Kıbrıs Sorunu 11 Ocak, 2005 14: 58: 00 (gmt +02: 00) cnn turk özlem Soğukdere/cnnturk com




Yüklə 57.75 Kb.
tarix29.04.2016
ölçüsü57.75 Kb.
Kıbrıs Sorunu

11 Ocak, 2005 14:58:00 (GMT +02:00) CNN TURK



Özlem Soğukdere/cnnturk.com

Stratejik önemi ve Ada’da yaşayan Türk halkı nedeniyle Türkiye için ‘vazgeçilmez’ önemdeki Kıbrıs, bugün Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri olmayı sürdürüyor.

Son olarak geçtiğimiz aralık ayında Brüksel’de yapılan AB zirvesinde gündeme gelen Kıbrıs sorunu, Rum kesiminin 1 mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne tam üye olmasının ardından ayrı bir kimliğe büründü.

Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak için 41 yıldır bekleyen Türkiye, bugün birliğe girebilmek için o birliğin parçalarından biri olan Rum kesimini tanıma ‘engeli’yle karşı karşıya.

Geçtiğimiz nisan ayında yapılan referandumda Annan Planı’nın Rum tarafınca reddedilmesinden bu yana sessizliğe bürünen Ada’daki çözüm arayışları, 3 ekim 2005’te AB ile müzakerelere başlayacak Türkiye’nin tekrar gündemine yerleşti.

KKTC, Türkiye’nin Rum kesimini tanımasına şiddetle karşı çıkarken, elindeki AB kartıyla artık ‘dişli’ bir muhatap haline gelen Rum kesimi ise Türkiye’ye ‘tanınma’ karşılığı çözüm mesajları veriyor.

Bugün ‘kördüğüm’ halini alan Kıbrıs sorununun kökleri, 1950’li yıllarda Ada’daki Rumlar arasında ‘enosis’ idealinin canlanmasına kadar uzanıyor.

Ada’daki kanlı olaylardan ve bugüne kadar çözüme ulaşmayan müzakere süreçlerinden en zararlı çıkan ise Kıbrıs Türk halkı.

Referandumda Annan Planı'na ‘evet’ diyen Kıbrıslı Türkler, bugün uygulanan ambargolar ve tecrit politikasının ağırlığı altında ezilmeye devam ediyor.

Uluslararası toplumun ‘izolasyonu kaldırma’ sözü verdiği Kıbrıs Türk halkı, artık uluslararası arenada ‘tanınmak’ istiyor.
Türklerin Ada'ya yerleşmesi

11 Ocak, 2005 14:57:30 (GMT +02:00) CNN TURK



Osmanlı İmparatorluğu’nun 1571 yılında Ada’yı Venedikliler’den almasıyla ilk Türk cemaati Kıbrıs adasına yerleşti.

307 yıl boyunca Osmanlı yönetimi altında kalan Ada, 1878 yılında mülkiyet hakkı Osmanlı’da kalmak şartıyla İngiltere'ye devredildi.

I. Dünya Savaşı sırasında (1914) Ada, İngiltere tarafından ilhak edildi. Türkiye’nin Ada’daki İngiliz egemenliğini tanıması ancak 1923 yılında Lozan Andlaşması imzalanmasıyla mümkün oldu.

1931: ‘Enosis’ canlanıyor

1931 sonrası Kıbrıslı Rumlar’ın anavatan Yunanistan ile birleşme talepleri arttı. Bu dönemde Kıbrıs’ın bir ‘Elen’ adası haline getirilmesi(enosis) fikrini savunan Rumlar, ilk şiddet eylemini gerçekleştirdiler. Ada’daki İngiliz Valisi’nin konağını yakan Rumlara İngiltere’den sert tepki gelirken, Türkler de ‘enosis’ fikrine karşı çıktı. Ancak, bu ideal II. Dünya Savaşı sonrası tekrar ‘itibar’ kazandı. (Enosis: Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması)

Bu dönemde Kıbrıslı Rum milliyetçiler, Kıbrıslı Türklerin bu konuya bakış açısıyla ilgilenmediler ve Ada’nın iki toplumlu yapısına karşın ‘kendi kaderlerini tayin’ politikasını sürdürdüler.

1950: ‘Enosis’ anketi

Kıbrıs Rum Ortodoks Liderliği’ne seçilen Makarios, ‘enosis’i halk oylamasına sundu. Rum halkı neredeyse yüzde 100’e varan bir oranla ‘enosis’e ‘evet’ dedi. Bu fikir İngiltere’nin frenlemesiyle karşılaşırken, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türklerine karşı şiddet eylemleri başladı.



1954-1956: EOKA kuruluyor ve şiddet sahnede

Yunanistan, Kıbrıslı Rumların self-determinasyon (kendi geleceğini tayin) hakkı olduğunu savunarak, 1954'te konuyu Birleşmiş Milletler'e (BM) götürdü, ancak bu talep BM’den döndü.

İngiltere ise, 1956’da Ada’daki Türk halkının da ‘self determinasyon’ hakkına sahip olduğunu belirterek, ‘taksim’ talebini gündeme taşıdı.

Bu arada Ada’daki şiddet eylemleri Yunanistan'dan gelen bir askerin kurduğu EOKA adlı terör örgütü nedeniyle tırmanışa geçti. Buna paralel olarak, köylerini terk etmek durumunda kalan birçok Kıbrıslı Türk arasında ‘taksim’ görüşü ağırlık kazanmaya başladı.

Kıbrıs’taki şiddet olaylarından Başpiskopos Makarios’u sorumlu tutan İngiltere, onu Seyschelles Adaları’na sürdü.

1957: Geçici ateşkes

NATO bölgede arabuluculuk görevini üstlendi. Bunun üzerine EOKA, geçici ateşkes ilan etti. Makarios da serbest bırakıldı.



Zürih Anlaşması imzalanıyor

Ada’daki şiddet olaylarının son bulması amacıyla Zürih’te biraraya gelen İngiltere Başbakanı ile İngiltere, Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları 19 şubatta Zürih Anlaşması’nı imzaladı. Toplantıya Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumları liderleri çağrılmazken, halkın görüşüne de başvurulmadı

Yıllarca ‘enosis mücadelesi’ veren Makaryos için, bu anlaşmaya imza atmak zor bir karardı. Zira Makaryos, anlaşmayı imzalamaktan son anda vazgeçti, daha sonra bir günlük bir beklemenin ardından anlaşmayı imzalayacağını açıkladı. Makaryos’un anlaşmaya imza atmadan önce söylediği son söz hayal kırıklığının açık bir göstergesiydi: "Bitti".

Zürih Anlaşması’nda Ada’nın bağımsızlığı, Türk ve Rum toplumlarının ortaklığı, toplumsal alanda otonomi ile garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye dayandırılıyordu.

Bu anlaşmalar çerçevesinde Kuruluş, Garanti ve İttifak Anlaşmaları da imzalandı. Böylece ‘fonksiyonel federasyon’a dayalı bir anayasa temeli, İngiltere'ye de iki egemen üs bölgesi bırakılması ve Türkiye ve Yunanistan'ın da Ada’da asker bulundurmaları sağlandı.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ kuruluyor

11 Ocak, 2005 14:57:00 (GMT +02:00) CNN TURK



16 ağustosta uluslararası anlaşmalara dayalı olarak ve ‘iki toplumlu’ yasa çerçevesinde bir ortaklık devleti olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ kuruldu, 1960 Anayasası imzalandı.

Bu devlette Türk toplumunun lideri Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na, tüm temel konularda Cumhurbaşkanı’na eşit haklarla veto yetkisi tanınıyor ve Türkiye’nin Ada’nın tümünü garanti altına alması sağlanıyordu. Ancak Rum tarafı, kendilerine haksızlık yapıldığını ve söz konusu uluslararası anlaşmalarla Kıbrıslı Türklere adil olanın ötesinde haklar verildiğini ileri sürdü.



1963: Şiddete dönüş ve ‘Yeşil Hat’

1960 yılında imzalanan anayasa Ada’daki milliyetçi kesimleri rahatsız ediyordu. Zürih Anlaşması’nın altına zorlukla imza koyan Rum yönetici Makarios, anayasada değişiklik yapılması için Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın veto hakkının kaldırılmasını da içeren önerilerini Türk tarafına iletti. Türk tarafı ve Türkiye ise, Makarios’un önerilerini reddetti.

Hızla tırmanan gerginlik, yıl sonunda şiddete dönüştü. Rum tarafı, ‘Akritas Planı’na (Türklerin imhası veya Ada’dan atılmasını öngören plan) dayanarak Türk toplumuna karşı sistematik şiddete başladı. Korku içindeki 30 bin Kıbrıslı Türk 103 köyü terk etti ve Ada yüzölçümünün sadece yüzde 3'üne denk gelen bölgelere kaçtı, buralarda da kuşatma ve tecrit altında yaşadı.

EOKA’nın kanlı eylemleri 21 aralıktaki ‘Noel katliamı’ ile doruğa ulaştı. Altı gün sonra garantör ülke askerlerinden oluşan ‘Barışı Koruma Kuvveti’ oluşturuldu ve Ada’nın kuzeyi ile güneyini birbirinden ayıran ‘Yeşil Hat’ çizildi. Bir İngiliz generalin yeşil bir kalemle harita üzerinde çizdiği bir çizgiyle kent 30 aralıkta ikiye ayrıldı.



1964: BM Barış Gücü Ada’da

BM kararıyla mart ayında Ada’ya uluslararası barış gücü (UNFICYP) konuşlandırıldı. Yunanistan‘ın adaya gizlice asker yollama girişimleri de başladı.



1967: Türkiye’den askeri müdahale mesajı

Garantör devlet Yunanistan'da ordu yönetime el koydu ve 1974’e kadar iktidarda kaldı. Bu arada Yunan birlikleri, EOKA’ya desteği artırdı. Türklerin yaşadığı köylere saldırılar düzenlenirken, gayri resmi olarak 15 bin Yunan askeri Ada’ya yerleştirildi.

Yunan yetkililerle görüşen Türkiye’nin girişimleri sonuçsuz kaldı. TBMM hükümete askeri müdahale yetkisi verdi. Bunun üzerine Türk uçakları Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşları yapmaya başladı, donanma ve çıkarma birlikleri hareke geçti.

Yunan birlikleri ABD’nin de arabuluculuğuyla BM gözetiminde Ada’dan, arkalarında Türk köylerinde 24 ölü bırakarak, geri çekildiler.

Bu arada, 1964’ten beri Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş gizlice Ada’ya geçti. Yunanlılar, Denktaş’ı tutukladı, ancak Türkiye ve ABD’nin baskısıyla iade etti.

1968: Başa dönülüyor, görüşmeler başlıyor

Şiddetin hızla tırmandığı Kıbrıs’ta taraflar arasındaki ilk görüşmeler 1968'de başladı ve 1971 sonuna kadar sürdü. Görüşmelerde Türk toplumu ‘yerel özerklik’ talebini ortaya koydu.


'Kıbrıs Barış Harekatı'

11 Ocak, 2005 14:55:00 (GMT +02:00) CNN TURK



Türkiye ve Yunanistan’ın da katıldığı müzakere süreci, 15 temmuz 1974’teki Rum-Yunan darbesiyle sonlandı. EOKA içindeki ayrılıklar sonucu, Ulusal Muhafız Örgütü Cumhurbaşkanı Makarios’u devirdi ve EOKA-B önderi Nikos Sampson’u ‘Cumhurbaşkanı’ ilan etti. Makarios, Kıbrıs’ı terk etti.

Türkiye, Ada’da ‘enosis’ idealinin tekrar canlandığını görünce, Garanti Anlaşması uyarınca İngiltere’yi ortak hareket etmeye çağırdı. Ancak bu çağrıya İngiltere olumsuz yanıt verdi. Bunun üzerine, Türk çıkarma gemileri 20 temmuzda denizden çıkarma ve havadan indirmelerle Girne bölgesini kontrol altına aldı.

Yunan birliklerinin Ada’da ‘garantör’ olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 temmuzda BM’nin çağrısına uyularak ateşkes ilan edildi.
Türkiye’nin ‘Kıbrıs Barış Harekatı’ adını verdiği çıkarma sonrası Kıbrıs’ta Sampson, Yunanistan’da da askeri cunta devrildi.

Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekatı’nın perde arkasında, Ada halkını korumak kadar Türkiye'nin stratejik çıkarlarının Yunanistan'a karşı korunması da yatıyordu. Harekat, Kıbrıs Türk toplumunun varlığını güvence altına alması açısından önemliydi ve bu sayede ‘enosis’in gerçekleşmesi, bir başka deyişle Ada’nın Yunanistan'a ilhakı önlendi.

30 temmuzda imzalanan Cenevre Anlaşması’nda Kıbrıs'ta fiili olarak ‘iki ayrı ve otonom yönetim’ bulunduğunun altı çizildi:

 1960 Anlaşmaları ve BM'nin 20 temmuz 1974 tarihli kararları dikkate alınarak, Kıbrıs'ta yeni önlemler alınacaktır.

Her iki taraf askerleri de 30 temmuz 1974 günü saat 20.00'de bulundukları yerlerde kalacaklar ve genişlemeyeceklerdir. Türk kuvvetleri etrafında, genişliği sonradan belirlenecek bir tampon bölge kurulacak ve bu bölgeye BM Barış Gücü hariç, hiçbir kuvvet girmeyecektir. Yunan ve Kıbrıs kuvvetleri, işgal ettikleri Türk  yerleşim bölgelerinden derhal çıkacaktır. Bu bölgeler BM Barış Gücü'nün kontrolüne verilecektir. Karma köylerde güvenlik, BM Barış Gücü tarafından sağlanacaktır.Bütün esirler değiştirilecektir.

 Kıbrıs'ta bulunan yabancı kuvvetler, karşılıklı barış, güvenlik ve karşılıklı itimat tesis edildiği ölçüde azaltılacaktır.


* Bölgede barışın sağlanması ve

Kıbrıs'ta anayasal bir hükümetin kurulması için bundan sonraki görüşmelere 8 ağustos 1974 günü başlanacak, buna Türk ve Rum Kıbrıs Temsilcileri de katılacaktır.

Müzakere sürecinin de tekrar başlatılmasına atıfta bulunulan anlaşmaya karşın Yunanistan, uzlaşmaya yanaşmadı ve şiddet eylemlerine devam etti.

Bunun üzerine Türkiye, dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı ‘Ayşe’yi tatile göndermeye’ karar verdi ve ikinci Barış Harekatı 14 ağustosta bu şifreyle başladı. Türk ordusu Ada’nın yüzde 37’sini kontrol altına alacak kadar ilerledikten sonra ikinci harekatı 16 ağustosta sona erdirdi.



1975: Nüfus mübadelesi gerçekleşiyor

13 şubatta ‘Kıbrıs Türk Federe Devleti’ (KTFD) kuruldu. İlan sonrası BM Güvenlik Konseyi, sorunun çözümü için BM Genel Sekreteri’ne ‘iyi niyet misyonu’ veren kararı kabul etti. İyi niyet misyonu, sorunun çözümünde arabuluculuk ve hakemlikten çok, müzakere sürecini kolaylaştırmayı amaçlıyordu.

Aynı yıl içerisinde bir de nüfus mübadelesi gerçekleşti. 2 ağustosta Avusturya’nın başkenti Viyana'da BM, Türk ve Rum liderleri arasında bir Nüfus Mübadele Anlaşması yapıldı ve BM Barış Gücü aracılığıyla uygulandı.

Nüfus mübadelesi anlaşmasıyla Ada’nın kuzeyinden güneyine yaklaşık 120 bin Rum, güneyden kuzeye de 65 bin Türk geçti. Bu tarihten sonra Ada’nın kuzeyi ve güneyi bir ‘ara bölge’yle birbirinden ayrıldı.



1977: Zirve Anlaşması imzalandı

12 şubattaki Denktaş-Makarios görüşmesi sonucunda, dört maddeden oluşan ve Ada’da ‘iki toplumlu federal bir cumhuriyet’ kurulmasını öngören ilk Zirve Anlaşması kabul edildi. Bu anlaşmayla, Kıbrıs Rum Kesimi ilk kez iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü benimsiyordu.


1979: II. Zirve Anlaşması imzalandı
Türk tarafının çağrısı üzerine mayısta Denktaş ile Kiprianu arasında bir görüşme yapıldı. Bu görüşme sonrası da II. Zirve Anlaşması imzalandı. İlkini teyit eden bu anlaşma, ‘iyi niyet ve karşılıklı güven ortamı’nın önemine işaret ediyordu.

1980: Federal anayasa, iki kesimlilik

Ada’da ‘iki kesimlilik ve güvenlik’ kavramları ilk kez açıkça belirtildi. Federal anayasa ve iki kesimli toplum formülü belgelendi.


1982: BM’den ‘işgal ordusu’ kararı
Yunanistan’daki seçimleri kazanan Papandreu, şubatta Kıbrıs’a giderek ‘Kıbrıs’ın Helenizmin bir parçası’ olduğunu söyledi.

Bu arada BM Genel Kurulu, Rum tarafının başvurusu üzerine Ada’daki ‘işgal ordusunun derhal çekilmesini ve mültecilerin isteğe bağlı olarak geri dönmeleri’ni tavsiye eden bir karar aldı. KTFD Meclisi de, ‘Kıbrıs toplumunun self-determinasyon hakkı’na ilişkin bir karar aldı.




TAŞKENT KATLİAMI

Eski EOKA'cı 67 yaşındaki Andreas Dimitriu’nun, Kıbrıs Türklerine 30 yıl önce uygulanan Taşkent katliamıyla ilgili itirafları...

• ''Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Taşkent'e Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittik, ertesi gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitia'dan gelen bazı askerlerin intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendim... Bunun üzerine Kıbrıslı Türkler korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk kadınlar ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandılar...”
• ''Okuldaki Kıbrıslı Türklerin Limasol'a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince öğrendim... Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin

kurtulduğunu öğrendim...”


• ''O zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs'ta olanın dışında biz ne yaptık! Bizim

esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık...''


• Evlerinden 14 ağustos 1974'te zorla alınan ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan çukurlara gömülmüştü.


KKTC kuruluyor

11 Ocak, 2005 14:52:00 (GMT +02:00) CNN TURK



15 kasım 1983'te ‘self-determinasyon’a dayalı ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ (KKTC) ilan edildi. Bu karar, Rum kesimi ve Yunanistan başta olmak üzere Batılı devletlerin ve BM Güvenlik Konseyi’nin tepkisine yol açtı.

BM Güvenlik Konseyi, bağımsızlık kararını kınadı, KKTC ise, Rum kesimine barış ve çözüm çağrısında bulundu.



1984: BM’den taraflara Viyana daveti

KKTC’nin kurulması kararını ‘ayrılıkçı hareket’ ilan eden BM, diğer taraftan ‘iyi niyet misyonu’ çerçevesinde Kıbrıslı Türk ve Rum yetkilileri ayrı ayrı görüşmek üzere Viyana'ya davet etti.

BM Genel Sekreteri, Viyana’da taraflara ‘Viyana Çalışma Noktaları’ olarak bilinen belgeyi sundu. Bu tarih sonrası, Kıbrıs sorununun çeşitli noktaları ‘ayrılmaz bir bütün’ olarak ele alınmaya başlandı.

1986: Taslak Çerçeve Anlaşması’na bir kabul, bir ret

BM Genel Sekreteri, taraflara 1984 yılının ağustos ayından itibaren üzerinde uzlaşılan noktaları içeren ‘Taslak Çerçeve Anlaşması’nı sundu. Bu anlaşma şunları içeriyordu:

 İki uluslu bir federal devlet kurulması

 Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın veto yetkilerinin olması

 Türk tarafının toprağının yüzde 29’un üzerinde bir oranla sınırlandırılması

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, paketi kabul ettiğini bildirirken, Rum lider Kipriyanu önerileri yanıtsız bıraktı. BM Genel Sekreteri, Rum tarafının bu uzlaşmaz tutumunu eleştirerek, bu tavrı ilgili raporuna geçirdi.

1987: AB ile Gümrük Birliği başlıyor
AB ve ‘Kıbrıs’ (Rum kesimi), Gümrük Birliği protokolünü başlattı. 1988’de ise anlaşmanın tüm Ada’yı kapsamasına karar verildi.

1990: AB’ye başvuru

Kıbrıs Rum Yönetimi ‘Kıbrıs’ adına Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu yaptı. BM ve Türk tarafının uyarılarına karşın, AB başvuruyu değerlendirmeye aldı.



1992: Fikirler Dizisi’ni de Rum Kesimi reddetti

New York'ta müzakereler tekrar başladı. ‘İki federe devletli, federal bir yapı’yı öngören 100 paragraflık ‘Fikirler Dizisi’nin 91 parafrafı Türk tarafınca kabul edildi, diğer 9 paragraf için ise ‘müzakereye hazırız’ sinyali verildi. Rum tarafı ise kararını yine çözümsüzlükten yana kullanarak, ‘Kıbrıs Türklerinin federe bir birim olarak da olsa, ayrı bir yapıya sahip olmalarını ve Garanti Andlaşması’nın devam edecek olması’nı kabul etmedi.



1993: Ada’da Rum-Yunan askeri ortaklığı

Güney Kıbrıs’ta yapılan seçimlerden Klerides zaferle çıktı. Rum lider Avrupa Birliği üyeliğine yoğunlaşmayı amaçlıyordu. Bu arada, Yunanistan ile Rum yönetimi arasında ‘Ortak Savunma Doktrini’ uygulanmaya başlandı. Doktrinin amaçları şunlardı:

 İki ülke arasında ortak askeri strateji, operasyonlar planlanması, ortak tatbikatlar yapılması

 Girit, Oniki Adalar ve ‘Kıbrıs’ın savunma alt yapılarının yeniden düzenlenmesi

 Yunanistan'ın Orta Akdeniz'de somut bir rol oynamasına imkan verecek şekilde Güney Kıbrıs'ta hava ve deniz üsleri kurması

 Güvenilir bir telekomünikasyon sistemi oluşturulması

 Kıbrıslı Rumların eğitimlerinin iyileştirilmesi ve askeri harcamaların arttırılması

Bu doktrin kapsamında Rusya’dan S-300 füzeleri ile yeni tip tanklar alınmasına karar verildi. Yunanistan, AMX-30 tanklarından bir bölümün Ada'ya gönderdi ve Leonidas tipi zırhlı personel taşıyıcıları sattı.

Ancak Türkiye’nin girişimleri ve Batılı ülkelerin de baskısıyla Güney Kıbrıs, S-300'lerin Ada'da konuşlandırılmasıyla ilgili kararını 1998’de iptal etti. Füzeler Girit’e konuşlandırıldı.

Bu arada AB, ‘Kıbrıs’ın tam üyeliğe aday olabileceği yönündeki kararını açıkladı.



1994: KKTC ekonomisine darbe

Rum tarafının başvurusu üzerine Avrupa Birliği Adalet Divanı, KKTC'nin AB'ne ihracatını yasaklayan bir karar aldı. KKTC ekonomisine önemli bir darbe vuran bu karar, KKTC'nin toplam ihracatının yüzde 60'a yakın bir bölümünü etkiledi.



1995: AB’den Rum kesimine adaylık statüsü

AB, mart ayında Rum yönetimine adaylık statüsü verdi. Bu aşamadan sonra Güney Kıbrıs, Denktaş'ın görüşme çağrılarına karşılık vermedi. Klerides, ‘taraflar arasında ortak zemin bulunamaması’ nedeniyle Türk tarafıyla üç yıla yakın süre görüşmedi.


1996: Kanlı olaylar tekrar başlıyor

3 haziranda bir Kıbrıslı Rum asker, BM denetimindeki ara bölgede bir Kıbrıslı Türk asker tarafından vurularak öldürüldü. Bunun üzerine, 11 ağustosta Kıbrıslı Rum motosikletçiler, ‘Yeşil Hat’ı geçmeye kalkışınca, Kıbrıslı Türk göstericiler ve Türk askerleri ile çatıştı. Çıkan olaylarda 70’ten fazla kişi yaralanırken, bir Kıbrıslı Rum öldü.


14 ağustosta Kıbrıs’ın Derinya bölgesinde Türk güvenlik güçleri, Türk bayrağını indirmeye kalkışan bir Rum gencine ateş açtı. Olayda Rum genç hayatını kaybetti.
8 eylülde ise, Güney Kıbrıs tarafından açılan ateş sonucu bir Türk askeri öldü, biri de yaralandı.

13 ekimde 1996’da Kıbrıs Türk kesimine geçen bir Rum, Kıbrıslı Türk askerlerince öldürüldü.



1997: AB raporu ilişkileri geriyor

Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında şiddet olayları bir süre daha devam etti. Bu sırada BM Genel Sekreteri, Kıbrıs Özel Temsilcisi aracılığıyla dolaylı görüşmeleri tekrar başlattı. Genel Sekreter’in yüzyüze görüşme çağrısı karşısında Klerides ‘inadı bıraktı’ ve iki toplumun liderleri ABD ve İsviçre’de biraraya geldi.

ABD’deki görüşmeler sırasında, AB Komisyonu'nun genişleme raporunun basına sızması Türk tarafında tepkiyle karşılandı. Söz konusu rapor, 1998 başında Rum yönetimiyle tam üyelik görüşmelerinin başlatılmasını öngörüyordu.

Bunun üzerine, 20 ocakta ‘Türkiye-KKTC Ortak Deklarasyonu' yayımlandı. Deklarasyonda, ‘Rum yönetiminin AB üyeliği yönünde atacağı adımların KKTC'nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracağı’ kaydedildi.


Bu tarihten sonra Türkiye, Ada'daki mevcut durum çerçevesinde ‘müzakerelerin devamı için KKTC'nin egemen bir devlet olarak varlığının teslim edilmesini’ amaçlayan yeni bir yaklaşım sergiledi.

AB, 24 şubatta Kıbrıs’ın AB’ye tam üye olabilmesi için önce Ada’da siyasi çözümü şart koşan bir açıklama yaptı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos, bu açıklamaların hemen ardından, AB’nin Doğu’ya doğru genişlemesini veto edeceğini belirtti.



1998: Denktaş’tan konfederasyon önerisi

Denktaş, Ada'daki iki devlet arasında bir ‘konfederasyon’ kurulmasını önerdi. Bu öneriye göre, iki devlet temel sorunlarını çözerek işbirliği yapacaklardı.



1999: New York’ta ‘aracılı’ görüşmeler başlıyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ‘tarafların kapsamlı bir çözüme yönelik anlamlı müzakereler için zeminin hazırlanması amacıyla, aracılı görüşmelere 3 aralıkta New York'ta başlama konusunda uzlaştıklarını’ açıkladı.

Annan ve/veya Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto tarafından yürütülen görüşmelerde, Denktaş ve Klerides karşı karşıya gelmediler. Türk tarafı New York’ta konfederasyon önerisinden güvenlik, garantiler, mülkiyet sorunları, toprak ayarlamaları, ambargolar ve AB üyeliğine kadar birçok sorunu karşı tarafa aktardı.

Bu arada, 10-11 aralıkta yapılan AB’nin Helsinki zirvesinde Türkiye’nin AB’ye tam üyelik adaylığı resmen kabul edildi. Zirvenin nihai bildirisinde, ‘Avrupa Birliği Konseyi’nin New York’taki Kıbrıs görüşmelerini memnuniyetle karşıladığı’ belirtiliyordu.



2000: Türkiye-AB arasında ‘Kıbrıs’ krizi

Annan’ın 8 kasımda taraflara sunduğu ‘Sözlü İfadeler’ başlıklı belge Türk tarafının tepkisini çekti.

KKTC, ‘görüşmelerin almış olduğu seyir ve Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu makul ve gerçekçi parametreler kabul edilmedikçe aracılı görüşmelere devam edilmesinde yarar görmediğini’ açıkladı.

2001: Denktaş-Klerides yüz yüze

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Romano Prodi’den Türk tarafı için moral bozucu bir açıklama geldi. Prodi, Kıbrıs sorunu çözülmeden de Güney Kıbrıs’ın üyelik başvurusunun değerlendirilebileceğini açıkladı.

Bu arada KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum lider Klerides’e bir mektup göndererek Ada’da yüz yüze görüşme önerisinde bulundu. Bu çağrıya önce olumsuz yanıt veren Klerides, Denktaş’ın ikinci bir mektubu üzerine öneriyi kabul etti.

Ada’daki ara bölgede, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi de Soto’nun da not tutmak amacıyla hazır bulunduğu toplantıda biraraya gelen iki lider, 2002 ocak ayı ortalarında BM gözetimi altında Ada’da doğrudan görüşmelere başlamayı kabul etti. Buna göre, görüşmeler ‘ön koşulsuz olarak tüm konuların masada olacağı’ ve ‘herşey kabul edilene kadar hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği’ anlayışıyla başlayacaktı.

Liderler ayrıca biri 5 aralık 2001 Denktaş’ın daveti, diğeri de 29 aralıkta Klerides’in daveti üzerine iki kez birlikte akşam yemeği yediler.
Annan Planı doğuyor

11 Ocak, 2005 14:08:00 (GMT +02:00) CNN TURK


16 ocakta doğrudan görüşmeler için birararaya gelen liderler, görüşmelerde ağırlıklı olarak egemenlik, eşitlik, merkezi otorite ile kurucu devletlerin yetkileri gibi konuları ele aldı.

Bu BM Genel Sekreteri Annan’nın New York davetine katılan liderlere, görüşme sonunda ‘Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli’ (Annan Planı) belgesini sundu.



2003: Annan Planı tartışılıyor

Rum Kesimi’nde şubat ayında yapılan başkanlık seçimlerini sağcı DİKO ve komünist AKEL’in ortak adayı Tasos Papadopulos kazandı.

Haftada üç kez görüşmek konusunda uzlaşan Denktaş ile Klerides, ocak ayında Ara Bölge’de doğrudan görüşmeler için tekrar biraraya geldiler. Annan, şubat ayında taraflara planın üçüncü versiyonunu sundu ve liderleri 10 martta Lahey’e davet etti.

Garantör ülkelerin de katıldığı ve yaklaşık 20 saat süren Lahey’deki görüşmelerde BM Genel Sekreteri, planı 28 marta kadar müzakere etmeyi, 6 nisanda da referanduma sunmayı önerdi. Denktaş, tarafların uzlaşması halinde planın referanduma sunulabileceğini açıklarken, Papadopulos planda mevcut boşlukların doldurulması gerektiğini ifade etti ve görüşmeleri sürdürmeyi kabul etti. Ancak 16 nisanda AB’ne Katılım Anlaşması’nı imzalamaya hazırlanan Rum tarafı, planın oylanması için süre istemesi ve ayak sürümesi dikkat çekti.

Bu noktada Genel Sekreter, 11 mart sabahı görüşmeleri sonlandırdı ve belirgin bir uzlaşı imkanı çıkarsa yardıma hazır olduğunu bildirdi.

Bu dönemde Papadopulos ve eski lider Klerides'in Lahey müzakereleri konusunda Rum basınına verdiği açıklamalar ilginçtir ve Rum tarafının baştan uzlaşmaz tavrını açık biçimde gözler önüne serer:

 Türk tarafının bilinçli olarak uzlaşmaz gösterildiğini belirten Klerides, Rum yönetiminin ‘hiçbir şeyi kabul etmeyerek, hiçbir taviz vermeden ve başarısızlığı Türk tarafına ait gösterme’ taktiği uyguladığını, böylelikle AB hedefine bir adım daha yaklaştığını belirtti.

 Papadopoulos da, Denktaş, Annan Planı’nı imzalasa bile kendisinin Plan'ı imzalamayı düşünmediğini açıkladı.


Bu arad Denktaş, 2 nisanda Papadopulos’a altı maddelik, taraflararası güven artırımını öngören bir mektup yolladı. Ancak, paket Papadopulos tarafından reddedildi.

Geçiş serbestisi başlıyor

Bu arada Rum kesimi, 16 nisanda AB ile Katılım Antlaşması’nı imzaladı. Bu tarihte KKTC Bakanlar Kurulu da, taraflararası ticaretin serbestleştirilmesi kararını aldı. 21 nisanda da KKTC’den Güney Kıbrıs’a ve Güney Kıbrıs’tan KKTC’ye geçişlerin serbestleştirilmesine dair düzenlemeler uygulanmaya başlandı.

Uluslararası toplum tarafından olumlu karşılanan karara Rum Ulusal Konseyi’nden tepki geldi. Kararı ‘yasa dışı’ ilan eden Konsey, ‘Ada’nın yasal hükümeti olarak tüm Kıbrıs vatandaşlarının özgür bölgelere serbestçe gelebileceklerini, ancak Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarının işgal altındaki bölgelere gideceklerine ve işgal rejimine meşruiyet kazandıracaklarına ihtimal verilmediğini’ açıkladı.

Papadopulos da kararın ‘tahrik’ olduğunu belirtti. Ancak, Rum polisi ve gümrüğünün engellemelerine karşın, çok sayıda Rum Kuzey’e geçiş yaptı ve tüm uyarılara karşın kuzeyde alışveriş yaptı.

Türkiye de, Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye turistik amaçlarla seyahat etmelerine uygulanan kısıtlamaları kaldırdı. Güney Kıbrıs pasaportu taşıyan Rumlara, turistik amaçlı olarak bir ay süreli res’en giriş vizesi ( üç ay geçerli olmak üzere) verilmesine karar verildi.
Annan Planı tekrar gündeme geliyor
BM Genel Sekreteri’ne ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın her iki tarafın kullanabileceği şekilde hava trafiğine açılmasını kapsayan bir öneri paketi sunan Denktaş, bu mektubun bir örneğini de Rum lider Papadopulos’a iletti. Denktaş, mektubuna ‘Annan Planı temelinde görüşmelere hazırız’ yanıtını aldı.

BM Genel Sekreteri Annan, tarafları ve Türkiye ile Yunanistan’ı müzakere sürecini tekrar başlatmak amacıyla 10 şubat 2004’te New York’a davet etti. Öneri kabul edildi.

Bu arada KKTC’de aralık ayında yapılan seçimlerden Cumhuriyetçi Türk Partisi -Birleşik Güçler (CTP-BG) koalisyon hükümeti çıktı. CTP Genel Başkan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki hükümet zamanla Meclis’te çoğunluğu kaybederek 20 ekim 2004’te istifa etti.

2004: Plan referanduma gidiyor

New York görüşmelerinde Ada’da müzakerelerin tekrar başlamasının yolu açıldı. Anlaşmaya göre, taraflar belli bir tarihe kadar Annan Planı’nı müzakere edecekler, uzlaşılamayan noktalarda Türkiye ve Yunanistan devreye girecekti. Hala anlaşılamayan konular varsa, BM Genel Sekreteri devreye girecekti. En sonunda ise, nihai plan Ada’nın iki kesiminde ayrı ayrı, ancak eşzamanlı olarak yapılacak referandumlarla Kıbrıs halkının onayına sunulacaktı. Böylece, Rum kesimin AB’ye katılım tarihi olan 1 mayıs öncesi ‘birleşmiş bir Kıbrıs’ amacına ulaşılması hedefleniyordu.

İki aşamalı müzakere sürecinin ardından 24-31 mart arası İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla yapılan zirvede, BM Genel Sekreteri Annan taraflara nihai belgeyi taraflara sundu.

Annan Planı, 24 nisanda Ada’da yapılan referandumlarla halkoyuna sunuldu. Ancak eferandum sonuçları Kıbrıs sorununu çözmekten uzaktı. Zira, Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.91’i plana ‘evet’ derken, Kıbrıs Rum halkının çoğunluğu (yüzde 75.83) plana ‘hayır’ dedi. Bu, aylardır sürdürülen zorlu müzakere sürecinin tekrar çözümsüzlükle sonuçlanması anlamına geliyordu. Rum halkının planı reddetmesinde, kuşkusuz Rum lider Papadopulos’un referandum öncesi TV ekranlarından halka hitaben yaptığı ‘plana ‘hayır’ deyin’ konuşması etkili oldu.

Referandumun ardından BM ve AB gibi kurumların yanı sıra ABD, İngiltere ve Almanya gibi büyük devletlerden KKTC’nin izolasyonunu kaldırmaya yönelik açıklamalar geldi. AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi, nisan ayında Kıbrıslı Türklerin tecridinin sonlandırılmasına yönelik bir karar aldı. Ayrıca, KKTC’ye 259 milyon euroluk bir yardımda bulunulmasına da karar verildi.

Rum kesimi AB üyesi oluyor

Bu arada Kıbrıs Rum kesimi, 1 mayısta ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adı altında AB’ne tam üye oldu.

BM Genel Sekreteri Annan’ın iyi niyet misyonu ve müzakere sürecine ilişkin raporu da bu dönemde yayımlandı. Rum lider Papadopulos’a yönelik ağır eleştiriler içeren rapor, Türk tarafının beklentilerine cevap veriyordu.

Raporu değerlendiren diplomatik kaynaklar, bugüne kadar benzer hiçbir raporda bir devlet başkanına bu kadar ağır suçlamalar yapılmadığı yorumunda bulundular. Annan, raporunda Kıbrıslı Türklerin durumunun uluslararası toplumun gündemine getirilmesinin önemine dikkat çekiyor, amborgo ve kısıtlamaların kaldırılmasının altını çiziyor, ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ne de bu adımların atılmasına yönelik güçlü bir çağrıda bulunuyordu.



Bu arada, ‘Ada’daki güvensizlik durumunun tehlikesiz bir hal alması’ nedeniyle Kıbrıs’taki BM Barış Gücü askerlerinin yüzde 30 oranında azaltılmasına karar verildi.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə