Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə16/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   33

Uygur Elimiz

Alkışlıgın adrulmış, Alkatmış Uygur ilimiz e! Alpın kutın yigedmiş

246 Ahmet B. ERCİLASUN

Arslan bilge hanımız a! Alnın ılılur tamdulur, Adruklug Uygur bizniŋ ilimiz e!

Övgülerle seçkinleşmiş,

Övülmüş Uygur elimiz hey!

Yiğitlikle, kutla üstün olmuş

Arslan Bilge Hanımız hey!

Alnı yanan, ışıldayan

Bizim seçkin Uygur elimiz hey!

Utaryigedür edremlig Orta törümiş hanımız a! Uyur üküş bodunlug Onlar Uygur ilimiz e! Ut..ta idi biliglig Orta törümiş hanımız a!

Muzaffer, üstün, erdemli,

Âdil (?) yaratılmış hanımız hey!

Kudretli, çok kabileli

On Uygur elimiz hey!

Muzaffer (?), çok bilgili,

Âdil (?) yaratılmış hanımız hey!

Bogta bogur bodunlug Bo..bir Uygur ilimiz e! Bod kötürme(çe)n(iŋ) erkligi, Bodistv uguşlııg hanımız a!

Kutsal ve çok kabileli,

..Biricik Uygur elimiz hey!

Boylan yücelten (?), güçlü,

Bodisatva soylu hanımız hey!

TÜRK DİLİ TARİHİ 247



Taluy ügüz teg atlıg, Taŋlançıg Uygur ilimiz el Taglar hanı teg adruklug, Taglar hanı teg agırlıg Tavçaŋ basuruklug hanımız a!

Okyanuslar kadar ünlü,

Hayranlık uyandırıcı Uygur elimiz hey!

Dağlar hanı gibi seçkin,

Dağlar hanı gibi itibarlı,

Tavçaŋ köklü hanımız hey!



Yayıtta semrimiş

Yagışlıg Uygur ilimiz e! (Tekin 1986: 32-34)

Yaylalarda semirmiş

Kurbanlıkları bol Uygur elimiz hey!

2.1.2.2. BURKANCI EDEBİYATTA NESİR

Burkancılığa ait kutsal kitaplar üç sepet adı altında bir araya toplan­mıştır: Vinayalar, Sûtralar, Abidarmalar (Tekin 1965: 36). Bunların dışında­ki eserleri de dikkate alarak Burkancı (Budist) Uygurların mensur metinleri­ni dörde ayırarak incelemek gerekir:



  1. Vinayalar

  2. Sûtralar (Uygurca: sudur)

  3. Abidarmalar

  4. Diğerleri.

2.1. 2. 2.1. Vinayalar

Vinayalar, Burkancı "rahip ve rahibelerin hayatını, günlük yaşamlarını düzenleyen kuralları içine alır." Sayıları çok değildir. Karmavâcana adlı vinaya, manastır kıyafetinin kullanılışına dair bir metindir. Pravâranâ, bir Burkan rahibinin yağmurlu bir mevsimde çekildiği inzivayı anlatır. Vinayavibhańga adlı metin manastır kurallarıyla ilgilidir (Özönder 2002: 474V

248 . Ahmet B. ERCİLASUN

2.1. 2. 2. 2. Sudurlar

"Uygurcada nom, nom sudur, nom bitig ve sudur adı verilen bu mukad­des kitap türünde, gerek târihî Burkan'ın ve gerekse bütün burkanların ver­dikleri veya vermiş olduklarına inanılan 'vaazları' bir araya toplanmıştır." Sudurlarda önce vaazın verildiği yer tasvir edilir. Sonra müritlerden biri bir soru sorar. Burkan da bu soruya dayanarak vaazını verir. Çok defa vaaz manzum olur. Bazen nazarî olarak soruya cevap verilir. Bazen de burkanlar­dan birinin hayatıyla ilgili bir masal (çatik) anlatılarak soru cevaplandırılır. Vaaz bittikten sonra dinleyicilerden iki kişi konuyu kendi aralarında tartışır­lar. Sonuca ulaşamazlarsa tekrar burkana sorarlar. Böylece vaaz sürüp gide­bilir (Ş.Tekin 1965: 36-37). Görüldüğü gibi sudurlarda anlatım tarzı olarak diyalog ve tahkiye kullanılmaktadır. Tabiî ki tahkiye, çatik'te kullanılan bir anlatım tarzıdır.

Uygurcaya çevrilmiş en hacimli sudur Altım Yaruk'tur. Altun Yanık, "altın ışık" manasına gelir. Beş Balık'lı Şıngku Seli Tutuŋ tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilmiş olan eser, "tercümeden ziyâde müstakil bir adaptasyon"dur. Şıngku Seli Turuŋ birçok ilâvelerle eseri genişletmiştir. Hüen-Tsang'ın ünlü seyahatnamesini de Uygur Türkçesine çeviren ve bu tercümede kullandığı "kavi" üslûbu dolayısiyle Reşid Rahmeti Arat tarafın­dan eski Türk şâirleri arasında zikredilen Şıngku Seli Tutuŋ, Uygurlar çağı Türk edebiyatının en mühim simalarından biridir. Altun Yaruk'ta yer yer lirik bir eda taşıyan ve ağıtları andıran şiirler, Şıngku Seli Tutuŋ'un orijinal ve kuvvetli bir şâir olduğunu da gösteriyor. 10. yüzyılın ilk yarısında yazıl­dığı tahmin edilen Altun Yaruk'un istinsahı 17. asırdadır. Birkaç nüshası bulunan ve oldukça hacimli (Radloff ve Malov neşrinde 707 sayfa) olan Altun Yaruk; burkancılığın esaslarını, felsefesini ve Buda'nın menkıbelerini anlatan bir eserdir. İçinde çatikler ve şiir parçaları da bulunmaktadır. Bur-kancılığa ait konular eserde geniş izahlarla ve sarih bir üslûpla anlatılır. Bil­hassa Türkçeden yapılmış ıstılah ve tâbirlerin kullanılması, halk dilindeki bazı basit kelimelere dinî manalar yüklenmesi eserin üslûbu bakımından dikkate değer (Çağatay'dan mı?)

Araştırıcılar tarafından en iyi işlenmiş metinlerden biri olan Sekiz Yükmek (Sekiz Tomar) adlı sudur, Uygurlar arasında çok yayılmış olan dinî bir eserdir. Çinceden çevrilmiş olan Sekiz Yükmek, Burkancılığa ait dinî-ahlâkî inanışlarla bazı pratik bilgileri ihtiva eder. Kısa cümleleri, açık ve samimî ifâdesi, zengin kelime hazinesi ile dikkate değer bir üslûbu vardır

(Nereden?)

Şinasi Tekin tarafından işlenen Kuanşi İm Pusar (Ses İşiten İlâh), "A-sil Dinin Nilüfer Çiçeği" adlı sudurun bir bölümüdür. Eserin konusu, Kuanşi

TÜRK DİLİ TARİHİ 249

İm adlı bir Bodisatva'nın (Burkan adayının) canlı varlıkların sıkışık anlarında Hızır gibi yetişerek onlara yardım etmesi ve Nirvâna yolunu göstermesidir. Çinceden çevrilen eserin nerede ve kim tarafından tercüme edildiği bilin­memektedir. Tercüme ve istinsah tarihleri 13. asırdan önce olmalıdır (Ş:Tekin 1960: 4-5).

Çinceden çevrildiği tahmin edilen ve Semih Tezcan tarafından işlenen İnsadi Sudur, "rahiplerin karşılıklı olarak birbirlerine günahlarını anlatma" törenleri ile ilgilidir. Eserde Sundarî Kız adlı bir çatik de vardır. 1328'de Çinceden çevrilen, tahta baskılan da bulunan Yitiken Sudur büyü ile ilgili bir metindir (Tezcan 1978: 295-296). Kşanti Kilguluk Nom Bitig adlı sudur ise bir günah çıkarma kitabıdır (Özönder 2002: 476)

Burkancı Uygurlardan kalma daha birçok sudur vardır; bir kısmı henüz işlenmemiştir.



2.1. 2. 2. 3. Çatikler

Sudurlar içinde yer alan ve Uygurların çatik dediği jâtaka türü, Uygur dil ve edebiyat metinleri arasında özel bir yere sahiptir; çünkü bunlar bazen bir hayli uzun masallardır. Çok defa da sudurlardan ayrı kitaplar hâlinde yazılmışlardır. Çatik adı verilen parçalar, Buda'nın hayatlarından herhangi birini anlatır. Bilindiği gibi Burkancılıktaki tenasüh inancına göre canlılar birçok defa dünyaya gelirler. Bazen tanrılar âleminde, bazen cinler âleminde, bazen insanlar veya hayvanlar âleminde birçok defa yeniden doğarlar. Yeni­den doğuşlar, nirvânaya ulaşıncaya kadar devam eder. Buda'nın bizzat ken­disi de birçok defa dünyaya gelmiştir. İşte çatikler, burkanların çeşitli ha­yatlarını anlatan, olağanüstü vak'alarla süslü masallardır. İslâmî edebiyattaki menkıbeleri hatırlatırlar. Çatiklerin bazen mûsikî refakatinde anlatıldığı, bazılarının da piyes yapısına sahip olduğu ve temsil edildiği tahmin edil­mektedir (Ş.Tekin 1965: 31-33).



Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi adıyla meşhur olan Edgü Ögli Tigin ile Ayıg Ögli Tigin (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Dü­şünceli Şehzade) en tanınmış çatiklerden biridir. Kansu vilâyetindeki Bin Buda mabetlerinde bulunan bu eserde, iyi yürekli bir şehzadenin bütün can­lılara yardım etmek ve canlıların birbirlerini öldürmelerine engel olmak üze­re çok değerli bir mücevheri ele geçirmek için çıktığı maceralı yolculuk an­latılır. Gemilerle yapılan yolculukta bin bir türlü tehlike vardır. İyi yürekli şehzadenin zorlu bir yolculuktan sonra sahip olduğu mücevher, kötü yürekli kardeş tarafından gözleri oyularak çalınır. Fakat sonunda hak yerini bulur ve iyi yürekli şehzade Buda olur. Aslı Çince olan ve 10. yüzyılda Uygurcaya çevrildiği tahmin edilen eserde çok canlı bir tahkiye üslûbu vardır. Olaylar

250 Ahmet B. ERCİLASUN

çok akıcı bir dille anlatılmakta, yer yer görülen canlı tasvirler çok kısa tu­tulmakta, yine yer yer rastlanan karşılıklı konuşmalar üslûbun akıcılığını bir kat daha artırmaktadır.

Altun Yaruk içinde bazı çatikler de vardır. Bunların en meşhurlarından biri Şehzade ile Aç Pars Hikâyesi'dir. Çatikte açlıktan ölmek üzere olan bir parsı kurtarmak isteyen fedakâr şehzade anlatılır. Parsın ölmemesi için şeh­zade kendisini ona yem eder. Çatiğin sonunda Buda, şehzadenin, kendisi olduğunu ifade eder. Bu hikâye de çok canlı ve akıcı bir üslûba sahiptir. Şehzadenin ölümü üzerine söylenen şiirlerde ise tam bir ağıt havası vardır.



Dantipali Beğ hikâyesinde ise kendini feda eden bir geyiktir. Geyikler beyi emrindeki geyikleri kurtarmak için kendini öne atar. Geyiği öldüren Dantipali Beği ise korkunç alevler yutar. Tahkiye üslûbunun hâkim olduğu bu çatikte de çok canlı tasvirler yer almaktadır.

Çaştani Beğ hikâyesinde Çaştani Beğ'in, ülkesinde yaşayan insanlara hastalık ve belâlar getiren şeytanlarla mücadelesi anlatılır. Şeytanların tasviri son derece canlıdır. Eseri Şilazin adlı bir mütercim Toharcadan Türkçeye çevirmiştir.

Toharcadan çevrilen bir başka eser de Maytrisimit'tir. Prajnâraksita adlı İl-Balık'lı (Bugünkü Kulca yakınlarında) bir Türk tarafından tercüme edilen eserde Maitreya Burkan'ın menkıbevî hayatı anlatılır. Maitreya, müslümanların Mehdisi gibi, istikbalde gökten yere inip insanları nirvânaya ulaştıracak olan bir Burkan'dır. "Ülüş" adı verilen bölümlerden meydana gelen Maytrisimit dramatik özelliği ile dikkati çeker. Her "ülüş", "bu hâdise­yi falan yerde tasavvur etmek lâzımdır" sözleriyle başlar. Bu bir nevi sahne tasviridir. Gerek Gabain, gerek eseri ilmî olarak neşreden Şinasi Tekin, Maytrisimit'in bir tiyatro eserine benzediğini ve muhtemelen sahnelendiğini belirtmektedirler. Esasen eser, "körünç (görülecek şey, piyes?)" olarak ad­landırılmıştır.

Burkancı Uygur edebiyatında daha pek çok çatik vardır. Bunların bir kısmı Almanlar tarafından Uigurica ve Türkische Turfantexte gibi dizi ya­yınlar içinde neşredilmiştir. Bir kısmı ise hiç yayınlanmamıştır.

2.1. 2. 2. 4. Abidarmalar

Abidarmalar, Burkancılığın metafizik yönünü işleyen eserlerdir. "Kuru, sıkıcı, ağır bir ifade"ye sahip olan abidarmalar, "Türkçenin ilim ve felsefe dili olarak da kullanıldığını ve dilin imkânlarının zenginliğini gözler önüne sermektedir." (Özönder 1998: 9). Abidarim Kıınlig Koşavarti Şastir adlı abidarma Çinceden tercüme edilmiş hacimli bir eserdir. Eserin birinci bölü-

TÜRK DİLİ TARİHİ 251

münün Üç İtigsizler kısmı Sema Barutçu Özönder tarafından işlenmiştir. Vapşı Bakşı adlı bir Uygur tarafından yazılan ve Tun huang'da bulunmuş bir şiir mecmuasında yer alan 30 sahifelik abidarma ise "cümlelerinin kısalığı ve kullanılan teşbihlerinin bolluğu ile dikkati çekmektedir." (Ş.Tekin 1965: 38). Uygur Türkçesine çevrilmiş daha başka abidarma parçaları da vardır.

2.1. 2. 2. 5. Diğerleri

Küentso (Hüen-Tsang) Biyografisi adıyla tanınmış eserin Burkancı Uygurlardan kalan eserler arasında önemli bir yeri vardır. Bu eser, Küentso adlı Çinli bir Burkan rahibinin 630-645 yılları arasında Türkistan üzerinden Hindistan'a yaptığı seyahati ve Çindeki hayatını anlatan bir seyahatname ve biyografidir. Küentso'nun öğrencileri tarafından Çince olarak yazılan eser, Şıŋku Şeli Tutuŋ tarafından tahminen 10. yüzyılın birinci yarısında Uygurcaya çevrilmiştir. Eser 7. asırdaki Türk ülkeleri hakkında müşahadeye dayanan bilgileri dolayisiyle bizim için çok mühimdir. Küentso biyografisi­nin mütercimi, Uygurların meşhur yazar, şâir ve mütercimi olan Şıngku Şeli Tutung'dur. Mütercim, bu tercümede denediği, şiirle nesir arası "kavi" üslû­buyla dikkati çeker.

Burkancı edebiyattan nesir örneği:



İYİ DÜŞÜNCELİ ŞEHZADE İLE KÖTÜ DÜŞÜNCELİ ŞEHZADE (EDGÜ ÖGLİ TİGİN İLE AYIG ÖGLİ TİGİN)

(Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi)

(Metin kısmı, küçük bazı değişiklikler yapılarak James Russel Hamilton'un Le Conte Bouddhique du Bon et du Mauvais Prince en Version Ouigoure (Paris, 1971) adlı eserinden alınmıştır. Uygurca metinde eksik olan ve Çince metinden tamamlanan özetlerde Hüseyin Namık Orkun'un Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası (İstanbul, 1940) adlı eserinden faydalanılmıştır. Özel isimler Uygurca metindeki şekilleriyle alınmıştır.)

Uygurca metinde hikâyenin baş tarafı eksiktir. Çincesine göre hikâyenin başı şöyledir:

[Burkan (Buda) der ki: Çok eskiden, binlerce binlerce yıl önce Baranas adlı bir devlet vardı. Burada Vipaçyin adlı bir Burkan zuhur etmişti.

Baranas ülkesinin mihracesi çok akıllı ve iyi idi. Halkı iyi kanunlarla ve adaletle idare ederdi. Altmış küçük beğliği, sekiz yüz kalesi, beş yüz beyaz fili, yirmi bin karısı vardı. Fakat oğlu yoktu. Bir gün mihrace halka, dağ,

252 Ahmet B. ERCİLASUN

ırmak, göl ve ağaç tanrılarına dua etmelerini ve kurban sunmalarını emretti. On iki yıl sonra mihracenin birinci ve ikinci karısı hamile kaldı. Sonra da birer oğlan doğurdular. Mihrace müneccimleri çağırarak çocuklarının istikbalini sordu ve onlara birer ad vermelerini istedi. Müneccimler, çocuklar doğarken zuhur eden alâmetleri sordular. Birinci çocuk doğmadan önce annesinin huyu fenalaşmış, sinirli ve kibirli olmuştu. Doğum sırasında ise huyu güzelleşmişti. Müneccimler bu çocuğa Edgü Ögli Tigin (İyi Düşünceli Şehzade) adını verdiler. İkinci çocuk doğmadan önce annesinin huyu iyi, sözleri yumuşak idi. Doğum sırasında ise huyu fenalaşmıştı. Müneccimler bu çocuğa Ayıg Ögli Tigin (Kötü Düşünceli Şehzade) adını verdiler. İyi Düşünceli Şehzade sevimli ve akıllı idi. Babası ve annesi onun üzerine titrerdi; Kötü Düşünceli Şehzade ise tamamen aksi idi. Annesi babası onu görmek bile istemezlerdi.

Bir gün İyi Düşünceli Şehzade maiyeti ile dolaşmağa çıktı, Kendisine çalgıcılar ve şarkıcılar refaket ediyor, etrafında büyük bir kalabalık bulunuyordu.]

(Fransız Milli Kütüphânesi'nde 3509 numaradaki Uygurca metin buradan başlar.)

1 Taşgaru ilinçüke atlanturdı erti. Balık taştın tarıgçüarıg körür erti: Kurug yirig suvayu, öl yirig tarıyu, kuş kuzgun sukar, yorıyur, sansız tümen özlüg ölürür. Tarıg tarıyu emeri tınlıglarıg kuşçı keyikçi balıkçı avcı torçı tuzakçı 2 bolup ayıg kılınç kılur tınlıglarıg ölürür. Emeri tınlıglar çıgan eŋirer, yuŋ eŋirer. kentir eŋirer; böz bertetip kars tokıyur. Takı yime adruk uzlar kentü kentü uz işin işleyür; adruk adruk emgek emgenür. Takı yeme kördi: Emeri tınlıglar; 3 yunt, ud çokar, koy, lagzın ulatı tınhglarıg ölürür; terisin soyar, kan ögüz akıtar, etin, kanın satar; anın öz igidür. Yime bodısavat tigin bu uluş bodun ayıg kılınçlar kılmışın körüp ertüŋü busuşlug kadgulug 4 bolup ıglayu balıkka kirdi. Ol ödün makarıt illig, Edgü Ögli Tiginig busuşlug körüp inçe tip yarlıgkadı: Amrak oğlum, ne üçün busuşlug keltiŋiz? Tigin kam kanka inçe tip ötünti ıglayu: Bu ne emgeklig yir ermiş, negülük 5 togdum men? Kam kan inçe tip ayıttı: Neke ıglayu busuşlug keltiŋ? Tigin inçe tip ötünti: Taştın ilinçüke önmiş erdim, üküş yok çıgay emgeklig tınhglarıg körüp ıgladım. Kam kan inçe tip yarlıgkadı: Amrak ögüküm; yir, teŋri törümişte 6 berü bay yime bar, yok çıgay yime bar, kayusıŋa emgekte ozgurgay sen? Tigin inçe tip ötünti: Kaŋım kutı, meni sever mü siz? Kaŋı illig inçe tip yarlıgkadı: Amrak ögüküm, seni inçe sever men, ayadaki yinçü monçuk teg, közdeki. 7 Köŋülçe birdi. Ol edgü kü, at tört buluŋda yadıltı. Küniŋe kolguçılar üzülmedi. Takı adın aglık koltı, yime birdi. Küniŋe, ayına munçulayu birip aglıktaki agı barım azgına kaltı.

TÜRK DİLİ TARİHİ 253

1 Dışarıda dolaşmak için ata binmişti. Şehrin dışında çiftçileri görüyordu: Kuru yeri sular, nemli yeri sürerlerken kuşlar ve kuzgunlar gagalayıp yürüyorlar, sayısız canlıyı öldürüyorlar. Tarla sürülürken kuşçular (kuş avlayanlar), geyikçiler, balıkçılar, avcılar, ağcılar, tuzakçılar 2 kötü işler yapıyorlar, pek çok canlıyı öldürüyorlar. Birçok insanlar ise çıkrık çeviriyor, yün eğiriyor, kendir eğiriyor, bezleri sıkıştırıp yünlü kumaş dokuyorlar. Bunlardan başka birçok zanaatkâr da kendi zanaatlarıyla ilgili işlerini işliyorlar, türlü türlü zahmetler ve eziyetler çekiyorlar.

Ayrıca şunları gördü: Birçok canlılar 3 atları ve öküzleri kesiyor; koyunları, domuzlan ve diğer canlıları öldürüyor; derilerini soyuyor; ırmak gibi kan akıtıyor; etlerini, kanlarını satıyor; onlarla kendilerini besliyorlar. Şehzade Bodısavat (Buda adayı), ülke halkının böyle kötü işler yaptığını görüp son derece üzüntülü ve kaygılı 4 bir vaziyette ağlıyarak şehre girdi. Mihrace, İyi Düşünceli Şehzade'yi üzüntülü görünce şöyle sordu: Sevgili oğlum, niçin üzüntülü geldiniz? Şehzade han babasına, ağlıyarak şunları arz etti: Bu ne ızdıraplı yer imiş; niçin 5 doğdum ben? Han babası şöyle sordu: Niye ağlıyarak üzüntülü geldin? Şehzade şöyle arz etti: Dışarıda dolaşmağa çıkmış idim. Nice yoksul ve ızdıraph canlılar görüp ağladım. Han babası şöyle dedi: Sevgili yavrum: yer ve gök yaratılalı 6 beri zengin de var yoksul da var; hangi birini ızdıraptan kurtaracaksın? Şehzade şöyle arz etti: Babam hazretleri, beni seviyor musunuz? Han babası şöyle dedi: Sevgili yavrum, seni öyle seviyorum ki, avuç içindeki inci boncuk gibi, gözdeki (ışık gibi). (Babasının hazinesinden muhtaç olanlara) 7 dilediği kadar verdi. Bu iyi şöhret ve ad, dört bir yana yayıldı. Günler geçtikçe dilencilerin ardı arkası kesilmedi. Şehzade daha başka hazineler istedi, babası yine verdi. Günler ve aylar ilerledikçe böyle verile verile hazinedeki servet azıcık kaldı.

Bunun üzerine hazinedar başı hükümdara, hazinenin tükenmekte olduğunu söyler. Hükümdar; "baba oğlu için kazanır, ne isterse verin" diye emir buyurur. İyi şehzade ne isterse vermeğe devam ederler. Bunu duyan beğler, vezirler hükümdara, "haşmetmeâb; ülkeyi, töreyi tutan hazinedir; hazine biterse ülke ve töre nasıl muhafaza edilir?" derler. Hükümdar "ben sevgili oğlumun gönlünü nasıl kırarım? En iyisi, hazinedarlar bir süre ortada görünmesinler, oğlum kendi kendine durumu anlasın" diye cevap verir. Dilenciler gelince iyi şehzade hazinedarları bulamaz. Bunun üzerine bizzat kendisinin zengin olması gerektiğine karar verir. İleri gelenlere nasıl zengin olunacağını sorar.

13 Öŋi öŋi kazganç kılmak ayu birdiler. Biri ayur: Kazganç neŋ tarıg tarımakda edgü yok kergek. Bir tarısar miŋ tümen bolur. Biri ayur: Koy, yılkı igidser yılıŋa aşılur, bay bolur. Biri ayur: Öŋtün kidin satıgka 14

254 Ahmet B. ERCİLASUN



Yulugka barsar bay bolur. Yime bir bilge, nom bilir er inçe tip tidi: Tavar kazganmak neŋ taluy ögüzke kirip köŋülteki küsüşin kanturgalı sakınsar bulunçusuz çintemeni erdini bulsar kamag yirtünçüdeki 15 tınlıglarnıŋ küsüşin inçip.

13 Türlü türlü kazanç yollarını söylediler. Biri şöyle der: Kazanç için tarlayı ekip biçmekten iyisi yoktur. Bir ekilse binlerce olur. Biri şöyle der: Koyun ve at beslense yıldan yıla çoğalır, zengin olunur. Biri şöyle der: Doğuya ve batıya ticaret için 14 gidilse zengin olunur. Yine bir bilge, kanun bilir bir kişi şöyle dedi: Mal kazanmak için okyanusa girilip gönüldeki arzuların tatmin edilmesi düşünülse ve bulunmaz çintemeni mücevheri bulunsa, bütün yeryüzündeki 15 canlıların arzusu böylece (yerine getirilir).

Sonuncu fikir şehzadenin hoşuna gitti. Babasına denize açılmak istediğini söyledi. Han babası çok üzüldü; "benim malım senin malın değil mi, niçin kendini ölüme atıyorsun?" dedi ve devam etti:

Beş türlüg 17 ada bar. Bir ada ol erür: Talim balık odug erken saklanmadın tuşar, alkunı kemi birle siŋürür. İkinti: Suvda suv öŋlüg taglar bar kemi susup sınur, kişi alku ölür. Üçünç: Suvda yekler urup kemi suvka çomurur. Törtünç: Ulug tegzinç 18 k(emi)ke kigürür, suv egrikşelür, sokuşur. Bişinç: Teŋri topınar, korkınçıg yil turur, kemi aktarılur ölür. Bu munça korkınçıg adaka kirip ölgey siz, bizni irinç kılgay siz.

Beş türlü 17 tehlike var. Bir tehlike şudur: Yırtıcı balık uyanıkken dikkatsizlikle ona rast gelinir, herkesi gemi ile birlikte yutar. İkincisi: Suyun içinde su renginde dağlar var, gemi çarpıp parçalanır, herkes ölür. Üçüncüsü: Sudaki şeytanlar vurup gemiyi sulara gömerler. Dördüncüsü: Büyük girdaplar 18 gemiye girer, su döner ve çarpışır. Beşincisi: Gök yarılır, korkunç bir fırtına kopar, gemi devrilir, herkes ölür. Bunca korkunç tehlikelere girip öleceksiniz ve bizi betbaht edeceksiniz.

Bu sözlere rağmen şehzade gitmek istedi. Han babası müsaade etmeyince yemek yemedi. Altı gün geçince anası, babası ve devlet erkânı ağlayarak geldiler. Sonunda hükümdar razı oldu. "Denize açılmak isteyen gemiciler ve kılavuzlar gelsin, şehzadeye katılsın ve onu sağ salim getirsinler" diye ferman çıkardı. Fermanı duyan beş yüz satıcı geldi. "Biz şehzadeye kul oluruz, ölse birlikte ölürüz, gelse birlikte geliriz" dediler. Baranas kavmi içinde bir iyi ve yiğit denizci vardı. Beş yüz defa denize girmiş ve sağ salim dönmüştü. Fakat seksen yaşında idi ve gözleri görmüyordu. Beş yüz kişi, bu gözü görmez kılavuza başvurdular. Şehzade kılavuzu ve adamları han babasına götürdü. Hükümdar, "biricik, sevgili oğlumu sizlere emanet ediyorum, onu sağ salim geri getirin" diye buyurdu. Yaşlı kılavuz, "haşmetmeâb, niçin böyle gökler gibi, mücevher gibi

TÜRK DİLİ TARİHİ

oğlunuzu Ölüme gönderiyorsunuz? Bu korkunç denizde nice canlılar öldüler" dedi. Hükümdar, "ne yaptımsa ona mani olamadım, artık siz ona kılavuzluk edin" buyurdu. Han babası şehzadeyi hazırladı. Beş yüz adamın da aşı, suyu, herşeyi hazırlandı ve yola salındı. Kötü şehzade bunları duyunca "annem, babam zaten benden nefret ediyor, şimdi ağabeyim mücevheri getirirse daha da kıymetli olacak, iyisi mi ben de birlikte gideyim" diye düşündü ve babasından müsaade istedi. Babası onu zaten sevmediği için "gidersen git" dedi.

Hükümdar ve bütün millet ağlayıp feryat ederek iyi şehzadeyi uğurladılar.



Kaltı taluy ögüzke tegip yiti kün turup kemi yarattı. Yiti temir sua kemi solap turgurdı. Yitinç kün taŋ taŋlayur erken Edgü Ögli Tigin ulug küv (32) rüg tokıtıp inçe tip yarlıgkadı: Taluy ögüzke kirür sizler, kim ölüm adaka korksar aşnurak yorıŋlar. Men sizlerni küçep ilitmez men. Ötrü yarlıgın eşidip kim neŋ ün(te)mediler. Küniŋe 33 munçulayu küvrüg tokıp, yarlıg yarlıgkap kim neŋ üntemeser yitinç kün temir sua açtı, temir ışıg yorıdı. Tigin kutı ülügi üçün, adasız tudasız kaç kün içinte erdinilig otrukka tegdiler. Yiti kün anta 34 tıntılar. Yitinç kün taŋ adınçıg erdini, yinçü kemike tükegüçe urup.. Tigin., inçe tip yarlıgkadı: Amtı men bu erdini birle barsar men kamag tınlıglarka artuk asıg tusu kılu umagay men. Sizler harıŋlar; men bu muntu (35)da yigrek çintemeni erdini algalı barayın kim kayu tınlıglarka tözü tüketi asıg tusu kılu usar men. Ötrü kadaşı Ayıg Ögli Tiginig ötlep kemi tutuzup yanturu ıdtı. Tigin, yirçi avıçka birle 36 ikigü kaltılar. Ol ödün Edgü Ögli Tigin, yirçi avıçka kolin yetip, yiti kün bilçe, boguzça suvda yorıp kümüşlüg otrukka, tagka tegdi. Yiri, kumı alku kümüş. Ötrü tınturgalı sakıntı. İnçip 37 avınçka arukı yitti, küçi alŋudı, tepreyü yorıyu umadı. Ötrü tiginke inçe tip ötünti: Oglum, muntuda ınaru, öŋtün yıŋak altun tag bar, közünür mü, körüŋ tip tidi. Avıçka inçe tip tidi: Ol altun 38 tagka tegser siz kök linhua körgey siz. Ol linhua sayu birer agulug yılan bar; agu tını ıraktın ançulayu közünür, kaltı linhua sayu tütün tüterçe ol erser, ol erser ertiŋü alp ada titir. 39 Ol linhua yolug yoguru usar siz, ötrü luu kanı erdinilig balıkka orduka teggey siz. Ol balık tegre yime yiti kat karam içinte alku agulug luular, yılanlar yatur. Anı yoguru usar siz, içgerü balıkka kirgey siz; luu 40 kanıŋa közüngey siz; erdini bulgay siz. Men amtı ölür men; siz yalŋukıya kalır siz. Teŋrim, korkmaŋ, busanmaŋ, esen tükel teggey siz. İnçip kayu kün burkan kutın mini ütmeŋ. Edgü köni yolçı, yirçi bolup. 41 ınga tegdi. Kapıgda iki arıg kızlar turur, elgi erdinilig yip em'rer elginde. Ötrü tigin, kim sizler, tip ayıttı. Ol kızlar, kapıgçı biz, tip tidi. Ötrü tigin balık içiŋe kirdi. Öŋtün 42 kapıgka tegdi. Ötrü (ört körkle kırkın, yürüŋ kümüş yip em'rer, bu kapıg közedü tururlar. Tigin ayıtsar, kapıgçı kırkın biz, tidiler. Ötrü takı içgerü kirdi.

256 Ahmet B. ERCİLASUN



Ordu kapıgka tegdi. Ol kapıgda sekiz körkle 43 taŋ arıg kızlar sarig altun yip eŋirerler. Tigin körklerin taŋlap, sizler luular kanı kunçuyı mu sizler, ayıtsar, biz ordu kapıg közetçi biz, tip tidiler. Ötrü tigin içgerü inçe ötüg 44 birdi: Bu Çımbudvıp yir suvdakı Baranas ulustaki kan oglı Edgü Ögli Tigin kelip kapıgda turur, içgerü közüngeli tip. Ol ödün ol kapıgçı kırkınlar içgerü kirip ötüntiler.

Okyanusa varınca yedi gün durup bir gemi yaptırdı. Yedi demir zincir ile gemiyi bağlayıp hareketsiz durdurdu. Yedinci gün şafak sökerken İyi Düşünceli Şehzade, ulu davullar 32 çaldırtıp şöyle ferman buyurdu: Okyanusa giriyorsunuz; kim ölüm tehlikesinden korkuyorsa önceden yürüyüp gitsin. Ben sizleri zorla götürmüyorum. Fermanı işitenlerden hiç kimse sesini çıkarmadı. Her gün 33 böyle davul çaldırıp ferman buyurdu; hiç kimseden ses çıkmayınca yedinci gün demir zinciri açtı, demir halatlar yürüdü. Şehzadenin talihi ve kısmeti olduğu için, kazasız belâsız, nice gün sonra mücevherli adaya ulaştılar. Yedi gün orada 34 dinlendiler. Yedinci gün harika ve nadide mücevherleri, incileri bitirinceye kadar gemiye yüklediler. Şehzade şöyle buyurdu: Şimdi ben bu mücevherlerle gitsem bütün canlılara fazla fayda sağlayamıyacağım. Sizler gidiniz; ben de bunların hepsinden 35 daha üstün olan çintemeni mücevherini almaya gideyim ki bütün canlılara eksiksiz, sonuna kadar fayda sağlıyabileyim. Sonra kardeşi Kötü Düşünceli Şehzade'ye öğüt vererek ve gemiyi ona emanet ederek geri gönderdi. Şehzade, ihtiyar kılavuz ile 36 yalnız kaldı. O zaman İyi Düşünceli Şehzade, ihtiyar kılavuzun kolundan tuttu; yedi gün bellerine ve boğazlarına kadar suda yürüyerek gümüşlü adaya ve dağa ulaştılar. Yeri, kumu tamamen gümüş. Biraz dinlenmek istediler. 37 İhtiyarın mecali kalmamış, gücü tükenmişti. Kıpırdanıp yürüyemedi. Bunun üzerine şehzadeye şöyle arzda bulundu: Oğlum, bundan sonra, doğu tarafında altın dağ var, görünüyor mu, bakın dedi. İhtiyar şöyle devam etti: O altın 38 dağa ulaşırsanız mavi lotus çiçekleri göreceksiniz. O lotusların her birinde birer zehirli yılan var; zehirli solukları uzaktan öyle görünür ki her lotustan duman tüter gibidir. Bu ise çok büyük tehlike demektir. 39 O lotuslar yolunu geçebilirseniz ejderler hakanının mücevherli başkentine ulaşırsınız. O şehrin çevresindeki yedi kat hendek içinde hep zehirli ejderhalar ve yılanlar yatmaktadır. Onları geçebilirseniz iç şehre girersiniz; ejderler 40 hakanının huzuruna çıkarsınız ve erdini mücevherini bulursunuz. Ben şimdi ölüyorum, siz yalnız kalıyorsunuz. Yüce efendim, korkmayınız, üzülmeyiniz, sağ salim ulaşacaksınız. Burkan (Buda) talihine hangi gün ulaşırsanız beni unutmayınız. Ben iyi ve doğru bir rehber ve kılavuzum. 41 (Şehzade şehrin surlarına) ulaştı. Kapıda iki temiz kız duruyor, ellerindeki mücevherden ipleri eğiriyorlardı. Şehzade "kimsiniz?" diye sordu. Kızlar "kapı bekçisiyiz"



TÜRK DİLİ TARİHİ 257

dediler. Sonra şehzade şehrin içine girdi. Doğudaki 42 kapıya vardı. Dört güzel kız, beyaz gümüşten ip eğiriyor ve bu kapıyı gözetiyordu. Şehzade sorunca "kapıyı koruyan kızlarız" dediler.Sonra daha içeriye girdi. Sarayın

kapısına ulaştı. O kapıda sekiz güzel 43 ve harikulade saf kız, sarı altından ip eğiriyorlardı. Şehzade güzellikleri karşısında hayran kalıp "siz ejderler hakanının karıları mısınız?" diye sorunca "biz saray kapısının gözeticileriyiz" dediler. Sonra şehzade içeriye şöyle arzda 44 bulundu: Çımbudvıp yerindeki Baranas ülkesi hükümdarının oğlu İyi Düşünceli Şehzade gelmiştir ve huzura çıkmak için kapıda beklemektedir. Kapı gözeticisi kızlar içeri girip arz ettiler.

Ejderler hakanı "eğer bu, ulu ve güçlü bir bodısavat (Buda adayı) olmasaydı buraya kadar gelemezdi" diye düşündü ve şehzadeyi karşıladı; onu mücevherlerle süslü bir taht üzerine oturttu. Şehzade, ejderler hakanına tatlı, lâtif din hükümlerini anlattı, sadaka vermenin faydalarını anlattı. Ejderler hakanı çok sevindi; şehzadeye geliş sebebini sordu. Şehzade, bütün canlılara faydalı olmak üzere çintemeni mücevherini zekât olarak rica etmeğe geldiğini söyledi. Ejderler hakanı, "yedi gün bize dînî hükümler hakkında bilgi verin, yedinci gün mücevheri alıp gidin" dedi. İyi Düşünceli Şehzade yedi gün ejderlere hizmet etti. Yedinci gün Narata adlı ejderler hanı, kulağındaki çintemeni mücevherini söküp şehzadeye verdi; ondan baht diledi; "eğer Burkan talihini bulursanız beni de unutmayınız; sizin talihinizle biz de bu günahkâr bedenden kurtulalım" dedi. Ejderler hakanı, şehzadeyi deniz kıyısına kadar götürdü. Orada şehzade kardeşine kavuştu. Kavuşup öpüştüler, kucaklaştılar, ağlaştılar, feryat ettiler. Sonra memnun olup sevindiler. İyi şehzade, kardeşinden, beş yüz adamın ne olduğunu sordu. Kötü Düşünceli Şehzade, hepsinin talihsiz sular içinde yok olduğunu söyledi. Şehzade çok üzüldü ve ağladı. "Sen nasıl kurtuldun?" diye sordu. O da bir gemi parçasına tutunarak kurtulduğunu söyledi. Sonra ağabeyinden mücevheri bulup bulmadığını sordu. İyi Düşünceli Şehzade "buldum" diye cevap verdi. Daha sonra küçük kardeş ağabeyine "siz yorgunsunuz, biraz uyuyun, ben mücevheri tutarım" dedi. O da mücevheri kardeşine verip uyudu. O zaman Kötü Düşünceli Şehzade'nin gönlüne şeytan düşüncesi geldi. "Annem, babam öteden beri beni sevmiyor. Şimdi ağabeyim bu mücevherle giderse mavi göğe yükselecek, ben ise boş yere dolaşmış olacağım. İyisi mi bunun gözlerini oyayım, kendi kendine ölsün" diye düşündü. İki kamışı şiş yapıp ağabeyinin gözlerine saplayarak kaçtı. İyi Düşünceli Şehzade "kardeşim, neredesin; hırsızlar gözlerimi oydular" diye inleyerek, balık gibi debelenerek hıçkıra hıçkıra ağladı. Bir yer-su cini hırsızın kardeşi olduğunu ve kendisini ülkesine ulaştırabileceğini söyledi.

258 Ahmet B. ERCİLASUN

Bu arada Kötü Düşünceli Şehzade ülkesine varmıştı. Yalnız kendisinin kurtulduğunu babasına arz etti. (Hükümdar, İyi Düşünceli Şehzade'nin öldüğünü duyunca):]



Ol ödün kaŋı kan bu sav eşidip kök teŋri tapa ulıdı, sıktadı; yüksek ediz orunluktın kodı öz kemişti, ögsiredi, taltı. Ölüg teg kamılu tüşti. 62 Ür kiç timin öglenti. Ötrü ol ödün Baranas uluş bodunı alku busantı; ıgladılar.

Ol ödün kaŋı kan ayıg kılınçlıg ak oglın inçe tip sizinti. Amrak oglum ölü erser 63 munuŋ yüzin yime körmeyin. Oglum savı edgü yavlak belgürginçe kınlıkta yatzun tip yarlıg boltı. Elgin adakın beklep kınlıkta urdılar.

Ol ödün Edgü Ögli Tigin 64 kentüniŋ kutı ülügi üçün, kutı Vahşiki uduzup öz kadını yiriŋe tegdi kim kaŋı kan, ol illig kan kızın Edgü Ögli Tiginke kolmış erti; tüŋür büşük bolmış erti. Kaltı balık kapıgda 65 olurur erken kan udçısı biş yüz ud süre önti. Bukası aşnu önüp tiginig yumburu yatgurup tört adakın iŋleyü kölitdi, turdı. Süriig ud kamag öntükte tilin yalgap iki közinteki şışın alıp 66 Kodtı. Ötrü kapıkçı er turgurup yoka öŋi olgurtı. Udçı er körüp inçe tip ayıttı: Siz kişide adruk begrek er (çözünür siz; siz negülük inçe irinç yarlıg bolluŋuz? Tigin inçe tip sakınç sak (67) ıntı; Tözümin, oguşumın belgürti sözleser inim ölgey. Ötrü tigin, toga yok çıgay, poşıçı men tip tidi.

O zaman han babası bu sözü işitip mavi göğe doğru uludu, feryat etti; yüksek tahtından kendini aşağı attı, şuurunu kaybedip bayıldı. Ölü gibi uzanıp kaldı. 62 Uzun zaman sonra kendine geldi. Sonra Baranas ülkesinin bütün halkı üzüldü ve ağladı.

O zaman han babası kötü işli oğlundan şüphelendi. "Sevgili oğlum öldüyse 63 bunun da yüzünü görmeyeyim. Oğlumun haberi, iyi veya kötü, gelinceye kadar zindanda yatsın" diye ferman buyurdu. Elini ayağını bağlayıp zindana attılar.

O sırada İyi Düşünceli Şehzade, 64 kendi talihi ve bahtı olduğu için ve koruyucu meleği sayesinde kayın pederinin toprağına ulaştı. Han babası o hükümdarın kızını İyi Düşünceli Şehzade'ye istemişti; dünür olmuşlardı. Şehzade şehrin kapısında 65 otururken hükümdarın sığırtmacı, beş yüz sığın sürüp çıktı. (Şehzade ezilmek üzereydi ki) sürünün boğası öne çıkıp şehzadeyi yere yatırdı ve dört ayağı ile sıkıca yere basıp üzerinde durarak onu korudu. Sürü tamamen geçtikten sonra dili ile yalayıp iki gözünden şişleri alıp 66 bıraktı. Sonra kapı muhafızı onu kaldırıp yolun ötesine oturttu. Sığırtmaç bakıp şöyle dedi: "Siz diğer insanlardan farklı ve asil görünüyorsunuz; nasıl böyle bedbaht ve perişan oldunuz?" Şehzade şöyle

TÜRK DİLİ TARİHİ 259

düşündü: Soyumu sopumu belirtip söylersem kardeşim ölür. Sonra, "doğuştan fakir ve dilenciyim" dedi.

Sığırtmaç şehzadeyi evine götürdü, ailesine emanet etti. Sığırtmacın ailesi bir ay şehzadeye çok iyi baktı. Bir ay sonra sızlanmaya başladılar. Bunun üzerine şehzade gitmek istedi. Sığırtmaç kalması için ısrar ettiyse de dinlemedi; bir kopuz alarak şehrin ortasında, kalabalık bir yol ağzına oturdu.

Tigin kopuzka ertiŋü uz erti. 71 Elgi kopuz ıtıgu, agzı yırlayu olurdı. Uluş bodun alku kuvradı; yırıg taŋlayu, esirkeyü, ıglayu tegre tolı tururlar erti. Küniŋe taŋ adınçıg tatıglıg aş içkü kelürüp tapınurlar erti. Takı ol ulusta neçe irinç yarlıg 72 koltguçılar bar erser alku anta kuvradı. Biş yüz koltguçı tigin anta igidti; alku meŋilig boltılar.

Şehzade kopuzda çok usta idi. 71 Eliyle kopuz çalarak, ağzıyla şarkı söyleyerek orada oturuyordu. Bütün memleket halkı yığıldı; şarkısına hayran olup acıyarak ve ağlayarak etrafını çevirmiş duruyorlardı. Her gün nefis ve lezzetli yiyecekler ve içecekler getirip ona hizmet ediyorlardı. Ülkede ne kadar zavallı ve 72 sefil dilenci varsa, hepsi oraya toplandı. Beş yüz dilenciyi şehzade orada besledi; hepsi mes'ut oldular.

[O sırada kaynatası olan hükümdarın bahçıvanı şehzadeyi gördü. "Sarayın bahçesindeki meyveleri kuşlar mahvediyor, bu yüzden devamlı cezaya uğruyorum; bu adam bahçeyi gözetsin" diye düşündü ve onu alıp götürdü. Şehzade, etrafındaki beş yüz dilenciye veda etti; "sizleri bir daha göremem, Burkan talihini bulursam hepinizi kurtarırım" dedi.]

Ötrü 77 ol ödün ol biş yüz koltguçılar bu savıg eşidip ulıdılar, sıktadılar. Kaltı buzakusın intürmiş iŋek teg ulıyu inçe tip ötüntiler: Ögsüz ögi, kaŋsız kaŋı siz boltunguz: anıtı bizni irinç 78 Yarlıg kılıp kançı barır siz? Ol ödün tigin inçe tip yarlıkadı: Bu yirtünçü törüsi antag ol. Amrak yime adrılur, sevig yime serilür, tip tidi. Ötrü tigin ol bor (79) lukçı er birle bardı. Borlukta tegmişte borlukçı erke inçe tip tidi: Kaç kereklig yimiş sögütiŋ üze birer çıŋratgu asıŋ; bir sögüt üze birer çıŋratgu asıŋ; 80 ışıg baŋ; kamag ışıg başın birgerü bap miniŋ eligde urung. Kuş kuzgun konsa ışıgıg tartyag men, sögüt tepregey, kuşlar konmagay, yimişiŋiz artamagay tip tidi.

11 O zaman bu beş yüz dilenci bu sözü işitip uludular, feryat ettiler. Buzağısını indirmiş inek gibi uluyarak şöyle yalvardılar: Öksüzlerin anası, babasızların babası siz oldunuz; şimdi bizi zavallı 78 ve perişan bir vaziyette bırakıp nereye gidiyorsunuz? O zaman şehzade şöyle buyurdu: Bu yeryüzünün töresi böyledir. Sevgili ayrılır, seven sabreder dedi. Sonra şehzade o bahçıvan 79 ile gitti. Bahçeye vardıkları zaman bahçıvana şöyle dedi: Gereken meyva ağaçlarının üzerine birer çıngırak asm; bir ağaç üzerine
260 Ahmet B. ERCİLASUN

bir çıngırak asın, 80 ip bağlayın, bütün iplerin uçlarını beraberce bağlayıp benim elime verin. Kuş kuzgun konunca ipi çekerim, ağaç sallanır, kuşlar konmaz, meyvalarınız çürümez, dedi.

(Fransız Millî Kütüphanesi, 3509 numaradaki Pelliot metni burada biter. Çincesine göre hikâyenin devamı şöyledir:)

Şehzade bir yandan ipi çekerek kuşları ürkütmeye, bir yandan kopuz çalmaya devam etti. Hükümdarın kızı bahçede dolaşırken şehzadeyi gördü ve ona âşık oldu. Babasına bu kör dilenciyle evlenmek istediğini söyledi. Hükümdar razı olmadıysa da kız ısrar etti. Bunun üzerine kör şehzadeyi saraya getirdiler. Kız, şehzadenin yanından hiç ayrılmadı. Bir gün kız, kocasının yanından ayrıldı; bir müddet sonra döndü. Şehzade, "niçin haber vermeden çıktınız, neredeydiniz?" diye sordu. Kız da saklayacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi. Şehzade "o hâlde neredeydiniz?" diye ısrar edince kız şöyle dedi:

(Hikâyenin Uygurca küçük bir parçası da British Muzeum'da Or.8212 (118) numarada bulunmaktadır. Bu parçaya göre bundan sonrası şöyledir:)

"Eğer yanıldımsa gözünüz hiç iyileşmesin; fakat günahım yoksa bir gözünüz aydınlansın, gün görün". Bunun üzerine şehzadenin bir gözü açıldı. Kız, "şimdi inandınız mı?" diye sordu. Şehzade "inandım" dedi. Bunun üzerine kız, "siz ne kadar nankör bir insanmışsınız, ben bir han kızı olarak size hiç yüksünmeden hizmet ettim; fakat siz yalancı diyerek bana inanmadınız" dedi. Şehzade dayanamayarak kendisinin de Baranas hükümdarının oğlu olduğunu söyledi. Kız, "siz ne kadar aptalmışsınız; böyle sözler ağzınızdan nasıl çıkar? Baranas hükümdarının oğlu denizde kayboldu; siz nasıl o benim dersiniz?" diyerek şehzadeyi yine itham etti. Şehzade, "ben doğduğumdan beri hiç yalan söylemedim" diye cevap verdi. Kız "sizin yalan mı doğru mu söylediğinizi kim bilecek? Size hiç inanmıyorum" dedi.]

(British Muzeum'daki parça burada biter. Çincesinde hikâye şöyle devam eder:)

[Şehzade, "yalan söylüyorsam gözlerim asla iyileşmesin; doğru söylüyorsam gözlerim eski hâline dönsün" dedi. Bunun üzerine şehzade iyileşti. Kız durumu babasına anlattı. O da şehzadeyi görünce hayretler

içinde kaldı.

Baranas hükümdarının sarayında yabani bir kaz vardı. Bir gün hükümdarın karısı kaza "siz hep şehzadeyle beraber bulunurdunuz; şimdi öldü mü, kaldı mı belli değil, onu hiç düşünmüyor musunuz?" dedi. Kaz da "müsaade ederseniz onu arayayım" diye cevap verdi. Hükümdarın karısı,

TÜRK DİLİ TARİHİ 261

boynuna bir mektup bağlayarak kazı gönderdi ve ondan haber beklemeye başladı.

Kaz denizler üstünde uçtu, her yanı aradı, bir şey bulamadı. Sonunla Li-şe-pa ülkesinden geçerken sarayın önünde şehzadeyi gördü ve yanma geldi. Şehzade mektubu okudu. Kendisi de başından geçenleri yazarak kazın boynuna bağladı. Baranas hükümdarı ve karısı mektubu alıp şehzadenin hayatta olduğunu öğrenince çok sevindiler. Bütün fenalıklara sebep olan Kötü Düşünceli Şehzade'yi kelepçeye vurarak hapsettiler. Li-şe-pa hükümdarına bir mektup yazarak niçin oğlunu alıkoyup kendilerini üzdüğünü sordular. Li-şe-pa hükümdarı korktu, hemen kızını nişanladı ve İyi Düşünceli Şehzade'yi törenlerle ülkesine yolladı.

Annesi, babası ve bütün Baranas halkı şehzadeyi büyük törenlerle, sevinçlerle karşıladılar. Mihrace ve karısı süslü bir file binmişti. Çalgıcılar saz çalıyor, şarkıcılar şarkı söylüyordu. İyi Düşünceli Şehzade kardeşini sordu; "hapiste cezasını çekiyor" dediler. Onu görmek istedi. Kardeşinin zincirlerini çözerek mücevherin nerede olduğunu sordu. Kötü Düşünceli Şehzade, üç defa tekrarlanan soruya üç defasında da "herhangi bir yerde" cevabını verdi. İyi Düşünceli Şehzade babasının ve annesinin yanına gelerek "eğer bu mücevher insanı arzusuna hakikaten kavuşturuyorsa annemin ve babamın gözleri açılsın" dedi. Annesinin ve babasının gözleri açıldı.

Ayın on beşinci günü sabahleyin şehzade, yıkanarak ve güzel elbiseler giyerek yüksek bir kuleye çıktı. Elinde bir buhurdan tutuyordu. "Bütün canlılara iyilik etmek için kıymetli mücevheri tedarik etmek üzere büyük zahmetlere katlandım" dedi. Tam bu sırada doğudan bir rüzgâr koptu; her taraf temizlendi; gökten güzel elbiseler, inciler, altınlar, gümüşler, canlılara gereken her şey yağmaya başladı.

Bunun üzerine Burkan (Buda), Ananda'ya şöyle dedi: Bundan böyle büyük Baranas hükümdarı, benim babam Çudodana'dır. Karısı da benim annemdir. Kötü Düşünceli "Şehzade bundan böyle Devadatta'dır. İyi Düşün­celi Şehzade de bugünden sonra benden başkası değildir.]

Burkancı veya Manici Uygurlardan kalan daha pek çok eser ve vesika vardır. Bize kadar ulaşan bazı mektup örneklerindeki "iyi misiniz, esen misi­niz; biz esenlik ve selâmet içindeyiz" gibi ifadelerin bugünkü mektup ifade-

262 Ahmet B. ERCİLASUN

lerini andırması son derecede mühimdir. Uygurlardan kalma hususî mek­tuplardan başka resmî ve ticarî mektuplar da vardır. Astronomi, sağlık bilgisi konularında da Uygurlar bazı belgeler bırakmışlardır.

Uygurlardan kalma birçok hukuk belgesi de bulunmaktadır. Sayıları 400'ü geçen hukuk belgelerini Arat, fertler arasındaki ilişkileri düzenleyen­ler, fertle devlet arasındaki ilişkileri düzenleyenler olmak üzere ikiye ayır­maktadır. Birinci gruba vasiyetname, vakıf senedi, arazi satışı ve kiralanma­sı, hayvan kiralanması, köle alım satımı, evlâtlık verme, ortak işletme, ipotek etme gibi konularla ilgili belgeler; ikinci gruba nüfus sayımı, vergiler, iş mükellefiyetleri gibi işlemlerle ilgili belgeler girmektedir. Belgeler, bitig (belge), baş bitig, öŋ bitig, çın bitig (asıl belge), idiş bitig (geçici yararlanma belgesi), vuçuŋ bitig (aslın yerine geçen belge), ata bitigi (vasiyetname), ölüg bitig (dilekçe), yarlıg gibi adlar taşımaktadır. Bazı manastır vakıfları ağaç kazıklar üzerine yazılmış ve binanın temeline konmuştur. Bunların 8-9. yüzyıllara ait oldukları tahmin edilmektedir. Hukuk belgelerinde genellikle "tarih, anlaşma yapan kişilerin adları, anlaşmanın sebepleri, anlaşmanın ko­nusu ve bedeli, bedeli ödemenin usul ve şartları, kefillerin belirlenmesi, an­laşmanın nasıl korunacağı ve anlaşmaya kimler tarafından itiraz edilebilece­ği, anlaşmayı bozmak isteyenlere karşı alınacak tedbirler, taraflar ve şahitle­rin adları, metni kaleme alan kişinin adı, imza ve damgalar" bulunur (Arat 1987: 518-536). Aşağıda iki hukuk belgesinin metni ve bugünkü Türkçeyle karşılıkları verilmiştir.

Köleler hakkında:

/ Bars yıl tokuzunç ay altı otuzka 2 biz Utuznuŋ Baltur atlıg temirçi 3 karabaş Toyınçuknuŋ Aysılıg 4 atlıg ebçi karabaş bözçi bu ikegu 5 begileriŋe ayıtmatın er ebçi 6 bolmışlar. Kin men Toyınçuk 7 utuz bilen eşitip atırmatın 8 Toyınçuknuŋ ebçi karabaşnıŋ 9 birtin Toyınçuk ok alır men. 10 Men Utuznuŋ temirçi karabaşnıŋ 11 birtin men Utuz ok alır men. Men 12 Utuz kulumnuŋ negü erser bar 13 tip Toyınçukka ebçike çam kılmaz 13 men. Men Toyınçuk meniŋ küŋnüŋ negü 15 erser bar tip Utuzka kulka 16 çam kılmaz men. Tanuk Sarig, tanuk Çaysu, 17 tanuk Ötüken, Temür. Bu tamga biz ikegül8nüŋ ol. Men Moŋul Buka ayıtıp bitidim.

1 Kaplan yılı, dokuzuncu ayın yirmi altısında, 2 biz, Utuz'un Baltur adlı demirci 3 kölesi ile Toyınçuk'un Aysılıg 4 adlı dokumacı kadın kölesi, bu ikisi 5 beylerinden izin almadan, koca ve karı 6 olmuşlar. Sonra biz, Toyınçuk ile 7 Utuz, bundan haberdar olunca, onları birbirlerinden ayırma­dan, 8 Toyınçuk'un kadın kölesinin 9 vergisini ben Toyınçuk 10 ve Utuz'un demirci kölesinin 11 vergisini de ben Utuz almağa karar verdik. 12 Ben Utuz

TÜRK DİLİ TARİHİ 263

kulum hakkında Toyınçuk'a ve 13 kölesine karşı herhangi bir iddiada bu­lunmam. 14 Ben Toyınçuk da kölem hususunda Utuz'a ve kölesine 15 karşı herhangi bir iddiada bulunmam. 16 Şahit Sarig, şahit Çaysu, 17 şahit Ötüken, (şahit) Temür. Bu mühür bizim 18 ikimizindir. Ben Mongul-Buka sorup yazdım. (Arat 1987: 559-560).

Nüfus (vergi) sayımı hakkında:



1 Iduk kut teŋrikenimizke 2 ülçi 3 tümen ilçi beglerke 4 men Sevinç bitig birür men. 5 Ulug tefterete bitidmiş 6 negü kimimtin taş negüme 7 yok bar tip ayıg önüp sözi 8 çın bolsar öz başım ölür men. 9 Bu nişan meniŋ ol. 10 Yılan yıl üçünç ay tokuz 11 yaŋıka.

1 Iduk Kut hazretlerine 2 ülçi 3 bütün elçi beylere 4 ben Sevinç senet veriyorum. 5 Büyük defterde yazdırılan 6 kimselerimden başka herhangi bir 7 var yok diye lâf çıkar ve bu söz 8 doğru olursa, kendi ölümüme razıyım. 9 Bu nişan benimdir: 10 Yılan yılı üçüncü ayın 11 dokuzunda. (Arat 1987: 560-561).


1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə