Trakya'nin antik kentleri 2011 BİTİrme çalişmasi özet hali




Yüklə 117.89 Kb.
səhifə1/2
tarix30.04.2016
ölçüsü117.89 Kb.
  1   2
TRAKYA'NIN ANTİK KENTLERİ

2011 BİTİRME ÇALIŞMASI ÖZET HALİ
Trakya kelimesi Eski Yunanca olup trachea kelimesinden türemiştir. Gırtlak, soluk borusu anlamına gelmektedir. Eskiçağda değişik genişliği olan Trakya ülkesine ve halkına Thrake denilmiştir. Trak sözcüğü, Trakların kendilerine verdikleri bir ad değildir. Traklar’ın bazen dost bazen de düşman olarak çatıştığı ve komşuları olan Grek dilini konuşan toplulukların onlara, daha doğrusu yaşadıkları bölgelerin genel bütününe verdiği Trakya sözcüğünden kaynaklanan bir tanımlamadır. Esasında, günümüzde Trak olarak ifade ettiğimiz toplumların kendilerini dahil oldukları klan, soy ve kabileler ile tanımladıkları ve sosyal grupların aldığı adların genel ulus tanımlamalarında etkili olduğu belli olmaktadır. Antik kaynakların dünyadaki en kalabalık insan toplulukları arasında ilk sıralara yerleştirdikleri Traklar’ın milli kimliğini tayin eden en önemli kültürel öğeleri dil ve din olmuştur. Dil ve din bütünlüğü içinde fazlasıyla gelenekçi ve dindar oldukları bilinen Trakların, Balkanlar’ın doğusunda kalan çok geniş bir bölge ile Kuzeybatı Anadolu arasındaki kültürel değişimler ve dönüşümlerin de odağında yer alan önemli bir konumdadır.

Trakya’nın antik kentleri ilk olarak bu coğrafyaya gelen toplumlarla Odrysler, Traklar, Romalılar, Makedonlar, Persler, Slavlar ve Türkler ile şekil almıştır. Trakya’nın coğrafi yapısı ve deniz bu şehirlerin oluşumunda son derece önemlidir. Çünkü kurulan şehirler koloni şehirleridir.

Bugünkü Romanya’nın kuzeyinden çıkarak Tuna’ya, Hebros Nehri'ne ve Aydın’a kadar gelen Traklar, bir dönem Balkan ve Anadolu coğrafyasında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Neolitik dönemde Traklar belirgin olarak sahneye çıkmışlar ve yeni yaşam alanları bulmak için güneye doğru hareket etmişlerdir. Traklar gittikleri yerlere akınlar düzenlemişler ve buraları yağmalamışlardır. Cesaret ve savaşçılıklarından dolayı Traklar gerek Atinalılar gerekse Romalılar içerisinde ücretli asker olarak yer almışlardır. Vazolardan elde edilen karakterlere göre Traklar gaddar, hilekar, vahşet ve sarhoşluk özellikle belirtilmektedir. Kendi başlarına devlet kuramayan Trakların en büyük kavmi Odryslerdir. Diğer Trak kavimleri ise dağınık şekillerde yaşamışlardır. Traklar İS. 1. yüzyıl Roma Devleti içinde paralı asker olarak görev yapmışlardır. Böylelikle yavaş yavaş asimile olmaya başlamışlardır. İS. 3. ve 4. yüzyıllardan sonra Trakların izine rastlanmamıştır. Traklara ait bilgileri yaşadıkları kaleler, höyükler ve en önemlisi öğrenmekteyiz.

Günümüzde Traklar kimler derseniz net bir cevap yoktur. Çünkü Trakya’ya ismini veren Traklar Balkan ve Anadolu coğrafyasına dağılmış ve asimile olmuşlardır tabii bunda Roma girmiş olduğu asimilasyon politikasından da bahsetmek gerekir. Prof. Dr. Afif Erzen bugünkü Trakların Bulgarlar olduğunu iddia etmiştir. Bir görüşe göre de Trakların Slovenyalar ile kaynaştıklarıdır. Bu iddiaların doğruluğu tartışılabilir ama Trakların Roma, Slav ve Türk kavimleri içine karıştığı söylenebilir. Bugünkü Türkiye Trakyasında yaşayan kimseler ise zamanla asimile olan Traklardan gelmemiştir. Bugün Trakya'da yaşayan Türkler Osmanlı’nın iskan ve istimalet politikasının ve Cumhuriyet sonrası ülkeye göçen göçmenlerin mahdumlarıdır.


1.Gelibolu Yarımadası
1.1.Kallipolis (Gelibolu)

Antik dönemlerde Khersonesos olarak adlandırılan yarımadadaki tüm olayların odak noktası olmuştur. Kent, tarihi antik adı Hellenspot olan Çanakkale Boğaz’ındaki ve yine antik adı Khersonesos olan Gelibolu Yarımadası’ndaki ilk yerleşime değin uzanır. Kent, Traklar ve Yunan koloni hareketi sırasında eski Yunanlılar tarafından ele geçirilmiştir. Kentin adının bu koloniler tarafından Kallipolis olarak değiştirildiği varsayılmaktadır. Daha sonraları Miletos, Foça, Midilli’den gelen halk tarafından iskan edilmiştir. Gelibolu adı, Hellen dilinde Güzel Kent manasına gelmektedir.

Gelibolu’nun tarihçesi Arkhaik döneme kadar gitmektedir bu tarihte İÖ. 470’li yılları kapsamaktadır. Kentin adı Atina önderliğinde İranlılara karşı kenti savunmak için kurulan ama daha sonra Atina bağımlılarına dönüşen Delos Birliği’ne kadar gider katkısı adı altında vergi ödeyen kentlerden biri olarak anılmaktadır. Romalı Tarihçi Titus Livius’dan öğrendiğimiz bilgilere göre Gelibolu’nun İÖ. 200 yılında Madytos (Eceabat) ile birlikte, Makedonya Kralı V. Philippos’a boyun eğmiştir. Kent İlkçağ’da herhangi bir olaya dahil olmamıştır.

İlkçağ’dan günümüze kadar Gelibolu kenti bir geçiş noktası olarak kullanıldı fakat hemen yakınındaki Sestos kenti Avrupa ve Asya arasında daha önemli bir geçiş noktası olduğu için önemsiz kaldı. Ancak İlkçağ’ın sonlarına doğru Sestos şehrinin öneminin azalmasıyla beraber bilhassa Ortaçağ döneminde Gelibolu’nun önemi artmıştır.

Büyük İskender İÖ. 336 yılında kral olduktan sonra Anadolu’ya geçmek için İÖ. 334 yılında Gelibolu güzergahını kullanmıştır. Sırasıyla Eski Yunan, Pers, Makedonya, Bergama ve Romalılar’ın istilasına uğrayan kent, Romalılar ve Bizans döneminde İmparator Jisitinianus zamanında bakımından geçilerek çevresindeki surlar onarılımış, kente erzak depoları yapılmıştır bu olayda Gelibolu kentinin bir merkez konumuna gelmesine sebep olmuştur. İmparator Cladius tarafından İS. 45 yılında yaptırılan Trakya’nın bir Roma eyaleti yapılmasından sonra bu araziye bağlanmayarak özel statüyle yönetilmiş olan Chersonessos bölgesi bulunmaktadır.

Ortaçağ’da 1190 yılındaki Haçlı Seferleri sırasında Alman İmparatoru Friderich komutasındaki Haçlı ordusu Anadolu’ya buradan geçmiştir. 1204 yılında Venedikliler, 1235’te tekrar Bizanslılar Gelibolu’yu ele geçirmiştir. 1305 yılında Katalan Birliği’nin başını çektiği ve Roger de Flor komutasındaki askerler Türk Beyliklerinin Gelibolu üzerinde görülmesi üzerine Gelibolu’ya gelmiş ve bu bölgeyi ele geçirmiştir. 1356 yılında Bizans İmparatoru’nun toprakları içerisinde bulunan Edirne’nin Sırp ve Bulgar kuvvetler tarafından abluka altına alınması ve isyan etmesi üzerine Osmanlı Beyliğinden yardım istemiş ve Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa Bizans İmparatorluğu’na yardım istemiş ve Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa Bizans İmparatorluğu’na yardım etmiş hediye sonucunda Trakya topraklarında bulunan Çimpe kalesi bırakılmıştır. Çimpe kalesiyle Osmanlı burayı Rumeli’ye geçiş için üs olarak kullanmıştır. Eskiçağda pek hükmü bulunmayan Gelibolu şehri Ortaçağ’da Osmanlı Beyliği Batıya doğru genişlemek için bir basamak olarak kullanmış ve önemli bir konuma getirmiştir.

Gelibolu’da günümüze ulaşan ilkçağ kalıntısı yoktur. Bununla birlikte, kentin ortasındaki, erken Bizans döneminde İmparator Heraclius’un yenilediği kaleden kalan burcun yapımında gerek bunun bitişiğindeki tarihsel iç havuz limanın havuz duvarları gibi çevresini saran duvarlarda, İlkçağ yapılarından sökülüp kullanılan, işlenmiş taşların yapı taşı olarak kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca, kent içinde rastlantı sonucu bazı İlkçağ mimari parçalara rastlanmıştır. Bu parçalardan bir kaçı kentin ortasında parkta ve Turizm Derneği bürosunun önünde sergilenmektedir.
1.2. Elaious

Elaious’un adı eski Hellen dilinde zeytin ağacı sözünden gelmektedir. Elaious antik kentinin yeri, Gelibolu Yarımadası güney ucu yakınında, bugünkü Çanakkale Şehitler Anıtı’nın bulunduğu alan ile onun batısındaki küçük körfez (Morto Limanı) arasındaydı. Bu körfezde kentin limanıydı.

Elaious kenti, İÖ.6 yüzyılda Atina’lı göçmenler tarafından kurulmuştur. Bu bölgeyi ve tüm Gelibolu Yarımadasını, Marathon savaşında Hellen ordusunu yöneten, Kypselos’un oğlu olan Miltihades, Thrak halkı Dolonklardan ele geçirmiştir. Heredotos’a göre; Miltihades, yerli halkı oluşturan Dolonkların isteği üzerine, ülkenin Tiranı oluşturmuştur. Tiran olur olmaz anakara yönünden gelecekler saldırıları, özellikle Thraklar’dan gelecek saldırı önlemek amacıyla kıstağa bir kıyıdan diğer kıyıya, duvar ördürmüştür. Fakat bu duvar pek sağlam değildi. Yaklaşık 150 yılda bu duvar yok olmuş, Spartalı komutan Derkylidas İÖ.398’de aynı yere yeniden barbar Thrak saldırılarına karşı yeniden saldırmıştır.

Kypselos’un oğlu Miltiades’in ölümü üzerine, Gelibolu Tiranlığı’na Stesagoras, onun da ölmesi üzerine kardeşi Kimon’un oğlu Miltiades geçmiştir. Miltiades Pers saldırılarına karşı koyamamış ve İran Krallığı’nın yayılmacı tutumuna engel olamamış ve İÖ. (513-479)’da Elaious Pers etkisi altına girmiştir. İmparatorluğun batı ucundaki Hellen kentleri, İonilıların özellikle Miletos öncülüğünde başkaldırınca Miletos’un düşmesinden sonra İÖ. (494) ayaklanmaya katılan kıyı kentlerinin cezalandırma için gönderilen İran bağımlısı Fenike donanması gelmek üzereyken Tenedos (Bozcaada) da konaklamış Miltiades varını yoğunu 5 gemiye yükleyip Atina’ya doğru yelken açtı. Fenikeliler onu izledi ve en arkadaki gemiyi ele geçirdi ama Miltiades, 4 gemiyle İmbros /Gökçeada’ya oradan da Atina’ya kaçmayı başardı. Sonradan Atina’da komutanlığa atandı ve İranlılara karşı İÖ. 430 yılında pek ünlü Marathon savaşını kazandı.

İranlılar Şah Dareious’un oğlu Xerxes komutasında Yunanistan’a sefere çıkmadan önce İÖ. 480 yılında Elaious’u askeri üs olarak kullanmışlardır. Elaious bir kıyı kentiydi ve Elaious halkı bu kenti Atinalıların yavru kenti olarak görüyorlardı. Bu nedenle İÖ. 431-404 yıllarında gerçekleşen Sparta-Atina savaşlarında halk Atina’nın yanında yer aldı. İÖ. 410 yılında 86 gemilik Sparta donanması Elaious’u ele geçirmeye çalışsa da başaramadı ve kısa sürede yardıma gelen Atina ordusu Elaious’u kurtardı.
1.3. Sestos

Sestos sözcüğü, eski Hellen dilinde kalbur anlamına gelmektedir. Fakat yörenin Helenleşmesinden önce İÖ. 9. yüzyılın yapıtı olan İliada’da Troia savaşları anlatırken Trioalılara yardımcı birlikler gönderilmiş bir Thrak kenti diye anıldığına göre, Sestos adının Hellen dilinden gelmeyeceği bellidir. Hellenler yerli bir dilden gelme kent adını kendi dillerinde anlam belirtecek biçimde değiştirmişler, kendi ağızlarına uydurmuştur.

Eceabat ilçesine 4 km. uzaklıklata (Yolava Köyü), Akbaş limanını hemen üzerindedir. Şehir İÖ. 650 yılında Aiciler tarafından bir Yunan kolonisi olarak kurulmuştur. İÖ. 6. yüzyıl sonlarında Perslerin eline geçmiştir. Ancak İÖ. 479’da Perslerin geri çekilmesinden sonra şehir Attik Delos deniz birliğinin önemli bir üyesi olmuştur. İÖ. 411 yılında Peleppones savaşları sırasında Spartalılara karşı galip gelen Atina donanması Sestos’a çekilmiş ve burası Atinalıların sağlam bir kalesi olmuştur. İÖ. 334’te Sestos Helenizm Devletine bağlı kalmış İÖ. 241’den sonra Bergama Krallığına bağlanmıştır. İÖ. 200’de Makedonyalıların eline geçen şehir, hemen sonra bölgedeki diğer şehirler gibi serbest şehir ilan edilmiştir. Ancak İÖ. 191 yılında Suriye Kralı Antiokhos Yunanistan Romalılara yenilince, Anadolu’ya kaçarak Sestos’a sığınmıştır ve burayı müstahkem mevkii haline yani güçlü bir savunma merkezi haline getirmiştir.

İÖ. 188 yılında Romalıların Antiokhos’u Anadolu’dan atması üzerine şehir, Bergama Krallığına bağlanmıştır. Romalıların ikiye ayrılmasıyla da MS. 395 yılında Bizanslıların eline geçmiştir. Bizans hükümdarı Iistinian burada bir kale yaptırmıştır. 668 yılında Emevilerin hakim olduğu bu şehir haçlı seferleri sırasında Venedik, Ceneviz, Pisa gibi kolonizasyon politikası güden devletlerce ele geçirilmiş. 1356 yılında Osmanlı Beyliği burayı ele geçirmiştir. Bugünkü kalıntılar arasında Akbaş limanı, Bizans döneminden sarnıçlar, şehir kalesi ve surlar bulunmaktadır. Nara Burnu ucunun yani ilkçağ kenti Abydos alanının kuzeydoğu doğrultusunda, Gelibolu Yarımadasında, Akbaş limanı ve onu çevreleyen küçük alüvyon ovasının batı yanında, yamaçta, Sestos Burnu/Akbaş Burnunu oluşturan dağ sırtı uzantısının bu ovaya bakan yanında tepe üstü düzlüğüne kurulmuştur. Adı geçen alüvyon ovası, kara yolundan Eceabat’ın birkaç km. ilerisindeki Akbaş Şehitliği ile deniz arasındadır. Orada denize dökülen ve alüvyon ovacığı oluşturmuş bulunan küçük dere, kıyı çizgisini İlkçağdan günümüze değin geçen yüzyıllar boyunca yüzlerce metre ilerletmiştir. Oradaki deniz girintisi, Antik Sestos kentinin limanı idi ve birçok önemli olaya tanık olmuştur. Bu yöreye Helenler, Atinalı Kypselos oğlu Miltiades önderliğinde İÖ.6. yüzyılda yerleşmişlerdir.

İlkçağda Avrupa-Asya yolculuğu Çanakkale Boğazı’ndan geçmektedir ve boğazın geçişinin olduğu yerde Sestos ile karşı kıyıda Nara Burnu ucu doğudaki yanında ki Abydros kentleriydi. Karadenizin kuzey batısına İskit yurduna sefer düzenleyen İran Şahı Dareios’un oğlu Xerxes, İÖ. 408 yılında Sestos limanını kullanıp Asya’ya geçmiştir. İÖ. 334 yılında İskender’de Sestos kentinden Troia’ya doğru geçmiştir. Daha Arkhaik çağ sonunda bile Sestos bugünkü Türkiye Trakyasında surları yönünden en berkitilmiş kenttir. Tarih boyunca Atina-Pers, Atina-Sparta savaşlarına ev sahipliği yapmış Sestos geçiş noktasında da bulunduğu için bir çok topluluk tarafından istilaya uğramış ve yıpranmıştır.

Sestos özellikle Hellenistik Çağ’da pek beğenilen bir sevgi öyküsü (Hero ile Leandros’un acıklı öyküsü) nedeniyle, ününü sürdürmüştür. Sestos surları, Doğu Roma İmparatoru Iustinianus zamanında İS. 6. yüzyılda onarılmıştır. Bugün surların ve kent iç kalesinin bazı bölümleri ayaktadır, bunlar da Ortaçağ yapısı özelliği gösterirler. İlkçağ kenti alanında anmaya değecek başka görünür bir kalıntı izi ne yazık ki yoktur.



1.4. Madytos (Eceabat)

Fenikeliler zamanında Maditus=Maydos adı ile kurulan ilk şehirdir. Maditus adı iki güçlü kardeşin veya ünlü bir filozofun adına nispetle verilmiştir. Günümüzde ilçe merkezi olan bu yerleşmenin adı Eceabat’tır. Madytos/Eceabat adını ilk kez Heredotos anmaktadır. İÖ. 5. yüzyılda kentin varlığı mevcuttur. Madytos adının eski Hellen dilinde bir anlamı yoktur, bu adın Helenleşme öncesi yerli bir dilden geldiği anlaşılmaktadır.

Madytos’un karıştığı tarihsel olaylar hakkında ilk güvenilir bilgi İÖ. 411 yılına aittir. O yıl, bir Atina donanması Sparta’ya ve yandaşlarına karşı savaş yürütülürken, Madytos’da üstlenmişti yani Madytos’ta Elaious ve Sestos gibi, bu savaş sırasında Atina yandaşıdır. Çanakkale Boğazı’nın en dar yeri Kilitbahir ile Çanakkale arasındadır. Eceabad, Kilitbahir’e göre Boğaz’ın biraz daha içinde, Kilitbahir’den 4.km kuzeybatı ileridedir. Boğaz geçişini güvenli bir şekilde karadan denetim altına almak isteyen Fatih Sultan Mehmet buraya ve Çanakkale’ye kaleler yaptırmıştır. Kilitbahir ve Eceabad kalelerinin yapımında yakınında ki İlkçağ kentlerinin, özellikle Sestos’un kalıntı alanındaki işlenmiş taşlardan ayrıca Çanakkale’nin merkezinde bulunan Çimenlik Kalesinin yapımında yine bir ilkçağ kenti olan Abydos’un kalıntı alanında ki işlenmiş taşlardan yararlanılmıştır.

Çanakkale Boğazı kıyısındaki İlkçağ kentlerinin yıkıntıları Ortaçağ boyunca özellikle İstanbul’da çeşitli yapılarda, surlarda her iki boğazın kalelerinde kullanılmak üzere deniz yoluyla tüketildiğinden Eceabat’da günümüze İlkçağ’a dair Madytos kentinin hiçbir görünür kalıntısı ulaşmamıştır. Kentin bugünkü Eceabat ismi Orhan Gazi dönemi komutanlarından birinin, Ace Yakup Bey Bey’in adından gelmektedir. Ace Germiyan Beyliği’nin Türkçesinde kardeş manasına gelmektedir. Ağabey-cik anlamında olarak Ağa-ce’den kısaltma olabilir. Selçuklulara baktığımızda Atabeglere yazılan mektuplarda İci Atabeg şeklinde hitap edilir.


1.5. Lysimakheta

Lysimakheta, Lysimakhos ili demektir. Bu adı taşıyan kenti, İskender komutanlarından Kral Lysimakhos, İÖ. 300 dolaylarında, krallığın başkenti olmak üzere kurdurmuştur. Kentteki nüfusu arttırmak içinde yakınındaki bazı kentlerin, özellikle Kardia ve Pakyta halklarını burada yerleşmeye zorlamıştır. Atina yönetimindeki Delos Birliği’ne gider katkısı ödeyen kentler listesinde adı geçmektedir.

Gelibolu ilçemizin Ortaköy-Eksamil yöresinde, gerek Marmara ve gerekse Saros körfezine bakan bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Kent Lizimahos tarafından İÖ. 305 yılında kurulmuştur. Bölgede yeni yapılaşmalar nedeniyle bu eski kentin taşları sökülerek ve başka nedenlerle kullanıldığından eski kentin kalıntıları yok denecek kadar azalmıştır. Bugün askeri bölge içinde pek az temellere rastlanabilmektedir.

Kent, stratejik açıdan çok önemli bir yerde, İlkçağ’da Avrupa-Asya geliş gidişinin ana geçit yeri olan Gelibolu Yarımadası’nın kıstağında, Kavak Köyü güneydoğusunda bir zırhlı tugayın konaklama yeri olan Ortaköy adlı alanda kurulmuştur. Burası bazı eski haritalarda Eksamil olarak geçmektedir. Eksamil adı, Ortaçağ’da orada bulunan 6 Roma mili uzunluğundaki surun adı Hexamilion’dan gelmektedir. Bu yüzden Gelibolu Yarımadası kıstağında erken Osmanlı döneminde Eksamiliye deniyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 16. yüzyılda Gelibolu ile ilgili anlatımlarında Kavak Köyü yöresinde Eksamil’de bir kale gördüğünü ve bu kalenin 1356 yılı Osmanlı Devletinin ilk fethettikleri kale olduğunu yazar.

Lysimakhos, İskender’in ölümünü izleyen dönemde önceleri, Trakya bölgesi baş yöneticisiydi. Üstünlük savaşına giren bölge yöneticisi komutanlarından Seleukos’un İÖ. 309’da kral sanı takmasıyla diğerleri onu izlemişler ve Lysimakhos’da İÖ. 305’te kral unvanını kullanmıştır. Lysimakhos krallığı Batı’ya doğru açılmış ancak burada ki krallığı birkaç yıl sürmüştür.

Kent Trakya Krallığı zamanında pek çok tarihi olaylar yaşamış ve şaşaalı bir dönem geçirmiştir. Lysimakhos’un ölümünden sonra kent Suriye Kralı olan eski silah arkadaşlarından Selefküs’ün eline geçer. Selefküs İÖ. 280 yılında Lysimakhos’un oğlu olan Makedonya kralı Pitalamahos tarafından öldürülür ve kent Pitalamhos’un eline geçer.

Dünyada üzerinde insan resmi bulunan para ilk kez Trakya Kralı Lysimakhos tarafından Gelibolu’da bulunan Lysimakheia kentinde basılmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Bugün halen bu yörede bu paralar bulunmaktadır. Lysimakhos krallığı ortadan kalkınca Lysimakheia sönükleşti ve barbar Trakların akınlarıyla İÖ. 3. yüzyılda kentler boşaltılmaya başlandı.

Lysimakheia kentinde günümüze ulaşmış hiçbir kalıntı bulunmamaktadır. Zaten kent İÖ. 2. yüzyılda Gelibolu yarımadasına egemen olan Bergama Kralı II. Attalos ile savaşa giren Trak Beyi Deiglys tarafından yakılıp yıkılmıştı ve burada Eski Plinius’un çağında artık oturulmuyordu.


1.6. Kardia

Kardia, eski ve yeni Hellen dillerinde yürek anlamına gelmektedir. Kentin kuruluşu üzerine bilgi bulunmamaktadır. Gelibolu Yarımadası Hellenleştirilmesiyle birlikte daha önce Trak boylarından Dolonk hakimiyetinde olan yerli halk, Atinalıların hakimiyeti altına girdi karadan ve denizden gelecek saldırılara karşı Melas Körfezi şimdi ki adıyla Saros Körfezi ve Çanakkale Boğazı’na bir duvar örülmüştür.

Kardia, bugünkü Bolayır’ın tam kuzey doğrultusunda Saros Körfezine uzanan ve şimdi Bakla Burnu diye anılan çıkıntı üzerindedir. Burada tüm yarımadacık alanında toprak pek yoğun çanak çömlek kırıklarıyla karışık ise de, günümüzde ulaşmış hiçbir görünür yapı kalıntısı, hatta işlemeli taş parçası yoktur. İskender’den önceki devreye ve Pers istilasından önceki devrelere ait gümüş paralara rastlamıştır. Ayrıca bu kentin bulunduğu yerde 1967 yılında bir çiftçi tarafından 34.60 gram ağırlığında ve altın üzerine sıralanmış altın defne yapraklarından oluşan bir taç bulunmuştur. Kardia kentine ün kazandıran, Büyük İskender’in yakınlarından olan Tek Gözlü Antigos ile savaşan Eumenes’tir.
1.7. Agora (Aphodisias)

Heredotos, İran Şahı Xerxes’in İÖ. 480 yılında Yunanistan seferi sırasında Gelibolu Yarımadasından çıkıp anakara Trakyasına varmak üzereyken, Kardia’yı (Bakla Burnunu) soluna alarak ilerlediğini, Agora Körfezi/Saros Körfezi iç ucunu dolanıp Melas ırmağı’nı aşıp Batı’ya yönelmiştir. Agora’yı buradan bilmekteyiz. Agora meydan, çarşı, kurultay alanı demektir. Bolayır ve Rumeli Türkülerinden bildiğimiz Evreşe kasabası arasında bulunan Kavak Köyü yerine yakın bir yerdedir. Adı ve yeri dışında kentle ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Sadece Codex Kültür Atlas haritası Kavak Köyü alanında ilkçağ Apherodisias kentçiğini işaretlemiştir. Agora Karia uygarlığındaki aynı ismi taşıyan Agora ile karıştırılmamalıdır. Kavak köyü yakınlarında görünür ilkçağ kalıntısı bulunmamaktadır. Nitekim köy içinde camii vb. yapılarda ilkçağ bulgularına rastlanmamakta ve köy halkı tarafından da tarihsel kalıntının olmadığı söylenmektedir.


1.8. Paktya (Bolayır)

Paktya sözcüğünün öz biçim yazılışı Paktuwa şeklindedir. Bu yazılış Luwi dilinden gelmektedir. Airyana/İran halklarının yayıldığı bölgelerdeki kişi ırmak, yöre, çay vb. adlarına da pek sık rastlamaktayız. Lydia’lılara altın tozu taşıyan Paktolos Çayı (Salihli Batı yakınında geçen Sart Çayı) ilk akla gelen örnektir. Paktolos adının öz biçimi de Paktuwala yani Luwi dilincedir. Gelibolu Yarımadasının kıstağında Kypselos oğlu Miltiades’in ördürdüğü duvar, deniz kıyısından diğer deniz kıyısına, Bakla Burnundaki Kardia’dan Gelibolu ucuna kadar uzanan ilkçağ kenti Paktya Boğaza yakın yerde kurulmuş ve Pakyta halkı kıyılarına kadar yayılmıştır.

Ünlü şair ve Jön Türk akımından Tekirdağ’lı Namık Kemal’in ve Çimpe Kalesi’nin fatihi Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa’nın mezarı Bolayır kasabası alanı Paktya’nın akropolisi konumundadır. Ancak bu akropolisin şehirden ayrı olduğu hala tartışılmaktadır.

Bolayır’ın tarihçesinde ilk bilinen olay İÖ. 6. yüzyılda geçen sur ördürme hadisesidr. Kentin karıştığı en ilginç hadise ise, Alkibiades’in İÖ. 407’de başkomutanlıktan ayrılınca, buraya adamları ve köleleriyle, gönüllü bir sürgün yaşımına gelmesidir. Spartılara Cumalı Çayı ağzı baskınıyla Atina donanmasını yok edinceye dek, Alkibiades Bolayır’ın her iki yakasında denizi görebilen bir yamaçta kalmaktadır. Ayrıca oluşturduğu orduyla Trakyalılara da küçük akınlar düzenlemektedir. Buradan haraç toplayıp hazinesinde saklamaktadır. Fakat Spartalılar savaşı kazanınca Alkibiades Spartalıların eline düşmemek için hazinesinden bir bölümünü konağa gömdü geri kalan kısmını da yanında alıp öleceği Melissa/Balçıkhisar’da doğru yola çıktı. Gömdüğü hazine bugün Bolayır’ın hemen yanında durmaktadır.

Günümüzde, Bolayır’da yapılan çalışmalar sonucu görünür kalıntı yoktur, ancak bu tepe üstü alanında toprak keramik kırığıyla karışık olduğu gibi, gerek oraya tırmanırken, gerek Bolayır içindeki camiinin önünde, rastlantı sonucu çıkmış sütun parçaları gibi iki üç döküntü görülmektedir.
2.Edirne’nin Antik Kentleri
2.1. Hadrianapolis (Edirne)

Edirne’nin Roma İmparatoru Hadrianus’un İS. 117-138 buyruğuyla, bayındır ve gelişmiş bir kent durumuna getirilip, Hadrianus kenti anlamında Hadrianapolis adını almasından önceki tarihçesi üzerine pek az şey biliniyor. O zamanlar Byzantion/İstanbul sıradan bir kentti, dolayısıyla , Edirne yöresi, şimdikinin tam tersine, bu dev kente uzandığı için büyük önem taşıyan bir ana yol üzerinde bulunmuyordu.

Latin yazımında Hadrianopolis, Edirne adının kökeni, sözcük Hellen dilinde, Hadrianus Kenti anlamına gelmektedir. Hadrianus, oradaki kasabayı kent durumuna getirdikten sonra ona kendi adını yaşatsın diye, Adrianoupolis/Hadrianopolis adını vermiştir.

Edirne’nin kapladığı alanda ilk yerleşmelerin İÖ. 7. yüzyıla uzandığı sanılıyor. Tunca ile Arda’nın birleştiği bu alanda, Thraklar bir açık Pazar kurmuşlardı ve çok geçmeden orada, Thrak boylarından Odrys’lerin bir kentçiği oluşmuştu. O kentçiğe Odrys Yurdu dendiği öne sürülüyor. Şimdiki Yunanistan’ın Arnavutluk bitişiğindeki bölümü olan Epeiros yani Epir’in Hellen soyundan yerli halkı Molossos’ların oymaklarından Orestes’ler, bu Odrys kentçiğinin bitişiğinde kendileri de bir kentçik kurdular adına Oresteia yani Orestes Yurdu dediler. Bu halkın adı olan Orestes sözcüğünün, dağ, tepe anlamındaki oros’tan geldiği ve dalgalı anlamında olduğu sanılmaktadır.

Birbirine pek yakın olan Odrys kentiyle Oresteia, ilkek bir kentin iki bölümü durumundaydılar. Zamanla, bunların bitişiğinde ön mahalleler oluştu. Hadrianus, bir ordu üssü ve silah yapımevleri merkezi olmak üzere kentin geliştirilmesini sağladı ve artık eski kentçiklerin alanının kaplayan eski bayındır kent, Hadrianapolis diye ya da Hellen ağzında Andrianoupolis diye anılmıştır.

Edirne, Diocletianus döneminde, Trakya’nın o bölgesinde kurulan Heamimontus yani Haimos dağları/Balkan Dağları ilinin başkenti oldu. İstanbul’un büyük bir imparatorluk merkezi daha sonra dünyanın en bayındır kentlerinden biri durumunu aldığı daha sonraki yüzyıllar, binyıllar boyunca da Avrupa ve Asya arasındaki ana yol üzerinde en büyük ve en önemli kentlerden biri olarak kaldı.

Büyük Constantinus ile taht kavgasına giren Licinius arasında son savaş 324 yılında Edirne kenti yakınında ovada yapılmıştır ve Licinius bu savaşı kaybetmiştir. İkinci savaşta ise, Licinius İstanbul’a çekilmiş ve kendisini Roma’da ine mağlup eden Constantinus Roma’yı bırakarak Constantinopolis adını verdiği İstanbul’u başşehir yapmıştır. İstanbul başkent olunca, burasını Orta Avrupa’ya ve Roma’ya bağlayan yol üzerindeki (Via Egnatia Yolu) Hadrianapolis daha da önem kazanmıştır ve Anadolu ile Avrupa arasında geçiş noktasında bulunan Hadrianapolis kenti bir çok kez savaşa tanık olmuştur. Ostrogotlar Trakya’yı istila ettiklerinde Hadrianapolis Got askerlerini başında bulunan iki komutan da bunlara katıldı. Fakat müstahkem bir şehir durumdaki Hadrianapolis’i zapt edemediler. Gotlar İS. 378‘de ikinci kez Hadrianapolis üzerine yürüyünce; Trakya topraklarındaki ve şehir yakınlarında İlkçağ’ın en büyük muharebelerinden biri yaşandı.

Roma İmparatorluğu İS. 395 yılında ikiye bölünüp bütün Balkan yarımadası gibi Hadrianapolis şehri de Bizans’ın (Doğu Roma İmparatorluğu) payına düştükten sonra kent sıklıkla el değiştirdiği bir sürece girmiştir. Örneğin MS. 5. yüzyılda Hun Hakan’ı Attila kumandasında ki askerlerin eline geçti. MS. 6. yüzyılda Avarların idaresi altına girdi. Bizanslılar Hadrianapolis’i Avarlar’dan tekrar geri aldılar ve Avarlar bu kentten çekildiler. MS. 7. yüzyıldan itibaren Hadrianapolis Bulgarların saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılarda kent birkaç kez el değiştirdi yakılıp yıkıldı. MS. 812 yılında Bulgar Hanlarından Krum Hadrianapolis’i kuşattı ve 811 yılında ele geçirdi. Bu savaşlarda Bulgar askerlerinin öldürdükleri Bizans İmparator’u Nikephoros’un kafatasını gümüş ile kaplatıp şarap kupası olarak kullandıkları anlatılır. MS. 9. yüzyıla geldiğimizde ise Göktürk Devleti’nin yıkıldıktan sonra Türkler Çin baskısına maruz kalmışlar ve bunun neticesinde Türk Boyları bilhassa Kumanlar yani Kıpçaklar ve Peçeneklerin Karadeniz’in kuzeyi üzerindeki güzergahtan Balkan ve Trakya coğrafyasına gelmişlerdir. 10. ve 11. yüzyıllarda Hadrianapolis’e akınlar düzenlemişlerdir. Fakat Hadrianapolis 1361 yılında Türklerin eline geçmiştir ve bu Türkler Osmanlı Devleti’nden başkası değildir.

1305’te Hadrianapolis’te Katalan-Bizans mücadelesi yaşandı. Bu olaydan yaklaşık 40 yıl sonra Hadrianapolis’te yaşanan bir isyan ve kanlı sınıf mücadelesi ise kendini 1341’de İmparator ilan eden Kantakuzenos’un Osmanlılardan yardım istemesine yol açtı. Söz konusu sınıf mücadelesinde Kantakuzenos, eşraf ve asillerin başındaydı ve Zelotlar denilen zümreye karşı savaştı. Türklerden yardım isteyip Umur Bey ile dostluk kurunca Türk kuvvetleri Bizans’a yardım etti. Bu savaşın da anlatıldığı bir eser de Edirne sözcüğü kullanılmıştır. Daha sonra Kantakuzenos damadı durumuna gelen Orhan Gazi’den yardım istedi. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Bey, idaresindeki 10.000 askerle Bizans’a yardım etti ve bu hadisenin sonunda Çimpe Kalesi ele geçirilmiş ve ilk Rumeli toprağı alınmıştır.

I. Murat zamanında Edirne 1361 yılında fethedilmiş ve başkent olmuştur. Edirne’de bugün Osmanlı’ya dair pek çok eser günümüze kadar gelmiştir. Örneğin Selimiye Camii, Eski Camii vb. fakat İlkçağ’a sikkelerden ve mezar stelinden başka görünür bir bulguya rastlanmamıştır.

Hadrianapolis Osmanlı Devleti tarafından fetih edilmesiyle birlikte Edirne olmuş ve İstanbul’un fethedilmesine kadar Osmanlı Devletine başkentlik etmiştir. Edirne Ortaçağ’da en iyi ve en parlak dönemini yaşamıştır. Günümüzde 1854 Kırım Savaşı ve 1878 Osmanlı-Rus harbiyle beraber Balkanlardan bir çok göç almıştır. 1912 ve 1913 Balkan savaşlarıyla bu göç dalgası yoğunlaşmış 1924-1928 Lozan görüşmeleriyle beraber göçler yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. En son göç dalgası ise 1989 ve 1994 Bulgaristan üzerinden gelmiştir.

  1   2


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə