Türk Dili Tarihi Ahmet B. Ercilasun Akçağ Yayınları / 603 Araştırma İnceleme / 50




Yüklə 2.38 Mb.
səhifə12/33
tarix25.04.2016
ölçüsü2.38 Mb.
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   33

İnsanın duygu, düşünce ve isteklerini gösteren fiiller: ö- (düşünmek), bil-, sâ- (düşünmek, saymak, istemek), sakın- (düşünmek, endişelenmek), tile-(istemek), sebin-~ögir- (sevinmek), kız-, buŋad- (bunalmak, sıkılmak), tuy-(hissetmek), any-~kork-, aŋıl- (şaşırmak), ög-, korı-(korumak).

Varlıkların oluş ve hareketlerini gösteren fiiller: bol—er- (olmak), kal-, tog- (doğmak), bat-, ag- (yükselmek), uç-, kon-, yag-, yara-, yit-, yokad-(yok olmak).

Zaman kavramıyla ilgili kelimeler: öd~ogur (zaman), kün (gün), küntüz, tün (gece), taŋ, ödüş (24 saatlik tam gün), ay, yıl, yaz (ilkbahar), yay (yaz), kış, kışın, kışla-, kaçan (ne zaman), bödke (bu devirde).

Yer ve yön kavramıyla ilgili kelimeler: yir, öŋre (ön, ön taraf), berüki (beriki), yan, ortu (orta), yügerü (yukarı), üze (üstte), kodı (aşağı), iç, taş (dış), içre (içe doğru), taşra (dışa, dışa doğru), tegre (çevre), uç, içik- (içeri girmek), taşık- (dışarı çıkmak), kün togsık (doğu), ilgerü (ileri, doğuya doğ­ru), kün batsık (batı), kurı (batı), biri (güney), yırı (kuzey), kanı (nerede), kantin (nereden).

Tabiatla ilgili kelimeler: yir (yer), sub (su), teŋri (gök), kün (güneş), taş, kum, tag, bulıt, ı~ıgaç (ağaç), yış (orman, ormanlı dağ), töpü (tepe), yazı (ova), balık (çamur), çöl, çorak, ögüz (ırmak), köl (göl), kölek (küçük göl), taluy (deniz, okyanus), taluy ögüz (deniz, okyanus, kısıl (dağ geçidi, vadi), keçig (geçit), kuz (dağın kuzey yanı), kar, bor (bora, fırtına), yut (kıtlık, kı­ran), isig (sıcak), altun, kümüş, temir, yinçü (inci), çıntan (sandal ağacı).

Hayvanlarla ilgili kelimeler: at, adgır (aygır), başgu (alnı akıtmalı at), yılkı (at sürüsü), taygun (taylar), bûka (boğa), iŋek, kony (koyun), tebi (de­ve), ıt (köpek), böri (kurt), kiyik (büyük av hayvanı), sıgun (geyik), lagzın (domuz), tabışgan (tavşan), teyeŋ (sincap), kiş (samur), biçin (maymun), kölük (yük hayvanı), toruk (zayıf), semiz, bin-, bintür-, tüş- (inmek), tüşür-(indirmek), yel- (dört nala sürmek), tögün (damga).

Renkler: kara, yagız (yağız, siyah), ak, ürüŋ (beyaz), kızıl, yaşıl (yeşil), sarig (sarı), kök (mavi), boz, torug (doru).

194 Ahmet B. ERCİLASUN



Akrabalıkla ilgili kelimeler: kaŋ (baba), ög (ana), ogıl (evlât), kız ogıl (kız çocuk), un ogıl (erkek çocuk), kız, oglan, oglıt (oğullar), taygun (oğul­lar), eçi (ağabey), eke (abla), ini (erkek kardeş), iniygün (kardeşler), siŋil (kızkardeş), yotuz (zevce), apa~ eçü (ata, ecdat), atı (yeğen), çıkan (kuzen), kelin (gelin), keliŋün (gelinler), yurç (kayınbirader), koduz (dul kadın), oguş (sülâle, oymak), ok~bod (boy, kabile), bodun (millet, halk, kavim), kara bodun (halk tabakası).

Sayılar: bir, iki, üç, tört, biş, altı, yiti, sekiz, tokuz, on, yigirmi, otuz, kırk, elig(50), yitmiş, yüz, biş yüz, bıŋ~biŋ, iki biŋ, üç biŋ, tümen (10 000); yiti yigirmi (17), biş otuz (25), altı otuz (26), yiti otuz (27), otuz artukı üç (33), otuz artukı sekiz (38), kırk artukı yiti (47); ilk, ikinç (ikinci), ikinti (i-kinci), ikegü (her ikisi), üçünç (üçüncü), üçegü (her üçü, üçü birlikte), bişinç, yitinç (yedinci), onunç.

Zamirler: ben~men, beniŋ-meniŋ (benim), bini (beni), baŋa~maŋa, baŋaru (bana doğru); sen, sini, saŋa—seŋe; ol, anı (onu), aŋar (ona), anta (onda, ondan), ança (onca), antag~anteg (onun gibi, öyle), anın (onunla), aŋaru (ona doğru); biz, biziŋ (bizim), bizni (bizi), biziŋe (bize), bizinte (biz­de, bizden); siz; öz, özüm (kendim, ben), özi (kendisi, o); kentü (kendi); bu, bunı, bunta (bunda, bundan), bunça, büntegi(böylesi).

Köktürk bengü taşlarında temel kelimeler dışında birçok kültür kelimesi ile insan ve toplum hayatının çeşitli görünüşlerini ve hatta karmaşık kav­ramları anlatan kelimeler de vardır. Bunları da sınıflandırarak verelim.



İnsan ömrü, karakteri ve nitelikleriyle ilgili kelimeler: u (uyku), yaş (gözyaşı), ter, tirig (diri, hayat), ölüg (ölü), yaş (yaş, ömür), karı (ihtiyar, yaşlı; muhterem), ödsig (yaşlı, muhterem), âç (aç), tok, âçsık (açlık), tosık (tokluk), tokurkak (tokuğa aldırmayan), toruk (zayıf), semiz, tüz (dürüst, âdil), igid (yalan), küç (güç), erklig~küçlüg (güçlü), uz (maharet), ubut (u-tanma, hayâ), umug (umut, destek), beŋgilig (mutlu, sevinçli), bilig (bilgi), biligsiz (cahil), bilge (derin ve geniş bilgili, vizyon sahibi), anyıg bilig (fitne, fesat), alp (yiğit, kahraman), matı (sadık), buŋ (sıkıntı), buŋsuz (sıkıntısız, dertsiz), buŋad- (sıkılmak, bunalmak), ökün- (pişman olmak), edgü (iyi), yabız~yablak (kötü, fena), kü (ün, şöhret), külüg (ünlü), yazın- (yanılmak, hata etmek), yaŋıl-, yaŋıluk (hata), tarkınç (huzursuzluk, rahatsızlık), küregü (disiplinsizlik, itaatsizlik), bulganç (karışık, düzensiz), bulgak (karmaşa, kaos), tüzsüz (dürüst olmayan), suk (kıskançlık), küni (kıskançlık), üz (aksi, inatçı), armakçı (aldatıcı), kür (hile), kürlüg~teblig (hilekâr).

Ev, giyim ve yaşamayla ilgili kelimeler: kerekü (çadır), kerekülüg (çadırlı, göçebe), eb (ev, çadır), tâm (duvar), bark (ev, bina; türbe), kapıg (kapı), eşük (eşik, kapı), oçuk (ocak), yurt (yaşanan yer), iş, aş, azuk, aşsız,

ton (elbise), tonlug (elbiseli), tonsuz (elbisesiz, çıplak), kedimlig (giyimli), yalma (kaftan), kin (ipek), kutay (ipek), işgiti (ipekli kumaş), kırgaglıg (ke­narları kıvrık elbise), yadag (yaya), atlıg (atlı), kul, kullug (köle sahibi), küŋ (cariye), küŋlüg (cariye sahibi), bay (zengin), çıgany (yoksul), yıpar (misk, kokulu mum), kokılık (ıtriyat, parfüm), kinlig (kokulu).

Savaş, askerlik ve devlet yönetimiyle ilgili kelimeler: er (er, erkek), eren (erler), sü (asker, ordu), süŋiş (savaş), süŋüş- (savaşmak), buyruk (ko­mutan, amir), baş (lider), başla-~başad- (liderlik, komutanlık etmek), uduz-(sevk etmek, liderlik etmek), ötün- (arz etmek), ötüg~ötünç (rica), yagı (düş­man), yagıçı (savaşçı), alp (yiğit, kahraman), alpagu (yiğit savaşçı), süle-(sefer etmek), sület- (sefere çıkarmak), yorı-~yont- (sevk etmek), akıt- (akın etmek), bas- (baskın yapmak), basit- (baskına uğramak), basın- (yenilmek), yul-~yulı- (yağmalamak), yadag (yaya, piyade), atlıg (atlı, süvari), ok, kılıç, kılıçla-, süŋüg (mızrak), sanç- (batırmak, mızraklamak), yarık (zırh), köbürge (davul), yaraklıg (silâhlı), kedimlig (giyimli, zırhlı), ordu (orda, karargâh), korıgan (sığınak, kale), arkuy (müstahkem mevki), kargu~karguy (gözetleme kulesi), tug (engel), korıgu (muhafız), yirçi (kılavuz), yelme (ön­cü, keşif kolu), yolagçı (öncü), körüg (casus, haberci), tıl (düşman hakkında bilgi alınan tutsak), yulıgçı (yağmacı), baz (esir, tâbi), baz kıl- (tâbi, bağımlı kılmak), içger- (tâbi kılmak), kör- (tâbi, bağımlı olmak), içik- (tutsak, ba­ğımlı olmak), kulad- (köle olmak), küŋed- (cariye olmak), il (ülke, devlet), il tut- (devlet kurmak ve korumak), il tutsık yir (devlet tutulacak yer, devlet merkezi), beŋgü il tut- (devleti ebediyen yaşatmak), törü (töre, kanun), törü it- (kanun yapmak), it- (düzenlemek, teşkilâtlandırmak), itin-~yaratun- (teş­kilâtlanmak), yir sub (yer su, vatan), turgak (vatan), uluş (şehir), yarlıka-(Tanrı buyurmak), ıduk (kutsal, Tanrı tarafından gönderilmiş), kut (talih, Tanrı 'nın verdiği güç, karizma), ülüg (kısmet), barım (mal, servet), arkış tirkiş (kervan), kalıŋ (baç, haraç), ilsire- (ülkesiz, devletsiz kalmak), ilsiret-(ülkesiz, devletsiz bırakmak), kagansıra- (kağansız kalmak), kagansırat-(kağansız bırakmak), urugsırat- (soyunu tüketmek, soy kırımı, jenosit), kon-(konmak, yerleşmek), kontur- (yerleştirmek, iskân etmek), taşık- (bağımlılık­tan kurtulmak), tagık- (dağa çıkmak, isyan etmek), kabış- (buluşmak, ittifak yapmak), tüzül- (barış anlaşması yapmak), yagısız (dost, düşmansız), tat (yabancı).

Unvanlar: kagan (imparator), katun (imparatoriçe), ilteriş (impara­torluk unvanı), ilbilge (imparatoriçelik unvanı), kan (han, kral), ilig (hüküm­dar), bilge (hükümdarlık unvanı, yüksek bir unvan), bögü (hükümdarlık un­vanı), ini il (veliaht), tigin (şehzade, prens), şad (şehzadelik unvanı), yabgu (şehzadelik unvanı), kunçuy (prenses), çor (boy başı - Sarı Türgişlerde), irkin (boy başı — Kara Türgişlerde), ulug irkin (Bayırkuların başı), köl irkin
196 Ahmet B. ERCİLASUN

(büyük irkin ?), beg (boy başı), işi (boy başının eşi, beg ailesinden hanım), tarkan (general), seŋün (Çin generali), apa tarkan (büyük komutan, maraşal?), baga tarkan (general), boyla baga tarkan (genel kurmay başka­nı?), çabış (başkomutan), şadapıt (şada bağlı beyler), buyruk (amir, komu­tan, vezir), bölün (vezir), ilteber (genel vali), tutuk (askerî vali), ayıgma (ka­ğan -devlet- sözcüsü), ınançu (başmüşavir?), yargan (başyargıç?), tamgaçı (mühürdar), yalabaç (elçi).

Yazı ve sanatla ilgili kelimeler: biti- (yazmak), bitit- (yazdırmak), bitig (yazı), ur- (kazıyarak yazmak), urtur- (yazdırmak), tokı- (kazıyarak yazmak), tokıt- (yazdırmak), beŋgü taş (ebedî taş, yazılı anıt), bark (türbe, anıt mabet), yarat- (yapmak), yaratur- (yaptırmak), yaratıt- (yaptırmak, inşa ettirmek), itgüçi (yapan, inşa eden), bediz (resim, süs), bedizçi (ressam, süslemeci), bedizet- (resim ve süsleme yaptırmak), uz (süs, desen), balbal (öldürülen düşmanı temsilen dikilen taş).

Manevî hayat ve ölümle ilgili kelimeler: Teŋri (Tanrı), Türk Teŋrisi (Türk Tanrısı), Türk ıduk yiri subı (Türk kutsal yer su ruhları), Umay (Tan­rıça), köŋül (gönül), öl-, ölüg (ölü), uç- (ruhun uçması, vefat etmek), uça bar- (ruhun uçup gitmesi, vefat etmek), kergek bol- (ruhun kuş olup uçması, vefat etmek), yog (cenaze töreni), yogla- (cenaze töreni yapmak), yoglat-(cenaze töreni yaptırmak), yogçı (törende yas tutucu, ağlayıcı), sıgıt (cenaze sırasındaki feryat), sıgta- (cenazede feryat etmek), sıgıtçı (feryatçı).

Bir dil için gerekli olan sıfat, zarf, bağlaç, edat gibi kelime türlerinin sa­yısı da Köktürk metinlerinde az değildir. Bengü taşlarda geçen bu tür keli­meler de aşağıda gösterilmiştir.



Sıfatlar: kalın, yogun (kalın), yinçge (ince), yuyka (yufka, ince), yımşak (yumuşak), kiçig (küçük, az), ulug (büyük), az, akınya (azıcık), üküş (çok), neŋ (herhagi bir), ırak, uzun (uzak), yaguk (yakın), egri, tüz (düz, dürüst), semiz, toruk (zayıf), arıg (temiz), edgü (iyi), yig (daha iyi, yeğ), anyıg (fena), yabız-yablak (fena), agır (ağır, değerli), uçuz (ucuz, kolay), süçig (tatlı), kamag (bütün), sıŋar (yarım), âç (aç), tok, aşsız (aç), tonsuz (çıplak), yalıŋ (yalın, çıplak), buŋsuz (kedersiz), alp (yiğit, cesur), külüg (ünlü), atsız (adsız, unvansız), bay (zengin), yılsıg (zengin), çıgany (yoksul), erklig~küçlüg (güçlü), tizlig (dizli, güçlü), karı (yaşlı), sansız (sayısız), beŋgü (ebedî, son-suz), unç (mümkün), beglik (bey olmaya lâyık), işilik (hanım olmaya lâyık).

Zarflar: eŋ, kop (hep, çok), kopın (hepsi birden), idi (hiç, tamamıyla), neŋ (her, hiç), ti (pek, pek çok), ertiŋü (pek çok), ertiŋüti (fevkalâde çok), tüketi (sonuna dek, tamamıyla), kalısız (bütünüyle), kergeksiz (bol bol), edgüti (iyice), yigdi (daha iyice), katıgdı (katıca, dikkatle), yolı (kez, defa), amtı (şimdi), yana (tekrar), yiçe (yeniden), küntüz (gündüzün), tün (gecele-

TÜRK DİLİ TARİHİ



yin), kışın, bödke (bu devirde), içre (içeri), taşra (dışarı), üze (üstte) asra
(altta).


Bağlaçlar: başlayu (önce, ilkin), ulayu (önce, ve), artukı (ve) takı (ve dahi), yeme (ve, dahi), udu (ve), azu (yoksa).

Edatlar: ok~ök~kök (pekiştirme), mu~gu (soru), birle (ile), üçün (için) teg (gibi), ara (arasında), kodı (aşağı), sayu (her), tapa (-A doğru), tiyin~tip (diye), tegi (-A kadar), üze (üzerine, -A göre), ötrü (sonra), kisre (sonra).

Yukarıda tematik olarak ayırmaya çalıştığımız söz varlığı üzerinde çe-şitli incelemeler yapan Doğan Aksan, "Köktürkçenin VIII. yüzyıldan çok daha önceye uzanan, daha başka ürünleri bulunması gereken bir dil niteliği

taşıdığı ve bir yazı dilinin başlangıç çağı olmadığı"düşüncesini ortaya koyar (Aksan 1976: 141). Aksan'a göre bir yazı dilinin ne kadar geriye götürüle­bileceğinin ölçütleri şunlardır: 1) İleri ögeler, 2) Soyut kavramlar 3) Çok anlamlılık 4) Tam eş anlamlılar, 5) Anlatımbilim (stilistik) - leksikoloji özellikleri (Aksan 1976: 133). Çeşitli yazılarında ve Anlambilimi ve Türk Anlambilimi (Ankara 1971) kitabında bu ölçütleri Köktürk anıtlarının söz varlığına uygulayan Aksan, yukarıda alıntıladığımız kanaate varmıştır Söz gelişi, bizim "kaos" anlamı, verdiğimiz bulgak, tamamen soyut bir kelimedir Bulga- gibi herhangi bir nesneyi bulamak, karıştırmak" anlamındaki somut bir kelimeden toplumun karışıklığını ifade eden bir sözün türetilmiş olması kelimenin böyle bir soyut anlam kazanması uzun zamana ihtiyaç gösterir' Aksarı bu tür soyut kelimeleri "ileri öğeler" olarak adlandırıyor Kamşag (sarsılmış, karışıklığa uğramış), adınçıg, topla- (kabul etmek, uygun gör mek), otun- (dilemek, rica etmek, saygı göstermek), sakın- (düşünmek) gibi kelimeleri Köktürkçenin ileri ögelerine örnek olarak gösteriyor (Aksan 1983-18-21). Aksan'a göre Köktürkçedeki soyut kelimelerin oranı %33'rür ve konu itibarıyla daha çok savaşlardan bahseden, hacmi itibarıyla da sınırlı

sayıda kelimeye sahip olan metinler için bu oran hiç de az değildir (Aksan 1976:140)



ONUNCU BÖLÜM

1. OGUR VE BULGAR TÜRKLERİ

Ogur sözü, Çin kaynaklarında geçen Wu-kie (Wu-çie) boy adı ile bir-leştiri lmiştir. Hirth'e göre Wu-kie, Ugır kelimesinden gelmektedir. Buna göre Ugır/Ogur boyları M.Ö. 3. yüzyıl sonlarında Altay dağlarının güneyin­de, Tarbagatay ve Kobdo bölgelerinde oturuyorlardı. Güneylerinde Usunlar vardı. M.Ö. 3. yüzyılda Ogur boylarının en önemlilerinden biri Ting-lingler idi (Kafesoğlu 1996: 187). Ting-lingler, milâdın ilk yüzyıllarında Kazakistan bozkırlarıyla Batı Sibirya'da bulunan Onogur, Ogur ve Şaragurların ataları olmalıydılar (Kurat 1972: 109; Zimonyi 2002: 205). Aslında adı geçen bütün bu boylar Sakalardan kalmış olmalıdır. 8. yüzyıl Ermeni tarihçisi Horenli Moisey (Musa), M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli Mar-Abas-Katinu'ya dayanarak M.Ö. 149-127 yıllarında Bulgarlaren, Kafkasların kuzeyinde bu­lunduklarını yazar (Kurat 1972: 108). Hatta bunlardan bir kısmı "Derbend yoluyla Azerbaycan'a geçerek şimdiki Kars ve Pasin ovalarına" gelip yer­leşmişlerdir (Togan 1981: 168). Grek coğrafyacısı Batlamyus (Ptoleme), M.S. 160-170 yıllarında Yayık nehrinin adını Daix (Dayix) olarak tespit etmiştir (Kafesoğlu 1996: 187). Başta y yerine d bulunması Bulgar Türkçesinin bir özelliğidir. Bu durum, Bulgar Hanları Şeceresi'nde yılan yılının adının dilom şeklinde geçmesinden (Pritsak 2002: 181-182) açıkça anlaşılmaktadır. O hâlde Bulgar Türklerinin ataları M.S. 2. yüzyılda, Yayık (Ural) ırmağının döküldüğü Hazar Denizi'nin kuzeyinde, "İdil'e doğru uza­nan bozkırlarda" yaşamakta idiler (Kafesoğlu 1996: 187). Yine Batlamyus'a göre 2. yüzyılda Hunlar da Don ile Dinyeper ırmakları arasında idiler (Kurat 1972: 12). Aslında Batlamyus'un eserinde, M.S. 160-170 yıllarında Yayık'ın adının Bulgar Türkçesindeki söylenişle Dayix olarak geçmesi, Bulgarların buralarda çok önceden beri mevcut olduklarını gösterir. Buna göre Horenli Musa'nın M.Ö. 149-127 yıllarında, yani Batlamyus'tan aşağı yukarı 300 yıl kadar önce Kuzey Kafkasya'da Bulgarların yaşadığından bahsetmesi çok da şaşırtıcı değildir. Demek ki Türklerin Ogur-Bulgar boylan, milâttan önceki asırlardan beri Altayların güneyinden Karadeniz'e dek uzanan bozkırlara yayılmışlardı. Bu konuda, bölgenin daha önceki sakinleri olan Sakaların rolünü unutmamak gerekir. Kazakistan bozkırlarında milât sıralarına kadar hayatlarını devam ettiren Sakaların bizce Ogur-Bulgar boylarıyla ilgisi var­dır. Sakalarda Azak denizinin adı olan Temerinda kelimesinin ilk yarısının "deniz" anlamına geldiği Plinius Secundus tarafından açıklanmıştır (Togan 1981: 35). Temer, teŋiz kelimesinin Bulgar Türkçesindeki biçiminden başka

200 Ahmet B. ERCİLASUN

bir şey olamaz. Eski Türkçedeki z'nin Bulgar Türkçesinde r olduğu, Tuna Bulgarcasında da dilom-yılan örneğinde görüldüğü gibi n yerine m kullanı­labildiği malûmdur. Bu örnek Sakaların, hiç olmazsa bir bölümünün, Bulgar Türkleri gibi r Türkçesiyle konuştuğunu göstermektedir. Buna dayanarak Ogur-Bulgar boylarının milâttan önceki asırlardan beri anılan bölgelerde Sakaların devamı olarak yaşadıklarını söyleyebiliriz. Motun'un oğlu Kün Han'ın M.Ö. 170'lerde Yüeçileri kuzeybatı Kansu'dan çıkarması, Yüeçilerin de Usunları yenmesi ve ardından meydana gelen göç olayları, Kazakistan bozkırlarında yaşayan Ogur-Bulgar boylarında da bir hareketlenme yaratmış olabilir.

Horenli Musa'nın kaydına göre M. ö. 2. yüzyıldan beri Kafkasların ku­zeyinde, Kuban boylarında bulunan Bulgarların doğu kollarının da Güney Kazakistan bozkırlarında olduğu muhakkaktır. Teofılaktos Simokatta'nın 7. yüzyıl başlarında yazılan eserinde Onogurların Soğdak ülkesinde Bakat adlı bir şehirlerinin olduğu dahi kaydedilmiştir. Bakat şehri, İslâm kaynaklarında geçen "Semerkant'ın kuzeydoğusundaki Fagkat şehri ile aynı"dır (Zimonyi 2002: 205).

458-459 tarihlerinde Tabgaçlara yenilerek kuzeybatıya kaçan Juan-juanların Sabirleri, Sabirlerin de Güney Kazakistan'daki Ogur boylarını ba­tıya itmeleri üzerine yeniden büyük bir Ogur kitlesi Kuzey Kafkasya'ya ge­lir. Bizans tarihçisi Priskos (5. yy) şöyle diyor: "463 dolaylarında Şaragur, Urog (Ogur) ve Onogur halkları, Sabirlerle savaşa tutuştuktan ve kaçmak zorunda kaldıktan sonra Bizans'a elçi gönderdiler. Sabirleri yerlerinden Avarlar kovaladılar; onları göçe zorlayanlar Okyanus kıyısı halklarıydı." (Zimonyi 2002: 204). 482 yılında Bizans kaynaklarında ilk defa Bulgar adı­nın geçmesi bu olayların sonucu olmalıdır. Bu tarihte Bizans imparatoru Zenon, Doğu Gotlarına karşı Bulgarlardan yardım ister (Kurat 1972: 109; Kafesoğlu 1996: 185). Attila'nın oğlu İrnek yönetiminde Karadeniz'in kuze­yine çekilen Hunların, bölgeye yeni gelen Bulgarlara katıldıkları muhakkak­tır.

5. yüzyılda Priskos, Sabirlerin önünden kaçıp Bizans'a elçi gönderen kavimler olarak şunları sayıyordu: Şaragur, Urog (Ogur), Onogur. 6. yüzyı­lın ortalarında yazılan Zaharyas'ın eserinde ise şu kavimlerin adları geç­mektedir: Onogur, Ogur, Burgar, Kutrigur, Sarurugur...(Golden 2002: 78). Zaharyas'ın eserinde Kafkasların kuzeyinde gösterilen Bulgarlar Jordanes'e göre 6. yüzyıl ortalarında Karadeniz'in kuzeyinde oturmaktaydı (Zimonyi 2002: 208). Bu kayıtlar 6. yüzyıl ortalarında Bulgarların Kafkaslarla Kara­deniz'in kuzeyine yayıldıklarını göstermektedir. 7. yüzyılda bir Lâtin kayna-

TÜRK DİLİ TARİHİ 201

ğı Azak yakınlarındaki toprakları patria onogoria (Onogur yurdu) olarak belirtir (Golden 2002: 82; Zimonyi 2002: 208).

Ogur, tıpkı Oğuz gibi "oklar" yani "kabileler, boylar" demektir. Bulgar Türkleri, diğer Türklerdeki z yerine r kullandıkları için Oguz yerine Ogur demişlerdir, z Türkçesi kullanan Türklerin bazı boy birlikleri On Ok, Sekiz Oguz, Tokuz Oguz diye anıldığı gibi, r Türkçesi kullanan Türklerin boy birlikleri de sayılarla anılmıştır: On Ogur, Utrigur < Otur Ogur (Otuz Oğuz), Kutrigur < Kotur Ogur < Tokur Ogur (Dokuz Oğuz). Zeki V. Togan'a göre Bulgar kelimesi de Bel Ogur'dan gelir; bel, Bulgar Türkçesinde "beş" de­mektir (Togan 1981: 155); çünkü ş sesinin karşılığı Bulgar Türkçesinde /'dir. Türkologların çoğu farklı düşüncededir. Onlara göre Bulgar, bulga- fiilinden r ile yapılmış bir sıfat-fıildir; bulgar, "bular", yani "karıştırır, karıştıran" demektir. Şaragur ise Sarı Ogur demektir; Çuvaşçadaki şura'nın "ak" anla­mında olmasından dolayı buradaki "sarı"nın "ak" anlamında olduğu ve batı yönünü ifade ettiği kabul edilmektedir (Golden 2002: 78). Buna göre Şaragurlar, Ogur boylarının en batıdaki kollarından olmalıydılar.

482'de Bizans kaynaklarında ilk defa zikredilen Bulgar Türkleri bundan sonra Bizans ve Avrupa kaynaklarında sık sık geçecektir. Son Hun başbuğu İrnek'in soyundan gelen bir hükümdar tarafından yönetilen Bulgarlar Kara­deniz'in kuzeyinde büyük bir konfederasyon oluşturmuşlardı. Bazı Bizans kaynaklarında Onogur-Bulgar adıyla geçen konfederasyon genel olarak Bü­yük Bulgarya şeklinde adlandırılıyordu. Kutrigurlar Don ırmağının batısında, Utrigurlar ise doğusunda yerleşmişlerdi. Onogurlar Azak Denizi ile Kuban arasındaydılar (Tekin 1987: 1; Zimonyi 2002: 208). Bulgarlar Bizans ile bazen barış hâlinde olmuşlar; bazen de onlarla çetin savaşlar yapmışlar ve onları vergiye bağlamışlardır. Bizans ordusunda ücretli asker olarak görev alan Bulgarlar da sık sık kaynaklarda zikredilir.

550'lerde Köktürklerden kaçan Avarlar Karadeniz kuzeyine gelirler; 560-562 arasında Onogurlar, Kutrigurlar ve Utrigurları hâkimiyetleri altına alırlar (Zimonyi 2002: 209). Don'un doğusunda kalan Bulgarlar 570'lerle 590'lar arasında Köktürk hâkimiyetine girerler. 602'de Avarlar tekrar Bul­garları hâkimiyetleri altına alır. Ancak 626'dan sonra Avarların nüfuzunun azalması ve 630'da Köktürklerin Çin hâkimiyetine girmesi Bulgar Türklerini rahatlatır; 630'da Büyük Bulgar Devleti yeniden büyük bir güç olarak ortaya çıkar; hükümdarları Bulgar Hanları Şeceresi'nde Kurt olarak geçen Kuvrat'tır. istanbul'da eğitim gören Kuvrat 605-665 arasında tam 60 yıl, Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzeyinde uzanan Büyük Bulgar Devleti'ni idare etmiştir. Kuvrat'ın merkezi, Kiyev ile Karadeniz arasında bir yerdeydi; bu­rada ortaya çıkan buluntularda Grek harfleriyle Kovrakoy patrikoy yazılı bir mühür yüzük bulunmuştur. Bizans imparatoru Herakliyos'la müttefik olan

202 Ahmet B. ERCİLASUN

Kuvrat 641'de Herakliyos'ım ölümü üzerine Bizans tahtına müdahale giri­şiminde bulunacak kadar güçlüydü. Ancak 665'te Kuvrat'ın ölümünden sonra Hazar baskısına dayanamayan devlet dağıldı. Kuvrat'ın beş oğlu vardı ve babalan asla birbirlerinden ayrılmamalarını öğütlemişti; fakat öğüt tutul­madı; oğulların her biri bir yana dağıldı. En büyük oğul Bat Bayan ana yurtta kaldı; bir süre bağımsız yaşadıktan sonra Hazarlara tâbi oldu. İkinci oğul Kotrag Don'un batısında yerleşti. Üçüncü oğul Asparuk Tuna kıyılarına gitti. Dördüncü oğul Macaristan'a giderek Avar hâkimiyetine girdi. Beşince oğul İtalya'ya yerleşti (Zimonyi 2002: 212).

Asparuk 679'da Tuna'yı geçti ve Dobruca'ya yerleşerek Tuna Bulgar Devleti'ni kurdu. 680'de Bizans ordusunu hezimete uğrattı. 681'de Bizans, Asparuk'la anlaşma yapmak zorunda kaldı; böylece Tuna Bulgar Devleti resmen tanınmış oldu (Kafesoğlu 1996: 191; Zimonyi 2002: 213). Tuna Bul­garlarının Kutrigurlardan oluştuğu genellikle kabul edilir; fakat onların Onogundur olduklarına dair de kuvvetli deliller vardır (Zimonyi 2002: 210). Tuna Bulgar Devleti hanları sırasıyla aşağıda gösterilmiştir:

Asparuk 679-702

Tervel 702-718

Tvirem 718-721

Sevar 721-736

Kormisoş (Kurmış) 737-754

Sovineh 754-760

Teleç 760-763

Savinos 763-765

Umor, Bayan, Tokto 765-770

Telerig 770-777

Kardam 777-803

Kurum 803-814

Omurtag 814-831

Malamir 831-836

Persiyan 836-852

Boris 852-889

Vladimir 889-893

Simeon 893-927 (Tekin 1987: 5-10).

TÜRK DİLİ TARİHİ 203

Devletin merkezi Şumnu yakınlarında idi. Yukarıdaki hanlar içinde Asparuk, Tervel, Kurum, Omurtag, Boris ve Simeon dönemleri önemlidir.

Asparuk devletin temellerini atmıştır. Tervel 705'te İstanbul'a girip 2. Justinyanus'u tahta çıkaracak kadar güçlü idi. 717-718'deki Arap kuşatması­na karşı İstanbul'u Bizans ordusuyla birlikte savunmuştu. Kardam çağında Makedonya Slavları devlete bağlandı ve Bizans ordusu yenilgiye uğratıldı. Kardam döneminde başlayan yükseliş, Kurum Han zamanında devam etti. Kurum Han, Güney Macaristan ile Erdel'i (Transilvanya) ülke sınırlarına kattı. Topraklarına saldıran Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı; Bi­zans imparatoru savaş meydanında can verdi. 809'da Sofya'yı, daha sonra Niş ve Belgrad'ı aldı; 813'de Edirne'ye ulaştı; 814 baharında İstanbul'u kuşattı; kuşatma sırasında birden ağzından burnundan kan boşaldı ve öldü.

Omurtag Han Tuna, Sava, Drava havzalarını ve Üsküp'ü aldı; böylece Selânik'i Belgrad'a bağlayan ticaret yollarına sahip oldu. Bizans'la 30 yıllık bir ticaret anlaşması imzaladı. Omurtag Han çağı Tuna Bulgar Devleti'nin altın çağıdır. Birçok şehirler kuruldu, saraylar ve anıtlar yapıldı, su yollarıyla ülke imar edildi. Devlet ekonomik ve kültürel bakımlardan zirveye ulaştı.

Persiyan ve Boris zamanında Makedonya ile Trakya'nın fethi tamam­landı. Ülkede Hristiyan nüfus iyice çoğaldı. Güney İslavları içinde zaten azınlıkta olan yönetici ve asker Bulgar Türkleri iyice azınlıkta kaldı. Boris 864'te Hristiyanlığı kabul ederek Mihael adını aldı. Bu hadise Tuna Bulgar­larının tarihinde dönüm noktasıdır. Hristiyan papazlar halkı vaftiz ettiler. Boris, Papa ile de ilişkiler kurarak Bulgar kilisesinin İstanbul'dan bağımsız olmasını sağladı. Din kitaplarını eski Kilise Slavcasına çevirtti. Ünlü Bi­zanslı papaz kardeşler Kiril ve Metodi, onun zamanında "Bulgar din ve ede­biyat okulunu" kurdular.

Simeon zamanında Slavlaşma ve Hristiyanlaşma tamamlandı (Kafesoğlu 1996: 191-195; Tekin 1987: 5-10). 10 yüzyıl başlanndan itibaren Tuna Bulgar Devleti artık Slav Bulgarları tarihinin bir konusudur.

Güney Slavlarını teşkilâtlandırıp onlara bir devlet kazandıran; Bulga­ristan'daki Slav halkına Bulgar adını miras bırakan ve onları diğer Slav halklarından ayrı bir millet hâline getiren işte bu Tuna Bulgar Türkleridir.

Büyük Bulgar Devleti 670'lerde dağıldıktan sonra kurulan diğer bir Türk Bulgar siyasî teşekkülü İdil Bulgar Devleti'dir. Bulgarların Orta İdil boyuna ne zaman göçüp yerleştikleri kesin olarak bilinmemektedir. Hazarla­rın baskısından kaçarak en geç 7. yüzyıl sonu ile 8. yüzyıl başlarında Orta İdil bölgesine yerleştikleri tahmin edilmektedir (Kurat 1972: 110). İdil böl­gesine giden Bulgarlar, Kuvrat'ın ikinci oğlu olup Don'un batısında yerleşen Kotrag'ın yönetimindeki Bulgarlar olmalıdır. Zimonyi'ye göre Bulgarların

204 Ahmet B. ERCİLASUN

İdil bölgesine göçü 8. yüzyılın ilk yarısındadır (Zimonyi 2002: 215). İdil Bulgarlarını oluşturan asıl Bulgar kitlesi büyük ihtimalle Utrigurlardır. An­cak bölgeye daha önce yerleşen Hun ve Sabirleri de bünyelerine katmışlardır (Kurat 1972: 111); Kafesoğlu 1996: 195). Kurat'a göre Orta İdil boyu 3. yüzyıldan beri Türkleşmişti (Kurat 1972: 111). Zimonyi'ye göre devleti kuran ve Türkçe konuşan boylar şunlardır: Bulgar, Eskel, Barsula/Bersil, Suvar/Sabir, Barancar/Balancar (Zimonyi 2002: 215). Kafesoğlu, İdil Bul­garlarının başlangıçta birer han idaresinde Bulgar, Suvar, Barsula, İskil'lerden meydana gelen dört ayrı hanlık hâlinde olduğunu, 10. yüzyıl ortalarından itibaren tek han idaresinde birleştiklerini kaydeder (Kafesoğlu 1996: 196). Ana kitlesinin Bulgar Türklerinden oluştuğu şüphesiz bulunan idil Bulgarları, bölgede yaşayan Udmurt (Çeremis), Mari, Mordva, Votyak, Zuryen gibi Fin-Ugor kavimlerini de hâkimiyetleri altına aldılar ve belki de bunlardan bir kısmını özümsediler (Kurat 1972: 111).

İdil Bulgarları tarım ve ticaretle uğraşıyorlar, özellikle kürk ticareti ya­pıyorlardı. Bizans'a kadar ulaşan Bulgari türü sahtiyan (Kafesoğlu 1996: 195) bugün bile bu adı taşımaktadır. Ülke, İdil (Volga), Kama, Ak İdil gibi nehirlerin sağladığı ulaşım imkânıyla Kafkaslar, İran ve Türkistan'ı kuzey ülkelerine ve Avrupa'ya bağlayan önemli ticaret yolları üzerinde bulunuyor­du. Ticaret İdil Bulgarlarını kalkındırmış, medenî ve müreffeh bir toplum hâline getirmişti. Özellikle nehir kıyılarında birçok şehirler kurulmuştu: Bul­gar, Büler, Suvar, Cüke Tav, Oşal, Tetiş, Züye, Kaşan, Kermencük, Kazan (Kurat 1972: 113); Kafesoğlu 1996: 195-196). Devletin merkezi olan Bulgar şehri, İdil ile Kama'nın birleştiği yerin 100 km kadar güneyinde, İdil'e 6 km mesafedeydi; 9-12. yüzyıllar arasında Doğu Avrupa'nın en önemli ticadet merkezi olmuştu (Kurat 1972: 113). Bulgar şehrindeki eserlerin bir kısmı bugün de mevcuttur. Kazan ise 1177'de kurulmuş bir sınır şehriydi (Kafesoğlu 1996: 196). Altın Ordu hanı Polat Temür'ün 1361'de, Aksak Temür'ün de 1391'de Bulgar şehrini tahrip etmeleri üzerine halkın Kazan'a göçtüğü ve şehrin şenlendiği anlaşılıyor (Kurat 1972: 118).

İdil Bulgar hanı Şelkey oğlu Almış Han 922'de Müslüman oldu. Aslın­da İdil Bulgarları arasında İslâmiyet, Müslüman tüccarların etkisiyle 9. yüz­yıl başlarında yayılmaya başlamış ve aynı yüzyılın sonlarında büyük ölçüde kabul edilmişti (Yazıcı 2002: 670). Almış Han Abbasî halifesinden din bil­ginleri ve mimarlar istemiş; halife Muktedir Billâh'ın gönderdiği kalabalık heyet, Oğuz ve Peçenek ülkelerinden geçerek 922'de Bulgar'a gelmişti (Kurat 1972: 115). Heyette bulunan İbni Fadlan'ın yazdığı seyahatname, hem kervanın güzergânırdaki türk kavimleri, hem de Bulgar Türkleri hak­kında gözleme dayalı bilgiler veren en önemli kaynaktır.

TÜRK DİLİ TARİHİ 205

Almış Han'ın 922'de Müslüman olması, İdil Bulgar tarihinde bir dö­nüm noktasıdır. Abbasî halifesi ve Bulgar hanı adına paralar basılmış; Bul­gar'da saraylar, camiler ve çeşitli binalar yapılmıştır (Kurat 1972: 115).

İdil Bulgar Devleti 1236'ya kadar bağımsız olarak yaşadı. 13. yüzyılın ilk çeyreğinde bile Magna Bulgaria (Büyük Bulgarya) olarak anılan devlet (Kafesoğlu 1996: 197) Batu Han ordularının il hedeflerinden biri oldu. 1236'da Bulgar şehri tahrip edildi ve İdil Bulgar Devleti'nin bağımsızlığı son buldu. Batu Han'ın ünlü seferi bittikten sonra, 1241 'de Avrasya'da Altın Ordu Devleti kuruldu. İdil Bulgar Devleti de Altın Ordu'ya tâbi olarak 1437'de Kazan Hanlığı'nın kuruluşuna kadar devam etti. Altın Ordu döne­minde İdil Bulgarları Kıpçak Türkleriyle karışarak Kıpçaklaştılar.


1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə