Stephen King o kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır




Yüklə 1.76 Mb.
səhifə1/34
tarix25.04.2016
ölçüsü1.76 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34
Stephen King - O

Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.

UYARI:
www.kitapsevenler.com
Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar...

Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki

tüm e-kitaplar, 5846 Sayılı Kanun'un ilgili maddesine

istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla

ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran

vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik

karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki

e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük

esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin

istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz.

Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir.

www.kitapsevenler.com

web sitesinin amacıgörme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek

ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir.

Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça

pekişeceğine inanıyorum.Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve

yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyorum.

Bilgi paylaşmakla çoğalır.

Yaşar MUTLU
İLGİLİ KANUN:

5846 Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders

kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa

hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak

ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi

kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi

bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir

şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.

Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin

bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur."


bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir.

Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme

engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek

tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp,

kitapsevenler@gmail.com

Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz.

Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz.

Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz...

Teşekkürler.

Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara.

Tarayan Yaşar Mutlu

www.kitapsevenler.com

www.yasarmutlu.com

yasarmutlu@yasarmutlu.com

yasarmutlu@kitapsevenler.com

kitapsevenler@gmail.com

Stephen King - O

Yıllar önce çocukluk kâbuslarına giren "O" tüm kötülükleriyle geri dönmüştü. "O'nu yok etmeleri için korkularını yenmeleri ve birlikte hareket etmeleri eereki-

Aniü bu hiç de kolay değildi, çünkü "O" seytanın kendisiydi...

ALTIN


KİTAPLAR

ALTIN KİTAPLAR

KİTABIN ORİJİNAL ADI

Yayin Haklari

Kapak Resmi

Baski


STEPHEN KING ©

KESİM TELİF HAKLARI AJANSI

ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ

VE TİCARET AŞ.©

CÖMERT DOĞRU

4. BASİM / TEMMUZ 2003 AKDENİZ YAYINCILIK AŞ. Matbaacılar Sitesi No: 83 Bağcılar - İstanbul

BU KİTABIN HER TÜRLÜ YAYIN HAKLARI

FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASI GEREĞİNCE

ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ VE TİCARET AŞ.'YE AİTTİR

ISBN 975 - 405 - 497 - 5

ALTIN KİTAPLAR YAYI NEVİ

Celâl Ferdi Gökçay Sk. Nebioğlu İşhanı

Cağaloğlu - İstanbul

Tel: 0.212.513 63 65/526 80 12

0.212.520 62 46/513 65 18

Faks: 0.212.526 80 11

http://www.altinkitaplar.com.tr info@altinkitaplar.com.tr

ALTIN KİTAPLAR

"O"

STEPHEN KING



TÜRKÇESİ

GÖNÜL SUVEREN

Yazarın Yayınevimizden Çıkan Kitapları:

HAYVAN MEZARLIĞI

GÖZ

KUJO


KORKU AĞI

KUŞKU MEVSİMİ

ÇAĞRI

CHRISTINE



MAHŞER

«O»


SİS

TEPKİ


MEDYUM

SADİST


ŞEFFAF

CESET


AZRAİL KOŞUYOR

HAYALETİN GARİP HUYLARI

KARA KULE

HAYATI EMEN KARANLIK

GECE YARISINI 2 GEÇE

GECE YARISINI 4 GEÇE

RUHLAR DÜKKÂNI

OYUN


ÇORAK TOPRAKLAR

ÇILGINLIĞIN ÖTESİ

BÜYÜCÜ VE CAM KÜRE

KEMİK TORBASI

YEŞİL YOL

MAÇA KIZI

RÜYA AVCISI

KARA EV


KARANLIK ÖYKÜLER

Tarayan Yaşar Mutlu

www.kitapsevenler.com

www.yasarmutlu.com

e-postamız kitapsevenler@gmail.com
'O"

Bölüm 1


Eski Gölge i

Selden Sonra (1957)

Bildiğim kadarıyla o dehşet, gazete parçasından yapılmış bir kayıkla başladı. Yirmi sekiz yıl sürecekti bu korku. Aslında belki de hiçbir zaman tam anlamıyla sona ermeyecekti. Sözünü ettiğim kâğıt kayık kaldırımın kenarından akan yağmur suyunda yüzüyordu.

Yalpalıyor, yan yatıyor, tekrar düzeliyor, cesaretle girdaplara dalıyordu. Witcham Sokağıyla Jackson Sokağının kesiştiği dörtyol ağzındaki trafik lambasına doğru iniyordu. 1957 yılında, karanlık bir sonbahar günüydü. Trafik lambasının dört tarafındaki üçer dikey ışık sönüktü. Yağmur bir haftadan beri yağıyordu. İki gün önce fırtına da başlamıştı. Bu yüzden Derry kentinin önemli bir bölümünde elektrikler kesilmiş, bu mahallelere henüz elektrik verilmemişti.


San yağmurluklu, kırmızı şosonlu küçük bir erkek çocuk, kâğıt kayığın yanında neşeyle konuşuyordu. Yağmur hâlâ dinmemiş ama hafiflemeye başlamıştı. Damlalar çocuğun muşambasının san kukuletasına çarpıyor, kulübenin çinko damına düşen yağmurun gürültüsüne benzer bir ses duyuluyordu. İnsanı rahatlatan, adeta tatlı bir sesti bu. San muşambalı çocuğun

5

Stephen King



adı George Denbrough'ydu. Altı yaşındaydı. Ağabeyi William o sırada evdeydi. Geçirdiği ağır gripten yeni yeni gözünü açıyordu. Derry İlkokulundaki çocukların çoğu William'i "Kekeme Bili" diye tanırlardı. (Hatta öğretmenler bile. Ama tabii onlar hiçbir zaman bu takma adı çocuğun yüzüne karşı söylemezlerdi.) Kekeme Bili, 1957 sonbaharında on yaşındaydı. Gerçek dehşetler başlamadan sekiz ay önce yani. Son karşılaşmadan yirmi sekiz yıl önce.

George'un şimdi yanında koştuğu kayığı da Bili yapmıştı. Çocuk yatağında, yastıklara dayanmış oturuyordu. Annesi salondaki piyanoda "Für Elise"yi çalarken, yağmur yatak odasının camlarına huzursuzca çarpıyordu. Witcham Sokağının dörtyol ağzına ve trafik lambalarına kadar olan kısmı motorlu taşıtlara kapatılmıştı. Buraya katran fıçılan ve turuncu dört engel konulmuştu. Engellerin üzerinde "Derry-Bayındırlık İşleri Bölümü" yazılıydı. Bunlann gerisinde dalların, taşlann ve kuru yaprak yığınlannın tıkadığı ızgaralardan yağmur sulan taşmıştı. Su önce asfalttan küçük parçalan kemirmiş, sonra da açgözlülüğü tutmuş gibi iri parçalan koparmıştı. Bütün bunlar yağmurun üçüncü günü olmuştu. Dördüncü gün öğleyin, asfalt parçalan, Jackson'la Witcham'm kesiştikleri yerde minyatür sallar gibi suda yüzüyordu. O sırada Derry'de çok kişi endişeli endişeli, Nuhun Gemisiyle ilgili nükteler yapmaya başlamışlardı. Bayındırlık İşleri Bölümü, Jackson Sokağını açık tutmayı başarmıştı. Ama Witcham'dan ilerlemek imkânsızdı. Sokağa, kentin merkezine kadar sıra sıra engeller dizilmişti.

Ama herkes artık yağmurun şiddetini kaybettiğine inanıyordu. Ken-duskeag çayı, kentin aşağı bölümünden geçen kanalın beton yatağında iyice kabarmış, sulann yukanya erişmesine birkaç santim kalmıştı. Şimdi birkaç kişi, bir gün önce panik ve telaşla kanala attıklan kum torbalarını çı-kanyorlardı. Aralannda George'la Bill'in babalan Zack Denbourgh da vardı. Bir gün önce kentliler kanalın taşmasının ve sel yüzünden büyük zararlara uğramalannın artık kaçınılmaz olduğunu düşünmüşlerdi. Tann da biliyordu ya, böyle şeyler daha önce de olmuştu. 1931'deki seller gerçek

6

'O"



bir felaketti. Hemen hemen yirmi dört kişi ölmüş, zarar milyonlan bulmuştu. Tabii uzun yıllar önce olmuştu bu. Ama kentte bu olayı diğerlerini korkutacak kadar hatırlayan yeteri kadar kimse vardı.

Yeni Bangor barajı yapıldığı zaman nehir de bir tehlike olmaktan çıkacaktı. Daha doğrusu Bangor Hidroelektrik'te çalışan Zack Denbrough öyle söylüyordu. Ama ileride etrafı seller basarsa basacaktı. Önemli olan bu felaketin atlatılması, elektriğin verilmesi ve sonra da olayın unutulma-sıydı. Derry'de felaket ve trajedileri unutmak adeta bir sanattı. Bili Denbrough da zamanla bunu öğrenecekti.

George engellerin gerisinde, Witcham Sokağının ziftli yüzeyinde açılan derin uçurumun hemen kenarında durdu. Uçurum bu yokuşun aşağısında, hemen hemen on iki metre ileride sona eriyordu. Sular George'un kayığını ufacık çağlayanlara sürüklerken çocuk da yüksek sesle güldü. Kasvetli günü aydınlatan tek renkli şeydi bu çocuksu neşe. Seller kayığı öyle hızla götürüyordu ki, George ona yetişebilmek için hızla atılmak zorunda kaldı. Şosonlan çamurlu suların etrafa sıçramasına neden oluyordu. George Denbrough o garip ölümüne doğru koşarken şosonlanndaki tokalar neşeyle şıngırdıyordu. Ve çocuk o anda ağabeyi Bill'e karşı benak ve yalın bir sevgi duyuyordu. Sevgi... ve Bili orada olamadığı, her şeyi onunla paylaşamadığı için de üzüntü. Tabii eve döndüğü zaman her şeyi Bill'e anlatmaya çalışacaktı. Ağabeyinin her şeyi görmesini sağlayamayacağını biliyordu. Oysa onun yerine Bili olsaydı bunu kolaylıkla başanrdı. Bili okuma ve yazma konusunda başanlıydı. Ama George, Bill'in o yaşta bile karnesinin pekiyi'lerle dolmasının ya da öğretmenlerinin kompozisyonla-nnı çok beğenmelerinin tek nedeninin bu olmadığını anlıyordu. Anlatabilmek bunun sadece bir bölümüydü. Bili görmekte de ustaydı.

Kayık yolda çaprazlamasına açılmış olan yankta hızla ilerliyordu. Sonra Witcham Sokağının solundaki yağmur oluğuna erişti. Burada oldukça büyük bir girdap vardı. George kayığın batacağını sandı. Çünkü kayık iyice yan yatmıştı. Ama sonra kâğıt tekne dengesini buldu. George çok sevindi o zaman. Kayık döndü ve dörtyol ağzına doğru hızla inmeye başla-

7

Stephen King



di. George tekneye yetişmek için koştu. Başının üstünde sert bir ekim rüzgârı ağaçlan sarsıyordu. Fırtına yüzünden ağaçların o renkli yapraklan iyice dökülmüştü. Fırtına bu yıl pek amansızca davranıyordu.

Bili yatağında oturup o kâğıt kayığı yapmış, üzerine eritilmiş parafın de sürmüştü. Yanaklan ateş yüzünden hâlâ kırmızıydı. Ama ateşi düşüyordu artık. Kenduskeag nehrinin alçalmaya başlaması gibi.

George kayığı eline aldı. "Şimdi sokağa çıkıp bunu yüzdüreceğim."

Bili, "Evet," dedi. "Öyle yap." Birdenbire yorulmuş gibiydi. Yorgun ve hasta.

George mınldandı. "Keşke sen de gelebilseydin." Bunu içtenlikle söylemişti. Bili bazen bir süre sonra ukalalaşıyordu, ama aklına her zaman harika şeyler geliyordu. George'a da pek vurmuyordu. "Aslında bu senin kayığın."

Bili sıkıntıyla, "Ke-keşke gelebilseydim," dedi. "Üstüne yağmurluğunu giy. Yoksa benim gibi g-grip olursun. Hoş belki de zaten gribe yakalanacaksın. Benim mik-mikroplanm yüzünden."

"Çok güzel bir kayık bu. Teşekkür ederim, Bill." George uzun bir süreden beri yapmadığı bir şeyi yaptı. Bill'in hiçbir zaman unutmayacağı bir şeyi. Eğilip ağabeyini yanağından öptü.

"İşte şimdi gribe yakalanacaksın, aptal." Ama Bili neşelenmiş gibiydi. George gülümsüyordu. "Ge-Georgie?"

George dönerek ağabeyine baktı.

"D-dikkatli ol."

"Tabii..." George hafifçe kaşlanm çattı. Bu bir ağabeyin değil, bir annenin söyleyeceği sözdü. Bu laflar onun Bill'i öpmesi kadar acayipti. "Tabii. Dikkatli olurum."

George dışan çıktı. Bili kardeşini bir daha görmedi.

8

O

İşte George şimdi burada, Witcham Sokağının sol tarafında kayığını kovalıyordu. Hızla koşuyordu ama sular ondan daha süratliydi. Kayık gitgide uzaklaşıyordu. Çocuk giderek artan bir uğultu duydu. Yokuşun elli metre kadar aşağısından, gittikçe yükselen bir homurtu geliyordu. Su hâlâ açık olan kanalizasyona akıyordu. Kaldınma bitişik, yanm ay biçimi bir şey. George'un kayığı da o deliğe doğru gidiyordu.



Çocuk üzüntüyle, "Kahretsin!" diye bağırdı.

Daha hızlandı. Bir an kayığı yakalayabileceğini sandı. Sonra ayağı kaydı ve yüzüstü düştü. Dizi sıynldığı için can acısıyla haykırdı. Yattığı yerden kayığın bir an yeni bir girdaba yakalanarak iki defa döndüğünü gördü. Sonra küçük tekne gözden kayboldu. George yine, "Kahretsin!" diye bağırarak yumruğunu kaldınma vurdu. Canı yandığı için ağlamaya başladı. Kayığı amma da aptalca bir biçimde kaybetmişti.

Ayağa kalkıp kanalizasyon deliğine yaklaştı. Dizüstü çökerek içeri baktı. Su karanlıklara akarken ıslak, boğuk bir ses çıkanyordu. İnsanı ürküten bir sesti bu. George'a şeyi hatırlatıyordu. Şeyi...

"Ha?" George irkildi. Aşağıdan bir çift san göz ona bakıyordu. George şaşkın şaşkın, bir hayvan bu, diye düşündü. İşte o kadar. Bir hayvan. Belki de bir ev kedisi oraya sıkışıp kaldı...

Ama çocuk yine de kaçmaya hazırdı. Bir iki saniye sonra... o parlak san iki gözün uyandırdığı şoktan kurtulduğu zaman. Ama birden kanalizasyon deliğinden bir ses yükseldi. Son derecede olağan ve tatlı bir ses.

Ses, "Merhaba, George," dedi.

Çocuk gözlerini kırpıştırarak tekrar baktı. Gözlerine inanamadı adeta. Bu tıpkı bir masala ya da hayvanlann konuşup dans ettikleri bir filme benziyordu. George on yaş daha büyük olsaydı gördüğüne de inanmayacaktı. Ama on altı yaşında değildi. Sadece altısındaydı.

Aşağıda, kanalizasyon kanalında bir palyaço duruyordu. Sirkte ya da televizyonda gördükleri gibi bir palyaço. Yüzü bembeyazdı. Kabak kafasının iki yanından tutam tutam kırmızı saçlar çıkmıştı. Ağzının üzerine bo-

9

Stephen King



yayla palyaçolara yakışacak bir gülümseme çizmişti. Palyaçonun bir elinde renk renk balonlar vardı. Olgun, şahane meyvelere benziyorlardı. Diğer elinde de George'un kayığını tutuyordu.

"Kayığını ister misin, Georgie?" Palyaço gülümsedi.

George da tebessüm etti. Elinde değildi. İnsan palyaçonun gülümsemesine ister istemez karşılık veriyordu. "Tabii isterim."

Palyaço bir kahkaha attı. "Tabii istersin! Güzel. Çok güzel. Ya bir balona ne dersin?"

"Şey... evet!" George öne doğru uzandı... sonra elini istemeye istemeye geri çekti. "Yabancılardan bir şey almamam gerekiyor. Babam öyle

dedi."


Kanalizasyon kanalındaki palyaço güldü. "Baban çok akıllı bir adam

olmalı."


George, "Gözlerinin san olduğunu da nereden çıkardım?" dedi kendi kendine. Palyaçonun gözleri parlak maviydi. Annesinin ve ağabeyi Bill'in gözleri gibi.

Palyaço konuşmasını sürdürdü. "Gerçekten çok akıllı bir adam olmalı. Onun için şimdi kendimi sana tanıtacağım. Ben Bob Gray'im, Georgie. Beni 'Dans eden Palyaço Pennywise' diye tanırlar. Penny, işte bu da George Denbrough. Bak, artık birbirimizi tanıyoruz. Ben sana yabancı değilim. Sen de bana. Öyle değil mi?"

George kıkır kıkır güldü. "Öyle sanırım..." Tekrar uzandı... elini yine geri çekti. "Sen oraya nasıl indin?"

Dans eden Palyaço Pennywise, "Fırtına beni buraya uçurdu," dedi. "Bütün sirki alıp sürükledi. Sirkin kokusunu duyuyor musun, Georgie?"

Çocuk öne doğru eğildi. Ve birdenbire burnuna fıstık kokusu geldi. Kavrulmuş sıcak fıstıkların kokusu. Ketenhelvasının, sıcak çöreklerin, vahşi hayvan gübrelerinin keskin kokusunu da duyuyordu. Yola dökülmüş olan talaşın neşeli kokusunu da. Ama yine de... bütün bunların altında selin, çürümüş yaprakların, karanlık kanalizasyon kanalının kokusu vardı.

10

'O



Islak ve pis bir kokuydu. Evdeki, George'u korkutan bodrum da hep böyle kokardı.

Ama diğer kokular daha güçlüydü. Çocuk, "Tabii duyuyorum," dedi.

Pennywise sordu. "Kayığını istiyor musun, Georgie? Bunu tekrarlıyorum, çünkü pek istekli değilmiş gibisin." Gülümseyerek kayığı havaya kaldırdı.

George kanalizasyona bakarak, "Evet, tabii," dedi.

"Ya balon? Kırmızı, yeşil, sarı ve mavi balonlarım var..."

"Onlar havada uçuyorlar mı?"

"Uçmak mı?" Palyaçonun gülümsemesi yayıldı. "Ah, evet, tabii ya! Uçuyorlar. Sonra ketenhelva da var..."

George uzandı.

Palyaço çocuğun kolunu yakaladı.

George palyaçonun suratının değiştiğini gördü.

Çocuğun gördüğü korkunçtu. Bu yüzden bir anda çıldırdı.

Kanaldaki şey boğuk bir sesle hırıltılı hırıltılı gülerek şarkı söyler gibi, "Uçuyorlar," dedi. George'un kolunu sıkıca tutuyordu. Çocuğu o korkunç karanlığa doğru çekti. Sular hızla akıyor, homurdanıyor, kükrüyor, fırtınanın getirdiği çöpleri denize doğru sürüklüyordu. George o karanlığı görmemek için başını çevirdi ve yağmurda haykırmaya başladı. 1957 yılının sonbaharında Derry'nin üstündeki beyaz sonbahar göklerine doğru delice çığlıklar attı. Feryatları tiz ve yüksekti. Witcham Sokağında çok kimse pencereye koştu, verandalara fırladı.

O şey, "Onlar uçuyorlar," diye homurdandı. "Uçuyorlar, Georgie. Sen de buraya, yanıma indiğin zaman yüzeceksin..."

George'un omzu beton kaldırıma çarptı. Sel yüzünden o gün işine gitmemiş olan Dave Gardener uzaktan sadece san muşambalı bir çocuk gördü. Küçük çocuk kaldınmın kenannda haykınp çırpınıyordu. Çamurlu sular yüzüne çarpıyor ve çığlıklannı boğuklaştınyordu.

11

Stephen King



O neşeli, iğrenç ses, "Burada her şey yüzüyor," diye fısıldadı. Sonra yırtılan bir şeyin çıkardığı sese benzeyen bir gürültü duyuldu. George Denbrough müthiş bir acı duydu... sonra da kendinden geçti.

Olay yerine ilk ulaşan Dave Gardener oldu. George'un ilk çığlığından kırk beş saniye sonra oradaydı. Ama çocuk ölmüştü bile. Gardener, George'un muşambasının arkasını yakalayarak çocuğu sokağa çekti. Sonra... o da haykırmaya başladı. Çocuğun cesedi ellerinin arasında dönmüştü... George'un muşambasının sol tarafı kan içindeydi. Sol kolun olduğu yerdeki yırtık delikten kanalizasyona kanlar akıyordu. Korkunç denilecek kadar parlak bir kemik yumrusu yırtıktan çıkmıştı.

Çocuğun gözleri beyaz gökyüzüne dikiliydi şimdi. Dave yokuştan telaşla koşarak inen diğer adamlara doğru sendeleyerek giderken, George'un gözlerine yağmur dolmaya başladı.

Aşağıda, iyice dolmuş olan kanalda George'un kâğıt kayığı suların homurdanıp sakırdadığı gece kadar karanlık geçitlerde ilerledi.

Bir saat sonra George'un annesine Derry Hastanesinin Acil Servisinde yatıştırıcı bir ilaç veriliyordu. Kekeme Bili ise, yüzü bembeyaz, yatağında şaşkın şaşkın, sessizce qturuyor, George dışan çıktığı sırada annesinin "Für Elise"yi çaldığı salonda boğuk boğuk hıçkıran babasını dinliyordu. O sırada kâğıt kayık bir delikten kurşun hızıyla fırlayarak kabarmış olan Penebscot nehrine vardı. Yukarıda bulutların arasında mavilikler görülmeye başlamış, fırtına sona ermişti.

Kayık yalpalıyor, sulara batıp çıkıyordu. Bazen içine su da doluyordu. Ama Bili kâğıdı hiç su geçilmeyecek hale getirmişti. Bilmiyorum, kayık sonunda nereye kadar gitti! Belki de denize ulaşarak sonsuza dek yüzdü. Bir peri masalındaki sihirli bir tekne gibi. Bütün bildiğim, kayığın Derry kentinin sınırlarından çıktığı sırada hâlâ yüzmekte olduğu. Böylece kayık artık hikâyemizden de çıkmış oluyor.

12

'O

II



Festivalden Sonra (1984)

Adrian Mellon'un hıçkırarak ağlayan "sevgilisi" sonradan polise, "O şapkayı giymişti," diye açıklayacaktı. "Çünkü onu ölümünden altı gün önce Bassely Lunaparkındaki nişan yerinden kazanmıştı. O şapkayla gururlanıyordu."

Adrian'ın sevgilisi Don Hagarty polislere, "O şapkayı giymişti," diye bağırıyordu. "Çünkü bu leş gibi küçük kenti seviyordu."

Polis Memuru Harold Gardener, Hagarty'ye, "Haydi, haydi, bu sözlere hiç gerek yok," dedi. Harold Gardener, Dave Gardener'ın oğullarından biriydi. Babası, George Denbrough'un kopuk kollu cesedini bulduğu gün, Harold Gardener beş yaşındaydı. Aradan hemen hemen yirmi yedi yıl geçmişti. Harold Gardener şimdi otuz iki yaşındaydı ve saçlan dökülmeye başlamıştı. Harold, Don Hagarty'nin ıstırabının gerçek olduğunun farkındaydı, ama yine de onu ciddiye alamıyordu. Bu adam... tabii ona "adam" denilebilirse... dudak boyası sürmüş, daracık saten pantolon giymişti. Acı çekiyordu. Ya da çekmiyordu. Ama sonuçta eşcinseldi o. Ölmüş olan arkadaşı Adrian Mellon gibi. Harold'un iş arkadaşı Jeffrey Reeves, "Yine baştan alalım," dedi. "İkiniz Falcon barından çıktınız ve kanala doğru saptınız. Sonra?"

"Siz ahmaklara bunu kaç defa anlatacağım?" Hagarty hâlâ bağırıyordu. "Adrian'ı öldürdüler! Onu kanala ittiler. Bu 'erkek' kentinde, bu da sıradan bir gündü onlar için!" Don Hagarty ağlamaya başladı.

Reeves sabırla tekrarladı. "Bir kere daha. Falcon'dan çıktınız. Sonra?"

Koridorun dibindeki sorgulama odasında Derry'li iki polis, on yedi yaşındaki Steve Dubay'la konuşuyorlardı. Yukarıdaki büroda ise yine iki polis on sekizindeki John "Webby" Garton'u sorguya çekiyorlardı. Polis

13

Stephen King



müdürünün beşinci kattaki odasında, Andrew Rademacher ve Savcı Yardımcısı Tom Boutillier, on beş yaşındaki Christopher Unwin'i soru yağmuruna tutmaktaydılar.

Boutillier de Jeffrey Reeves gibi, "Başından başlayalım," dedi.

Unwin ağlayarak, "Onu öldürmek istemedik," diye inledi. "Her şey o şapka yüzünden oldu. Webby'nin ilk sefer söylediklerinden sonra onun şapkayı yine de giymiş olmasına şaştık. Ve galiba onu korkutmak istedik."

Müdür Rademacher ekledi. "Söyledikleri yüzünden..."

"Evet."

"Ayın on yedisinde, öğleden sonra, John 'Webby' Garton'a söyledikleri yüzünden."



"Evet. Webby'ye söyledikleri yüzünden. Yani John Garton'a." Unwin tekrar ağlamaya başladı. "Ama başının derde girdiğini gördüğümüz zaman onu kurtarmaya çalıştık... Yani Stevie Dubay'la ben... Onu öldürmek istemedik."

Boutillier, "Haydi, Chris, haydi," dedi. "Bırak bu yalanları. O küçük homoyu kanala attınız."

"Evet ama..."

"Ve sonra üçünüz her şeyi itiraf etmek için buraya geldiniz. Müdür Rademacher'le ben bunu takdir ediyoruz. Öyle değil mi, Andy?"

"Tabii! Ancak bir erkek yaptıklarını itiraf eder, Chris."

"Onun için şimdi yalan söyleyerek her şeyi berbat etme. Onun ve şo-rolo arkadaşının Falcon'dan çıktığını görür görmez Adrian'ı kanala atmaya karar verdiniz. Öyle değil mi?"

Chris Unwin heyecanla itiraz etti. "Hayır!"

Boutillier cebinden bir paket çıkardı. Bir sigara çekip dudaklarının arasına sıkıştırdı. Sonra paketi Unwin'e uzatı. "Sigara?"

Unwin bir sigara aldı. Dudakları çok titrediği için, Boutillier çocuğun sigarasını zorlukla yakabildi.

Rademacher, "Onun başındaki şapkayı gördüğünüz zaman ne oldu?" diye sordu.

14

"O"


Unwin sigarasından derin bir nefes çekerek başını eğdi. Yağlı saçları gözlerine düştü. Çocuk sigara dumanlarını kara yağ lekeleriyle dolu burnundan çıkardı. Hemen hemen zor duyulacak kadar alçak bir sesle, "Evet..." diye mırıldandı.

Boutillier öne doğru eğildi. Kahverengi gözleri pırıl pınldı. Yüzünde vahşi bir ifade vardı ama sesi yumuşaktı. "Ne, Chris?"

"'Evet,' dedim. Galiba. Onu kanala atmayı düşündük. Ama öldürmeyi değil." Çocuk başını kaldırarak iki adama baktı. Yüzünde telaş ve endişe vardı. Bir gün önce akşam yedi buçukta iki arkadaşıyla Derry Kanal Festivalinin son gecesine katılmaya gittiklerinden beri hayatında korkunç değişiklikler olmuştu. Bunlan hâlâ kavrayamıyordu. Unwin tekrarladı. "Onu öldürmek istemedik!... Köprünün altındaki o adam... Onun kim olduğunu hâlâ bilmiyorum..."

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə