Karar no: 1 T. C. Yargitay




Yüklə 334.9 Kb.
səhifə1/5
tarix24.04.2016
ölçüsü334.9 Kb.
  1   2   3   4   5
KARAR NO: 1

T.C.

YARGITAY

. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2012/10020

KARAR NO : 2012/14307

Kanuni temsilci atanması sebebiyle yargılamanın ertelenmesi( HMK'.56/1)

Fiil Ehliyetinin Tespiti( MK/9,10,13)



ÖZET: Davacı , babasının yaşlı, saf ve kandırılabilir bir insan olmasından yararlanılarak maliki olduğu taşınmazların satış suretiyle devrinin sağlandığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Ehliyetsizlik kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle öncelikle inceleneceği, hukuki işlem yapma ehliyetinin olmadığı tespit edilen kişi tarafından açılan davanın görülebilirliği ve yürütülebilirliğinin, davacıya 1086 sayılı HUMK'nun 42 ve 6100 sayılı HMK'nun 56/1 maddesi gereğince vasi atanmak suretiyle sağlanması gerekmektedir.

Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi ve gereği görüşülüp düşünüldü.



Davacı, babası olan diğer davacı S…’ye verdiği geniş yetkili vekaletname kullanılarak, vekilin yaşlı, saf ve kandırılabilir bir insan olmasından yararlanılarak maliki olduğu 2633 ve 2632 parsel sayılı taşınmazların satış suretiyle davalı F…'ye, ondan da davalı S…’a devrinin sağlandığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, diğer davacı S…’de 100.000,00.-TL para ve 500 gr. altının durumundan yararlanan Fevziye ve eşi Mahmut tarafından alınması nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak iade ve alacak isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, davacı S…'nin işlem tarihi itibariyle fiili ehliyetine sahip olup olmadığının rapor ile tespit edilemediği, bunun tespiti için Adli Tıp Kurumu Başkanlığına şevkinden davacılar vekilinin talebi üzerine vazgeçildiği, dinlenen davacı tanıklarının da davacı S…'nin yaşlılığı, saflığı ve dalgınlığından bahsetmedikleri, bu halinden bahsetseler bile bu beyanların davanın kabulü İçin yeterli olmadığı, bu konuda yazılı belge de olması gerektiği ve açılan davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, yargılama sırasında temin edilen 13.01.2009 tarihli raporda davacı S…'nin hukuki işlem yapma ehliyetinin olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda, öncelikle S… tarafından açılan davanın görülebilir ve yürütülebilir olması için davacıya 1086 sayılı HUMK'nun 42 ve 6100 sayılı HMK'nun 56/1 maddesi gereğince vasi atanmak suretiyle sağlanması gerekmektedir.
Hal böyle olunca, davacı S… yönünden HMK' nun 56/1 . maddesi uyarınca vasi atanmak üzere sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması ve sonucunun beklenerek vasi atanması halinde onun huzuru ile davanın görülmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir.
Ayrıca; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altma girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmü getirilmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Ote yandan; Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddiaedilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafîlerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur, Bunun yanında, her ne kadar HUMK’nun 286. maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mütaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında Özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, Özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ayrıca; 2659 sayılı Yasanın 7 ve 16. maddeleri hükmü uyarınca bir kişinin ehliyetsizliğinin Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden alınacak raporla saptanması gerekeceği ve ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle öncelikle inceleneceği açıktır. Ne var ki, mahkemece ehliyetsizlik iddiası yönünden hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığının söylenebilme imkanı yoktur.
O halde, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek ve önemine binaen her iki dava bakımından da öncelikle hukuki ehliyetsizliğin incelenmesi, davacı Suphi'nin Adli Tıp 4. ihtisas Kuruluna şevki ile gerek vekaletnamenin düzenlendiği, gerekse temliklerin yapıldığı gün ve yine paranın bankadan çekildiği tarih İtibariyle hukuksal ehliyete sahip olup olmadığının tespiti, şevkinin mümkün ( naması halinde ise tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin varsa sağlık raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi ve dosyanın tümüyle Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek yukarıdaki ilkeler doğrultusunda paranın bankadan çekildiği, vekaletnamenin düzenlendiği ve satış işleminin yapıldığı tarihlerde hukuki ehliyet durumunun belirlenmesi ve ondan sonra işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç:Davacıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARAR NO: 2

T.C.

YARGITA Y

2.Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2012/6297

KARAR NO : 2012/30712

İspat Konusu (HMK.md. 187/1 )

Tanık gösterme şekli (HMK. md. 240/2),

Tanıkların bir kısmının dinlenilmesi ile yetinilmesi (HMK.md.241)

ÖZET: Delil, çekişmeli vakıalar ve bu vakıaların ispatı için gösterilir. Çekişmeli vakıanın ispatı için tanık bildiren tarafın tanık sayısı sınırlanamaz ve hakin tanık sayısını belirleyemez. Ancak hakim hangi tanığın hangi vakıanın ispatı için dinletilmek istendiğini ilgili taraftan sorarak, vakıa dinlenen bir kısım tanıklar anlatımı ile ispatlanmışsa, geri kalan tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir. Mahkeme ara kararı ile dinlenmesinden vazgeçtiği tanıkların hangi vakıanın ispatı için dinletilmek istendiği davalı taraftan sorularak tespit etmelidir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Davalı 26.09.2011 tarihli delil listesinde tanık deliline de dayanmış dört tanık ismi bildirmiştir. Mahkemece davalı tanıklarından E… ve A… dinlenmesi için Düziçi Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmış, talimat cevabı beklenmeden 19.11.2011 tarihli celsede tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile yeter derecede bilgi edinildiği gerekçesiyle diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesine karar verilmiştir.
Delil; çekişmeli vakıalar ve bu vakıaların ispatı için gösterilir (HMK.md. 187/1, HUMK.md.238/1). Çekişmeli vakıanın ispatı için tanık bildiren tarafın tanık sayısı sınırlanamaz ve hakin tanık sayısını belirleyemez. Aksi tutum adil yargılanma ve savunma hakkının kısıtlanmasına yol açar. Ancak hakim hangi tanığın hangi vakıanın ispatı için dinletilmek istendiğini ilgili taraftan sorarak (HMK. md. 240/2, HUMK. md. 258/1); vakıa dinlenen bir kısım tanıklar anlatımı ile ispatlanmışsa, geri kalan tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir (HMK.md.241) taraflarca fazla sayıda tanık bildirildiği takdirde; usulün bir kısmı zorlayıcı, bir kısmı da kolaylaştırıcı olan ve yukarıda belirtilen hükümlerinden yararlanarak; fazla sayıdaki tanığın dinlenmesinin, yargılamayı geciktirmesinin önüne geçilebilir.
Davalı diğer tanıklarının dinlenilmesinden açıkça vazgeçmediği gibi, mahkemenin ara kararı ile dinlenmesinden vazgeçtiği tanıkların hangi vakıanın ispatı için dinletilmek istendiği davalı taraftan sorularak tespit edilmemiştir. Mahkemenin bu yöne ilişkin kararı doğru olmamıştır. Bu nedenle, mahkemenin dinlemekten vazgeçtiği davalının gösterdiği tanıkların; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240-265. maddelerinde gösterilen usül çerçevesinde dinlenilmesi, sosyal inceleme raporu alınması ve tüm delillerin birlikte; değerlendirilerek; gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya: aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar

KARAR NO: 3

T.C.

YARGITAY

14.Hukuk Dairesi

ESAS NO :2012/3877

KARAR NO : 2012/4459
İkrar kesin delildir(HMK. 188/1.)

ÖZET: İkrar kesin delillerden olup davalının mahkeme huzurundaki beyanı davacının dayandığı yazılı deliller ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, asıl dava ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. Hükmü, taraflar temyiz etmiştir. Dairemizin 20.10.2011 günlü ve 2011/9795 Esas, 2011/12351 Karar sayılı ilamı ile davada yazılı sözleşmeye dayanılmadığı gibi, yazılı delil başlangıcının da bulunmadığı, tanık sözleriyle de hüküm kurulamayacağı belirtildikten sonra, davacının gerek dava dilekçesinde gerekse delil dilekçesinde "her türlü delil" demek suretiyle yemin deliline dayandığı, davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, istem bunun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de davacı vekilinin karar düzeltme talebi doğrultusunda bu defa yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin yazılı delile dayandığı anlaşılmış, dosya içerisinde sözleşme fotokopilerinin mevcut olduğu görülmüştür.


Kararın temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde sehven yazılı sözleşme değerlendirilmeden hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Davalılardan C…’nın Eskişehir 3.Aile Mahkemesinin 200/605Esas sayılı boşanma davası dosyasının 23.02.2010 tarihli oturumunda babası O…’yu kastederek “...şimdi kendi mülkünü almak için aleyhime dava açmıştır. Ben de annem mağdur olacağı için bunu geri vermek istemiyorum...’’ şeklinde beyanda bulunmuştur. İkrar kesin delillerden olup davalı Ç…’nın bu beyanı 6100 sayılı HMK’nun 188/1. Maddesi hükmü gereğince davacının dayandığı yazılı deliller ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Kararın açıklanan gerekçe ile bozulması gerektiği halde dairemizce yapılan temyiz incelemesinde sehven yazılı sözleşme değerlendirilmeden hüküm kurulduğu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin bozma ilamı kaldırılarak hükmün gerekçesi değiştirilerek yukarıdaki gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 20.10.2011 gün ve 2011/9795 Esas, 2011/12351 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA hükmün yukarıda yazılı değişik gerekçe ile BOZULMASINA, 26.03.2012 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

KARAR NO:4

T.C.

YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

ESAS NO :2011/1549

KARAR NO : 2012/9505

İkrar vasıflı (mevsuf- nitelikli) (HMK.188)

Havalenin hukuksal niteliği

ÖZET:Davacı tarafından davalı hesabına 51.800 GBP gönderilmiş, davacı, havale edilen paranın davalıya ait cafe-barın 1 yıllık işletme hakkına ilişkin olduğunu iddia etmiş, davalı ise gerek ceza dosyasındaki savunmasında ve gerekse iş bu davada paranın 40.000 GBP’lik kısmının davacı tarafından daha önce alınan borç paranın iadesi için, 20.000,00 TL’sinin ise işletmenin devrine ilişkin olduğunu savunmuştur. Taraflardan birinin istem veya savunmasına dayanak olan olayların, karşı tarafça tamamıyla değil; ancak, bazı olaylar bakımından uyuşma olacak biçimde, geri kalan olayların ise gerekçeleri değiştirilecek şekilde değişik biçimde kabul edilmesi tarzında yapılan ikrar çeşidine vasıflı (mevsuf- nitelikli) ikrar denilmektedir. Dava konusu olayda, davalı tarafça, davacının havale yolu ile para gönderdiği kabul edilmiş, ancak bu paranın bir kısmının daha önce davacıya verilmiş olduğu öne sürülen borcun geri ödenmesi olduğu beyan edilmiştir. Davalının bu kabulü vasıflı ikrardır. vasıflı ikrarda ispat yükü vakıayı ileri süren tarafa ait, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafa ait değildir. Ayrıca, havale, hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıvla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olup, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil) kanıtlamakla yükümlüdür.

Taraflar arasında görülen davada davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü


Davacı vekili, davalının sahibi olduğu kafenin 1 yıllık işletme hakkının yapılan sözleşme ile müvekkiline devrinin kararlaştırıldığını, müvekkili tarafından devir bedeli olarak davalının banka hesabına 51.800 GBP havale yapıldığım, ancak davalı tarafından işletmenin devredilmediği gibi tahsil edilen paranın da iade edilmediğini ileri sürerek, anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, müvekkilinin davacıya verdiği borç paranın geri ödemesi olarak müvekkili hesabına havale yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen işletmenin devrine ilişkin sözleşmeden iki gün sonra davalı hesabına davacı tarafından havale yapıldığı, davalı tarafından paranın verilen borcun geri ödenmesine ilişkin olduğu savunmasını ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Somut olayda, davalıya ait cafe-barın 1 yıllık işletmesinin davacıya devri konusunda taraflar arasında 04.04.2005 tarihli sözleşme yapıldığı ve bu tarihten iki gün sonra davacı tarafından davalı hesabına 51.800 GBP gönderildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, havale edilen paranın davalıya ait cafe-barın 1 yıllık işletme hakkına ilişkin olduğunu iddia etmiş, davalı ise gerek ceza dosyasındaki savunmasında ve gerekse iş bu davada paranın 40.000 GBP’lik kısmının davacı tarafından daha önce alınan borç paranın iadesi için, 20.000,00 TL’sinin ise işletmenin devrine ilişkin olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, havale edilen paranın tamamının işletmenin devrine ilişkin mi yoksa, 40.000 GBP’sinin davacı tarafından davalıdan alındığı iddia edilen borca karşılık mı olduğu hususunda toplanmaktadır. Dosya içinde sureti bulunan 06.04.2005 tarihli dekontta paranın ne için gönderildiğine dair her hangi bir açıklama yoktur.



Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/13-630 Esas, 2001/647 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere taraflardan birinin istem veya savunmasına dayanak olan olayların, karşı tarafça tamamıyla değil; ancak, bazı olaylar bakımından uyuşma olacak biçimde, geri kalan olayların ise gerekçeleri değiştirilecek şekilde değişik biçimde kabul edilmesi tarzında yapılan ikrar çeşidine vasıflı (mevsuf- nitelikli) ikrar denilmektedir. Dava konusu olayda, davalı tarafça, davacının havale yolu ile para gönderdiği kabul edilmiş, ancak bu paranın bir kısmının daha önce davacıya verilmiş olduğu öne sürülen borcun geri ödenmesi olduğu beyan edilmiştir. Davalının bu kabulü vasıflı ikrardır. Burada, davacının ileri sürdüğü vakıa (paranın gönderilmesi) davalı tarafından ikrar edilmekte; fakat davacının iddia ettiği gibi bu paranın 40.000 GBP’sinin işletmenin 1 yıllık devrine ilişkin olarak gönderildiği inkar edilmektedir. Vasıflı ikrara uygulamada (gerekçeli inkar) adı da verilmekte olup, bu çeşit ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda ispat yükü vakıayı ileri süren tarafa ait, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafa ait değildir. Bu durumda gönderilen paranın tamamının davalının alacağına karşılık değil, işletmenin devrine ilişkin olarak gönderildiğini ispat yükü davacıya düşer. Buna bağlı olarak ödünç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü yoktur.
Öte yandan, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; havale, hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıvla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olup, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil) kanıtlamakla yükümlüdür.
Bu itibarla, mahkemece, dava konusu olayda, davacı tarafından davalının hesabına havale edilen paranın tamamının işletmenin devrine ilişkin olduğu ispat edilememiş bulunmasına göre, 40.000 GBP yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARAR NO:5

T.C.

YARGITAY

15.Hukuk Dairesi

ESAS NO :2012/2617

KARAR NO : 2012/7720

Delil Sözleşmesi (HMK 193)

ÖZET: Davacı, yer teslimi süresinin ödenek yokluğu nedeniyle sarktığını belirterek fiyat farkı alacağının tahsili için bu davaları açmıştır. Uzatılan süre içerisinde düzenlenen 2, 3,4, 5 ve 6 numaralı ara hak edişlerle 7 numaralı son hak edişte davacının alacağı iş bedelleri hesaplanmış, ancak; bu hak edişlerde süre uzatımı nedeniyle fiyat farkı alacağına yer verilmemiştir. Davacı yüklenici ise ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin bu hak edişleri imzalamıştır. Sözleşmenin eki olan şartname hükümleri HUMK 287, (HMK 193) maddesi hükümlerince delil sözleşmesi niteliğinde olup, mahkemece re'sen dikkate alınması zorunludur.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü.

Asıl ve birleşen dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan fiyat farkı alacağının tahsili istemiyle açılmış, mahkemenin, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne dair karan davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında imzalanan 22.04.2005 tarihli sözleşmenin 9.2. maddesinde Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin sözleşmenin eki olduğu belirtilmiştir. Davacı, yer tesliminden itibaren 180 gün içerisinde işin geçici kabule hazır hale getirileceğini, ancak; ödenek yokluğu nedeniyle sürenin uzatıldığını ve 2006 yılına işin sarktığını belirterek fiyat farkı alacağının tahsili için bu davaları açmıştır. Uzatılan süre içerisinde düzenlenen 2, 3,4, 5 ve 6 numaralı ara hak edişlerle 7 numaralı son hak edişte davacının alacağı iş bedelleri hesaplanmış, ancak; bu hak edişlerde süre uzatımı nedeniyle fiyat farkı alacağına yer verilmemiştir. Davacı yüklenici ise ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin bu hak edişleri imzalamıştır. Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 40 ve 41. Maddeleri uyarınca, davacı yüklenici tarafından uzatılan süre içerisinde düzenlenen hak edişlere itiraz edilmediğinden hak edişlerin yüklenici yönünden kesinleştiğinin kabulü gerekir. Sözleşmenin eki olan şartname hükümleri HUMK 287, (HMK 193) maddesi hükümlerince delil sözleşmesi niteliğinde olup, mahkemece re'sen dikkate alınması zorunludur. O halde uzatılan süre içerisinde düzenlene 2, 3, 4,5 ve 6 numaralı ara hak edişlerle 7 numaralı son hak edişi davacı yüklenici tarafından usulüne uygun olarak itiraz edilmediğinden bu hak edişlerin davacı yönünden kesinleştiğinin kabulü ile davanın ve birleşen davanın reddine karar vermek gerekirken, bu husus gözetilmeden asıl davanın kabulü birleşen davarım ise kısmen kabulü yolunda hüküm kurulması doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.



SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 10.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi

KARAR NO:6

T.C.

YARGITAY

19.Hukuk Dairesi

ESAS NO :2012/6268

KARAR NO : 2012/17422

Delil Sözleşmesi (HMK 193/2)

ÖZET: Davalıya itiraz hakkı tanımayan delil sözleşmesinin, geçerli olduğu kabul edilemez. Bu sebeple, sözleşmede dağıtıcının (davacı) evrak, bordro, rapor, defter vs. kayıtlarının muteber olacağı, bu kayıt ve evraklara hiçbir sebeple itiraz hakkı bulunmadığı şeklindeki hüküm kanuna aykırıdır. Somut olayda mahkemece listede belirtilen tüplerin taraflar arasındaki sözleşmenin 14/9 maddesine göre teslim alındığı kabul edilerek alacağın tahsiline hükmedilmiştir. Halbuki davacının öncelikle listede yer alan tüplerin davalıya teslim edildiğini kanıtlaması gerekmektedir.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.


Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi hükümlerine davalı yanca aykırı davranılması sonucunda müvekkilince akdin feshedildiğini sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca cezai şart, kar mahrumiyeti alacaklarının yanı sıra cari hesap alacağının bulunduğundan bahisle fazlaya dair haklarını saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.500-TL'nin ihtarname tebliği tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama sürerken davasını ıslah ederek fazlaya dair haklan saklı kalmak kaydıyla 61.500-TL davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda bayilik sözleşmesinin davacı yanca haklı şekilde feshedildiği bunun neticesinde 45.527.84 TL kar mahrumiyeti 107.446.50 TL cezai şart alacağı tutarında davacı alacağının oluştuğu cezai şart miktarının davalının ekonomik yönden mahvına yol açacağından dolayı takdiren %25 oranında indirim uygulanarak neticeten 80.584.88 TL cezai şart alacağına hükmedilmesi gerekir ise de davacı isteminin bu miktarın altında olduğu gözetilerek davanın kabulüyle 15.000 TL kar mahrumiyeti, 38.000 TL cezai şart ve 8500 TL tüp bedelinden kaynaklanan tazminat tutan 61.500 TL'nin davalıdan tahsiline, bu bedelin 6500 TL'sine 10/01/2007 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir:

  1. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektiriri sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

  2. Davacı taraf davalı bayide bulunan tüplerin bedellerinin tahsilini talep etmiş ve dosyaya buna dair bir liste sunmuştur. Mahkemece listede belirtilen tüplerin taraflar arasındaki sözleşmenin 14/9 maddesine göre teslim alındığı kabul edilerek alacağın tahsiline hükmedilmiştir. Somut olayda davacının öncelikle listede yer alan tüplerin davalıya teslim edildiğini kanıtlaması gerekmektedir. Davacı bu hususta davalının imzasını taşıyan bir belge sunamadığı gibi, mahkemenin gerekçesinde dayandığı sözleşmenin 14/9 maddesindeki delil sözleşmesi de geçerli kabul edilemez. Zira sözleşmenin bu maddesinde dağıtıcının (davacı) evrak, bordro, rapor, defter vs. kayıtlarının muteber olacağı, bu kayıt ve evraklara hiçbir sebeple itiraz hakkı bulunmadığı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK 193/2 maddesinde "Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmesi geçersizdir.” denilmekte olup davalıya itiraz hakkı tanımayan delil sözleşmesinin, geçerli olduğu kabul edilemez. Mahkemece bu yönler gözetilerek tüp bedellerinin tahsiline yönelik istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.

  1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə