Soru: Altın yüzük takmak haram mıdır?




Yüklə 109.47 Kb.
tarix21.04.2016
ölçüsü109.47 Kb.

Soru: Altın yüzük takmak haram mıdır?



Hayır! Altın yüzük takmak haram değildir.
Kur’an merkezli olmayan bazı hadislerde, altın takmanın haram olduğu rivayet edilmiştir. Tarihi süreçte, rey ehliyle yapmış olduğu mücadeleyi kazanan hadis ehli; madalyonun iki yüzünden birisini (ki bu yönü tamamıyla Kur’an’a aykırıdır.) kitlelere “din” diye sunmuştur. 1 Hadis ehlinin tekfire kadar varan iftira kampanyasından 2 çekinen ve kendilerini Ebu Hanife’ye nispet eden bazı alimlerde zaman içerisinde şafileşmekten kurtulamamıştır. İtham ve iftiralardan çekinerek meydanı hadisçi kesime bırakan Hanefilerin pasiflikleri yüzünden zaman içerisinde Ebu Hanife ve İmam Malik gibi alimlerin görüşlerine uymayan isnad eksenli Şafi hadis usulü, sünni kesimin hakim hadis usulü haline dönüştürülmüştür.
Bu hadis usulüne göre; Bir Müslüman Hz Peygambere sahih isnad ile ulaştırılan her habere inanmak zorundadır. Bu görüşe göre, Bir Müslüman bu şekildeki hadislere muhalefet ettiğinde peygambere muhalefet etmiş ve “Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiği zaman” diye başlayan ayeti inkar etmiş olacaktır. 3 Bu anlayış Ahmet İbni Hanbel İmam Şafi gibi eski hadisçilerinde, Elbani, Abdulganiy Abdulhalik gibi çağdaşımız olan hadisçi alimlerinde, düşüncelerinin temel noktasını oluşturmuştur. Bu meseleyi araştırmak için Elbani’nin Hadis üzerine adlı kitabına ve Abdulganiy Abdulhalik’in Sünnetin delil oluşu adlı kitabına bakınız. Her ikisi de İmam Şafii’nin Risale adlı kitabındaki delilleri tekrar etmekten başka bir şey yapmamıştır. Hatta üzülerek söylüyorum, ilahiyat fakültesinde hadis anabilim dalı başkanı olan birçok hadisçinin de sünnetin önemini anlatırken yaptığı aynı şeydir. İmam Şafii’nin yanlış anlayışını tahkik etmeden aynı şekilde nakletmiş ve onun düştüğü aynı hatalara kendileri de düşmüşlerdir. Bu tip hadis hocaları gelenekçi kesimin –ilahiyatçılara göstermiş olduğu- tepkiden de kurtulmuş, hatta bunlardan bazıları gelenekçilerden de övgü almıştır. (Örnek olarak gelenekçilerden bir kısmına ait olan bir internet sitesinde gelenekçi anlayışını koruyan bir ilahiyat profesörü yaşayan ulemadan sayılırken, gelenekçilerin dokunulmazlarına dokunarak gizlemiş oldukları pisliğin sadece bir kısmını ortaya çıkaran başka bir ilahiyatçı “mezhepsiz” diye itham edilerek tahkir edilmeye çalışılmaktadır.
Sonuç olarak; hadis anlayışının etkisiyle; Hz Peygambere ait olduğu, sahabeye ait olduğu veya da selef alimlerinden birine ait olduğu varsayılan her söz dinin kaynağı gibi algılanmıştır. Böylece tevhid dini olan İslam dini, çeşitli ortaklarında Allah’la beraber haramlar ihdas ettiği “başka bir dine” dönüştürülmüştür. Kur’an ayetlerine rağmen uydurulmuş olan bu din anlayışında; peygamber, Allah’ın kitabını tebliğ ve teybin eden bir elçi olmaktan çıkartılarak, Allah’ın ortağı konumuna getirilmeye çalışılmıştır. 4
Aşağıda meallerini vereceğimiz onlarca ayeti görmezlikten gelerek, Kur’an’dan bağlamından kopartarak görüşlerine delil diye göstermeye çalıştıkları bir-iki ayeti de istismar eden bu anlayış sahiplerini Allah’ın ayetleriyle uyarmaya çalışacağız. Ama bu ayetlere geçmeden önce gelenekçilerin “Altın yüzük takmanın erkeklere haram olduğuna dair en meşhur delillerine bir bakalım. (Gelenekçilerin delillerinin tutarsızlığını anlayabilmek için ilgili dipnotlara bakınız.)

Bera bin Azib "Allah’ın rasulü bize altın ve gümüş kap kullanmayı, altın yüzük takmayı ve ipekten dokunmuş elbise giymeyi yasakladı" buyurdu. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:543) 5

Hz Ali “Allah’ın rasulü bir miktar ipek alıp sağ avucuna koydu, bir miktarda altın alıp sol avucuna koydu. Sonrada şu iki şey ümmetimin erkeklerine haramdır.” dedi (İbn-i Mace ve Tirmizi)6 7
Ebu Musa “Peygamberin altın ve ipeği kadınlara helal erkeklere haram kıldığını söyledi.” (Ahmet İbn-i Hanbel, Nesei, Tirmizi) 8
Abdullah bin Abbas " Allah’ın rasulü birisinin elinde (parmağında) altın yüzük gördü. Hemen elinden çıkarıp attı. Ve dedi ki nasıl olur da sizden biriniz bir ateş parçasını alıp eline sokar? Peygamber(sav) gittikten sonra adama: Yüzüğünü al ondan faydalan, denildiğinde "Hayır Allah'a yemin ederim madem ki Peygamber (sav) atmıştır asla almam” dedi. 9 10 11

İbn-i Ömer “Resullah kendisine altın yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halkta altın yüzükler yaptırdı. Daha sonra Resullah minbere çıkıp oturdu ve yüzüğü çıkardı ve vallahi ebediyen bunu takmayacağım dedi. Halkta yüzüklerini çıkarıp attılar.” (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:467) 12
Ebu’l Husayn el Heysem İbnu Şefi anlatıyor: “Ben ve künyesi Ebu Amir olan Meafirli(Yemenli) bir arkadaşım iliaya (Kudüs) da namaz kılmak üzere beraberce yola çıktık. Onlara kıssa anlatan büyükleri, Ezd kabilesine mensup Ebu Reyhane künyesini taşıyan bir sahabe idi.Ebu’l Husayn derki: “Arkadaşım benden önce mescide vardı. Sonrada ben geldim ve yanına oturdum. Bana “Ebu Reyhane’nin anlattığına yetiştin mi? Dedi “Hayır” diye cevap verince Ben O’nun anlattığını dinledim diyordu…Resullah on şeyi yasakladı.


  1. Diş törpülemek

  2. Dövme yapmak

  3. Akların yolunması

  4. Kadının kadınla aynı örtü altında yatması(erkeğin erkeklerde de aynı)

  5. Yüz almak

  6. Acemler gibi elbisenin altına şerit ilave etmek

  7. Acemler gibi omuza ipek konması

  8. Yağmacılık yapması

  9. Saltanat sahibi olmayanın kaplan derisinde oturması

  10. Saltanat sahibi olmayanın yüzük takması 13 14

Örnek olarak, yukarıda açıklamış olduğumuz rivayetlerden başkada altın takmanın haram olduğunu açıklayan başka rivayetler de vardır. 15 Bu rivayetlerde, yukarıda açıklamış olduklarımızdan daha kuvvetli deliller değildir. 16 Bunun için sağlam olmayan ve kaynağını üzerinde tartışmalar olan üç-beş raviden alan beş-on rivayet bizim açıklamalarımızı tekzip etmez. Tam tersine üzerinde araştırma yapılan her hadis, bizim açıklamalarımızı te’yid edecektir.


Aynı bölümde (Takılar bölümü)yine kabataslak bir araştırma yapalım.
Yüzük peygamberin hangi elindeydi?
(Aynı raviden farklı rivayet)

İbni Ömer sağ eline takmıştı. (7. cilt Sh:468)

İbni Ömer sol eline takardı (7. cilt Sh:474)
(Baba oğuldan farklı rivayet)

Hz Ali sağ eline (7. cilt Sh:474)

Hasan ve Hüseyin sol eline takıyordu. (7. cilt Sh:474)
Dikkat ediyorsunuz değil mi?
Alimlerimiz ciddi bir gayret göstermiş ve bu çelişkileri çözmüş (!) Örnek olarak İbn-i Hacer “süs için sağa, mühür için sola takılmalıdır.” Diyerek işi halletmiş (!) (7. cilt Sh:474)
Bakın gelenekçilerin naklettikleri rivayetlerdeki tutarsızlıklara, bunlara itimad ederek bir şeye “haram” denilebilir mi?
Gelenekçiler, hadislerde erkeğe altının yasaklanma sebeplerini de; kibir ve israf olarak tespit etmişlerdir. Bunun doğru olmadığı da apaçık ortadadır.
Bir kadına bir düzine bilezik almak israf olmuyor da bir yüzük takmak mı israf oluyor. Hem altına haram diyenler altından daha da pahalı olan platine niçin haram diyemiyorlar?
Bir erkeğin nişan yüzüğü takması mı kibir alameti, yoksa bir kadının vücudunun açıkta kalan her yerini altınlarla donatarak özel günlerde bunları takması mı kibir alameti?


GELENEKÇİLERİN USULDEN DE NASİBİ YOK…

Yazımızın sonunda ayetlerle delillerini göstereceğimiz temel bir kural vardır. Bu kurala göre, eşyada asıl olan mübahlıktır. Bir şeyin yasaklığı kesin emirle değil zan ile sâbit ise o şeye haram denilemez sadece mekruh denilebilir. Eğer bunun için bazı İslam bilginleri haram demişlerse de bu haram mutlak haram değil içtihadi haramdır. Yani o yorumun sahibinin haram olduğunu zannettiği bir haramdır. Biz bu tür haramları dinde Allah’a ortak koşulmaması gerekçesiyle olsa olsa mekruh olarak değerlendirebiliriz.

Haram: subuti ve delaleti kat’i olan yasaklanmış fiillerdir. İslam hukukçuları, kesin delille neyin kast edildiği konusunda ihtilaf etmişlerdir.

Hadis eksenli düşünen alimlere göre; her ne kadar zanni deliller inanç konusunda hüccet sayılmasa da amel konusunda hüccet sayılırlar. (Bu mutedil hadisçilere göredir. Onlardan bir kısmı bu zanni delillerin inanç konularında bile delil olabileceğini iddia etmektedir.Örnek olarak Nasıruddin Elbani) Bu alimlere göre haberi ahadlar bile ameli konularda hüccet olur ve bunlara dayanılarak bir şeye haram denilebilir.

Ebu Hanife’nin yolundan saparak, kısmen İmam Şafi’nin usulüne göre hareket eden müteahhirun Hanefi alimlerine göre ise, haramın haram olabilmesi için kesin delil gerekir. Hanefilerin kesin delil olarak kullandıkları hadisler ise; Mütevatir ve Meşhur hadislerdir.

İlk dönem Hanefi alimleri “Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye, "şu helaldir, bu haramdır" demeyin" Nahl suresinin 116. ayetini dikkate aldıkları için haberi ahad gibi zanni bir delille yasaklanmış olan yasağa "tahrimen mekruh" adını verirlerdi. Mesela; erkeklerin altın yüzük takınması…

Muhammed Ebu Zehra bu meseleyi “Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed zannî delille sabit olan yasaklara "mekruh" demekle yetinirlerdi” diye açıklamıştır.

Hatta birçok sahabenin altın takmayı tahrimen değil tenzihen mekruh kabul ettikleri ve bu yüzden altın yüzük taktıkları bilinmektedir. Bu sahabelere; Sa'd bin Ebi Vakkas, Talha bin Abdullah, Süheyb, Huzeyfe ve Cabir bin Semure….vb gibi sahabeler örnek olarak gösterilmektedir. 17 18

Biz bu konuda hem hadis eksenli düşünen alimler gibi hem de bunların etkisinde kalan müteahhirun Hanefi alimleri gibi düşünmüyoruz. Bize göre bir haramın ortaya konulabilmesi için kesin delil, Kur’an ayetlerinden başkası olamaz. Sahihi çürüğünden geleneksel yöntemlerle ayırt edilemeyen zanni rivayetlere dayanılarak; Allah’ın sınırlarını aşmak, Allah’a yalan uydurmak, Allah’a iftira etmek (Bu ifadeler bizim değil Kur’an’ın ifadeleridir.) kısacası Allah’ın hakimiyetine ortak olmak doğru değildir. Bu istismara Allah’ın elçisinin adını karıştıranlar, bunun hesabını Allah’a vermenin kolay olmadığını hesap günün,de çok iyi bileceklerdir.

Birde şu var. Yüce Allah’ın haram kıldığı şeyler ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesi; Mal, can, akıl, din, nesil emniyeti gibi 5 emniyeti muhafaza edebilmek için konulan haramlardır. Bizzat haram adı verilen bu haramlardan başka birde, dolaylı haramlar vardır. (Cuma saatinde alışveriş yapmak gibi…)

Şimdi sizin haram diye ortaya koyduğunuz ve çürük hadislerle peygambere fatura etmeye çalıştığınız altın takma yasağı hangi tür harama girmektedir?

Bir yüzük takmakla harama düşüldüğünü iddia edenleri; sahabe devrindeki olayları okuyup araştırmaya davet ediyoruz. O dönemi okuyup araştıranlar zalim sultanların dinin özünü bozmak için sarf ettikleri gayretleri ve bunun bir parçası olarak uydurulan hadisleri daha iyi anlayabileceklerdir. Yine o dönemleri iyi araştıranlar, siyasi otoritenin küçük problemlerle insanları uğraştırırken, büyük meseleleri nasıl çözdüklerini anlayabilme fırsatını bulacaklardır.



EY GELENEKÇİLER! KUR’AN’A BAKMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Şimdi bütün geleneksel bilgilerimizi bir kenara koyup EN DOĞRUYA İLETEN KİTABA YANİ KUR’AN’A BAKALIM



  • Aşağıdaki ayetlere göre; yüce Allah nimetlerini insanlar için yaratmıştır. Yani genel olarak nimetlerden faydalanılması mübahtır. (Eşyada asıl olan ibahadır kaidesi)

"Allah'ın göklerde ve yerde olanları sizin emrinize verdiğini ve size açık ve gizli nimetlerini bolca ihsan ettiğini görmez misin " Lokman suresi 20. ayet

"O, Allah, semalarda ve yerde ne varsa hepsini sizin emrinize amade kıldı" Câsiye suresi 13. ayet

"O, Allah ki yerde olanların hepsini sizin için yarattı" Bakara suresi 29. ayet

"O, yeryüzünü size boyun eğecek bir şekilde yaratandır. Arzın omuzlarında yürüyün ve onun rızkından yeyin" Mülk suresi 15. ayet
  • Aşağıdaki ayete göre; genel olarak helal kılınan şeyleri, Allah’tan gelen bir delil olmaksızın haram kılmamak gerektiğini, böyle yapanların Allah’ın sınırlarını aşmış olacağını belirtmiştir. Allah’tan gelen ve umumi mübahlığı ortadan kaldıran delil ise; Haram lafzı ile, helalığın kaldırılmasıyla, nehiy sıygası kullanılarak ve yapılacak fiilden sakındırılarak Kur’an ayetleriyle ortaya konulmuş olmalıdır.


"Ey iman edenler! Allâh'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın ve sınırı aşmayın" Maide suresi 87. ayet 19

  • Aşağıdaki ayete göre; bilgisizlikleri yüzünden Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi kendilerine haram kılanların Allah’a iftira etmiş olacağını belirtmektedir.

" Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek haram kılanlar ziyana uğradılar, saptılar. Onlar doğru yola gelici de değildirler" En’am suresi 140. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; “şu helaldir, şu haramdır” diyen din adamlarının dediklerine uyarak, Allah’ın yasaklamadığı bir şeye haram diyenlerin, o din adamlarını Rabb edinmiş olacağını belirtmektedir.

"Onlar, hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'tan başka Rabler edindiler. Halbuki onlar, ancak bir olan ve kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah'â ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah, onların koştukları ortaklardan münezzehtir" Tevbe suresi 31. ayet 20

  • Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın haram kılmadığını haram kılanların müşriklerin yolunu izledikleri belirtilmektedir.

Ortak koşanlar, “Allah dileseydi ne biz, nede atalarımız O’ndan başka bir şeye tapmazdık ve O’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık!” dediler…” Nahl suresi 35. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın haram demediği bir şeye haram diyenlerin Allah’a karşı yalan uydurmuş oldukları ve böyle yapanlarında asla kurtuluşa eremeyecekleri belirtilmektedir.

"Dilleriniz yalana alıştığı için "bu helaldir", " şu haramdır" demeyiniz. Sonra Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise kurtuluşa eremez" Nahl suresi 116. ayet

  • Aşağıdaki ayetlere göre; ahirette mü’minlerin altın takacakları anlaşılmaktadır.

“…Onlara altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takarlar…” Kehf suresi 31. ayet

“…Orada altın bilezik ve inciler takınırlar….” Hacc suresi 23. ayet



“…Orada altın bilezikler ve inciler takarlar. Orada elbiseleri ise ipektir.” Fatır suresi 33. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; mübahlığı ayetle ortadan kaldırılmayan nimetlerin, hem ahirette hem de dünyada mü’minlere verileceği açıklanmıştır.

“…De ki onlar dünyada mü'minler içindir, âhirette de tamamen mü'minlerindir" A'raf suresi 32. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; altının takılması ve kullanılması değil, biriktirilip Allah yolunda harcanmaması azabı gerektirecek bir davranıştır. (Aynı ayette din adamlarının menfaat için Allah’ın yolundan insanları alıkoyabileceğinden ve toplumda imtiyazlı bir sınıf oluşmasını sağlayarak insanların mallarını haksızlıkla yiyebileceklerinden de bahsedilmiştir. Allah bizi onların şerrinden korusun. Altın yüzük takmanın haram olduğunu söyleyen hocalarımızı da Allah ıslah etsin ve asıl yasak olan haksız yere insanların mallarını yemek ve onları Allah’ın yolundan alıkoymak yasağına düşmekten onları korusun)

Ey iman edenler, alimler ve din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksız olarak yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar, Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele!...” Tevbe suresi 34. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın dinde ortakları olmadığı ve hiç kimsenin Allah adına haramlar ihdas edemeyeceği belirtilmektedir. İnsanlara Allah’ın izin vermediği bazı şeyleri haram kılanların hakimette Allah’a ortak koşulmuş olacakları da yine bu ayette açıklanmıştır. Ravi sayısı açısından ahad, sıhhat açısından zayıf(veya uydurma) mevkuf rivayetleri, ref ederek peygambere fatura edenler ve bu rivayetlerden dini haramlar çıkartanlar, farkında olmadan hakimiyette Allah’a ortak koşmuş olacaklardır.

Yoksa onların hakimiyette ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine kanun yapıyorlar?...” Şura suresi 21. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın kulları için çıkardığı süs ve rızıkları kimsenin yasaklama yetkisi yoktur. Dikkat edelim biz bu ayete mezhebimiz, hadis alimlerinin kitaplarındaki rivayetler diye cevap verebilir miyiz?

"De ki, Allah'ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim yasakladı?....” A'raf suresi 32. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; Allah haram kıldığı şeyleri zaten Kur’an’da açıklamıştır. Ayetlerde belirtilmemiş olan haramları ihdas edenler halkı şaşırtmış ve Allah’ın sınırını da aşmış olurlar.

“…Allah haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, o sınırı aşanları çok iyi bilir.” En’am suresi 119. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; peygamberin Allah’la ortaklık yaparak, Allah’a rağmen yeni haramlar ihdas etmediğini, O’nun sadece Allah’ın haram kıldıklarını kendilerine OKUDUĞU açıklanmıştır.

De ki. Gelin Rabbinizin size neyi haram kıldığını okuyayım…” En’am suresi 151. ayet

  • Aşağıdaki ayete göre; Hz Peygamberin bile, Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi kendisine yasaklayamayacağı belirtilmiştir.

Ey Peygamber, ne diye eşlerinin gönlünü hoş etmek için Allah’ın helal kıldığını kendine haram ediyorsun?...” Tahrim suresi 1. ayet
Yukarıdaki ayetlere rağmen, Allah’ın şariliğine-Arap örf ve adetlerinin peygambere fatura edilmesiyle ortaya çıkan hadislere dayanarak- peygamberin (!) hadislerini ortak etmeye çalışan ve böylece helali haram haramı helal yapanlara Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ın size indirdiğinin bir kısmını haram bir kısmını helal kıldığınızı görüyor musunuz? Size Allah’mı izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan mı uyduruyorsunuz” ayetinin (Yunus suresi 59. ayet) muhatapları olan müşriklerle aynı işi yaptıklarını hatırlatıyoruz.


  • Aşağıdaki ayetler, yeni haramlar ihdas edenlere ve onların savunuculuğunu yapanlara ne dememiz gerektiğini belirtmektedir.

De ki Haydi Allah şunu haram kıldı diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin….” En’am suresi 150. ayet


Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız varda oradan mı okuyorsunuz?” Kalem suresi 36. ve 37. ayetler
Bu kadar ayetlere rağmen illa da “Allah’ın Rasulününde haram kılma yetkisi vardır” diyerek bir-iki ayet 21 delil getirenlere kısa bir açıklamada bulunalım. Evet! Artık sizleri çok iyi tanıyoruz, sizlerde bizi iyi tanıyın. Kur’an’daki şefaatle ilgili 27 ayetten işinize gelen bir tanesini alıp bunu uydurma hadislerle destekleyip akide diye insanlara sunan sizleri artık tanıyoruz. Sizde bizi tanıyın, uydurulmuş rivayetlere dayanarak Kur’an’la verilmeye çalışılan akidemizi; eski alimlerimize hürmet etmek adına bozamayız.
Evet! Hz Peygamberin haram kılma yetkisi vardır. Ama bu yetki Kur’an ayetlerini açıklama yetkisinin bir parçasından başka bir şey değildir. Hz Peygamberin sünnetini araştıranlar, O’nun Kur’an’ı yaşama biçimine Sünnet denildiğini göreceklerdir. İşte O, bu sünnetin gereği olarak Kur’an’da aslı var olan bir haramı örneklendirerek haram kılabilir. Ve zaten de böyle olmuştur. Onun sağlığında Allah adına haram kılmadığının örnekleri için “Sana….sorarlar. Deki….” Diye başlayıp biten ayetleri görebilirsiniz.
Şimdide size daha iyi anlayabilmeniz için bir örnek verelim. Bir dükkanda bir usta ve bir kalfa iki kişi çalışsa…. Usta kalfasına neyi nasıl yapması gerektiğini iyice açıklasa, kalfası da ustasının olmadığı yerde dükkanı idare etse… Dışardan bakan birine göre belki kalfa her istediğini istediği şekilde yapıyor gibi görülebilir. Ama olayın aslı öyle değil tabi….Aslında kalfa sadece ustasının talimatlarını yerine getiriyor. Buradaki kalfanın yapacağı serbestlik ne kadar olabilir? Kalfa ustasının dükkanında %95 kendi malını mı satar, yoksa ustasının kini mi? Tabi ki ustasının kini değil mi? Ama bunu yaparken bazen ustasının kendisine açıklamadığı bir olayla karşılaşır. Bu durumda ustasının temel öğretilerini göz önünde bulundurarak bir şey yapar. İşte kalfanın vermiş olduğu bu karar; ustasına rağmen bir karar değil, ustasının kararlarının bir parçasıdır. Bu basit örnekle olayın mantığını anlayamayanlar, lütfen Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun İslam düşüncesinde Sünnet adlı kitabını okumaya çalışsınlar.
İlmi kitaplardan bihaber olan bazı gelenekçiler, A’raf suresinin 157. ayetini ve Tevbe suresinin 29. ayetini ortaya atarak peygamberin Allah’la birlikte ikinci bir şari olduğunu iddia ederler. Halbuki bu çok tehlikeli bir bakış açısıdır. Allah’ın peygamberine yüklemiş olduğu bir vazife vardır. Peygamber bu vazifeyi yapmak zorundadır. O bunu yapmış ve bu vazifenin gerektirdiği teybin görevini de ifa etmiştir. Onun bu açıklamalarını, Kur’an’a rağmen farklı açıklamalar gibi görmenin mantığı yoktur.
Konumuzla ilgili son olarak şunu söyleyebiliriz. Kütübi Sitte’deki hadislere itibar edilerek Kur’an’da yasaklanmamış olan bir şeye “Haram” denilemez. Peygamberin Kur’an’da geçen haram kılma yetkisini bahane ederek, bu çelişkili rivayetlerle yeni haramlar ihdas edilemez. Bu Allah’a hükümranlığında ortaklar koşmak anlamına gelir ve çok tehlikelidir. Bu tip rivayetlere dayanılarak en fazla mekruh denilebilir. Aksi halde Kur’an-ı Kerim’deki Dilleriniz yalana alıştığı için "bu helaldir", " şu haramdır" demeyiniz. Sonra Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise kurtuluşa eremez" ayetinin muhatabı oluruz. (Nahl suresi 116. ayet )
Şimdide bu hadislerle ilgili başka bir tespitimi sizlere aktarmaya çalışayım. Dikkat edin, Peygamberin söylediği sözleri bize nakleden raviler, bırakın sözleri amelleri bile aktaramamışlardır. Ahad haberlerle aktarılan metinlerden hüküm çıkartanların delillerimizi dikkate almaları ve biran önce tevhid dininin gereğini yapıp kültür islamının Kur’an’a tamamen ters olan aktarımlarını reddetmeleri gerekir.
Biz Allah’ın elçisinin, Kur’an’daki “Eğer o (Muhammed) bize karşı bazı sözler uydurmuş olsaydı, biz onu kuvvetle yakalar, sonra (onun) can damarını koparırdık” ayetlerini (Hakka suresi 44-46. ayetler) hiçe sayarak, Kur’an’a rağmen böyle haramlar koyduğunu kabul edemeyiz. Çünkü, O ayetleri tebliğ eden, açıklayan ve yaşayan bir peygamberdi. Ölümünden 200-300 sene sonra toparlanan rivayetler esas alınarak, O’nun Kur’an’da belirtilmiş olan dini yaşayamadığını iddia edemeyiz. Ne demek bu? Hadislerin dinin %95 ini açıkladığını iddia eden zihniyet hem Allah’a hem de peygambere iftira etmiş olur. Çünkü araştıranlar peygamber şöyle buyurdu diye açıklanan birçok hadisle peygamberin bile amel etmediğini göreceklerdir. Örnek olarak Ölülerinize Yasin okuyunuz diyen peygamber hiçbir ölüye yasin okumamıştır. O dönemde din tamamlanmamıştı da sonradan uydurulan hadislerle mi tamamlandı? Dinin tamamlandığını açıkça belirten ayeti hiçe sayan ve uydurulmuş rivayetlerle yeni bir din ortaya koymuş olan bu zihniyet peygamberi Allah’ın ortağı gibi görme yanlışlığına düşmesine rağmen maalesef olayın ciddiyetini kavrayamamıştır.
Evet! Kardeşlerim. İşte bizim mücadelemiz; dinle değil, dinin özünü hikayeler içinde kaybettiren bu zihniyetle ve onların uzantılarıyladır.
Bu zihniyet, ortaya çıkardıkları gereksiz ihtilaflarla Müslümanları uğraştırmış ve sulta sahiplerinin ekmeğine yağ sürmüştür.
Bu zihniyet, global terörün simgesi durumunda olan ABD’nin karşısına dimdik çıkabilecek olan Müslümanların birlik ve beraberliğinin önündeki en büyük engel olmuştur.
Bu zihniyet, beceriksizliklerini özeleştiri yaparak çözmeyi değil, kaderde böyleymiş diyerek Allah’a fatura etmiştir. Yalanlarını ve yanlışlarını Allah’a fatura eden ve halkı Allah’ın kitabından uzak tutmaya çalışan da bu zihniyettir.
Evet biz bu zihniyetle mücadele halindeyiz. Ya siz? Bunları hiç düşünmeyecek misiniz? Bunlar yanlış yolda ise onlara uydunuz diye Allah sizin imtihanınızı iptal mi edecek?
Artık sizde dininize gereken önemi verin ve bu insanların yalanlarına kanmayın. Birbirimizin arasındaki fikri ayrılıklara rağmen, siyasi birliğimizi korumalı ve ümmet olmanın gereğini yapmalıyız.


SONSÖZ: Ümmetin bulunduğu konumdan kurtulabilmesinin yolu; YENİDEN KURAN’A DÖNMEKTİR. Şunu da belirtelim ki; Kur’an’a dönmek demek, Sünneti inkar etmek değil, daha iyi anlamak demektir.
Ben Müslüman’ım diyen herkesin Hadisle Sünnetin farkını fark etmesi dileğiyle….
ALİ UMUÇ

1 - Bunların çağdaş versiyonlarının birinin internetteki sitelerinde şu şekilde bir din anlayışı verilmeye çalışılmaktadır. ( Din=Kur'an %5.+Sünnet%95 ) Görüyorsunuz değil mi? Allah’ın dininin Allah’ın kitabındaki ayetlerle değil de, sahih-uydurma karışımı rivayetlerle anlaşılabileceğine inanan zihniyetin din anlayışını…

2 -Ebu Hanife hakkındaki ithamların sahibi olan hadis ehli için İsmail Hakkı Ünal’ın yazmış olduğu İmam Ebu Hanife’nin hadis anlayışı adlı kitabın 230-261. sayfalarına bakınız. Orada Şafi’nin, Ahmet İbni Hanbel’in, Buhari’nin, Nesei’nin, İmam Malik’in, İbn-i Hibban’ın, Darekutni’nin, Beyhaki’nin….vb lerinin Ebu Hanife’yi cerhettiklerini görürsünüz.
Örnek olarak İbn-i Hibban Ebu Hanife için; Hadis bilgisi zayıf 130 hadisin 120 sinde hata etmiş, küfürden iki defa tevbeye davet edilmiş, Ümmetin fitnecisi, Muhammed’in dinini değiştiren,- Peygamberin hadisine hurafe diyen, Sika ve emin olmayan …vb ithamlarda bulunmuştur.
Ebu Hanife’yi eleştiren alimlerden bir tanesi de Buhari’dir. O, Ebu Hanife gibi meşhur bir imamın reyine ve hadislerine itibar edilmeyeceğini Tarihu’l Kebirinde belirtmiştir. Yine O, Tarihu’l sağirinde ise, Nuaym bin Hammad yoluyla naklettiği bir rivayette Fezari’nin şunu dediğini nakleder. Süfyanı Sevri’nin yanında idim. Ebu Hanife’nin ölüm haberi geldi. Süfyan, “Elhamdulillah! O İslamı ilmek ilmek çözmek isteyen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz doğmamıştır.” Buhari Ebu Hanife hakkında yalan uydurmakla itham edilen şeyhi Nuaym’dan gelen haberini kitabına alıyor… Ama biz, Ebu Hanife’nin adını dahi zikretmemiş olan Buhari’nin bir hayvana yem olmadığı halde, yem varmış gibi hayvanı kandıran kişiden hadis almadığını ballandıra ballandıra anlatan bir toplumda dini öğrenmek zorunda kaldığımız için bunları idrak edemiyoruz. Bu hikayelere inanıyoruz, ama Buhari’nin ravilerinden olan İkrime’nin kendi döneminde bile yalancılıkla itham edilmesini görmezden geliyoruz. Onun yalancılığı yüzünden Yahya el Ensari ve İbn-i Sirin O’na yalancı demiş, imam Malik’te kendisini sika görmemiştir. Hatta İbni Ömer, kölesi Nafi’ye İkrime’nin İbni Abbas’a yalan isnad ettiği gibi sende bana yalan isnad etme diye uyarı yapmıştır. Buhari sahihinde, yalancılıkla itham edilen işte bu İkrime’den birçok hadis alırken, Ebu Hanife’den bir tane bile hadis nakletmemiştir. Hadis ehlinden olan İkrime bu şekilde kayırılıp yalancılığı örtbas edilirken, başka bir kişi (ismini şu an hatırlayamadım) sırf Hanefi kadılığı yapmış olduğu için yüzyıllardan beri hadis uydurucusu olarak insanlara takdim edilmiştir. İşte bu ithamlardan korkup çekinen müteahhirun Hanefi alimlerinin birçoğu şafileşmekten kurtulamamıştır. Yani bunların hemen hemen hepsi, büyük oranda Ebu Hanife’nin hadis anlayışından çok, İmam Şafi’nin hadis anlayışına göre hadisi ve sünneti anlamışlardır. Araştırıldığında Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’de dahil hiçbir Hanefi aliminin hadisi Ebu Hanife gibi değerlendirmediğini görürsünüz. (Raviler hakkındaki değerlendirmeler için Prof. Dr. Kemal Sandıkçı’nın İlk üç asırda hadis adlı kitaba bakabilirsiniz.)

3 - Bu hükmün mantıksızlığını burada tartışacak değiliz. İlerde çıkacak olan “Her Müslüman’a gerekli olan inanç esasları” adlı kitabımızda bu çıkarımların Kur’an bütünlüğüne ne kadar zıt olduğunu delillerle ortaya koyacağız. Zaman içerisinde de gelenekçi hadis anlayışının alternatifi olan ve Kur’an merkezli Sünnet anlayışını ve hadisler üzerindeki uygulamalarını yazmaya çalışacağız.

4 -İmam Şafii’nin görüşlerini araştıranlar, O’nun Kur’an ayetlerinin hadisleri nesh edemeyeceği hakkındaki kanaatlerini görür. Onun bu yorumu, açık ve net olarak hadisleri de Kur’an ayetleriyle aynı yeterlilikte gördüğünü ispatlamaktadır. Hatta bazı hadis ehli, işi daha da ileri götürerek “Kur’an Sünnete değil, Sünnet Kur’an’a kadıdır” demişlerdir. İşte, biz Müslümanlar şu anda, Kur’an-Hadis ilişkisini bizlere bu şekilde aktaranların anlayışları doğrultusunda hadislere yaklaşıyoruz. Bu şekilde yaklaşıldığı müddetçe tevhid inancının gereği yapılmamış olur.

5- Muhammed b. Mâlik (ra) diyor ki: Ben Berâ Hazretlerinin (ra) parmağında altın yüzük gördüm. O sırada, ona niçin bu yüzüğü kullandığı soruldu. O da cevaben: “Bu yüzük, peygamberimizin bana armağanıdır. O bana bunu taktı ve kullan dedi.” Demiştir. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:473’ten naklen Tahavi’nin Meani’l Asar’ında)

Bu rivayet bize altın yasağını peygamberin koymadığını ve peygamberin vefatından sonra bile sahabelerin altın takmanın haram olduğunu ortaya koymadıklarını göstermektedir. (Bunun tahrimden önce olmasının mümkün olmadığının delili için (Kütübi sitte Cilt:7 Sayfa 473 e bakınız.)

Birisi çıkıp ta ya bu rivayet doğru değilse diyebilir. Elbette doğru olmayabilir. Çünkü bu hadiste gelenekçilerin getirdiği hadislerdeki delillerden daha kuvvetli değildir. Hatta şu rivayette peygamber döneminde altının yasaklanmadığını apaçık ortaya koymuştur, ama o da delil olamaz. Said İbnu’l Museyyeb anlatıyor. Hz Ömer Süheyb’e “niye parmağında altın yüzük var diye çıkıştığında, O kendisini bunu peygamber bile yasaklamadı diyerek kendisine cevap verdi. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:472)

Bunun başka örnekleri de var, ama gelenekçiler genel usullerine aykırı olduğu gerekçesiyle bu rivayetleri; münker, metruk, mecruh, mensuh, şazz…vb gerekçelerle gözden uzak tutmaya çalışmışlardır.



6 -Altının ümmetin sadece erkeklerine yasaklandığına dair rivayetlerde problemlidir. Çünkü, hadis kitaplarımızda altın taktığı için azarlanman erkek sahabeden daha çok kadın sahabeye yer verilmiştir. Örnek olarak Kütübi Sitte’nin 7. cildindeki takılar hakkındaki bölümdeki hadisler üzerinde bu karşılaştırmayı yapalım.
Erkeğe yasaklayan:3 Erkeğe serbest diyen:2 Kadına yasaklayan:4 Kadına serbest diyen:1
Bu rivayetlerden yola çıkan en ünlü hadisçilerden biri olan İbn-i Hazm altın yüzüğün takılması haram değildir demiş, diğer ünlü bir hadisçi Nasıruddin El Bani’de “Altın takmak kadınlarda bile haramdır” demiştir.
Dikkat ediyorsanız bu tip çelişkili rivayetler en ünlü hadisçilerin bile içinden çıkamadıkları tutarsızlıkları ihtiva ettiğinden farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bunun neticesinde birine göre helal olan şey, diğerine göre haram olmuştur.
Kabataslak yapılan bu karşılaştırma bile olayın üzerine dini bir hüküm koyabilecek kadar tutarlı bir şekilde nakledilmediğini ispatlamaya yeterlidir. Tabi ki bu tutarsızlığı, hadislerin peygamber sözü olduğuna inandırılmış olan şafileşmiş beyinlerin anlaması mümkün değildir.

7 -Hz Ali’ye ait bir hadiste “Resullah, bana altın yüzük takmayı….yasakladı derken (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa: 541)
Bir başka rivayette ise “ bunları size de yasakladı demiyorum” diye rivayet etmiştir. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:542)
Bu hadisteki bazı yasakların (sarı renkli elbisenin erkeğe haram olması) Hz Ali’ye özel mi yoksa genel bir yasak mı olduğu ise alimlerimizce tartışılmış ve her zaman olduğu gibi yine sonuca varılamamıştır. Hadisçilerden Şafi’ye göre yasak Hz Ali’ye hastır. Beyhaki’ye göre ise yasak geneldir. Yani Beyhaki’ye göre erkeğin sarı renkli elbise giymesi de haramdır. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sh:542)
Dikkat edilirse hadislerle ortaya çıkartılan gelenekçi İslam anlayışına göre haram ve helal belirlenememiştir. Bunların hadisleri dayanak göstererek ortaya koydukları haramlar, Allah’ın haramlarının en az 1000 katına ulaşmıştır. Yukarıda dinin % 95 inin hadislerle aktarıldığını açıklayan selefileri ve kıyasla dinde olmayan uydurma hadislerden yeni hükümler ve yeni ihtilaflar ortaya çıkaran gelenekçi Sünni kesimi de dikkate alırsanız vermiş olduğumuz rakamın aslında mübalağa değil de, gerçek rakamlar çok küçük kaldığını göreceksiniz.
Kur’an-ı Kerim’deki “Allah sizin için kolaylık diler zorluk dilemez” ayetini hiçe sayarak “Allah insana gücünün üzerinde bir şey yüklemez” ayetinin tam zıddını yapan ve insanlara Allah’ın haram kılmadıklarını haram kılanlar büyük bir yanlışlık yapmışlardır. Yüzyıllardan beri kör mukallitlerinin onların izini takip etmesi onların yaptıklarını haklı çıkartmaz.
Biz Müslümanlar ticaretimizi düşündüğümüz kadar da dinimizi düşünmeli ve bu Kur’an’a rağmen ortaya çıkartılmış olan bu din anlayışına “hayır” demeliyiz.
Bu davranışımız farklı düşünen kişilerce kasıtlı olarak “DİNE KARŞI BİR GİRİŞİM” olarak topluma lanse edilmeye çalışılacaktır. Ve bu girişimin etkisiyle insanlar bizi din düşmanı gibi görecektir. Dini geçim vasıtası haline getiren bu iftiracıların her türlü iftira ve ithamlarına rağmen asla inançlarımızdan taviz vermemeli ve bunların ağına düşürülmüş iyi niyetli Müslümanları kurtarmaya çalışmalıyız. Çünkü şurası çok iyi bilinmelidir ki “işimden dolayı dinimi araştırmada gevşek davrandım. Ve çok iyi bildiğine inandığım liderlere uydum.” Şeklindeki ahirette yapılacak olan bir yakarış; “size ayetler ve bu ayetleri açıklayan peygamber gelmedi mi?” diye cevap bulacaktır. İşte böyle bir durumla karşılaşmadan önce şefaat …vb yalanlarla aldatılmış Müslümanları Allah’ın ayetleriyle uyarmaya çalışmalıyız.

8 -Tirmizi bu hadise sahih demiştir.
Ancak bazı muhaddislere göre bu hadis illetlidir. Çünkü senedinde “Sad bin Ebi Hind’in, Ebu Musa’dan rivayeti vardır. Halbuki Said Ebu Musa’ya yetişmemiş ve ondan bir şey işitmemiştir. (Fıkhu’s sünne Seyid Sabık Cilt:3Sayfa:189)
Buradan şunu anlamamız zor olmaz. Senedinde birbirini görmesi imkansız olan iki ravi olan bir hadise bile Tirmizi gibi bir hadis alimi sahih diyebilmektedir. Demek ki hadisçilerce sahih hadis denilen birçok hadiste de bu ve benzeri problemler bulunmaktadır. Çünkü sahih hadisin şartlarından biri de illetli olmamasıdır. Görüldüğü gibi illet herkesin üzerinde ittifak ettiği bir şey değildir. Birisinin illetli dediği hadis, diğer alimlere göre 10 numara ve birinci kalitede bir sahih hadis olabilmektedir. Ne olup olmadığı, kimin söyleyip söylemediği belli olmayan bu rivayetlere itibar edilerek Allah’ın kitabındaki haramlara ek haramlar ihdas edilemez.

9 -Gelenekçilerin altının haramlığına delil olarak ortaya koydukları rivayetlerden biride Müslim’de geçen yukarıdaki hadistir. Bu hadis gelenekçilerin en önemli delillerindendir. Onlardan bazıları bu delile dayanarak, altına dokunulmaması gerektiğini bile iddia ederler.
Ama bu iddiayı ortaya atarak erkeğin altın yüzük takmasını yasak görenler; Ebu Hureyre’den naklen “İki altın bilezik takan kadına peygamberin ateşten iki bileziktir. (takmayın) Altın gerdanlık Ateşten bir gerdanlık Bir çift küpe Ateşten bir çift küpe Kadında bir çift bilezik vardı. Onları çıkarıp attı…” rivayetini görmezlikten gelirler.
Peygamberin buna benzer ifadelerini okumak için, Kızı Fatıma’ya ve Huzeyfe’nin kız kardeşine söylemiş olduğu sözlere bakınız. (Kütübi sitte Cilt:7 Sayfa 478-479)

10 -Ayrıca bu hadiste altını attıktan sonra eline almayan adamın adı bile bilinmemektedir. Bu olayın çok iyi bilinemediğinin apaçık delilidir. Öyle ya, sözleri bile kelimesi kelimesine aktarıldığına inanılan kişinin kim olduğu bile belli değil… Kütübi Sitte’deki konuyla ilgili hadislerin birçoğu daha aynı şekilde “adamın biri” şeklinde rivayet edilmiştir.

11 -İbni Abbas’a, Peygamber vefat ettiğinde kaç yaşlarında olduğu soruldu? O da o gün ben sünnetliydim Ve erkekleri idrak edinceye kadar sünnet ettirmezdi diyerek cevaplamıştır. (Kütübi Sitte 7. cilt Sh:534) Bu cevaptan da anlaşılıyor ki İbn-i Abbas küçük sahabelerdendir. Bir rivayete göre de o dönemde 13 yaşında idi. Peygamberden görme ve duyma olasılığı olmayan birçok söz ve fiil O’na da fatura edilmiştir. Bu şekilde fatura edenlerden bir tanesi hakkındaki bazı değerlendirmeleri yukarıda zikretmiştik.

12 -Bu rivayet gelenekçi kesimin en çok itibar ettiği Buhari’de geçmektedir.
Oradaki bir başka hadiste aynı olay Enes İbn-i Malik’ten “Hz Peygamber bir gün gümüş bir yüzük takmıştı. İnsanlarda gümüş yüzük yapıp taktılar. Resullah yüzüğü çıkarıp atınca insanlarda çıkarıp attılar diye nakledilmektedir. İşte en sahih Buhari’de bile aynı olayın çok farklı anlatımları…
Bu farklılıkları gidermek için gecesini gündüzüne katan hadis şarihleri bile bu çelişkilerin içinden sıyrılamamıştır. (Örnek olarak İbn-i Hacer’in şerhleri ve bu şerhlerin yetersizliği için Doç Dr. Enbiya yıldırım’ın geleneksel hadis yorumculuğu adlı kitabına bakınız. ) Buradaki rivayette altın yüzüğün kaşı avuç içine Enes’in rivayetinde ise gümüş yüzüğün kaşı avuç içine getirilmiştir.
Gelenekçilerin peygamberden ravi zincirleriyle geldiğini zannettikleri milyonlarca hadisi bırakın, görüldüğü gibi en basit bir meselede bile hadisler birbirine karıştırılmıştır. Hem de en sahih kitaplardaki, en çok rivayet eden ravilerin durumu bu iken, diğerlerini varın siz düşünün.

13 -Gelenekçiler Hz Peygamberden sonra uydurulmuş olduğu %100 olan bu rivayetleri bile kitaplarına almışlardır. Rivayetlerde uydurulmuş olduğunu gösteren emareleri de görmemişlerdir. Örnek olarak yukarıda metnini vermiş olduğumuz rivayette en az 10 tane uydurulmuş olduğunu gösteren emare vardır. Hz Ömer döneminden sonra, muhtemelen Hz Ali döneminde uydurulmuş olduğu belli olan bu rivayete itibar edilemez. Bizim dinimiz, mükemmel bir dindir. Ve bu dinin kitabı olan Kur’an-ı Kerim günümüze kadar değişmeden gelmiştir. Biz bu kitabın ayetlerini bırakarak uydurmalığı hakkında en ufak bir şüphe duymadığımız hikayelere dayanarak Allah’ın hakimiyette ortakları olduğunu iddia edemeyiz. Böyle bir şeyi söylemekten Allah’a sığınırız.

14 -Bu rivayete dayanan bazı Şamlı alimler, saltanat sahibi olmayanın gümüş yüzük bile takmasının doğru olmadığını iddia etmişlerdir. Ama Nevevi ve daha başka alimler bu görüşe katılmamıştır. (Kütübi sitte Cilt:7 Sayfa:469) Yani bu meselede ihtilaflı…

15 -Altın takmayı yasaklayan rivayetlerin bazıları da o dönemin ekonomik bir değeri olan altının kullanımıyla alakalı bir dünyevi bir yasak olabilir. Daha sonra peygamberin devlet başkanlığı sıfatıyla söylemiş olduğu bu söz, elçi sıfatıyla söylenmiş gibi gösterilmiş olabilir. Bu rivayetlerden dini bir yasak olan haram çıkmaz. Ama belki o dönemin sosyal, ekonomik ve psikolojik yapısı hakkında ek bir bilgi çıkartılabilir. Biz bu tür bilgilerin belirleyici değil de tamamlayıcı bilgiler olduğuna inanıyoruz. Bu rivayetleri peygamberin sözleri değil, peygamber dedi diye söylenen ravi sözleri kabul eder ve o sözlere dayanarak Allah’ın kitabına eklemede bulunamayız.

16 -Gelenekçiler bu konudaki hadislerin sayısını olduğundan daha çok göstermeye çalışarak insanları aldatmaya çalışırlar. Örnek olarak bu rivayetlerden bazıları ilk dönemde zayıf olan rivayetler arasında iken, Tirmizi’nin ıstılahıyla hasen-sahih konumuna çıkartılmaya çalışılmıştır. Aslında bu ıstılah bile bu hadislerin ravilerinin zabtlarının pek iyi olmadıklarını ispatlamaktadır. (Hadis usulü Doç.Dr.İsmail Lütfi Çakan 127
Hadisçiler hep hadisin sıhhatini ve ravi sayısını daha çok göstermeye çalışmışlardır. Önceki dönemlerde Mütevatir hadisler arasında sayılmayan “Altın takma yasağı” zamanla mütevatirmiş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. (Örnek olarak, aynı husus Suyuti’de mütevatir olarak nakledilmemiş olan bir haberi ahadken, zamanla Kettani’nin Mütevatir hadislerinde de görüldüğü gibi tevatürmüş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. )
Burada açıklamış olduklarımız çelişkiler sadece üç-beş sayfaya sığdırabildiklerimiz… Hadisçilerin hadis üzerindeki hilekarlıkları sadece bunlarla sınırlı değildir. Özellikle sarahaten merfu olmayıp mevkuf olan birçok rivayetin hükmen merfu kabul edilerek merfu imiş gibi gösterilmesi ve sözün peygambere aitmiş gibi gösterilmeye çalışılması onların hilelerinin başında gelmiştir.
Onlar bunu yaparak sahabenin bile söyleyip söylemediği tartışmalı olan sözleri, peygamberin söylemiş olduğuna ümmeti inandırmışlardır.(!) İnşallah vaktimiz ve imkanlarımız elverdiğinde bunların yüzlerce örneğinin verileceği kitabımızı tamamlamaya çalışacağız.

17 -Günümüz meselelerine fetvalar Halil Günenç İlim yayınları Cilt:1 Sayfa:130 Fıkhu’s sünne Seyyid Sabık Cilt:3 Sayfa: 189 Pınar Yayınları

18 -Fıkıhçıların tahmini böyle, (Seyyid Sabık ve Halil Günenç) bize göre tamamen mübah olduğu için takıyorlardı çünkü o dönemde tahrimen mekruh veya tenzihen mekruh gibi ıstılahlar daha ortaya çıkmamıştı.

19 -Gelenekçiler bu ayetin tam zıddını yapmış ve sınırı aşmıştır. Çünkü Allah’ın kitabına bakıldığında Allah’ın bizim için kolaylık istediğini, zorluk istemediğini, ve dinde bize güçlük yüklemediğini görürüz. Kur’an-ı Kerim açıkça Allah’ın insana gücünün üzerinde bir yükü yüklemeyeceğinden bahsetmiştir. Kur’an merkezli sünnette de Hz Aişe’nin belirttiği gibi Resullah iki şey arasında muhayyer kaldığında hep kolayı seçmiştir. Ama gelenekçiler ne ayetleri, nede sünneti hesaba almadan, bazı hadislerle yeni haramlar ihdas etmekten haz duymuşlardır.
Maalesef geleneksel hadis anlayışındaki usül şöyledir. Bir konuyu açıklayan iki hadisten biri mübahlık, birisi de haramlıktan bahsediyorsa (Kur’an ve Sünnetin tam zıddı olarak) haramlığın esas alınmasıdır. (Mübah kılıcı bir rivayetle, haram kılıcı bir rivayet tearuz ederse, ihtiyaten haram kılıcı racih addedilir., mübah kılıcı da metruk veya mecruh addedilir. Kütübi sitte Cilt:7 Sayfa:473) Bu anlayışın islamın özüne zıt olduğu ortadadır.

20 Bu âyet nâzil olduktan sonra, daha önce Hıristiyan olarak Şam'a gitmiş bulunan Adıy b. Hatim Medine'ye geldi ve Hz. Peygamber'e âyeti okuyarak; Hıristiyanların rahip ve hahamlarına ibadet etmediklerini, dolayısıyla burada ne anlatılmak istendiğini sordu. Peygamberde O’na şöyle buyurdu: "Onlar helalı haram, haramı helal yaptılar. Hıristiyanlar da onlara uydular. İşte bu, onlara ibadet etmeleridir"

Rivayetleri esas alarak bazı şeylere haram diyen, bazı şeylere helal diyen din adamlarının durumu ve bunlara uyanların durumu ile yukarıda açıklanan durum birbiriyle aynı değil midir?



Önyargılarımızdan kurtulup gerçekleri görmemizin zamanı gelmedi mi?


21 -“Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de yazılı bulunan o elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. O ki kendilerine iyiliği emreder, onları kötülükten men eder; onlara temiz ve hoş şeyleri helal, pis ve çirkin şeyleri haram kılar….” (A’raf suresi 157. ayet)
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve Ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, ezilip büzülüp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe suresi 29. ayet)
(Peygambere itaat edilmesi gerekli olan ayetleri buraya almadık, çünkü zaten o konuda bir ihtilaf yok)
Bu ayetlerde peygamberin haram kılma yetkisi açıkça görülmektedir. Peygamberin bu yetkisi vardır, ama diğer ayetlerin bütünlüğünde olaya bakıldığı zaman anlaşılıyor ki bu yetki tamamen bağımsız bir yetki olmayıp, sadece Kur’an’da aslı belirtilmiş olan haramların peygamberce örneklendirilmesine bağlı bir yetkidir. Böyle düşünülmediği zaman birçok ayet göz ardı edilmekle kalmayıp, peygamberi Allah’ın ortağı konumuna getirmiş oluruz.







Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə