayınlarında bazı düzeltmeler yapıyordu. Vilhelm Thomsen de yazıyı çözdükten sonra hemen metinlerin neşri işine girişmiş; fakat kendisinin Kopenhag'da, basım işinin Helsinki'de olması yüzünden yayın gecikmiştir. 1894 Eylülünün baş­larında Cenevre'de toplanan X. Şarkiyatçılar Kongresinde sunulmak üzere eserinin ilk bölümünden çok az sayıda bastırabilmiş ve bu ilk teslim nüshala­rını bazı meslektaşlarına ulaştırabilmiştir. Daha sonra ağır bir hastalık geçi­ren Thomsen eserini tam olarak ancak 1896'da bastırabilmiştir: Inscriptions de l'Orkhon Dechiffrees par Vilh, Thomsen, Helsinki 1896 (Thomsen 2002: 295-296). Thomsen'in 1896'daki bu titiz ve mükemmel neşri, daha sonraki yayınlara daima örnek ve kaynak olmuştur.

47,5 derece kuzey enlemiyle 107,5 derece doğu boylamında, Tola ırma­ğının yukarı mecrasındaki Baym Çokto bölgesinde ve Köl Tigin ile Bilge Kağan abidelerinin 360 km doğusunda bulunan Tonyukuk bengü taşı, 1897'de botanikçi Yelizaveta Klements tarafından keşfedilir. Bu abideyi de ilk önce Radloff neşreder: Die alttürkischen Inschriften der Mongolei von Dr. W. Radloff. Zweite Folge. W. Radloff, Die Inschrift des Tonjukuk, St. Petersburg 1899 (Temir 1991: 46). "Radloff 1894 ile 1899 yılları arasında, 40 Yenisey, 10 Hoytu Tamir ve 6 Moğolistan (Köl Tigin, Bilge Kağan, Ongin, İhe Aşete, ihe Hanin Nur ve Tonyukuk) olmak üzere, toplam 56 ya­zıtı ilk okuyan, ilk tercüme dene, sözlüklerini ve gramerini yapar, yeni anıt­ları çeşitli yönleriyle değerlendiren bir usta, bir öncü bir rehberdir. Bugün belki bazı kelimelerini yanlış okumuş olması ve metni yanlış tercüme etmiş olması, 80-90 yıl önceki imkânlarla ve malzemelerle çalıştığı göz önüne alındığında onun çalışmalarının değerini asla küçültmemektedir." (Sertkaya vd. 2001: XXVIII).Talas yazıtlarının ilki öğretmen Gastev ile Evliya ata

156 Ahmet B. ERCİLASUN

nahiyesinin başkanı V. A. Kallaur tarafından 1896'da bulunur. 5 Mayıs 1898'de Kallaur aynı bölgede üç yazıt daha bulur. 1898'de bölgeye gelen Heikel de beşinci Talas yazıtını bulmuştur (Cumagulov 2001: 69-70). 1889'da M. Melioranskiy Köl Tigin anıtının okunuşunu ve Rusça tercümesi­ni ayrıca yayımlar. Suci bengü taşı 1900'de, Şine-Usu bengü taşı 1909'da ünlü Altay bilgini Finli Ramstedt tarafından keşfedilir. Ramstedt bu iki âbi­deyi mükemmel fotoğraflarıyla birlikte 1918 yılında neşreder. İhe-Huşotu bengü taşı, Kotwicz tarafından bulunur ve 1928'de Kotvvicz ve Samoyloviç tarafından fevkalâde fotoğraflarla yayımlanır.

Türkiye'de Köktürk anıtlarını ilk tanıtan bilim adamı Necip Âsımdır. İkdam gazetesinin 17 Şubat 1895 tarihli nüshasında, imzasız olarak çıkan "Hutût-ı Kadîme-i Türkiyye"(Eski Türk Yazılan) başlıklı uzun makalesinde Necip Âsım (?), Köktürk anıtlarından ve özellikle Köktürk harflerinden ve onların kökeninden baseder. Yazı aslında Thomsen'in 1896'da çıkacak olan eserinin ilk bölümünün ilk teslim nüshasını tanıtır. Henüz bütünüyle çıkma­dan, daha 1895 yılı başında, kitabın, İkdam gazetesinde uzun bir makaleye konu teşkil etmesi ilgi çekicidir (Bilge Ercilasun 1997: 331-338).

Müsteşrikler Kongresinde Ahmed Midhat Efendi, Thomsen'i tanımıştır. Thomsen, meşhur kitabından Ahmed Midhat'a da bir nüsha armağan etmiş, Ahmed Midhat da eseri Necib Asım Bey'e vermiştir. Thomsen'in meşhur eserinin alfabeyle ilgili kısmından istifade eden Necib Âsım, 1897 yılında Pek Eski Türk Yazısı adıyla İkdam Külliyatı arasında küçük bir risale neşre­der ve böylece ülkemizde Köktürk harfleri ve abideleri hakkında ilk kitap yayımlanmış olur. Aynı risale Türk Derneği tarafından 1911 'de tekrar basılır. Necib Âsim 12 Rebîülevvel 1315 (1897) tarihinde bu risaleye yazdığı mu­kaddimenin sonuna Köktürk harfleriyle "Necib" yazarak imzasını atar.

Necib Âsım, Thomsen'in eserini Şemseddin Sami'ye de göstermiştir. Şemseddin Sami, Orhun abidelerini bizde neşretmeye teşebbüs eden ilk a-damdır. 1903 tarihinde 104 sayfalık bir deftere, Köl Tigin bengü taşının do­ğu cephesini, orijinal harfleriyle, transkripsiyonu ve tercümesiyle kaydet­miştir. Fakat Ş. Sami, bu defteri tertip etmeye başladıktan bir yıl sonra vefat eder ve iş yarım kalır (Levend 1969: 97-98).

Vilhelm Thomsen'in eseri 1910'larda Türkiye'nin bilim çevrelerinde tanınmaktadır. 1915'te, Millî Tetebbular Mecmuası'ndaki yazılarında Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü Thomsen'e sık sık atıflarda bulunurlar (Bilge Ercilasun 1997: 348).

Köktürk bengü taşlarının kısmen de olsa ilk tercümesi bir hikâyecimize aittir ve bir roman içinde yer almaktadır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu'nun "Gönül Hanım" romanı. Birinci Dünya Savaşında Ruslara esir düşen Türk ve

TÜRK DİLİ TARİHİ 157

Macar roman kahramanları iki Tatar genciyle Orhun bölgesine seyahat e-derler ve anıtları okuyup tercüme ederler. Müftüoğlu bazı parçaların yerleri­ni değiştirmekle ve yer yer san'atkârane üslûbunu katmakla beraber aslına oldukça sadık bir tercüme yapmış, hatta bazen de orijinal biçimleri dip not­larda vermiştir. Tabiî ki bu anıtların tamamının tercümesi değil, kısmî bir tercümedir. Eserin Tasvîr-i Efkâr gazetesinde tefrika edildiği, dolayısıyla tercümenin yapıldığı tarih 1 Şubat 1920 - 13 Nisan 1920'dir (Bilge Ercilasun 1997: 380-390).

Köktürk harflerini bizde ilk tanıtan Necib Âsim olduğu gibi, Orhun abi­delerini ilk defa neşretme şerefi de ona aittir. Darülfünun Türk Lisanı Mü­derrisi Necib Âsım Bey'in 1925'te Maarif Vekâleti neşriyatı arasında ya­yımladığı Orhun Âbideleri adlı eser, hem Köl Tigin ve Bilge Kağan bengü taşlarının metin ve tercümelerini, hem de Orhun Türkçesinin gramerini içine alır.

Köprülüzade Mehmed Fuad (Fuat Köprülü), 1928'de yayımladığı Türk Edebiyatı Tarihi'nde anıtlardan kısaca bahseder ve onları üslûp yönünden değerlendirerek, özellikle Köl tigin anıtının yüksek bir edebî değere sahip olduğunu ifade eder.

Ragıp Hulusi'nin Thomsen'den çevirdiği üç büyük taşa ait tercüme, Mo­ğolistan 'daki Türkçe Kitabeler adı ile Türkiyat Mecmuası'nın üçüncü cildin­de, 1935 yılında yayımlanır.

Türkiye'de bengü taşlan en geniş ölçüde işleyen, büyük tarihçi Hüseyin Namık Orkun'dur. Eserini çıkardığı yıllara kadar yapılmış olan bütün neşri­yatı ve fotoğrafları masasının üzerine yayan H. N. Orkun, hem Yenisey, hem Orhun bengü taşlarının en mükemmel neşirlerinden birini meydana getir­miştir. 1936-41 yıllarında 4 cilt olarak çıkan Eski Türk Yazıtları adlı bu âbi­devî eser, o yıllara kadar bulunmuş olan Köktürk harfli ne varsa, tek kelime­lik mühürlere, kemer tokalarına varıncaya kadar her metni fotoğraflarıyla, transkripsiyon ve tercümeleriyle, izahlarıyla, sözlüğüyle verir. Türklüğe ve Türk'ün semavî atalarının ebediyete miras bıraktığı bengü taşlara aşk derece­sinde bağlılık duyan bu yüce yaradılışlı insan, tıpkı Köl Tigin ve Bilge Ka­ğan gibi, tıpkı Tonyukuk gibi "gece uyumamış, gündüz oturmamış, ölesiye bitesiye" çalışmış, abidelerin bulunduğu mukaddes yerlerin adını adına ek­lemiş ve bu dört ciltle, 1200 yıl önce uzak doğunun bozkırlarından yükselen "gönlümde ne kadar söz varsa bu ebedî taşlara yazdırdım. En uzaktaki ferdi­ne kadar bütün Türk milleti! Bu taşlara bakınız ve ona göre hareket ediniz" sözlerini altı bin kilometre mesafedeki Köktürk çocuklarının dimağlarına yeniden nakşetmiştir.

158 Ahmet B. ERCİLASUN

1943'te Nihal Atsız Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde Tonyukuk ve Köl Tigin bengü taşlarının bugünkü Türkçeye çevrilmiş şekillerini verir.

Muharrem Ergin'in ilk baskısı 1970'te neşredilen Orhun Âbideleri üç büyük bengü taşın yeni okunuş ve tercümelerini ihtiva etmektedir. Bugüne kadar 30 baskı yaparak Köktürk çocuklarının ellerine ulaşan bu kitap; ön sözünde Orhun âbidelerini en mükemmel şekilde vasıflandıran ateşten ifa­deleriyle, ebedî ve mukaddes seslenişi yüz binlere duyurmayı başarmıştır.

Şimdi Muharrem Ergin'in talebesi Osman F. Sertkaya bir kuyumcu ti­tizliğiyle abideler üzerinde çalışmakta; konuyla ilgili olarak dünyanın dört bir yanında çıkan neşriyatı ısrarla takip etmekte; hâlâ meçhul ve tereddütlü kalan bazı noktaları vukufla aydınlatmakta ve bu çözüm çalışmaları yerli-yabancı milletler arası dergilerde yayımlanmaktadır. 1985 yılında Büyük Türk Klasikleri dizisinin 1. cildinde, "Bengütaş Edebiyatı" başlığıyla Ahmet B. Ercilasun da Köl Tigin ve Tonyukuk anıtlarının yeni bir aktarımını ver­miş, anıtları özellikle edebî yönden değerlendirmiştir.

Amerika'dan Japonya'ya kadar bütün dünya Türkologları hâlâ heyecanla bengü taşlar üzerine eğilmekte, her gün yeni bir problemi halletmektedirler. Japon bilginlerinden H. Onogavva, 1950'de Toru Haneda armağanında Ongin bengü taşını yayımlar. Bütün bengü taşlar üzerinde en çok uğraşan bilginler­den biri de Rus Türkoloğu Sergey E. Malov'dur. Malov 1951 'deki Pamyatniki drevnetyurkskoy pis'mennosti (Eski Türk Abideleri) adlı kitabın­da Köl Tigin, Tonyukuk, Talas ve Suci bengü taşlarını; 1952'deki Yeniseyskaya pis 'mennost' tyurkov adlı eserinde Yenisey yazıtlarını yayım­lar. 1959'da Pamyatniki drevnetyurkskoy pis'mennosti Mongolii i Kirgizii (Moğolistan ve Kırgızistan'daki Türk Abideleri) adlı eserini neşreder.

Türkçe ve Moğolca İncelemeleri adlı kitabının baş tarafına Yûsuf Has Hâcib'in

Kiming yaşı altmış tüketse sakış / Tatıg bardı andın yayı boldı kış (Ki­min yaşında tükenirse altmış / Tadı gider onun, yazı olur kış) beytini alarak, altmış yaşına girdiğine dokuz yüz sene önce yaşamış bir Türk gibi hayıfla­nan, hayatının sonunda eski Türk dilinin en mükemmel etimolojik sözlüğünü hazırlayan İngilizlerin asil bilgini Sir Gerard Clauson, İşbara Tamgan Tarkan (Ongin) bengü taşının en mükemmel neşrini de ("The Ongin Inscription" JRAS, 1957) bize armağan ederek milletimizin haklı minnet duygularını kazanmıştır. Aynı asil adam; bu defa bir başka Türk dostu ile, Moğolistan'a yaptığı seferlerde bengü taşların perişan hâlini görerek onların korunması için dünya kültür kuruluşlarını ikaz eden Polonyalı Edward Tryjarski ile birlikte Köl İç Çor (İhe-Huşotu) bengü taşının harikulade bir neşrini yapar ("The Inscription at Ikhe-Khushotu", ROXXXIV/1, Varşova 1971).

TÜRK DİLİ TARİHİ 159

Çekoslovakyalı Lumir Jisl, 1958'de Moğolistan'daki arkeolojik araştır-malarının neticelerini mükemmel fotoğraflar ve plânlarla neşreder. Bu yayı­nın Türkçesi "Kül Tegin anıtında 1958'de yapılan arkeoloji araştırmalarının sonuçlan" adıyla TTK - Belleten XXVII/107'de (Ankara 1963) çıkar. Jisl'in neşri bize, Köl Tigin ve Bilge Kağan bengü taşlarının nasıl bir anıt mabet ve heykeller külliyesi içinde yer aldığını öğretir.

İ. A. Batmanov 1959'da Yenisey yazıtlarının dili üzerindeki eserini ya­yımlar: Yazık yeniseyskih pamyatnikov drevnetyurkskoy pis 'mennosti, Frunze 1959. Batmanov'un bir başka önemli yayını Talas yazıtları hakkındadır: Talasskiye pamyatniki drevnetyurkskoy pis'mennosti, Frunze 1971. V. M. Nasilov anıtların dili üzerindeki çalışmasını 1960'ta neşreder: Yazık orhono-yeniseyskih pamyatnikov, Moskva 1960.

Orta Asya Türk tarihi mütehassıslarından olan Fransız Türkoloğu Rene Giraud 1961'de Tonyukuk abidesinin mükemmel bir neşrini hazırlar: l'Inscription de Bain-Tsokto, Paris 1961. Rus şarkiyatçılarından Sergey G. Klyaştornıy, abideleri tarihî kaynak olarak değerlendiren fevkalâde bir ça­lışma ortaya koyar: Drevnetyurskiye runiçeskiye pamyatniki kak istoçnik po istorii Sredney Azii, Moskva 1964. Bugut ve Taryat bengü taşlarını ilk tanı­tanlardan biri de yine Klyaştornıy'dir. İ. V. Stebleva, 1965'te neşrettiği eserle abidelerin manzum olduğunu ispat etmeye çalışır: Poeziya tyurkov VI-VIII vekov, Moskva 1965.Talât Tekin, Amerika'da hazırladığı doktora tezini, 1968'de neşreder: A Grammar of Orkhon Turkic, Bloomington 1968. Bu eserde, Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongin ve Köl İç Çor bengü taş­larının metinleri ve İngilizce tercümelerinden başka teferruatlı bir gramer ve gramatikal indeks vardır. Abidelere büyük emek veren bir diğer Türkolog Fransız Louis Bazin'dir. 1974'te yayımladığı Türk takvimlerine ait değerli eseri, bilhassa yazıtların tarihlerinin tespiti bakımından önemlidir: Les Calendriers Turcs Anciens et Medievaux, Lille 1974. Son olarak ünlü Rus türkologu A. N. Kononov, 1980'de Leningrad'da yayımladığı Grammatika yazıka tyurkskih runiçeskih pamyatnikov (VH-IX vv.XVII.-IX. Asırlardaki Türk Runik Âbidelerinin Dili) adlı eseriyle bengü taşların yeni bir gramerini meydana getirmiştir. 1980'lerde Dimitriy Vasilyev Yenisey yazıtları üzerin­de çok önemli bir çalışma ortaya koyar: Korpus turkskih runiçeskih pamyatnikov basseyna yeniseya, Leningrad 1983. Eser 145 Yenisey yazıtını içine alan muazzam bir korpustur. Aynı yıl Vasilyev ikinci önemli eserini yayımlar: Grafiçeskiy fond pakyatnikov tyurkskoy runiçeskoy pis 'mennosti aziatskogo areala, Moskova 1983. Avrupa'daki Köktürk harfli metinlerin bir bakıma korpusu sayılabilecek eser ise Karaçay bilgini S. Ya. Bayçorov tara­fından 1989'da yayımlanır: Drevnetyurkskiye runiçeskiye pamyatniki Yevropı, 1989. Bu eser Muvaffak Duranlı tarafından Avrupa'nın Eski Türk

160 Ahmet B. ERCİLASUN



Runik Abideleri adıyla Türkçeye çevrilmiş ve 1996'da Kültür Bakanlığı tara­fından yayımlanmıştır.

Son yıllarda Moğollar da abideler üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Moğol alimi Emhetgev Rinçen'in yayımladığı bir albüm, yeni bulunmuş birçok küçük yazıtın fotoğraflarını verir: Mongol Nutag dah hadnı biçees (Moğolistan'daki taş yazıtlar), Ulaanbaatar 1968. İlk parçası 1957'de, ikinci ve üçüncü parçalan 1970'te bulunan Taryat bengü taşını da ilk defa bir Mo­ğol bilgini, M. Şinehüü tanıtır (1975). 1976'da Moğolistan'ın kuzeyinde Tes ırmağı kıyısında bulunan Tes yazıtı da Kazak bilgini Harcavbay ve Moğol Şinehüü tarafından neşredilir.

Sovyetlerde yaşayan Türkler de son yıllarda abideleri büyük bir aşkla incelemeye başlamışlardır. Bunların en büyüğü Kazak Türk bilgini Gubeydulla Aydarov'dur. Başta Kazakça olmak üzere muhtelif Türk lehçele­rinde ve Rus dilinde bengü taşlar hakkında pek çok makale yazan Aydarov, 1966'da neşrettiği Bilge Kağan abidesiyle dikkati çeker. Fakat Aydarov'un en büyük eseri, 1971'de Alma Ata'da yayımladığı Yazık orhonskih pamyatnikov drevnetyukskoy pis 'mennosti VIII v. (Sekizinci Asırdaki Eski Orhun-Türk Abidelerinin Dili) adlı eserdir. Aydarov'un senelerini verdiği bu büyük eserde; Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Köl İç Çor, Moyun Çor ve Suci bengü taşlarının fotoğrafları, Köktürk harfli metinleri, transkripsi­yonları ve Rusça tercümelerinden başka fevkalâde sistemli ve teferruatlı bir gramer de yer almaktadır. Bengü taşlara büyük bir hayranlık duyduğu anla­şılan Aydarov, kitabının sol iç kapağına Köktürk harfleriyle "Orkun Bitigleri" başlığını koymuş ve alt tarafa da yine Köktürk harfleriyle "Almatı (Alma Ata)" yazmıştır. Aydarov, iki meslektaşıyla birlikte Kazakistan ya­zıtlarını da yayımlar: G. Musabayev - A. Mahmudov - G. Aydarov, Epigrafika kazahstanay, Alma ata 1971. Köktürk yazılı anıt ve yazıtlar üze­rinde çalışan Kazakistan'ın önemli araştırıcılarından biri de Altay Amanjolov'dur. Eski Türk antlarının tarihi üzerine malzeme ve açıklamala­rını 1975'te neşretmiştir: Materialı i issledovaniya po istorii drevnetyurkskoy pis'mennosti, Alma-Ata 1975.

Kırgızistan'daki yazıtların en önemli uzmanı Çetin Cumagulov'dur. O, Köktürk harfli olmayanlar da dahil, Kırgızistan'daki bütün yazıtları fotoğ­rafları, çizimleri, okunuş ve tercümeleriyle üç cilt hâlinde yayımlamıştır: Epigrafika Kirgizii 1, II, III, Frunze 1963, 1982, 1987. Kırgızistan İlimler Akademisi 1971'de Frunze'de (Bişkek'te) "Eski Türk Diyalektleri Ve Çağdaş Dillerdeki Akisleri" adıyla çok değişik bir çalışma ortaya koydu. Batmanov'un başkanlığında Akılbekova, Aşiraliyev, Osmanaliyeva, Sıdıkov ve Asanaliyev adlı Kırgız bilginlerinin müştereken hazırladıkları bu eserde,

TÜRK DİLİ TARİHİ 161

gerek Moğolistan, gerek Yenisey bölgesindeki bütün bengü taşlarda geçen 1680 kelimenin çeşitli listeleri verilmiştir.

Azerbaycan'daki çalışmalar 1970'lerde başlar. Alisa Şükürov ile A. A. Meherremov'un 1976'da Bakû'da bastırdıkları Gadim Türk Yazık Abideleri­nin Dili, bugün yeryüzünde yaşayan bütün Türk kavimleri hakkında kısa bilgiler verdikten sonra Köl Tigin ve Tonyukuk bengü taşlarının Köktürk harfleriyle metinlerini, transkripsiyonlarını ve Azerbaycan Türkçesine ter­cümelerini vermektedir. Eserde kısa bir gramer de vardır. Azerbaycanlı diğer bir dilci, Ebülfez Recebov ise Köktürk grameri üzerinde çalışmıştır. Yunis Memmedov'un Orhon-Yenisey Abidelerinde Adlar adlı eseri ise iki cilt hâ­linde 1979 ve 1981'de Bakû'da basılmıştır.

Özbekistan'daki en önemli çalışma G Abdurahmanov ile A. Rustemov tarafından yayımlanmıştır: Kadimgi Turkiy Til, Taşkent 1982. Eserde Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan, Ongin anıtlarının okunuşu, Özbekçe aktarmaları ve Eski Türkçenin grameri vardır.

70 000 nüfuslu küçücük Hakas Muhtar Vilâyetinde yaşayan Abakan Türkleri dahikendi ülkeleri içinde bulunan Yenisey yazıtlarını 1970 yılında "Hakasiyanıng Purunğı Piçikteri (Eski Hakas Yazıtları)" adıyla yayımla­mışlardır. Görüldüğü gibi bengü taşların bir başka adı olan "bitig" kelimesi, Hakas Türkçesinde "piçik" şeklinde yaşamaktadır. Subrakova ve Batmanov'ca hazırlanan bu eserde Tuba, Oya, Abakan, Altın Köl (I-II), Uybat (I-II), Taş Oba, Açura ve Oznaçennoye bitiglerinin fotoğrafları, trans­literasyonları, transkripsiyonları, Hakasça ve Rusça tercümeleri ve çeşitli izahlar yer almaktadır.

1990 yılından itibaren Köktürk anıtları üzerindeki çalışmalar Türki­ye'de büyük bir ivme kazandı. Daha önce 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen Milletler Arası Türkoloji Kongre­sinin bir bölümü, Köl Tigin bengü taşının dikilişinin 1250. yıl dönümü dola­yısıyla Köktürk anıtlarına ayrılmış ve kongrede Köktürk yazısının okunuşu­nun 100. yılınaa hazırlanılması temennisi dile getirilmişti. SSCB tarafını Tofig Melikov'un, Türkiye tarafını Osman F. Sertkaya'nın eş başkan olarak temsil ettikleri Türk-Sovyet kollokyumları da 1988'de Bakû'da başlamış ve ilk konu olarak Dede Korkut seçilmişti. 8-14 Haziran 1990'da Almatı'da yapılan "III. Sovyet-Türk Kollokyumu"nun konosu ise "Göktürk Anıtları" idi. Bu toplantıdaki bildiriler TDAY - Belleten 1990'da yayımlandı.

Dağcı ve cerrah Mecit Doğru'nun teşebbüsüyle Türkiye Radyo Televiz­yon Kurumu "Altaylar" adlı bir dizi yapmak üzere 1990 yazında Tonyukuk, Bilge Kağan ve Köl Tigin külliyelerinde çekimler gerçekleştirmiş ve yönet­menliğini İsmail Çoruh'un yürüttüğü 12 bölümlük dizi TRT'de birkaç defa

162 Ahmet B. ERCİLASUN

yayımlanmıştı. Dizinin danışmanları Mecit Doğru, Ahmet B. Ercilasun ve Osman F. Sertkaya idi. Moğolistan dönüşü Köktürk anıtları hakkında Ercilasun'un Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'e verdiği rapor devlet katında ilgi uyandırmıştı. Ercilasun 60 günlük izlenimlerini daha sonra Mo­ğolistan ve Çin Günlüğü adıyla yayımladı (Ankara 1991).

100. yıl hazırlıkları ilerliyordu; 1991'de Türk Dil Kurumu, Ahmet Temir'in Türkoloji Tarihinde Wilhelm Radloff Devri adlı eserini yayımla­mıştı.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından ve bağımsız Türk cumhuriyetleri­nin ortaya çıkmasından sonra T.C. Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulan Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), Köktürk anıtları konusuna büyük önem verdi. TİKA Başkanı Büyük Elçi Umut Arık, 1993'te Mehmet Saray, Sema B. Özönder ve Sadettin Gömeç'ten kurulu bilim heyetine bir rapor hazırlatmış ve rapor 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sunulmuştu.

Aynı yıl, 15-16 Aralık 1993'te Türk Dil Kurumunca Ankara ve İstan­bul'da "Okunuşunun 100. Yılı Dolayısıyla Göktürk Anıtları Toplantısı" ya­pıldı ve milletler arası toplantıdaki bildiriler TDAY - Belleten 1993'te ya­yımlandı.

Türk dil Kurumu, Köktürk yazısının okunuşunun 100. yılına yetiştiril­mek üzere Thomsen'in ilk bildirisinin ve eserinin tercümesini Vedat Kö-ken'e ısmarlamış ve bu tercüme Orhon ve Yenisey Yazıtlarının Çözümü, İlk Bildiri - Çözülmüş Orhon Yazıtları adıyla 1993'te yayımlanmıştı. 2002'de Orhon Yazıtları Araştırmaları adıyla ikinci baskısı yapılan esere Thomsen'in bir makalesi ile Turcica adlı kitapçığının tercümesi de eklendi.

1994 yılında Türk Dil Kurumu tarafından bir proje daha başlatıldı. Devlet Plânlama Teşkilâtının desteklediği proje "Göktürk (Runik) Yazılı Belge, Yazıt ve Anıtların Albümü" adını taşıyordu.

TİKA'nın başlattığı faaliyet, "1994 yılında TİKA ile Moğolistan Ay­dınlanma Bakanlığı arasında imzalanan anlaşma ile hayata geçirildi."

1995'te TİKA, Moğolistan Tarihi Eserleri Atlası (Seçilmiş Sayfalar) adlı büyük boy bir albüm neşretti. Böylece 100 yıl sonra Radloff atlasının bir bölümü canlandırılmış oldu.

Osman F. Sertkaya'nın araştırma ve incelemelerini bir araya getiren Göktürk Tarihinin Meseleleri adlı eseri 1995'te yayımlayan Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü de 100. yıl çalışmalarına katılmış olur.

Türkiye Cumhuriyetinin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 10-12 Eylül 1995'te Tonyukuk, Bilge Kağan ve Köl Tigin anıtlarını ziyaret etti. Bu, Köl Tigin bengü taşının dikilişinden 1263 yıl sonra bir Türk devlet baş-

TÜRK DİLİ TARİHİ 163

kanı tarafından gerçekleştirilen ilk ziyaretti ve ziyarette Moğolistan Devlet Başkanı da vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in heyetinde Reşat Genç, Oluş Arık, Ahmet B. Ercilasun, Yusuf Halaçoğlu, Osman F. Sertkaya gibi bilim adamları ve gazeteciler de bulunuyordu.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in gezisi tesirini gösterdi ve 1996 Aralığında Türkiye Cumhuriyeti ile Moğolistan Halk Cumhuriyeti arasında Teknik İşbirliği Analşması imzalandı. Anlaşma 1997 Nisanında, beş yıllık çalışma programını içine alan bir protokolla somutlaştırıldı. Protokol TİKA ile Moğolistan aydınlanma Bakanlığı arasında imzalanmıştı.

1997 yazında çalışmalar başladı. Oluş Arık başkanlığındaki ilk heyet 15 Haziran ile 24 Temmuz arasında bölgeye giderek ön hazırlıkları yaptı.

1997'de "Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi" için TİKA Başkanı Tugay Özçeri, Atatürk Yüksek Kurumu Başkanı Reşat Genç, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu ve Türk Dil Kurumu Başkanı Ahmet B. ercilasun'dan meydana gelen bir "üst kurul" oluşturuldu.

1998'da Kültür Bakanlığının da projeye bilimsel ve teknik katkılarını sağlamak üzere bir protokol imzalandı.

Tonyukuk külliyesi ile Bilge Kağan - Köl Tigin külliyelerinde 1998'de inşasına başlanan çelik konstrüsiyonlu koruma ve müze binaları 1999 Şuba­tında TİKA tarafından teslim alındı.

1999 Mayısında TİKA, Devlet Bakanlığına bağlandı ve tarih profesörü Abdülhalûk Çay, TİKA'dan sorumlu Devlet Bakanı oldu. 1999 Eylülünde "proje üst kurulu" üyeliklerine TİKA Başkanı Öner Kabasakal, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Abdulkadir Karaoğlu, Atatürk Yüksek Kurumu Başkanı Reşat Genç, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Türk Dil Kurumu Başkanı Ahmet B. Ercilasun, İstanbul Üniveristesi öğretim üyesi Osman F. Sertkaya ve Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Cengiz Alyılmaz getirildi. Proje Başkanlığını ise Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Hakkı Acun'un yürütmesi kararlaştırıldı. 1999 Güzünde Devlet Bakanı Abdülhalûk Çay bilim adamları ve uzmanlardan oluşan bir heyetle bölgede incelemelerde bulundu.

23-30 Nisan 2000'de TİKA ile İ. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü ta­rafından İstanbul'da "II. Milletler Arası Göktürk Anıtları ve Yazıtları Kollokyumu" düzenlendi. Milletler arası kollokyumun bildirileri TDAY -Belleten 2000'de yayımlandı.

4.7.2000-5.8.2000 tarihleri arasında Hakkı Acun başkanlığındaki heyet bölgede "kazı, çizim, topografya, arkeometri, fotogrametri, jeofizik, tarih, koruma (konservasyon), restorasyon, epigrafi" çalışmaları yaptı. Heyette

164 Ahmet B. EkCİLASUN

yaklaşık olarak 50 Türk ve Moğol bilim adamı bulunuyordu. İlgili alanlarda­ki birçok çalışma yanında, yere yatık vaziyette bulunan Bilge Kağan bengü taşı kaldırılarak müzeye taşınmış; anıtın kaplumbağa kaidesi ortaya çıkarıl­mış; birçok heykel, balbal ve çeşitli objeler müzeye kaldırılarak koruma altına alınmıştır.

2000 yılında Türk Dil Kurumunda Ahmet B. Ercilasun ve Osman F. Sertkaya tarafından yürütülen albüm projesinin ilk eseri de yayımlandı: İs­mail Doğan, Kafkasya 'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, Ankara 2000.

18.6.2001-20.8.2001 tarihlerinde bölgede "kazı, jeofizik, harita-fotogrametri, taş koruma, dil ve tarih, epigrafi, replika, müze" çalışmaları yapan ekibin başında Sadettin Gömeç vardı. 2001 çalışmalarında, üç parça hâlindeki Bilge Kağan anıtı birleştirilerek, takviye edilmiş kaplumbağa kai­desi üzerine oturtulmuştur. 2001 kazılarının en önemli sonucu, Bilge Kağan külliyesinde gümüş bir kutu içinde binlerce küçük parçadan oluşan bir hazi­nenin bulunmasıdır. Hazinede altın bir taç, iki gümüş geyik heykelciği, altın ve gümüşten maşrapa, sürahi, tabak, kemer tokaları ve çeşitli objeler yer almaktadır.

Bölgede TİKA'nın yürüttüğü çalışmalar hâlen devam ederken, çalış­malarla ilgili ayrıntılı bilgi, belge, resim ve çizim ihtiva eden bir albümle iki hacimli rapor kitap hâlinde yayımlanmıştır: Moğolistan 'daki Türk Anıtları Projesi Albümü, Ankara 2001; Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Ankara 2002; Moğolistan 'daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları, Ankara 2003.

2002'de Türk Dil Kurumu projesinin ikinci albümü de yayımlandı: İs­mail Doğan, Doğu Avrupa'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, Ankara 2002 (Sertkaya 2001: III-VII; Sertkaya vd. 2001: XXI-XXXIII; TİKA 2002; TİKA 2003).

Projeler dışında özellikle Talat Tekin'in çalışmaları dikkati çekmekte­dir. Tekin 1988'de Orhon Yazıtları (Kül Tigin ve Bilge Kağan), 1994'te Tunyukuk Yazıtı, 1995'te Orhon Yazıtları (Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk) ve 2000'de Orhon Türkçesi Grameri adlı eserlerini yayımlamış­tır. Tekin ayrıca Elegest I ve altın Köl II yazıtlarını da makalelerinde işle­miştir.

1990'dan itibaren Türkiye dışında da çalışmalar hızlanmıştır.

Japon Kültür Bakanlığı ile Moğol Bilimler Akademisi arasında 1994'te bir iş birliği sözleşmesi imzalanmış; 1996-1998 yıllarında eski yazıt ve ka­lıntılar üzerinde araştırmalar yapılmış; Köktürk harfli birçok yazıt yerinde incelenip belgelenmiş ve çalışmaların sonuçları bir ön rapor hâlinde yayım-

TÜRK DİLİ TARİHİ 165

lanmıştır: Takao Moriyasu - Ayudai Oçir, Mongolı-koku genzoniseki hibunçousa kenkyû houkoku (Moğolistan'da Bulunan Yazıtların İnceleme ve araştırma Ön Raporu), The Society of Central Eurasian Studies 1999 (Osawa 2001:277-286).

1990'dan sonra Türkiye dışında yayımlanan başlıca eserler şunlardır:

L. Bold, BNMAU-ın Nutag Dah Hadnı Biçees (Tureg Biçgiyn Dursgal), Ulaanbaatar 1990.

M. A. Devlet, Listı Kamennoy Knigi Ulug-Kema, Kızıl 1990.

İ. L. Kızlasov, Drevnetyurskaya runiçeskaya pis'mennost Yevrazii, Moskva l990.

L. Bazin, Les Systemes chronologiques dans le monde turc ancien, Budapest, Paris 1991.

E. Recebov - Y. Memmedov, Orhon Yenisey Abideleri, Bakı 1993. Elisa Şükürlü, Gadim Türk Yazılı Abidelerinin Dili, Bakı 1993. G. Aydarov, Yazık pamyatnika Kül-Teginu, Almatı 1993.

İ. L. Kızlasov, Drevnaya pis'mennost' Sayano-Altayskih tyurkov, Moskva 1994.

İ. L. Kızlasov, Runiçeskiye pis 'mennosti Yevraziyskih stepey, Moskva 1994.

İ. V. Kormuşin, Tyurkskiye yeniseyskiye epitafii, Moskva 1997. A. M. Şerbak, Tyurkskaya runika, Sankt-Peterburg 2001.

Sagalı Sıdıkov - Kadıralı Konkobayev, Bayırkı Türk Cazuusu, Bişkek 2001.

Köktürk yazılı metinler üzerindeki gramer çalışmalarını toplu olarak ay­rıca gösteriyoruz:

Annemarie von Gabain, Alttürkische Grammatik, Leipzig 1941. Köktürk ve Uygur dönemi metinlerinin gramerini birlikte veren bu eserin 1974'teki üçüncü baskısı Mehmet Akalın tarafından Türkçeye çevrilmiştir: Eski Türkçenin Grameri, TDK, Ankara 1988.

Annemarie von Gabain, "Das Alttürkische", PhTF (Fundamenta) I, Wiesbaden 1959. Bu araştırma Mehmet Akalın tarafından Türkçeye çevril­miştir: "Eski Türkçe", Târihî Türk Şiveleri, Ankara 1979.

Talat Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic, Bloomington 1968.

166

Ahmet B. ERCİLASUN



Gubeydulla Aydarov,Yazık orhonskih pamyatnikov drevnetyukskoy pis'mennosti VIII v., Alma-Ata 1971.

A. N. Kononov, Grammatika yazıka tyurkskih runiçeskih pamyatnikov (VII-IX vv.), Leningrad 1980.

Marcel Erdal, Old Turkic Word Formation I-II, Wiesbaden 1991 (Eski Türkçenin yapım ekleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma).

Talat Tekin, Orhon Türkçesi Grameri, Ankara 2000.


1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə