Kusurluluk tipe uygun ve hukuka aykırı hareketin yapılmış olması failin sorumluluğu için yeterli değildir. Failin söz konusu hareketi kusurlu bir şekilde geröekleştirmesi de gereklidir. Buna “kusurluluk”, “subjektif unsur”




Yüklə 0.53 Mb.
səhifə1/10
tarix27.04.2016
ölçüsü0.53 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

BORA KARAMAN BK-LAW2032

KUSURLULUK
Tipe uygun ve hukuka aykırı hareketin yapılmış olması failin sorumluluğu için yeterli değildir. Failin söz konusu hareketi kusurlu bir şekilde geröekleştirmesi de gereklidir. Buna “kusurluluk”, “subjektif unsur”, “manevi unsur” gibi isimler verilir. Kusurluluk, kusur yeteneği ve kusur olmak üzere ikiye ayrılarak incelenir.
I. KUSUR YETENEĞİ
Failin kusurluluğundan söz edebilmek için, onun kusur yeteneğinin olması, yani kusurlu hareket etmeye ehil olması önşarttır. Bu fiil ile ilgili değil, failin kişisel niteliği ile ilgilidir. Dolayısıyla kusur yeteneğine sahip olmayan bir kişinin kusurlu hareketinden söz edilemez.
Doktrinde genel olarak, kusur yeteneği yani isnat edilebilirlik, kusurluluğun bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Genel olarak kusur yeteneği; yanlış ile doğruyu, haklı ile haksızı ayırma ve buna göre hareket edebilme yeteneğidir. TCK m. 31 ve 32'den yola çıkarak kusur yeteneği “işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve buna göre davranışlarını yönlendirme yeteneği olarak tanımlanabilir.
TCK'da akıl hastalarının, küçüklerin, sağır-dilsizlerin ve arızi bir nedenin etkisinde bulunanların kusur yeteneğine ya hiç sahip olmadıkları ya da bazen kusur yeteneklerinin azaldığı kabul edilmiştir.
Kusur Yeteneğinin Aranacağı Zaman (ALİC KURALI)
TCK'da kusur yeteneğinin aranacağı zaman, “fiilin işlendiği zaman” olarak belirtilmiştir. Yani hareketin yapıldığı sırada eğer kişi yaptığı fiilin anlam ve sonuçlarını kavrayacak ve buna göre davranışlarını yönlendirecek yeteneğe sahip değilse bu durum dikkate alınır.
ALİC kuralı gereği; fail suçun işlenmesi sırasında bilerek kendini kusur yeteneğinden yoksun hale getirirse, suçun işlendiği zamana değil, failin kendini kusur yeteneğinden yoksun hale getirdiği zamana bakılır. Hareket ve neticenin farklı zamanda gerçekleştiği durumlarda ise, kusur yeteneği hareketin yapıldığı sırada mevcut olmalıdır. Hareket sonrası ortaya çıkan durumlar ceza sorumluluğu açısından önem taşımaz.
Failin kusur yeteneğinden yoksun hale gelmesi, kendisi veya 3. kişinin davranışı sonucu olabilir. Fail içerek sarhoş olabilir veya failin istemi üzerine başkası faili hipnoz etmiş olabilir. Ayrıca kastlı ve taksirli ALİC durumları vardır. Kastlı ALİC durumunda fail kastlı olarak kusur yeteneğinden yoksun olurken kastlı bir suç işler. Taksirli ALİC durumunda ise fail kasten veya taksirle kusur yeteneğini ortadan kaldırıp taksirli bir suç işler. Yani ALİC uygulanırken, fail fiildeki kusurluluk şekline göre, nasıl bir suç işlemişse, kusur yeteneğinden yoksun hale getiren şekle bakılmaksızın sorumlu olur. İçki içip silahla adam öldüren kastlı, içki içip bebeğini yere düşüren anne ise taksirli suç işlemiş olur.
1. Kusur Yeteneğini Etkileyen Haller
Bunlar yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır-dilsizlik, arızi neden, istemeyerek sarhoşluk ve uyuşturucu madde etkisi olarak TCK'da düzenlenmiş bulunmaktadır.

a. Yaş Küçüklüğü
Yaşı 18'den küçük olan herkes çocuk olarak kabul edilir ve çocukların duygusal, zihinsel ve entelektüel olgunlukları bakımından kusur yetenekleri erginlere göre zayıftır. Yaşı 18'den küçük olanların ceza sorumluluğu 3 döneme ayrılarak incelenir.
Birinci Dönem: TCK 31/1'e göre “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.” Bu güvenlik tedbirleri; çocuğun korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konusundaki tedbirlerdir.
İkinci Dönem: TCK 31/2'ye göre bu dönemdeki çocuklar temyiz gücüne, yani farik ve mümeyyiz olup olmamalarına göre ikiye ayrılarak incelenir. “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiili algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz.”
Üçüncü Dönem: 15 yaşın doldurulmasından 18 yaşın tamamlanmasına kadar olan dönemde çocukların temyiz gücünün olup olmadığını yaş nedeniyle araştırmaya gerek yoktur. Bunların cezai sorumlulukları vardır ancak tam olgunluğa ulaşmadıkları için cezalarında indirim öngörülmektedir. TCK 31/3 uyarınca “Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.”
b. Akıl Hastalığı
TCK 32/1'de tam akıl hastalığı düzenlenmiştir. Buna göre tam akıl hastalığı, fiilin işlendiği anda anlayabilme ve isteyebilme yeteneğini tamamen ortadan kaldıran akıl hastalığıdır. TCK 31/2'de ise kısmi akıl hastalığı düzenlenmiştir. Buna göre kısmi akıl hastalığı; fiilin işlendiği anda anlayabilme ve isteyebilme yeteneğinin önemli ölçüde azalmasına neden olan akıl hastalığıdır. Akıl hastası olmasına rağmen, bu durum fiilin işlendiği anda anlama ve isteme kabiliyetini hiç etkilemiyorsa, elbette ki failin ceza sorumluluğu devam edecektir.
Tam akıl hastalarına yönelik ceza değil güvenlik tedbiri uygulanır. TCK 57'ye göre “Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.” TCK 57/2'de tedavi kurumunda bulunmanın 765 s. TCK'daki gibi “şifaya kadar” değil; “tehlikeliliğin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının” belirlenmesine kadar devam edeceğinin belirtilmesi yerindedir. Keza, akıl hastalıklarının çoğunun tamamen iyileştirilmesi mümkün değildir.
Uyurgezerlik: akıl hastalığı kapsamına sokulmaktadır. Fakat uyurgezer olduklarını bildikleri halde gerekli tedbiri almayarak suç işleyenlerin taksirli sorumluluğu kabul edilmektedir.
Hipnotizma: Fail eğer kusuru olmadan hipnotize edilip suç işletilirse sorumlu olmaz, ancak hipnotize eden kişi iştirak kuralları çerçevesince sorumlu tutulur. Fail, suç işlemek maksadıyla hipnotizma altına girerek suç işlerse ALİC kuralı gereği sorumlu olur. Bir ihtimal de kişinin gönüllü hipnoz edilmesi sonucunda tedbirsiz davranması sonucu etkisinden kurtulmayıp örneğin araç kullanıp yayaya çarparsa taksir kuralları gereğince sorumlu olur.
Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığı: Alkol ve uyuşturucu bağımlılığının akıl hastalığı kapsamına girebilmesi için, onun iptila, tani kronik zehirlenme derecesine varması gerekir. İtiyadi kullanma durumundan farklı olarak kronik zehirlenme durumunda, kişi alkol ve uyuşturucu olmadığı zaman krize girer. TCK 57/7'ye göre “Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.”
Kısmi Akıl Hastalığı
TCK 32/2'ye göre “Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” Bu hükmün uygulanabilmesi için akıl hastalığının kusur yeteneğini önemli derecede etkilemesi gerekir.
c. Sağır-Dilsizlik
Sağır-dilsizlerin duyma ve konuşma yetileri olmadığı için diğer insanlara göre daha geç olgunlaştıkları kabul edilmektedir. TCK 33 uyarınca “Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.”
d. Geçici (Arızi) Nedenler
TCK 34/1'e göre “Geçici bir nedenle..., işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.” Geçici nedenler, kusur yeteneğini kaldıran veya azaltan, fakat tıbbi olarak akıl hastalığı kabul edilmeyen durumlardır. Örneğin; cinnet, uyku, ateşli hastalık, yığın psikolojisi gibi. Arızi nedenden dolayı kusur yeteneği kalkmış halde suç işleyen kimseye ceza verilemediği gibi, tedbir uygulanması için akıl hastanesine de kapatılamaz. Bu hükmün uygulanabilmesi için arızi nedenin meydana gelmesinde failin hiçbir kusurunun bulunmaması gerekir.
e. İstemeyerek Sarhoşluk ve Uyuşturucu Madde Etkisi
Bir kişi şaka ile sarhoş yapılmış, mücbir sebeple sarhoş olmuş (diş ağrısına rakılı pamuk), zorla içki içirilerek sarhoş edilmiş veya tesadüfen (içki farbikasında kokudan) sarhoş olmuş olabilir. Bu durumların kusur yeteneğine etkisinin kabulü için, failin istemeyerek sarhoş olmada taksir derecesinde dahi kusuru olmamalıdır.
TCK 34/1'e göre “irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.”
İsteyerek sarhoşlukta ise; taksirle, kasten ya da tasarlayarak olması fark etmeksizin failin isnat yeteneği tam olarak vardır. TCK 32/2 uyarınca “İradî olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” Yani fail, yaptığı hareketten, hareketin yapılış şeklindeki kusuruna göre sorumludur.
II. KUSUR
1) Teoriler
Psikolojik Teori: Psikolojik görüşe göre failin kusurlu olarak kabul edilmesi için, failin hareketi ve bunun sonucunu istemesi gerekir. Ancak bu teoriye göre kusur fail ile fiil arası psikolojik ilişki şeklinde anlaşıldığından; taksirin açıklanması yönünden yetersizdir. Çünkü taksirde failin neticeyi istemesi söz konusu değildir.
Normatif Teori: Bu teoriye göre fail, kanuna uyacak nitelikte olmasına rağmen kanuna aykırı hareket etmiştir. Buna göre kusurluluk, failin hukuk kurallarına uymama yönündeki kusurlu iradesi nedeniyle ortaya çıkar. Kast halinde fail bile bile hukukun emrine karşı gelirken, taksir durumunda ise fail toplum yaşamının gereklerine karşı dikkatsiz davranması, öngörülebilecek neticeyi öngörmemesi nedeniyle kınanır.
2) Kusur Çeşitleri
KAST
TCK 21/1'e göre “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” Kastı şu şekilde tanımlamak mümkündür: Kast, öngörülen ve suç olan bir fiili gerçekleştirmeye yönelen iradedir; yani suç tipindeki unsurların bilinmesi ve istenmesidir. Kastın kanuni tanımından iki unsur ortaya çıkmaktadır: 1) Düşünme ve Öngörme (Bilme), 2) İrade (İsteme)
a. Kastın Hukuki Esası
Tasavvur Teorisi: Tasavvur teorisine göre, neticenin tasavvur edilmiş olması kast için yeterlidir; neticenin istenmiş olması şart değildir. Bu teori kastın kapsamını genişlettiği ve onu taksir ile karıştırması sonucunu doğurması nedeniyle eleştirilmiştir.
İrade Teorisi: İrade teorisine göre kasttan söz edilebilmesi için tasavvur yeterli olmayıp, failin neticeyi istemesi de gereklidir.
Baskın Görüş: Tasavvur teorisini savunan Frank, sonraları kastı; failin suç unsurlarını ve neticeyi öngördüğü halde, bu öngörme ile birlikte hareket etmiş olması şeklinde açıklar. Yani kastı “öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen irade” olarak tanımlar.
b. Kastın Unsurları
i. Düşünme ve Öngörme (Bilme)
Düşünme ve öngörme, failin tipe uygun hareketi önceden düşünmesi ve zihninde canlandırmasıdır. Canlandırmada o suçun kurucu unsuruna ilişkin tüm hususlar bulunmalıdır. Kurucu unsur içine önce hareket ve netice girer. Taksirde fail neticeyi düşünüp öngörmez. Taksirin kasttan ayrılan en önemli yanı budur.
ii. İrade Unsuru (İsteme)
Fail öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istiyorsa bu unsur vardır demektir. Bunlar kastın varlığı için yeterlidir.
Failin hareketinden istediği maksadın dışında ikinci derecede neticelerin de doğması halinde, bunların irade unsuruna girip girmediği hususu önem kazanır. Maksat dışındaki ilinci derecedeki neticelerin birbiri ardına gerçekleşmesi ya da biri yerine diğerinin gerçekleşmesi yönünden fail tarafından ayrım yapılmamışsa, irade neticelerin hepsini kapsadığından, fail bu neticelerden de sorumlu olacaktır. Bunlara birbirini izleyen kast ya da seçimlik kast denir.
Maksat Dışında Kalan Neticelerden

/ \


/ \

Birinin İstenmesi Hiçbirinin İstenmemesi



/ \

/ \


Zorunluluk İhtimal Bağı
Birinin İstenmesi
Zorunluluk durumunda, düşünülüp öngörülen birden fazla neticeden sadece birinin istenmesi halinde; maksat dışındaki ikinci dereceden neticeler, maksadı oluşturan asıl nedenin gerçekleşmesi bakımından zorunlu niteliktedirler. Bu durumda failin bu neticeleri de öngördüğü ve istediği kabul edilir. Örneğin fail karısını öldürmek istiyor ve bindiği uçağa bomba koyuyor; burada fail, uçakta bulunan diğer yolcuların da olebileceğini bilmekte ve istemektedir. Yani diğer yolcuların ölümünden de kastıyla sorumlu olacaktır.
İhtimal bağıyla bağlı olan durumda; düşünülüp öngörülen birden fazla neticeden sadece birinin istenmesi söz konusu olmakla birlikte, bu ikinci derece neticeler, maksada zorunluluk değil ihtimal bağıyla bağlıdır. Her ne kadar burada açık bir isteme yoksa, istememe de yoktur. Bu neticelerden de fail sorumlu tutulacaktır. Buna dolayısıyla kast ya da olası kast denilir. Bu durum TCK 21/2'de “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır.” şeklinde düzenlenmişte ve cezada indirim öngörülmektedir.
Olası kastta, “belirli olmayan kast netice ile oluşur” kuralı gereğince; fail ikinci derecede neticelerin gerçekleşmesi ile sorumlu olacaktır. O halde kasten işlenebilen bir suç, kural olarak kastla işlenebildiği gibi; olası kastla da işlenebilir. Ancak suçun kanuni tanımında “bilerek”, “bildiği halde”, “bilmesine rağmen” gibi ibareler varsa bu suçlar ancak doğrudan kastla işlenebilir. Bunun dışında suçun kanuni tanımında fiilin belirli bir amaç veya saikle işlenmesinin arandığı hallerde de olası kasttan söz edilemez. Örn: hırsızlık suçu.
Hiçbirinin İstenmediği Durumda
Buna Giyom Tell örneğini verebiliriz. Giyom Tell oğlunun kafasındaki elmayı okla vurmak zorunda kalınca, okun oğlunun gözüne ya da başka bir yerine gelebileceğini öngörmekle birlikte, bunu kesinlikle istemez. Burada bilinçli taksirden söz edilir. TCK 22/3'e göre “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır, bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.”
Olası kast ile bilinçli taksir ayrımında en önemli nokta, failin gerçekleşen neticeyi isteyip istememesidir. Olası kastta fail neticeyi öngörmekle birlikte buna kayıtsız kalarak adeta neticeyi kabullenir. Bilinçli taksirde ise, fail yaptığı hareketin sonunda o neticenin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bunu istemediği gibi, hatta bu neticenin gerçekleşmemesi için gayret gösterir.
c. Kast ile Saik ve Kastın Yoğunluğu
i. Kast ile Saik
Saik, failin harekete geçmesine yol açan nedendir. Maksat ise gerçekleşmesini istediği kanuni tipte yer alan neticedir. Örneğin; banka soyan kişinin saiki zengin olmak dürtüsü iken, maksadı bankadaki paraları almaktır.
Saik suçun unsuru olarak düzenlenmemiş olsa da hakim saiki cezanın hesaplanmasında göz önünde tutar. Bazı durumlarda kanınkoyucu saiki; suçun unsuru veya ağırlaştırıcı neden olarak düzenlemiş olabilir. Suçun unsuru olarak saike yer verilmesi, failin belirli bir saikle hareket etmesinin o suçun benzeri suçlardan ayırt edilmesi yönünden önemlidir. Failin kastının söz konusu saikin etkisi altında oluşması durumunda “özel kast” vardır. Örneğin başkasının malını menfaat elde etmek için alan hırsızlık suçunu işlemiş olurken; kırmak veya tahrip etmek için alan, mala zarar verme suçunu işlemiş olur. Kanun, saike ağırlaştırıcı neden olarak da yer vermiş olabilir. Örneğin kasten adam öldürme suçunun kan gütme ya da töre saikiyle işlenmesi ağırlaştırıcı nedendir.
ii. Kastın Yoğunluğu (Tasarlama)
Kastın yoğun şekli olarak ifade edilen tasarlama (taammüd), TCK genel kısmında düzenlenmemiş olmakla birlikte TCK 82/1'de kasten adam öldürmenin “tasarlayarak” işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir.

Tasarlamanın hukuki esası bakımından teoriler önemlidir. Çünkü bu teorilerden birinin kabulü, haksız tahrikle taammüdün bir arada bulunup bulunmaması açısından önemlidir.


Soğukkanlılık Teorisi: Psikolojik görüş de denilen bu teori tasarlamayı, failin psikolojik dünyasında suçu soğukkanlı bir şekilde gerçekleştirmesine dayandırır. Bu teoriye göre tasarlamanın kabulü için iki unsur vardır. İlk olarak suç işleme kararı ile suçun icrası arasında belirli bir zaman aralığının varlığı, ikinci olarak da failin soğukkanlılıkla hareket etmesi.
Manzini bu görüşü, soğukkanlılık ceza hukukuna yabancı olan bir psikopatlık olayından başka bir şeyin belirtisi değildir diyerek eleştirmiştir. Kaldı ki, bir kimsenin yapacağı hareket hakkında düşünerek hazırlık yapması için öfkeden uzak, tam bir soğukkanlılıkla hareket etmesi hem gerekli değildir, hem de gerçeklere aykırıdır.
Plan Kurma Teorisi: Bu görüşün esası, failin suç işleme kararını vermesi ile harekete geçmesi arasında geçen sürece, suçu nasıl işleyeceğine dair plan yapmasına dayanır. Bu plana failin suçu işleyeceği yer, zaman ve işleniş şekli gibi hususlar girer.
Bu teori, araçların hazırlanması ve suç yerinin, zamanının belirlenmesinin şart koşulduğu takdirde tasarlamanın uygulanmasını imkansız kıldığı için eleştirilmiştir. Bu nedenle plan kurma teorisini; suçun nasıl işleneceğine dair ana hatlarıyla plan yapılması şeklinde anlamak gerekir.
Teemmül Teorisi: Teemmül teorisine göre tasarlama, suç işleme kararından sonra failin icra hareketlerine başlayana kadar, yapacağı hareketlerin kötülüğünü idrak edip bundan vazgeçmesi mümkün olduğu halde bunu yapmayıp suçu işlemiş olmasıdır. Bu, failin ahlaken ve ruhen düşük niteliklere sahip olduğunu gösterir.
Her üç teoride ortak bir yan bulunduğu açıktır. Yargıtay da kararlarını her üç görüşe de dayandırır. Ancak soğukkanlılık teorisinin kabulü halinde haksız tahrik uygulanamayacaktır. Plan kurma ve teemmül teorilerinin kabulü halinde ise uygulanabilir. Doktrindeki baskın görüş de tasarlama ve haksız tahrikin bir arada bulunabileceğini savunmaktadır.
d. Suçun Çeşitli Aşamalarında Kastın Durumu ve Aranacağı Zaman
i. Başlangıçta Kast
Fail suç yoluna başlarken o suçu işleme kastı içinde olmalıdır. Bu kast suçu aşama aşama izlemeli ve neticenin gerçekleimesini de içermelidir. Fail başlangıçta kastı varsa, daha sonra neticenin gerçekleşmesine engel olmak istemesine rağmen, başlangıçtaki kastı ile yaptığı hareketlerden sorumlu olur.
ii. Eklenen Kast
Eklenen kastla ilgili değişik ihtimaller söz konusu olabilir.
1 – Fail harekete iyiniyetle başlamış ve kastı sonradan ortaya çıkmıştır. Böyle durumlarda ancak kastın eklendiği andan sonra işlenen hareketler suç teşkil etmeleri halinde cezalandırılır. Örneğin A arkadaşını davet eder ve sonra tartışırşar. A arkadaşını evden kovmasına rağmen arkadaşı “istersen polis çağır, gitmiyorum” der. Başta iyiniyetli davranış olmasına rağmen sonradan eklenen kast konut dokunulmazlığını ihlal suçunu doğurmaktadır.

2 – Fail taksirli bir davranış içinde iken, sonradan kastı ortaya çıkabilir. Burada baştaki taksir kasta dönüşmez, fakat kastın eklenmesinden sonra yapılan hareketler suç oluşturuyorsa fail bu hareketlerindeki kastından sorumlu olur. Örneğin taksirle yayaya çarpan sürücü, onu yaralı olarak terk ederse eklenen kast olmuş olur ve fail yaralı yayanın ölümünden sorumlu olur.
3 – Fail belirli bir kast ile suçu işlemeye başlamış fakat sonra daha ağır kastı ortaya çıkmış olabilir. Örneğin A, B'yi dövmeye başlıyor. B'nin küfretmesi üzerine onu silahla öldürürse sonradan adam öldürme kastı eklenmiş olur.
4 – Eklenen kastla işlenen suç, eğer baştaki kastedilen suçtan daha hafifse, fail ancak bu daha hafif neticeden sorumlu olur. Örneğin fail cebir ve şiddet kullanarak evdeki malları alacakken evi boş bulup malları alırsa yağmadan değil hırsızlıktan sorumlu olur.
iii. Sonradan Oluşan Kast
Bu durum suçun tamamlanmasından sonra suçtan memnun olmak şeklinde ortaya çıkar. TCK 215'e göre işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı birini alenen öven kimse cezalandırılır.
e. Kastın Çeşitleri
i. Ani Kast – Düşünce Kastı
Failin ani bir kararla suçu işlemesi durumunda ani kast vardır. Düşünce kastında ise suç kararının verilmesiyle suçun işlenmesi arasında belli bir sürenin geçmesi gerekir. Bu ayrımın önemi tasarlama yönündedir. Kastın yoğun şekli olan tasarlama, düşünce kastı durumunda söz konusu olur.
ii. Genel Kast – Özel Kast
Genel kast, kanunun sadece maddi fiilin bilinçli ve iradi olmasını yeterli saydığı; suçun varlığı için faili harekete geçiren amacın önem taşımadığı hallerde sözkonusu olur. Özel kast ise; kanunun suç sunsuru veya ağırlaştırıcı neden olarak kabul ettiği durumlarda failin belirli bir saikle hareket etmesinin arandığı durumlarda söz konusu olur. Bu hallerde failin amacı tipik maddi fiile değil, kusur unsuruna dahil olduğundan neticenin gerçekleşmesi şart değildir.
iii. Doğrudan Kast – Dolaylı veya Olası Kast
Bir neticenin nedenini gerçekleştiren kimse, bu neticeye eklenen öngördüğü diğer zorunlu sonuçları da istemiş olur. Burada failin asıl gerçekleştirmek istenen neticesi istediği sınırlar içinde kalmışsa burada doğrudan kast vardır. Buna karşılık, fail tarafından muhtemel, hatta sadece mümkün olarak öngörülen diğer sonuçlar bakımından kastına dolaylı ya da olası kast adı verilir. TCK 21/2'ye göre olası kast “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” olarak tanımlanmış ve hafifletici neden olarak sayılmıştır.
iv. Zarar Kastı – Tehlike Kastı
Kastın zararlı neticeyi kapsamına alması durumunda zarar kastından, sadece tehlikeye yönelik olması durumunda ise tehlike kastından söz edilir. Fail korunan hak ve menfaatin zarara uğramasını istemişse zarar kastı; tehlikeye uğramasını istemişse tehlike kastı vardır. Bu ayrım daha çok zarar suçu – tehlike suçu ayrımıyla ilgilidir.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə