Tarih proje raporu projenin adi: karakeçİLİler projenin amaci




Yüklə 51.61 Kb.
tarix21.04.2016
ölçüsü51.61 Kb.
TARİH PROJE RAPORU
PROJENİN ADI:KARAKEÇİLİLER
PROJENİN AMACI:
Türkmenler,Malazgirt Zaferinden (1071) sonra Anadoluya göç etmeye başlamışlardır.Bu göçler aşiret ve boy göçleri olarak iki şekilde gerçekleşmiştir.Karakeçili aşiretide bu göçlerde yer alan bir Türkmen aşiretidir.Rakka üzerinden Anadoluya gelen bu aşiret kayı boyuna mensuptur.Bildiğimiz gibi Osmanlı devleti kayı boyundan gelmiştir.Osmanlı padişahlarının soyu kayı boyuna mensup olan karakeçili aşiretine dayanmaktadır.Karakeçili aşireti türkiyenin birçok yerinde varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Projemiz, karakeçili aşiretinin günümüze kadar uzanan tarihi gelişiminin ortaya konulup açıklamasını hedefler.



GİRİŞ:
Geçmişleri oğuzların en eski boylarından kayı boyuna dayanan karakeçililer, şanlıurfanın Siverek ilçesinde yaşıyor. Her yıl Söğütteki Ertuğrul gazi türbesinde düzenlenen anma törenlerine katılan aşiret, Türkiyenin çeşitli bölgelerine yayılmış durumda.karakeçililerin ilk geldiği nokta bugün Bitlis iline bağlı bir ilçe olan ahlattır.ahlat ve civarına yayılırlar.buradaki karakeçililerden büyük bölümü buradan Suriye bölgesine göçerler.şah zap suyunda boğulur.bunun üzerine başına hayme ana geçer.hayme ana aşiretini urfa daki karacadağ civarına getirir.”Güneydoğu Anadolu bölgesinin 30 köyünde yaşayan karakeçili aşireti üyeleri ayrıca Ankara,Kırıkkale,Gaziantep ve bursa da da kitleler halinde yaşamlarını sürdürüyor.Siverek karakeçilileri kendilerini Türkmen olarak kabul ediyor.yaşadıkları köylerin adları da tamamen Türkçe.ama dilleri Türkçeden farklı bir dil.tarihçi tuncer gülensoy,karakeçililerin konuştukları dilin yüzde 85 i Türkçe kelimelerden oluşuyor.aşiretin önce gelen liderlerinden Mithat karakeçili,”biz türk olduğumuzu biliyoruz.yörede büyük otlaklar olduğu için bu bölgeye yerleşmişiz.türkhan aşiretide bizim gibi bu bölgeye yerleşerek zamanla Türklüklerini kaybetmiş.osmanlı sultanı ikinci abdulhamit sarayın muhafazası için kendi soyundan gelen karakeçilileri görevlendirmiştir.milli mücadelede yörenin Fransızlardan kurtarılması için aşiret büyük mücadele vermiştir.cumhuriyet dönemindede devlete sadakatla bağlı kaldık.son yıllarda güneydoğuda görülen terör olaylarında daima devletimizin yanında yerimizi aldık.” diyor.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan karakeçili aşireti kendilerini Türkmen olarak kabul ediyor.Ama bu bölgeye yerleştikleri için Türklüklerini kaybetmişler.

KARAKEÇİLİLERİN BAYRAMI

Siverek kaymakamlığı tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen uluslar arası karakeçililer şenliklerinin bu yıl 10.gerçekleştirildi.türkiyenin çeşitli bölgelerinde yaşayan ve Türkçe konuşan aşiret üyeleri Siverek ilçesinin karakeçili köyünde yaşayan Kürtçe konuşan akrabalarıyla buluştular.bey çadırının altında mehter takımının çaldığı marşlarla toplanan karakeçililer,yöresel Türkmen kıyafetlerini bir defileyle sergilediler.genç kızların sunduğu kıyafetler büyük ilgi gördü.yine genç kızların dokudukları karakeçi kilimleri de şenliğe gelenler tarafından kapışıldı.kilimler ve geleneksel sanatlarla ilgili alıştırma yapan Prof.dr.Taciser ONUK“ orta asya Anadolu göçer yaşamının ipek yolu ve baharat yolu kanalıyla anadoluya geçmesi sanata büyük bir katkı sağladı.10 yıldan beri karakeçililer üzerinde çalışma yapıyorum.kullanılan kıyafetler dokudukları kıl çadırlardaki ve kilimlerdeki motiflerin tümü orta asya kökenli,”diyor.


KIZLARIN HEPSİ OKUYOR
Karakeçili aşiretinin yaşadığı Siverek yöresinde kızların tümü okula gidiyor.Görüştüğümüz genç kızlar, köylerinde eğitimin ilköğretime kadar olduğunu ama kendilerinin okumak için büyük kentlere gitmeye kararlı olduğunu söyledi.Köylüler çocuklarının daha güzel Türkçe konuşmaları için köylerine anaokulları açılmasını istiyorlar.köyün çocukları ise büyüklerinden farklı olarak çok güzel Türkçe konuşuyorlar.
TAKISIZ OLMAZ

Yöresel kıyafetlerle şenlikte defile yapan karakeçili kızlar kıyafet ve takıları özel günlerde kullandıklarını belirterek sözlerine devam ediyorlar. “geçmiş yıllarda büyüklerimiz bu kıyafetleri giyerdi ama zamanla bunlar ortadan kalktı.ancak özel günlerde ve şenliklerde kaftanı andıran cepkenli kıyafetler giyiliyor.takılar ise olmazsa olmazlardır.bir genç kız mutlaka takı takar.takılar gümüş ve altındandır.


BAŞLIK PARASI KALKSIN
Gençler başlık parasının kendilerini zor durumda bıraktığını belirtiyorlar.türklerde başlık parası yok Araplarda ve Kürtlerde var.büyük kentlerde bu kalkmış durumda köylerde ise bu devam ediyor.büyüklerimize sesleniyoruz bu geleneği kaldırsınlar bir başlık parası yüzünden yıllarca gurbette çalışmak zorunda kalıyoruz.
KAYI BOYUSUNUN DAMGASI : ÜÇ OK VE BİR YAY

Mensup olduğumuz oğuz Türkleri on iki boydan oluşmuştur.bu boyların her biri de aşiretlere ve oymaklara bölünmüştür.oğuz boyları arasında en kalabalık olan k

ayı boyunada Avşarlar gelir.türklerin batı anadoluya ilk geldikleri dönemlerde özelliklede denizli de kalabalık bir kayı nüfusuna rastlanmıştır.bugün denizli ve Muğla yörelelerinin tipik ağzı delildir.bizim köyümüzde de konuşulan Türkçenin özellikleri aynı bu yörelerde yaşar.

Kayı boyununda kendi içinde alt aşiretleri ve oymakları vardır.kayıların başlıca aşiretleri şunlardır .

Karakeçili şehitli atçeken

Kızılkeçili Kızık kurtlu

Sarıkeçili saçıkara hacılı

Bu aşiretlerde en çok ses getirmiş ve tarih sayfalarına yer etmiş olanıi aşireti dünyanın en uzun ömürlü devleti olan Osmanlı devletinin kurucusudur.



Ortaasya Anadolu ve Rumeli sürecinde Türkler, sosyal statüleri bakımından şehirli, köylü ve konar-göçer topluluklar hâlinde yaşamışlardır. Bunlardan göçerler, en eski Türk toplum yapısından başlayarak kalabalık sınıfı oluşturmuşlardır. Bu durum uzun yıllar devam etmiş ve denge Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti ve değişen şartlarla oluşan yeni yaşama tarzı sonucunda göçerlerin aleyhine bozulmuş, bu suretle yerleşik hayat tarzı yaygınlaşmıştır. Buna rağmen yerleşik Türklerin yanında göçebe yaşayışı sürdüren önemli sayıdaki Türkmenlere "Yörük" denilmiştir. Konar-göçer ve göçebe demek olan yörük kelimesi, Anadolu'da "yörü" fiilinden meydana gelmiştir.1
 
Karakeçili Türkmenleri de "Yörük" adıyla anılırlar. Bunun sebebi, Anadolu'da iskân edilmelerinden önce konar-göçer olmalarındandır. 16. yüzyıla ait eski Osmanlı tahrir kayıtlarından Karakeçili aşiretinin önemli bir kısmının diğer yörük aşiretlerle birlikte-"Azizbeğlu ve Tos-bağa" aşiretleri- Beypazarı, Sivrihisar ve Sultanönü civarında bugün Eskişehir yöresinde gördüğümüz. Karakeçililerin ataları oldukları anlaşılmaktadır. Ankara sancağına bağlı olan ve defterlerde kayıtlı Karakeçililerde yukarıda sözünü ettiğimiz ve "Ulu-Yörük" adıyla anılan bu aşiretler birliğine bağlıdır. Bunların aynı zamanda Kırşehir yöresinde yaşayan büyük Karakeçili oymağının önemli bir kolunu teşkil etmekte oldukları bilinmektedir.2
 
Osmanlı İmparatorluğu'nda oymak, aşiret ve cemaatler üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgelerine dayanarak önemli bir eser meydana gelirmiş olan Cevdet Türkay, Karakeçililerin yaygın olarak yaşadıkları sahaları şu şekilde tesbit elmiş bulunmaktadır: Adana, Diyarbekir, Siverek, Eskişehir, Siirt, Birecik, Ankara, Kütahya,  Ruha (Urfa), Rakka, Aydın, Kırşehir, Balıkesir, Haymana, Manisa, Trablus-Şam, Kula, Eşme (Kütahya), Bursa, Alaşehir... Yine Türkay, sözünü ettiğimiz vesikalara dayanarak, Karakeçililerin "Türkmen yörükanı taifesinden" yani Türkmen topluluğundan olduklarını kaydetmektedir.3
 
Türk devletlerinde topluluk ve boy düzeninde kendine özgü bir teşkilâtlanma yapısı vardır. Selçuklulardan önceki Türk teşkilâtlanma ve boy düzeni incelendiğinde ikili bir düzen kendisini gösterir. Asya Hun ve Avrupa Hun devletleriyle Göktürkler ve buna mümasil diğer Türk devletlerinde bu teşkilâtlanma yapısı görülmekledir. Bu ikili düzen doğu-batı şeklindedir. Bu düzen yine kuzey-güney, sağ-sol şeklinde de görülür. Tuna Bulgarları ve Macarlarda bu ikili düzenin büyük-küçük şeklinde ifade edildiği tesbit edilmiştir. Öte taraftan, Oğuz Bulgar ve Karluk Türk gruplarında iç-dış, yine Oğuzlarda Bozok-Üçok, Hun, Ogur, Bulgar, Hazar, Macar, Kuman ve Türgeşlerde ak-kara gibi terimlerle Türklere has bu teşkilâtlanma biçimi görülmektedir.4 Hattâ Türk boylarında daha alt sosyal gruplarda da bu ikili teşkilâtlanma görülmektedir. Meselâ, Akkoyunlu-Karakoyunlu, Akkeçili-Karakeçili, Akbudun-Karabudun gibi...
 
En eski Türk destanlarından olan Oğuz Kağan Destanı'nda, yukarıda belirttiğimiz ikili düzen görülmektedir. Ünlü destanda, Türk toplumunun Üç ok ve Bozok kollarına ayrılması şu şekilde anlatılmaktadır. "... Sonra Oğuz Kağan büyük bir kurultay topladı. Maiyeti ve halkını çağırdı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan büyük ordugâh kurdu. Sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydurdu. Altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk  diktirdi, Altına bir kara koyun bağladı. Sağ yanda Bozoklar oturdu. Sol yanda Üç oklar oturdu..."
 
Oğuz Kağan Destanı'ndaki bu kayıttan, Sağ kol olan Bozokların Türk toplumundaki yerinin daha üst seviyede ve ak koyun sahibi oldukları, buna karşın Üç okların Bozuklardan sonra geldikleri ve kara koyun sahibi oldukları anlaşılmaktadır.7
 
Bugün Anadolu'da çeşitli coğrafî mekânlarda yaşamakta olan yörükler arasında da buna benzer bir ayırım dikkatimizi çekmektedir. Özellikle günümüzde Uludağ yöresinde yer tutan yörük grubu arasında Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları görülmektedir. Kızılkeçili ve Karakeçili oymakları birbirlerinden giyim kuşam, çalışma sahaları ve sahip oldukları hayvanlara varıncaya kadar farklılıklar göstermektedir. Bunlar arasında Kızılkeçililerin çadırlarının alaçık olmasına karşın, Karakeçililerin çadırlarının karaçadır olması gibi daha birçok ayrılıklar vardır. Bu Türkmenler arasındaki bir kanaat da, Kızılkeçililerin hünkâr elli, Karakeçililerin ise oba elli olmalarıdır. Yani kendilerini Bozok ve Üçok gibi ayırdıkları anlaşılmaktadır.
 
Bilindiği gibi, ünlü Oğuz Kağan Destanı'ndaki Bozok ve Üçok şeklindeki ayırım Raşiduddin ve Kaşgarlı Mahmut'un da tasnifleriyle tarihe mal olmuştur. Bu sınıflandırmaya göre, Bozoklar, Günhan, Ayhan ve Yıldızhan kollarına tâbi olan her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar, ki bunlar Kayı, Bayat, Alkaevli, Karasevli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kızık, Beğdili ve Karkın'dır.
 
Üçoklar ise, Gökhan, Dağhan ve Denizhan kollarına bağlı, yine her biri dörder olmak üzere 12 boya ayrılmaktadırlar. Bunlar Bayındır, Peçenek, Çavundur, Çepni, Salur,  Eymur, Layıntlu, Üreğir, İğdir, Büğdüz, Yiva ve Kınık boylarıdır.8
 
ikili ve 4-12-24 şeklindeki boy tasnifi Türkmenler arasında çok yaygındır. Nitekim, Karakeçili yörükleri de 12 aşiretten meydana gelmişlerdir. Bilecik Pazaryeri Günyurdu köyünde yerleşik hayata geçen Karakeçili yörükleri, "Karakeçili oniki kalemdir" demek suretiyle, kendilerini 12 kola ayırmaktadırlar. Bu aşiret veya kollar şunlardır: Veliler, Poyrazlı, Kıldanlı, Softalı, Karakayalı, Talazlı, Şazlı, Hacıhalil, Hayyam Kethüda, Akça İnli, Özbekli, Karabakılı. Karakeçililerin kendilerini 12 kısma ayırarak tasnif etmeleri, kök itibariyle Asya'dan gelen diğer Türkmen topluluklarına bağlı olmaları sonucuna bizi götürmektedir.9
 
Karakeçililerin sözde ayrı bir topluluk addedilen ve yine Oğuz, geleneğine göre 24 boya ayrılan, "Türkman Ekrâdı" şeklinde nitelendirilen Kürt topluluğunun Milan ve Zilan şeklindeki iki kolundan Milan yani Milliler içinde yer aldıkları ve ikinci sırada bulundukları görülmektedir. Bu Karakeçililerin, özellikle Urfa'nın, Siverek, Viranşehir ve Suruç havalisinde yaşadıkları bilinmektedir. Bunların önemli bir kısmı Fars kültürünün etkisinde kalmıştır.10
 
Karakeçili aşireti, Osmanlı Devleti'ni kuran Kayı boyuna mensuptur. "Kayı", sağlam, metin, güçlü ve kuvvetli anlamlarına gelmektedir. Kayı boyu Oğuzların en büyük boyu olup, Bozoklara tâbidir. Doğudan Anadolu'ya gelişen göçlerin önemli nedenlerinden bir tanesi de bilindiği gibi Moğol istilâsıdır. İşte Moğolların baskı ve saldırıları nedeniyle Karakeçililer, bağlı bulundukları Kayı boyu ile birlikte, Türkistan-Horasan ve Anadolu çizgisinde göçe mecbur kalmışlardır. Bu göç esnasında reisleri Ertuğrul Bey idaresinde Anadolu'ya gelen Kayı boyu ve Karakeçililer göçebe yaşayışını sürdürmüşlerdir.
 
Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük rol oynayan Karakeçililer, 11. yüzyıldan beri varlıklarını hissettirmişlerdir. Öncelikle Keçilü cemaatleri, başta Karakeçililer olmak üzere, Sarıkeçili, Teke Türkmenleri vs. gibi değişik adlarla Anadolu'nun birçok bölgesine yayılmışlardır. Doğudan batıya bu şekilde yayılan bu aşiretin muhtelif kolları şunlardır: Urfa, Siverek ve Suruç Karakeçililerinin varlıkları XV. ve XVI. yüzyıllardan beri bilinmektedir. Urfa Karakeçilileri ile Bingöl'ün Simsor Karakeçilileri Doğu Anadolu ZazaTürk aşiret grupları içinde yer alır.

Siverek Karakeçilileri kendilerini Türkmen olarak kabul etmektedirler. Bunlar yaşamakta oldukları köylerinin adlan da tamamen Türkçedir. Yüzyıllardan beri isimler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Sözkonusu bu köyler arasında, Ağaören, Deliktaş, Karahöyük, Karadibek, Kurtini, Başıbüyük, Göllü, Mezra, Karacaviran, Mizar, Çabakçur, Karafinik, Bozkaya, Kabasırt, Kabahaydar, Sadıklı, Salur, Çepini vs...12


 
Bingöl'ün Simsor köyü Karakeçililer tarafından kurulmuştur. Güneyde Karakeçililer Rakka'ya kadar uzanmışlardır. XVI. yüzyıl Diyarbakır Tapu Tahrir Defteri'ne göre, günümüzdeki Milli Aşiret grupları Karakeçililerdendir. Yine Gaziantep'e bağlı Körkün, Barak ve Hacıbayram köyleri Karakeçililer tarafından kurulmuştur.
 
Kırıkkale ilinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer, Anadolu'nun diğer yörelerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar. Karakeçililer, Osmanlı kayıtlarında "Ulu Yörük" şeklinde anılan ve diğer bazı boyları da ihtiva eden birliğin bir koludurlar. Ankara şeriye sicillerinde Karakeçililerle ilgili kayıtlarda geçen, "Yörükanı Karakeçili" deyimi buradaki Karakeçililerin yürüklüğüne işaret eder.13 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki 982 tarihli Tapu Tahrir Defteri'nde Ankara Karakeçilileri "Ulu Yörük" adıyla anılmışlardır. En eski yörük ve en köklü boy anlamına gelen bu kayıt, Karakeçililerin mazileri hakkında bize fikir vermektedir.
 
Karakeçililer, Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi idaresinde, Fırat nehrini takip ederek. Rakka üzerinden Anadolu'ya gelmişlerdir. Bu göç esnasında yaklaşık 8000 civarında Karakeçili Urfa yöresine gelmiş ve burada ikâmet etmişlerdir. Sonra bunların bir kısmı Konya, Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Gaziantep'e yerleşmişlerdir. Bunun yanında yine Urfa'ya mücavir olan Halep ve Arappınar (Mürşitpınar) ile Elazığ çevresine yerleşenler de olmuştur. Elazığ Karakeçililerine "Çarsancaklı" denilmektedir. Gaziantep havalisine yerleşen Karakeçililer ise, "Albayramlar" adıyla anılırlar.
 
Bilindiği gibi, Anadolu'daki Karakeçililerin önemli bir bölümü Urfa havalisinde yaşamaktadır. Burada yaşayan Karakeçililer Türk oldukları hâlde, Türkçeden farklı bir dil konuşmaktadırlar. Ancak konuşulan bu dilin "Gürmanç" ağzı olduğu ve Tuncer Gülensoy'un tesbitlerine göre, "Doğu Anadolu Osmanlıcası" olduğunu söylemek mümkündür. Aynı Hoca'nın burada yaşayan Karakeçililerle ilgili tesbitleri şöyledir: "Urfa-Suruç yöresinde yaşayan Karakeçililerin büyük bir kısmı "Gürmanç" ağzını konuşmakladırlar. Ancak bunun yüzde seksenbeşi Türkçe kelimelerden oluşmaktadır."l4
 
Karakeçililer üzerinde sosyolojik araştırmalar yapan Ziya Gökalp ve Mehmet Eröz'ün görüşleri de bu düşüncelerle beraber değerlendirildiğinde, olayın realitesi açığa çıkmaktadır. Ziya Gökalp, Viranşehir'deki Millilere komşu olarak nitelendirdiği Karakeçililerin -ki aslında bu boyun içinde addedilmektedirler-Bursa'daki Karakeçililerin bir bölümünü oluşturduklarını ve zamanla Türkçeyi unuttuklarını ifade ederek, bunların köy isimlerinden hareketle Türk olduklarının anlaşıldığını söylemektedir. Nitekim, Salur ve Kangılı köylerinin Karacadağ'da yer aldığını, bunların da eski Türk boy adları olduğunu söylemektedir. Ziya Gökalp, buradaki Türkan aşiretinin de aynı akibete uğradığına işaret etmektedir.
 
Karakeçililer, geçmişte Ertuğrul Gazi Türbesi'ni her yıl Nevruz gününde ziyaret ederlerdi. Burada bir tür anma toplantısı niteliğinde buluşur ve şenlik düzenlerlerdi. Ancak sonraları bu geleneği Eylül ayının ikinci haftasında yapmaya başlamışlardır. Bu ziyaret ve şenlik Karakeçililerin bayramıdır. Atlarla buraya gelen ve kurbanlar kesen Karakeçililer görkemli törenler yaparlardı. Bu esnada cirit oyunları ve güreş müsabakaları da yapılırdı.15 Bu ziyaret ve şenlikler II. Abdülhamid zamanında resmileştirilmiştir.
 
Osmanlı yönetimine sadakatla bağlı kalan Karakeçililer, genel olarak herhangi bir disiplinsizlik hareketine girmemişlerdir. Sultan II. Abdülhamid sarayın muhafazası için Karakeçilileri görevlendirmiştir. Hem Yavuz Sultan Selim, hem de II. Abdülhamid tarafından Karakeçililere sancak verildiği ve kendilerine çok güvenildiği rivâyeti de yaygındır.
 
Bilindiği gibi, II. Abdülhamid, Alman İmparatoru'na Karakeçili aşiretinin mensuplarını tanıtırken, kendi akrabaları olarak takdim etmiştir. Ayrıca aynı padişah Karakeçililerin bulunduğu bir alay meydana getirerek, bu alaya "Ertuğrul Alayı" adını vermiştir, ki bu da çok manidardır. Yine kendi adıyla oluşturduğu "Hamidiye Alayları"nda, ki bunlar da Çanakkale ve Doğu Cephesi'nde Ruslar, İran ve Ermenilerle olan çarpışmalarda önemli hizmetler ifa etmiştir, Karakeçililer yer almıştır.
 
Cumhuriyet döneminde de Karakeçililer devlete sadakatla bağlı kalmışlardır. Millî Mücadele'de Urfa ve havalisindeki millî faaliyetlerde ve özellikle yörenin Fransız işgalinden kurtarılması ile bazı iç isyanların bastırılmasında, Siverek kuvvetleri içinde yer alan Karakeçililer, diğer Türkmen (Oğuz) kuvvetleri olan İzoli, Beğdili (Badıllı), Karahanlı aşiretleri gibi üzerlerine düşeni yapmışlardır.16
 
Yine Millî Mücadele'de Güneydoğu Anadolu'daki Milli aşiretinin neden olduğu ayaklanma teşebbüsüne katılmayan Karakeçililer, Viranşehir ve çevresinde İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle mücadeleye giriştikleri gibi, isyancılarla da mücadele etmişlerdir. Ancak bu isyan sırasında Karakeçililerin ileri gelenleri hayatlarım kaybetmişlerdir. Mardin'de bulunan Beşinci Tümen'in çabaları ve millî kuvvetlerin yardımıyla bu isyan hareketi bastırılmış ve asiler Suriye'ye kaçmak zorunda kalmışlardır.17
 
Güneydoğu Anadolu'da olduğu gibi Orta ve Batı Anadolu bölgelerindeki Karakeçililer de Millî Mücadele'ye destek vermişler ve önemli vazifeler ifa etmişlerdir. Batı cephesinde Yunanlılara karşı ve bazı iç isyanların bastırılmasında önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa'nın yakın silâh arkadaşlarından Yarbay Mehmet Arif Bey oluşturduğu özel bir "Karakeçili Müfrezesi" ile Millî Mücadele'ye katkıda bulunmuştur.18
 
Sonuç olarak, Karakeçililerin Hocamız Faruk Sümer'in "Türkmenler" dediği Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup oldukları ve yüzyıllara dayanan bir mazilerinin olduğu açıktır. Anadolu'yu ebedî vatan yapan Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti zamanında varolan ve Anadolu birliği içinde çok uzak olmasa da farklı yörelerde yaşayan bu insanlar, âdeta Anadolu insanın kardeşlik ve birliğinin simgesini oluşturmaktadırlar, denilebilir. Kısacası, millî birlik ve beraberliğe, kardeşliğe güzel bir örnektir Karakeçililer... Devlete ve millete hizmet yolunda Cumhuriyet döneminde de sadakada bağlı kalan bu aşiretin "Yörük Bayramı" kutlu olsun...
 
Sözlerimi Büyük Atatürk'ün şu cümlesiyle bitirmek istiyorum; "Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır...
YÖNTEM:
Bunu yaparken tüm belgeleri taradık bilinmeyen yeni bilgiler ortaya çıkarmaya çalıştık. Karakeçi aşireti hakkında karşıya doğru bilgiler vermeyi amaçladık ve bu doğrultuda bilgileri en doğru biçimde ve süreci doğru kullanarak projeyi tamamladık.
SONUÇLAR VE TARTIŞMA:
Siverek Karakeçileri Türkmen olarak kabul etmektedirler. Bunlar yaşamakta oldukları köylerinin adlan da tamamen Türkçedir. Yüzyıllardan beri isimler değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Söz konusu bu köyler arasında, Ağaören, Deliktaş, Karahöyük, Karadibek,Kur tini,Başıbüyük, Göllü,Mezra,Karacivan,Mizar,Çabakçur,Karafinik, Bozkaya,Kabasırt, Kabahaydar,Sadıklı,Salur,Çepini…
Bingöl’ün Simsar köyü Karakeçililer tarafından kurulmuştur. Güneyde Karakeçililer Rakka’ya kadar uzanmışlardır.16.yüzyıl Diyarbakır Tapu Tahrir Defteri’ne göre, günümüzdeki Milli Aşiret Grupları Karakeçililerdendir. Yine Gaziantep’e bağlı Körkün, Barak ve Hacı bayram köyleri Karakeçililer tarafından kurulmuştur
Kırıkkale ilinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer, Anadolunun diğer yörelerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar. Karakeçililer, Osmanlı kayıtlarında “Ulu Yörük” şeklinde anılan ve diğer bazı boyları da ihtiva eden birliğin bir koludurlar.Ankara şeriye sicillerinde Karakeçililerle ilgili kayıtlarda geçen, “Yörükanı Karakeçili” deyimi buradaki Karakeçililerin yürüklüğüne işaret eder.13 Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivindeki 982tarihli Tapu Tahrir Defterin de Ankara Karakeçilileri “Ulu Yörük” adıyla anılmışlardır.En eski Yörük ve en köklü boy anlamına gelen bu kayıt,Karakeçililerin mazileri hakkında bize bilgi vermektedir.
Karakeçililer, Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi idaresinde, Fırat nehrini takip ederek , Rakka üzerinden Anadolu’ya gelmişlerdir.Bu göç esnasında yaklaşık 8000 civarında Karakeçili Urfa yöresine gelmiş ve burada ikamet etmişlerdir.Sonra bunların bir kısmı Konya,Bursa,Eskişehir,Bilecik ve Gaziantep’e yerleşmişlerdir.Bunun yanında yine Urfa’ya mücavir olan Halep ve Arappınar ( Mürşit pınar ) ile Elazığ çevresine yerleşenler de olmuştur.Elazığ Karakeçililerine “Çarsancaklı” denilmektedir.Gaziantep havalisine yerleşen Karakeçililer ise “Al bayramlar” adıyla anılırlar.

Bilindiği gibi, Anadolu’daki Karakeçililerin önemli bir bölümü Urfa havalisinde yaşamaktadır.Burada yaşayan Karakeçililer Türk oldukları halde, Türkçeden farklı bir dil konuşmaktadırlar.Ancak konuşulan bu dilin “Gürmanç” ağzı olduğu ve Tuncer Gülensoy’un tespitlerine göre “Doğu Anadolu Osmanlıcası” olduğunu söylemek mümkündür.Aynı Hoca’nın burada yaşayan Karakeçilerle ilgili tespitleri şöyledir:”Urfa- Suruç yöresinde yaşayan Karakeçililerin büyük bir kısmı “Gürmanç” ağzını konuşmaktadırlar.Ancak bunun yüzde seksen beşi Türkçe kelimelerden oluşmaktadırlar.

Karakeçililer üzerinde sosyolojik araştırmalar yapan Ziya Gökalp ve Mehmet Eröz’ün görüşleri de bu düşüncelerle beraber değerlendirildiğinde, olayın realitesi açığa çıkmaktadır. Ziya Gökalp, Viranşehir’deki Millileri komşu olarak nitelendirdiği Karakeçililerin – ki aslında bu boyun içinde addedilmektedirler-Bursa’daki Karakeçililerin bir bölümünü oluşturduklarını ve zamanla Türkçeyi unuttuklarını ifade ederek, bunların köy isimlerinden hareketle Türk olduklarının anlaşıldığını söylemektedirler. Nitekim, Salur, ve Kangılı köylerinin Karacadağ’da yer aldığını, bunların eski Türk boy adları olduğunu söylemektedir.Ziya Gökalp, buradaki Türkan aşiretinin de aynı akıbete uğradığını işaret etmektedir.

Osmanlı yönetimine sadakatla bağlı kalan Karakeçililer, genel olarak herhangi bir disiplinsizlik hareketine girmemişlerdir.Sultan II. Abdülhamid sarayın muhafazası için Karakeçilileri görevlendirmiştir. Hem Yavuz Sultan Selim,hem de II.Abdulhamid tarafından Karakeçililere sancak verildiği ve kendilerine çok güvenildiği rivayeti de yaygındır.


Bilindiği gibi,II.Abdülhamid,Alman İmparatoru’na Karakeçili aşiretinin mensuplarını tanıtırken, kendi akrabaları olarak takdim etmiştir.Ayrıca aynı padişah Karakeçililerin bulunduğu bir alay meydana getirerek,bu alaya “Ertuğrul Alayı” adını vermiştir, ki bu da çok manidardır.Yine kendi adıyla oluşturduğu “Hamidiye Alayları’nda,ki bunlar da Çanakkale ve Doğu Cephesi’nde Ruslar,İran ve Ermenilerle olan çarpışmalarda önemli hizmetler ifa etmiştir.Karakeçililer yer almıştır.

Cumhuriyet döneminde de Karakeçililer devlete sadakatla bağlı kalmışlardır.Milli Mücadele’de Urfa ve havalisindeki milli faaliyetlerde ve özellikle yörenin Fransız işgalinden kurtarılması ile bazı iç isyanların bastırılmasında,Siverek kuvvetleri içinde yer alan Karakeçililer, diğer Türkmen kuvvetleri olan İzoli, Beğdili ,Karahanlı aşiretleri gibi üzerine düşeni yapmışlardır

Karakeçililerin Hocamız Faruk Sümer’in “Türkmenler” dediği Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup oldukları ve yüzyıllara dayanan mazileri olduğu açıktır. Anadolu’yu

ebedi vatan yapan Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti zamanında var olan ve Anadolu birliği içinde çok uzak olmasa da farklı yörelerde yaşayan bu insanlar adeta Anadolu insanın kardeşlik ve birliğinin simgesini oluşmaktadırlar denilebilir.Kısacası ,milli birlik ve beraberliğe ,kardeşliğe güzel bir örnektir.Karakeçililer…Devlete ve millete hizmet yolunda Cumhuriyet döneminde de sadakada bağlı kalan bu aşiretin “Yörük Bayramı” kutlu olsun…



Sözlerimi Atatürk’ün sözüyle bitirmek istiyorum; Diyarbakırlı, Vanlı,Erzurumlu, Trabzonlu,İstanbullu,Trakyalı ve Makedonya hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır…”

KAYNAKLAR:


  • Prof. Dr. Kırıkkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Fen- Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Başkan KIRIKKALE-TÜRKİYE

    1. Sümer Faruk, Oğuzlar, Ankara 1967 s.9.

    2. Sümer Faruk, Oğuzlar, Ankara 1964 s.182.

    3. Tür kay Cevdet, Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul 1979,s.476

Kafesoğlu İbrahim, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1994.s.259

    1. Çay AbdulhalukHer yönüyle Kürt Dosyası,Ankara 1996,s.245

    2. W.Bank-R Rahmeti Arat,Oğuz Kağan Destanı, ,İstanbul 1970,s. 14

    3. Çay Abdulhaluk a.g.e s.242.

    4. Bu boylara ilişkin geniş bilgi için b.k.z ,Faruk Sümer, Oğuzlar,Ankara 1964.

    5. A.Çay,a.g.e s.247

    6. Geniş bilgi için bkz Mahmut Rışvanoğlu , Doğu aşiretleri

    7. A.Çay, “Ertuğrul Gazi, Karakeçililer ve Söğüt Yörük Bayramı”,III. Osmanlı Sempozyumu, Söğüt 1988,s.7

    8. Çay Abdulhaluk,a.g.m.,s.7.

    9. 1589 tarihli Ankara Şeriye Sicili.

    10. Gülensoy Tuncer, “Karakeçili”, Ortadoğu Gazetesi, 22 Aralık 1994,s.2

    11. Kamil Su, Balıkesir ve Civarında Yörük Türkmenler, Balıkesir Halkevi Yayını, Sayı 20,


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə