Sunuş dolhanlarli köYÜNÜ ve kendiNİ tani!




Yüklə 0.62 Mb.
səhifə1/9
tarix29.04.2016
ölçüsü0.62 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9
SUNUŞ

DOLHANLARLI KÖYÜNÜ VE KENDİNİ TANI!

Köyümüzü ve kendimizi tanımak herhalde çok iyi bir şey olacak.

Şimdi size sorsak senin deden kim? Babanın dedesi kim? Kesin olarak doğru bilecek misiniz? Zannederim çoğumuzun buna kesin olarak doğru cevap verecek durumda olmadığı ortaya çıkacaktır.

Bundan elli yıl, yüz yıl sonra sizin çocuklarınız veya torunlarınız aynı durumda olmayacak mı?

İşte bundandır ki bu eseri yazmaya ihtiyaç duyuldu. Hele son zamanda köyden dışarıya mütemadiyen göç akını olmaktadır. Yeni neslin bir birini tanıması zorlaşıyor ya da hiçten yok oluyor.

İşte bu nedenle de şimdiden birbirimizi tanıma imkanını hazırlamalı diyerek böyle bir eser yazmaya ihtiyaç olduğu kanısını taşımaktayım.

Teşbihte hata olmasın. Anasız babasız büyüyen bir çocuk: Hayatı boyunca ben kimim? Anam kim? Babam kim? Yurdum neresi, akrabalarım var mı? Kimlerdir, nerelerdedir? Demez mi?

Birde köyümüzün tarihini, coğrafyasını, geleneklerini, göreneklerini ve adetlerini bilmeyi ve hatırlamayı her zaman arzu duyacağız. Keyifle anımsayacağız. Bu eserin yazılmasında büyük etkenlerden biri de bunlar olmuştur.

Size açık olarak söyleyeyim ki her şeyi ile doğru, gerçek, yanlışsız ve eksiksiz olarak her şeyi ve herkesi tam ve iyi bir şekilde yazıldığına büyük bir iddiamız yoktur.

Şimdiye kadar yaşadığım, duyduğum, gördüğüm, şimdi yaşlılardan sorarak öğrendiğim bilgilere dayanarak yazıp hazırladım.

Bu köyümüz için ve köylümüz için sadece bir başlangıçtır. Herkesten yanlışları ve eksiklikleri gidermede yardımlarını rica ediyorum. Yazılı olarak veya sözlü olarak vereceğiniz doğru bilgileri ya ikinci eserde ya da yayınlanacak başka birinin eserinde yazılacaktır.

Şunu da kesin olarak herkesin bilmesini isterim. Hiçbir kimseyi kasıtlı olarak ne atlanmıştır, ne de kısıtlı olarak yanlış bilgiler verilmiştir.

Hatası ve sevabı ile tamamen samimi ve iyi niyete bağlı kalınmıştır.

MUSTAFA İLDAN 1992

ARAŞTIRILAN VE İNCELENEN KONULAR

Köyün tarihçesi Coğrafyası

Nüfus, iklim Kültür, Folklor

Eğitim-öğretim Sosyoekonomi

Toplumsal durum Sanayi-Tarım

Geçim kaynakları Ormancılık-Hayvancılık

Yetişmiş bilginler Kahramanlar-Destanlar

Masallar-Hikayeler Maniler-Tekerlemeler

Türküler-Ağıtlar Bilmeceler-Dilekler

Efsaneler-fıkralar Atasözler-deyimler

Advermek ahretlik edinmek

Büyü-Sihir-Tılsım Cadı-Cin-Peri

Dev-Fal-Ruh Din-Dünya-inanışları

Eğnilik dökme Kurşun dökme

Ölüm-doğum-lohusalık Aydaşlık-köyü dolanma

Halk eğlenceleri Halk oyunları-Orta oyunu

Halk hekimliği Halk Baytarlığı

Hıdırellez Sultan Nevruz

Üçler-Kırklar-Yediler Rüyalar

Yağmur Duası Erenler

Tekecik-Kütük Dökme Elverme-Ocak Yeri

Dalak-Kıyma-Deriye Girme Piseye Girme-Yaralara Melhem

Nazar-Ele Tükürme Tesbih çevirme-Boyalıkalemle

Kırıkları sarmak-Su çıkarmak Mezarlıktan geçme-Şeytan çarpma

Deliktaştan Geçme-Yatır Bayramlar-Düğünler-Ferfene

Felfene-Toplama Pişirme Aşure ve Gölle pişirme

Kız kaçırma Yüzkömbesi

Honça-Höke Asker uğurlaması

Korucaktadki Dede Cenaze kaldırılması

Odun Bozumu, Pür Bozumu Yaprak Bozumu-Ot Bozumu

Bağ Bozumu-Pekmez Kaynatma Sünnet-Mevlüt okutma

Sığır ağdırma-Yaprak Bozumu Arıcılık-İmece

Aydıncılık-Aydıncı Karşılama Çiftçilik-Ekin-Düven

Değirmen keşiği-Süt keşiği Su keşiği-Çift keşiği

Dana Keşiği-Hergele keşiği Sığır Keşiği

Davar Keşiği-Oğlak Keşiği



BAŞLARKEN

Yeryüzündeki tüm insanlara bakınız hiçbirinin benzerini göremezsiniz. Kardeşlerde ve ikizlerde biraz ortak noktaları görür aynısı dersiniz. Ama ince ayrıntılara girdiğiniz zaman tıpkısı olduğunu söyleyemezsiniz.

Yeryüzündeki köyleri incelediğiniz zaman köyün konumu, insanları ve sosyal yaşantıları aynı olmadığını görürsünüz. Belki ilk bakışta “aynı” dediğiniz olmuştur. Lakin ayrıntılara girin. Çok belirgin özellikleri olduğunu fark edersiniz. Benim köyümde bunlardan biridir. Size köyümü ve köylümü gerçek yüzü ile kendine mahsus özellikleri ile anlatmak için gayret sarf edeceğim.

Köyümün insanları çok çalışkan. Tembel insan bulunmaz. İyiliksever düşünenin yanındadır. Elinden gelen yardımı yapar. Bunları örnekleri ile işlemeyi uygun gördüm. Çirkin işler yapmaz, yapanları uyarır. “Dolhanlarlı” dendi mi çevrede ve her yerde itimat edilir. güvenilir, sevilir. Doğruluk dürüstlük her yerde ve her işte görülür. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi tabii karakterleridir. Birbirlerini severler. Kötülüklerini istemezler. Ancak birbirleri ile yarış edercesine yaşamda gayretlidirler. Bu bir kıskançlık değil, gıbta ettiğine ulaşmak için çabadır. Bununda dinimizde yeri vardır. “Hasislik yapmayın, gıpta edin.”

Yeniliklere karşı değillerdir. Dünya medeniyetine ulaşmak için ellerinden gelen imkanlarını kullanırlar.

Köyün ekonomik koşulları yetersiz olduğundan başka yerleşim merkezlerine akın çoktur. Birbirlerini sevdiklerinden gittikleri yerlere kümeli gitmişlerdir. Hısım akraba arkadaş komşu birlikte gitmişler. Gittikleri yerlerde köyün adet ve geleneklerini sürdürmekteler.

Toplu gittikleri yerlerden bazıları şunlardır: Karaman, Çumra, Konya, Muğla, Milas, ortaca, İstanbul ve başka il ve ilçelerdir.

Buralarda kimler var, neler yaparlar, ne zaman gitmişlerdir? İleride ayrıntıları ile anlatılacaktır. Buralardaki halk ekseriyetle ticaretle uğraşmaktadır. Okuyanlarda az değildir. Halihazır Türkiye genelinde köylerden kente akın sürmektedir. Bizim köyden de okuyanlar şehirlerde yerleşmişlerdir. İleride bunlardan ayrı ayrı bahsedilecektir.

Köyümüzün bulunduğu yer olarak Torosların eteğinde uzak ve tenha olduğundan şehirlerle irtibatı geç olmuş. Okul geç açılmış ama yetenekli insanları az zamanda çok işler başarmıştır. Ekonomik ve sosyal yönden ilerlemiştir.

Köyden gidenler köyle bağlantılarını koparmadılar. Köydeki akrabaları ile komşuları ile devamlı surette ilgilenirler. Dışarıda olanlar: Köye gidip akrabalarını, komşularını ve kabirlerini ziyaret ederler.

“En az yedi yılda bir sılayı ziyaret et” dinimiz emridir.

Köydekilerde şehirlere geldiklerinde yakınlarına uğrar hal-hatır sorarlar. Köyden şehre gelenler ekresiyetle sağlık nedeni ile doktora gelirler. Şehirdekilerde doktora göstermek, hastaneye gitmelerinde büyük bir gayretle yardımcı olurlar. Hastaneye yatanları ziyarete yarış edercesine giderler.

Düğünlerde nerede olursa olsun gelirler. Hediyelerini getirirler. Düğün davetiyeleri okuntularla olur. İleride anlatacağım etli bulgur pilavı verilir. ölümlerde de duyanlar mutlaka cenazeye yetişmeye çalışırlar. Akşam mutlaka hısım akraba ve komşular birlikte toplanır düğün yemeği gibi yemek yerler. Buna kiremit derler. Bu yemeği hısım akraba ve komşular getirirler.

Bayramlarda birbirlerini ziyaret ederler. Tebrik yazar, telefon ve telgrafla bilhassa büyüklerin hatırını sorarlar. Birlikte oldukları yerlerde büyük bir coşku ile kendi gelenekleri doğrultusunda kutlarlar.



Benim köylüm Dolhanlarlı

Hepside ahlaklı izanlı

Herkes sağlam, herkes kafalı

Çalışmada örnektir oralı

Her şeyin bir ustalığı var. Herkes eline mala alıp sıva yapamaz. Çekiç alıp duvar yapamaz. Makas alıp terzilik yapamaz. Görünüşte çok kolay, çok basit gibi şeylerinde mutlaka bir ustalık gerektiren yeri vardır.

Odun kırmanın bile bir ustalığı var. Ehli bir kişi aynı miktarda bir odunu çok kısa bir zamanda ve kolaylıkla kırar. Ehli olmayan ise daha da güçlü kuvvetli olsa bile daha uzun zamanda ve zorlukla kırar.

Konuşmanın bir ustalığı var. Satıcılığın bir ustalığı var, bunu saymakla bitmez.

Elbette yazmanında bir ustalığı var. Her eline kalem alan her istediğini istediği şekilde yazamaz diye düşünüyorum.

Fakat ben kaleme yapıştım, içimden geleni geldiği gibi kağıda yansıtmaya çalışacağım.

Şimdiye kadar hiçbir gazete veya yaygın organında yazım yayımlanmadı. Emekli olduktan sonra bazı gazetelerin okuyucu köşelerine dertlerimi içeren yazılar yolladımsa da hiçbirinin çıktığını sanmıyorum.

Maddi olanaksızlar yüzünden sürekli gazete okuyamadım. Arzu ettiğim kitapları alamadım.

Kendimi bir şey sandığımdan değil köyümü ve köylümü çok sevdiğimden “Onların bana iyiliklerini ödemem gerekir.” dedim. Köyüme ve köylüme hizmet etmekten doğan aşk ve şevk ile bu işe giriştim. Başarabildiysem ne mutlu bana.

SEBEP VAR

Dandan bir ses gelir Dolhanlardan

O sesi duydu Mustafa İldan

Sesin emriyle köyünü sever, köylüsünü sever

Onlara söyleyecek, yazacak usanmadan

Kıymetli şeyleri almak gerek oymadan

Bu ses herkesin içinde yanar durmadan

Hissetmeli, bilmeli o ses köyümüzü öğer

Bunun için söyleyecek, yazacak Konya’dan

Haziran – 1992

Mustafa İldan

KÖYÜN TARİHİ

Genel olarak bakıldığında İç Anadolu’da ilk insanlar ekseriyetle dağlık yörelere yerleşmişlerdir. Ovalarda yüğlerin etrafında köyler yok değil. Fakat dağlık yörelerde adım başına denebilir bir köy vardır. Örneğin bizim köy Hadim İlçesine on sekiz kilometre, arada Dedemli, Gezlevi, Gerez, İğde, Holoslar, Hocalar gibi iki üç kilometreye bir köy bulunmaktadır.

Bozkır’a yirmi kilometre Güvlet, Hacıyunuslar, Babuççu, Soğucak, Ermence, Kovanlık, yunuslu, Karabayır, Hocaköy (Üçpınar) yalnızca Baybağan, Tepelce, Tepe arası, Kozağaç gibi yine çok kısa mesafe ile köy bulunmakta. Torosların eteği devamlı böyle.

Eskiden insanlar böyle suyu bol, hayvanların yiyeceğinin çok, en önemlisi de düşmanlardan korunması kolay olan yerleri seçmişler. Hele çok eskilerde dere kenarlarında, inlerde, kovuklarda meskan tutmuşlar.

Bunu şimdi dahi incelendiği zaman kalıntılardan gayet kolay anlaşılabilir. Topraklar eşilmiş, yerlerden ev kalıntıları, toprak kalıntıları görünmektedir.

Şimdiye kadar bu yerler hakkında geniş bilgiler içeren esaslı bir eser yok. Ama tüm kanatlar Oğuz boylarından Anadolu Selçuklularının hakimiyetleri ile Rumları kovalayıp yerlerine daha medeni yerleşim yerlerini kurmuş olduklarıdır.

Medeni dedimse o zamana göre hayli ileri bir medeniyet getirdiklerini hissettiğim için bu kanıya vardım. Çünkü taş kovukları, inlerin, taşların arasındaki tabii mağaraların yerine basitte olsa insanların inşa ettikleri konutlar yapmışlardır.

İşte bunlardan biri de bizim köy olan Dolhanlardır. Taşın ardı, tuzla gibi adlarla anılan yerlerde yukarıda bahsettiğim inler, mağaralar, kovuklar var. Bin dokuz yüz ellili yıllarda yörenin her yerinde yer altı hazinelerini yağmalamaya başlamıştı. Bu şekilde bizim köyde de kaçak kazılar yapılmış. Roma ve Bizans heykelleri paraları bulunmuştur. Gözü açık yabancılar neyin nesi olduğunu bilmeyen köylüden az bir parayla alıp gitmişler. Halen kazı yerlerinde küp kırıntıları vb. izler var.

Birçok yerde çeşitli vesilelerle bahsedeceğim gibi köy dağlık ve kenar bir yerde olmasına karşın işlek bir yol ve konaklamak için elverişli olan yerleşim yerlerindendir. Ermenek, Hadim ve köyleri ile Bozkır, Manavgat, Akseki ve köylerini bağlayan dağ yolu bulunmaktadır.

Tarihte bildiğimiz Cem Sultan kardeşinin zulmünden kaçarken Konya, Bozkır ile bizim köyün yaylalarından Gigi dağı ile Akdeniz yöresine ve Rodos adasına gittiği söylenir. Çok basit ve zor olsa da Toroslardan geçit bulunmakta.

Köylülerimizde eskiden beri konuk sever, konukları ağırlamak için hanlar yapmışlar. Bir tanesi üç katlı çok büyük ve ihtişamlı olarak on bir hanenin barındığı handı. Mümünler sülalesi tamamen bu hanı konuta dönüştürmüşler iskan etmektelerdi. 1959 yılında kazaran yandı. On beş gün sürdü.

Bu handa üst kat insanların yatacağı yerdi. Birinci ve ikinci katlar hayvanlar içinde en altta büyük baş hayvanlar, orta katta küçükbaş hayvanlar barınırdı.

Yolcular hayvanları ile konaklarlarmış. Birbirlerine karıştıklarında “Hanlardolu” demiş. Buradan Doluhanlar, Dolhanlar olmuş, ya da karşılaşanlar konuklanacak yer var mı diye sorduklarında “doluhan var” demişler. Onların yaygın konuşmaları ad olmuş. Konukların gelipte yer bulamadıklarından, oranın çok işlek ve hanların bulunduğunu izah etmek içinde söylenmiş bir “Dolhanlar”ın değişikliğe uğramasından “Dolhanlar” adı gelmiş.

Ne derseniz deyin hanların olduğu gerçek. Ve bunlardan aldığı da bir hakikat.

Köyümüzün konukseverliğini kanıtlamak için şöyle bir dolaşalım. Her mahallede bir oda var. Yolcular burada konuklarlar. Komşular konuklar geldiği gün orada toplanırlar. Evlerden getirdikleri yemekleri konuklarla yerler. Sohbet ederler. Uzaklardan birisi iletişim sağlarlardı. Halen dimdik ayakta duran aşağı mahallede yanan hanın yakınında Hacıelin odası. Hacı Davut zenginmiş, kişisel olarak konukları ağırlasalar da komşuların katkıları olurmuş.

Biraz yukarıda bizim mahallede “Tatlının odası var”. Mahallenin adı Tatlı. Ama tatlı sülalesi de var. Benim küçüklüğümde bu oda hiç boş kalmazdı. Devlet memurlarından köy katibi, tahsildar gibi memurlar gelirdi. Davar sığır almaya celepler gelirdi. Satıcılar gelirdi. Köyde bulunmayan ustalıklara ustalar gelirdi. Dilenciler gelirdi. Ortada olduğundan muhtar ve azalar toplanırdı. Köylüler arasındaki davalara bakarlardı. Delikanlılar tekecikte ve başka zamanlarda toplantı yeri olarak kullanırlardı.

Azaplıda Azaplı odası. Azapoğlu zengindi çevre köylere ticarete giderlerdi, çevre köylerden de buraya çok gelen olurdu.

Recebin odası: Bu oda en üst mahallede. Recep demirci ustasıymış. İşlerini yaptırmaya gelenler çok olurmuş. Her türlü yolcu konaklarmış. Sonradan mahallenin odası oldu. Misafir odası derler. Gelen yabancı herkesin misafiridir. Eğer birisi misafirle karşılaşır da ona ilgi göstermemişse mahalleli onu ayıplar. Konuklar kim olursa olsun herkesin konuğudur. Büyük bir saygı duyarlar. Büyük bir ilgi gösterirler. Ağırlarlar.

Coğrafi durumu: Torosların içanadoluya bakan yamaçlarında Göksu’nun en uzun kolu olan derenin yukarı kısmında ormanların arasındaki dar vadiye uzaıvermiş. Batı tarafı ormanlık ileride bu ormanlardan bahsedilecek. Doğrusu dağlık banda köyün yerleşim yeri. Batıdaki bu ormanlar her tarafı kaplamaz. Yukarı dağlara doğru yaşlı insanların başları gibi ak kepir ve taş yığınları var. Karlarda çok kalır. Bu ak başlı manzarayı uzatır. Bu tarafa demirli derler. Bazı yerlerde demir curuflarına benzer tortular görülür.

Demirlinin karşısında ekili arazilerin bulunduğu yerlere Güneydağ derler. Adından da anlaşılacağı gibi dağlıktır. Ekilir ama karabasanla ve binbir zorlukla.

Doğusunda Dedemli kasabası, vadinin biraz genişlediği yerde, Göksu buradan dolana dolana Eğitse deresi, Aladağ boğazı der. Yollarda başka kollarla birleşik Göksu adını alarak güneyde Silifke ilçesinde Akdenize dökülür.r

Batıda Güvlet mahallemiz ve Soğucak köylerine ait vadi ve dağlık arazi var. Tabanda dağlık bahçelik arazi var. Çok az, köyün ihtiyacının pek az kısmını karşılarlar. Dağlık yerlere su çıkmaz. Zaten hele baharlar çağlayı çağlayı akan Göksu’dan hemen hemen hiç yararlanılmaz. Çay akar biz bakarız. İleride anlatacağım Ayvaz deresinden gelen küçücük bir su ile binbir güçlük çekerek Güvlet’den getirdikleri su ile bahçelerini sularlar.

“Karışılmaz Allahın işine, Dolhanların üç ay yazı vardı. O da karıştı kışına” demiş birisi. Neden: Yazın umulmadık bir zamanda kar yağmış. Her zaman ki uzun kış güneşlerini anımsattığı için. Kışı karlı olur. Dağların da sert rüzgarlar uğultu yapar. Karları oradan oraya sürüklerler. Fakat yerleşim yeri köyün içinde sert rüzgarlar olmaz. Sanki bu karlar soğukları korur gibi kuytulanır. Soğukta şiddetli değildir.

Ancak yollar kapanır. Ulaşım zorlanır. Böyle zamanlarda hastalıklara zare bulmanın ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Köyün kuzgoğu kayalıkların karşısında Dedemli kasabasına ait Geriş adı verilen yerde Osmanlılar zamanında Kurşun madeni işletildiği söylenir. Hatta o zamanlar köyümüzden de zorla eşekleri taşıma aracı olarak kullanılmış yörede ve bizim köyde dişi eşek kullanmak adet olduğundan, ağır yük taşıyan eşekler o zamanlar kısır kaldıkları söylenir.

Diğer madenleri ciddi bir araştırma yapılmamış. Por diye anılan mevkii de pomza olduğunu zannediyorum. Çünkü pomza dedikleri o por dediğimize benzer. Adı üstünde demirli dağı ve demirlide tuzla adı verilen bir bölgede tuza benzeyen sert ve parlak, vurulunca kristal gibi parça parça olan “Tuzla taşı” dediğimiz taşlar var.

Ormanlar: Çok geniş olmasa da ormanların içerisinde olduğunu söylemiştim. Ormanlarda en çok ladin var. Çok az katran var. Katranın olduğu yerde Güvlet yaylası var. Oraya katranlı çukur denir. Köyde Gavurcuk’a giderken çok az katran var. Buraya katranlı koyak denir.

Ardıçta çok yer kaplar. Ardıçın bir kaba ardış, bir de yağlı ardıç diye iki kısmı var. Güney oluk yaylasına giderken yolda ve taşınbaşı yandaki orman bu türden ağaçlar çoğunlukta. Aralarda andız ağacı da var. Meşelikler, meşeninde iki türü var. Meşeye pelik derler. Gerpelit, kara pelit diye ad alır. başka maki şeklinde karamuklar, böğürtlenler, itburnu gibilerde vardır. Ardıçların yaprakları, tohumları, andızların yaprakları, tohumları hele meşenin yaprakları ve tohumları davarların dağda başlıca yiyecekleridir. Meşelerin dallarını yazın keserek kuruturlar. Kuruması için yığdıkları yığına pastırma derler.

Ormanlar epeyce azalmış. Önceleri iyi korumadıkları dağlardaki eli kesiklerden belli. Ormansız yerlerde bu eli kesikler pek çok. Demek ki zamanlar oralarda ormanmış. Eli kesik diye toprakta veya toprağa yakın yerdeki ağaç köklerine denir. Bunlar kurumuştur. Şimdi ormanı korumak ve köylünün ihtiyacını karşılamak için köy ihtiyar heyeti tarafından bazı önlemler alınmış. Sıra ile anlatacağım.

Oduna gidimi (Odun bozma): Herkesin kendi bağ ve bahçesindeki ağaçların kurularını alması ve yakması serbesttir. Lakin bu yeterli gelmez. Ormandan odun kesmeyi bir kurala bağlamışlar. Ormanın birden yok olmasını önlemek için. Bu önlemler hiçbir yerde yo. Yalnız bizim köyde var. Yalnız bu tür işleri bile köyüme sevgiyi, saygıyı gerektirir. Takdire değer.

Köy ihtiyar heyeti köylünün ihtiyacını gidermesi için belli bir miktar eşek yükü odun kesilmesine, odun kesilecek yerlerin tespitine, yaş katiyen kesilmemesine karar verir. Bekçi dellal bağırır. “Duyduk duymadık demeyin yarın falan yere oduna gidilecek, herkes… yük odun getirecek. Yaş kesenden … lira para cezası alınacak.”

Herkes baltasını eşeğini alır, dağa gider. Kurulardan belirtilen miktarlarda getirirler. Yolda belli bir yere, ekseriyetle köprü başlarına azalar, muhtar durur. Gelenlerin yüklerini sayar, yaş olup olmadığını kontrol ederler. Eğer yaş olursa oraya yıktırır. Akşam muhtarlığa çağrılır. Hem odunu müsadere edilir, hem de kararlaştırılan oranda ceza alınır. Bunu orman daireside bilir fakat müdahale etmez. Çünkü bilir köylü ormanı koruyarak yapıyor. Başka köylerde geceleri saklı olarak çalarlar. Ormanın neresinden olursa olsun, nasıl olursa olsun keser getirirler. Sanki oralarda orman devletin, bizim köyde köyündür.

Buna benzer püre gitme de var. Dikene gitme var. Yaprağa gitme var. Ota gitme var. Gevene gitme var. Onları da kısaca anlatacağım. Bu usuller her yerde örnek olmalı, önemli bir gelenek olarak kalmalı.

Pür diye ladinlerin kesilmiş yapraklı dallarına denir.

Yaprağını dökmeyen diğer ağaçların dalları da pür dür. Ama katrana az diye kıyamazlar. Ardıçlarda çoğu kez kısa olur. Keçiler ardılarak dağda kendileri yerlere çok olan ladinlerden pürü keserler. Bunu da muhtar azaları ile kararlaştırılır. Yöresini ve miktarını bekçi ile dellal ettirir. Yollara dururlar. Eğer pür keserken ortasındaki genç dalları ve tepeleri kesmişlerse bunlara doru denir. Cezalandırılırlar. Yollara duran bunlara bakar. Miktardan fazla olup olmadığına bakarlar. Muhtarla azalar bundan birkaç gün sonra kendileri de diğerleri kadar getirirler. Fazla hasar olmasın diye her zaman aynı yerden kestirmezler. Tabi pür fazla beklemez. Kurur. Bu yüzden sık sık vermek gerekir. karlı havada olmaz ama karın içinde olur. Tahra ile pürü kesince büyük bir yatmanın üstüne pürü koyarlar. İpe bağlayarak dereye veya yola kadar sürürler. Kolay bir yerde eşeklere yükleyerek götürürler. Nadirde olsa eşekleri olmayanlar arkalarında götürürler. İleride anlatacağım gibi kışın erkekler Aydın’a çalışmaya gittiklerinden bu işi evdeki yaşlılar, kadınlar ve çocuklar yaparlar. Okul o gün tatil olur. Okul çocukları da yardıma giderler.

Yaprak bozumu yazın olur. Herkes kendi arazisindeki meşeleri sıra ile kesip, kışın hayvanlara vermek için pastırma yapar. Köye ait meralardakini de bölge bölge sıraya koyarlar. Hangi bölgeye gidilecekse köycek giderler. Ağaçların hepsi aynı kalitede olmadığı için sıraya koydukları hane başına saya saya ağaçları verirler. Eğer ağaçlar zayıfsa birkaç fazla olur. Herkes kendi ağaçlarına bellik kor. Kendi ağaçlarının dallarını keser, oraya münasip bir yere pastırma yapar. Kışa doğru evinin yakımına getirir.

Bu arada benimki az oldu diye homurdananlar olduğu gibi sınırda bu senindi, o benimdi gibi bağıranlar olur. Böyle hallerde yakın komşular arayı bulur.

Yaprağını kesen hısım ve akrabalarına yardıma gider. Ağaçların büyük dallarını keserler. Küçük dallarla yeniden süyenler birkaç yıl sonra sıra tekrar gelinceye kadar büyürler.

Ot bozumu köylülerin yayladan göçtükleri gün olur. Fazla arazisi olanlar buna gitmezler. Yayladan göçünce ekilmeyen tarlalarla, ekilen tarlalarını gen yerlerindeki otları işlerler. Köye ait meralardakine işte o otbozumu günü evde kaç kişi varsa ve nereye giderse gitmek kaydı ile gider işlediklerini yüklenerek damlarına harmanlarına getirirler.

Diken Bozumu

Bilmem dikenin işe yaradığını bilen başkaları da var mı?

Bizde dikende kıymetlidir. Demirli dağının çok yerinin karamuk ağaçları, çiğdemlerin, dikenlerin örttüğünü önce geçmiştim. Çiğdemler kurur yer altında kökleri kalır. Karamukların da yaprakları gider ama dikenleri arasında meyvesi vardır. Hayvanlar onları da iştahla yerler.

Dikenleri ne kadar yerlerse yesinler tüketemezler. Bizdeki bu dikenlere yaprağı dikeni de denir. Dikendir ama koyunların yapağısı gibi tüğlüdür. Bir de çakır dikeni var. O çocuk makbul değildir. Zaten çok da bulunmaz.

Her mahallenin yerini dağda bölmüşler ve belirli yerlere bellikler koymuşlar. Köyde herkes yine aynı günde giderler. Mahalleliler her evden iki kişi olmak üzere birlikte işlerler. Desteciler destelerler. İş bitince sayarlar kaç deste olmuş. Mahalle kaç hane sayılır. Desteler sayılır hane başına kaç deste düşerse o kadar deste her haneye verilir. bazı zenginler gelmezler. Çok iyi mahsulün olduğu zamanlarda bu yıl diken bozumuna gidilmeyecek derler. O yıl diken bozumu olmaz. Dikenlerin çoğalması sağlanır.

Geven Bozumu

Geven bozumu baharda olur. Çünkü baharda samanlar azalmıştır. Hele kış ta çok olmuşsa geven büyük bir değer taşır.

Gevenlerinde iki kısmı var. Biri yağlı geven diğeri kara geven. Kara geven çok acı olur. Hayvan zor yer. Yağlı geveni daha iyi yer. Samanın bol olduğu yıllarda müsaade edilmez. Geveni kazılır, ütülür eve getirilince de yağrıklarda tahra veya keserlerle doğrarlar. İçinden çıkan sakız çok kıymetlidir. Sanayide de kullanılır.

Dağda gezen boşa gezme. Gittiği gezdiği yerlerde kendilerine yarayan yerleri bellerler. Buna “metlik” derler. Örneğin gevenin çok olduğu, odunun bol olduğu yerleri metlik tutar. lüzum ettiği zaman oralara gider. Bazen aynı yeri başkaları da metler. Hangisi önce varmışsa o avantajlı olur. Biz küçükken Ladinlerden sakız toplayacağımızda çok metlerdik, sakızlı ağaçları. Sonra geldik mi sakız onarmaya hazırca buluverirdik aramadan. Metlik mantarda çok önemli. Hele ağaç mantarını metlemek. Bir ağaçta görürsün mantarı daha küçük büyümesi için kendi kendine metlik tutarsın. Ancak çok yakının olursa söylersin. Üzerini de belil olmayacak şekilde örtersin. Büyüyünce başka biri rastlayıp da bulmamışsa alırsın. Mantar deyince biz de bu ağaç mantarından başka karların eteğinde ladinli yerlerde karabacak mantarı olur. Korda ya da yağda kavrularak yemek çok hoş olur. Hele yağmurlu havalarda çıkan domalan çok lezzetli olur. Davarların yattığı yerdekiler zehirli olur. Ters mantarı denir. Kafaları kara kara olur, yenmez.


  1   2   3   4   5   6   7   8   9


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə