Şiir Bu gece;düşlerim gece ayyüzü Kar! Bir ben bilirim hasretini a gülüm Birde sevdaya devirdiğim şaraplar Bu gece;düşlerim gece Konuşmuyor yıldızlar Yalnızlık efkar! Hadi,bir kadeh daha devirelim sevdaya Bak




Yüklə 1.34 Mb.
səhifə1/4
tarix24.04.2016
ölçüsü1.34 Mb.
  1   2   3   4
Şiir

Bu gece;düşlerim gece..

AYyüzü Kar!

Bir ben bilirim hasretini a gülüm..

Birde sevdaya devirdiğim şaraplar...
Bu gece;düşlerim gece..

Konuşmuyor yıldızlar...

Yalnızlık efkar!

Hadi,bir kadeh daha devirelim sevdaya..

Bak,yine yüreğimde üşüyor sokaklar!!!
Remzi Babacan/Diyarbakır

Sebepsiz Ağlamaz Çocuklar
üzüm bağında

güneş biriktiren

yüzü incecik

çilli çocuklar / bırakıp gittiler en ala şehirleri

 

buhur kokusunda



hazirandır

yankılanan

 

postal sesleri



kan sesleri

çan sesleri

 

göğsünde yangındır



sevgili

 

mayın gölgesi



ayak bilekleri

 

kardeş sesleri



eksik gövdesini

uğurlar


 

sebepsiz ağlamaz

gözleri dağ lalesi

ana


 

hazirandır

bağlar

 

şarap birikir



gözlerinde

çocuğun


 

kan rengidir



Azime Akbaş Yazıcı /Alaşehir

Hovarda Gönlüm
hiç biriniz

bilmez dostlar

nasıl hovardalık yaptığımı

valla suçum yok

onlardır

güneşe seren yatağımı

mor fistanlı bir kızla

yatarım her gece

koyun koyuna

deyivermeyecektim amma

adı

boğaz kere



sonra

Kıbelenin anasını

pembe dudaklarından

öperim ay vaktı

ifrit olur Attis

onunsa


adı

Çalkarası

ben ne hovardayım

bilemezsiniz

semilion

merlot


kalecik

şira


kabuslarım

içince döner palyoçaya

ki

bu işe


Baküs bile şaşar

düşleriimde

ılgıt ılgıt

ıscacık kelimelerle

yüzü suyu hürmetine Hayyam’ın

Bekilli’den

sevişmen şaraplar akar
Hasan Çamlı Bekilli

Tadında…
Şarabın tadında yüreğim yangısı.

Bilmem,hangi tad leziz...şarap hangisi.

Esriyen yanım belki,aşkın süngüsü.

Nedimlik var demiştim,nadim değilim.


Onda kandım bil cümle dertleri...kanar.

Ben yanmasam,o yanmasa,kimler yanar.

Hele bir yudum değince...bülbül konar.

Sazım belki inlerim,kudüm değilim.


Dem tutmak zamanı ,şarabın alında.

Afrodit telef olmadı mı yolunda.

Bir kadehine hasret düşer solunda.

Aşkına gazel okur,Nedim değilim.


Kimi dergahta,kimi sazda içiyor.

Kudret dedikleri adın,içen geçiyor.

Bil cümle tadın bilen sana uçuyor.

Aşkına eşkin olsam da madun değilim.


Lütfi Develi Osmaniye

BİR YUDUM ŞARAP

Ankara’da,

Esen parkta

bir ayaküstü meyhanesi.

İş bitimi insanlar uğrar

ağız tadına eşlik edecek bir dost

ve bir şişe şarap arardı.

Şiirlerini meze yapardı şairler

ve şarabı baştan çıkarırlardı

sevda türküleri yakarak.

Kimi yerde

sarhoş beyitler

can yeleklerini giyer

düşerdi dudaklardan ölüme.

İçtikçe kanıksanırdı dertler,

karanfiller kan ağlardı

yedi veren güllerle.
Ankara’da,

Esen parkta

bir ayaküstü meyhanesinde

şarap renginde

nehirler boşalıyor

fıçılara.

Fıçılar doluyor.

Fıçılar ki

mahzenlere tutsak.

Fıçılar ki,

bir yeni gecede

dudak öpecek

kadehlerde uyandırıyordu

aşkları.


Şimdi şarap tadında her şey.

Bağ bozumunda

hasat edildi yüreği toprağın.

Bir gün batımına uğurlandı

şarap rengi ufuk

ve çakırkeyif bulutlar.


Ankara’da,

Esen parkta

bir ayak üstü meyhanesinde

şarap rengi

yalanlar yağar.

Avcı hikayeleri anlatılır

duvarlara sinerken suretler

mum ışığında.

Pasif direnişinde aklın

bir afyon vurgunu yemişse beyin

“şarabı benden çok sevme” dedi bir güzel.

Oysa aşk deplasmanda

şimdi benimlesin

şarabım.


Acıyan yanı ayık

olmaza girmiş düş uyanıp

içinde örseledi önce yaşamını

bir yudum şarabın tadına vardı.

Tahammülsüz telaş içindeki yaşamında

unutup dertlerini,

gerçeğe

bir yudum şarap uyardı.



Bir yudum şarap.
Ahmet Canbaba Ankara

ŞARAP
Ben beyaz,

Ben masum,

Ben şeffaf ve duru,

Durgun.
Sen kan,

Sen ateş,

Sen günah ve alev

Alev gezinen damarlarda.
Gece çökerken göz kapaklarıma,

Dingin, usulca..

Sen;

Girersin çıkıp giden günün ardından



Kanıma, aşkla,

Aşık bana.

Rengin tutulmuş, yanmış bir kez,

Kaçıp gitmek ne fayda!


Ak o halde bu kuru damarlar

Şenlensin.


Gel bir değ de,

Şu dudaklar nemlensin..


Ah ama yasaksın,

Ürkütür rengin..

Kan.

Can.


Nasıl da vazgeçilmezsin.
Gül Saba TAKA İstanbul

Akarız Biz
Hayyam olup düşeriz yollara,

Gözyaşları dökeriz kırmızı güllere,

Veririz kadehleri içen ellere,

Şarap ile gönüllere akarız biz.


Bülbüller konar güllü dallara,

Aşklar dolanır, sarılır dillere,

Dolunayda düşer sevda gönüllere,

Şarap ile yüreklere akarız biz.


Bayırlarda dallanır üzüm bağları,

Şarap kokar Baküs dağları,

Denizlerde isyanlar yırtar ağları,

Şarap ile canlara akarız biz.


Yavuz Bayram Çalışkan Yalova

Vişne
zeus’un yıldırım okunu fırlattığı

ares’in çöktüğü yerdir

elma verilirken güzel afrodit’e

bağ bozumu şenliklerinde

çökaresin etekleri, kara salkım üzümü şarabına

eklenivermişti vişne

dianisos geldi gömüverdi

şarabın mayasını çökelesin mahzenlerine

topraktan fışkırdı bağ, elma ağaçları,

yaban böğürtleni vişne

kökleri değerdi dianisos’un mahzenlerine
sıcak güneşin kızıl saçları dokundu

ardından, bir bir kızardı

neden haziranda vişne

kadınların dudağına damladık

vişnenin şaraplarıydık

hayyam’ın ruhu nasılda geldi

ben şarap misali

kadının dudağına damlayıverdiğimde


şimdi olmaz bilirim dianisos

bir güzel eğlence şarapsız

şarap kadınsız kadın adamsız

şarap muhabbeti hayyamsız

kadının kırmızı dudaklarından

yansıyan ışık dolunaysız

şarap içmiş dudaklar, söyleyin dianisos’a

bilirim hayyam’ın ruhu da burada

kırmızı aşkın rengiyle

bu toprağa damladığımızda

sevgi adına eğlence, yaz sonunda

şarap kalemin ruhunda

vişneler gibi bir bir üzümde kızardı
hayyam’ın hayali, ares’in çöktüğü

zeus’un yıldırım okları fırlattığı

afrodit’in elma aldığı

dianisos’un şarabın mayasını gömdüğü

bu topraklarda güzellerin dudakları

üzüm şaraplı vişne kırmızısıydı


gece kadın silüeti düşerdi dolunaya

vişne kırmızısı dudağım

üzüm şarabı ikram eder

ayda kırmızı dudaklı kadına

hadi şimdi sende gel, dianisos burada hayyam

anadolunun bu topraklarına

muhabbetinle kadehine şarap doldurmaya

mazlum sakisidir şarabın

deli beyaz çökelez eteği pamukkalede
Cengiz Aktürk Pamukkale / Denizli ( Deli beyaz )


Kadeh ve Gül
Efkarlıyım yine bu akşam

Sensiz masamda bir kadeh

Kırmızı bir gül, gibi şarap

O bana bakıyor,ben o'na..


İçimde sarhoş olma arzusu,

Karşımda bir kadeh şarap

Uzanamıyorum,dokunamıyorum

Ne kadar uzakta sevdan..


Masamda şarabi bir gül

O bana bakıyor ben o'na

Bir uzanabilsem, kadehe

İçeceğim gözlerini içercesine.


Bitireceğim hasretleri,özlemleri

Vuracağım kendimi engin denizlere.

Boğulma korkusu yok ki içimde

Keşke boğulabilsem gözlerinde.


Masamda kırmızı bir gül gibi

Bakıp'ta gülüyorsun perişan halime.

Estir hazan yellerini estir be gülüm

Alıştı bu yürek sevda rüzgarlarında sürüklenmeye.


Masamda şarap renginde gül

Alıştı böyle sevdalara gönül.

Sende sapla dikenini kalbime

Sevgi akacaktır kan yerine.

Efkarlıyım yine bu akşam

Masamda bir kadeh kırmızı şarap.

Ben o'na bakıyorum,o bana

Giriyor gözlerimden,dolaşıyor kanımda.


İçmek veya içememek ne farkı var

Bakışlarınla sarhoş olduktan sonra.

Bakma öyle gözlerime,girme kanıma

Yeter artık bu acı,bu ızdırap,tak etti canıma.


Aldanma sakın masum görünüşüme

İçsem de içmesem de dayanamıyorum.

Sabrın son sınırındayım inan bana

İsyan edeceğim aşk'a böyle sevdaya.


Kaldırıp fırlatacağım kadehimi

İçinde kalbim,kalbimdeki sevdanla

Aşk'sız yaşanmazmış bu dünya

Yaşanmıyor ki senin aşkınla da.


Tan yeri ağarıyorken ufukta

Ezan sesleri geliyor uzaklardan

Toplamıyacağım masamı

Akşama o bana bakacak,ben o'na.


Yine mutluluk düşleri kuracağım

Yine kalbime akacak gözyaşlarım,

Yine haykıracağım tanrı'ma

Bu nasıl aşk, bu nasıl sevda.


Yine sensizliği seninle yaşıyacağım

Gönlümde kahrolası sevdan la

Yine uykusuz getireceğim sabahı

Kadehdeki gözlerine bakarak.



Cemal Şimşek Söke / Aydın

AŞKLA MAYALANIR OL ŞARAP
Garip bir üzümdüm ben

Daha dalımda

Toydum, acemiydim

Ayrılmadan bağımda

Koparıp getirdiler

Şarap olsun dediler.


Ezildim, mayalandım

Kırmızı, beyaz, pembe

Sunuldum kadehlerde.

Dem alma zamanı

Gün görme anıdır bu.
Dolu kadehler aşkına

Yarin dudağı

Aşığın gözyaşı aşkına.

Lâlenin duruşu

Gülün rengi aşkına.
Üzümün, elmanın

Armudun, eriğin, narın aşkına

Bize emanettir bu dem

Yar elinden.

Gül yüzlü dostun

Canın, cananın, gülün aşkına.


Derler ki:

"Ol şarap zamanla değil"

-Ne önoloji, ne kupaj,

Ne fermantasyon, ne kav-

"Ol şarap mahzende değil

aşkla mayalanır."


Ramazan Teknikel Ankara

BÂDE

Üzümde bağbozumu şarap sevda yarası

Boğaz kere Elazığ Antep Horoz Karası

Narince Şiraz Buzbağ, Tokat, İran arası

Emir Şelsun Trakya misket kokar şırası

Şarabı üzümdeki bağlarda göreceksin


Ürgüp, Öküzgözünde, Kalecik Karasıdır

Kavaklıdere Dikmen Papazın Karasıdır

Şerdenay, Sultaniye, Çal Karası Asıdır

Denizli Çal ilçesi, Bekilli markasıdır

Şarabı yüzümdeki çağlarda göreceksin
Baküs, Elifte Nail, Narada küp olmaktır

Şarap tadı damakta aşktan feyiz almaktır

Şarap içmekte gaye düşmanla dost kalmaktır

İnsan kendi içinde cismi adam olmaktır

Şarabı özündeki sağlarda göreceksin
BADE’yi hep kadehten şerefle içeceksin

Şaraptan ziyade sen kendini bileceksin

Şarap içip toplumda bir kelam edeceksin

Sözü sohbet içinde demleyip diyeceksin

Şarabı sözündeki dağlarda göreceksin
Şarabı kırmızı, Ak renginden seçeceksin

Ömür süren yıllanmış tadından içeceksin

Aşktan Şarap içerken derdinden geçeceksin

Şarap, Kadın aynıdır; Alı, Ak göreceksin

Şarabı gözündeki ağlarda göreceksin
Davut Cömert şarapla dost ile Cem olmaktır

Şaraptan sarhoş olmak kendine kem kalmaktır

Beyazında aklanıp Aşkından dem almaktır

Kırmızıda saklanıp ateşe gem vurmaktır

Şarabı közündeki yağlarda göreceksin…
Davut CÖMERT ANKARA


Vuslat Zamanı
Bugün son buluyor hasret yılları

Bir beni saracak yârin kolları

Bereket kuşansın asma dalları

Bu şarap, bu gece az gelir bana...


Endâmım tebessüm kuşanadursun,

Turnaların gözü nişana dursun.

Hicrânım çehremden boşanadursun

Mutluluk kız-oğlan kız gelir bana...


Yirmidört saati siler sevincim

Günü kırk parçaya böler sevincim

Takvimlerden özür diler sevincim

Verdiği tarihten tez gelir bana...


Tenimi parfüme doyurmalıyım

Saçımı sakaldan ayırmalıyım

Sağır sultanlara duyurmalıyım

O varken tarifsiz haz gelir bana...


Kızar mı ’’Zile bas erinme’’ desem?

’’Alımlı hallere bürünme’’ desem?

’’Girerken kimseye görünme’’ desem?

Komşular duyarsa söz gelir bana...


İsterse duysunlar... Kim ne karışır?

Delikanlı kula sevda yaraşır.

Bu gece yıldızlar Ay la barışır

Güneşin küsmesi vız gelir bana...


Sofrada kuş sütü hazır olmalı

Tavada uskumru vezir olmalı

Kıvırcık marulla kısır olmalı

Yanında rokayla tuz gelir bana...


’’Zahmet ettin’’ diye kızmasa bari

Efsunlu geceyi bozmasa bari

Fazla kaçırıp ta sızmasa bari

Uyursa ciğerden köz gelir bana...


Kızdırıp üzmemek lâzım haspayı

Parmağı dudakta, ’’kısa kes’’ payı

Gözünde yaş varsa ’’yeter sus!’’ payı

Alnındaki teri buz gelir bana...


Yanımda yoksan da elde varımsın

Sen benim mecazen diğer yarımsın

Yabancı değilsin, üvey karımsın

Yedi kat yabancım öz gelir bana...


Ali ERDİNÇ EDİRNE

Bekilli Şarabı
Bekillinin şarabı üzümdendir üzümden

Onu içmeyen ölür kederden

Bir yudumu canlara can katar

Dertlere derman

Gönüllere ferman eyler.
Onu sevmek bir ömre bedel

Onsuz olmak bir cana bedel

Geceler onsuz olmuyor

Sensiz bir ömür bile geçmiyor.


Mustafa Tahir Öncel İstanbul

NE ZAMAN GELSEN AKLIMA
Ne zaman gelsen aklıma, gün kararır

Yıldızlar geçer sıraya,

Mehtap alınır, rengi ufukta..
Ne zaman halini sorsam aşka,

Anlatamaz yorgun, gözleri yaşta

Kadehinde şarabı kalmış masada,

Unutur muyum sanıyorsun bakışlarını,

Gözlerim, gözlerinin karşısında..

Diz çökmüş dileğim, gölgesi düşen kadeh arkasında,

Ne renge banzetsem de, bir kadın gibisin sen tadında..

Şarkılar söyleyen gönülevim,

Gönülevim peşi sıra kalbinin izinde bu ağustos akşamlarında..
Ne zaman gelsen aklıma, uyku mu kalır ruhumda

Pencereden, camdan

Kan damlar en derin yaramdan,

Desem; "Sen olsun gitme, bırakıp hayalin ile beni bu akşam!"

Yer, gök değişir..

Rengi çözülür bulutların,

Damlayan yağmur taneleri duygularımda..

Aşık mıyım neyim, bir kadeh şarapla ben bu akşam!


Ne zaman gelsen aklıma, tel tel beyazların düşmüş omuzlarına

Dökülen mevsimlerden aşk, uçan meleklerin kanatlarında

Tarifi içimde sanki her türlü yasak,

Mümkün mü yerine senden başkasını koymak!

Bir kadın, bir şarap, bir de aşk

Yudumluyordum seni, yalnızlığıma adını koyarak…


Yonca Karaca ZONGULDAK

YORGUN
öldürür beni ,

bu kentin yorgunluğu...

ne sevgi kalır ,

ne sevgili...

çilem sona erer artık.

toprak ana kucak açar,

sımsıkı sarar sonra...

sonra ne sahba...

ne sigara...
Barış AYDIN UŞAK

Mollaya Şarap
her sözünde müslümanlıktan dem vurma

ibadette kabahatte gizlidir molla

menfaatine dokunana hemen kin tutma

kin ibadetin zıttı dır molla


daldan dala konup durma

külden iplik yapıp yumak sarma

balı zifti birbiriyle karma

için dışın kirlidir molla


çalışan helal eder parasını

müfsitliğinle açma halkın arasını

kim görmüyorsa yüzündeki karasını

cemaat önünde bellidir molla


elifi mimi kafi kefe etme

işkembenden boşuna laf etme

dünyadan müslümanlığı yok etme

allah ile kul arası doludur molla


aklınla iyiyi doğruyu güzeli seç

ilim kendin bilmektir özüne geç

özün sözün bir midir başkasını vazgeç

doğru çalışmak allah yoludur molla


üzümler tutmamış küf bağlamış niye

benden şarap yaptınız içiniz diye

çalış çok çalış yetişmek için medeniyete

bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur demişler molla


Barış Erdoğan İSTANBUL

ÜZÜM VE ŞARAP
Bütün tanrılar benden geçti

Tutunarak şehvetli gözleriyle al rengime

Her gün şafaklar ser-hoş tadımda ayıktı

Çoğu tatlar eş değil demime

Dem dem oldum

Dem oldum demlendim kendi kendime.


Önce yıldızlar düştü tanelerime

Ay zaten bende tutsak her gece

Sonrasında zerre ışık girmedi haremime

Öpüp okşayarak mantarları şaldandım

Hangi şad eş ki şadıma

Şad şad oldum

Şad oldum şadlandım her kuşağıma
Gonca gülüm sevgilinin dudağında

Bana seslenir bütün şarkılar kuşlar

Elini değdirenin dilini öperim mayhoş tadında

Makamım cibresi alınmış sular katıdır

Hiç bir kat eş değil katıma

Kat kat oldum

Kat oldum katlandım bunca efkarlıma.
Ekrem Budak Eskişehir

REHİN-E
Kıralım sır kapısını gönlün

Açarken en narin meyvesini

Hayat

Sözcüklerin damlayan heyecanını



İçmeli kristal dudaklarda
Öpüşmek telaşıyla güneşin

Yorgun ayakların türküsü

Ezildi içimizde zaman

Suyun bıraktığı iz

Gezinirken toprağın ipek teniyle
Düşlerin sesidir şimdi çınlayan

Mahzen


Sonra beklemek sevgiliyi rehin

Gelecek hürriyetle

Bunun için doğmuş ırkıyım

Antik çağların

Aşkın döküldüğü deniz

Köpürür kanımda…



Turan AKYAZI Bursa

Mucize
Çok sıcak değil mi?

Olsun,sarılalım ; sen bende terle,ben sende..

İçmişiz şarabı küplerle,kime ne ?

Onlar ayrı telde,biz ayrı telde..

Rakının da ağabeyidir,bakma sen 'içmem'diyene !

Kırmızı olsun ister , sevda varsa serde..

Var mayasında çözüm , her derde,

Kırmızısı ayrı , beyazı ayrı kederde,

olmalı mutlaka senden sonra da kadehlerde..

sen mucize,o mucize,

inandım bir kere..
Yeliz YENER İstanbul

Y/ÜZÜMÜN KARDEŞ KOKUSU

Koparıldık mutlu musun

Dalımdan ayrı geçirdiğim ilk yaz

Bacaklarımı unutalı ne kadar oldu

Zaman için söylemediğim kalmadı

Elleri dar kızların yere düşürdüklerini

Eskicilere verdiler

Sormayın az paraya gitti

Ama yetti bir leğen on mandala
Gündüzleri eve benzedim

Geceleri bahçeye

Pencereden devşirdim güneşi

Tek tek kokladım çiçekleri kalbimle

Ama koparmadım hiç birini

Hayatla arama soktuğum gölge

Kimi gün unuttum sesimi

Başka bir yüzde

Çıkmadı gün boyu aklımdan

Gittiği kafelerde çalınan şehir

Sonra ben sürdüm bıraktığı yerden

Bir uçurumu gözlerimde


Dağıldık mutlu musun

Kendimden uzakta geçirdiğim ilk akşam

Belki yeniden bulurum sesimi

Çınlayan gümüş dişleriyle zaman

Soluğumda asmaların mesafesizliği

Giderek benziyorum kimsesizliğe…


Muharrem SÖNMEZ Bursa

ŞARABİ GECELER

Şarabi gecelerden birindeyim


Sen yanımda olmasan da
Kadehimden birkaç yudum alınca
Bir bakıyorum ki seninleyim
Şarap gözlerin gözlerin şarap
Yakamozlu dünyalara götürüyor beni
Aşının yazdığı kitap...

Dudakların vazomdaki karanfil


İçine düştüğüm ateş
Tüm benliğimi sarsa da
Korkmuyorum sen olmaktan
Bıkmıyorum yanmaktan.

Şarabi gecelerden birindeyim


Yıldızlarımı parlatıyor gözlerin
Özlemlerim ağlıyor
Ay buluta girince
Çekip alamıyorum bir türlü
Karlı dağların ardındaki umutlarımı
Sensizliğin karanlık dehlizindeyim
Ama gene de yılmıyorum
Sana gelen dikenli yollara düşmekten.

Anla artık tutkumu


Gönül sayfana öyle yaz ki adımı
Yer kalmasın başka kimseye.
Sevda defterinin en başına ekle beni
Erhan Tığlı Didim / Aydın

KIRMIZI BEYAZ
baktım da

senden bir şey kalmamış evde

benden başka!
asma yaprağıydı yüzün

ama yeşillik olsun diye değil


yeryüzünü gezdiğim

gözlerin salkım salkım

kara üzüm gençliği

yaşlılığı kara hüzün


bir de cam da soluğun

akıyor ömrün

kavlamış pervazına
buharlaşsın diye cam

kaç ıhlamur kaç ada çayı

demledi yokluğun
ne yazılır oysa

zaman denilen silgi başında

üzüm buğusuna yazıyorum ben de

bu yüz’den şiiri

kalsın diye damağında

kırmızı beyaz

kırmızı beyaz

çekilsin diye

bir gece yarısı kalbinin gönderine
beni sorma

insan şarap içip güzelleşiyor

aşk olmayınca!

MUSTAFA ERGİN KILIÇ ANKARA

ŞARAP YANSISI
yeşil bir karanlıkta

bardaklar

patladı

şaraplar yansıdı



dudaklardan aşağı
boğazımız kan gördü

yandı midemiz

sıfırsız
yaşamın öyküleri

dokundu masamızda

çırılçıplak

nü oldu


bardaklar
düşünüler yansıdı

acunda şarap

kül oldu
sustu edem

sustum ben

ölüyorum demiş kuşlar

beni de bekle demişim

ben

şaraplar dudaklarımızdan



dökülürken
şarapsız bir yaşam

yaşam mıdır dünyada

kutsanırken insan
kim icat etti

şarabı
Mehmet Demirel Babacanoğlu Adana



Mey Üzümsemesi
bahara dal sarkıyor kalbin

u yanıyorsun uykunun ucu yanık


kırıla kırıla cennet seriyor

saçlarından bağlanan kızıl


gözleri şehla tanrılar

ay aklarına düşüyor apapak


-üşündük yer gök şırıl-
kahkahaların salınıyor mahzene

düş sürülerinin kanayan bağ ağızlı çarpıntıları


bu yüzden içinin kadın çekişi

bıyıkları bürünmüş üzümcül cümlelerinden

mey ve banmış dilinde titremsi bahar

ve alaz yüzünün ipinden inen

yaz satışlı asma bahçeleri
Melek Avcı Karşıyaka İzmir

GÜNAHTAR

Eskimeyen bir t/adın var

Çıplak alnında güneşin duran

Her şeyi b/arındıran kokunla

Dalına bırakılmış bir çocuğum

Büyüt beni


Yapraklarınla ört kuraklığını tenimin

Suyunla dirilt beni yeniden

Aşkın geldiği yeri öğret pusulama

Kesilsin dilim kanın kanımda aksın

Harflerin suskunluğuma

Artık kardeşiz seninle


Dudaklarda yürüme vakti

Uyanmak toprağın düşünü

Sevincimin rengiyle

Sabırla demlenensin

Umutla beklenen

Hadi gel günaha girmek bile

Seninle güzel…

Zafer Özgekağan Bursa

MEY
Dip vurgunu gibi bedeni saran

Bahar sevincinin umudu Şarap

Duygusuz kadehi sakisiz kıran

Ciddi muhabbettin hatırı Şarap

Donan haksızlığa O an koşarak

Demi damarlardan kanda coşarak

Ayılmaz rüyadan dağlar aşarak

Saklanmaz göklerin sabahı Şarap

Beş duyuyla girip bin yığın öze

Işıkları öpüp gündüzdür göze

Ruhun kapısını açacak söze

Yosun tutmuşların satıhı Şarap

Kâinatı gökleri yerlerde dürüp

Dargın yürekleri tez ile örüp

Kara kışı temmuz ayında görüp

Bilgi bahçesinin çiçeği Şarap

Faydalı beyazı özden kayırıp

Ağzındaki siyah bahtı sıyırıp

İhaneti tümden Al Ak ayırıp

Hatça Ana demler mazide Şarap


Hatice Arslan Cömert Ankara

AŞK? MEŞK?
Aslında; BEN

...bir HİÇMİŞİM

Aşkı gözlerinden

..içip..içip..içip..

....GÜZELLEŞMİŞİM
Aydan Seylan Bakırköy İstanbul

Doldur İçeyim
Ey saki

Bugün yine kederliyim

Doldur kırmızı şarabı

Ben derdimi bileyim

İçmeden sukut eyleyemem

Kinim öfkemi kamçılar

Gerci mutlulukta'da aynıyım

Bir iki kadeh parlatmadan

Çözülmüyorki sır gizemim

Doldur be saki

Ben beni bileyim

Dem kapıb

Feyz alayım

O aşkı mecaze

Bir gül vereyim

Varsa bir nebze,kırgınlık

Ateşinde yanayım

Doldur be saki,doldur ki

Muhabettin hazına varalım

Doldur ki

Zevki sefa eyleyelim

Pürrü pak olalım

Şerrin çeperine takılıp

Mutluluktan uçalım

Doldur be saki,doldur

Doldur ki

Mesti divane olup

Kana kana içelim


Özkan Kaya Salihli / Manisa

İŞTE O
Toprak ananın oğlu

Asmadan gelir soyu

Yağmur ile bulur suyu

Tanrının bizlere lütfu


Önce koruk olarak görünür

Erdikçe renklere bürünür

Sektör olmuş güz güldürür

Köylüme hayaller gördürür


Makinada paramparça olur

Havuzlarda rengini bulur

Suyu sıkılır tanka konulur

Aylarca hapis olur tat bulur


Hem dinlenir hem kaynar

Fazlalığı bünyesinden atar

Şarap olur adını koyar

Onun kralı Bekilli’den çıkar


İncecik belli bir badede

Yudum yudun süzülür lepte

Mutluluk başlar ussa erdiğinde

Kalbin aynası yansır aynde


Hasan Peynirci Denizli

ŞANLI BEKİLLİ
Bir yudum kâseden bir yudum bade,

Şifa verir cana, hadden ziyade.

Keyfini yaşarken kutsal üzümün,

Şarabın zevki var, emre amade.


Bağın hasretini salkımda bulsan,

Taneli üzümü dalından alsan,

Şarap etsen, kâlbe şır şır dökülsen,

O yâr yetişmez mi; sese, imdade?


Bir of çeksen belki dağlar yıkılmaz,

Dertler şarap gibi zorla dökülmez,

Garip gurbet elin kahrı çekilmez,

İçmeyince dostla, ah bade bade.


Kimi dertten, kimi zevkten içermiş,

Kimi gezer, kimi gökte uçarmış,

Kimi ram olur, kendinden geçermiş,

Kimi zom olur, vermezmiş ifade.


Her testi şaraba yansa, hasrettir,

Bir güzel kulpunu tutsa kısmettir,

Ağzını ağzına verse can mesttir,

Varsın, yansın cihan böyle üstade.


Yayılır damakta tadı, lezzeti,

Dil döner ha bire süzer şerbeti,

Def eder bağrından gamı, kasveti,

Artık sevda vardır, yalnız ve sade.


Suyun şırıltısı saza karışır,

Dökülen nağmeler, yüze erişir,

Kadehler, galonlar tek tek yarışır,

Gönül yâr ile erer saadete.


Şarap aşk gibidir, tas tas içmeli,

Sonu var her şeyin, biraz ölçmeli,

Neşeyle huzura pervaz açmalı,

Nokta gibi birden ermeden vade.


Şarap Tanrısı’nın gözü üzümdür,

Her bağ bozumunda sızım sızımdır,

Yıllanmış olanlar, iki gözümdür,

İçen ya şah olur, ya da şehzade.


Bir başka güzeldir, bizim Bekilli,

Üzümün, şarabın yurdu besbelli,

Lâvaraci dersen, tam bir dost dilli,

Böyle şan yakışır, o fevkalâde.



Mazlum CİHANGİR İzmir

ŞARABA BENZER

Bir damla süzülse yar dudağından

Bilirim ki lali şaraba benzer

Çekilir haddeye aşk kundağından

Ateşin her hali şaraba benzer
Sevda bağbanıyım özüme çektim

Kin’in kütüğünü kökünden söktüm

Asmadan kadehe mey olup aktım

Üzümün ahvali şaraba benzer


Her yudumda yar kokulu lezzet var

Düşünemem dost kalbinde tezat var

Sözle göz arası ince özet var

Bedenin dahili şaraba benzer


Kendime rakibim Hayyam değilim

Bağ bozumu gönlümdeki meyilim

Canan için her cezaya kayilim

Candaki ahali şaraba benzer


Aşk’ın kervanıyla dağdan aşırıp

Edep,erkan dergahına düşürüp

İlim,irfan kazanında pişirip

İşlersen cahili şaraba benzer


….devranı dem ile sürer

seven muhabbette gizli em arar

bakar körün şerri ömüre zarar

insanın ehili şaraba benzer


Pakize Altan Ankara

Bir Ömürdür Şarap
Canına canlar katar

Kalp biraz hızlı atar

Vücut zinde, kanda yapar

Hergün tek kadeh şarap


Bira içme soyulursun

Evde hanımı kudurtursun

Bizimki keseye uygun olsun

Kafayada cebede uyar şarap


Sağlığını bulursun

Fazla içme olursun

3. kadehte durursun

Kararı bil kıyaktır şarap


Ö.t.v geldi zamlandı

İçince bedenim kanlandı

Tuzlu leblebi tamamladı

Vazgeçilmezimdir şarap


Halini güzelce anlatırsın

Dünya dertsiz sanırsın

Sen ağzımın tadısın

9 değil 10 numaradır şarap


Dertten oldu beden bitap

Aşkı anlatır imaj ve hitap

Dünyanın hali olmuş harap

Boşver arkadaş koy kadehe şarap


Ekrem Aysu Salihli / Manisa

Rengin Bana Çalıyor
Sen çok eski dostum,

Üzüm gözlüm,

Elden ele

Gönülden gönüle gezen

Asırlık sevgilim!
Dudağımın al rengini sen aldın!

Yetmedi; benden gittin,

Şen kadehlere döküldün cömertçe…

Gün eskilerimi kaptın,

Alı al, moru mor akşamüstlerinde

Tenimin beyazı sende kaldı!


Buğulu camlarda buruklaştı düşlerim,

Ruj izlerim kadehlerde,

En sıcak öpüşlerim sende…

Ruhum üzüm gözlerinde saklıydı.

Bazen rezil, bazen vezir ettin beni!
Yüreğim kuş oldu,

Cem’in şarabını içti; ölmedi…

Neşelendi, şakıdı üstelik!

Anladım ki aşk;

Öldürmezse yaşatır insanı!
Toprak testilerde demlenir zaman,

Gemilerin baş altlarında dizili amforalar,

Güvertede şuh kadınlar, leventler…

Geçmişe yolculuk

Senle başlar, aşkla biter!
Tatlı dillim,

Üzüm gözlüm,

Rengin bana çalıyor.

Unutma,


Şarabî renklerini benden aldın,

Şarap renkli sevgilin oldum.

Oysaki

Bütün renklerimi sen çaldın!


Harika UFUK Seyhan Adana


Şarap Aktı Gözlerimden
Şarap aktı gözlerimden,

Sere serpe uzandığım yerden.

Erkeklik şehvetime baş döndürdü,

Akan kan kırmızı kan koyuluğu.

Yıldızlar uçuşturdu gözlerimden,

Aradığım her sokakta seni,

Adımlarım ayyaş meyyaş,

Şarap aktı gözlerimden.

Bir nara attım gecenin loş boşluğuna,

Terler boşandı bedenimden.

Eskimiş tuğla duvarlarından

Şelaleler boşandı başıma.

Kadınsı kokan Çalkarası,

İzmir’in Şirince’si.

Tembel ayıklığımın bittiği,

Erkeklik kaslarımın kasıldığı,

Mahsen loşluğundaki kadın görüntülü fıçılar,

Belki de erkek arlı pekmez kıvamındaki

Şehvet şurupları.

Ne önemi var ki,

İçtikçe seni.

Ha kadınsı kokun, ha erkeksi şehvetin.

Yeter ki içtikçe bitsin

Acılar…


İnan, içtikçe rahatlayıp

Şarap aktı gözlerimden.

Bir gerçekte görürsün özünü.

Sonra atarsın kendini

Yazının göbeğindeki

Nazlı kız gibi salınan

Asma yaprağının kucağına.

Akar zaman ak süt gibi,

Sevişmenin en sıcağında.

Her asma gövdesinin altından

Zılgıt sesleri yükselir.

Ağlamak yok,

Zılgıt var artık.

Kader değil,

Sevişmek var bir de.

Hiç boşalmayan şişeye takılmak.

Of….

İçtikçe seni bedenime



Şarap akar gözlerimden.

İçtikçe ağarıyor içimin karanlığı

Mor salkımları demliyorum yüreğimde.

Hayranım bir de senin içişine.

Baktıkça senin şarap süzen dudaklarına,

Süzülen gamzelerin üstündeki Düden şelalesi

Kan akıtıyor;

Kan kırmızı sarhoşu oluyorum

Sayamıyorum adımlarımı;

Bilemiyorum ne kadar yalpa yapmış.

Uzatıyorum ellerimi yanaklarıma,

Sen akıyorsun,

Şarap akıyor gözlerimden.

Yeter,


Esir et artık bin yılın Hayyam’ına,

Uyandırma alaca şafağın serinliğine,

Bana yetiyor şişelerin sıcaklığı.

Yetiyor bana emektar Kavaklı derem,

Gençlik yıllarımın Çubuğu,

Şimdilerde Kaleciğimin karası,

Çal karam.

Hiç bir şey kaybetmedim özlemimden.

Sabahın ilk ışıklarında;

Bak işte yine,

Şarap akıyor gözlerimden.

Kaygısız


Nevzar Seçen Söke Aydın

BİR DE BU ŞARAP
Sevdalıyım o kırmızı rengine,

Bir üzüm sarhoş eder beni birde bu şarap...

Kına'lanmış düşmemişse dengine,

Bir "Gelin" sarhoş eder beni birde bu şarap...


Birini kalbe, birini mey'e koymalı,

Bilmem ki tadına nasıl doymalı?

Yanağı yumrudur, gamzesi oymalı,

Bir "Kız" sarhoş eder beni bir de bu şarap...


Güler karşımda bir tebessüm eder,

Bir de bakarsın ki; bırakır gider,

Benliğimi sarar gam ile keder,

Bir "Güzel" sarhoş eder beni bir de bu şarap...


Sevsem bir türlü, sevmesem bir türlü,

İçsem bir türlü, içmesem bir türlü,

Yanından geçsem, geçmesem bir türlü,

Bir "Dilber" sarhoş eder beni bir de bu şarap...


Güzeli sevmesem aşksız kalırım,

Şarabım olmazsa meşksiz kalırım,

Şu fâni dünya da eşsiz kalırım,

Bir "Kadın" sarhoş eder beni bir de bu şarap...


SALİH der; doğruyu böyle bilirim,

Rüyamda görürsem çok irkilirim,

Elimde değil ki; etkilenirim,

Bir "dişi" sarhoş eder beni bir de bu şarap...


ÂŞIK SALİH ARMAĞAN

SEVDA   GİBİ
 
                  Kadehler boş kalmış şarap bekliyor
                   Bülbülün gülünü andığı gibi
                   Gönlümün derdine çaredir o yar
                   Yağmurun çöllere yağdığı gibi ...
 
                   Söndür yangınımı söndür ey şarap
                   Bağlarım bozulmuş olmuşum harap
                   Izdırabım öyle sonsuz ki ya Rab !
                   Her gece ağlayan çocuklar gibi ...
 
                   Görmese de benim her iki gözüm
                   Telleri kırılan ağlıyor sazım
                   İçerim şarabı doğrudur özüm
                   Hayyam'ın dediği sözleri gibi ...
                 
                  Dertlerime derman olan şarabım
                  Hasretlerim olsun bana serabım
                  Sıladaki o yarime yanarım
                *Sultan'ın sazına yandığı gibi ...


                   Vahip Aksöz Didim Aydın
     
                 *Sultan : Pir Sultan


ŞARABA KULAK ÇINLAMALARI
__yanarsa ten yanar , dilini şaraba değdirenler değil…

bir düş makas değiştiriyor , kulağım çınlıyor , Egeli sesini bekliyorum

bak çırasını yakmışız , beni söylüyorsun uzağa , şarap çekiyor işte
göbeğinin deltasında yanmanın , -i hali , -e hali, ille de yalın hali

oranda duruyor öylece şarapadası, yapyakın


kösnül bir ısı sökünedip duruvermiş şah damarımıza

uzatsam dudağımı , öpsem dalgası dövecek düş kıyılarımı


ırmaklar mı , tüfeksiz dağlar mı , kamçısız atlar mı

böyle kankırmızı , ayazda gülkurusu taşıyor karıncalar güze


topraktan derin taslara , kör köle olmamak için mi bunlar

kafatasımda bu yangın kemirmesi , gemiler hep upuzaktı


gecenin çıngırağı çalıyordu , sevisiz ağaçtı , ülkem tıngır mıngır

üç çivi çaktı yamyassı denize dimdik iplikleriyle


gökten elmalar düştü , biri bana , biri sana , biri

üretene , süt kesilir ya , deniz de şaraba kesti


bir ölüdoğa resminde şarap demliği , tortusu tual dibi

al tutuver fırçayı , omzundaki çizginin beyazı tütüyor hala


hiç şiir üflenmemiş kadınların dudağına sür , sür

sürebildiğin kadar şarap , omurgaları çatlasın göğün


gazelin altında uyusun şafak kızılı üzüm

toprağın rahminden koparılan , sevişmeler kadardı rengi


samanlıkta ağladığım Zühre , rüyada kaldı

makas değiştiriyor düş yine , bizi söylüyorsun bizim uzaklara


trenler hep geç , ikinci çınlamaydı bu

Egeli sesini seviyorum yine


bilemem ne zaman söner ışığı şarabın , kim kankıbrit

çakar akşama , ekmeği bölsem…


çalı çırpı çocuklar gelir yanıma , bacağıma sürtünür

sorarlar neyin var diye , dile kolay ilk aşk , ilk ifrit

unutma yaralarımızı , kadehi üstüne bas ve

kazı , sen lirden , bağlamadan şiir çıkarırsın


halklara kardeşlik sesi fısıldarsın belki , unutturma

tut elini o karıncaların , toprak tasları dans ettiren


makas değiştiriyor , üçüncü çınlama bizi anıyorsun

çıramız yanık hala ve dansa , Egeli ayaklarını seviyorum


Türkiyeli tanrıların da şarabı vardı

-en büyük pay , ağzında halkın ekmeği


Türkiyeli tanrıların da şarabı vardı

-en büyük pay , çalıntı seviler…


iki şey dünyanın gözü önünde oldu

üzüm gibi ezilen , şıraya ter bulaştıran bakışlarında

hem şarabımızı çaldılar varsıl sofralara

hem ateşte şaraba durdular…


kadehin kestiği parmak acıdı küllerinden Ankakuşu

doğdu uzun unutkanlığımızın ortasına , sular tüldendi


yakışıklı bir kent gibi gülümsüyordun

düş yine makas değiştirdi , dördüncü çınlama


çırasını yakmışız etten kemikten / bakabilsem bir dakika

göbeğinin deltasında –de hali , -den hali

hücremden ayrılıyorum , şarabın sokağa çıkma

zamanı , yasağı deliyorum ansızın


alnından ayrılıyorum , o kocaman duvar girilmez ülke-

yi yıkmak için şiirin çekiciyle , uluslarsız uluslarötesi


Simurg’a şarapla ulaşanlara ne mutlu

ne mutlu çırayı üflemeyenlere geceye inat


yanarsa ten yanar , yanası değil dili şairin

yedi denizde sıcak ağustos replikleri , susama gibi


sus içindeki tanrıyı şimdi konuşturma

konuşmasın tanrıların içindeki insan da , sen konuş


Hayyam’ı yontuyor heykeltraş , çekiçlediği

mermerde çatladı barış , bıçakladı bıçaklayacak kendini


ve bir sürgüne aşılıyor içindeki güvercini

bir gerçek makas değiştiriyor / gözlerinden az önce geçmiştim


şarabımızı çalmasınlar diye yana yana / yan yana

geliveriyoruz , şimdi kadınlar daha güzel öpüşüyor


birinin kulağı çınlıyor , küpün karanlığından

çıkıyor şarap ve ortaklaşa hayat


şimdi gökyüzü daha güzel çökecek üstümüze , buluttan

gri memeleriyle , tek bir kadehi atlamadan , sevişiyoruz


ölülerin toprakta kemikleri ağardı ağaracak gizlice

şarabın kasabasında kamıştan harflerine kan yürüyor bir sağın


şarap bayramında , şiirin saçlarını tutmuş bir esrik çocuğum

ağlama pırıl pırıl öyle , ölmeyeceğim anne


dinlersen şarabın şarkısı o uzak ve Egeli rüzgarda kalmıştı

bileğimde büyüyor boşluğu kemiğin , ayakların bana geliyor


Uygur Orhan Kayseri

Salkım Sevinç Kulesi

Göç kuşaklı yapraktan gördüm

Sarıldı atlarına şarabımız

Asma yalımlı gecenin


Göz kırptım kadehin sesine

Üzüm kahkahalarıyla biçildi gök


Mahzene açılan kirpiklerinden

Tatlı elmalar eğildi yüzüme

Erguvan paçalı kuş öpüşleri
Kırmızı köpükte yüzen

Gümüş kanatlı düş

Emerek yürüdü bağları
Güneşin genzinde aşerdi çekirdekler
Salkım sevinç kulesine bağırırken

Bahar yemyeşil dokundu dilimize

Koruklar vurup geçti kirkitini

Nefise Karataş Denizli

_BAĞ BOZUMU_

Biliyor musun, bugün güneş doğmadı bu bağda,

İnceden bir sıkıntı uyandırdı beni, sabah ezanıyla,

Ve uzandığım toprakta seni göremedim yanımda,

Sıcaklığında kayıp gitmiş avuçlarımdan,

Sadece karıncalar yürüyordu etrafımda.

Fark ettim ki; boylu boyunca bir perişanlık çökmüş boş şarap şişelerinin dibine,

Kadehimin son damlasına günaydın deyip, seni sordum,

Ama ses seda yoktu ıslaklığında, sadece buruk bir tad.

Çok kızıp, ard arda şişelerin dibiyle yüzleştim tek bir söz için,

Ama cevap kan kırmızıydı.

Gitmişsin, öyle mi?

Ucu bucağı olmayan suallere boğuldum amansızca.

Bir kadeh şarap oldu kurtuluşum; sonra bir şişe,

Sonra bir tane daha.

Ben anlattım o sustu,

Ben ağladım o okşadı içimi.

Serinliği Oturdu üzerime gölge misali.

Ve zamansız bağ bozumunu seyre daldı hayallerim;

İzledikçe kabuğuna çekildi yüreğim,

Salkım salkım eksildi.

Ve o kadar küçüldü ki,

Geriye boş şişelere yazıp koyduğum şiirler kaldı,

Senden miras,

Benden biraz...
Ahmet Kutluata Antalya

GÜLSÜN DÜNYA

Bu gece yarısı


Yine kaldırımlardayım
Ben sarhoşum,kaldırımlar sarhoş
Heyacanım bir çocuk yüreği
Uzaklarda kalsın acılar benden
Açar şarabım gözlerimi gün gibi
Tek başımayım gecenin sessiz mehtabında
Bir salkım üzüm bin kadeh şarap gözümde
Tek arkadaşım yudumladığım şarabım
Uzanırız kaldırımlara Hayyam gibi boylu boyunca
Sırtımızı dayarız bir kerpiç duvara
Gider siyah bulutlar kuzeye
Ak ruhuma ey' şarap su gibi azizliğince
Yeşeret içimdeki umutlarımı
Yeşert ki gülsün dünya yeniden...


HÜSEYİN ZEYBEK AYDIN DİDİM

ŞARAP / NEL
insana giydirilen tanrısal bedenin

kuş tüyü ağırlığıdır şişemdeki sevda / tartan bilir

ölçülemez düşmedikçe kadehe
mezesi ayrılık olunca akşamın

kırar filizlerimi yaramaz bir çocuk

üzümsüz bir asma kütüğü olur muhabbet

köpek bile işemez artık dibine


şarap kana karışmalı bu şiirde

ya da şiir şaraba


ateş taşıyor her damlasında üzüm suyu

yakmak için tabuların soyağacını

kutsal kitabın üçünde sürdüğü iz

karartılıyor bir softanın sakalında


insanlığa öykünen antik çağların

su serinliği muradıdır asmadaki yeşil / sarkan bilir

içilemez erişmedikçe eylüle
mezesi sevgili olunca şarabın

vaha olurum kurumuş küplerde

tutun / bitmesin artık gece
şarap tene bulaşmalı bu şiirde

ya da şiir şaraba


durmadan dönüyormuş dünya

neye yarar ben ayrımında olmadıkça

iki kadehlik bir yardım bizimkisi

daha hızlı dönsün diye dünya


bir ilişkisi olmalı üzümle insanın

ne anlar nuh’un keçisi değerini

şeytansa mollanın çekindiği / korkan bilir

aynaya baksın da görsün şerrini


mezesi muhabbet olunca kadehin

söz inci olur dökülür sabaha

susun / inlesin neşeli şarkılar

çekin şu şişesin pimini

patlasın artık sabırsız mantar
şarap saza karışmalı bu şiirde

ya da kanım şaraba



EŞREF KARADAĞ /İzmir

YANILGI EVRİMİ
Olgunlaşmamış üzüm

Olgunlaşmamış acıdır kimi zaman


Asmanın dalında

Evreni düşünür


Ve küçük olmadığını

Olgunlaşmamış üzüm

Olgunlaşmamış tınıdır kimi zaman
Rüzgarın telinde

Şarabı duyar


Ve hazır olmadığını

Çekirdeğinin ısyanı

Zayıf yanıdır

Çünkü kelebek gibi

Bir gün ömrü yoktur
Olgunlaşmamış üzüm

Farkedilene kadar

Tanrının ömründen harcar ...
Emre Gürkan Kanmaz İSTANBUL

YÜZÜME ÇARPANLAR
Yüzümde kadın dövmeleri

Mahzene indirdim bacıları

Morlar saf tutmuş gözlerde

Kızılca kıyamet tortuyuz dipte


Tek kadehte ezberledik tüm dilleri… soykaca, küfürce, piççe
Yüzümde kent utançları

Yarısı Sivas / yarısı Maraş

İçtikçe şarabı; bir yanım kepaze / bir yanım ateş

Kız türküsüne çakıldı kibrit

Ozan taş kesildi, boynunda kement

Çektiler ipi… bahanesi ayet!


Yüzümde çocuk cesetleri

Manşetten cenaze kaldırdı gözüm

Siyonistler, çocuk kusuyor

Ellerinde kan ölçekli harita

İt paklama zamanı satırda
Yüzümde cümle ifadeler ters

Şiirin secdesine düştü dilim

Yarım yamalak ayık yanım; oralıdır… buralıdır…

İki yudum arası şuursuz hesaplar yapıyorum

Geyikler

Vagon


Çekiyor…………………………. Raylar buz!

Başka bayraklara ant okur muydunuz?


Şair, tek başına içmez

Hangi muhabbet azaltır acıyı

Dilini dilime değdir gardaş!

Bir lisan değiştirmez yanlışı!



SERMİN İREN SAMSUN

Şarap Tadında Öpüşür Her Kadın
ey gizemli sepeti saraya taşıyan nil

şarap tadında öpüşür Anadolu'da her kadın

promete’nin ülkesi kadar mavi

asma dallarının altında şaraplaşan gövdenden

emzir diye beni.

en çok güneşin ardında bir yerde

kara üzüm gözlü bir çocuğun

kızıl üzüm başlı memeden emmesi gibi.

esmer tenli toprakla sevişmeden

sarı sıcak tenine ten değmeden

özgür dudaklarından öperken

bağ bozumunda.

üzüm salkımı kadar el ele

içe emekle, kardeşçe

serin mahzen uykusunda

şarap tadında sevişmelerimiz.

beyaz üzüm teninin zarafetiyle

her aşk yaşandıkça güzel

ve fakat güz mehtabı letafetiyle

kadına bulanmış şarap…

çılgınlık biliyorum.

filizkıran fırtınasının

hüsnü yusuf çiçeğine dokunuşu

sancılı boz toprağın vurgun sanrısı

şarapla yıkanmış salkım kor dudağın

dionysos yasak meyve hırsızı

sen gizemli sepeti saraya taşıyan nil

şarap tadında öpüşür Anadolu'da her kadın

ey kadehimde kalan dudak izi

ey yasak meyvenin hırsızı

Madımak'ta susturulmamıştı türkülerim

yazı icat olunmamıştı

mürekkep tadında şaraba banmış dudakların…

öpüşürcesine

yazmak daha suç sayılmamıştı.

zeytin ağacının altında uyuya kalmışız

hepsi bir rüya biliyorum

ayva tüyü hazzında uyan,

şarap tadında öpüşmenin tam zamanı.
Bülent Gündoğan Nevşehir

Şarap Belli Her Yerinden
Özgürlüğün izdüşümünde azatlık bekleyen toprağın

Nasırlı dudaklarından dökülen özge bir haykırıştı Şarap…


Şarap belli her yerinden

Sıcacık ellerine yaz.

Beyaz bir zambak açarken

Mehtabında bir yıldız

Yarım kadehle kayarken

Sen dilli dibek ben araz


Ah seni haylaz

Kardan adamlar üşümez mi sanırsın

Çetin geçecek gülkurusu güz

Kokulu esmer dudakların ayaz


Şarap ve adama en çok

Beyaz bir güvercin yakışır

Sıcacık bir kadeh koy omzuma

Üzerine güvercin yaz.


Sevgi cilveli bir ironi

Mahzende şarap kokusu kadar özgür

Gel de en güzel şiiri

Üzüm şırası dudaklarıma yaz.


Ah sen yok musun?

Her bağ bozumu asma dalında

İliklerime kadar şarap ve kadın

Bak yağıyorum pencerene

Dudaklarından sızan sihirli iksir

Uzat dilini sarhoş etsin busem


Sıcacık ellerinle sil,

Bir asma yaprağı gibi tenim

Yeşil gözlerimin buğusuna yaz

Ah seni haylaz

Itır ve toprak kokulu her gece

Erisem pencerenin önünde

Ellerin de şarap gibi beyaz beyaz.
Ah seni haylaz

Düşlerine beni de yaz

Kardan adamlarda üşür

Yaşamaksa! Parkasız

Manifestosuz olmaz

Siyah beyaz bir film gibi

İçerken içim titremeli

Sevmek için şarap lazım biraz.



Ramazan Ergül Kayseri

ŞARAP OLAYIM
Bu nasıl bir dünya, bu nasıl düzen

Anladıysam ben de arap olayım

Sevindiren yokmuş, çok imiş üzen

Kader istiyor ki harap olayım


Geceler mi uzun sabah olmuyor

Yareler mi derin derman bulmuyor

Dediler ki orda güneş solmuyor

Öyleyse ben çölde serap olayım


Davullar oynaşsın, zurnalar coşsun

Halaylar kurulsun, köçekler koşsun

Acı tatlı her aşk ben de buluşsun

İnleyen nağmeye mızrap olayım


Kem gözü kör etsin aşk dolu bakış

Bende olsun aşka coşkulu akış

Aşığın kalbine ilahi nakış

Zalimin başına çorap olayım


Kimi demiş bana dertliye yarsın

Kimi demiş yıllar tadıma varsın

Kimi de ah etmiş: “sen intizarsın”

Varsın olsun, yine şarap olayım


Murat Hacıoğlu Denizli

ÜZÜMÜN GÖZ YAŞLARI
Koparmışlar dalından,

Özenle ayırmışlar tane tane salkımından.

Şafağın kızıllığında,

Uzun bir yolculuk başlar sana

Acı gelir ayrılmak bağından

Biliyorum , ağlamanın tam sırası ama

Ne olur Sus, sus şimdi ağlama

Ağlatma beni de

İçime akma
Bir damla ki;

Su gibi, kan gibi,

Akar karışır emek ile, iş ile

Sirke olur, pekmez olur, pestil olur,

Şarap olur kınalı ellerde

Yudum yudum akar bir kadehe

Aşk olur, sevda olur

Akar, akar gönlüme

Ve birde içime
İçince;

Ne gam kalır, ne keder

Boşalır söz ile, cilve ile, naz ile

Muhabbet ile gelir aşka,

Şarkı olur dinlenir

Türkü olur söylenir

Bazen mutluluk,

Bazen de hüzün göz yaşı ile

Yoldaş olur, dost olur yalnız gecelere

Akar, akar yine içime


Ortaktır kaderimiz

Dertlerimiz, demimiz,

Birdir bizim sevgimiz

Senin göz yaşların akar şaraba

Benimkiler ise,

Akar seninle aşka


Mehmet GİRİŞİT GÖLBAŞI / ADIYAMAN


RUBAİLER
Meyhanecinin yaptığı iş akla zarar

Para şarap almaktan başka neye yarar

Güzelim şarabı herkes alırken o satar

Hayret meyhaneci parayı neye harcar


Mercan şarap bu esrarı ve buruk tadı

Kaç nazenin dilberin toprağından aldı

Ney in ağlayıp inlemesindeki o sırsa

Bir zamanlar kızıl dudak olmasındandı


Meyhanede gama kedere bürünürsün

Yarın dersin ölümsüz gibi düşünürsün

İç ey gafil bir daha dolmaz bu testi

Aslında sen hiç yaşamadan ölürsün


Neyi neyzeni biz meyhaneden biliriz

Kızıl şarabı akik üzümden biliriz

Neden mi içeriz şu esrüten şarabı

Üzümüde suyunuda senden biliriz


Sır küpünden kadehimi canan doldurur

O verince hiç şaraba tövbe mi olur

Ya mutrip öyle çalarki can çalgısını

Kırk birinci tövbede anında son bulur


Vardım ki sarraf altın inci yakut tartar

Şaştım alana satan mücevher neye yarar

Şu dünyada şaraptan degerli madenmi var

Akıllı sarraf şarap için altın satar


Gün boyu düşerim derin bir endişeye

Koşmam ondandır her akşam meyhaneye

Ya bugün taddıysa meyhaneci şarabı

Yazmazmı cama süresiz kapalı diye


Ey sufi biz kerem şarabıyla coşmuşuz

Tenden firar edip oynak şarap olmuşuz

Bel kırıp oynadığımıza öyle bakma

Şu meyhanede en ağır başlı sarhoşuz


Bu şüphesiz kerem şarabı şuh ve duru

Durma bize doldur üzümden akan nuru

Öyle doldurki cana yer kalmasın tende

Ey can sakisi ey meyhanenin gururu!


Doldur kadehimi can şarabıyla ey sâki

Kimdir şu âlemde fani kimdir bâki

Al kadehi şu kızıl aleme bir bakki

Kaç Nesimi varmış kaç Hayyam kaç Eflaki


Erensoy Gülbaba İçel (Mersin)

ŞIRA KADEHİNDEN DÖKÜLEN SÖZCÜKLER

Bütün üzümler toplanmış

Pekmez ahırında

Beni bekliyorlar

Bağ bozumu mevsimlerin

Az sonra gireceğim yanlarına

Ezilecekler birer birer taneler

Sonra şaraplık, pekmezlik falan demeyip

Bir gün sonraki pekmez olmak için

Ya da bekleteceğim günler boyu mahzende

Tadımlık şaraplar için

Siyahı, sarısı, beyazı ve öteki tonları renklerinin

Birer birer ezilip önce şıra olaçaklar

Biraz buruk bakacaklar sapları bana

Ezilmişliğin altında

Tadacağım bir bardakta tadına şırasından

Tadı kıvamında

Bardağı doldurup içeceğim

Derinden bir ohhh! çekip

Sen misin diyeceğim?

Kendime kızarak bunları yapan

Ama bağ bozumu bu

Yok başka şekli

Ya birisinin evinde yenecek tane tane

Ya şarap kadehini dolduracak

Beyaza kırmızıya ve lala çalan renkte

Ve lal olacak tadı damağımda

Bazıları pekmez olacak kıvamında koyuca

En iyisi bir gece dinlenmesi şıranın

Ay mehtaba dalıncaya kadar

Geceyle sevişirken loş ışıklar

Hayyam gelecek aklıma rubaileriyle

Ve Bingöllü müftünün ?şarap günah değil? sözleri

Toprakla dinlendirip şırayı yoğuracağım gecenin bir vaktiyle

Sabaha şafak sökerken

Patlatacağım şırayı kazanın içinde

Fokur fokur kaynayacak

Yanan ateşlerin kızıllığında

Şıra kıvamında duracak, süzülecek damağıma

Şişeleri toplayıp dolduracağım mayasıyla birazını

Çünkü günlük değil aylık, yıllık olacaklar mahzende

Sonra bir şahaser gibi çıkacaklar ortaya

Dudak izlerinde kalacak tadı bir kadının

Ve sonra kazanın dibi kaynayacak pekmez olana kadar

Yaz kış üşüyen gönlüme bir tadımlık için

Tadına doyamayacacağım lal olmuş dudak izine.

Ve içeceğim Hayyam misali bakır bir maşrapada.

Yudum yudum.

Akşamın keyfin diyecek oymayacak

Hele bir de ıslak çimlerin üzerinde

Aşk ateşiyle yıkanmış

Hele birde ayın şavkı vurursa maşrapanın dibine

Ömer Hayyam?ı çağırcağım yılların vurulmuşluğuyla

Tadım tadım içmek için.


Arslan Bayır Akmehmetoğlu Alanya / Antalya

Ben yolumda düzgün gittim

(Bahanem olsa da şarap)
Ben yolumda düzgün gittim

Hiç sarhoş olmadı aklım

Ettiysem kendime ettim

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap
Harama hiç el sürmedim

Yolun sonuna ermedim

Özümden taviz vermedim

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap
Hak yolunda dürüst kuldum

Bu yolda doğruluk buldum

Yaratan aşkıyla doldum

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap
Bahane etmem efkarı

Her şeyin vardır kararı

Kararla kovdum zararı

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap
Suçluyorlarken aleni

Bitti sanmasınlar beni

Bilirim haktan geleni

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap

Görmediler dost yanımı

Şerle yudular kanımı

Ben kolladıkça canımı

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap


Ben yaşımın emsaliyim

Hep neslimin timsaliyim

Ömer Hayyam misaliyim

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap
Ömer Hayyam’dır tek pirim

Hep onun yanıdır yerim

Yıllar yılı bunu derim

Bahanem olsa da şarap

Bu yüzden olmadım harap

Engin Çır İzmir

ŞARAP DİLİNDEN
Hayyam gibi olamadık dünya’da Ne şaraptan, ne güzelden anladı Bir ayyaştan duyduğumuz imdada

Üzüm olduk, lakin koruk kalmadık

Dalımızdan koparttılar ezildik Ayaklarla çiğnenince üzüldük

Posamızdan ayrılarak süzüldük

Şıra olup leğenlere damladık
Mayalayıp bir mahzene sürdüler

Ara sıra tortumuzu gördüler

Kırk yıl sonra tadımızı övdüler

Şarap olduk yine pekmez olmadık


Kazanlardan fıçılara doluştuk

Kadehlerde her şerefe vuruştuk

Sonrasında dudaklarda buluştuk

Ne hünerler çıktı akıl almadık


Yıllandıkça bize paha biçilmez

Özel ikram, teşekkürle geçilme Gizemiz kolay kolay seçilmez

Kim kalır ki bam telinden çalmadık
İşte böyle, kısa hayat hikayem

İnsanları bir hoş etmektir gayem

Sırrımı hiç kimse anlamaz madem

Hiç kimse kalmasın zevk’e dalmadık


Ümran ÇETİN (VARLIK) İzmir

İÇMEYEN BİLMEZ
Şarap içmek haram diyorlar bana

Günahı sevabı geçmeyen bilmez

Ehlinin dilinde değişir mana

Bir dostun elinden içmeyen bilmez


Badelerle dolu gönül sofrası

Cennet bağlarından gelir kokması

Ne hocası anlar nede softası

Farkı fark ederek içmeyen bilmez


Gül kokulu meyhanenin havası

Mecnun'un Leyla'ya olan sevdası

Orada son bulur,sen ben davası

Bunu, dem'den cem'e göçmeyen bilmez


Mezemiz muhabbettir,şarap selsebil

İçeriz dembedem,olmayız sefil

Hangimiz insanız hangimiz rezil

Gönül kapısını açmayan bilmez


Bu alemde neler alıp satılır

Kimlere yasaklı,kimler katılır?

Kim iltifat görür kimler atılır?

Dilleri mücevher olmayan bilmez.


Melek ÇETİN İzmir


Kızılgüz

 

Adam budar gibi biriktirir sabrı



Güzün kollarıyla şaraba zerk eder

Kızıl bir buyruk üzümden boşalan

Öyle ışıldar ki zihninde dionysos’un zehri

Yavaşlasın mı aksın mı bilemezsin

Nereye koysan dolmaz, zaman

En büyük yalan

 

Artemis’in memelerinden sızar



Baharı bedenine ‘aşk eden’ toprağın

Yüzünde patlayan kızılı

Kekre düşer düşmez avurduna

Bir yudum daha yaklaşır

Ensenden üzüme dağların ipiltisi

Mor mor patlar gözünde, işte

Artemis’in ta kendisi

 

 



Geceleri sündürünce üzüme

Her güz ovuşlarından akar

O çok eski kevaşe

Şehvet artık dudağında, içersin

Dünyanın aşka yalıtkan yankısına,

Hiç katlanamaz, bilirsin

O türküyü en güzel Dionysos’tan dinlersin
Ali Aydın Antalya

Bağ Ozumu
şarapların,

şaraptan başka birşey olmadığına tanıklık eden

bütün üzümler bir araya gelse

ben,


gene seni içerim.

Zeki Çelik

Saki
öyle bir şarap sun ki

her dem


testi boşalırken

zaman erisin

sarhoşluğunda

kendimi çıkarayım

kendimden

şen kahkahalarımda

tamburun sesi

ıslatırken yolları

karıncalar boğulmasın

bastığı yerde elemin

ne üzüm damıtsın midem

ne tünellerimden kızıl nehirler


değmeden kadehe

dudaklarımın izi


öylece yıkansın

zihnimde gizemi şeylerin


Metin Tandoğan Kocaeli

Onlar
gördüler dünya hallerini

sevmediler

başka haller aradılar

bulamadılar

bir hal olup bulamadıkları haller peşinde

bir nefes ney dilendiler topraktan

bir yudum mey
Önder Ozan Gunt Ankara

AKŞAM
Akşam şarap dolduruyor; martılar mestane

Boğuluyor rindler; deniz altın bir peymâne

-Kaçıyor sâki ! Ne bekliyoruz dedi Hayyam

Ne zaman bitecek bilmezken bizim efsane.


Oğuz Nedirli Kahramanmaraş

Her Yudumda Sen

Çocukluğum geçti benim, üzüm bağlarında,

Nasırlanırdı ellerim, taşlı toprağında,

Üzüm verdi filizlerim, yaşlanmış dalında,

Benim de var alın terim, meyin damlasında.
Şehir gülünü sevmiştim, üzüm zamanında,

Arpacıktan filizlendim, yeşil yapraklarda,

Meltem olup sana estim, saklandın kuytuda,

Sizin bağdan içtiklerim, her bağ bozumunda.


Yanakları kırmızıydı, parlardı gözleri,

Onda endam bir başkaydı, yakardı kalpleri,

Beni yaşatan aşkıydı, tatlıydı sözleri,

Kalkan kadehim onaydı, içerdim meyleri.


Sevincin var köpüklerde, dolarken kadehe,

Sen varsın her zerresinde, savrulan tanede,

Senin tadın var meylerde, canlandın mazide,

Eh demedin teklifime, bak kaldın evlerde.


Oysaki sevmiştin beni, gözlerden belliydi,

Ben anasının garibi, sen paralı biri,

Gurur engelledi seni, eller neler derdi!

Meyde buldum teselliyi, avuttum kendimi.


Saçlarını hatırlarım, üzüm salkımında,

Bir tanem hülyalardaydım, ben senin yanında,

Seni sarıyor kollarım, bir tek rüyalarda,

Seni koklar dudaklarım, içtiğim şarapta.


Bir tarih oldun eskidin, şaraplar gibisin,

Şarabın şişesi derin, kadeh ince belin,

Her yudum senin şerefin, senin serinliğin,

Sonra bedende ateşsin, gör beni neyledin!


Ahmet BOZTAŞ Salihli / Manisa

Senin Gibiler İçsinler
Seni gördüm kırmızı bir gömlekle,

Boğa burcu meyi andıran renkle,

Şarap içmiştin rakiptin bülbüle,

Seni sevmiştim bir güz mevsiminde.


Şarabı içtin buğulu gözlerin,

Bulutlara uçurur o sözlerin,

Beni mutlu eder senin dillerin,

Taparım o hallerine ben senin.


Adam gibi adamsın ey sevgili!

Zil zurna olsan bilirsin kendini,

Otur balkona yine iç meyini,

İşin zor senin unut dertlerini.


İçince çekilmez olur kimisi,

Ben görmedim senin o hallerini,

Sen adeta uysal kedi misali,

Senin gibiler içsinler meyleri.


Hatice BOZTAŞ Salihli / Manisa
Boş Kadehin Şiiri

Sen salkımların nazlı gelini

Verme rüzgârlara mis kokunu

Bir genç kızın şen şakrak sesi

Gel artık kadehime yalnız eyleme beni

Ya güneş batarken gir koynuma alıp şişeni

Ya da bir akşamüstü balkon sefasında buluşalım

Korkma zaman çok bende keyfim sen olunca

Gel artık gül kırmızım yalnız eyleme beni

Günler geçer sen gençleşirsin

Öyle yeni usul istemem

Geleceksen..

Eskisi gibi gelirsin..

İster bir dost alalım yanımıza

İstersen dertli bir gemi

Sakın dert etme sen

Kovarız Üzüm suyu diyenleri

Sen kaptan olursun

Bizde dümeni

Ama gel artık

Sahipsiz eyleme beni…

Ali İhsan UZUN

DÖNGÜ
Gün biter

Akşam alacası düşer de etrafa

Anıların alır götürür seni

Hüznün kucağına !

İçelim güzelleşelim...

Gece başlar

Beynini dişler de ulumalar

Bir yarı ölüm gibi uyku

Gelir çöker yanı başına !

İçelim güzelleşelim...

Şafak söker

Işıltısı yayılır da gün ışığının

Dalmışlıklarında seni bulan umutların

Bırakır seni bir başına !

İçelim güzelleşelim...

Gün başlar

Kımıl kımıl uyanır da evren

Gözlerinde geceden kalma mahmurluk

Gülümsersin acılarına !

İçelim güzelleşelim...



Betül YATAĞAN DENİZLİ

SEVGİ KATIN KADEHE
Sevda yüklü buluttan sağılır has şiirler

Dilden dile dolaşır şarap kokan şiirler...


Su akar,zaman akar,ömür akar,yol akar

Baharla uyanır toprak ab-ı hayat akar...


Çiçeğe bürünür de asma şenlenir bağlar

Salkım salkım üzümle dosta seslenir bağlar...


Mengenede sıkılıp şıra olur üzümler

Küplerde mayalanıp şarap olur üzümler...


Yaz bitimi gelir de şenlik yapar Bekilli

Has üzümden damıtıp şarap sunar Bekilli...


İnsan ömrü bir sudur akar gider meçhule

Kadehleri at yapıp gidelim bir meçhule...


Gençlik elden gidecek ne yapsak da nafile

İç şarabı keyfine bak gerisi hep nafile...


Gönlümüz olsa da harap mest eder bizi şarap

Cümle dertten ayıran bir hoş abdır bu şarap...


Acıları unutup zevk almaya bakalım

Yaşanacak günler var dinç kalmaya bakalım...


İşte geldik can dostlar şarap katın kadehe

Kardeşliğe ant olsun sevgi katın kadehe...


Sevdayı meze yapıp dosta sunduk şiirle

Sözlere simge katıp çare umduk şiirle...


Anlam bağından devşirip ördük bu şiiri

Şarap döküp üstüne güzelledik şiiri...


Başka söze ne hacet mest olalım bu gece

Şarap tadında şiirler söyleyelim bu gece...


Sevda yüklü buluttan sağılsın has şiirler

Dilden dile dolaşsın şarap kokan şiirler...



Kadir YATAĞAN DENİZLİ

TOPRAKTAN KADEHE-KADEHTEN TOPRAĞA
Toprakla yeşili karşıladım baharda;

Ürkek rüzgarda salınıyordu yeşil,

Güç veriyordu toprak damarlarına,

Yaşamak istiyordu, var oluşunu ispat için...


''Bir yağmur damlası ,süzülüyordu damarlarına

Süzülüyordu inceden inceye neşeli aydınlığına,''


Ve derken:

Bir cılız dal arasından gösterip güneşe bakan pembeliğini,

Renkleri kıskandırmak için kovalıyordu daldan dala gökkuşağını,

Üzümden başka bir şey değildi aslında, ama;

Yaşamdı, özgürlüktü,haykırıştı boş duran kadehlere inat kırmızısıyla...
Yapraklarında süzülen gerçekliğiydi toprağın tecrübesinin,

Siyah taneleri ise bahar serinliğinin...


Günler savruldu yaz rüzgarında,

Harmanlayıp benliğini tanelerinde,

Bambaşka bir ''ben'' oldu,işin özü kadehin sözü oldu,

Söyleyecek çok şeyi vardı elbet hepimiz gibi...


Birden döndü mevsimler kendi kaderine:

Kadehlerde pırıltı,dudaklarda bal oldu.

Gün geldi ; ıssız bir merdiven köşesinde ağlayan bir çift göz,

Gün geldi ; aydınlık masalarda bir çift söz,

Gün geldi ; sevinç pınarlarında öz oldu.

Gün geldi:İsyan oldu yaşama,

İsyan oldu toprağın derin uykusuna...
Gün geldi sustu, gün geldi dillendi,

Gün geldi özünü özledi;üzümü özledi.

Aktı mey pınarlarından başkaldırış vadisinin yataklarına...
Halit Ulusoy Bekilli / Denizli

YALAN HARAM
Ey cahil sen kendini Tanrı mı sandın,

Şarap yasaklanıken Allah'ın yanında mıydın?

Ne bilirsin şarabın haramlığını

Sen bu yalana nasıl inandın.

Cennete akarmış meyden ırmaklar,

Cennetine koyan şarabı neden yasaklar?

Kendi yaratmışken mayalı üzüm suyunu,

Bulsa tanrı bi küpte kendine saklar


Burak Albayrak Bursa

SELAM OLSUN ÖMER HAYYAMA

 

Sen kim bilir ne hallerdesin



Gurbet ellerde çalınır mı sazım

Bilirim için acır ciğerin sızımsızım

Yokluğunda kana kana içerim ben şarabı

 

Aşk sarhoşu yazı yazmaya benzer suya



Şarap dolu kadehim kızıyor bana güya

Ne kalem elimde düşüyor ansızın

İçim öyle hoş ki üşüyorum yalnızım

 

Selam olsun Ömer hayyama



Kadehi şerefine kaldırıyorum

Son bir dem geçiyor gönlümden

Şarabımı sevdana içiyorum

 

Dost sohbetlerine hasret kaldım



Susadım aşk sarabının seyrine daldım

Selam olsun ömer hayyama

Şarap dostları seni hatırlasın

 

Seyyah oldum dolaştım yurdumu



Sıla gurbet hasrete daldım

Yudum yudum içerken şarabı

Acı hasret bir yana ben bir yana daldım

ERGÜL YILMAZ Sincan Ankara

  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə