Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə25/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   ...   33

Hilyetü'l-Lisân ve Hulbetü'l-Beyân

İbni Muhennâ tarafından tahminen 14. yüzyılda yazılmış Arapça-Türkçe-Moğolca bir sözlüktür. Yazıldığı yer belli değildir. Abdülkadir İ-nan'a göre Azerbaycan veya Irak'ta yazılmış olabilir. Eserde Moğolca bö­lüm de bulunduğuna göre İlhanlı sahasında yazılmış olması kuvvetle muh­temeldir. Beş Avrupa yazmasına dayanarak eseri 1900 yılında ilk defa neş­reden P. M. Melioranskiy eserin Türkçe bölümünün Azerbaycan dili olduğu

TÜRK DİLİ TARİHİ 385

iddiasında bulunmuştur (Taymas 1934: 1-2). Avrupa nüshalarında eserin yazarı belli olmadığı için Melioranskiy çalışmasının adını Arab filolog o tureckom yazıke (Türk Dili Üzerine Bir Arap Filolog) koymuştur. Ancak daha sonra İstanbul'da Müze-i Humayun kütüphanesinde Kilisli Rifat yeni bir nüsha buldu ve bunu 1340 (1923)'ta İstanbul'da yayımladı. Kilisli Rifat'ın bulduğu nüshada eserin yazarının adı İbni Mühennâ olarak kaydedi­liyordu. Bu sebeple eser Türkiye literatüründe İbni Mühennâ Lügati diye tanındı. Kilisli yayınından sonra, 1928'de konuyla ilgili bir makale yazan S. Malov, hocası Melioranskiy'nin Avrupa nüshalarını Azerbaycan dili olarak nitelemesini haklı buluyor; fakat İstanbul nüshasının "Şarkî Türk, Kâşgar ve Uygur lisanı" olduğunu ileri sürüyor. Aslında aynı eserin farklı Türk lehçele­rinde nüshalarının bulunmasının başka örnekleri de vardır. Bu bakımdan İstanbul nüshasını Harezm dönemi içine almanın uygun olduğu fikrindeyiz. Eserdeki Türkçe kelimeler incelendiği zaman y'li örnekler de bulunmasına karşılık diş arası d'lerin devam ettiği, birden fazla heceli kelimelerde düşme örneklerine de rastlanmakla beraber g'lerin korunduğu görülür. Sözlükte bulunan d'li örnekler şüphesiz Oğuz özelliğidir; ancak f'li\ örnekler çok daha fazladır. Bu sebeplerle biz İbni Mühennâ lügatinin İstanbul nüshasını Harezm Türkçesi eserleri arasında değerlendirmekteyiz.

Eser, Kilisli Rifat tarafından 1923'te Arap harfleriyle neşredildikten sonra Abdullah Battal tarafından İbnü-Mühennâ Lûgati adıyla 1934'te Türk­çe bölümünün alfabetik dizini yayımlanmıştır.

* *

*

Harezm Türkçesi eserleri üzerinde yapılan çalışmalardan sonra dönemin grameri üzerindeki çalışmaları da zikretmek lâzımdır.

Janos Eckmann, "Das Chwarezmtürkische", PhTF (Fundamenta) I, Wiesbaden 1959. Bu çalışma Mehmet Akalın tarafından Türkçeye çevril­miştir: "Harezm Türkçesi", Târihî Türk Şiveleri, Ankara 1979.

Kazakbay Mahmudov, XIII-XIV Asr Yazma Abideler Tilining Fonetik Sistemasi, Taşkent 1990.

Necmettin Hacıeminoğlu, Harezm Türkçesi Grameri, İstanbul 1996.

386 Ahmet B. ERCİLASUN



1.1.2. KIPÇAK TÜRKÇESİNE AİT ESERLER

Kıpçak Türklerinin konuşma dili, Ermeni Kıpçakçasıyla ilgili metinler hariç, yazı dili olarak kullanılmamıştır. Türkoloji literatüründe Kıpçakça ve Kıpçak Türkçesi olarak adlandırılan eserlerden Codex Cumanicus yazı diline ait değildir; Kıpçak ağzından yapılan derlemelerden ibarettir. Mısır'daki Memlük döneminde yazılan edebiyat, din, siyaset, atçılık, okçuluk gibi a-lanlardaki eserler ise Kıpçak ağzına değil, döneminin standart yazı diline ait eserlerdir. Bu yazı dilinin Harezm Türkçesinden çok az farkı vardır ve o da Harezm Türkçesi gibi Karahanlı ile Çağatay Türkçeleri arasında bir geçiş dönemini temsil eder. Harezm eserleri Karahanh dönemine, Memlük devri eserleri Çağatay Türkçesine daha yakındır. Memlûk döneminde yazılan gra­mer ve sözlükler de çoğunlukla standart dile aittir. Ancak zaman zaman Kıp­çak ve Türkmen (Oğuz) ağzı özelliklerini de kaydederler. Bunlardan sadece Et-Tuhfetü'z-Zekiyye yazarı, doğrudan doğruya Kıpçak dilini esas aldığını belirtmiştir.

Az da olsa Harezm Türkçesi eserlerinden farklı bazı dil özellikleri dola­yısıyla Memlük sahası eserlerinin dili için farklı bir isimlendirme yapılması tabiîdir. Bu isimlendirmenin, eserlerin yazıldığı muhit itibariyle ve dönemin gramercilerinin zaman zaman kullandığı terim dolayısıyla "Kıpçak" şeklinde olması da yadırganmayabilir. Yerleşmiş bir terim olduğu için Kıpçak Türkçesi teriminin kullanılması da sürdürülebilir. Ancak bu terim dolayısıy­la, Kıpçak Türkçesi denilen yazı dilinin, Kıpçak ağzından doğmuş bir yazı dili olduğu düşünülmemelidir.

Kıpçak Türkçesine ait eserleri ikiye ayırıp inceleyeceğiz: 1) Sözlük ve gramerler 2) Edebiyat, din, askerlik, baytarlık alanlarındaki metinler.



1.1.2.1. SÖZLÜK VE GRAMERLER

Codex Cumanicus

Karadeniz'in kuzeyindeki Kıpçak (Kuman) Türklerinden İtalyanlar ve Almanlar tarafından 14. yüzyılda derlenmiş iki bölümlük bir eserdir. Yazı dilini değil, o zamanki Kıpçakların konuşma dilini, ağızlarını yansıtır.

İtalyan bölümü 55 yapraktır (110 sahife) ve iki sözlük listesinden olu­şur. Sözlükler, Lâtince-Farsça-Kıpçakçadır. İlk liste alfabetik, ikinci liste tematiktir (konulara göre). İtalyan bölümünde bazı gramer kuralları da ve­rilmiştir. Alman bölümü 27 yapraktır (54 sahife). İki karışık sözlük listesi ve bazı metinlerden oluşur. Birinci liste Kıpçakça-Almanca, ikinci liste Kıpçak-ça-Lâtince sözlüktür. Metinler İncil'den parçalar, ilâhîler, bilmece ve ata-

TÜRK DİLİ TARİHİ ' 387

sözlerinden oluşur. Metinlerin Lâtince tercümeleri de verilmiştir (Çağatay 1978: 142; Karamanlıoğlu 1994: XXI).

Codex'in ilk satırları 1303 tarihini taşır. Eser 1362 yılında Petrarca tara­fından Venedik Cumhuriyetine hediye edilmiştir. Bu tarihleri dikkate alan Gabain, eserin 1303-1362 yılları arasında meydana getirildiği kanaatindedir (Gabain 1979: 73). D. A. Rasovskij ise 1303'ü CC'ün kopya tarihi olarak kabul etmekte ve eserin 13. yüzyıl içinde yazıldığını düşünmektedir (Çağa­tay 1978: 143). Codex Cumanicus hâlen Venedik'te St. Marcus Kütüphane-sindedir.

İtalyan ve Alman bölümlerinin imlâ sistemleri birbirinden farklıdır. Alman bölümü Gotik harfleriyle yazılmıştır ve kendi içinde imlâ tutarlılığı yoktur.

Gabain eserin dilini bugünkü Tatar Türkçesiyle karşılaştırır ve önemli benzerlikler bulur:

ET -ıg ~ CC- uw ~ Tat. ET yI- ~ CC cl- ~ Tat. cI-

ET +ŋız ~ CC +ŋız/+gız ~ Tat. +gız

Codex Cumanicus'ta da eserin dili Tatarçe, Tatar til olarak geçer (Gabain 1979: 74-75). Bu sebeplerle CC'un dilini eski bir Tatar ağzı olarak değerlendirmek yerindedir.

Şüphesiz CC ile bugünkü diğer Kıpçak yazı dilleri arasında da benzer­likler bulunur. Nitekim Karayca ile CC'ün dil benzerlikleri üzerinde durul­muştur. Saadet Çağatay, CC'un diline en yakın olan çağdaş lehçenin Karayımca olduğu fikrindedir. Çağatay; Kırım Tatarcası, Nogayca, Karaçayca, Kumukça ve Kazan Tatarcasını da CC'un diline yakın bulur (Çağatay 1978: 151-152). Bizce bugünkü Kıpçak yazı dillerinin tarihî bi­çimlerini araştırmak için başvurulacak iki ana kaynaktan biri CC, diğeri Er­meni Kıpçak metinleridir. Mısır Memlük gramer ve sözlüklerinin Kıpçakça olarak belirttiği malzeme de bu konudaki kaynaklardan biridir. Memlük döneminin metinleri ise bu konuda hemen hemen hiç malzeme vermez; çün­kü onlar Kıpçak ağzının değil, standart dilin eserleridir.

Codex Cumanicus ilk olarak 1880'de Budapeşte'de Kont Geza Kuun ta­rafından yayımlandı. 1884'te Radloff, 1911-1919 arasında Bang, 1929'da T. Kowalski eserin dili üzerinde durdular. Kowalski CC'un dilini bugünkü Karayca ile karşılaştırdı.

Kaare Grönbech 1936'da eserin tıpkıbasımını yayımladı: Codex Cumanicus Cod. Marc. lat. DXLIX in Faksimile herausgegeben mit einer Einleitungl, Kopenhagen 1936.

388 Ahmet B. ERCİLASUN

Aynı bilgin 1942'de eserin sözlüğünü oluşturarak yayımladı: Komanisches Wörterbuch, Türkischer wortindex zu Codex Cumanicus, Kopenhagen 1942. Grönbech çalışmasında, o zamana dek yanlış değerlendi­rilen e, i gibi bazı harfleri ı şeklinde değerlendirerek Codex'teki kelime ve metinlerin okunuşunu normalleştirmiştir. Grönbech'in eseri Kemal Aytaç tarafından sadeleştirilerek Türkçeye çevrilmiştir.

Ahmet Caferoğlu'nun Türk Dili Tarihi Notları II (İstanbul 1943) adlı e-serinde Codex Cumanicus bahsi çok geniş tutulmuş bir inceleme mahiyetin­dedir. Caferoğlu eser üzerinde ayrıntılı bir muhteva analizi yapmıştır.

Eserin dili üzerindeki en geniş çalışma A. von Gabain'e aittir: "Die Sprache des Codex Cumanicus", Fundamenta I, Wiesbaden 1959. Bu ince­leme Mehmet Akalın tarafından Türkçeye çevrildi: "Codex Cumanicus'un Dili", Tarihî Türk Şiveleri, Ankara 1979.

Codex Cumanicus'la ilgili önemli bir çalışma da Romen Türkolog Vladimir Drimba'ya aittir: Syntaxe Comane, Bucureşti 1973. Adından da anlaşılacağı üzere bu çalışma CC'un sentaksı hakkındadır.

Codex Cumanicus üzerindeki son çalışmalar Drüll Dagmar'a aittir: Der Codex Cumanicus, Stuttgart 1980; Codex Cumanicus: Edition diplomatique avecfacsimiles, Bükreş 2000.



Kitâbü'l-İdrâk li-Lisâni'1-Etrâk

Endülüslü dil bilgini Ebû Hayyan Muhammed bin Yusuf tarafından ya­zılan bir sözlük ve gramerdir. Mısır'da 18 Aralık 1312 tarihinde yazımı ta­mamlanmıştır.

Ebû Hayyan 1256'da Gırnata'da doğmuş; dil ve din bilimlerini tahsil etmiş; pek çok ülkeyi gezip bilgi ve görgüsünü arttırdıktan sonra Mısır'a gelerek dersler vermiş ve kitaplar yazmıştır. Aynı zamanda tanınmış bir A-rap dilcisi ve şairdir. Berberi asıllı olan Ebû Hayyan 1344'te Kahire'de öl­müştür (Özyetgin 2001: 42-43).

Kitâbü'l-İdrâk; sözlük, tasrif (morfoloji) ve nahiv (sentaks) olmak ü-zere üç bölümde düzenlenmiştir. Sözlük bölümünde isim ve fiiller karışık olarak, Arap alfabe sırasına göre düzenlenmiştir. Fiillerin bilinen geçmiş zaman, teklik 3. şahısları veya teklik 2. şahıs emir biçimleri, madde başı olarak verilmiştir. Türkçe kelimelerin anlamları genellikle Arapça tek keli­meyle karşılanmış; bazen kısa cümlelerle örneklendirilmiştir. Bazı kelimeler ise Kıpçakça ve Türkmence olarak kaydedilmiştir (Özyetgin 2001: 46-49). Bu kayıtlar, Kitâbü'l-İdrâk'in Kıpçak veya Türkmen ağzına ait değil, döne­min standart Türkçesine ait bir eser olduğunu göstermektedir.

TÜRK DİLİ TARİHİ 389

Kitâbü'l-İdrâk'in üç nüshası vardır. Beyazıt Umumî Kütüphanesi Veliyüddin Efendi bölümünde bulunan yazma 1335 yılında istinsah edilmiş­tir. Türkçe kelimeler kırmızı mürekkeple yazılmıştır ve harekelidir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki yazma 1402 yılında Ahmed bin Sâfıî tarafın­dan Lâzkiye'de istinsah edilmiştir. Bu nüshada da Türkçe kelimeler harekeli olup kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Üçüncü nüsha Kahire'de Dârü'l-Kütüb Kütüphanesinde bulunmaktadır (Özyetgin 2001: 50-52).

Eserin ilk baskısı Selânikli Mustafa Efendi tarafından 1309 (1891) yı­lında İstanbul'da yapılmıştır. Bu yayın Veliyüddin Efendi nüshasının Arap harfleriyle basımından ibarettir.

Eser üzerindeki ilk ilmî yayın Ahmet Caferoğlu tarafından yapılmıştır. Caferoğlu Veliyüddin Efendi nüshası ile Üniversite Kütüphanesi nüshasını karşılaştırarak eseri Türkçeye tercüme etmiştir.

Kitâbü'l-İdrâk üzerindeki farklı bir çalışma Robert Ermers'e aittir: Arabic Grammars of Turkic, The Arabic Linguistic Model Applied to Foreign Languages and Translation of Abû Hayyân al-Andalûsî's Kitâb al-İdrâk li-lisân al-Atrâk, Brill: Leiden- Boston-Köln 1999. Çalışma aslında Türkçe ile ilgili Arapça gramerlerin metodunu incelemektedir; ancak Kitâbü'l-İdrâk'in gramer bölümünün İngilizce tercümesini de vermektedir (Özyetgin 2001: 53).

Kitâbü'l-İdrâk üzerindeki son ilmî çalışma A. Melek Özyetgin'e aittir: Ebû Hayyân-Kitâbu'l-İdrâk li Lisâni'l-Etrâk- Fiil: Tarihî-Karşılaştırmalı Bir Gramer ve Sözlük Denemesi, Köksav, Ankara 2001. Doktora tezi olarak hazırlanmış çalışma Kİ'teki fiillerin imlâ, ses, şekil bilgisini ve söz varlığını karşılaştırmalı olarak incelemekte; 339-761. sayfalar arasında Kİ'te geçen 724 fiili, tarihî ve çağdaş lehçelerdeki karşılıklarıyla birlikte alfabetik olarak vermektedir.

Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-i Türkî ve Acemî ve Mugalî

1343 yılında Halil bin Muhammed el-Konevî adlı Konyalı bir Türk ta­rafından yazılmış veya istinsah edilmiş bir sözlük ve gramerdir. Eseri ilk neşreden Houtsma yazılış tarihini 1245 olarak vermişse de Barbara Flemming 1968'de Der Islam'da yazdığı bir yazıyla "bu tarihi 1345 diye düzeltmiştir. N. Poppe de bu tarihi 1343 olarak vermiştir" (Eren 1998: 177). Tercüman'ın 63 yaprağı Arapça-Türkçe sözlük ve gramer, 13 yaprağı Moğolca-Farsça sözlüktür. Eserin tek nüshası vardır ve Hollanda'nın Leiden Akademisi Kütüphanesindedir.

390 Ahmet B, ERCİLASUN

Tercüman; 1) İsimler, 2) Fiillerin mastarları ve emir biçimleri, 3) Keli­me ve fiil çekimleri, 4) Cümle kuralları olmak üzere dört kısma ayrılır. Türkçe kelimeler kırmızı mürekkeple yazılmıştır ve harekelidir. İsimler ko­nulara göre (tematik olarak) sıralanmıştır. Gökle ilgili, yerle ilgili kelimeler, bitkiler, hayvanlar, yiyecek-içecekler, giyecekler, sayılar vb. konular arasın­da melik ve melike isimleri, kadın isimleri de vardır. Fiiller bölümü, Arapça emir biçimindeki fiillerin alfabetik sırasına göre düzenlenmiştir. Üçüncü kısım fiil kipleri hakkında bilgi vermekte, kiplerin hangi eklerle oluşturula­cağını anlatmaktadır. Dördüncü kısım isim morfolojisine ve bazı edatlara aittir. Eserin gramerle ilgili üçüncü ve dördüncü kısımları çok kısadır (47a-62b). Eserde 2000 civarında Türkçe kelime vardır.

Tercüman, giriş bölümünde harfler hakkında bilgi verirken, Arapçaya mahsus peltek s, ayın, dat gibi harflerin "Halis Kıpçak Türk dilinde" bulun­madığını söylüyor. Daha sonra "Hâlis Türk dili" ile "Türkmen dili"nin fark­lılıklarını gösterdiğinden bahsediyor (Toparlı vd 2000: 1) ve eser içinde 90 civarında kelimeye Türkmence kaydı düşüyor. Bu kayıtlar, Tercüman yaza­rının, Türkmenceye (Oğuzcaya) karşılık Kıpçakların dilini "hâlis Türk dili" kabul ettiğini göstermektedir.

Tercüman ilk defa Martin Theodor Houtsma tarafından 1894'te yayım­lanmıştır: Ein türkisch-arabisches Glossar, Leiden 1894. Bu çalışmada yaz­manın tıpkıbasımı ve Arap harfleriyle yazılmış Türkçe kelimelerin Almanca anlamlan verilmiştir.

Eser üzerinde ikinci olarak A. K. Kurışjanov çalışmıştır: İssledovaniye po leksike starokipçaks kogo pis'mennogo pamyatnika XIII v., Alma Ata 1970.

Son olarak Tercüman; Recep Toparlı, Sadi Çögenli ve Nevzat H. Yanık tarafından işlenmiştir: Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-ı Türkî ve Acemî ve Mugalî, TDK, Ankara 2000. Bu çalışmada eserin tıpkıbasımı verilmiş, ter­cümesi yapılmış ve eserde geçen bütün Türkçe kelimeler alfabetik dizin ola­rak düzenlenmiştir.

Eserin Moğolca bölümü 1927-28 yıllarında N. Poppe tarafından işlen­miştir.

Et-Tuhfetü'z-Zekiyyefi'1-Lügati't-Türkiyye

15. yüzyılın başlannda yazılmış Arapça-Türkçe bir sözlük ve gramerdir. Sözlük bölümünde Arapça kelimeler alfabetik olarak sıralanmış; her harfte Önce isimler, sonra fiiller ve bunların Türkçe karşılıkları verilmiştir. Gramer

TÜRK DİLİ TARİHİ 391

bölümünde morfoloji ve sentaks konulan yer almaktadır. Eserdeki Türkçe kelimelerin sayısı 3000'e yakındır (Atalay 1945: XV).

Eserin yazıldığı tarih ve yer bilinmemektedir; ancak eldeki tek yazma­nın ilk sahifesi kenarında bulunan ve 829 (1425) tarihini gösteren çıkmadan Tuhfe'nin 1425'ten önce yazılmış olması gerektiği anlaşılmaktadır (Atalay 1945: XIII). Başında ve sonundaki bazı ilâvelerden Mısır'da yazıldığı belli olmaktadır (Karamanlıoğlu 1994: XXIII).

Eserin tek nüshası İstanbul'da, Beyazıt Kütüphanesi Veliyüddin Efendi bölümündedir. Arapça kelimeler siyah, Türkçe kelimeler kırmızı mürekkeple yazılmıştır.

Et-Tuhfe'nin diğer sözlüklerden en önemli farkı, giriş bölümünde yaza­rının "Bu kitapta Kıpçak diyeleği üzerine dayandım; çünkü en çok kullanılan odur. Burada Türkmen diyeleğini -sıkışmadıkça- söylemedim" kaydıdır (Atalay 1945: 3). Atalay'ın "diyelek" olarak çevirdiği kelime özgün metinde "lüga"dır. Gerçekten de Memlük sözlükleri içinde Kıpçak konuşma diline ait özellikler en çok bu eserde görülür.

Tuhfe'den ilk defa 1922'de Fuat Köprülü bahsetmiştir. Ancak 1945'teki Besim Atalay yayınına kadar bu eser Türkologların pek dikkatini çekmemiş­tir (Atalay 1945: X-XI). Aslında 1940'ta Zajaczkowski, Fransızca bir maka­leyle eseri etraflı bir şekilde tanıtmıştı. T. Halasi-Kun da 1942'de Budapeş­te'de eserin fotokopisini yayımlamıştı. İlk ilmî yayın Besim Atalay'a aittir: Ettuhfet-üz-Zekiyye fil-Lugat-it-Türkiyye, TDK, İstanbul 1945, Yayında ese­rin tıpkıbasımı, tercümesi ve gramatikal dizini verilmiştir. Dizinde başka lehçe ve sözlüklerle karşılaştırmalar da vardır.

Tibor Halasi-Kun, eser üzerinde 1942'den itibaren çalışmaktaydı. 1945'te Atalay'm kitabı yayımlanınca iki bilgin arasında tartışma çıktı. Halasi-Kun DTCF Dergisinin V. (1947) ve VII. (1949) sayılarında yazdığı yazılarla Atalay neşrini eleştirdi.

Tuhfe'nin Rusça neşrini E. İ. Fazılov ile M. T. Ziyayeva yaptı: İzkannıy dar tyurkskomu yazıku. Grammatiçeskiy traktat XIV veka na Arabskom yazıke, Taşkent 1978.



Bülgatü'l-Müştâk fî Lûgati't-Türk ve'1-Kıfçak

14. yüzyılın ikinci yarısında veya 15. yüzyıl başlarında yazılmış Arap-ça-Türkçe bir sözlüktür. Kitabın yazarı Cemâleddin Ebû Muhammed Ab­dullah et-Türkî adlı bir Türktür. Kitabın ilk sayfasında Ebûbekir adlı bir kişi 855 (1451) tarihinde bu kitabı okuduğunu kaydetmiştir. Bu kayıttaki 855, terminus ante guem'dir; yani eser bu tarihten sonra yazılmış olamaz.

392 Ahmet B. ERCİLASUN

Zajaczkowski'ye göre eserin yazıldığı tarih 14. yüzyıl ortalarına dek gidebi­lir. Yine Zajaczkowski'ye göre eser Suriye sahasında yazılmış olmalıdır (Zajaczkowski 1958: XIV-XV).

Cemâleddin et-Türkî mukaddimesinde kitabını Tercümanı el-Lügati't-Türkiyye (Türk Dilinin Tercümanı) olarak da zikreder.

Bülgatü'l-Müştâk normal sayfa düzeninde değildir. Kelimeler baklava biçiminde dizilmiştir. Her kelime baklava biçiminin bir kenarını oluştur­maktadır. Bir kenar Arapça, bir kenar Türkçe, tekrar bir kenar Arapça, bir kenar Türkçe yazılarak baklavanın dört kenarı tamamlanmıştır. Önceki bak­lava biçiminin kenarı, aynı zamanda yanındaki baklava biçiminin kenarıdır. Bu düzen içinde her sayfada 23 baklava biçimi yanyana ve alt alta sıralan­mış; böylece kitaba estetik bir şekil verilmiştir. Yazarın amacı elbette öğren­ci ve okuyuculara cazip gelecek bir kitap meydana getirmektir. Eser baştan başa harekelidir; Arapça kelimeler siyah, Türkçe kelimeler kırmızı mürek­keple yazılmıştır.

Eserde isim ve fiil bahisleri ayrılmıştır. İsimler tematik olarak (gök, yer, madenler, hayat, ölüm, din, askerlik, hububat, hayvanlar vb.) sıralanmış; fiil bölümü ise Arapça fiillerin alfabe sırasına göre düzenlenmesinden meydana gelmiştir.

Bülgatü'l-Müştâk'ta "Türkmen" ve "Kıpçak" kaydıyla ancak birkaç ke­lime geçmektedir. Özyetgin, yaptığı karşılaştırmalar sonunda daha birçok kelimenin Oğuz-Türkmen sahasına ait olduğunu belirtmektedir (Özyetgin 2001:61).

Bülgatü'l-Müştâk'ın tek nüshası vardır ve Paris'te, Bibliotheque Nationale'de muhafaza edilmektedir.

Eserin ilmî yayınını Polonyalı Türkolog Ananiasz Zajaczkovvski yap­mıştır. İlk çalışma 1938'de yayımlanmıştır. Manuel arabe de la langue des Turcs et des Kiptchaks (epoque del'Etat Mamelouk), Warszawa 1938. Giriş, Türkçe-Lehçe-Fransızca sözlük (isimler) ve Arap harfli metinden oluşmak­tadır.

İkinci cilt 1954'te çıkmıştır: Vocabulaire Arabe-Kiptchak de l'epoque de lEtat Mamelouk, II-eme partie. Le verbe. Warszawa 1954. Eserin fiil bölümü bu çalışmada Türkçe alfabe sırasına göre sıralanmış; anlamları Leh­çe olarak verilmiştir. Arapça-Türkçe bir listeden sonra eserin tıpkıbasımı yer almaktadır.

İlk cildin ikinci baskısı 1958'de yapılmış; bu baskıda isim bölümünün de tıpkıbasımı verilerek eserin ilmî yayını tamamlanmıştır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 393

El-Kavânînü'1-Külliyyeli-Zabti'l-Lügati't-Türkiyye

15. yüzyıl başlarında, Arap dilinde yazılmış bir Türk grameridir. Eserin adı sade bir şekilde "Türk Dilinin Genel Kuralları" olarak Türkçeye çevrile­bilir. Yazarı ve yazılış tarihi belli değildir. 15. yüzyıl başlarında Kahire'de yazıldığı tahmin edilmektedir (Toparlı vd. 1999: III).

El-Kavânîn'in diğer Memlük sahası dilcilik eserlerinden ayrılan en ö-nemli yönü, sözlük bölümünün olmayıp sadece gramerden ibaret bulunması­dır. Ancak gramer içinde yer yer kelime listeleri verilmiştir. Eser; fiil, isim ve ekler olmak üzere üç baba (bölüme) ayrılmıştır. Hâtime (sonuç) kısmında da fiillerin teklik 2. şahıs emir biçimleri liste hâlinde verilmiştir.

Kavânîn yazarı, eserinin mukaddimesinde Türk olmadığını, ancak Türklerle çok düşüp kalktığını ve ısrar üzerine bu kitabı yazdığını belirtmiş­tir (Toparlı vd. 1999: 1). Yazarın, Türkmenlerin -sIn emir ekini -sUn şeklin­de (w, ü ile) okuduklarını belirttikten sonra yaptığı şu uyarı çok dikkat çeki­cidir: "Türkmence Türkçe değildir. Bundan dolayı bazı yerlerde dikkatli olman, sakınman ve konuşmaman için seni uyarıyorum. Çünkü Türkmence, Türklerce müstehcen ve onu konuşan ise hakir sayılmaktadır." (Toparlı vd. 1999:7).

Kıpçak muhitindeki yazarın bu ifadesi 15. yüzyılda Kıpçak Türklerinin Türkmenlere ve Türkmenceye (Anadolu ve Azerbaycan'da yaşayanlara ve onların dili olan Eski Oğuz Türkçesine) nasıl baktıklarını göstermektedir. 15. asırda Kıpçaklar kendi dillerini Türkçe saymakta; Anadolu ve Azerbay­can'da yaşayanların dillerini ise Türkçe saymayıp Türkmence olarak adlan­dırmaktadırlar. Yazarın "fasih Türkçe"den ne anladığı da evet maddesinde belirtilir: "Evet'i fasih konuşan bir Türk'ten işitmedim. Onu yalnız Türk­menler kullanır. Harici Timurlenk ile yürüyüp Kahire'ye gelen Türklerden evet yerine beli duydum." (Toparlı vd. 87). Bu ifadelerden anlaşıldığına gö­re, yazar Türkistan'da kullanılan Türkçeyi fasih (doğru) saymaktadır.

El-Kavânîn'in tek nüshası vardır ve İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Şehit Ali Paşa bölümünde saklanmaktadır. Bu yazmada da Arapça kelimeler siyah mürekkeple, Türkçe kelimeler kırmızı mürekkeple yazılmıştır; Türkçe kelimeler harekelidir.

El-Kavânîn ilk defa Kilisli Rifat tarafından 1928'de İstanbul'da, Türki­yat Enstitüsü yayını olarak basılmıştır. Fuat Köprülü'nün önsözünün de yer aldığı bu yayında eserin hatime kısmı bulunmamaktadır. S. Telegdi 1937'de, Kilisli neşrine dayanarak eserin Almanca fihristini ve bazı gramer özellikle­rini yayımlamıştır (Karamanlıoğlu 1994: XXV).

394 Ahmet B. ERCİLASUN

Son olarak Recep Toparlı, Sadi Çögenli ve Nevzat H. Yanık tarafından eserin ilmî yayını yapılmıştır: El-Kavânînü'l-Külliyye li-Zabti'l-Lugati't-Türkiyye, TDK, Ankara 1999. Bu çalışmada eserin tıpkıbasımı, tercümesi ve Türkçe kelimelerin gramatikal dizini bulunmaktadır.

Ed-Dürretü'1-Mudiyye fi'1-Lügati't-Türkiyye

14.veya 15. yüzyılda yazılmış Arapça-Türkçe sözlük ve konuşma kıla­vuzudur. Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih belli değildir. Kitabın adı "Türk Dilinin Parlayan İncisi" anlamına gelir. Bülgatü'l-Müştâk'ta olduğu gibi bu eserin mukaddimesinde de kitabın "tercümânü'l-lügati't-Türkiyye" olarak anılması dikkat çekicidir. "Türk Dilinin Tercümanı" anlamına gelen bu iba­renin bu tür sözlüklere verilen genel bir ad, bir terim olduğunu düşünebiliriz.

Dürretü'l-Mudiyye 24 fasıla (bölüme) ayrılmıştır. Allah, gök ve yerde-kiler, sular, güzel kokulu bitkiler, meyveler, ağaçlar vb. kavramların her biri bir fasıl oluşturur. 21. fasıl "Türkçe sayılar", 22. fasıl "Türk erkek adları", 23. fasıl "Türk kadın adlan"dır. En ilgi çekici fasıl 24. fasıldır. Bu faslın adı "Terkîbü'l-kelâm ev kelâmu mürekkeb"dir; "sözlerin terkibi veya mürekkep sözler" demektir. İşte bu bölüm eserin konuşma kılavuzu bölümüdür; tam 220 kısa cümle ve anlamlan verilmiştir. Eser bu bölümüyle diğer bütün sözlük ve gramerlerden ayrılmaktadır.

Dürretü'l-Mudiyye'nin ikinci bir özelliği, düzleşme ve diftonglaşma ör­neklerine sahip olmasıdır: taŋuz (domuz), yakuş (yokuş), îakuz (dokuz), van (on), sevlemek (söylemek); yüzüm (üzüm), yet (et), yig (iğ), yelek (elek), yeki (iki), yelli (elli), vıyal-< uyal- (utanmak). Bu örnekler farklı ve tipik bir Kıp­çak ağzına delâlet etmektedir. Gerçi eserde teŋiz / tiyiz, taŋrı / teŋri / tanrı, neçik / neçük (nasıl), menüm / menim gibi ikili, hatta bazen üçlü örneklerle, farklı söylenişler hedef alınmış olsa da düzleşme ve diftong örneklerinin çoğu tek biçimli gösterilmiştir ve bu durum, yazarın böyle bir ağız toplulu­ğuna mensup olduğunu veya o çevre içinde bulunduğunu gösterir.

Dürretü'l-Mudiyye'nin tek nüshası vardır ve Floransa'daki Medicae Bibliotheca Laurenziana'da muhafaza edilmektedir (Toparlı 2003: V). Arap­ça kelimeler ve ibareler siyah mürekkeple, Türkçe kelime ve ibareler kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Eser baştan sona harekelidir. Arapçalar üst satıra, Türkçeler alt satıra yazılmıştır.

Eseri 1963 yılında Ananiasz Zajaczkovvski bulmuş ve Rocznik Orientalistyczny dergisinin XXIX/I (1965), XXIX/ II (1965), XXXVI (1968), XXXII/II (1969) sayılarında tanıtıp işlemiştir. Bu çalışmalarda Zajaczkowski eserin tıpkıbasımını ve sözlüğünü vermiş; dil özellikleri üze-

TÜRK DİLİ TARİHİ 395

rinde durmuştur. Ancak erkek ve kadın adları bölümünü ihmal etmiştir (Toparlı 2003: VI).

2003 yılında eser Recep Toparlı tarafından da yayımlanmıştır. Yayında tıpkıbasım, tercüme ve örnekler dizini bulunmaktadır.

1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə