Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə13/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   33

2. BULGARLAR VE TÜRK DİLİ

Bulgarların Türk dili tarihinde özel bir yeri vardır. Bulgar Türklerinden kalan dil malzemesi çok olmamasına rağmen eldeki malzeme bazı önemli özellikleri belirlemeye ve Bulgar Türkçesinin, bugün yaşamakta olan Çuvaş Türkçesiyle ilişkisini ortaya koymaya yetmektedir. Bulgar Türkçesiyle onun bugünkü temsilcisi sayılan Çuvaş Türkçesi, diğer Türk lehçelerinin hiçbirin­de bulunmayan bazı özellikleriyle Türk lehçeleri arasında farklı ve özel bir yer tutar. Bu özelliklerden bir kısmının Moğolca ile de ortak olması, Bulgar­ca ve Çuvaşçanın Altay dilleri teorisi içinde önemli bir yer tutmasını sağlar.

Omeljan Pritsak, "Hun-Bulgar" adını verdiği Türkçe kolunun "Doğu Türkçesi"nden farklılaşan özelliklerini yedi madde hâlinde verir (Pritsak 2002: 181-182).



206

Ahmet B. ERCİLASUN



Bilim adamlarınca bazen Hun-Bulgar, bazen (Eski) Batı Türkçesi, ba­zen Proto-Bulgar olarak adlandırılan Türkçenin bu kolu, Türkiye'de çoğun­lukla Bulgar Türkçesi terimiyle ifade edilir. Bulgar Türkçesi de eldeki mal­zemeye göre başlıca iki bölgeye ayrılarak incelenir: 1. Tuna Bulgarcası, 2. İdil (Volga) Bulgarcası.



TÜRK DİLİ TARİHİ 207

2.1. BULGAR TÜRKLERİNDEN KALAN METİNLER

2.1.1. TUNA BULGARLARINDAN KALAN METİNLER

Talât Tekin, Tuna Bulgarlarından kalan dil malzemesini şöyle tasnif e-der:



  1. Bulgar Hanları listesindeki Proto-Bulgarca kelime ve ibareler

  2. Tudor Doksov'un haşiyesindeki Proto-Bulgarca ibare

  3. Nagy Szent-Miklos hazinesindeki Proto-Bulgar yazıtları

  4. Proto-Bulgar kitabelerindeki Türkçe kelime ve ibareler

  5. Bizans kaynaklarındaki Bulgar Türkçesi etnik adlar

  6. Eski Kilise İslavcasındaki Proto-Bulgarca ödünç kelimeler (Te­
    kin 1987: 12).

"Bulgar Hanları Şeceresi" de denilen liste, Ellinskiy Letopisets (Elen Vak'anüvisi) adı verilen bir el yazması içindedir. Bizans Rumcasmdan Eski Kilise İslavcasına çevrilmiştir. Moskova ve Peterburg'da birkaç nüshası vardır. 765 Haziranına kadar gelen Bulgar hanlarını içine alır. Hanların ve mensup oldukları boyların adlarını verir. Tahta çıkış tarihlerini, o yılı bildi­ren Türkçe hayvan adıyla ve ayı ifade eden Bulgar Türkçesi sıra sayısıyla belirtir. Örnek olarak Attila'nın oğlu İrnek'i verebiliriz: "İrnik': 150 yıl ya­şadı; kabilesi Doulo (idi) ve (tahta çıkış) yılı dilom' tvirem' (idi)" (Tekin 1987: 12).

Listedeki kişi ve boy adlan, hayvan adları ve sıra sayıları Bulgar Türkçesine ait verilerdir. Şecere üzerindeki önemli çalışmalar şunlardır:

J. J. Mikkola, "Die Chronologie der türkischen Donaubulgaren", JSFOu, XXX, 1915. Türkçesi: Zakir Kadirî, "Tuna Bulgarlarının Kronolojisi (Türk Kitabeleri)", Türk Yurdu, 1930, sayı: 27-28).

Omeljan Pritsak, Die bulgarische Fürstenliste und die sprache der Proto-bulgaren, Wiesbaden, 1955.

Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, İstanbul 1958, s. 85-91.

Louis Bazin, Les calendriers turcs anciens et medievaux, Lille 1974.

Talât Tekin, Tuna Bulgarları ve Dilleri, Ankara 1987.

Tudor Doksov, Boris'in yeğenidir ve rahiptir. Bir vaaz kitabının haşiye­sindeki Bulgarca ibare sadece iki kelimedir: yeth' behti. Yeth', "it"; behti,

208 Ahmet B. ERCİLASUN

"beşinci" demektir ve bu not Bulgar hanı Boris'in Bulgar Türklerini Hristiyan yaptığı tarihi bildirmektedir: İt yılının beşinci ayı (Tekin 1987: 24).

Nagy Szent-Miklos defineleri 1799'da Macaristan'ın Torontal vilâye­tinde, Nagy Szent-Miklos mevkiinde, bir köy evinin bahçesinde bulunmuştu ve 23 parça altın kaptan oluşmaktaydı (Orkun 1938: 187). Kapların bazıları üzerinde Köktürk, bazıları üzerinde Grek harfleriyle Türkçe kısa yazıtlar vardır. Németh'e göre Peçeneklere ait olan defineler Thomsen'in fıkrince Tuna Bulgarlarından kalmıştır. Vilhelm Thomsen Grek harfli yazıttaki tagrugı kelimesinde bulunan d~r denkliğine (~tak-duk-ı) dikkat ederek defı-nelerdeki yazıtın Tuna Bulgarcasını yansıttığını ileri sürmüştür (Orkun 1938: 192). Yukarıda anılan eserinde Pritsak da aynı görüşü kabul etmiş ve defi­nelerin hiç olmazsa bir kısmının dilini Bulgarca saymıştır.

Nagy Szent-Miklos definelerindeki Köktürk harfli yazıtlardan daha ön­ce bahsetmiştik. 21 numaralı kapta bulunan Grek harfli Boyla Çoban Yazıtı; V. Thomsen, Gy. Németh, O. Pritsak ve T. Tekin gibi Türkologlar tarafından okunup yorumlanmıştır. Son olarak Tekin yazıtı Buyla Jopan düge(r)tögi, Butaul Jopan tagrogi. İçigi tesi şeklinde okumuş ve "Buyla Çoban tası dol­durdu, Butaul Çoban (mezara) taktı (=astı). İçki tası" şeklinde manalandırmıştır (Tekin 1987: 29).

Proto-Bulgar yazıtları, "Bulgaristan'ın muhtelif yerlerinde, özellikle Pliska, Preslav ve Madara gibi Tuna Bulgarlarının eski merkezlerinde bu­lunmuş", 8-9. yüzyıllardan kalma 90 civarında yazıttır. Çoğu Grekçedir; "sadece iki tanesi Tuna Bulgar Türkçesi iledir.": 1. Preslav yazıtı, 2. Çatalar yazıtı (Tekin 1987: 34).

Bulgaristen yazıtları üzerinde en kapsamlı yayın Veselin Beşevliyev'e aittir: "Die protobulgarischen Inschriften, Text und Komentar", Annuaire de I'Université de Sofia, XXXI, 1935, s. 1-62; Spätgrechische und spätlateinische Inschriften aus Bulgarien, Berlin 1974.

Bir kilisedeki mermer sütun üzerinde bulunan Çatalar yazıtı kırıktır ve ancak birkaç kelimesi okunabilmektedir.

Granit bir sütun üzerine kazılan Preslav yazıtı ise 10 satırlıktır. Yazıtta Boyla Jitko'ya ait zırh ve miğferler sayılmaktadır; küpe (zırh), tulşi (tulga), tourtouna (dördü ile birlikte) gibi kelimeler dikkati çekmektedir (Tekin 1987: 34-42).

Türkçe olmayan Bulgarca yazıtlarda birçok unvan, kişi adı, boy ve ka­vim adı geçmektedir: kana (han, hükümdar), sübigi < sü begi (ordu beyi, komutan), boyla, içirgu boyla (has, saraya mensup boyla), kawhan/kaphan (kapgan), ük boyla, kolovr (kılavuz), tarkan/trakan; Bayan/Boyan, Barsa

TÜRK DİLİ TARİHİ 209



(pars), Bagatur/Bogatur, Çepa, Krum, Omurtag (omurt "kartal" + ak kü­çültme eki), Sivin Jupan (Sevinç Çoban), Tuko/Çuko, Turdaçi, Hsun, Boris (pars); Kuviar, Kürigir, Çakarar, Ermiar, Duar; Taŋra (tanrı), şigor (sığır), śarak (silâh); Bulgar, Onogur, Onogundur, Şaragur, Utigur/Uturgur, Kutrigur/Kuturgur (Caferoğlu 1958: 91-92; Tekin 1987: 42-66).

Eski Kilise islavcasında geçen birkaç kelime ise şunlardır: beleg/bileg (belgi, işaret), bel'çug/belçüg (bilezik), doh'tor' (yastık), kap (resim, put. Eski Türkçe: kip "benzer), san (şeref. DLT: san "sayı, itibar"). (Tekin 1987: 66-68).



2.1.2. İDİL (VOLGA) BULGARLARINDAN KALAN METİNLER

İdil Bulgarlarından kalan dil malzemesi 13. ve 14. yüzyıllara ait mezar kitabeleridir. 18. yüzyılın başlarından itibaren bilim dünyasının dikkatini çeken ve tamamı Arap harfleriyle yazılmış bulunan idil mezar kitabelerinin büyük çoğunluğu Kıpçak Türkçesiyledir. 100 civarında kitabe idil Bulgarcasıyla, 3 kitabe Arapçayla yazılmıştır. Bulgar Türkçesiyle yazılanla­rın en eskisi 1281 tarihlidir; en yenisi ise 1357-1358 tarihine aittir; doğuda Ufa'dan batıda Çuvaşistan'ın başkenti Şubaşkar'a kadar uzanan bir alan içinde bulunmuşlardır. Büyük boyda olanları ortalama 2 m, orta boyda o-lanları 1,20 m, küçük boyda olanları 1/2 m yüksekliğindedir (Tekin 1988: 6-10).

Kitabeler altı bölümden meydana gelir. Kur'an'dan alınmış kısa ibare­lerden oluşan "açılış" ve "giriş" bölümlerinden sonra Bulgar Türkçesiyle yazılmış "künye" bölümü gelir. Burada kitabenin kime ait olduğu kayıtlıdır. Dördüncü bölüm olan "rahmet dileme"de Arapça kısa formüllerle Allah'tan rahmet dilenir. Daha sonraki "vefat bildirme" bölümü de Bulgar Türkçesiyledir; kısa bir cümle ile kişinin vefat ettiği, bu dünyadan öbür dün­yaya göçtüğü bildirilir. "Tarih" bölümünde Bulgar Türkçesiyle vefatın yılı, ayı ve günü yazılır. Burada birçok sayı adlarının İdil Bulgarcasındaki bi­çimlerini buluruz. Altınca ve son bölüm olan; fakat kitabelerin çoğunda bu­lunmayan "kapanış" bölümünde Arapça veya Bulgar Türkçesiyle ölene rah­met dilenir (Tekin 1988: 7-10).

1722'de 1. Petro Bulgar şehri harabelerini ziyaret ederek bunların ince­lenmesini emreder. Tatar bilginleri yazıtları kopyalar ve ilk incelemeler başlar. 19. yüzyılda diğer Avrupalı bilginler de İdil mezar kitabeleriyle ilgi­lenir. Kitabelerin dili üzerine en önemli buluş, Tatar bilgini Hüseyin Feyizhanov'a aittir; yüz yerine cür yazılmasından hareketle 1863 yılında, yazıtlardaki dilin Çuvaşçayla ilgisini ortaya koyar. Bunun üzerine İlminskiy

210 Ahmet B. ERCİLASUN

"Çuvaşçanın Bulgarcadan çıktığı yolundaki ünlü teorisini ortaya atar." (Te­kin 1988: 1-2).

1851'de N. İlminskiy, 1852'de İ. Berezin, 1863'te H. Feyizhanov, 1877'de S. M. Şpilevskiy, 1897'de Ş. Mercanı birçok mezar kitabesini ya­yımlar. N. İ. Aşmarin bu yayınlardaki 93 kitabeyi 1902'de topluca neşreder: Bolgarı i çuvaşi, Kazan 1902. G. Ahmarov 1908'de, N. İ. Vorob'yev 1925'te yeni kitabeler neşrederler (Tekin 1988: 1-3). Ali Rahim ile A. Aziz'in 1925'te Kazan'da bastırdıkları Tatar Edebiyatı Tarihi nde de bazı kitabe metinlerine yer verilir (Caferoğlu 1958: 93).

Tataristan'da kurulan bir komisyon 1941-1942 arasında yaptığı incele­meleri üç ciltlik bir albüm hâlinde yayımlar. Albümde 253 kitabenin fotoğraf ve okunuşları yer alır; bunların bir kısmı Bulgar-Tatar kitabeleridir (Tekin 1988: 3-4).

İdil Bulgar Kitabeleri üzerinde çalışan en önemli bilgin, Tatar araştırıcı­sı G. V. Yusupov'dur. Onun 1950'lerin başında başlayan ve çeşitli makale­lerle devam eden çalışmaları 1960'ta meyvesini verir: Vvedeniye v bulgaru-tatarskuyu epigrafiku, Moskva-Leningrad 1960. Burada 88 Bulgar kitabesi­nin metinleri ve Rusça tercümeleri verilmiştir. 1972'deki bir çalışmasıyla Yusupov bunlara 16 kitabe daha eklemiştir (Tekin 1988: 4-6).

1. Petro döneminden beri araştırılıp bilim adamlarınca neşredilen mezar kitabelerinin bir kısmı zamanla kaybolmakta; kaybolanların bir kısmı da sonradan tekrar bulunmaktadır. 1940'larda İdil boylarında araştırmalar ya­pan A. B. Bulatov, daha önce Şahabeddin Mercanî ve G. Ahmarov'un bul­duğu 21 kitabeden 14'ünü tekrar bulmuş ve 1963'te yayımlamıştır (Tekin 1988: 5). Ahmarov'un 1244-1245 yılına ait olduğunu belirttiği ve bilinenle­rin en eskisi olması gereken kitabe ile Şahabeddin Mercanî'nin bahsettiği 1262 tarihli kitabe (Caferoğlu 1958: 93-94) her hâlde bulunamayanlar ara­sında olacaktır.

A. B. Bulatov 1967'de Kama bölgesinden 15 kitabe daha yayımlar. 1986'da Ferid S. Hekimcanov İdil Bulgar kitabelerine iki yeni kitabe daha ekler (Tekin 1988: 5,189).

A. Rona-Tas ile S. Fodor 1973'te yayımladıkları eserde 52 Bulgar kita­besinin Arap harfli metinlerini, Lâtin harfli transkripsiyonlarını ve Macarca tercümelerini neşrederler: Epigrafıca Bulgarica: A. Volgai bolgár-török feliratok. Szeged 1973 (Tekin 1988: 6).

1987'de D.G. Muhametşin ile F.S. Hakimcanov Bulgar şehrindeki taş yazıtları genel olarak ele alan bir eser neşrederler: Epigrafiçeskiye pamyatniki goroda Bulgara (Kazan 1987).



2.2. BULGAR TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ

2.2.1. TUNA BULGARCASININ DİL ÖZELLİKLERİ

Sınırlı sayıda malzemeye rağmen Tuna Bulgarcasının bazı dil özellikleri tespit edilebilmektedir. Tuna Bulgarcasının (TB) dil özelliklerini Eski Türk­çe (ET) ile karşılaştırarak ve Talât Tekin'in Tuna Bulgarları ve Dilleri kita­bındaki malzemeye dayanarak aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

212 Ahmet B. ERCİLASUN



2.2.1.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

Sıra Sayı Eki

TB +m ~ ET +(X)nç : weçim~üçünç (üçüncü), töütöm-trtünç, al-tom/altem~altınç, citim~yitinç.



İsimden İsim Yapma Eki

TB +gi ~ ET +GI: içurgi~içerüki (veya içreki).


Fiilden İsim Yapma Eki

TB -u ~ ET -(X)g : içu~içig (içme, içki).



Sıfat-Fiil Eki

TB -daçi ~ ET -DaçI: Turdaçi (kişi adı)~turdaçı (duracak olan).



İyelik Eki

TB +i ~ ET -(s)I: sübigi~sü begi (ordu beyi, komutan).


TÜRK DİLÎ TARİHİ 213

+gi, -daçi, +i ekleri Tuna Bulgarcasında birer örnekle tespit edilmiştir. Elbette +gi ekinin k'li, -daçi ekinin /'li, +i ekinin s'li ve her ekin ses uyu­muna uygun biçimlerinin de Tuna Bulgarcasında bulunduğu tasavvur edile­bilir.

2.2.2. İDİL BULGARCASININ DİL ÖZELLİKLERİ

Tuna Bulgarcasına göre İdil Bulgarcasının dil malzemesi bir hayli faz­ladır. Ancak yine de malzemenin sınırlı olduğu ve mezar taşlarındaki kalıp ifadelere dayandığı unutulmamalıdır. İdil Bulgarcasının (İB) dil özelliklerini Eski Türkçe (ET) ile karşılaştırarak ve Talât Tekin'in Volga Bulgar Kitabe­leri ve Volga Bulgarcası eserine dayanarak aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.









2.2.2.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

2.2.2.2.1. Sıra sayısı ekleri: Üç türlüdür.

  1. +Im : birim (birinci), weçim (üçüncü), wanım (onuncu).

  2. +ş : ekiş (ikinci), altış, cietiş (yedinci).

  3. +şi: ikişi (ikinci), altışi (altıncı), dermişi (yirminci).

Seyrek olarak +inç ve +inçi biçimlerine de rastlanır: birinç, belinçi (be­şinci).

2.2.2.2.2. Çokluk eki: +sem: mescidsem (mesçitler).

Hâl Ekleri

İlgi hâli eki +n, +ın : Ya 'kūt+ın belüwi (Yakut'un mezar taşı), Amad Aga+n ılgıçisi (Ahmet Ağa'nın yılkıcısı).

Yükleme hâli eki +ne : mescidsem+ne (mesçitleri).







216 Ahmet B. ERCİLASUN

Tabiî olarak mezar kitabelerinde birçok kişi adı da yer almıştır. Bunla­rın bir kısmı Türkçe asıllıdır. Türkçe asıllı erkek adları şunlardır: Buldas, Ötey, Atraç, İnal, Satılmuş, Armaş, Toktar, Tatar, Tokaç, Beltük, Beltülek, Yelbe, Tatar, Balah, Alıp (Alp), Alıptay, Wurum Alıp, Berke. Türkçe asıllı kadın adı olarak Altın Bürti, Akça, Ayvu sözlerini buluyoruz.

Arapça kökenli erkek ve kadın adları da çoktur. Erkek adları: Ali, Muhammad, Ya'kub, Ahmad, Hamdullah, Yûsuf, Huseyn, İbrahim, Usman, Ramadan, Munci, Süleyman, Sâlih, Muhsin, İsmâil, Hasan, Memduh, Yûnus, Abûbeker, İlyas, İshak, Mahmud. Kadın adları: Ya 'kut, Mercan, A 'maş, Sâra, Cevher, Kemâli, Hacime, Fâtima, Mihri. Bazı isimler ise Türkçeleşmiştir: Muhamat/Mamat, Amat, İbram, Maharam, Asya (Asiye), Mamali.

ON BİRİNCİ BÖLÜM

1. UYGUR TÜRKLERİ

Çağdaş Çin tarihçisi Wang kuo-wei'ye göre Şang hanedanı (M.Ö. 17 -M.Ö. 11. yy) döneminde Çin'in kuzeyinde yaşayan en eski Türk kavimlerin­den biri Kung-fang'lar idi. Kung-fang'lar ok ve yay yapmada son derece ileri idiler. Bu silâhlan yalnız kendileri için imal etmiyorlar, Çinlilere de satıyorlardı. Çinlilerle sürekli savaş hâlindeydiler. M.Ö. 8. yüzyılda ortaya çıkan Ti kavmi, işte bu Kung-fang'lardan iniyordu (İzgi 2002: 429-430).

M.S. 386-581 yıllarını anlatan Kuzey Devletleri Tarihi'ne göre Kao-çe'ler (Yüksek Arabalılar), Kızıl Ti'lerin soyundan gelmekte idi. Çin tarihi şöyle diyor: ""Kao-ch'eler, çok eski zamandaki Kırmızı Tilerin soyundandır. İlk adı Ti-li'dir. Kuzeyliler T'ieh-le diyorlardı. Çin bölgesindekiler ise Kao-ch'e veya Ting-lin diyorlardı. Dilleri Hunlarınkine benziyordu. Bu kavimde Ti, Yuan-hu (Uygur), Hu-lü, Yi-chin gibi etnik gruplar vardı." (İzgi 2002: 434).

Kao-çe, "yüksek tekerlekli arabalı" demektir ve Oğuz Kağan Desta-nı'nda arabayı icat ettikleri için Kaŋlı adını alan Türklerin Çincedeki adıdır. Çin kaynağı, kuzeylilerin, yani Türk kavimlerinin onlara Tie-le dediklerini yazıyor. Bu isim de Köktürk bengü taşlarında geçen Tölis ile aynıdır. Çin kaynağına göre Uygurlar (Yuan-hu) işte bu kavim (Kao-çe/Tölis) içindeki etnik gruplardan biriydi.

Kao-çe'ler 3. yüzyılda Siyenpilere bağlı idiler. 389 yılında Tabgaçlar ta­rafından ağır bir yenilgiye uğratılan Kao-çe'lerin o sırada 37 boyu vardı. 5. yüzyıl başlarında Kao-çe'lerin bir kısmı Juan-juan hâkimiyetine girdi. Juan-juanlar zayıflayınca tekrar Tabgaçlara tâbi oldular. Kuzey Moğolistan'daki bazı Kao-çe boylan ise "481'de Tanrı Dağlarının güneydoğu etekleri ve Turfan'a geldiler." Fu-fu-lo boyu, 485-486'da Tanrı ve Altay dağları arasın­da, A-fu-ci-lo idaresinde bir devlet kurdu (Taşağıl-boylar 2002: 78-79). "Afuculo ile kardeşi Çünçi kendilerini Ulug Teŋri Oglı ve İzbasar Kagar adı ile kağan ilân ettiler." (Sertkaya 1995: 309). Ancak çok kısa zamanda bu devlet Akhunlar ve Juan-juanlar tarafından dağıtıldı. 536'daki Juan-juan yenilgisinden sonra Çin kaynakları bir daha Kao-çe adından bahsetmez. Bundan sonra artık Tie-le (Tölis) olarak anılacaklardır (Taşağıl-boylar 2002: 80).

Bahaeddin Ögel'e göre Kao-çe'ler 5. yüzyılda "Orkun nehrinden başla­yıp, Güney Rusya'da Volga nehrine kadar uzanan büyük bir kavimler top-



218 Ahmet B. ERCİLASUN

luluğu idi. Köktürkler de, Uygurlar da bu topluluk içinden çıkmıştı (Ögel 1971: 16). Kao-çe'ler bu geniş alanda Juan-juanlarla Akhunlar arasında ba­zen bağımsız, bazen bu güçlerden birine tâbi olarak bozkır hayatı sürdürü­yorlar, dinî törenlerde kurt ulumasına benzeyen şarkılar söylüyorlardı. Çün­kü Çin kaynaklarının belirttiğine göre ataları kurt idi (Ögel 1971: 17).

Kao-çe'ler içindeki Uygur boyunun kurucusu, Çin kaynağı Wei-şu'ya göre Hun hükümdarının kızının veya yeğeninin oğlu idi (Golden 2002: 126). Yine bir Çin kaynağına göre Hun hükümdarının kızı ihtiyar bir kurt suretine giren Tanrı ile evlenmiş ve Kao-çe'ler bu evlilikten türemişti (Ögel 1971: 17-18).

Bizce bu efsane Köktürkler ile Uygurları birbirlerine bağlamaktadır. Hun hükümdarının kızının evlendiği kurt bizce Köktürk'ü temsil etmektedir; çünkü Köktürkler kendilerini kurt kabul ederlerdi. Esasen hem Köktürkler, hem Uygurlar Kao-çe'ler içinden çıkmışlardı.

Kao-çe'lerin devamı olar Tölislerin adı ilk olarak 550'lere doğru kay­naklarda görülür. Bu tarihlerde Bumın, Tölisleri yenmiş ve 50 000 Tölis ailesini kendisine bağlamıştır (Taşağıl 2002: 655). Bu tarihten itibaren Tölisler, Köktürklerin güçlü dönemlerinde devlet içinde yerlerini alacaklar, zayıf dönemlerinde ise bağımsız hareket edeceklerdir. Aslında Çin kaynakla­rı Tie-le'yi (Tölis'i), Moğolistan'daki Kerulen ırmağından Karadeniz'in kuzeyine dek uzanan bozkırdaki bütün Türk kavimlerinin genel adı olarak kullanmışlardır (Taşağıl-boylar 2002: 82-83). Uygurlar, Kao-çe'ler içinde Yü-an-ho, daha sonraki Tölisler içinde de 605 yılından sonra Wei-ho arıyla anılırlar Taşağıl-uygur: 2002: 712).

Çin tahriklerine kapılan Tölisler 600 yılı civarında isyan etmişlerdi. İs­yan Köktürk ülkesini büyük bir sarsıntıya uğratmış ve başarılı Köktürk hü­kümdarı Tulan, isyanlar sırasında hayatını kaybetmişti. Batı Köktürk hü­kümdarı Tardu kendisini doğunun da kağanı ilân etmiş; fakat Çinli casus ve diplomat Çang sun-şeng'in 603 yılında Köktürk ordu ve sürülerinin su kay­naklarını zehirletmesi üzerine Köktürkler ağır bir yenilgiye uğramışlardı (Taşağıl 2002: 668). Yeni Köktürk kağanı Kimin âciz idi ve Çin imparatoru­na bağlılığını bildirmişti (Kafesoğlu 1996: 100). Bu olaylar üzerine Tölisler serbest kalmışlardı. Batı Köktürk kağanı Çulo onlara saldırıp birliklerini dağıttı. Bir daha birleşmelerini önlemek üzere de 605 yılındaki bir ziyafette Tölis ilerigelenlerinden birkaç yüzünü öldürttü (Ş. Tekin 1976: 8; Sertkaya 1995: 310). Bu hadise Uygur tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Tölislerden beş boy Yukarı Selenge ve Toğla ırmakları civarında bir birlik oluşturdular. Uygur, Bugu, Toŋra, Bayırku; Fulo boylarından oluşan birliğin yöneticisi Uygur boyu idi ve gittikçe genişleyecek olan birliğin başında Uy-

TÜRK DİLİ TARİHİ 219

gur "irkin"i bulunuyordu (Ş. Tekin 1976: 8; Kafesoğlu 1996: 123; Taşağıl-uygur 2002: 712).

Muhtemelen 627'ye kadar birliği İrkin Tigin yönetti. Yerine geçen oğlu Pusa (Bodisatva), ya Burkan (Buda) dinine mensuptu; ya da bu dinin koru­yucusu idi (Ş. Tekin 1876: 8). Pusa 630'a doğru Köktürkleri ağır bir yenilgi­ye uğrattı ve Alp İlteber unvanını aldı. Bu zafer sayesinde Uygurların itibarı arttı. Çin kaynakları Pusa'yı şöyle anlatır: "Mükemmel harp planları yapı­yordu. Savaşta askerlerin önüne geçip hücum ederdi. Az askerle çok iş yapı­yordu. Askerî talimler yapıyor, ok atıyor, askerle beraber avlara gidiyordu. Annesi de halkın şikâyetlerini dinliyor, davalarına bakıyordu. Kanun ve ni­zamları bozanları cezalandırıyordu. Bu suretle kabilelerin düzeni muntazam yürüyordu. Pu-sa zamanı Uygurların refah devridir (Çandarlıoğlu 2002: 10). Pusa, Çinlilerin vergi ödemesini sağlayacak kadar güçlenmişti (Ş. Tekin 1976: 9). Annesi Vu-lo-hun (Ulug Kün ?) töreyi titizlikle uygulayarak ülkeyi düzene sokmuştu.

Yukarı Selenge ve Toğla boylarında Uygurlar hüküm sürerken Orhun kıyılarında da Tölislerden Sir Tarduşlar bağımsız olarak yaşıyorlardı. Sir Tarduş kağanı Bilge İnan 628'de bağımsızlığını ilân etmiş ve Köktürklerden sonra bozkırın en büyük gücü hâline gelmişti (Taşağıl 2002: 677). Uygurlar, Sir Tarduşları ortadan kaldırmaya çalışan Çin ordularına yardımcı oluyorlar­dı. Başlarında Pusa'nın oğlu Kutlug (Tu-mi-tu) vardı; 646'da Sir Tarduşları yıkmışlar ve onların topraklarını ellerine geçirmişlerdi ama artık Çin'e tâbi idiler (Ş. Tekin 1976: 10).

682'de Köktürkler İlteriş Kağan ile Tonyukuk'un önderliğinde yeniden bağımsız oldular ve ilk iş olarak Uygurların elindeki Orhun bölgesini geri aldılar. Tonyukuk, Dokuz Oğuzlar (Uygurlar) üzerine yürüyüşlerini, Orhun bölgesini geri alışlarını ve Uygurların yeniden Köktürklere bağlanışını ay­rıntılı olarak anlatır. Buna göre Dokuz Oğuzlar üzerine bir kağan oturmuş; Çirliler ve Kıtaylarla anlaşarak Köktürkleri yok etme teşebbüsünde bulun­muştur. Casusları vasıtasıyla bu bilgiyi öğrenen Tonyukuk, kağandan izin alarak hemen harekete geçmiş, 2000 kişilik ordusunu Ötüken'e doğru yü­rütmüş ve İŋek Gölü yakınlarındaki savaşta 6000 kişilik Uygur ordusunu yenerek Ötüken'i almıştır. Bunun üzerine Uygurlar Köktürklere tâbi olmuş­lardır (Tl G 1-10).

Tonyukuk'un bahsettiği Uygur kağanı Çin kaynaklarındaki Tu-ki-çi olmalıdır. Tu-ki-çi döneminde "Uygur boyları arasında anlaşmazlık çıkmış, Toŋra ve Bugu boyları birlikten ayrılmışlardı." 697 yılında Kapgan Kağan'ın baskısıyla bir kısım boylarla Uygurlar vatanlarını terk etmek zorunda kal-

220 Ahmet B. ERCİLASUN

mışlar ve "bozkırı geçerek Kan-su yöresine" yerleşmişlerdi (Ş. Tekin 1976: 10).

715 yılında Köktürk ülkesinde karışıklık çıkmış; Basmıllar, Azlar ve İzgillerden sonra Dokuz Oğuzlar da baş kaldırmıştı. Bilge Kağan, Tokuz Oguz bodun kentü bodunum erti (Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi) diyordu; ancak "gökle yer bulandığı için", Uygurların "ödlerine kıskançlık girdiği için" düşman oldular. Köktürkler, Uygurlarla bir yılda beş kez savaş­tılar. Togu Balık'ta, Edizlerle Kuş Algak'ta, Oğuzlarla Bolçu'da, Toŋralarla Çuş Başı'nda ve Oğuzlarla Ezgenti Kadız'da (KT K 4-8; BK D 30-31).

716'da Uygur birliğinden olan Bayırkular da ayaklanmıştı. Toğla kıyı­sında Kapgan Bayırkuları bozguna uğratmış; fakat dönüş yolunda Bayırkuların kurduğu pusuya düşmüş ve öldürülmüştü (Taşağıl 2002: 685).

Bilge'nin kağanlığının ilk yılında Oğuzlar yine ayaklandılar. 717 yılın­daki Agu savaşlarında yenilen Dokuz Oğuzlar yer sularını bırakıp Çin'e doğru gittiler. Çin'e gidenler yok oldular; kalanlar Bilge Kağan'a tâbi oldu­lar. Bilge, Selenge'yi takip ederek Karagan geçidinde Uygurları da bozguna uğrattı. Uygur ilteberi yüz adamıyla doğuya doğru kaçtı. 718'de Oğuzlar tekrar kaçıp Çin'e gittiler. Bilge Kağan'ın canı sıkıldı; sefer edip çocuklarını ve kadınlarını aldı (BK D 34-38).

Köktürk bengü taşlarındaki ifadelerden anlaşılacağı üzere, Oğuz veya Dokuz Oğuz denilen Uygurlar, kağanlığın güçlü zamanlarında Köktürk teb'ası olmuşlar; fakat en küçük bir karışıklık anında ayaklanmaktan geri kalmamışlardır.

Nihayet 742 yılındaki isyan başarıya ulaştı. Uygurlar, Basmıl ve Kartuklarla ittifak yaparak Köktürk kağanı Kutlug'u öldürdüler. Basmıl baş­buğu kağan oldu. Kartuklar batı, Uygurlar doğu kanat yabguluklarını aldılar ve Çin tarafından tanındılar. Köktürk kağanlığına getirilen Ozmış'ı da 743 yılında öldürdüler (Taşağıl-Uygur 2002: 713).

Hadiseleri ikinci Uygur kağanı Bayan Çor'un bitiginden izleyelim. Kara Kum aşmış

Kara Kum'u aşarak Kögürde Kömür tagta Yar ögüzde

Kögür'de, Kömür Dağı'nda, Yar Irmağı'nda Üç tuglug Türk bodun...

Üç tuğlu Türk (Köktürk) kavmi (üzerine) Ozmış Tigin kan bolmış.

Ozmış Tigin han olmuş.

TÜRK DÎLİ TARİHİ 221

Koń yılka yorıdım.

Koyun yılında (743) yürüdüm. İkinti süŋüş eŋ ilki ay

İkinci savaş (yılın) ilk ay(ında oldu.) Altı yaŋıka tokıdım...

Altı defa vuruştum. Tutdum katunın anta altım.

Tuttum, hatununu orada aldım. Türk bodun anta ıngaru yok boltı.

Türk (Köktürk) kavmi orada tamamen yok oldu (BÇ K 8-10).

Bayan Çor babası Köl Bilge tarafından doğu kanadına binbaşı olarak tayin edilmiş; koyun (743) yılının ilk ayında Ozmış Kağan üzerine yürüye­rek onu mağlûp etmiş ve hatununu da almıştır. Bayan Çor (Şine Usu) bitigine göre tavuk (745) yılında Karluklar kötü olacağını düşünüp batıya doğru kaçmışlar ve On Oklara sığınmışlardı. Bayan Çor domuz (747) yılında onlarla savaşmış, aynı yıl babası uçmuştu (vefat etmişti). (BÇ K 11-12).

Bitigden anlaşıldığına göre Kartuklarla Uygurların arası açılmış ve 745'te Karluklar bertaraf edilmiştir. Kartuklardan önce Basmılları da berta­raf eden Uygurlar böylece tavuk (745) yılında bağımsız kağanlıklarını kur­muş oldular.

Dokuz boydan oluşan Dokuz Oğuzlara yönetici olarak Uygur boyunun eklenmesiyle on boy hâline gelen Uygurlara On Uygur denmiştir. Dokuz Oğuz boyu şunlardır:


  1. Bugu

  2. Kun

  3. Bayırku

  4. Toŋra

  5. İzgil

  6. Çi-pi

  7. A-pu-se

  8. Ku-lun-vu-ku

  9. Ediz.

222 Ahmet B. ERCİLASUN

Yukarıdaki dokuz boya Uygur'un da eklenmesiyle On Uygur birliği o-luşmaktaydı. Köktürk anıtlarında Oguz veya Tokuz Oguz olarak geçen bu boyların, Selçuklu ve Osmanlı'yı çıkaran Oğuz boyu ile bir ilgisi yoktur. Uygur birliğini oluşturan Dokuz Oğuzlar görüldüğü gibi 24 Oğuz boyundan tamamen farklı boylardır. Her iki grup için Oğuz kelimesinin kullanılması­nın sebebi "Oğuz"un "oklar, kabileler" anlamına gelmesidir. Nitekim r Türkçesi kullanan Bulgar Türklerinde de Tokur Ogur, On Ogur, Otur Ogur (Otuz Oğuz) adlarını taşıyan boy birlikleri vardı. 24 Oğuz boyu ise Türgişler zamanında 5 Nuşepi, 5 Tulu boyu olarak görülen Batı Köktürklerinin 10 okuna (boyuna) dayanır. Bu 10 boya daha sonra bazı Uygur boylarının da katılmış olması ihtimal dahilindedir.

Dokuz Oğuz'u yöneten Uygurlar da kendi içinde dokuz uruğa ayrılıyor­du. Uygurların dokuz uruğu şunlardır:


  1. Yaglakar (kağan uruğu)

  2. Hu-tu-ku (Dodurga ?)

  3. Hu-lo-vu / Tu-lo-vu

  4. Mo-ko-si-ki

  5. A-vu-çe (Avşar)

  6. Ko-sa (Kasar-Hazar)

  7. Hu-vu-su

  8. Yo-vu-ko

  9. Hi-ye-vu (Eymür).

Bayan Çor adına dikilen Tes, Taryat ve Şine Usu bitiglerine göre ilk Uygur hanlığı 200 (Tes'te 300), ikinci Uygur hanlığı 80 yıl sürmüştür (Sertkaya 1995: 309). Şine Usu'ya göre daha sonra da 50 yıl Türk Kıbçak oturmuştur (BÇ K 4). Uygur Kağanlığının kuruluşunun ilk yıllarında Bayan Çor tarafından Uygurların eski tarihi bu şekilde özetlenmiştir. Bunu, Uygur­ların 850'lerde kendi tarihlerine bakış açısı olarak değerlendirebiliriz. Buna göre Türk Kıpçakların oturduğu (hâkim olduğu) 50 yıl en yakın dönemdir ve 682-742 arasındaki ikinci Köktürk çağını ifade etmektedir. Bu dönemde Uygurlar sık sık isyan çıkarmalarına rağmen genel olarak Köktürk hâkimi­yetinde kalmışlardır. Uygurlar belki de kendilerini 732'den itibaren bağımsız kabul ediyorlardı. 80 yıllık ikinci Uygur hanlığı dönemi 603-682 arasındaki dönemdir. İrkin Tigin' le başlayıp Tu-ki-çi zamanında Köktürk hâkimiyetine

TÜRK DİLİ TARİHİ 223

girdikleri tarihe kadar süren bu dönemde Uygurlar genellikle bağımsız ol­makla birlikte çoğu zaman Çin kontrolü altında bulunmuşlardır. Bayan Çor Uygurlarının, bu dönemi bağımsız bir hanlık olarak kabul ettikleri anlaşıl­maktadır. İlk Uygur hanlığı olarak kabul edilen 200 veya 300 yıllık dönem ise Bayan Çor döneminden epeyi geride kalmış ve 850'lerde artık efsanevî-leşmiş olan bir dönemdir. Bunu da 552'deki ilk Köktürk kuruluşundan önce yaşanan Kao-çe/Tölis dönemi olarak yorumlayabiliriz.

Bayan Çor'un diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Usu bitiglerindeki Uygur bakışı, görülüyor ki tamamen Köktürklere göre ayarlanmış; birinci ve ikinci Köktürk dönemleri, bir bakıma Uygur hanlığını inkıtaya uğratan dönemler olarak kabul edilmiştir.


1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə