T. C. Yargitay birinci Hukuk Dairesi E: 2013/11252 K: 2013/14141 T: 21. 10. 2013




Yüklə 412.24 Kb.
səhifə1/9
tarix24.04.2016
ölçüsü412.24 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9
T.C.

YARGITAY

Birinci Hukuk Dairesi

E:2013/11252

K:2013/14141

T: 21.10.2013
Ecrimisil

Kamulaştırmasız El Atma

Haksız Fiil

Özet: Kamulaştırma karan almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal maliki, idarenin bu fiili durumuna razı olup, kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar idarenin taşınmaza el atması haksız fiil niteliğinde olduğundan, idare ecrimisil ödemekle sorumludur.

Davacı tarafça kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası 05.02.2003 tarihinde açılmış olup, ecrimisil 30.06.2004 tarihinden sonraki dönemi kapsar şekilde istenmiş olduğundan, kamulaştırmasız el atma dava tarihine kadar ecrimisil istenebile-ceği gözetilerek dava reddedilmelidir.



(4721 s. MK m. 995)

Yanlar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın 1996 yılından beri davalı tarafından kullanılmakta olduğunun keşfen belirlendiği, 30.06.2004 tarihinden, imar uygulaması ile davalı adına tescilin oluştuğu 17.08.2007 tarihine kadar ecrimisil istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların kayden malik oldukları 8199 parsel sayılı taşınmazın davalı Belediye tarafından etrafı çevrilip bina yapılmak suretiyle işgal edildiğini, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açtıkları davanın kabulle sonuçlandığını ileri sürerek 30.06.2004 ile 30.06.2009 tarih aralığı için ecrimisil isteğinde bulundukları, dava tarihi 05.02.2003 olan Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2003/390 E. sayılı dosyasında 19.03.2009 tarihli karar ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle davalı Belediye tazminata mahkum edilerek, 8199 parsel (1440 ada 6 parsel) sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı Belediye adına tesciline hükmedildiği, kararın 09.03.2011'de kesinleştiği, 8199 parselin farklı tarihlerde imar uygulamalarına tabi tutularak 1440 ada 6 parselin oluştuğu ve 01.05.2008 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, ecrimisil, taşınmazı haksız olarak elinde bulunduranın kayıt malikine ödemesi gereken bir bedeldir. Bir malın haksız yere kullanılması sebebiyle istenilen bu alacağın Türk Kanunu Medenisinin 908. maddesine (TMK m. 995) dayanan bir tazminat alacağı olduğu ve taraflar arasında akit bulunmaması nedeniyle haksız fiilden doğan bir tazminat niteliğinde bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Kamulaştırma kararı almadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal maliki, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar taşınmaza el atması haksız fiil niteliğinde olduğundan, idare ecrimisil ödemekle sorumludur.

Somut olayda, davacı tarafça kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası 05.02.2003 tarihinde açılmış, eldeki davada ecrimisil, 30.06.2004 tarihinden sonraki dönemi kapsar şekilde istenmiştir.

Hal böyle olunca, kamulaştırmasız el atma dava tarihine kadar ecrimisil istenebileceği dikkate alınarak davanın reddi gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

Davalı vekilinin, temyiz itirazı ise açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



T.C.

YARGITAY

İkinci Hukuk Dairesi

E:2013/7253

K:2014/1551

T: 28.01.2014


  • Anlaşmalı Boşanma

  • Üçüncü Kişi Yararına Edim Yükümlülüğü

  • Yapma Borcu

Özet: Boşanma anlaşmasında yer alan “ortak çocuklar adına iki taşınmaz alınacağına ” ilişkin hüküm, çocuklar bakımından üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğüdür. Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebileceği gibi, üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilir.

Davacı, boşanma anlaşmasındaki kendisine düşen edimi, kararın kesinleşmesinden sonra yerine getirdiği halde, davalı edimini ifa etmemiş, kendisine isnat olunamayan haller sebebiyle ifanın mümkün olmadığına ilişkin bir sebep de ileri sürmemiştir.

Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir. Davacının talebinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 113/1. maddesi kapsamında incelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

(6098 s. TBK m. 129/1, 113/1)

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 28.01.2014 günü temyiz eden davacı Ahmet Ensar vekili ve karşı taraf davalı Silva vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanmışlar, karar 19.03.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Aralarında düzenledikleri hakim tarafından onaylanan 30.1.2009 tarihli boşanma anlaşmasında; "davacı, kendi adına kayıtlı olan Ç... Ö... mahallesi 112 ada (19) parsel sayılı ana taşınmazdaki (103) bağımsız bölüm nolu meskeni, hükmün kesinleşmesinden sonra davalıya devretmeyi; davalı da, kendisine devredilecek olan bu taşınmazı 2009 yılı Eylül ayı sonuna kadar satıp, parası ile en geç altı ay içinde ortak çocukları Bora ve Deniz adlarına iki, kendi adına da bir daire almayı, çocuklar adına alacağı daireleri, onların adına tescil ettirmeyi kabul ve taahhüt etmişlerdir." Buna göre, boşanma anlaşmasındaki bu hüküm karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme niteliğindedir. Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşulları ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir (e. BK. md. 81, 6098 s. TBK. md. 97). Davacı, Ç... Ö... mahallesinde bulunan taşınmazını boşanma kararının kesinleşmesinden hemen sonra 21.04.2009 tarihinde davalıya devretmiş; boşanma anlaşmasındaki edimini bu suretle yerine getirmiş, davalı ise edimini dava tarihine kadar ve halen yerine getirmemiştir.

Davacı, kendi edimini yerine getirdiği halde, davalının boşanma protokolünde yüklendiği borcunu ifa etmediğini ileri sürerek; davalı adına tescil edilen Ç...'deki taşınmazın satılmasına, satıştan elde edilecek bedel ile davalı ve müşterek çocuklar adına olmak üzere üç daire alınmasına karar verilmesini istemektedir. Buna göre istek ifaya ilişkindir.

Boşanma anlaşmasında yer alan "ortak çocuklar adına iki taşınmaz alınacağına" ilişkin hüküm; çocuklar bakımından üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü niteliğindedir, (e. BK. m. 111, 6098 s. TBK. m. 129/1) Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebileceği gibi, üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilir (e. BK. m. 111, 6098 s. TBK. m. 129) Bu bakımdan boşanma anlaşmasının tarafı olan davacının, bu anlaşmaya çocukları yararına koydurduğu edimin ifasını isteyebileceğinde bir duraksama bulunmamaktadır.

Davacı, boşanma anlaşmasındaki kendisine düşen edimi, kararın kesinleşmesinden hemen sonra yerine getirdiği halde, davalı edimini ifa etmemiş; kendisine isnat olunamayan haller sebebiyle ifanın mümkün olmadığına ilişkin bir sebep de ileri sürmemiştir. O halde, borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle ifanın imkânsızlığı gerçekleşmedikçe, davalı yüklendiği edimi ifa borcu altındadır. Davacı, verdiğinin iadesini ve borcun ifa edilmemiş olması sebebiyle bundan doğan zararın tazminini değil, ifayı istemektedir. Boşanma anlaşmasında davalının yüklendiği borç bir yapma borcu niteliğindedir. Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir, (e. BK. m. 97, 6098 s. TBK. m. 113/1) Öyleyse, davacının talebinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 113/1. maddesi çerçevesinde incelenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan, "protokolde davalının (davacıya yönelik yerine getirmesi gereken bir edimin bulunmadığı" ve "ifanın ve İnfazın mümkün olmadığı" gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.



Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple (BOZULMASINA), duruşma için taktir olunan 1100 TL. vekalet ücretinin Silva'dan alınıp Ahmet'e verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

İkinci Hukuk Dairesi

E: 2013/11644

K:2014/1866

T: 04.02.2014


  • Boşanma Davası

  • Kısmi Hükümsüzlük

  • Boşanma Davasından Feragat

Özet: Boşanma davası için yapılan protokolde, velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamaya-cağına, medeni hakları kullanmaktan feragate ilişkin taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğinde olup, çocukların yüksek yararlarına açıkça aykırıdır. Bu hükümler olmadan ortak irade ile boşanmanın gerçekleşmeyeceği belli olduğundan, içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlük boşanma protokolünün tamamını hükümsüz kılar.

Taraflar düzenledikleri protokolde, kocanın kendisi tarafından açılan boşanma davasından feragat edeceğini kararlaştırmış, duruşmada protokol çerçevesinde karar verilmesini istemişlerse de, kocanın davası hakkında protokolde gösterilen yönde karar verilmesi gerekirken, herhangi bir hüküm tesis edilmemiş olması da isabetsizdir.



(4721 s. MK m. 166/3, 23)

(6098 s. TBK m. 26, 27, 646)

Taraflar arasındaki "boşanma" davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm, davalı-karşı davacı (kadın) tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 04.02.2014 günü temyiz eden davalı-karşı davacı Esin ile vekili ve karşı taraf davacı-karşı davalı Duran ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Davacı (koca) tarafından boşanma davası açılmış, davalının daha sonra bağımsız olarak açtığı boşanma davası, kocanın davasıyla birleştirilerek görülmüş; mahkemece; tarafların 20.02.2013 tarihli oturumda "boşanma ve mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda anlaştıklarım" beyan etmeleri üzerine; hangi davanın kabul edildiği belirtilmeksizin tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, aralarında yaptıkları protokol tasdik edilmiş, bu protokolün bir kısım hükümleri de karara aynen geçirilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin (3.) fıkrası; evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağını karine olarak kabul etmiştir. Bu yasal karine gereğince, boşanma kararı verilmesi, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulunması şartına bağlıdır. Kanun, hakime, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişikleri yapma yetkisi tanımıştır. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya karar verilecektir. Eşler, bu hükümden yararlanarak evlilik birliğini sona erdirmek istediklerinde, herhangi bir boşanma sebebi ileri sürmek zorunda olmadıkları gibi, bir sebep ileri sürmüş olsalar bile bunun varlığı ve doğruluğunun araştırılması gerekli değildir.



Taraflar, kural olarak bir sözleşmenin içeriğini, kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. (e.BK. m. 19, 6098 s.TBK. m. 26) Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği in iklimlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı hükümsüz olur. (e.BK. m. 19/2, 20, 6098 s. TBK. m. 27) Borçlar Kanununda yer alan, sözleşme özgürlüğüne getirilen genel nitelikteki bu MDİİ lamalar, boşanma anlaşmaları için de evleviyetle geçerlidir. Çünkü, Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanununun beşinci kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır. (6098 s. TBK. m. 646) O halde hakim, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve konusu imkansız olan hükümler taşıyan bir boşanma protokolünü esas alarak boşanma kararı veremez ve böyle bir protokolü tasdik edemez.

Taraflarca düzenlenip hakime sunulan, hakim tarafından da "aynen tasdikine" karar verilen protokolde; tarafların karşılıklı boşanma davalarında aşağıdaki şartlarla anlaştıkları belirtildikten sonra; "kocanın eşi aleyhine açtığı boşanma davasından feragat edeceği, kadının açtığı boşanma davasını işbu protokoldeki kofullar çerçevesinde kabul edeceği; müşterek çocukların velayetinin anneye verileceği, çocuklarla baba arasında protokolde gösterilen günlerde ve saatlerde kamuya açık mekanlarda ve gözetim altında kişisel ilişki tesis edileceği, bunun dışında çocuklar on sekiz yaşını bitirinceye kadar babanın internet, telefon veya sair olanakları kullanarak iletişim kuramayacağı veya tesadüfü olarak şahsi münasebet tesis edemeyeceği, yine çocuklar ergin oluncaya kadar velayet hakkının anneden alınması veya kaldırılması ve kişisel ilişki süresinin genişletilmesi için talepte bulunmayacağı, çocuğun babaannesi ve halasının, babaya tanınan süre zarfında çocuğu görebilecekleri, babanın çocuklar için anneye protokolde gösterilen miktarlarda iştirak nafakası ödeyeceği, tarafların birbirlerinden maddi ve manevi tazminat olarak herhangi, bir talepte bulunmayacakları, şahsi eşyaları da dahil olmak üzere eşyalarını paylaştıkları, birbirlerinden bu hususta bir hak ve alacak talep etmeyecekleri" belirtilmiştir. Protokolde yer alan "velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamayacağına" ilişkin medeni hakları kullanmaktan feragate ilişkin taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğinde olup, Medeni Kanununun 23. maddesine ve çocukların yüksek yararlarına açıkça aykırıdır. Bu hükümler olmaksızın ortak irade ile boşanmanın gerçekleşmeyeceği açıkça belli olduğuna göre, içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlük boşanma protokolünün tamamını hükümsüz kılar. Bu şekildeki düzenlemenin bir sebebi olsa bile, boşanma tarafların örtük iradelerine dayandığından bu sebebin varlığı ve doğruluğu araştırılamayacaktır. Anlaşmalı boşanma talebiyle kendisine başvuran eşler arasında, gerçekte bir boşama sebebinin var olup olmadığını, aralarında yaptıkları düzenlemede yer verdikleri hususların geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını ve bunların doğru olup olmadığını hakim araştırmakla yükümlü değildir. Önceden delil toplanmış olsa bile, bu delilleri değerlendirerek bunlardan sonuç çıkaramaz ve yargısını çıkardığı bu sonuca dayandıramaz. Böyle bir durumda hakimin, taraflarca getirilen düzenlemeye müdahale ederek bunu değiştirmek ve önereceği değişikliğin taraflarca kabulü halinde Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar vermesi gerekir. Böyle yapılmayıp, kanuna ve kamu düzenine aykırı hükümler ihtiva eden protokole dayanılarak boşanma kararı verilmesi ve protokolün tasdiki doğru olmamıştır. Öyleyse mahkemece yapılacak iş; protokolün bu haliyle uygun bulunmadığının taraflara bildirilip, tarafların ve çocukların menfaatini göz önünde bulundurarak protokolde gerekli değişikliği yapmak, bu değişikliğin taraflarca kabulü halinde Kanunun 166/3. maddesi çerçevesinde boşanmaya karar vermek; kabul edilmemesi, diğer bir ifade ile tarafların kendi belirledikleri şartlar dahilinde boşanma kararı istemekte ısrar etmeleri halinde davaya "çekişmeli" boşanma olarak devam etmek ve toplanan delillerin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan hususlar gözetilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

2-Kabule göre de;

Taraflar, düzenledikleri protokolde; "kocanın kendisi tarafından açılan boşanma davasından, feragat edeceğini" kararlaştırmışlar, duruşmada protokol çerçevesinde karar verilmesini istemişlerdir. Protokolde kocanın davası hakkında ne yönde karar verileceği belirtildiğine göre, bu dava hakkında gösterilen yönde karar verilmesi gerekirken, herhangi bir hüküm tesis edilmemiş olması da doğru olmamıştır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple (BOZULMASINA), bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1100.00 TL. vekalet ücretinin Duran'dan alınıp Esin'e verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

Dördüncü Hukuk Dairesi

E:2012/7021

K:2013/6457

T: 08.04.2013


  • Haksız Eylem Nedeniyle Maddi Zararın Tazmini

  • Uzamış Zamanaşımı

Özet: Haksız eylemden kaynaklanan dava Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesinde düzenlenen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olup, eylem aynı zamanda suç niteliği taşıdığından, uzamış ceza zamanaşımı süresi göz önünde tutulmalıdır.

İcra dosyasında 18.06.1998 günü menkul malların haczinin yapıldığı ve yediemin olarak davalıya teslim edildiği, 21.06.2001 tarihinde menkul malların bulunduğu depoya gidildiğinde, hacizli malların depoda bulunmadığı ve 08.07.2002 tarihinde mahcuz malları teslim etmeyen yediemin davalı hakkında yasal işlem yapılmasının istenildiği anlaşılmış olup, zararın öğrenilme tarihi olarak yasal işlem yapılmasının talep edildiği 08.07.2002 tarihi kabul edildiği takdirde dahi dava tarihi olan 09.10.2009 tarihi itibariyle 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek, dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmelidir.



(818 s. BK m. 60/1, 2)

(765 s. TCK m. 102/4)
Davacı Bülent vekili tarafından, davalı İbrahim aleyhine 09.10.2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.03.2012 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem kabul edilmiş; karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı, dava dışı borçlusu İ... Oluklu Mukavva Ltd. Şti. aleyhine İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 1996/4336 esas sayılı dosyasında 11.858,16 TL alacağının tahsili amacıyla icra takibine başlanıldığını ve Kemalpaşa İcra Müdürlüğü'nün 1998/265 talimat sayılı dosyası ile 18.06.1998 tarihinde haciz işlemi uygulandığını, 10.166,00 TL değerindeki menkul malın haczedilerek istihkak iddiasında bulunan davalı İbrahim'e yediemin olarak teslim edildiğini, davalının istihkak talebinin İcra Tetkik Merciinde reddedilmesi ile talep üzerine 21.06.2001 tarihinde hacizli malların bulunduğu depoya gidildiğinde hacizli malların depoda olmadığını, davalının haksız ve kötü niyetli eylemleri nedeniyle uğranılan bakiye zararının davalı tarafa ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Yerel mahkemece, her ne kadar davalı zamanaşımı savunmasında bulunmuş ise de, davacının zarar miktarını 24.06.2009 tarihinde öğrendiği, bu davayı da 09.10.2009 tarihinde açtığı, dolayısıyla zamanaşımı savunmasının geçerli olmadığı, İcra İflas Yasasının 358. maddesi gereğince güvenilir kişi hiçbir hükme hacet kalmaksızın haciz zaptında belirlenen değeri icra müdürlüğüne ödemesi, teslim edilmesi gereken tarih itibariyle bilirkişi marifetiyle belirlenen farkı da ödemesi gerektiği belirtilerek istemin kabulüne karar verilmiştir.

Dava konusu olay haksız eylemden kaynaklanmakta olup BK'nın 60/1 maddesinde düzenlenen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi bulunmaktadır. Diğer yandan, eylem aynı zamanda suç niteliğinde olup Türk Ceza Kanunun 508. maddesi kapsamındadır. Bu nedenle BK'nın 60/2 maddesinde düzenlenen uzamış ceza davası zamanaşımı süresi de göz önünde tutulmalıdır. Somut olayda, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 102/4 maddesinde öngörülen uzamış ceza davası zamanaşımı süresi de 5 yıldır.

Dosya içeriğinden, icra dosyasında 18.06.1998 günü menkul malların haczinin yapıldığı ve yediemin olarak davalıya teslim edildiği, 21.06.2001 tarihinde menkul malların bulunduğu depoya gidildiğinde hacizli malların depoda bulunmadığı ve 08.07.2002 tarihinde vermiş olduğu dilekçe ile de davacı vekilinin mahcuz malları teslim etmeyen yediemin davalı hakkında yasal işlem yapılmasını istediği anlaşılmaktadır. Zararın öğrenilme tarihi olarak yasal işlem yapılmasının talep edildiği 08.07.2002 tarihi kabul edildiği takdirde dahi dava tarihi olan 09.10.2009 itibariyle 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır.

Dava dilekçesi davalıya 05.11.2009 tarihinde tebliğ olunmuş ve davalı da 17.12.2009 tarihli cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunmuştur. Her ne kadar süresi geçtikten sonra zamanaşımı definde bulunulmuş ise de, davacı vekili tarafından cevap dilekçesinin kendisine verildiği 22.12.2009 tarihli celsede zamanaşımı defini içeren savunmaya açıkça karşı çıkılmamış, kendisine cevaba cevaplarını sunması için verilen 20 günlük süre geçtikten sonra sunulan dilekçe ile; zamanaşımı defini içeren savunmaya karşı çıkılmıştır. Bu nedenle davalının zamanaşımı defi süresinde kabul edilmelidir.

Yerel mahkemece, davanın açıldığı günde, beş yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu gözetilerek, istemin zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.



Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

Dördüncü Hukuk Dairesi
  1   2   3   4   5   6   7   8   9


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə