Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə28/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33

Hüseyin Baykara: 1469-1506 yıllarında Horasan tahtında (Herat'ta) oturan Temürlü hükümdarıdır. 1438'de doğmuş, 1507 başlarında ölmüştür. Nevayî'ye ve Molla Camî'ye büyük değer veren, sanat ve kültürü teşvik eden Hüseyin Baykara zamanında Herat büyük bir kültür merkezi olarak parlamıştır. Bunu sağlayan hiç şüphesiz iki okul arkadaşı, biri hükümdar, biri nedim olan iki yakın dost, Hüseyin Baykara ile Ali Şir Nevayî olmuştur.

Hüseyin Baykara'nın Hüseynî mahlâslı lirik şiirlerinden oluşan bir di­vanı ve otobiyografi mahiyetinde küçük bir risalesi vardır (Eraslan 1986: 635). Divanının birçok nüshaları bulunmaktadır. Hem divanını, hem otobi­yografik risalesini İsmail Hikmet Ertaylan 1945-1946 yıllarında yayımla­mıştır.



Hâmidî: Hüseyin Baykara devri şairlerindendir. Farsçadan çevirdiği Yusuf ve Züleyha mesnevisini 1469'da yazmış ve Hüseyin Baykara'ya ithaf etmiştir. 2726 beyitten oluşan eserin birçok nüshaları vardır. Bazı araştırıcı­lara göre şairin adı Ahmedî'dir (Eraslan 1986: 675-676). Dilek Elçin, Anka­ra Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak yaptığı yüksek lisans tezinde (1984) mesnevinin transkripsiyonlu metnini vermiştir.

Şahî: Temürlü hanedanından Ebu Sait Mirza'nın torunudur. Şahî mah­lâsıdır; adı Sultan Mes'ud Mirza'dır. Semerkand'ın doğusundaki Hisar böl­gesinde sultanlık etmiş; fakat saltanat kavgaları yüzünden rahat edememiştir. 1506'da gözlerine mil çekilmiş, 1507'de Özbeklerce öldürülmüştür (Eckmann 1996: 289-290).

Şahî'nin Londra'da, India Office Kitaplığında iki nüshası bulunan bir divanı vardır. 18. yüzyılda istinsah edilmiş nüshalar Janos Eckmann tarafın­dan bulunmuş ve tanıtılmıştır: "Bilinmeyen Bir Çağatay Şairi Şahî ve Diva­nı", TDAY Belleten 1970, Ankara 1971. Yazıda örnek olarak bazı gazeller de verilmiştir.

Şiban Han: Çengiz'in oğlu Coçı'nın oğlu Şiban Han'ın soyundandır. 1507'de Temürlü hanedanını yıkan ve onun yerine Şibanoğulları sülâlesini kuran hükümdardır. Bu sülâle daha çok Şeybanîler ve Şiban Han da Şeybanî olarak tanınmıştır. Ancak Mustafa Kafalı, 1976'da Atsız Armağanı'na yaz­dığı "Şiban Han Sülâlesi ve Özbek Ulusu" adlı yazısında bu ismin doğru şeklinin Şiban olduğunu ortaya koymuştur. Şiban Hanın divanını neşreden Yakup Karasoy da ismin y'siz olarak yazıldığını ve şi- hecesinin aruzda daima kısa hecelere denk geldiğini; ancak birkaç imalede y'nin yazıldığını tesbit etmiştir (Karasoy 1998: 14).

422 Ahmet B. ERCİLASUN

Şiban Han 1451'de doğmuş, 1510'da ölmüştür. Hayatı Temürlüler ve Babür Şah ile mücadeleyle geçmiş; 24 Mayıs 1507'de Herat'a girerek Temürlü hanedanına son vermiştir. 1510 yılında Şah İsmail'le yaptığı sa­vaşta ölmüştür. (Karasoy 1998: 4-13).

Şiban Han'ın üç eseri vardır.

Tek yazması Londra'da British Museum'da bulunan Bahru'1-Hudâ, di-nî-ahlâkî bir mesnevidir; 1508'de yazılmıştır. Fuat Köprülü'nün, "Çağatay Edebiyatı" maddesinde, hususî kütüphanesinde bulunduğunu söylediği fıkha ait eserin ise şu anda nerede olduğu bilinmemektedir (Karasoy 1998: 29).

Şiban Han'ın en önemli eseri divanıdır. Tek yazma nüshası, İstanbul Topkapı Müzesi, 3. Ahmed Kütüphanesindedir. 196 varaklık yazmada 306 gazel, 8 mensur parça ve tevhid, nât, rubaî, tuyuğ gibi birçok şiir yer almak­tadır (Karasoy 1998: 29-35). Eserin ilmî yayını Yakup Karasoy tarafından yapılmıştır: Şiban Han Dîvânı (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım), TDK, Ankara 1998.



Muhammed Salih: Hüseyin Baykara'nın hizmetinde iken sonradan Şiban Han'ın hizmetine giren bilginlerdendir. Şiban Han'ın "emîru'l-ulemâ ve melikü'ş-şuarâ"sı olmuş 1538-1539 yılında Buhara'da ölmüştür (Eraslan 1986: 693).

Dönemin önemli tarih kaynaklarından biri olan manzum tarihi Yıldız Kocasavaş tarafından yayımlanmıştır: Muhammed Salih, Şeybânî-nâme (Gi-riş-Tıpkıbasım-Metin-Tercüme), İstanbul 2003.



Bâbür Şah: Temür sülâlesinden Ömer Şeyh Mirza'nın oğlu olan Gazi Zahîrüddin Muhammed Bâbür; Afganistan, Pakistan ve Hindistan'da 1858'e dek hüküm süren Bâbürlü İmparatorluğunun kurucusudur. Hindistan fatihi Bâbür Şah tarihin en büyük hükümdarlarından biridir. 1483'te Fergana'da doğmuş, babasının 1494'te ölümü üzerine 12 yaşında Fergana tahtına otur­muştur. Hanedan kavgaları yüzünden zayıf düşen Temürlüler, kuzeyden gelen Şiban Han önderliğindeki Özbek-Kıpçak unsuruna dayanamamışlardır. Şiban Han'la yapılan savaşta mağlup olunca Bâbür, 1504'te Kâbil'e gitti ve orada Babürlü hanedanını kurdu. 1519'da Pencap'ı, 1526'da Delhi ve Agra'yı, 1528'de Luknov'u aldı, 1530'da vefat etti. Öldüğü sırada arkasında koca bir imparatorluk bırakmıştı.

Bâbür Şah, imparatorluk kurucusu büyük bir devlet adamı, şair, tarih ve hatıra yazarı, edebiyat teorisyeni ve nihayet bahçe mimarı bir botanikçidir.

Fuat Köprülü tarafından Çağatay edebiyatının "Nevaî'den sonra en mü­him şahsiyeti" (Köprülü 1945: 315) kabul edilen Bâbür Şah'ın beş eseri var­dır: Vekayi, Divan, Aruz risalesi, Mübeyyen, Risâle-i Vâlidiyye.

TÜRK DİLİ TARİHİ 423

En önemli eseri Bâbürnâme olarak tanınmış olan Vekayiidir. Sade ve samimî bir dille yazılmış olan bu eser Türk hatıra edebiyatının ve Çağatay nesrinin şaheseridir. Devrinin olayları hakkındaki en önemli tarih kaynakla­rından biridir. Dönemin sadece siyasî olaylarını değil, sosyal ve kültürel hayatını ve dünya görüşünü de bu eserden anlamak mümkündür.

Bâbürnâme 1857'de Kazan'da N. İlminskiy tarafından basıldı.

1871'de Paris'te Pavet de Courteille tarafından "Memoires de Baber" adıyla Fransızca tercümesi yayımlandı.

Annette Susannah Beveridge, 1905'te Londra'da "The Babur-nama" a-dıyla Haydarabad nüshasının tıpkıbasımını; 1922'de "The Babur-nama in English " adıyla İngilizce tercümesini yayımlamıştır.

Eser Reşid Rahmeti Arat tarafından bugünkü Türkçeye aktarılmıştır: Gazi Zahîrüddin Muhammed Babur, Vekayi, Babur'un Hatıratı I, TTK, An­kara 1943; //, TTK, Ankara 1946.

1969'da Jean-Louis Bacque-Grammont, Fergana bölümünün tenkitli metnini ve Fransızca tercümesini doktora tezi olarak hazırladı.

1993'te Mesut Şen de eser üzerinde doktora tezi yaptı: Gazi Zahirüddin Muhammed Babur- Baburname, Giriş-Metin (Kâbil ve Hindistan bölümleri)-Açıklamalı Dizin, İstanbul 1993 (Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma­ları Enstitüsü, basılmamış doktora tezi).

Babur'un divanının birçok nüshası vardır. 20. asrın başında Sir Denison Ross (1910) ve Samoyloviç tarafından (1917) yayımlanmıştır.

Babur divanının Türkiye'de ilmî yayını Bilâl Yücel tarafından yapıl­mıştır: Babür Divanı (Metin-Gramer-Sözlük), Ankara.

Klasik devrin Ubeydî (Şibanoğulları hanedanının dördüncü hükümdarı), Meclisî, Bayram Han (Babürlü Hümayun Şah ile Ekber Şah'ın oğlu) gibi daha başka şairleri de vardır.



2.1.3. KLASİK SONRASI DEVİR

Çağatay edebî dilinin klasik devri 1600'de sona erer. Son Şibanlı hü­kümdarları Abdullah Han ile oğlu Abdülmü'min'in 1598'de ölümü üzerine Türkistan'daki birlik sona erer; ülke parçalanır. Buhara ve Hive hanlıkları ve 18. yüzyılda da Hokant hanlığı kurulur. "Hanlıkların gerek kendi iç savaşları ve gerek birbirleriyle olan bitmez tükenmez kavgaları Orta Asya Türklüğü­nün kuvvetini kökünden sarsmış ve Rusların Türkistan'ı kolayca istilâsına yol açmıştır." Buhara 1868'de, Hive 1873'te, Hokant 1876'da Rus Çarlığına bağlanmıştır (Eckmann 1996: 208-209).

424 Ahmet B. ERCİLASUN

"17. asırda Kâşgar'da ve Fergana şehirlerinde Çağatayca", "resmî dil ve kültür dili olarak Farsçadan daha fazla" kullanılmıştır. Muhammed İvaz'ın yıldıznamesi ve bazı vakfiyeler bunu göstermektedir. 18. yüzyılda bu bölge­de "basit dinî kitaplar, akaide ve fıkha ait tercümeler, tasavvuf ve ahlâka ait risaleler, menâkıp kitapları, halk hikâyeleri ve mahallî vekayinameler Çağa­tayca olarak telif veya Farsçadan tercüme edilmiştir." Muhammed Sadık, Muhammed Niyaz başlıca tarih yazarlarıdır (Köprülü 1945: 318).

17. yüzyılda Mâverâünnehir'de, yergi şiirleriyle tanına Turdî, "sûfıyane lirik şiirleri" ile tanınan Baba Rahim Meşreb, şöhreti İdil boylarına ulaşan, "hakkında birçok menkıbeler rivayet edilen" Sûfî Allahyar, Yesevî tarzını devam ettiren Kul Şerif, Hive'de Vefaî; 18. yüzyılda Mâverâünnehir'de Nevbetî, Abdullah Macid Harabatî, Gazı, Meşreb-i Sanî, Hüveydâ, Şeykalî, Hîve'de Mevlânâ Yahya, Seyyid Muhammed Ahund, Beyzâ, Pehlivan Kulı Revnak, Kadı Muhammed Neşatî, Molla Muhammed Niyaz Münşî (Köprülü 1945: 320-321) klasik sonrası Çağatay edebî dilinin başlıca temsilcileridir.

Klasik sonrası devrin en önemli ismi hiç şüphesiz Ebülgazi Bahadır Handır. Ebülgazi Bahadır, 17. yüzyılın Hîve hanlarındandır. Çengiz Han soyundandır. Şibanlı sülâlesinin Yadigâr kolundandır (Köprülü 1945: 316). 1603-1663 yılları arasında yaşamıştır. 1620-1642 yılları kardeş kavgalarıyla geçti. Bu dönemde Ebülgazi çok hareketli ve maceralı bir hayat yaşadı; 10 yıl Safevîlerin yanında kaldı; Teke ve Mangışlak Türkmenleri arasında do­laştı. 1642'de Ürgenç'e, birkaç yıl içinde de bütün Harezm'e hâkim oldu ve Hîve tahtına oturdu. Çağatay Türkçesinin önemli nâsirlerinden olan Ebülgazi Bahadır Han Farsça, Arapça ve Moğolca bilmekteydi (Ergin ŞT: 10-11).

Ebülgazi Bahadır Han iki eser yazdı: Şecere-i Terâkime, Şecere-i Türk.

1660'ta yazılan Şecere-i Terâkime, Oğuzname'nin Çağatayca varyantı­dır. Oğuzname'nin 14. yüzyıl başlarında Türkmenler arasında yaşayan var­yantı veya daha büyük bir ihtimalle Doğu Türkçesinde mevcut olan, fakat bugüne ulaşmayan bir nüshası Reşideddin tarafından Farsçaya çevrilerek "Târih-i Oğuzân ve Türkân ve Cihângirî-i u" adıyla Câmiü't-Tevârîh içine konmuştu. Ebülgazi Bahadır Han'ın bu eserden faydalandığı muhakkaktır. Fakat o, içlerinde yaşadığı Türkmenlerden de bazı rivayetleri eserine kat­mıştır. Bu bakımdan Şecere-i Terâkime, Reşideddin Oğuznamesiyle birlikte Oğuz Kağan Destanı'nın İslâmî rivayetinin en önemli kaynağıdır. Oğuz Ka-ğan'dan sonraki efsanevî Türk-Oğuz tarihi (sözlü tarih) de sadece bu iki eserden öğrenilebilmektedir.

Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime'yi sade bir Çağatay Türkçesiyle yazmıştır. Şöyle diyor: "Barça bilir] kim bizdin burun türkî târîh aytkanlar, Arabî lugatlarını koşup tururlar ve Fârisîni hem koşup tururlar ve

TÜRK DİLİ TARİHİ 425



Türkîni hem sec' kılıp tururlar; özlerimi) hünerlerin ve üstâdlıklarını halkka ma 'lûm kılmak üçün. Biz munlarnıŋ hiç kaysısını kılmaduk. Anıŋ üçün kim bu kitâbnı okuguçı ve tıŋlaguçı elbette Türk bolgusı turur; bes Türklerge Türkâne aytmak kerek; tâ olarnıŋ barçasıfehm kılgaylar" (Kononov: 6).

Bu parça Muharrem Ergin tarafından bugünkü Türkçeye şöyle aktarıl­mıştır:

"Hep bilin ki, bizden önce Türkçe tarih söyleyenler Arapça lugatleri katmışlardır ve Farsçayı da katmışlardır ve Türkçeyi de seci kılmışlardır. Kendilerinin hünerlerini ve üstâdlıklarını halka malûm kılmak için. Biz bunların hiç birisini yapmadık. Onun için ki: Bu kitabın okuyucusu ve dinle­yicisi elbette Türk olacaktır. Tabiî Türklere Türkâne söylemek gerek. Tâ ki, onların hepsi anlasınlar." (Ergin ŞT: 19).

Şecere-i Terâkime'nin birçok nüshası vardır. Samoyloviç tarafından bulunan ve Rus İlimler Akademisi Kütüphanesine verilen Nuri İşan nüshası Türk Dil Kurumu tarafından 1937'de tıpkıbasım olarak neşredilmiştir. En eski nüsha olan Taşkent nüshası, yedi nüsha ile karşılaştırılarak 1958'de Andrey N. Kononov tarafından yayımlanmıştır: Rodoslovnaya turkmen, Moskva-Leningrad 1958. Kononov, karşılaştırmalı metin (Arap harfleriyle), Rusça tercüme ve eserin gramerini vermiştir.

Muharrem Ergin 1970'lerde (tarih yok), Tercüman 1001 Temel Eser di­zisinin 33. olarak Kononov metnini Türkiye Türkçesine aktarmıştır. Eserde Kononov metninin tıpkıbasımı da vardır.

Şecere-i Terâkime üzerindeki son ilmî yayın Zuhal Kargı Ölmez'e ait­tir: Şecere-i Terâkime (Türkmenlerin Soykütüğü), Ebulgazi Bahadır Han, Ankara 1996. Bu çalışmada transkripsiyonlu metin ve gramatikal dizin var­dır.

Ebülgazi Bahadır Han'ın ikinci eseri Şecere-i Türk'tür. Bahadır Han bu eseri tamamlayamadan ölmüş, son kısımlarını oğlu Ebülmuzaffer ve Anuşa Muhammed Bahadır Han yazmıştır. Eser, esas itibariyle atalarının ve ayrın­tılı olarak kendi döneminin tarihidir; fakat Türklerin efsanevî tarihlerinden de parçalar ihtiva eder.

Eserinin girişinde Bahadır Han "bu târîhni yahşi ve yaman barçaları bilsün tip Türk tili birlen ayttım. Türkîni hem andak aytıp-men kim beş yaşar oglan tüşünür. Bir kelime Çagatay Türkîsindin ve Fârisîdin ve Arabîdin koşmay-men, rûşen bolsun tip" demektedir (Çağatay 1963: 229). Metni bu­günkü Türkçeye şöyle aktarabiliriz: "Bu tarihi, iyi ve kötü, herkes bilsin diye Türk dili ile söyledim. Türkçeyi de öyle söyledim ki beş yaşındaki çocuk anlar. Bir kelime Çağatay Türkçesinden ve Farsçadan ve Arapçadan katma­dım, açık olsun diye."

426 Ahmet B. ERCİLASUN

Şecere-i Türk, 18. asırdan itibaren Batı'da ve Rusya'da tercüme edilip yayımlanmıştır.

Türkiye'de 1864'te Ahmed Vefık Paşa tarafından, 1925'te Rıza Nur ta­rafından yayımlandı. Saadet Çağatay 1963'te, eserden bazı parçalan trans­kripsiyonlu olarak "Türk Lehçeleri Örnekleri I'de neşretti. Şecere-i Türk üzerinde Selçuk Üniversitesinde Kâzım Karabörk tarafından bir doktora tezi yapılmıştır: Şecere-i Türk Üzerinde Bir Sentaks Çalışması, Konya 1995. Transkripsiyonlu metni de ihtiva eden bu çalışma henüz yayımlanmamıştır.

19. yüzyılın başlıca edebî merkezleri Hive ve Hokant'tır. Hive'de Mu­nis Harezmî (1778-1829), Âgehî (1809-1874), Kâmil Harezmî (1825-1899), 19. yüzyılın ikinci yarısında Muhammed Rahim Han (Fîrûz), Tabîbî, İvaz Otar gibi şairler yetişti. Muhammed Rahim Han'ın yazdığı ve 1909'da Hive'de taş baskısı olarak basılan Mecmûatü'ş-Şuarâ-i Fîruzşâhî adlı anto­lojide 33 şair, her şairden seçilmiş 101 ve toplam 3333 şiir vardır. Eckmann bunlardan bazılarının isimlerini verir: Âciz, Âkil, Beyanı, Esed, Gazî, Hakîrî, Kemalî, Racî, Sadık, Sadî, Sultanî, Şinasi, Ümidî (Eckmann 1996: 210-216).

Hokant'ta 1810-1822 arasında hanlık yapan Ömer Han kendisi şair ol­duğu gibi, sarayında da 70'ten fazla şair vardı: Nemenganlı Fazlî, Gülhanî, Hâzık, Mahmur, Mücrim. Ve üç kadın şair: Mahzûne, Üveysî, Ömer Han'ın karısı Nadire. Hive'de olduğu gibi Hokant'ta da bir antoloji hazırlanmıştır. Fazlî'nin yazdığı Mecmûa-i Ömer Han'da 75 Ferganalı şairin şiirleri yer almaktadır. 1822-1842 arasında hanlık yapan Ömer Han'ın oğlu Muhammed Ali (Madali) Han da şairdi (Eckmann 1996: 217-228).

19. yüzyılın ikinci yarısında Hokant'ta ceditçi şairler de yetişti: Mukî-mî, Furkat, Zevkî, Zari.

Janos Eckmann'ın son devir şairleri hakkında malûmat veren ve bazıla­rının şiirlerinden örnekler sunan yazısı önemlidir: "Çağatay Edebiyatının Son Devri (1800-1920)", TDAY Belleten 1963, Ankara 1964.

Gönül Alpay da "XIX. Yüzyıl Özbek Edebiyatı" adıyla (TDAY Belle­ten 1973-1974) bu dönem üzerinde bir inceleme yayımlamıştır. Bu incele­meden de 19. yüzyılın ikinci yarısına ait birkaç ismi ilâve edebiliriz: Almaî, Muntazır, Nimetullah oğlu Mîrî, Kâmî.



2.2. ÇAĞATAYCA SÖZLÜKLER

Ali Şir Nevayî ile Çağatay Türkçesinin kazandığı itibar, özellikle onun eserlerini anlamak üzere sözlükler düzenlenmesine de yol açtı. Türkistan, Hindistan, İran, Azerbaycan ve Anadolu'da birçok sözlük yazıldı. Ahmet Caferoğlu, "bu lugatler sayesinde Ali Şir Nevaî'nin "Orta Asyalılıktan"



TÜRK DİLİ TARİHİ 427

çıkıp "yakın Şark ülkeleri Türklüğünün en mümtaz düşünürü" hâline geldi­ğini belirtir. Caferoğlu'na göre bu sözlükler bir ekol oluşturmuştur ve bu ekolün adı "Çağatay Türkçesi Leksikografı Mektebi'dir (Caferoğlu 1984: 223).

Çağatay Türkçesi leksikografı (sözlükçülük) mektebinin özelliklerini Caferoğlu şöyle sıralar:


  1. "Her sözün kendi öz manası dışında, muhtelif Çağatay şairlerindeki
    nüanslarını ve semantik manalarını belirtmek"; bunun için de "mukayeseli
    metoda başvurmak";

  2. Arapça, Farsça kelimelere yer vermemek;

3. Zaman zaman "Anadolu Türkçesinden, Azerbaycan'dan,
Türkmenceden" örnekler almak.

Caferoğlu, "estetik bakımdan" da "Çağatay lugatlerinin en ağır basan noktası"nın "Mir Ali Şir Nevaî'nin şiir ve lugat dehasını" belirtmek olduğu­nu bunlara ilâve eder (Caferoğlu 1984: 223-224).

Başlıca Çağatay sözlükleri şunlardır.

Abuşka Lugati

16. yüzyılın başlarında Anadolu'da yazılmıştır. Yazarı belli değildir. İlk maddesi abuşka (yaşlı kadın) olduğu için bu adla tanınmıştır. "Lugat-ı Nevaî" olarak da bilinir. Pek çok nüshası bulunmaktadır. En eski nüsha 1560 tarihlidir (Caferoğlu 1984: 224-225). 2000 kadar kelime ihtiva eder (Eckmann 1996: 189). 1862'de A. Vambery tarafından, örnekleri konul-maksızın Macarcaya (Budapeşte) çevrilmiş; 1868'de Vel'yaminov-Zernov tarafından Türkçe metnin tamamı Fransızcaya çevrilerek St. Petersburg'da yayımlanmıştır.

Eserin ilmî neşrini Türkiye'de Besim Atalay yapmıştır: Abuşka Lugati veya Çağatay Sözlüğü, Ankara 1970.

Bedâyiü'1-Luga

Hüseyin Baykara zamanında İmanî mahlâslı Tâlî tarafından yazılmıştır. Petersburg Devlet Kitaplığında bulunan tek nüshası 1705-1706 yılında istin­sah edilmiştir. Borovkov tarafından 1961'de Moskova'da tıpkıbasımıyla birlikte yayımlanmıştır (Caferoğlu 1984: 225).

428 Ahmet B. ERCİLASUN

Fazlullah Han Lugati

17. yüzyıl başlarında Hindistan'da yazılmıştır. Yazarı, Babürlü haneda­nına mensup Fazlullah Handır. Eserine Lugat-ı Türkî adını vermesine rağ­men sözlük, yazarının adıyla tanınmıştır. Sözlüğün birinci kısmı fiiller, ikin­ci kısmı isimler, üçüncü kısmı sayı, hayvan, bitki vb. kavramlara ayrılmıştır. 1825'te Kalküta'da basılmıştır (Caferoğlu 1984: 225).



Kitâb-ı Zebân-ı Türkî

Çağatayca-Farsça bir sözlük olup 17. yüzyılda Hindistan'da yazılmıştır. Yazarı Muhammed Yakup Çingî adlı bir bilgindir. Eserde gramer bölümü de vardır. Tek nüshası Londra'da British Museum'dadır (Caferoğlu 1984: 226).



Senglâh Lugati

Mirza Mehdî Han tarafından 1758-1760 yılları arasında yazılmış Çağa­tayca-Farsça sözlüktür. Mirza Mehdî Han, Nadir Şah'ın vak'anüvisidir. Ba­şında Mebâniül-Luga adlı bir gramer de bulunan eserin dördü Londra'da, biri Paris'te, biri Tahran'da altı nüshası vardır. Sadece gramer kısmının biri Tahran'da, biri Süleymaniye Kütüphanesinde olmak üzere iki nüshası daha vardır. Sözlükteki kelime sayısı 6000 civarındadır (Eckmann 1996: 187-189). Mirza Mehdî Han'ın Heratlı Talî, Feragî, Tahir Herevî, Nasr-Ali, Mir­za Abdülcelil Nasirî gibi Çağatay sözlüğü yazanlardan bahsetmesi (Caferoğlu 1984: 226) önemlidir. Demek ki Nevaî devrinde yazılmış olup bugüne ulaşmayan birçok sözlük vardır. Yukarıdaki isimlerden sadece Heratlı Tali'in sözlüğü bilinmektedir.

Senglâh Lugatinin gramer kısmı olan Mebâniü'1-Luga, Denison Ross tarafından 1910'da Kalküta'da yayımlanmıştır. Aynı bölümü 1942-1947'de, Budapeşte'de J. Eckmann da işlemiştir. Besim Atalay ise Mebâniü'l-Luga'nın Süleymaniye nüshasının tıpkıbasımını 1950'de yayımlamıştır. Gramer bölümünü 1956'da Karl Menges de işlemiştir.

Senglâh Lugatini tam olarak neşreden Sir Gerard Clauson'dur: A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammad Mahdî Xan, London 1960. Çalışmada giriş, tıpkıbasım ve indeks vardır.



Hulâsa-i Abbasî

Mehmed Hoyî tarafından 19. yüzyılın ilk yarısında yazılmış ve İran şahı Fethali Kaçar'in oğlu Abbas Mirza'ya ithaf edilmiştir. Üç nüshası vardır (Caferoğlu 1984: 227).



TÜRK DİLİ TARİHİ 429

El-Tamga-yı Nâsirî

19. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış Farsça-Türkçe sözlüktür. Nasirüddin Şaha (1849-1896) ithaf edilmiştir (Caferoğlu 1984: 227).



Fethali Kaçar Lugati

Fethali Kaçar Kazvinî tarafından 1862'de yazılmış Farsça-Türkçe söz­lüktür. İran sahasındaki Çağatayca sözlüklerin en büyüğüdür. İki nüshası bilinmektedir (Caferoğlu 1984: 227-228).

Eser, Jozsef Thury tarafından "Behcetü'l-Lugat" adıyla 1903'te Buda­peşte'de yayımlanmıştır.

Lugat-i Çağatay ve Türkî-i Osmanî

Özbekler tekkesi şeyhi Süleyman Efendi tarafından yazılmış ve 1882'de İstanbul'da yayımlanmış Çağatayca-Osmanlı Türkçesi sözlüktür.

7000 kadar kelime ihtiva eden (Eckmann 1996: 190) sözlük, I. Kunos tarafından kısaltılarak Almancaya çevrilmiş ve 1902'de Budapeşte'de ya­yımlanmıştır (Eren 1950: 146).

Üss-i Lisân-ı Türkî

Mehmed Sadık tarafından hazırlanmış ve 1897-1898'de İstanbul'da ya­yımlanmıştır. Martin Hartmann tarafından ilâvelerle Almancaya çevrilmiş ve 1902'de Heidelberg'de yayımlanmıştır.



* *

Çağatay Türkçesinin modern gramerleri Janos Eckmann tarafından ya­zılmıştır:

Janos Eckmann, "Çağatay Dili Hakkında Notlar", TDAY-Belleten 1958, Ankara.

Janos Eckmann, "Das Tschaghataische", PhTF (Fundamenta) I, Wiesbaden 1959. Bu yazı Mehmet Akalın tarafından Türkçeye çevrilmiştir: "Çağatayca", Târîhî Türk Şiveleri, Ankara 1979.

Janos Eckmann, "Küçük Çağatay Grameri", TDED, X, İstanbul 1960.

430 Ahmet B. ERCİLASUN

Janos Eckmann, Chagatay Manual, Bloomington 1966. Çağataycanın en ayrıntılı ve planlı grameri olan bu eser Günay Karaağaç tarafından Türkçeye çevrilmiştir: Çağatayca El Kitabı, İstanbul 1988.

A. M. Şerbak'ın Rusça gramerinde "Eski Özbek Dili" terimi tercih e-dilmiştir: Grammatika starouzbekskogo yazıka, Moskva-Leningrad 1962.



2.3. ÇAĞATAY TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ

Çağatay Türkçesini kendinden önceki devirlerden ayıran dil özellikleri Janos Eckmann tarafından net bir şekilde belirlenmiştir. Eckmann'ın "Ça­ğatay Dili Hakkında Notlar" adlı makalesinden yararlanarak bu özellikleri aşağıda belirtiyoruz (Eckmann 1996: 139-144):



2.3.1. SES ÖZELLİKLERİ

  1. İlk hecede yaygın bir e>i değişmesi vardır: minni

  2. İkinci hecede ü bulunması hâlinde ilk hecedeki e, ö'ye döner:
    öçkü(keçi), öksük

  3. Harezm Türkçesinde dudak ve diş-dudak ünsüzlerinden sonra görü­
    len yuvarlaklaşmalar Çağatay Türkçesinde yoktur: anamnuŋ değil anamnıŋ,
    sabrum
    değil sabrım, tapup değil tapıp, imâmluk değil imâmlık. Çağataycada
    sadece v ile biten fiil köklerinden ve -av ses grubu bulunan Arapça kökenli
    kelimelerden sonra yuvarlaklaşma vardır: kavup, kavuş-, sivdüm, sivün-,
    cavruŋ, davruŋuz, şavkum.

4. Nevâyî'den itibaren üç kelimede p>f değişmesi vardır:
tofrak(elbise).

  1. Karahanlı Türkçesindeki çift dudak v'si (w) Çağataycada diş-dudak
    v'si olmuştur: ivFakat su

  2. Şu kelimelerde t->d- değişmesi olmuştur: dagı(ve, dahi), di-
    (gibi), digrü/tigrü(-A kadar), diginçe/digünçe (-A
    kadar), -dur/dururFakat turmak.

  3. Diş arası d, y olmuştur: ayak

8. -AgU ses grubu -Av olmuştur: kıravaltav(altısı birden), küyev

9. Birden fazla heceli kelimelerin sonundaki ince ve kalın g'ler tonsuz-
laşıp k olmuştur: uluklük<ölüg, yüzlükBazen -k'ler de -g'ye döndüğünden sondaki g-k

TÜRK DİLİ TARİHİ 431

konusunda Çağataycada bir karışıklık ortaya çıkmıştır: ayak~ayag, ak~ag, bulak~bulag.

2.3.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ


  1. İlgi hâli ekinde yalnız düz biçimler vardır: yolnıŋ, köŋlümniŋ.

  2. -nln yanında -nl ilgi hâli eki de vardır: Afrâsiyâbnı oglı.

3. Hâl eklerinden önceki zamir «'si kullanılmamaktadır: başıda,
başıdın, atasıga.

  1. menim, bizim yerine meniŋ, biziŋ kullanılır, maŋar (bana), saŋar,
    muŋar gibi r'li biçimler kalkmıştır.

  2. İsim çekimi m in, sin, dur/tur, biz, siz, durlar/turlar ile yapılır.

  3. -dAçI, -dUk, -glI Sıfat-fiil ekleri kullanımdan kalkmıştır.

  4. -mlş sıfat-fıil ekinin yerini -gAn almıştır.

  5. -yU zarf-fıil eki -y olmuştur: diy(ağlayarak).

  6. Zarf-fıil eki -glnçA, yuvarlaklaşarak -gUnçA olmuştur.




  1. -mAdln zarf-fıil eki -mAyln veya -mAy olmuştur.

  2. -sUn, -sUnlAr yanında, sık kullanılmayan -dik, -dikler emir eki de
    ortaya çıkmıştır: aldik (alsın), sordikler (sorsunlar).

  3. -A, -y + dur + şahıs eki kuruluşunda şimdiki zaman kipi oluşmuş­
    tur: aladur min, başlaydur sin.

  4. -(X)p + (dur/tur) + şahıs eki kuruluşunda geçmiş zaman kipi oluş­
    muştur: körüptur min (gördüm), okup sin (okudun).

  5. -(X)p + i(r)di (olumsuzda -mAy + dur + irdi) kuruluşunda öğreni­
    len geçmiş zamanın hikâyesi oluşmuştur: kılıp irdim (kılmıştım), kalmaydur
    irdi (kalmamıştı).

  6. Yeterlik fiili al- ve bil- ile kurulur: okuy almas (okuyamaz), köre
    bilmedi (göremedi).

ON BEŞİNCİ BÖLÜM

1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə