Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə24/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   33

0. KUZEY-DOĞU TÜRKÇESİ 1. HAREZM-KIPÇAK TÜRKÇESİ

1.1. HAREZM-KIPÇAK TÜRKÇESİNE AİT ESERLER

1.1.1. HAREZM TÜRKÇESİNE AİT ESERLER

Ceyhun'un Aral Gölüne döküldüğü bölgede yer alan Harezm, 11. yüzyıl başlarında Gaznelilere bağlı bir vilâyet idi. Buraya tayin edilen valilere Harezmşah deniliyordu. Gazneli Mahmud zamanında Harezmşah olarak Altuntaş tayin edilmişti. Altıntaş'tan sonra oğlu Harezmşah Harun bölgeyi idare ediyordu. Selçuklular zamanında da Harezm bölgesi valilerce yönetil­mekteydi. Selçukluların tayin ettiği Harezm valileri Sultan Sançar'ın 1157'de ölümü üzerine bağımsız olmuşlardı.

Harezmşahlar sülâlesi, Oğuzların Beydili boyundan Anuş Tigin ile başlar. Anuş Tigin'in oğlu Kutbüddin Muhammed 1097-1127; onun oğlu Atsız 1127-1156; onun oğlu İl Arslan 1156-1172 yılları arasında Harezm'i idare etti. İl Arslan 1157'den itibaren bağımsız Harezmşah devletinin yöne­ticisi idi. 1172-1200 arasında İl Arslan'ın oğlu Sultan Tekiş, 1200-1220 ara­sında da onun oğlu Harezmşah Alaaddin Muhammed ülkeyi yönetti (Taneri 1987: 493-494). Harezmşahlar devletine Çengizliler son verdiler.

Bu siyasî oluşumların sonucu olarak Harezm Türkleşti ve 12. yüzyılda bir kültür merkezi olarak sivrildi. Çengizliler ve Altın Ordu çağında da bu durum devam etti. Altın Ordu çağında (1241-1502) Harezm, Aşağı Seyhun boyları, İdil'in Hazar'a döküldüğü yerde bulunan başkent Saray başlıca kül­tür merkezleriydi. Harezm Türkçesine ait eserler işte bu kültür muhitinde yazıldı.

Harezm Türkçesi eserleri şunlardır:

Mukaddimetü '1-Edeb

Mukaddimetü'1-Edeb aslında Arapçayı öğretmek üzere yazılmış kelime ve kısa cümlelerden ibaret bir eserdir. Arapça kelime ve ibarelerin altına Harezm Türkçesi, Farsça, Hârezmce (bir İran dili), Moğolca, Çağatayca, Osmanlıca gibi dillerde anlamları yazılmıştır. Tabiî ki her nüshada bütün bu

374 Ahmet B. ERCİLASUN

diller yoktur. En eski nüshalar "Harezm Türkçesi ve Farsça ile tercümeli olan nüshalardır" (Yüce 1993: 8).

Eserin yazarı ünlü bilgin Zemahşerî'dir. Mukaddimetü'l-Edeb'i Harezmşah Atsız'a sunmuştur. Eserin yazılış tarihi 1128-1144 yılları arası­dır. Harezm Türkçesi tercümenin bizzat Zemahşerî tarafından yapılıp yapıl­madığı belli değildir. Eserin Şuşter nüshasının ilmî yayınını yapan Nuri Yü­ce Harezm Türkçesi tercümenin de Zemahşerî'nin elinden çıktığı kanaatin­dedir (Yüce 1993: 7-8). Eğer bu doğruysa Harezm Türkçesindeki bu metin 12. yüzyılın ilk yarısına ait demektir. Bu doğru olmasa bile eserin 13. yüzyı­lın ikinci yarısına ait nüshalarındaki Harezm Türkçesi tercüme, diğer bütün Harezm dönemi eserlerinden eskidir. Eser alfabetik bir sözlük değildir. Dörtte biri isimler, dörtte üçü fiiller bölümünü oluşturur. Fiiller Arapça bablara göre sıralanmıştır (Yüce 1993: 7).

Eserde t yanında d ile başlayan kelimelerin de bulunması, birden fazla heceli kelimelerde g korunmakla beraber örnekleri az da olsa bazen g'nin düşmesi, -IsAr Sıfat-fiil ekinin kullanılması gibi bazı özellikler Oğuz özel­likleridir. Ancak diş arası d ve w seslerinin hâkimiyeti, -g'lerin genellikle korunması eserin esas itibariyle bir Harezm Türkçesi eseri olduğunu gösterir.

Nuri Yüce yayınında 3506 kelime vardır ve bunun 2908'i Türkçe, 450'si Arapça, 133'ü Farsça kökenlidir. 8000 kelime ihtiva eden DLT'ten sonra Mukaddimetü'1-Edeb "Orta Türkçenin....en zengin ve en mühim lugat hazinesine sahip" eseridir (Yüce 1993: 24-25).

Mukaddimem'1-Edeb'in birçok nüshası vardır. Bilinen en eski nüshaları Yozgat (istinsah tarihi: 1257) ve Berlin (istinsah tarihi: 1282) nüshalarıdır. İstinsah tarihi bilinmeyen ve İran'ın Şuşter kasabasında hususî bir kütüpha­nede bulunan Şuşter nüshası da özellikle Türkçe kelime hazinesinin zengin­liği dolayısıyla önemli nüshalardan biridir (Yüce 1993: 9-10).

Mukaddimetü'1-Edeb çeşitli dillerle ilgili olduğu için Türkçe dışındaki çalışmalara da konu olmuştur. Eserin en eski nüshası olan Yozgat nüshasını bulup bilim dünyasına tanıtan Ahmet Ateş'tir: "Anadolu Kütüphanelerinden Bazı Mühim El Yazmaları", (TDED 8, İstanbul 1958). Zeki Velidi Togan da 1965'te eserin "Hârizm Türkçesi ile tercümeli en eski nüshalarını" tanıtan önemli bir makale yazmıştır: "Zimahşerî'nin Doğu Türkçesi ile Mukaddimetü'l-Edeb'i" (TM. 14 İstanbul 1965). Polonyalı Türkolog A. Zajaczkowski 1967'de RO'da, Yozgat nüshasının hayvanlarla ilgili bölümü­nü yayımlamıştır (Yüce 1993: 12-14).

Mukaddimem' 1-Edeb'le ilgili en önemli çalışma Nuri Yüce'ye aittir. Mukaddimetü 'l-Edeb-Hvârizm Türkçesi ile Tercümeli Şuşter Nüshası-Giriş, Dil Özellikleri, Metin, İndeks, TDK, Ankara 1993. Bu çalışmada hem bütün metnin transkripsiyonlu okunuşu, hem de bütün kelimeleri içine alan aramatikal dizin verilmiştir.

TÜRK DİLİ TARİHİ 375

Kısasu'l-Enbiya

Kısasu'l-Enbiya, "peygamber kıssaları" demektir; Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında özel bir yere sahiptir. Peygamberlerin hayat hikâyeleri ve mucizelerini, sahabenin ve dört halifenin menkıbelerini anlatır. Yaratılıştan Hz. Hasan ve Hüseyin'e kadar gelir. Eser içinde toplam 484 mısra tutan 43 şiir vardır (Ata 1997: XVI). Harezm Türkçesiyle yazılmış Kısasu'l-Enbiya'nın yazan Nâsireddin bin Burhaneddin Rabguzî'dir; eserinde kendi­sini "Bu kitâbnı tüzgen....Ribat Oguzlug Burhân oglı Kazi Nasır" olarak tanıtır (Ata 1997: XI); kısaca Rabguzî diye tanınmıştır. Rabguzî, görüldüğü gibi Ribât-ı Oguzî'den kısalmıştır; yazann Oğuz ribâtından (kasabasından) ve büyük bir ihtimalle bir Oğuz Türkü olduğunu gösterir. Faruk Sümer'e göre, Seyhun boylarında, Cend yakınlarında Ribatat adlı bir şehir vardı (Ata 1997: XI-XII). Rabguzî'nin Oğuz oluşunun dil tarihimiz açısından özel bir anlamı vardır. Türkistan bölgesinde yaşayan bir Türk, hangi boydan olursa olsun eserini, döneminin ortak yazı diliyle yazmaktadır. Rabguzî de eserini, dönemin Türkistan ve Altın Ordu'daki ortak yazı dili olan Harezm Türkçesiyle yazmıştır.

Rabguzî'nin Kısasu'l-Enbiya'sı Arapçadan Farsçaya yapılmış bir ter­cümenin Türkçeye uyarlamasıdır. Moğol şehzadesi Nâsireddin Tok Buga'nın emriyle 1310'da yazılmıştır (Eckmann 1979: 185).

Kısasu'l-Enbiya'nın pek çok yazması vardır. Aysu Ata'nın çalışmasın­da Leningrad'da 6, İsveç'te 2, Paris'te 1, Bakû'da 1 nüshadan bahsedilir (Ata 1997: XX).N. İlminskiy 1859 yılında eseri Kazan'da bastırmıştır. Bilim dünyasında en çok bilinen ve işlenen nüsha, 15. yüzyılda istinsah edildiği tahmin edilen Londra nüshasıdır. Tatar asıllı, Lehistanlı Türkolog Jakob Schinkevvitsch Londra nüshasının sentaksı üzerine doktora tezi yapmış ve bunu Rabguzi's Syntax adıyla MSOS'ta 1926-1927 yıllarında yayımlamıştır. Bu çalışma Sabit Paylı tarafından Türk Dili Belleten III/8-ll'de (1947) Türkçeye çevrilmiştir. Danimarkalı Türkolog Kaare Grönbech 1948'de Londra nüshasının tıpkıbasımını neşretmiştir: Rabghuzi, Narrationes de prophetis, Kopenhagen 1948. Londra nüshası 1990'da Taşkent'te de Özbek transkripsiyonuyla neşredilmiştir.

Eser üzerinde en önemli çalışma son yıllarda Aysu Ata tarafından ya­pılmıştır. Ata'nın iki büyük cilt tutan eserinin birinci cildi Kısasu'l-Enbiya'nın metin ve tıpkıbasımını, ikinci cildi dizinini vermektedir: Kısasü'l-Enbiyâ, I, Giriş-Metin-Tıpkıbasım, TDK, Ankara 1997; Kısasü'l-Enbiyâ, II, Dizin, TDK, Ankara 1997.

TÜRK DİLİ TARİHİ 377

(beş mesnevi) yazarı olarak büyük bir üne sahiptir ve Fars edebiyatının en büyük isimlerinden biridir. Nizamî tarafından 12. yüzyılda yazılan Hüsrev ü Şîrîn, Kutb mahlâslı bir Türk şairi tarafından 1341-1342 yıllarında Harezm Türkçesine çevrilmiştir. Kutb eserini Altın Ordu hanlarından Tını Bek Han ve karısı Hanmelek adına yazmıştır.

Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i 4370 beyitlik büyük bir mesnevîdir. Niza-mî'nin kullandığı vezinde, mefâîlün mefâîlün feûlün vezninde yazılmıştır. Eserin girişinde, doğrudan doğruya Kutb'a ait olan tevhîd, eflâk harekâtı (feleklerin hareketleri), teŋri taâlânın münâcâtı, resûl aleyhisselâm na'tı, resûl aleyhisselâm tört yâri (dostu) ögdüsi, şâhzâde Tını Bek Han medhi, melîke-i merhûme Hanmelek medhi, kitâb nazm kılmakka sebeb başlıklı bö­lümler 270 beyit tutmaktadır. Resûl aleyhisselâmnıŋ tört yâri ögdüsi başlıklı 17 beyitlik bölüm Kutadgu Bilig vezni olan, feûlün feûlün feûlün feûl vez­ninde yazılmıştır.

Nizamî'nin eserinin 5700 beyit olmasına karşılık Kutb'un mesnevisinin 4370 beyit olması, Necmettin Hacıeminoğlu'na göre ya Nizamî'nin bazı uzun tasvirlerini Kutb'un kısaltmış olmasından, ya da yazmanın müstensihi-nin ihmalinden kaynaklanmaktadır. Hacıeminoğlu Nizamî'deki bölüm baş­lıklarının Kutb'da da aynen var olmasından hareketle, "hikâyenin kuruluşu, konusunun seyri ve neticesi bakımından" Kutb'un Nizamî'ye sadık kaldığı görüşündedir (Hacıeminoğlu 1986: VII-VIII).

Fuat Köprülü de "hikâyenin cereyanında" Kutb'un "hemen tamamiyle Nizamî'ye ittibâ (uyma) ve bazı yerlerde onu biraz ihtisar (kısaltmış) etmiş, fakat bazı yerlerde de imkân buldukça Nizamî'nin metnini aynen tercümeye çalışmış" olduğunu; "ara sıra tasvirî parçalarda Farisî aslı bırakarak kendi şahsiyetine ittibâ" ettiğini belirtir. Köprülü bu eserin, Harezm-Altın Ordu sahasının münhasıran bediî maksatla yazılan, ilk din dışı eseri olduğuna da dikkat çeker (Köprülü 1928: 359).

A.Zajaczkowski'ye göre Kutb'un eseri, "Nizamî'nin manzumesinin e-debî bir adaptasyonu"dur. Zajaczkowski, Kutb'un atasözlerini dahi olduğu gibi çevirmeyip Türk atasözleri ile ifade ettiğini örneklerle ortaya koyar (Zajaczkowski 1960: 159-168). Esasen Azerbaycanlı Nizamî uzmanları, Nizamî'deki pek çok ifade ve deyimin Türkçeden Farsçaya adapte edildiğini örneklerle göstermişlerdir.

Fuat Köprülü'ye göre Kutb, "klâsik nazım kaidelerine lâyıkiyle vâkıf, selis bir üslûba ve mükemmel tasvir kudretine mâlik... çok değerli bir sanat­kârdır (Köprülü 1928: 359).

Hacıeminoğlu da "kuvvetli bir nâzım olduğu, eserin baş kısmına yaptığı 271 beyitlik ilâveden anlaşılan Kutb'un, Nizamî'nin mesnevisini başarı ile

378 Ahmet B. ERCİLASUN

Türkçeye naklettiği" fikrindedir (Hacıeminoğlu 1986: VIII). Gerçekten de "sebeb-i telif bölümündeki şu beyitler lirik bir coşkunun açık ifadesidir:

Boyum şehringe köŋlüm irdi sultân Cânım andın kabûl kıldı bu fermân

Vücuduma gönlüm sultan idi (kendi kendimin sultam idim)

Bu sebepten canım ferman kıldı

Köŋül ferm'anını can birle tuttum

Adın sakınçnı bir yolı unuttum

Gönül fermanını can ile tuttum,

Başka bütün düşünceleri bir defalığına unuttum

Kazan tig kaynap uş sevdâ bişürdüm

Nizâmî balıdın halvâ bişürdüm

Kazan gibi kaynadım ve sevda pişirdim Nizamî balından helva pişirdim (HŞ 242-244).

Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i, Nizamî'nin eserinin Türkçeye yapılan 20'den fazla çevirisinin ilkidir ve Harezm Türkçesindeki tek çeviridir. Eserin tek nüshası 1383'te İskenderiye'de Berke Fakih tarafından Altın Boğa adına istinsah edilmiştir (Ersoylu 1985: 28). Bu nüshanın sonuna Berke Fakih 24 beyitten oluşan kendine ait bir manzumeyi de eklemiştir (İnan 1953: 64-65). Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'inin bu tek nüshası, Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır.

Eser üzerinde 1950'lerde Zajaczkovvski, 1960'ların ikinci yarısında Necmettin Hacıeminoğlu çalışmıştır.

Zajaczkovvski eserin metnini, tıpkıbasımını ve sözlüğünü yayımlamıştır: Ananiasz Zajaczkowski, Najstarsza wersja Turecka - Husrav u Şîrîn Qutba I Tekst, Warszawa 1958; // Facsimile, Warszawa 1958; /// Slownik, Warszawa 1961.

Necmettin Hacıeminoğlu ise eserin metnini ve tafsilâtlı gramerini verir: Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i ve Dil Hususiyetleri, İstanbul 1986. 2000 yılında TDK tarafından eserin ikinci baskısı yapılmıştır. Hacıeminoğlu'nun doktora çalışmasındaki gramatikal dizin bölümü henüz basılmamıştır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 379

Muhabbetname

Mesnevî tarzında yazılmış uzunca bir manzumedir. "Nâme" adı verilen 11 küçük bölümden oluşur; içinde seyrek olarak "kıt'a" adı verilen gazeller de vardır. Mefâîlün mefâîlün feûlün vezniyle yazılmıştır (Köprülü 1928: 361).

Muhabbetname'nin yazarı, Harezmî mahlasını taşımaktadır. Asıl adı bilinmemektedir. Harezmî mahlâsı, kendisinin Harezmli olduğunu kesin olarak göstermektedir.

Muhabbetnâme sözin sizge aydım/Kamug Sirin yakasında bitidim (Muhabbetname'nin sözünü size söyledim/Hepsini Sir nehri kıyısında yaz­dım) beytinden eserin Seyhun boyunda yazılıp tamamlandığı anlaşılmakta­dır. Şair eserini 754'te (1352-1353) bitirdiğini de "Hâtime" bölümünde kay­detmiştir.

Harezmî eserini Mahmud Hoca Big'e sunmuştur. Mahmud Hoca Big, Altın Ordu Hanı Canı Bek'in yanındaki önemli mevki sahiplerinden biriydi ve Kongrat boyundandı (Köprülü 1928: 360).

Harezmî, Farsça şiirleriyle de tanınmıştı. Mahmud Hoca Big'e üç Fars­ça şiirini okuyunca Mahmud Hoca'nın "Farisî şiirlerle dünyayı doldurdu­ğundan bahsettiğini, o kışı kendi nezdinde geçirerek o memleket diliyle bir kitap yazmasını temenni eylediğini" Harezmî anlatmaktadır (Köprülü 1928: 361).

Fuat Köprülü Harezmî'yi şu şekilde değerlendirmektedir: "Bu sanatkâr Türkçeyi de kemâl-i muvaffakiyetle kullanmakta, Farisî ve Arabî kelimelerle biraz fazla meşbû (dolu) olmasına rağmen, çok selis ve temiz bir lisanla yazmaktadır.... Harezmî bu eski klâsik edebiyatın on dördüncü asırdaki en büyük şairidir" (Köprülü 1926: 361).

Köprülü, Harezmî'nin şöhretinin yaygınlığı üzerinde de durur. 14. yüz­yıl sonlarında veya 15. yüzyıl başlarında yaşamış olan Hocendî adlı bir şairin tıpkı Harezmî gibi "nâme"lerden oluşan Letâfetname adlı bir mesnevî yazdı­ğını ve Muhabbetnâme'den hürmetle bahsettiğini; Nevayî'nin de Mîzânü'l-Evzân'da Harezmî'nin adını vermeden, "Muhabbetname" adlı bir beste bu­lunduğunu ve bunun mefâîlün mefâîlün feûlün vezninde (Harezmî'nin eseri­nin vezni) olduğunu; Seyf-i Sarayî'nin, onun bir şiirine nazire yazdığını be­lirterek bu hususların Harezmî'nin şöhretine delil teşkil ettiğini ifade eder. Ayrıca Şahruh zamanının tanınmış emirlerinden biri adına istinsah edilmiş Uygur harfli bir mecmuada Harezmî'nin şiirine tesadüf edilmesi, nihayet Uygur harfli yazmanın 16. asra ait olması da Harezmî'nin şöhretinin hem yaygınlığını, hem de ne kadar uzun devam ettiğini gösterir (Köprülü 1945: 282).

380 Ahmet B. ERCİLASUN

Muhabbetname'nin dört nüshası vardır; biri Uygur, üçü de Arap harfli­dir. British Museum'da bulunan Uygur harfli nüsha 1432'de Yezd şehrinde Emir Celâleddin Fîrûz Şah adına istinsah edilmiştir. Yine British Museum'da bulunan Arap harfli nüsha ise 1509 yılında Herat'ta istinsah edilmiştir. Arap harfli diğer bir nüsha İstanbul Millet kütüphanesinde bu­lunmaktadır. Ketebe kaydı olmadığından istinsah tarihi ve yeri, müstensihin adı bilinmemektedir. Millet Kütüphanesi Ali Emîrî bölümünde bulunan dör­düncü nüsha eksiktir ve büyük ihtimalle üçüncü hüshadan kopya edilmiştir (Sertkaya 1972: 185-186).

Muhabbetname Tourkhan Gandjei, A. M. Şerbak, E. N. Nadjib ve Os­man Sertkaya tarafından yayımlanmıştır.

Tourkhan Gandjei, // "Muhabbatnâma" di Horazmî: Annali dell' Istituto Universitario Orientale di Napoli, vol. VI (Roma 1957); vol. VII (Roma 1958). Bu çalışmada Londra nüshalarının tenkitli metni, İtalyanca tercüme ve Uygur harfli nüshanın tıpkıbasımı vardır.

Tourkhan Gandjei, // lessico del "Muhabbat-nâma", Annali dell' Istituto Universitario Orientale di Napoli, vol. VIII (Roma 1959). Bu çalış­mada Türkçe kelimelerin sözlüğü verilmiştir.

A.M. Şerbak, Oguz-nâme, Muhabbet-nâme, pamyatniki drevne uygurskoy i staro uzbekskoy pis'mennosti, Moskva 1959. Uygur harfli nüs­hanın transkripsiyonlu metni ve Rusça tercümesi verilmiştir.

E. N. Nadjib, Horezmi, Muhabbet-name, İzdaniye, teskta, transkripsiya, perevod i issledovaniye, Moskva 1961. Arap harfli Londra nüshasının transkrisiyonlu metni, Rusça tercümesi, dil özellikleri ve sözlüğü verilmiştir.

Osman F. Sertkaya, "Horezmî'nin Muhabbet-nâme'sinin İki Yeni Yaz­ma Nüshası Üzerine" Türkiyat Mecmuası, XVII, İstanbul 1972. Millet kü­tüphanesindeki tam nüshanın transkripsiyonlu metni, diğer nüshalardaki farklılıklar ve Millet Kütüphanesindeki iki nüshanın tıpkıbasımı verilmiştir.

Nehcü'l-Ferâdîs

Kırk hadis türünde mensur ve hacimli (Yeni Cami nüshası 444 sayfa) bir eserdir. Dört bab ve kırk fasıldan oluşur. Her fasıl bir hadisle başlar. Ha­disin Türkçesi verildikten sonra "tanınmış İslâm âlimlerinin eserlerinden o hadisin manasını aydınlatacak mahiyette mütalâalar ve hikâyeler" nakledilir; başka hadis ve âyetlerle de konu açıklanmaya çalışılır (Eckmann 1956: VII). Birinci bab, Hz. Muhammed'in faziletleri ve hayatıyla ilgilidir. Vahiy, Me-dîne'ye göç, mîraç ve peygamberin ölümü bu babda yer alır. İkinci bab; dört halife, ehl-i beyt (Hz. Fâtıma, Hasan, Hüseyin) ve dört mezhep imamı hak-

TÜRK DİLİ TARİHİ 381

kındadır. Üçür, ;ü bab, Allah'a yaklaştıracak ameller hakkındadır. Namaz, zekât, oruç, hac, anne babaya hizmet, helâl yemek, sabır vb. iyi işler bu babda anlatılır. Dördüncü bab, Allah'tan uzaklaştıran kötü ameller hakkın­dadır. Haksız olarak kan dökmek, zina, içki, tekebbür, yalan, dünyayı sev­mek, riyâ, kin ve haset, gurur ve gaflet gibi kötü işler bu bab içinde yer alır.

Eserin Türkçe adı Uştmahlarnıŋ Açuk Yolı'dır; "Cennetlerin Açık Yo­lu" anlamına gelmektedir. Bu isim eserin yazılış amacını da göstermektedir.

Nehcü'l-Ferâdîs'in yazarı Mahmud bin Ali'dir; Harezm'in Kerder şeh­rindendir. 1360'ta ölmüş, eserini 1358'den önce yazmıştır.

Nehcü'l-Ferâdîs'in iki nüshası bilinmekle beraber Kazan ve Peterburg kütüphanelerinde başka nüshalarının da bulunduğu anlaşılmaktadır.

Kazanlı bilgin Şahabeddin Mercanı 1885'te yazdığı "Müstefâdü'l-Ahbâr fî Ahvâli Kazan ve Bulgar" adlı eserinde 1358'de Saray'da istinsah edilmiş bir Nehcü'l-Ferâdîs'in kendi kütüphanesinde bulunduğunu bildirmiş ve bu eserden 15 sayfa kadar metin vermiştir. Bu nüsha bugün kayıptır. Mercanî, müellif veya müstensih olarak gösterdiği Mahmud bin Ali Sarayî'nin kökence Bulgar Türklerinden, doğum yeri olarak Kerder'den çıktığını ifade eder (Eckmann 1956: IV). Mercanî nüshasının önemi, müelli­fin ölümünden iki yıl önce, 1358'de istinsah edilmiş olması ve eserin telif tarihinin 1358'den sonra olamayacağını göstermesidir.

Elde bulunan en temiz ve işlenmiş nüsha Yeni Cami nüshasıdır. Zeki Velidi Togan'ca keşfedilen ve 1926'da TM II'de "Harezm'de Yazılmış Eski Türkçe Eserler" makalesiyle bilim dünyasına tanıtılan bu nüsha 26 Mart 1360'ta, Muhammed bin Muhammed el-Harezmî tarafından istinsah edil­miştir. Müstensih, eserin istinsahını, yazarın ölümünden dört gün sonra bitir­diğini kaydetmiştir ki bu kayıt, istinsah sırasında müellifle müstensihin gö­rüştüğünü ve aynı yerde olduğunu gösterir. Yazma 15. asırda Mısır'da bir Türk beyinin kütüphanesinde kalmış, muhtemelen 16. asırda İstanbul'a inti­kal etmiştir (Togan 1926: 331-345; Köprülü 1928: 344-345; Eckmann 1956: III-IV). 444 sahifelik yazmanın en önemli özelliği harekeli olması ve kapalı e'leri üstün ve y ile göstermesidir.

Nehcü'l-Ferâdîs'in bilinen diğer yazması, Kırım nüshasıdır. 1928'de Bahçesaray'da bulunmuş, Yalta Müzesi için satın alınmış ve 1930'da müze­nin müdürü Yakub Kemal tarafından bir risaleyle tanıtılmıştır. Bu da hare­keli ve okunaklı bir metindir; fakat sadece birinci ve ikinci babları içine al­maktadır. 549 sahifelik yazma 1390'da Kasım bin Muhammed tarafından istinsah edilmiştir. Nüsha 18. yüzyılda Kırım sarayı mensuplarından Muhammed Şah'ın hususî kütüphanesinde bulunmaktaydı (Eckmann 1956: V-VII).

382 Ahmet B. ERCİLASUN

Gerek Samoyloviç'in verdiği bilgilerden (Eckmann 1956: VI), gerek Nekiy İsenbet'in 1941'de Kazan'da, Menges'in 1963'te Central Asiatic Journal VIII'de yazdıkları yazılardan (Tezcan-Zülfıkar 1995: 310-311) anla­şıldığına göre Nehcü'l-Ferâdîs'in Kazan'da ve Peterburg'da birkaç yazması daha bulunmaktadır. Bunlardan birinin Mercanî'nin kayıp nüshası olması mümkündür.

Köprülü'ye göre eserin ifadesi "oldukça sade ve selis"tir. Kısasü'l-Enbiya'daki "sanat gayesi" bu eserde görülmez; çünkü yazar okuyucusuna faydalı olmak maksadını gütmüştür (Köprülü 1928: 346). Eckmann da eserin üslûbunun "sade ve açık" olduğunu belirtir. Eckmann'a göre eser didaktik olmakla beraber "kuru veya can sıkıcı değildir. Zira müellif, mücerred ders­ler vereceğine, ortaya attığı meseleyi çekici hikâyelerle aydınlatarak alâkayı daima uyanık tutmasını bilmiştir" (Eckmann 1956: VIII). Şüphesiz eserin asıl önemi, harekeli ve sade bir metin olması dolayısıyla dönemin dilini çok iyi yansıtmasından gelmektedir.

Zeki Velidi Togan ve Fuat Köprülü'nün yukarıda bahsedilen çalışmala­rından sonra eser üzerindeki önemli yayınlar şunlardır:

Janos Eckmann, Nehcü'l-Ferâdîs I, Tıpkıbasım, TDK, Ankara 1956. Eckmann'ın önsözüyle birlikte Yeni Cami nüshasının tıpkıbasımından iba­rettir.

Ali Fehmi Karamanlıoğlu, "Nehcü'l-Ferâdîs'in Dil Hususiyetleri" I-IV, TDED XVI-XIX, İstanbul 1968-1969. Çalışmanın III. ve IV. bölümlerinde Yeni Cami nüshasının ilk 52 sahifesinin transkripsiyonlu metni de verilmiş­tir.

Osman Nedim Tuna 1968'de Washington (Seattle) Üniversitesinde yaptığı doktora tezinde eseri tarihî diyalektoloji açısından değerlendirir: Studies on Nahjul-Faradis: A Methodfor Turkic Historical Dialectology.

Janos Eckmann-Semih Tezcan-Hamza Zülfıkar, Nehcü'1-Ferâdîs, I Me­tin, II Tıpkıbasım, TDK, Ankara 1995. Eckmann'ın müsveddeleri, Zülfıkar ve Tezcan tarafından gözden geçirilmiş, düzeltilmiş, tamamlanmış ve met­nin ilmî yayını gerçekleştirilmiştir.

1998'de eserin dizini de yayımlanmıştır: Aysu Ata, Nehcü 1-Ferâdîs III, Dizin-Sözlük, TDK, Ankara 1998.

Cevâhirü'l-Esdâf

Bursa Orhan Kütüphanesinde, Muînü'l-Mürîd'in bulunduğu mecmua­nın sahife kenarlarında yazılmış altı kıtalık bir metindir. Dörtlüklerle yazıl­mış tasavvufî, didaktik bir parçadır. Köprülü'ye göre dil ve edebiyat özel-

TÜRK DİLİ TARİHİ 383

likleri itibariyle bu eser Muînü'l-Mürîd'in yazıldığı Harezm muhitine ait olmalıdır (Köprülü 1928: 344).

Cürncümenâme

İlyas peygambere iman etmediği için çok eziyetler çeken; fakat kendi a-damlarına iyi davrandığı için İsa peygamber tarafından diriltilen Kesikbaş adlı meşhur dinî menkıbenin Feridüddin Attar'a dayanan manzum bir tercü­mesidir. Hüsam Kâtib tarafından 770'te yazılmıştır. Eserin birkaç nüshası vardır. Ayrıca 1289'da Kazan Üniversitesi matbaasında Hikâyet-i Cümcüme Sultan fi Nevbet-i İlyas Aleyhisselâm adıyla basılmıştır. Köprülü'ye göre dikkatlerden kaçan bir eserdir (Köprülü 1928: 362-363).



Mirâcnâme

Peygamberimizin miracını konu edinen mensur eserdir. Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunan Uygur harfli tek nüshası 1436'da Herat'ta Malik Bahşı tarafından istinsah edilmiştir. Nehcü'l-Ferâdis adlı bir eserden Türkçeye çevrilmiştir. Köprülü, Mahmud bin Ali'nin Nehcü'l-Ferâdîs'inin kaynağı olan eserle bunun aynı eser olup olmadığı konusunda "kat'î bir şey söylenemez" demektedir (Köprülü 1926: 378). Eckmann da Miracname'nin, bir bölümü hariç diğer bölümlerinin, Nehcü'l-Ferâdîs'teki miraç bölümüne uyduğunu ifade etmekle beraber, İki Nehcü'l-Ferâdîs'in ilişkisi hakkında olumlu bir fikir ileri sürmemektedir (Eckmann 1956: XI-XII). 14. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Eserin dili, belki de müs-tensihten dolayı Çağatay özellikleri göstermektedir. Osman F. Sertkaya eser üzerinde doktora çalışması yapmıştır.



Satır-Altı Kur'an Tercümesi

Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Alipaşa Bölümünde bulunan sa-tır-altı Kur'an tercümesi Harezm Türkçesi özellikleri göstermektedir. Yaz­ma, Gülden Sağol tarafından doktora tezi olarak hazırlanmış ve tez Harvard Ünivesitesi tarafından yayımlanmıştır: An Inter-Linear Translation of the Qur'an into Khwarazm Turkish, Introduction, Text, Glossary and Facsimile I: 1993; II: 1995; III/l: 1996; III/2: 1999.



Altın Ordu Yarlık ve Bitikleri

Yarlık, ferman; bitik, mektup demektir. Altın Ordu hanlarına ait 14. yüzyılın sonu ve 15. yüzyılın başında yazılmış iki yarlık ve bir bitigi Harezm

384 Ahmet B. ERCİLASUN

Türkçesinin metinleri kabul edebiliriz. Daha sonraki yarlık ve bitikler Çağa­tay dönemine ait kabul edilmelidir. Aslında ilk yarlık ve bitiklerde de Çağa­tay özellikleri görülmekle beraber birden fazla heceli kelimelerde g'nin ton-suzlaşmaması, 3. şahıs iyelikten sonra -ngA biçiminde görülen yönelme hâli eki vb. özellikler dolayısıyla bunları Harezm döneminin son metinleri saya­biliriz. Aslında iki yazı dilinin sınırlarını tam olarak tayin edebilmek; daha doğrusu kesin bir tarihle iki yazı dilini birbirinden ayırmak mümkün değil­dir. Hele Harezm-Kıpçak gibi geçiş dönemleri için böyle bir ayrım daha da imkânsızdır. Biz coğrafi saha ve tarihi de dikkate alarak ilk yarlık ve bitikleri Harezm dönemine ait kabul ettik. Yarlık ve bitikler üzerinde çalışan Melek Özyetgin, Altın Ordu sahasında meydana getirilen eserleri, "gelenek olarak Harezm Türkçesine", "Harezm Türkçesinin Harezm-Kıpçak koluna bağlı" kabul eder. Özyetgin'e göre "Uygur alfabesiyle yazılmış olan Toktamış ve Temir Kutluk yarlıkları, Harezm-Kıpçak edebî dilinin ürünleridir... Altın Ordu Hanlığının son dönemine ait üç bitik, Uluğ Muhammed Han, Mahmud Han ve Ahmed Han bitikleri de Altın Ordu Türkçesi ürünleridir" (Özyetgin 1996: 12-13).

1393 yılında Toktamış Han'ın Lehistan-Litvanya kralı Yagayla'ya gön­derdiği yarlık, 1397'de Temir Kutluk Han'ın Muhammed adlı bir kişiyi tarhan yapmak üzere yazdığı yarlık ve 1428'de Ulug Muhammed Han'ın 2. Murad'a gönderdiği bitik Harezm dönemi metinleri olarak değerlendirilebi­lir.

Toktamış Han Yarlığı Uygur harfli 25 satır, Temir Kutluk Yarlığı Uy­gur-Arap harfli 55 satır, Uluğ Muhammed Han bitiği Arap harfli 19 satırdır (Özyetgin 1996: 17-18).

Diğer yarlık ve bitiklerle birlikte Altın Ordu dönemi yarlık ve bitikleri, Melek Özyetgin tarafından bütün yönleriyle işlenmiş ve değerlendirilmiştir: Altın Ordu, Kırım ve Kazan Sahasına Ait Yarlık ve Bitiklerin Dil ve Üslûp İncelemesi, TDK, Ankara 1996. Bu çalışmada 18 yarlık ve bitiğin metni, bugünkü dile aktarımı, gramatikal dizini, tıpkıbasımı, ayrıntılı dil ve üslûp incelemesi yer almıştır.

1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə