Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə31/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33

Genel çalışmalar:

Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü I-VIII, TDK, Ankara, 1963-1967.

Faruk K. Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi -XV. Yüzyıl - Gramer-Metin-Sözlük, İstanbul 1977.

Mustafa Özkan, Türk Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, İstanbul 1995.

Gürer Gülsevin, Eski Anadılu Türkçesinde Ekler, Ankara 1997.



* *

*

16. yüzyılın ilk yarısında yazıya geçmiş bulunan Dede Korkut Kitabı, Âşıkpaşaoğlu, Oruç Beğ tarihlerinin dil ve üslûbundadır. Yalnız Eski Oğuz Türkçesinin değil bütün Türk dil ve edebiyatının en büyük eseri olan Dede

TÜRK DİLİ TARİHİ 455

Korkut Kitabı, Oğuzname'den kopup Anadolu ve Azerbaycan bölgelerinde sözlü olarak yaşarken 13-15. yüzyıllarda, elimizde bulunan "form"una ulaş­mış ve bu son biçiminde iken 12 boy hâlinde yazıya geçirilmiştir.

Dede Korkut Kitabı'nm iki nüshası vardır. 19. yüzyıl başlarında H. O. Fleisher tarafından bulunan Dresden (Almanya) nüshası Kitâb-ı Dedem Kor­kut alâ-Lisân-ı Tâife-i Oğuzân adını taşır. Bu nüshada bir giriş ve 12 boy vardır. Bu boylar şunlardır:


  1. Dirse Han oğlı Buğaç Han boyı

  2. Salur Kazanun ivi yağmalanduğı boy

  3. Kam Pürenün oğlı Bamsı Beyrek boyı

  4. Kazan oğlı Uruz Bigün tutsak olduğı boy

  5. Duha Koca oğlı Delü Dumrul boyı

  6. Kaŋlı Koca oğlı Kan Turalı boyı

  7. Kazılık Koca oğlı Yigenek boyı

  8. Basat Depegözi öldürdügi boy

  9. Begil oğlı Emren boyı




  1. Uşun Koca oğlı Segrek boyı

  2. Salur Kazan tutsak olup oğlı Uruz çıkarduğı boy

  3. İç Oğuza Taş Oğuz âsi olup Beyrek öldügi boy (Ergin 1958: 64-65).

1950'de Ettore Rossi tarafından bulunan Vatikan nüshası Hikâyet-i Oğuznâme Kazan Beg ve Gayrı adını taşır; bu nüshada girişten başka 6 boy vardır:

  1. Hikâyet-i Han oğlı Buğaç Han

  2. Hikâyet-i Bamsı Beryik Boz atlu

  3. Hikâyet Salur Kazanun evi yağmalanduğıdur

  4. Hikâyet-i Kazan Begün oğlı Uruz Han dutsak olduğıdur

  5. Hikâyet-i Kazılık Koca oğlı Yegenek Beg

  6. Hikâyet-i Taş Oğuz İç Oğuza âsi olup Beryek vefatı (Ergin 1958:
    66).

Bulunduğu tarihten beri Dede Korkut üzerinde yüzlerce bilim adamı çalışmış; Dede Korkut boyları, dil, edebiyat, halk bilimi, tarih, mitoloji gibi

456 Ahmet B. ERCİLASUN

açılardan değerlendirilmiştir. Aşağıda Dede Korkut üzerindeki dil ve yayın çalışmalarını veriyoruz:

Kilisli Rifat, Kitâb-ı Dede Korkut alâ-Lisân-ı Tâife-i Oğuzân, İstanbul 1332(1916).

Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut, İstanbul 1938. Hamid Araslı, Kitabi-Dede Gorgud, Bakı 1939. Ettore Rossi, II "Kitab-ı Dede Qorqut", Vatikan 1952.

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı I, Giriş-Metin-Faksimile, TDK, Ankara 1958.

A. Demirçizade, Kitabi-Dede Gorgud Dastanlarının Dili, Bakı 1959.

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı II, Îndeks-Gramer, TDK, Ankara 1963.

Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkut'un Kitabı, İstanbul 1973 (Dede Korkut üzerindeki en kapsamlı çalışma).

Şamil Cemşidov, Kitabi-Dede Gorgud, Bakı 1977.

Ferhad Zeynalov - Samet Âlizade, Kitabi Dede Gorgud, Bakı 1988 (dönemin diliyle metin, bugünkü Azerbaycan Türkçesine aktarma ve nüsha farkları).

Kerime Üstünova, Dede Korkut Destanları ve Cümleden Büyük Birlik­ler, İstanbul 1998.

Semih Tezcan - Hendrik Boeschoten, Dede Korkut Oğuznameleri, İs­tanbul 2001 (iki nüshanın ayrı ayrı transkripsiyonlu metni).

İsmet Cemiloğlu, Dede Korkut Hikâyeleri Üzerinde Söz Dizimi Bakı­mından Bir İnceleme, TDK, Ankara, 2001.

Son yıllarda Dede Korkut milletler arası toplantılara konu olmuş ve bu toplantılarda sunulan pek çok bildiriyle konu en ince ayrıntılarıyla ele alın­mıştır. 1988'de Baku'da, 1998'de Konya'da yapılan iki toplantıdan sonra Azerbaycan, devlet kararıyla Dede Korkut'un 1300 yıllığı kutlamaları yap­mış ve 1999 Aralığında Bakû'da bu maksatla yine milletler arası Dede Kor­kut kollokyumu yapılmıştır. Kutlamalar dolayısıyla Dede Korkut yazmaları­nın prestij baskısı da yapılmıştır. Nihayet 2000'de konu Unesco gündemine gelmiş ve Paris'te de milletler arası bir toplantıyla Dede Korkut üzerine bil­diriler sunulmuştur.

TÜRK DİLİ TARİHİ 457

1.2. ESKİ OĞUZ TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ

Eski Oğuz Türkçesini kendinden önceki Karahanlı döneminden ayıran başlıca dil özellikleri aşağıda verilmiştir.



1.2.1. SES ÖZELLİKLERİ

1. Birden fazla heceli kelimelerin sonunda bulunan kalın ve ince g eri­


miştir: ölü<ölüg, diriAna Oğuz Türkçesinde g'nin erimesi birdenbire olmamıştır. Ara safhalarını
tespit edemediğimiz gelişme şöyle olmuştur {başlıg örneğinde):
başlıg>başlığ>başlıw>başluw>başlu. Bunun böyle olduğu düşen g'den
önceki ünlünün yuvarlak oluşundan bellidir. Doğrudan doğruya g düşmesi,
ünlünün yuvarlaklaşması için bir sebep olamaz. Yuvarlaklaşma için bir se­
bep lâzımdır; bu da w'dir. w'nin ortaya çıkması için de g'nin mutlaka sızıcı-
laşıp ğ olması gerekir. Bizce Eski Oğuz Türkçesindeki kamu, başlu, ölü gibi
kelimelerin son ünlüsü uzundu; çünkü ünsüz erimesinden sonra mutlaka bir
telâfi uzunluğu döneminin yaşanması gerekir. Buna göre edebiyat araştır­
malarında yapılan bir hata da düzeltilmelidir. Söz konusu ünlülerin bulundu­
ğu heceler uzun olduğu için imaleli sayılmamalıdır.

  1. İkinci ve daha sonraki hecelerin başında bulunan ince ve kalın g'ler
    erimiştir: alanlaMübalâğa bildirdiği için vurgulu söylen­
    diğini tahmin ettiğimiz eklerin başındaki g'ler düşmemiştir: bilgin, bilgiç,
    alıngan.

  2. Söz başındaki bir kısım t'ler tonlulaşmıştır: diridüken-(çok), dur-

4. Söz başındaki bir kısım ince k "ler tonlulaşmıştır: girügiçe~gice(gece), göŋül(çok).

Niçin bütün söz başı t ve k'lerinin değil de sadece bir kısmının tonlu-laştığı bugüne kadar açıklanamamıştır. Muharrem Ergin bunu yazı dilinin muhafazakârlığına bağlamaktadır. Bizce, aynı konumdaki bütün sesleri içine almayan bu tür değişmeleri veya sapmaları, lehçeler arası tesirle de açıkla­mak mümkündür. Bu konuda biz Balkanlardan gelen Kıpçak tesirinin rolü olabileceğini düşünüyoruz. Bazı Anadolu ağızlarında ve Azerbaycan'da gözel, oyanmak gibi kelimelerin İstanbul ağzında güzel, uyanmak biçiminde olması bu tesirin varlığını daha iyi açıklar. Bilindiği gibi Balkan ağızlarında geniş yuvarlak ünlülerin daralması yaygın bir özelliktir ve bu bir Kıpçak özelliğidir.

458 Ahmet B. ERCİLASUN


  1. Diş arası d'ler y olmuştur: ayak

  2. Çift dudak w'leri, diş-dudak v'sine dönmüştür: evvuz

  1. Üç kelimedeki söz başı b- sesi v- olmuştur: var-




  1. Bir kelimede söz başı b- sesi düşmüştür: ol-

  1. -lXg isimden isim yapma eki, -Xr ve -DXr ettirgen çatı ekleri, 1. ve
    2. şahıs iyelik ekleri, ilgi hâli eki, çokluk 1. şahıs ekleri, bilinen geçmiş za­
    man teklik 1. ve 2. ve çokluk 2. şahıs ekleri, emir kipinin teklik ve çokluk
    üçüncü şahıs ve yine emrin çokluk 2. şahıs ekleri, yardımcı ünlüleriyle bir­
    likte yuvarlaklaşmıştır: başluatanuŋaldum(iz), hüsünlerzarf-fıil ekinden önceki yardımcı ünlü de
    yuvarlaklaşmıştır: alup-g>-ğ>-w>-0 değişmesinin yol açtığı başka yuvarlaklaşmalar da vardır:
    bilü

Bilinen geçmiş zamanın çokluk 1. şahıs eki de daima yuvarlaktır: alduk, bildük. Ancak burada bir yuvarlaklaşma söz konusu değildir. Karahanlı dö­neminde -mXz olan ekin yerini Eski Oğuz Türkçesinde başka bir ek, -dUk eki almıştır.

Geniş zamanı -Ar ile yapılmayan kök ve tabanların geniş zaman ekleri ile -A ile oluşmayan zarf-fıil ekleri Eski Türkçe döneminde de yuvarlaktı: alur, bilür, kalur, virür, alu vir-, virü ıd- (verip göndermek).

Bildirme ekinin yuvarlak olması (birdür, vardur) ekin kökeniyle ilgili­dir. Bu ek, turur'dan gelmiştir.

Yukarıda saydığımız eklerin sadece yuvarlak biçimlerinin bulunmasına karşılık, meslek isimleri yapan +çl, sayıları derecelendiren +(I)nçI, teklik 3. şahıs iyelik, teklik 1. şahıs (bir türde) ve çokluk 2. şahıs, teklik ve çokluk 3. şahıs bilinen geçmiş zaman, -mlş görülen geçmiş zaman, -IsAr gelecek za­man, -IçAk ve -InçA zarf-fıil eklerinin, emir kipindeki -gIl pekiştirme ekinin ve çatı eklerinden önceki yardımcı ünlülerin sadece düz biçimleri bulun­maktadır: demürçi, kolçı; üçinçi, onınçı; gözi, kolı; gelürin (gelirim), alurın (alırım); gelürsiz (gelirsiniz), alursız (alırsınız); gördi, durdılar; görmişem, durmış; göriser (görecek), oturısaruz (oturacağız); göricek (görünce), bulıcak (bulunca); görinçe, sorınça; görgil, durgıl, göril-, bulın-, durış-.



TÜRK DİLİ TARİHİ 459

Sadece yuvarlak veya sadece düz biçimi bulunan ek ve yardımcı ünlü­ler, Eski Oğuz Türkçesinde küçük ünlü uyumunun olmadığını gösterir. İşte bu uyumsuzluk Eski Oğuz Türkçesinin ilk göze çarpan dil özelliğidir.

10. D- ile başlayan eklerin t-'li biçimlerinin tonlulaşması sonunda bu tür
eklerde sadece d'li biçimler bulunur: açdur-, dikdür-, yükde, agaçdan, uçdı,
bitdi.


  1. Birkaç kelimede bazı ünsüzler düşmüştür: sugetür-

  2. Kelime sonundaki g'lerin düşmesi neticesinde birkaç kelimede i-
    kizleşme ortaya çıkmıştır: assı(fayda), ıssı<ısıg (sıcak), ell(el­
    li).

1.2.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

Eski Oğuz Türkçesinin Eski Türkçeden farklı görünen bazı ekleri, ses değişmelerinin sonucudur. İster ses değişmelerinden kaynaklansın, ister bir ekin yerini başka bir ek alsın, bu farklılıkların başlıcalarını göstermenin fay­dalı olacağını düşünüyoruz.



  1. +lXg isimden isim yapma eki +IU olmuştur: başlu

  2. +(X)g isimden isim yapma eki +U olmuştur: bilü(temiz), ayruBazen ek düzdür: diri

  3. Eski Oğuz Türkçesinde +GInA/+GIyA küçültme eki yoktur. Onun ye­
    rine sık olarak +çUk(Az) ve +çAgUz ekleri kullanılır: oglançuk, kızçugaz,
    kulçaguz.

  4. İlgi hâli eki ünsüzlerden sonra +Uŋ, ünlülerden sonra +nUŋ biçimin­
    dedir: vücûduŋ, evüŋ, ananuŋ, demürüŋ.

  5. Yükleme hâli eki +g erimiş, g'den önceki yardımcı ünlü sadece düz
    biçimiyle, g'nin yerini almıştır: atı (demüri (Yükleme hâli eki +I olunca ünlülerden sonra -y-
    yardımcı ünsüzüne ihtiyaç doğmuştur: kişiyi (

  6. Çıkma hâli eki +Dın değil +dAn'dır: agaçdan, evden, bilekden.

  7. Vasıta hâli eki n, kalıplaşmış örnekler dışında, kaybolmuş; yerini i-
    /e'den ekleşen +(I)IA almıştır: suyıla, (su ile), sıçanla, toprağıla, toprakla,
    elile, dilile.

  8. Teklik 1. şahıs eki -vAn(In), -vAm, -Am, -In biçimindedir: kişiyem,
    evdeyem, alurvan, alurvanın
    (alırım), bilürvem (bilirim), bilürem, bilürin
    (bilirim), geliserin (geleceğim).

460 Ahmet B. ERCİLASUN

Batı Türkçesi fiil çekimini, Doğu Türkçesi fiil çekiminden ayıran temel sebep, Oğuzların ben ve biz şahıs eklerini -men ve -mlz yapmamalarıdır. Eğer Oğuzlar da b'yi m'ye çevirmiş olsalardı; m, v'ye dönemeyeceği için bugünkü 1. şahıs ekleri ortaya çıkmayacak, diğer Türklerde olduğu gibi m'li biçimler devam edecekti. Ana Oğuz Türkçesinde ben ve biz'de b korunduğu içindir ki önce v'ye dönmüş, sonra da erimiş ve -Am>-Um>-Xm; -Uz>-Xz biçimleri ortaya çıkmıştır.

9. Çokluk 1. şahıs eki -vUz ve -Uz 'dur: kişiyüz, çobanlaruz, aluruz,
gelürüz, bulısaruz (bulacağız), alavuz (alalım), gelsevüz (gelsek).


  1. Bilinen geçmiş zamanda -DImIz'ın yerini -dUk almıştır: alduk,
    bildük, durduk, gördük.

  2. Eski Oğuz Türkçesinin yaygın gelecek zaman eki -IsAr'dır.
    geliservem (geleceğim), bulısaram, aksarsın (alacaksın), biliser, göriserüz
    (göreceğiz), durısarsız (duracaksınız), geliserler.

  3. Şart kipi, çokluk 1. şahıs dışında, iyelik kökenli eklerle çekilir hâle
    gelmiştir: alsam, alsaŋ, alsa, bilsevüz, bilseŋüz, bilseler.

  4. Karahanlı Türkçesinin gelecek zaman eki -gA, -A biçimine girmiş
    ve gelecek zaman yanında, geniş zaman ve istek kipi için de kullanılır ol­
    muş; istek işlevi zamanla diğer işlevleri bastırmıştır.

  5. Çokluk 2. şahıs emir eki, yardımcı sesi bünyesine alarak -Uŋ(Uz)
    biçimine girmiştir. aluŋ(uz)örneklerinde fark,
    görülmez. Ancak ünlüyle biten fiillerde fark anlaşılır:
    başlayuŋ(uz)

  6. Zarf-fiil eki -p'de de yardımcı ünlü ekin bünyesine dahil olmuştur:
    başlayupekinde de yardımcı ses eke dahil
    olmuş; ayrıca bu ekin -In ile genişlemiş biçimleri de ortaya çıkmıştır:
    başlayuban(gelerek).

  7. Eski Oğuz Türkçesinde -IçAk zarf-fiil eki vardır: alıçak (alınca),
    göriçek.

  8. Eski Oğuz Türkçesinde durur yanında, +dUr bildirme eki yaygın­
    laşmıştır: Yunus durur (Yunustur), Yunusdur, atasıdur, atası durur (atasıdır),
    karındaşıdur, evdedür, evde durur (evdedir). Bildirme işlevinde olur da
    kullanılır: ışk derdin bil ki ol hoş derd olur (...derttir.), dostlık dürlü dürlü
    olur (dostluk türlü türlüdür) (Turan 1999: 274-275).

  9. "Olmak" anlamındaki er- fiilinin sonunda bulunan r düşmüş; e da­
    ralmış ve fiillerin birleşik çekimi ile isim çekimi, bu değişimin sonucu olarak
    ortaya çıkan i- fiilinin uyuma giren biçimleriyle (ekleşmesiyle) yapılır ol­
    muştur: alurıdı (alırdı), göriseridüm

TÜRK DİLİ TARİHİ 461

(görecektim), gelmişidük, başlanmış, göriserimişüz (görecekmişiz), bilürise, alurısaŋuz, kişiyidi, kanndaşıduk, bellüyimiş, sağımış, birise, altıyısa. Bazen i- fiili tamamen düşer: almışduk, başlarmış, görmişse.

19. Fiillerin yeterlik biçiminin olumlusu -U bil-, olumsuzu -ImA- ile yapılır: alu bilmek, gizleyü bilmek; akmamak (alamamak), gizleyimemek (gizleyememek).

Eski Oğuz Türkçesinin bugünkü Türkiye Türkçesinden farklılaşan ö-zellikleri, Osmanlı Türkçesi içinde ortaya çıktığı için o bahiste gösterilecek­tir.



2. OSMANLI TÜRKÇESİ

13, 14 ve 15. yüzyıllarda kullanılan Eski Oğuz Türkçesi, siyasî olarak Anadolu Selçuklularının son dönemini, beylikler devrini, Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletlerini; Osmanlıların ilk iki asrını içine almaktaydı. 16. yüzyılda Osmanlı Türkçesi denilen dönem başlar; Osmanlı'nın hâkim ol­duğu bütün sahalarda edebî dil olarak kullanılır ve 20. yüzyıl başlarında Genç Kalemler hareketinin yarattığı terkipsiz Türkçeyle sona erer.

Eski Oğuz Türkçesi, hem Osmanlı hem de Azerbaycan edebî dillerinin arasıdır. Her iki yazı dilinin özellikleri Eski Oğuz Türkçesinde karışık olarak bulunur. Kayseri ve Sivas'ta hüküm sürmüş olan Kadı Burhâneddin'in eli­mizde tek yazması bulunan divanında Azerbaycan Türkçesi özellikleri ağır basarken daha doğudaki Erzurum'dan yetişmiş olan Darir'in eserlerinde Osmanlı özellikleri ağır basar. Nesîmî'nin, hatta 16. yüzyıldaki Fuzûlî'nin eserlerinde de Azerbaycan Türkçesi özellikleri ağırlıktadır. 15 veya 16. yüz­yılda yazıya geçmiş bulunan Dede Korkut boyları için de aynı şeyleri söyle­yebiliriz. Ancak bu dönemde, hatta 16. asırda henüz iki edebî dilin kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılmadıklarını söylemeliyiz. Bağdat ve Tebriz'den İstanbul ve Balkan şehirlerine kadar pek çok yerde istinsah edilmiş bulunan Fuzûlî Divanı'nda istinsah yerlerine göre farklı özellikler bulunabilmektedir. O hâlde Eski Oğuz Türkçesi döneminde dilin henüz ölçünlü (standart) hâle gelmediğini, farklı özellikleri bir arada barındırdığını, dolayısıyla bu döne­min Osmanlı ve Azerbaycan Türkçeleri edebî dilleri için bir geçiş dönemi sayılması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu bakımdan bu dönem eserlerinin oku­nuşunda hâlâ bazı sorunların bulunması ve hatta gelenekleşmiş bazı oku­yuşların da yeni sorunlar olarak tartışılması gayet tabiîdir. Ver-, ye-, et-, de-, yer, beş, gibi y ile yazılan; fakat bugün Türkiye Türkçesinde e ile söylenen; buna karşılık Azerbaycan Türkçesinde kapalı e ile telâffuz edilen sesin Eski Oğuz Türkçesinde i mi kapalı e mi okunacağı Türkolojinin tartışılan konula­rından biridir. Söz başındaki k-g ve t-d sorunları da tartışılmalıdır. Hatta kelime başındaki kaf'ın k mi g mi okunması gerektiği dahi tartışılmalıdır.

462 Ahmet B. ERCİLASUN



2.1. OSMANLI TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ

Eski Oğuz Türkçesinin dil özelliklerinin hemen tamamı Osmanlı Türkçesinin başlarında da devam eder. Bu özellikler 16. yüzyıl sonlarında başlayan ve 18. yüzyıla kadar devam eden bir süreç içinde Bugünkü Türkiye Türkçesinin özellikleriyle yer değiştirir. Ancak bütün değişmeler aynı za­manda başlayıp aynı zamanda bitmez. Bazı özellikler 18. yüzyılın sonlarına ve hatta arkaik olarak 19. yüzyıl içlerine kadar sürer. Ses ve biçim özellikleri bakımından Osmanlı Türkçesindeki durumu şöyle de ifade etmek mümkün­dür: Osmanlı Türkçesinin ilk asırları Eski Oğuz Türkçesiyle, son asırları Bugünkü Türkiye Türkçesiyle aynıdır. 16. asrın sonlarıyla 18. asrın başlan arasındaki dönem ise bu ikisi arasında bir geçiş sürecinin yaşandığı dönem­dir. Bu bakımdan aşağıda ses ve biçim özellikleri belirtilirken, mümkün olduğu kadar değişmenin zamanı tespit edilmeye çalışılmıştır. Tabiî ki sade­ce Eski Oğuz Türkçesinden Bugünkü Türkiye Türkçesine doğru değişen özellikler üzerinde durulmuştur.

Osmanlı Türkçesini kendinden önceki ve sonraki dönemlerden ayıran a-sıl ölçüt ise dilin dış yapısı ve bu yapının etkilidiği söz dizimidir. Dilin dış yapısı, içinde barındırdığı yabancı unsurlar için kullanılan bir terimdir. Os­manlı yazı dilinin birçok örneği, halk diline girmeyen yabancı ursurlarla doludur. Bu unsurlar kelime seviyesini aşmış ve söz dizimine de bulaşmıştır. Muharrem Ergin, yabancı unsurlar bakımından Osmanlı Türkçesini kendi içinde üç devreye ayırır: 1) 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devre: Arapça ve Farsça unsurların Türkçeyi istilâsının hızlan­dığı devre. 2) 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devre: Ka­rışık dil koyuluğunun son haddine vardığı devre. 3) 19. asrın ortalarından 20. asrın başlarına kadar gelen devre: Karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devre (Ergin 1977: 18-19). Tabiî hangi devre olursa olsun, dilde sadelik veya ağırlığın yazardan yazara değiştiğini de unutmamak lâzımdır. Biz Osmanlı Türkçesindeki yabancı unsurları, kendinden önceki dönemlerle karşılaştırılarak tebarüz ettirmeye çalıştık.

2.1.1. SES ÖZELLİKLERİ

1. Eski Oğuz Türkçesinin en Önemli ses özelliği, küçük ünlü uyumunun mevcut olmayışıdır. Başum, başuŋ, başumuz, başuŋuz; aldum, alduŋ, alduk, alduŋuz; alur, aldurmak; başlu; gözsiz, gözi, gördi gibi örnekler bütün bu tür çekimler için söz konusudur. Bu özellik 16. yüzyılda da devam eder. 16. yüzyılın sonlarında başlayan bir geçiş dönemiyle, 18. yüzyılda küçük ünlü uyumuna ulaşıldığı; yani başum, başuŋ, gözi, gördi örneklerinin yerini ba­şım, başın, gözü, gördü örneklerinin aldığı tahmin edilebilir.

TÜRK DİLİ TARİHİ 463

2. Öte yandan bugün Orta ve Batı Anadolu ağızlarında yaygın şekilde kullanılan damak «'si (ŋ) de (deŋiz, göŋül gibi kelimelerde ve 2. şahıs -alduŋ, başuŋ, alduŋuz, başuŋuz- eklerinde) bu dönem Türkçesinin önemli bir ses özelliğidir. Bu özellik de Osmanlı Türkçesi döneminde devam etmiş; 17. yüzyılda ortadan kalkmaya başlamıştır. 18. yüzyıl ortalarında İstanbul Türkçesinde artık ŋ yoktur.



2.1.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

  1. Teklik 1. şahıs ekinin v'li biçimleri ortadan kalkmıştır. 17. yüzyılda -
    In'lı biçim de ortadan kalkar; sadece -Am ve Um'lu biçimler kullanılır:
    aluram, olurum (daha sonra alırım). -Am arkaik bir biçim olarak 19. yüzyıla
    dek ulaşır.

  2. Çokluk birinci şahıs eki -vUz 16. yüzyılda da sürer; sonra yerini -k'ye
    bırakır: alsak.

  3. Çokluk ikinci şahıs eki -sIz, 18. asırda azalır; yerini -sIŋIz' a bırakır:
    alırsıŋız.

  4. Gelecek zaman eki -Isar 16. asırda da görülür; 17. asırdan itibaren
    yerini -AcAk'a bırakır: alacak.

  5. Şimdiki zaman eki -yor Osmanlı Türkçesi içinde ortaya çıkar: alayor.
    Tahminen 19. asırda ortadaki ünlü daralır: alıyor.




  1. Birinci şahıslardaki olumsuz geniş zaman eki -mAz 19. yüzyıla dek
    devam eder.

  2. İstek eki -A Osmanlı Türkçesi döneminde de kullanılır; 19. yüzyılda
    iyice seyrekleşir.

  3. durur'un bildirme eki olarak kullanılması 15. yüzyıldan itibaren sey-
    rekleşmiş, 17. yüzyılda kaybolmuştur.

  4. -mAdIn zarf-fiil eki 16. yüzyıldan itibaren yerini -mAdAn'a. bırak­
    mıştır. -IcAk ve -gAç zarf-fıil ekleri gittikçe seyrekleşerek 19. yüzyılda ar­
    kaik hâle gelir. Buna karşılık -mAğlA, -mAğln gibi bağlayıcı şekiller yay­
    gınlaşır.




  1. -UbAn zarf-fıil eki de Osmanlı Türkçesi içinde gittikçe seyrekleşir.

  2. -gll pekiştirme eki de aynı şekilde seyrekleşerek devam eder; 19.
    yüzyılda arkaik bir şekil hâlini alır.

464 Ahmet B. ERCİLASUN

2.1.3. DIŞ YAPI (YABANCI UNSURLAR)

Dilin dış yapısı diyebileceğimiz yabancı unsurlar bakımından Osmanlı Türkçesindeki durumu anlamak için daha önceki dönemlere de kısaca göz atmanın faydalı olacağını düşünüyoruz.

Tarım havzasında yazılmış Burkancı eserlerde pek çok Sanskritçe keli­me görüldüğü gibi İslâmî Türk edebiyatının ilk eserlerinde de pek çok Farsça ve Arapça kelime görülür. Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünde Arapça ve Fars­ça kökenli sözlerin görülmemesi onun şuuruyla ilgili olduğu kadar eserinin amacıyla da ilgilidir. Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılan bir söz­lükte Arapça sözlerin kullanılmaması tabiîdir. Yoksa Divan'la aynı yıllarda yazılan Kutadgu Bilig'de âbid, aceb, âciz, aded, afsun, âfiyet, âhir, akıl, âkıbet, âlem, âlim, amel, arş, arzu, ashab, asıl, atâ, ayb, azab, aziz gibi pek çok Arapça, Farsça kökenli kelime vardır. 12. yüzyıldaki Atebetül'l-Hakayık'da ve Ahmed Yesevî'nin şiirlerinde bunların sayısı daha da artmış­tır. 13. yüzyılda Harezm'de yazılan Kısasu'l-Enbiyâ, Muînü'l-Mürîd, Nehcü'l-Ferâdîs gibi eserlerde de Arapça, Farsça kelimelerin sayısı artarak devam eder.

Azerbaycan ve Anadolu sahasında da durum farklı değildir. 13 ve 14. yüzyılın ilk şair ve ediplerinde rastlanan kelimelerden örnekler vermek bu durumu daha açık bir şekilde ortaya koyar.


1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə