Küresel finans piyasaları, artık başına buyruk hareket edemeyecek




Yüklə 18.97 Kb.
tarix29.04.2016
ölçüsü18.97 Kb.

Seyfettin Gürsel

Küresel finans piyasaları, artık başına buyruk hareket edemeyecek

12.09.2009 | Seyfettin Gürsel |

Londra'da toplanan G-20 maliye bakanları küresel dengesizlikleri, karaparanın önüne geçilmesini ve finans sisteminin 'zapturapt' altına alınmasını tartışırken İsviçre'nin Basel kentinde 27 ülkenin merkez bankalarının başkanları da yeni finans düzenini tartıştı.

 Küresel kriz sadece kapitalist Batı dünyasına değil tüm ülkelere soğuk terler döktürdü. ABD finans sistemi çöküşün eşiğinden döndü. Çökseydi ardından dünya finans sistemini de götürecekti. Sistem büyük ölçüde FED'in, kısmen de Avrupa Merkez Bankası'nın muazzam miktarda desteğiyle ayakta kalabildi. Ancak sorunlar bitmiş değil. İyileşme zaman alacak, nihai faturanın ne çıkacağı da belli değil.

Batı finans sisteminin vergi mükelleflerinin parasıyla kurtarılması kapitalist sistem açısından ciddi ahlaki sorun yarattı. Dünya 1930 türü büyük bir bunalımdan kurtuldu ama pek çok ülkede ekonomiler küçüldü, işsizlikte büyük artışlar meydana geldi. Bu arada dünyayı ateşe atan finans sisteminin kâr hırsıyla aşırı riskler aldığı, ilk aşamada büyük gelirler sağlayan işlemlerin yöneticilere ve işlemcilere bol kepçe bonus (prim ve ikramiye) sağladığı, ama ikinci aşamada risklerin gerçekleşmesiyle krizin patladığı ortaya çıktı. Krizi çıkaranlar cebe indirdikleri paraları elbette geri vermediler.

 Vatandaşın öfkesi

Sokaktaki vatandaş bu sisteme ateş püskürüyor. Uluslararası finans sisteminin bir daha kriz yaratmaması için kurallara tabi kılınması konusunda çok geniş bir görüş birliği oluştu. İşte bu kurallar geçen hafta sonu iki toplantıda, Londra'da ve Basel'da ele alındı. Londra'da toplanan G-20 maliye bakanları küresel dengesizlikleri, krizden enflasyon yaratmadan çıkış senaryolarını, uluslararası kuruluşların yeni rollerini, karaparanın önüne geçilmesini ve tabi finans sisteminin "zapturapt" altına alınmasını tartışırken İsviçre'nin Basel kentinde Bank of Settlements (BIS) üyesi 27 ülkenin merkez bankalarının başkanları da yeni finans düzenini tartıştı ve bu düzeni büyük ölçüde şekillendirdi.

Küresel finans sisteminin yeniden düzenlenmesi konusunda Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy çok ısrarlılar. Londra ve Basel toplantılarından önce İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ı da ikna ederek önerilerini AB Dönem Başkanı İsveç Başbakanı'na yazdıkları bir mektupla açıkladılar. AB'nin desteğini alan bu paket geçen hafta sonu alınan kararları büyük ölçüde şekillendirdi.

Bu öneriler 3 ana başlıktan oluşuyordu:

1- Banka bonuslarının aşırı riskleri caydıracak ve ahlaki sorun yaratmayacak şekilde kurallara bağlanması.

2- "İflas etmesine izin verilemeyecek kadar büyük" şantajına son verilmesi.

3- Banka özkaynaklarının güçlendirilmesi ve ekonomik konjonktüre bağlanması.

 Bonusları sınırlandırmak

Avrupa Birliği'nin en çok üzerinde durduğu konu banka yöneticilerinin ve çalışanlarının sermayedarları hiçe sayarak ve sadece kendi bankalarını değil dünya ekonomisini riske atarak kısa vadeli kârlardan aldıkları prim ve ikramiyelerle haksız ve ölçüsüz zenginleşmelerinin nasıl engelleneceğiydi. Bu konuda Kıta Avrupası ile Anglosakson dünya arasındaki görüş ayrılıkları yüzünden, -iki genel ilkenin kabulü dışında- elle tutulur ilerleme sağlanamadı.

Sarkozy'nin deyimiyle "insanları ülser yapan bu aşırı bonusları" Fransa ve Almanya şöyle sınırlandırmayı düşünüyordu:

1- Bonus politikasına yönetim kurullarının, çalışanların ve risk denetimcilerinin temsilcilerinin de katıldığı özel komiteler karar vermeli.

2- Bonus politikası tamamen şeffaf olmalı.

3- Bonuslar riskler dikkate alınarak saptanmalı. Bu amaçla bonus dağıtımı zamana yayılmalı ve ilerde ortaya çıkabilecek zararlar nedeniyle negatif bonuslar düşünülmeli ve belki de en önemlisi.

4- Bonusların toplam tutarının banka toplam ücretlerinin ya da toplam gelirlerinin/kârlarının belirli bir payı ile sınırlandırılması.

Ancak ABD ve İngiltere bankaların bu ölçüde denetim altına alınmasına karşı çıktılar. Basında çıkan haberlere göre yetenekli bankacıları -siz bunlara cin bankacılar da diyebilirsiniz- Asya'ya kaptırmaktan korkuyorlarmış. Bu tartışma vesilesiyle bir kez daha piyasa zihniyeti açısından Kıta Avrupası ile Anglosakson dünyanın nasıl ayrıştığına tanık olduk. Sonuçta, merkez bankası başkanlarının Basel deklarasyonuna göre bonus politikaları belirlenirken uzun dönem performansının ve risklerin dikkate alınması kabul edildi. Bu ilkelerin somutlaştırılması görevi de yeni finasal düzende önemli denetim görevleri üstlenecek olan Finansal İstikrar Kurumu'na (Financial Stability Board) bırakıldı.

 

İflas şantajı

Alman Şansölyesi Bayan Merkel büyük bankaların şantajı konusundaki usancını 31 Ağustos'ta Berlin'de şöyle ifade etmişti: "Bir bankanın bize gelip, ‘Ya gelecek 12 saat içinde bizi kurtarırsınız ya da tüm uluslararası finans sistemini çökertiriz' şeklinde sürpriz yapmasını istemiyoruz". Nitekim Lehman Brothers'ın iflasının yarattığı büyük sarsıntıdan sonra ne ABD'de ne de AB'de hiçbir büyük bankanın batmasına izin verilmedi. Onlar "batmak için fazlasıyla büyüktüler." Ancak iflasın eşiğindeki büyük bankalar kamu parasıyla kurtarılırken sistemi tehdit etmeyen irili-ufaklı pek çok banka iflas etti. Bu adaletsizliğin yarattığı ahlaki sorun bir yana, büyük banka şantajı aynı zamanda bu bankaları aşırı risk almaya teşvik ediyor.

Merkel, Sarkozy ve Brown'ın ortak mektuplarında banka sistemini denetleyen kurumların denetimlerini sıkılaştırarak bu soruna çare aramaları, gerekirse risk teşkil eden büyük bankaların parçalanmasının dahi düşünülmesi talep ediliyordu. Bu konuda Basel toplantısı fazla ilerleme kaydetmedi. Sadece "sistemik riski azaltmak amacıyla önerilerin hazırlanmasını" karara bağladı. Bu sorunun daha çok bankaların özkaynaklarının güçlendirilmesi ve riskli işlemlerinin sınırlandırılması konusunda alınan kararlara havale edildiği anlaşılıyor.

 Daha az temettü daha çok sermaye

Uluslararası finans sisteminin yeniden kriz yaratmaması için düşünülen önlemlerin en somutları özkaynak/sermaye konusunda konulan yeni kurallarda kendini gösterdi. Bu kurallar dört başlık altında özetlenebilir.

1- Çekirdek sermaye olarak kabul edilen ortak payları ve dağıtılmamış kârların kalitesinin ve şeffaflığının geliştirilmesi.

2- Banka sermayeleri ile bilanço içi ve dışı toplam işlemler arasında sıkı bir bağ oluşturacak evrensel bir kaldıraç oranın saptanması. Bu oranın saptanması kolay olmayacaktır ancak kriz öncesi olduğu gibi çok yüksek kaldıraç/borçlanma oranlarıyla riskli işlemler yapmak zorlaşacak.

3- Bankaların gerilimli dönemlerde ihtiyaçları olan likiditeye sahip olmaları için yeni standartlar getirilmesi. Bankaların ancak coşku dönemlerinde idare edebilen aşırı düşük likidite oranlarıyla yetinmeleri istenmiyor. Zor dönemlerde ödeme güçlüğüne düşen bankalar merkez bankalarının kapılarını çalıyorlardı. Bundan böyle bunun son çere olması, bankaların zor zamanlar için yedek akçe tutmaları isteniyor.



4- Son olarak, -ki bence en önemli yenilik bu son kuralda getiriliyor- olumsuz ekonomik konjonktürde bankaların hızla iflasın eşiğine gelmemesi için "tampon sermaye" oluşturmaları isteniyor. Bankalar iyi zamanlarda elde ettikleri kârların tümünü temettü olarak dağıtmayacaklar. Kazanılan paraların bir bölümüyle "kötü gün akçesi" olarak tampon sermaye oluşturacaklar. Kötü günler gelip batık kredi miktarı artmaya başladığında, bu kötü gün akçeleri bozdurulup bankaların çabucak iflasın eşiğine gelmeleri engellenecek. Bir bakıma bütçeler için öngörülen ve "mali kural" olarak anılan orta vadeli istikrar kuralları banka sistemi için de getiriliyor.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə