Şiir Bu gece;düşlerim gece ayyüzü Kar! Bir ben bilirim hasretini a gülüm Birde sevdaya devirdiğim şaraplar Bu gece;düşlerim gece Konuşmuyor yıldızlar Yalnızlık efkar! Hadi,bir kadeh daha devirelim sevdaya Bak




Yüklə 1.34 Mb.
səhifə3/4
tarix24.04.2016
ölçüsü1.34 Mb.
1   2   3   4

Seçil Özcan İzmir

EŞİK

Asma da mutsuz üzüm

Dalında ben

Bağbozumuna uyanan

Bir kadeh şaraptı annem

Geçtim yaşlı gözlerden

Sümbül kokan seslerden

Orda öyle duran

Öylece

Ah ile vah arası



Mekik dokuyan kendimden

İğneli saatlerden

Desen desen ruhlardan
Geçtim sıkıntısından gülün

Sancısından doğuran göğün

Orda öyle duran

Ağlamakla gülmek arası

Geçtim Hayyam’ın yüzündeki benden
Birazda cüceler öldürse devleri

Beş yıl yaşasa kelebekler

Uğuldamasa

Bir kere olsun konuşsa ya lahitler


Açılan kapıdan gitsem

Kendime


Dönmesem
Yaprak Ünvar İzmir

Taciz
şarhoşum bu sıralar

tıpkı sizler gibi dönüyor başım

hayat denen sonzuluk karşısında

sizler gibi bende bir çocugum

üstelik sarhoş
artık;

ben derinlerinize gömüldükçe sizi hayattan muaf bırakan bi şarap değilim

tam tersine

siz her akşamüstleri

içinize beni aldıkça

ben kendimde değilim..


gerçekten...

yeni umutlar doğurmayabilirim bu sabah

gebe kalmadım akşam sofrasına dün geceden

nedense;

taciz etmedi beni üzümler o meçhul yerden..
Gökhan İNESİ Denizli

Kırmızı Harap
bizi bekliyor hazır

kanepe
parlıyor yüzünün yarısı

kibar bir kadehte
kokun yayılıyor
aşkla coşan öküz

gözü sende

kızarıyor boyun toprağa
tadın yakıyor
geçtiğin yerlerde çal

karasına kurulmuş türküleri

söyle
mahzene mi kapatayım seni

alayım mı



Hüseyin HATİPOĞLU İzmir

Şaraptan Ekmeğini Çıkarmak
aynı şaraba tat verdik

tek tek tanelerimizle

ezen ayaklardan aktı emek ve sevgi

şarap ondan buruk

ondan kekremsi

ondan eskidikçe değerli


Evin Okçuoğlu İstanbul

ŞARAPSIZ
Şarapsız kaldım şeref abi

Sen doldur yine en küfürlü ağızdan bir kadeh

Suratın beş karış

Ben parasız özüm çulunda yatıyorum biliyorsun

Doldur be usta bir kadeh işte

Söylenip durma

Duvarlardaki çıplak resimlere bak sen

Nasılda utanmadan sevişiyorlar parasızlığımla

Usta kemanın ölü izmarit kokuyor be

Boğdun dumana bağ bozumu gözlerimi

Kahır hayat kahpe hüzün masamda

Bak bacaklarım titriyor şeref abi

Yudumlasın damarlarım dudaklarım şerefe şeref abi

Kaldır beyaz örtüyü ölümüyüm ben

Çıplak olsun masam

Şiir okurum bak sana ağlarsın şarapsızım



Sadık Toraman Ankara

DEMLENMİŞ ŞARABI ARİF BİLİRİM
Dünyada rengin tadını bilirim

Bağlarda üzüm tadını bilirim

Aşıksam yarin tadını bilirim

Hayyam üstadımdır tarif bilirim

Üzüm toplayana güzel el derim

Ezdikçe güzelleştiler ne derim

Yare Göz dil veren Allah kerim

Demlenmiş şarabı Arif bilirim


Damla damlaları alfabem benim

Sevgi heceleri kitabım benim

Bir kadehte yer gök yaradan benim

Fani dünya senden geçebilirim




Fani AYDOĞAN İstanbul

Şarap Ve Gözlerin
elimden,

ellerini alma giderken.

bırak kalsın masada her şey,

bir senin gölgen,bir gülüşünün resmi

belki yine dönersin,

ışıklar içinde,başında bir ay.

gel otur derim sana,

gel otur,hiç gitmedin say ...


bardaklarımıza dökülen şarabın sesi

ve dışarda akşam sefası.

bir Akdeniz akşamı gözlerin güler,

sonra yine gidersin,ay söner...


ben kalırım şarabımla,

ışıltısında senin gözlerin.

ve ay güler gökyüzünde,

şarabım seni anımsatır,

dökülürken ağır ağır bardağıma...



Mesut Şimşek Aydın

ŞARAP TADINDA AKTIN

=====================

Sen bilenin ağzında, büyük nefis bir tatsın,

Olgunlaşsın üzümler, zevkimize zevk katsın.

Yudumlarken bir kadeh, güneş batarsa batsın,

Şarap tadında aktın, sen bu damarlarımda!
Dalında salkım salkım, bu bölgeden çıkarken,

Her biri göz karası, toplayıp da yıkarken.

Şıra olmaya hazır, el değmeden sıkarken,

Şarap tadında aktın, sen tüm damarlarımda!


Doldurulur şişeler, yıllarca böyle bekler,

Yıllanmış şarap olur, tadına bin tat ekler…

Açılır bir gün mahzen, şekeri en az sek’ler,

Şarap tadında aktın, sen bu damarlarımda!


İlk notumu vereyim, değerini biçerken,

Al dudağım ıslansın, güzelini seçerken…

Yaksın bu yüreğimi, kadeh kadeh içerken,

Şarap tadında aktın, sen tüm damarlarımda!


Nerde bulunur nerde, bu dünyanın doğası,

Asma bahçeleridir, Bekilli’nin ovası…

Genç kızların elinde, dolu üzüm kovası,

Şarap tadında aktın, sen bu damarlarımda!


Kadehim var elimde, hasretle seni andım,

Karşılıklı baş başa, İçersin beni sandım…

Dudağımda tadı var, ateşi Mey’di yandım,

Şarap tadında aktın, sen tüm damarlarımda!


Bir Bekilli şarabı, birde sensin şuramda,

Başlarken o kadehler, türkü söyler cura’mda…

Senin üzüm gözlerin, domi sekle aramda,

Şarap tadında aktın, sen bu damarlarımda!



Hüseyin Hakan KURTARAN Aydın

UNUTULMUŞ AFİŞLER
günün birinde çocuktum

annemin güzel bir eteği vardı

ikimiz de utangaçtık,bir çukurda

iki uçurtma


şurubu tercih etti o...
ve bir gözü mordu annemin

şarap yüzünden...


külümün üstüne söz vermiştim sana

asmayacaktım böyle bir günde yüzümü


bağırtı, en solgun yerlerimde bile bağırtı, akarsu

gibi belki, belki güneşte yanan bir bisiklet

gibi belki, delindi kulağımdaki tüm çınlayışlar

akşamsızlığı önererek tenindeki kargaşaya

yenilginin boynumdaki vebalinden kurtuldum

durup dururken küsüverdim şaire, ağrı yaptım

kendime boncuksuz nazarlardan, odalar

beni aradı ben odaları, ney çaldı teyzem

bunlar da yetmiyormuş gibi, iğneli

yazıtların hercaisinden fır

döndüm iç işlerime
günün birinde çocuktum

annemin hâlâ güzel bir eteği var

ama şurubu yok
bak işte, şarap da biter şiir de

unutulmuş afişler gibidir ömür...


Taner Cindoruk İstanbul

Papazın Bağı

şarabın burukluğuna bırakırken saflığını aysıl bir şakaydı bağ bozumu


genç karnında dört dörtlük kusurları vardı asmasında şeytansaçı
eylülde kırklanmış narince şarabıyla yıkamıştı ayaklarını aşkın
papaz bağındaki evlenmeleri hiç kutsanmamıştı

yakut bir gerdanlık gibi yakışmıştı boynuna ayrılık


bağ evinde büyütmüştü ölü kızını ki öküzgözleri on dörttü
mahzeninde şarabi intihar provaları ve köpüklü beyaz beddualar
şişedeki gözyaşı dillenirken salkım saçaktı kumralı oysa utangaçtı

geldi zaman gitti (o) zaman bahçesine başladı bağban


sepetinde misket boğazkere ve deli gibi sultaniye üzümü
yıllanacak bir şiir bıraktı kadehe Salkım Hanım boğazına kadar yakut
bozdu bağboğan bağını yastığına bir salkım üzüm bırakıp vurdu kapıyı!..
Ayten Çolakoğlu Ankara

Kefaret
Gecenin ayazı ısırdı yüzümü

Kanadı dudaklarının izi

Söz kanadı
Soluğun terk ederken ellerimi

Ayaklarımda sızladı yokluğun

İçim yandı
Biliyorum ne ekmek ne de şarap için

Aşk için gündeliğin

Aşk için
Ve kefareti

Yürekleri esir eden hazların

Ruhuna ödettiğin
Fatih Başyiğit Kocaeli

DÜŞ ŞURUBU...
Gözlerimde erken bir bağbozumu…

Akar beynimden

Kalbimdeki şişeye doğru

Ilık bir düş şurubu…


En iyi şehvet gecesinde ezilirmiş üzümler

Kutsallığını giyinirken hünerli eller

Tanıdık bir eylül bıçaklanır uykusunda

Ve Tanrısal iksirler akar fıçılara…


***

Kırmızı tenine dokunur gibi bir kadının

Sarıldım kadehimin ince beline

Aklımda azgın şelaleler dizginini yitirmiş

Aşk yücelsin diye bu yudum…
Kana kana içip, kanattım içimdeki dilenciyi

Yalnızlığa mayalandım her defasında…


***

Soylu bir geceyi ödünç alır gibi günden

Sevişmek için karanlığı bekledi kadehler

Ve dirildi her yudumda…

Kanadı dudakları Dionysos’un

Zeus’un baldırından doğdu sonra…


Ve İsa’nın kırmızı kanı

Bir kudas ayininde

Döküldü şişeden…
Yıkanır içim mahzeninde gözlerin…
***

Kezzap sıçramış gibi geceye

Kasvetinden iki büklüm olur gökler

Aşığın kanlı gözyaşı dökülür sonra

Ve kanar gözleri üzümün

Bir fırtınaya davetlidir artık dilim

Matemine susar kanlı dudaklarım…
Rakı şişesinde balık değil de…

Şarap deryasında sandal olsam aslında

Sallansam, sallansam dursam

Sallansam…


***
Ekmek, aşk ve şarap uğruna öldüğüm günlere…
Şairin gazabından korktum

Çünkü fena kırmızıydı sözleri

Saat onikiden sonra ya da önce

Şarap olamaz hiçbir içki…


Güven Adıgüzel Diyarbakır
Üzümün kara kanı, yokluğun                    -iki siyah, iri üzüm salkımı, gözlerin’e-

 

                                               "yokluğun ne güzeldi -gelme olasılığın vardı hep- "hiçbir mutlu aşk" bunu içermez-



                                              

 

-Gözlerin ezildi, döküldü kadehime-



                                    Gerisi kocaman bir aşk, tanığı yalnızlığım

                                               Gözlerine bakışım yudum yudum.

 

saati yavaşlatıyor, iri kederini dağıtan zamanın, içki; şarap. 



                                               saat biraz hızlansa –korkarım- bu gece gelmediğini farkedeceğim –yine- de

                                               yavaşlamıyor boğazımdan aşağı inen tadı gözlerinin         

                                                    

                                               ben seni sevdiğimi, yine anlıyorum ve –de-  senin beni sevmediğini hiç -yüzü belirsiz bir damla ezik, iri, kara üzüm salkımı

                                                       -bitişti gözlerime gözlerin-

         

                                                   ne kadar uzak da olsa başucuna bitişik aklımın yine –de-                                            

                                                 biraz daha eksildiğini; neyse ki, bir yudum mümkün hasret.

-ben senin tek oluşunu, yalnızlığını sevdim, başka bir şey yoktu gözlerinde.-

                                                               -ben senin bakışındaki mahzun tonu sevdim, bir başına, dünya-

                                                               -ben ve dünya.- ben seni sevdim, dünyayı.

 

                                               mephisto, sessiz olan bitene koparıyor bir daha yaprağını takvimin bir daha -yalnızlığımızı-              



                                               çaresiz ve de ağrı veriyor ümitsizlik asi ve yalnız aklına -daha çok yalnız kalacak-

                                               seni buldum, çehresi yorgun-çökük tası tarağı toplayıp aşktan gidiyor; başka yerde şansını deneyecektir- artık-     

 

                                               çelemez aklımı çaresiz değilim dünyayı buldum yumuşak çehresini aklının, çenendeki zarif genç kadını. 



                                              

                                               k opacak bir gün daha zamandan, tek başına susanlar için bir kere –daha- yine de bu önemsiz gelebilirsin, hâlâ.

                                               sonra geçen gece de bitti yarın da bitecek

                                               bunlar -şarabının yudumunda- bitiyor bakışın adlı sihirli içecekte

                                               tatlı gülümsemeni esirgeme bu iri üzüm salkımının tatlığını benden, ben dünyayı sevdim ve gidişinle doğan yeni ayı küçük sarı güneş parçası kız-

                                              

nerde usanmış leke çıkmamaktan üzerinde -olmayan- bir gömleğin?

          nerde uykusuz tramvay caddeden geç-mey-en?

                                               bana o kadar uzaktan bakma aklımdan çıkmayan gözlerinle

                                               yokluğun, -gibi bana ait olan- sessiz gözlerinle

 

                                               yere dökülen  -sessiz- bakışın, biraz daha tatlı hiçbir yerde; -mahzeni- hiçlik



  

 

                                               tek satır içmemişim yalnızlığımdan, farkedince irkiliyor gün, kımıldıyor yerinden



                                               tek saniye geçmemiş gidişinden -aynı gün-

                                         tek başıma bugün de gölgesini taşıyorum  kederin, yüzümde

                               sensizliği, giderken bana bıraktığın, iyi baktığım, soldurmadığım-

    


-ben, senin, “yalnızlığı” andıran iri kederini sevdim gözlerinden damağıma-

                                                

                                               Üzümün kara kanı, yokluğun(u)

Hakan Alev İstanbul

İŞKENCE

Üzüm görüyorum yüzümü

nerene baksam bir kırmızı bir şarap

demir döven sesleriyle açılırken

Yunuslar geçiyor Yusuflar birer birer

Oysa kimin umrundaydı

alttan donması suyun

ya da hiç olmasaydı arılar

oksijen, su, kadın ve öbürleri

Yaksan sonra memelerini de yaksan

hani süt de olmasa beyaz da

memelerinden aksam yangın yeri

Kimin umrundasın ey dünya sevgilim Hamit Abi

hangi Allah iç derse ben ona taparım



Özgür Asan İstanbul

Önce Aşk Kutsandı

kıyı kasabalarından gelip geçenler gördü önce


aşk geçişleri doluk güneşin yüzünü
balığın üzüm gözlerinde hüzün- kadına baktı
ve
şarap masaya oturdu
gün kavuşacaktı

 

insan şarap ve aşk kadından doğarken


tanrı gülümsedi

 

zulasında ağ gezdiren ağlamalar


önce balıklar ölecek dedi - balıklar ve çocuklar
gün görmeden geçip gidecekler yanınızdan
mutlaka sabah olacak ama
güneş her zaman girmeyecek bu kapıdan

 

 



ve açlık
    ve umut
      ve kadın
aşk masada çakırkeyif koyu kıvamlı
güneşin de (mi) başı ağrıyordu/ sarhoştu

 

cumartesilerinde balıkcı kasabasının


şarap güldükce koruk soluklaması
yanacak ateşlerde dans kaçınılmazdı
(mavi) beyaz elbiselerinde ıslak, çırılçıplak
kutsanmış suların tadında çapkın soyunacaktı

 

martı kanadında albatrosa ileti salan muştucu


verdi o haberi gece dağınık
tuz suya kanık üzümden arınık ağlayacaktı
bir de utanmasa
ve
bir de mavi kapılarda çocuklar bakmasa

 

tanrının gözleri kördü ondandı


önce
anasından sübyan balıklar yağmura yakalanıyordu

 

 



İshak KONYA Kocaeli

Şaraptan Öte Yâr Olmaz
Düştün, içimde parçalandın yine

Battı yüreğin yüreğime

Acır sandım

Gözlerimi açtım


Kördü renklerim, gözüm değil

Ellerimi sana uzattım

Dokununca kokunu aldım

Kırmızı...


Geçkindin, kimine göre olgun

Her yudumunda yaş aldım

Aklım yolunu bilmez bir şaşkın

Kılavuzu kadehte


O Eylül rakkas, damlaydın

Ben yalnız, Tanrı'ya yalvardım

Sen dilime düşünce

Dünya varmış, inandım


Kimi arkana saklandım

Anıları orada bıraktım

Evinin dibini görünce

Ardındakilerle kaldım


Dedim beni bırakmaz

Aksa da yalnız koymaz

Bağlarım gani olsa

Senden öte yâr olmaz.


Hakkı İnanç İstanbul

ŞARABIN TADINDA
Müptele değilim sarhoş değilim

Şarabın tadında yaşam isti yom

Ömrüme bir nebze lezzet katacak

Şarabın tadında yaşam isti yom


Rakıyı viskiyi alın kenara

İçeceğin bade can versin cana

Benim içeceğim karışsın kana

Şarabın tadında yaşam isti yom


Kimi bade deyip sunsun yarine

Kimi deva için versin birine

Başka tat istemem körü körüne

Şarabın tadında yaşam isti yom


Akşamdan akşama bir iki yudum

İçer isem ehli keiftir adım

İllaki şaraba benzesin tadım

Şarabın tadında yaşam isti yom


Kul kamalim ehli keyif adamdır

Üzümün ürünü temel gıdamdır

Bekilli şaraı artı kıdemdir

Şarabın tadında yaşam isti yom


Kul Kemal(Kemal IŞIK) ANKARA
Bekilli’nin Dağları

Bekilli’nin dağları

Bülbül öter bağları

Ben yarime gel demem

Geçti aşkımın çağları

Bekilli üzüm karası

Kalpte eşin yarası

Yandı ciğer paresi

Yok cepte şarap parası

Bekilli şaraının tadı güzel

Yarım gurbet elde gezer

Sılada annenin yürği sızlar

Yollarda her gün yolunu gözler

Bekilli bağ bozumu geldi

Şaraplar şişede dizili geldi

Şairler toplansın bir araya

Şarap festivali zamanı geldi

Münevver DÜVER Adana

KIRMIZI

Kırmızının ardında gizlenmiş ay rengini görünce.

Bir vuslata daldım bu akşam penceremde ben yine.

Damağımda o leziz badenin tadını hissedince.

Gözlerim sarıldı sanki kadehin alımlı beline..

Masamla sandalyem anlaştılar demek ki

Badeyi yatırdılar uzunlamasına yüreğime sanki.

Tüm gökyüzünü, hem de odamı sardı bir hava

Kırmızıya büründü saatler geçtikçe dünya.

Damla damla hissettim hayatımdan kalanları.

Yudum yudum içtim tekrar zalim ayrılıkları

Zaman geçtikçe daha da bir yakıştı şişe masama

İçmeyi sevdim, şarabı sevdim, huzur doldu odama.

Mehmet Fevzi Yeniçeri Denizli

HAYYAM

Binbir çile ile dikilirsin bahçeye

Ümit ile beklenirsin gelesin diye şişeye,

Damlan bile can verir seni içen kişiye

Adın başka tadın başkadır hayyam.
Sensiz sofra kurulur mu bilinmez

Tadını bilen senden hiç vazgeçemez,

Sana varabilmek için bir yıl beklenemez

Adın başka tadın başkadır hayyam.


Sana söz söyleyen olur mu bilemem

Ama ben senden inan vazgeçemem,

Seni, ne gözümden,ne gönlümden silemem

Adın başka tadın başkadır hayyam.


Bengi su gibisin peşinden koşulan

Nice meclislerde adından konuşulan,

Gece misin gündüz mü?

nevbahar mısın,solduran güz mü?

Adın başka tadın başkadır hayyam

Birsen İnal Muğla

UZAKLARDA
Bir sıkıntı halidir sürüp gidiyor gecede , şarap içmeliyiz

Mutluluk bir seraptır geceleri görünür ve kaybolur

Gündüzleri her şey aslı gibidir…
Pişmanlıklar kirli birer lekedir şakaklarımızda , şarap içmeliyiz

Güzelleşmeliyiz çirkinliklerin girdabında ihtiyarlarken

Her şey güzel olacak diyebilmek için en azından

Kırmış da olsak kadehlerini eski aşkların ve eski zamanların

Amansızca ve bile isteye şarap içmeliyiz
Kim bize soracak hesabını kadim zamanların

En başından beri varız en sonuna varana kadar

Şarap bizde aynı nefestir Hayyam Ustayla
Şarap içmeliyiz bile isteye , geceye akmalı son damlaları

Herkes vicdanının önünü şarapla yıkasa da

Yeniden insan olsak…
Özgür Boz İstanbul

BERRAK ŞARAP
Şapkanın,oyalı yazmanın altından sızan

Alınteridir damlayan bazen al bazan ak vekara

Hissedersin onun yorguluğunu damağında taze iken

Hele bir dinlensin ne keyif verir insana bir bilebilsen.

Bazen yakıştırırlar onu kızarmış balığa ,beyaz ete

Oysa ben ona yakıştırırm en güzel beyaz peyniri,kızarmış balığı ,kırmızı ve beyaz eti

Ne kadar süslenirse süslensin yemek masası

Güzellik mi olur olmayınca üstünde kadeh içinde berrak şarabı.



SULTAN KAVALCI AYDIN


GÜNÜN İLK IŞIKLARIYLA VURDUK YİNE SABAHA
Yalnızlığın örümcek hüneriyle

Ördüğü tül gecede

Bağ bozumu hayatın...
Dört duvarın döndükçe yitirdiği köşeleri

Bir batıyor bir çıkıyor kadehimdeki girdapta

Bir ben kalıyor geriye

Bir y/üzümden sağılan sen...


Her yudumda bir ırmak ekliyorum atlasa

D/ilimdeki burukluktan doğup

Elem yüklü gemilerin battığı denizlere dökülen

Kanla karışık sağnak olup damarımda

İşleniyorsun canımdan tenime rose!

Sen varken nasıl inanırım

Bir dirhem çamurdan olduğuma?
Ekmek de doğrarım,aşk da banarım eteğine

Sonra aşk güzel...Dünya güzel...

Izdırap veren onlar değil zaten,az olan sen!
Soyunurken cam entarinden sedef sırlı çanağa

Bir yangın çağlar canevimden parmak uçlarıma

Kanıma susamış tüm hayvanlar kaçar ormandan

Yüzleri seçilmez olur isten dumandan

Kimisinin vakitli vakitsiz

Köpek dişleri bilenirken ensemde

Kalkan ilk kadehle yüzülür derileri

'Haydi, postsuz kurtların şerefine!'


Bir sen... Bir sen rose!

Dostluğuna denk az, gerisi hep hicaz...

Bir ömür sin nefesime

Esansınla yuvarlanan her ses

Taç olacak saki lugatine

Testi boşalsın ben dolayım

Testi dolsun ben boşalayım

Bardaktan dökülürcesine

Sürçü lisana gebeyse dudaklarım

Teyemmüm etsin rengine

Varsın kilit ol okları yarılanmış dilime

Bir ömür lal olayım sofranda

Varsın çilingir ol paslı mabedime

Tüm gizlerim sır olsun sırtına

Eğildikçe kendimi göreyim sathında

Doğruldukça yüzümü süreyim semaya


Ne o,kalkıyor musun rose?

Başım da şiir gibi döner durur, aldırma...

Sahi,

Ne kadar oldu son buseni içeli?



Rose? Rose...
Mesut Şen Eskişehir

Bir Garip Aşktır Testide Çağlar
İki kapılı kavın kuytusunda

Henüz daha salkımda yıllanmış gönülle

Salınırım peymanenin açığına

Ne altımda yer ne üstümde eflak

Ne sırtımda urba ne başımda taç
Dudak kıvrımımda kırılan

Billur eteğine karışır

Göz karamdan yol alan sepya anı

İnce ince süzülür

Aşk olur Kamer devranına

Canevim çevgan meydanı

Demimde bir dirhem kara
O karadır ki

Çalınmaz yanağımdaki ala

Hangi yara yansam

Bir olmaz dilimde tüten aşkına

Ateş çiçekleri örülür de gerdanıma

Sen kes,


Yine kes bu bağrı

Dolmasın göğsüme kokundan gayrı


Ah o kırmızı tılsım!

Alevde dövüp canı

Cam-ı cem yapan kendine

Varsın kırıldığı yerden kaynasın

Tine... Ete... Kemiğe...

Sihrine meftun, döküldüm de pare pare

Varsın gazel olup yansın dilim

Bize hep güz, yaz bergaşte


Beli dahi kavranamayan hasta bir gül iken

Yüzü yerde...

Daha da derinde...Cehennemde...

Sakinin b/ağ örmesiyle yarama

Doğruldum biçildiğim yerden göğe

Şifana yüz sürdüm geceden fecre


Hasbuhal edilir mi dediler lal meyle

Anlar mı gamdan elemden?

Deva bulmasam kaside dizer miyim rengine

Nuş edin efendiler!


Karafta zülfüne berdar olanlar aşkına!

Sermest oldum damağımı sıyıran aksi sedaya

Demli öpüşler bıraktım

Yar gibi koluna girdiğim testinin dudağına

O testi ki,

Devrilse bir gün Hayyam'ın sofrasında

İlk ölecek benim o an

Üzerime toprak olacaksa


Uzandığım kabirde

Son nefesimde dahi eserken bade

Sorarım Ab-ı Hayat'a

Yıldızlar mı kanatlanmış,

Kuşlar mı parlar zühre gibi, mehtapta?

1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə