Meleğin Gör Dediği 6 Nisan 2007 B. E




Yüklə 35.17 Kb.
tarix23.04.2016
ölçüsü35.17 Kb.
Meleğin Gör Dediği 6 Nisan 2007

B.E: Merhaba, Meleğin Gör Dediği programına hoş geldiniz. Bu hafta yine çok değerli bir konuğumuz var, Serap Güre. Kendisi Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi hareketinden diyebiliriz herhalde, değil mi?
S.G: Evet, merhabalar.
B.E: Serap hanım, hoş geldiniz. Bu hafta biraz kadın emeğinin görünmezliğini konuşalım istiyoruz. Şöyle başlayalım, “kadın emeği feminist hareket içinde görünür kılındı” diyorsunuz, bu süreçten biraz bahseder misiniz? Kadın emeğini görünmez kılan neydi, bunun toplumsal mücadelesi nasıl oluştu?
S.G: Tarihsel olarak baktığımızda 19. yy.dan itibaren kadın hareketinin bu konuda çok fazla çalışmaları var ve sürekli olarak alınan yollar var ancak en yakın tarihte Lige Kadınlar Derneğinin örgütlü çalışmasından bahsetmek isterim. Onlar ciddi olarak iş yerlerindeki kadın hakları, kadınların sendikalaşması ve kreş hakkı üzerine ciddi mücadeleler vermiş büyük, ulusal çapta bir gruptu. Daha sonra 80li yıllardan itibaren kadın hareketinin kendini sorgulamaya başlamasıyla görünmez emek üzerinden konuşulmaya başlandı. Görünmez emekte de kadınların, bildiğimiz gibi kadınların evde ürettikleri ve sürekli kendini yenileyen bir emek vardır. Bunun hiç değeri yoktur, gerçek anlamda bir karşılığı yoktur olması gererken bir işmiş gibi algılanır.
B.E: Evde üretilen emek derken, kadınların ev içi bakım rolünden bahsediyoruz.
S.G: Ev içi bakım rolü yani hem yemek ve temizlik gibi işler hem çocuk bakımı, hasta bakımı, yaşlı bakımı gibi işler. Bütün bunlar ciddi emek isteyen, bilgi isteyen ve karşılığında finansal bir ederi de olan işlerdir aslında ama hiçbir şekilde söylenmez tabii. Uluslararası finans çevrelerinde aslında bunun da değeri konmuştur, bir karşılığı vardır. “Kadın emeği istatistik olarak şu kadar para ediyor” diye karşılığını söylemeye başladılar ama hala görünmeyen emek olarak devam ediyor. Onun dışında kadının bir de dışardaki hayatta, aile işlerinde, şirketlerinde çalışması ve bu çalışmasının görünmeyen emek olarak devam etmesi söz konusu.
L.Y: Kırsal alanda?
S.G: Sadece kırsal alanda değil aslında, şehirlerde de böyle, bir sürü şirkette kadınlar çalışır, eştir ya da ailenin kızıdır ama sadece çalışır. Onun ne bir maaşı vardır, ne de bir sigortası, sosyal güvencesi vardır aile ile ilişkisi bir şekilde bittiğinde de onca yıllık emeğinin hiç karşılığı yoktur, bu çok ağır bir şeydir. Tabii kırsal alanda daha da net bir şekilde bu böyle, orada da sanki tarım işi evin işlerinin devamıymış gibi algılanıyor.
B.E: Bu bir yandan da güvencesiz bir alan, değil mi? Hiçbir sosyal güvencesi yok.
S.G: Tabii yok ama bizim ülkemizde ailede bir erkek sosyal güvenceli bir işte çalışıyorsa kadın da babasına ya da kocasına bağlı olarak bir sosyal güvence sahibi oluyor. Tabii sosyal güvenlik kanunu değişti ve ne yazık ki bu baya bir azaldı.
L.Y: Peki, KEİG nasıl kuruldu? Kafalar nasıl bir araya geldi ve “bunu konuşuyor olmak lazım” dendi?
S.G: KEİG daha çok yeni, “henüz emekliyor” denebilecek dönemlerde. 2006 yılında bir araya geldik ve bu girişimi oluşturduk. Bunun öncesinde ben Kadınlarla Dayanışma Vakfı aktivistlerindenim ve ağırlıklı olarak 99 yılındaki Marmara depreminden sonra oluşmuş bir grubuz. Kocaeli bölgesindeki kadınları sosyal ve ekonomik güçlenmesi için çalışmalara ve orada kadınların kendi ayakları üzerinde kalabilmeleri ve nefes alabilmeleri için bir şekilde para kazanmaları gerektiğini kendileri net bir şekilde ifade etmeye başlamışlardı. Bazı çalışmalar kendi el becerileri ya da bildikleri ile neler yapılabilir diye gitti. Hatta atölyeler kurduk, gelir getirici ciddi kooperatifleşmeler oldu ama bunlar hep kısa erimli çalışmalardı. Ne yazık ki rekabet ortamında bu tip çalışmaların sürekliliği çok zor oluyor. Orada şunu fark ettik, kadınların girişimci olmalarından önce istihdam edilebilir olmaları gerekiyor, iş yerlerinde çalışabilir olmaları gerekiyor. Orada edindikleri iş tecrübesiyle, sosyal hayattaki tecrübe ile, kendi becerileri de buna elveriyor ise kendi işlerini kurabilirler. Ancak öncelikle bu bilgi ve finans birikimine ulaşmaları gerekiyor çünkü kadınların bir şekilde çok az mal varlıkları, paraları var.
B.E: Burada bir bölmek istiyorum. Söylediğin şey bizim bir ezberimizi bozuyor. Son dönemde bu mikrokredi projeleri ile çok popülerleşmeye başladı bu, toplum kadınları girişimci yaparak ve bunun çevresinde örgütlenmelerini sağlayarak kadınları gün içinde yoksulluktan kurtarabilirmişiz gibi bir yaklaşım içindeyiz. Sivil toplum da böyle yaklaşıyor, devlet de böyle yaklaşıyor ve aslında söylediğin şey bu ezberimizi bozuyor.
S.G: KEİGin de hemen kurulmasının ve bir araya gelmesinin nedenlerinden bir tanesi de bu. Son 3-4 yılda Türkiye'de, dünyadaki akımın bir devamı gibi, “mikrokredi ile kadınları girişimci yapalım, çok yaygın kesimleri, alt düzeydeki kadınları girişimci yapalım” gibi bir hareket başladı ve bu anlamda kredi dağıtan bazı kurumlar var. Son zamanlar da devletin de il özel idareleri yoluyla mikrokredi dağıtma gibi düşünceleri olduğunu bu tip programlar geliştirdiğini duyuyoruz. Ne yazık ki bunların sonucun “bu kadınlar işlerini ne kadar kurabiliyorlar, yoksa daha da borçlanmış işletmeler ve insanlar mı üretiyoruz?” sorusu çok önemli. Gerçekten bu tip kadınlarla karşılaşıyoruz ya da bu işletmeler bir şekilde aile işletmeleri oluyor, kadınların kendi işletmeleri olmuyor yani orada kadın çok da söz sahibi olmuyor. Parayı kocası ya da babası içi almış ve onun devamı gibi oluyor, bu kullanılıyor. Başka bir sorun, yoksulluğu bu şekilde ortadan kaldırmamız mümkün değil. Makroekonomik politikalar üzerinden kadınların da üretime girdiği, her türlü emeğinin gözetildiği, göründüğü ve kadının hem görünmeyen emeğine hem de bilgi ve becerisine değer verildiği sistemin oturması gerekiyor. Biz KEİGde bunu tartışmak için bir araya geldik ve ilk bir araya geldiğimizde aramızda yıllarca bu konuya kafa patlatmış, araştırma yapmış akademisyen, feminist kadın arkadaşlarımız vardı. Kadın örgütlerinden bu konuda çalışan arkadaşlar var. “Ne yapalım?” dediğimizde, Bir toplantı yapalım, bu güne kadar Türkiye'de ne yapılmış, onlara bakalım” dedik. Bu toplantı sonunda değerlendirmelerimizi bütün kamuoyuyla, kadınlarla paylaştık.
L.Y: “Türkiye'de ne yapılmış” dediğinizde, kadın istihdamına yönelik yapılan aktivist faaliyetlerden mi bahsediyoruz, araştırmalardan mı bahsediyoruz? Kadın istihdamı denince genel olarak baktığınız alana hane içi emek de dahil mi buna? Sadece endüstriyel emekten mi bahsediyoruz, yoksa kırsaldaki emeği de göz önüne alıyor musunuz? Sadece konuyu açmak için soruyorum. Nasıl bir soru bombardımanı, değil mi? Arka arkaya...
S.G: Aslında emeği özellikle istihdamın önüne koyduk, isminde de çok tartıştık, önce kadını emeği diyoruz ondan sonra istihdam. Bu anlamda her türlü emeği, incelenmesi, araştırılması ve uygulamalara bakılması yanı sıra da yasalar ne durumda... kadının yasalardaki durumu nedir? Ne tür hakları var? Kadını kullanan yasalar var mı? Öyle yasalar var ki “kadın doğurganlığından ötürü şu kadar zaman izinli sayılması gerekir” diyor ve ondan sonra da ücretsiz izin veriyor. Bunların hepsi uluslararası alanda tartışılan konular. Bizde ne durumda, bunu kadın mı kullanıyor yoksa erkek, pardon sistem mi kullanıyor, erkekler demeyelim...çünkü aslında sistem problemli. Bir şekilde kadının üzerine bütün bu bakım işlerini koyarak erkeği iş alanında tutuyor ve işsizliği bir şekilde görünmez kılıyor ya da azaltıyor. Gerçek işsizlik aslında şu ankinin iki misli diyebilmemiz gerekiyor, bence öyle.
L.Y: Kadının istihdama katılımı %28, son baktığımız rakamlarla, 2003 yılı galiba.

S.G: Evet ama bu daha da iniyor %24lere kadar da iniyor ama...
L.Y: Kırsalın çözülmesi ile ilişkili...
S.G: ...ev kadını denilen tipleme aslında işsiz kadınlardır. Çok kısa dönemlerde çalışıp bir şekilde çocuk bakması gerektiği için, evdeki hastaya bakması gerektiği için, bir şekilde erkekler izin vermediği için evine geri dönmüş, iş yerinde uğradığı cinsel tacizden dolayı o alanda daha fazla kalamayacağını, harcadığı emeğin tam karşılığını alamadığı için orada kalmasının problemli olduğunu.... ekonomik kriz yaşandığında “sen nasılsa aileye katkı sunuyorsun, esas para kazanması gereken aile reisleridir, erkeklerdir” denip de kadına “evinde otur, krizi atlattığımızda gelirsin” mantığı çok fazla ön planda.
B.E: Kadın emeği, özellikle ev içi kadın emeği en çok kriz ve afet dönemlerinde ortaya çıkıyor, değil mi?
S.G: Tabii ki çünkü afetlerde sosyal düzen... her şey bozuluyor, ekonomik düzen bozuluyor ve hayatı yeniden kurmak bir şekilde kadınların çok iyi bildiği bir şey olduğu ve ..ok pratik çözümler ürettikleri için aile geliri için çözümler üreten yine kadınlar oluyor. O güne kadar bir şekilde dışarıdaki hayata ve üretime katılmamış kadınlar bunun yönetimini bulmaya çalışıyor ve kadınlar bu dönemlerde çok fazla iş hayatına katılırlar. Savaşlarda bile böyledir, savaş zamanında da çalışanlar kadınlardır.
L.Y: Erkek iş gücü alandan çekilir çünkü.
S.G: Ama nedense normal hayata geçildiğinde kadınlar yine evlerine gönderilir ve erkekler iş alanlarına sürülür. Halbuki kadınların ve erkeklerin aynı şekilde iş hayatına devam edebilmeleri lazım ya da evdeki işlerin ortak yapılabilmesi gerekir ki ortak paylaşımlar olsun.
B.E: Ev içi bakımı biraz daha konuşalım istiyorum ama isterseniz bir ara verelim. Ne dinliyoruz Laden?
L.Y: Nina Simone dinleyelim dedik, hazır güneyden, kadın, feminist, aktivist...
B.E: Sierra Ferrera'nın bir makalesi vardır, “super women”, süper kadınlar diye. Akdeniz kadınlarının bütün ailenin yükünü üstlenmesi, bir yandan da yavaş yavaş emek piyasasına girmesini çok güzel anlatır.
L.Y: Ferrera da Avrupa'nın güneyinden bahsediyor, Nina Simone de Afro-Amerikalı olmak, Virginia civarından gelme -Virginia mı, çok iyi hatırlamıyorum, bakmak lazım aslında- kadın olmak nasıl bir şey diye “I love you porgy” diye bir şarkısı var, keyifle dinleyelim.
-müzik arası-
L.Y: Merhabalar, 94.9 Açık Radyodasınız. Başak Ekim ve Laden Yurttagüler'le beraber Meleğin Gör Dediği programında... harika bir konuğumuz var, Serap Güre. Serap, tekrar merhaba de, sesini duysunlar.
S.G: Çok harikasınız, harika deyip duruyorsunuz, çok teşekkür ediyorum.
L.Y: KEİGi konuşuyorduk ve Serap bize KEİGin son yaptığı toplantıdan bahsediyordu.
S.G: KEİG nisan ayında ilk toplandığında ve bir konferans yapalım dediğimizde “birisi bu işi üstlensin” denildi ve ben üstlendim. Türkiye çapında herkesin bir araya gelmesi ve konunu makro politikalara taşınması konusunda beraber ciddi çalışmalar yürütülmesi gerektiğini düşünüyordum. Bir yandan da Şemsi Havzer'le, İpek Kıracın'la, Yıldız Ecevit ile,öbür tarafta Aysun Sayın'la bir sürü arkadaşla yıllardır bunları konuşuyorduk ve sonunda “tamam biz bu işi yapalım” dedik. Aramıza bir kısım daha arkadaş çağırdık ve toplantıda da konferans çıktı, biz de hazırlıklarına başladık. Kadın gruplarında, kadın toplantılarında bunu anlatmaya başladığımda herkes çok heyecanlandı ve 24 Şubattaki bir günlük toplantımızda neredeyse 200 kadar kadın bir aradaydık, aramızda birkaç tane erkek de vardı. Bunlar daha çok diğer sivil toplum örgütlerinin be devletin temsilcileri idi. Çok geniş katılımlı, sendikacıların, meslek örgütlerinden temsilcilerin olduğu, akademisyenlerin, kadın örgütlerinin katıldığı bir toplantı oldu. Bu toplantıda Adana'dan, Trabzon'dan, Samsun'dan, Sinop'tan, güneyden, batıdan her yerden katılımcılar vardı. Toplantı sonucunda şu çıktı: aslında bu oluşumu bir platforma dönüştürmek istiyorduk, bunu tartıştık yaklaşık %80 oranında evet dendi. Bir platform çağrısı yaptık ve yavaş yavaş -15 Nisanda platformun üyeleri netleşmiş olacak- kurumsal anlamda gelmeye başlıyorlar. Biz kişisel değil de grupların, inisiyatiflerin üye olduğu, kadın bakış açısına sahip, kadın emeği ve istihdamı konusunda bir şeyler yağmış ya da yapmak isteyen, politikaları değiştirmek isteyen, uygulamaların da bir şekilde içinde olmuş grupların olmasını istiyoruz ama farklılıkların bir arada olmasını da istiyoruz. Bir yandan girişimciler olurken, diğer yandan sendikalı kadınlar olsun, işçi temsilcileri olsun, meslek örgütleri temsilcileri olsun, mühendisler, mimarlar olsun, hemşireler olsun, aktivist kadın örgütleri olsun diyoruz. Ancak bu şekilde bu sorunu gerçek anlamda inceleyip çözümler üretebileceğimiz düşünüyoruz. Tekrar tekrar görüşmeler yapıyoruz, herkes son hazırlıklarını yapıyor ve gerçekten de sendikalardan, meslek örgütlerinden, kadın örgütlerinden oluşan bir platform olacak, ben de çok heyecanlıyım.
B.E: Bu platformu farklı kılacak olan da o, daha geniş katılımlı bir platformdan bahsediyoruz.
S.G: Kesinlikle öyle olacak. Platform içinde bazı çalışma grupları oluşturacağız, tarım, bakım hizmetleri, yasalardaki durumlar nedir, bugüne kadar ne tip araştırmalar yapıldı, bunların feminist bakış açısıyla irdelenmesi... kadınların sözüyle, kendi yorumlarıyla sonuçların çıkması ve çalışmaların onun üzerinden devam etmesi... bir şekilde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Sanayi Bakanlığının, Devlet Planlama Teşkilatının ya da İŞKUR'un bu konuda yapması gereken şeyleri onlarla konuşmak ve yaptırmaya yönelik baskı oluşturmak da bir ikinci işimiz.
L.Y: Son 1,5 dakika, o yüzden hızlıca sorayım. Savunuculuk faaliyeti düşünüyor musunuz? Mesela kanunların değiştirilmesine yönelik bir şeyler tartışıldı mı?
S.G: Kesinlikle düşünüyoruz. Yasalarda çok problemli konular var ve çalışma gruplarında bunların değiştirilmesi konusunda sonuca yönelik “Şurası sorunludur, burada kadının hakkı erkeklerle aynı düzeyde değildir, değiştirilmesi gerekir, hatta pozitif ayrımcılık yapılması gerekir” gibi baskı grupları oluşturmak gibi dertlerimiz var.
L.Y: Bir şey daha, bu platform herkese, her örgütlenmeye açık mı?
S.G: Platform bir kere kadın gruplarına açık, karma gruplara açık değil.
L.Y: Tam bu yüzden sordum, mesela insan haklar çalışan...
S.G: Mesela sendikalar karma gruplar ama sendikaların içinde kadın grupları var, kadın komisyonları var, onlar bu platforma üye olabilecekler. Karma sivil toplum kuruluşları içinde kadın çalışması yürüten bir grup varsa o da üye olabilecek, meslek örgütleri de aynı durumda, birlikler de aynı durumda. O anlamda emek ve istihdam deyince herkesi de kapsaması için böyle bir şey yaptık. Eğer karma gruplar içinde kadın grupları varsa, onlar bu konu ile de ilgileniyorsa, kadın bakış açısına sahiplerse, buyursunlar, gelsinler.
B.E: Kadın bakış açısı getirmek aslında öenmli, değil mi? Refah devletine de en temel eleştirel yaklaşımlar hep kadın hareketinin içinden gelmiştir. Türkiye'de de sosyal devleti çok yoğun bir şekilde tartıştığımız bir dönemde, mecliste bu kadar reform tasarıları beklerken kadın bakış açısını getirmenin tam da zamanı aslında, özellikle sosyal alanda. O yüzden KEİGin bu yaklaşımı son derece önemli.
S.G: Kadınların sesi ve sözü olacaksak kesinlikle kadın bakış açısından bakmamız gerekiyor. Var olan sistem içinde ciddi problemler var ve üretilen önerilere baktığımızda “kadınlar eğitilsin” deniyor oysa zaten eğitimli kadınlar var. Eğitimsiz kadınlar da var, çeşitli düzeylerde olabilir ama kadının iş sahibi olabilmesi, para kazanabilmesi ya da hayatını sürdürebilmesi için erkeğin iki katı eğitimli olması gerekmiyor. Sonuçta eğitimsiz erkekler de iş bulabiliyorlar, onlara iş verilebiliyorsa neden kadınlara verilmesin? Herkes bilgisine, becerisine ve yapabildiklerine göre emeğinin karşılığını alabilmeli. Bu evdeki emek de olabilir, dışardaki emek de olabilir, hiç fark etmez. Herkes eşit düzeyde yaptığı şeyin karşılığını almalı.
L.Y: Peki size nereden ulaşabiliyorlar? Onu da söyle çünkü yavaş yavaş kapatmamız lazım.
S.G: Tabii, öncelikle kendi e-posta adresimi vereyim -bunları Türkçe söylemeye çalışıyoruz- gseraptr@yahoo.com, telefonum 212 251 58 50, KADAVın telefonlarından ulaşabilirler, bu telefon KADAVın telefonudur. Bunun dışında KEİG için bir web sitesi hazırlıyoruz, bir ay içinde toparlanacak, o zaman çok daha rahat ulaşabilirler.
B.E: Peki Serap, katıldığın için çok teşekkürler.
S.G: Ben teşekkür ederim, beni çağırdığınız için.
B.E: Bugün programımızı kapatıyoruz, iyi hafta sonları.
L.Y: İyi hafta sonları.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə