Kale ve tabyalar




Yüklə 108.85 Kb.
tarix26.04.2016
ölçüsü108.85 Kb.


GELİBOLU YARIMADASI’NDAKİ ESKİ DÖNEM SANATSAL YAPILAR
Yrd. Doç. Dr. Yusuf ACIOĞLU
KALE VE TABYALAR1
Çanakkale Boğazı, coğrafi konumu nedeniyle asırlar boyunca stratejik önemini korumuş ve bu coğrafyaya hâkim olan güçler bölgeyi elde tutabilmek için savunmaya önem vermişlerdir. Osmanlı öncesi olduğu gibi, Osmanlı döneminde de Çanakkale Boğazı’nda çeşitli savunma yapıları inşa edilmiştir. Bu yapılar, askeri teknolojinin gelişimine ve dönemin özelliklerine uygun olarak farklı şekillerde biçimlendirilmişlerdir.

Tarih öncesi çağlardan itibaren, Çanakkale Boğazı’nda savunma yapılarının inşa edildiği görülmektedir. Bu bağlamda, M.Ö. 3000’lerde Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasındaki girişine kurulan Troia (Truva) yerleşiminin etrafını kuşatan surların, boğazdaki ilk savunma yapısı olduğu söylenebilir.

İlerleyen dönemlerde de önemini koruyan boğazda, Bizans dönemine gelindiğinde geçişleri kontrol altında tutmak amacıyla çok sayıda inşa faaliyetinin yapıldığı görülür. I.Justinianus tarafından Sestos (Akbaş) ve yakınlarındaki Elaeus’ta (bugünkü Şehitler Abidesi’nin bulunduğu Eski Hisarlık adıyla anılan yerde) bir kale yaptırılmıştır. I.Justinianus aynı zamanda ilk olarak ne zaman yapıldığı bilinmeyen Gelibolu Kalesi’nin surlarını da yeniden inşa ettirmiştir. Bizans döneminde yapıldığı anlaşılan bir diğer yapı Kilye Koyu’nda kalıntıları görülen Kilye Kalesidir. Bizans’ın gümrük olarak kullandığı Abydos’ta ise Narababa tepesinde Bizans dönemine ait bir kalenin varlığına dair izler bulunmaktadır.

Çanakkale, 1300–1346 yıllarında Karesi Beyliğinin idaresi altına girmiştir. Bu beyliğin Osmanlı Devleti’ne katılması ile birlikte Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında Osmanlı hâkimiyeti başlamış olur. Avrupa yakasına geçmeyi amaçlayan Osmanlılar, Bolayır ve Kavak deresi arasındaki Kazan Ağzı’nın güneyinde yer aldığı düşünülen Çimpe Kalesini elde ederler. Daha sonra meydana gelen bir depremde Gelibolu Kalesi’nin surlarının bir kısmı yıkılır. Bu durumu fırsat bilen Süleyman Paşa kumandasındaki Türk Birlikleri, Gelibolu’yu da fetheder. Böylece, Çanakkale Boğazı Osmanlı Devletinin hâkimiyeti altına girer ve artık Bizans’ın Akdeniz’e inen tek yolu Türklerin eline geçmiş olur.


Gelibolu Kalesi:

Gelibolu kent merkezinde yer almaktadır. Erken Bizans Dönemi’nden itibaren var olduğu anlaşılan kale, Gelibolu’nun Türkler tarafından fethinden sonra Yıldırım Bayezid tarafından yeni bir limanla birlikte yeniden yaptırılır. Kalenin yeniden inşası Saruca Paşa tarafından M. 1390 yılında yapılmıştır. İnşa sırasında, dış kale yıkılarak bir tepe üzerinde yer alan, şehre ve limana hâkim konumda olan iç kale onarılmıştır. Liman, temizlenerek, liman ağzına iki kule inşa edilmiştir. Burası Osmanlı’nın ilk düzenli tersanesi olmuştur. Kale’den günümüze sadece Namık Kemal İlköğretim Okulu bahçesinde kalan bir kısım sur ile liman ağzındaki kulelerden biri ulaşabilmiştir. Bugün Pîrî Reis Müzesi olarak kullanılan kule, kare planlı olup, iki katlıdır.


Lâpseki Kalesi (Kulesi):

Gelibolu Kalesinin karşı kıyısında Lâpseki’de Süleyman Çelebi tarafından Cenevizli Negro ailesine bir kale yaptırılmıştır. Venedik donanmasının M. 1416 yılındaki saldırıları sonucu büyük ölçüde zarar görmüş ve Hamza Bey tarafından tamamen yıktırılmıştır. Bugün herhangi bir kalıntı mevcut değildir.


Kilidü’l-Bahr (Kilitbahir) Kalesi:

Çanakkale Boğazı’nın en dar yerinde Kal’a-i Sultâniyye’nin tam karşı kıyısında bir yamaç üzerinde yer almaktadır. Kal’a-i Sultâniyye ile birlikte M. 1462-63 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Kilidü’l-Bahr Kalesi’nin inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Kale Kanuni devrinde H. 948/M. 1541-42 tarihlerinde onarım görmüş ve eklemeler yapılmıştır. Kale, II. Abdülhamid devrinde, H. 1311/M. 1893-94 yılında bakım ve onarım görmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan kale, bütün ihtişamı ile bugün de ayaktadır.

Kale, plan itibariyle topografyaya uygun bir biçimde yerleştirilmiş ve klasik dikdörtgen ya da kare biçimli Osmanlı kalelerinden farklı özellikte inşa edilmiştir. Üç yapraklı yonca planı ile Osmanlı kaleleri içinde farklı bir yere sahiptir. Yapı, bir dış sur, bunun çevrelediği iç sur ve ana kule olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Kalenin güney yönünde Kanuni dönemine ait ikinci bir avlu ve en uçta silindirik bir kule bulunmaktadır. Bir yamaç üzerine kurulan kale, denize doğru top atışına elverişli bir şekilde yapılmış, mazgalları da buna göre yerleştirilmiştir. Surun dışı bir hendekle çevrelenerek kuvvetlendirilmiştir. Kaleye giriş, surların kuzey ve güney tarafındaki kapılardan sağlanmaktadır. Üç yapraklı yonca planlı iç kalenin ortasındaki ana kulede duvar kalınlığı 4 m. olup, 7 katlı ve 30 m. yüksekliğe sahiptir. Kulenin her katında ahşap döşemeleri bugün mevcut olmayıp sadece hatılların bir kısmı görülmektedir. İç surun avlusunda bir mescit ve hamam olduğu söylenen, ancak işlevleri tam olarak anlaşılamayan iki yapı bulunmaktadır.
Kal’a-i Sultâniyye (Çimenlik Kalesi):

Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında Sarıçay’ın ağzındaki düzlük üzerinde yer almaktadır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından M. 1462-63 yıllarında, Yakup Paşa’nın sorumluluğunda yaptırılmıştır. Kanuni döneminde M. 1541 yılında onarım görmüş ve kaleye girişin sağlandığı kule yenilenmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde kale onarılmış ve kaleye bir mescit eklenmiştir. Kalenin dış surlarının denize bakan batı kısmı XIX. yüzyılda II. Abdülhamid tarafından yıktırılarak yerine bugünkü tabya yapılmıştır. Günümüzde kale, Çanakkale Boğaz Komutanlığı denetiminde askerî müze olarak kullanılmaktadır.

Kale, yaklaşık olarak 100x150 m. boyutlarında dikdörtgen planlıdır. Bir sur ve bu surun ortasındaki ana kule ile cephanelik ve iki mescitten oluşmaktadır. Kalenin tam ortasında yer alan ana kule, 30x43 m. boyutlarında, 20 m. yüksekliğindedir. Oldukça sağlam bir yapı olan ana kulenin duvar kalınlığı, yaklaşık olarak 7 m.dir. Kulenin ilk katı yerden 4 m. yükseklikte yer almaktadır. Surların içerisinde iki mescit bulunmaktadır. Bunlardan ilki kuzey cephesinin ortasında yer alan kuleye bitişik olan Fatih Mescidi’dir. Diğer mescit ise ana kulenin güneybatı köşesinde yer alan Sultan Abdülaziz Mescidi’dir.
Seddü’l-Bahr (Seddülbahir) Kalesi:

Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda, Ertuğrul ve Morto Koyları arasında kalan bir burun üzerinde yer almaktadır. Osmanlı donanması, M. 1656 yılında Çanakkale Boğazı önlerinde Venedik donanması ile mücadele etmiş ve mağlup olmuştur. Bu mağlubiyet, Boğaz’ın tahkimi için yeni tedbirleri mecburî kılmıştır. Bundan dolayı Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi’ne açılan kısmında karşılıklı olarak iki kale inşa edilmiştir. İnşa masrafları, IV. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından karşılanmıştır. Kumkale Kalesi ile karşılıklı olarak, IV. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından M. 1658-59 yıllarında inşa ettirilmiştir. H. 1303/M. 1885-86 yılında II. Abdülhamid tarafından onarılmıştır. Çanakkale Savaşlarında da kullanılan kale, 1997 yılına kadar askerî birlik tarafından kullanılmıştır. Bugün, kalenin içerisinde XIX. yüzyılda yapılan tabyaların dışında mevcut bir yapı yoktur. Birinci Dünya Savaşı’nda büyük ölçüde zarar gören kale, harap haldedir.

Kale, dikdörtgen bir plana sahiptir. Denize bakan sur ortada kırılma yapmaktadır. Kalenin kuzey, güney, doğu, batı ve kuzeybatı tarafında birer kule bulunmaktadır. Kuleler, çokgen ve dairesel planlıdır. Surun tamamı günümüze ulaşmamıştır. Surun güneydoğu yüzünde yüksekçe tutulmuş toplam on bir adet niş bulunmaktadır. İki ucunda birer adet seğirdim merdiveni mevcuttur. Kaleye giriş kuzeydoğu duvarında bugün mevcut olmayan “Bâb-ı Kebir” adıyla anılan kapıdan sağlanmaktaydı. Bunların dışında kalenin kuzeybatısında kale ile birlikte yapılan bir çifte hamam ile XIX. yüzyılda yapılan yeni hamam ve kuzeyinde bir mescit bulunmaktadır.
Kumkale Kalesi:

Çanakkale Boğazı’nın girişinde Anadolu kıyısında Ege Denizi’ne bakan yerde bulunmaktadır. Kale, sadrazam Köprülü Mehmet Paşa kontrolünde M. 1658-59 yıllarında inşa ettirilmiştir. Evliya Çelebi, bu kalelerin kareye yakın ölçülerde olduğundan ve Köprülü Mehmet Paşa’nın kalelere güçlü toplar yerleştirdiğinden söz etmektedir. Depremler gibi doğal afetlerin yanı sıra Birinci Dünya Savaşı’nda da ağır tahribata uğrayan kale, birçok kez onarılmıştır. Bugün askerî birlik tarafından kullanılmaktadır.

Kale, yaklaşık olarak kare planlı olup çokgen kulelerle takviye edilmiştir. Kalenin güney suruna bitişik XIX. yüzyılda eklenildiği düşündüğümüz küçük hamam ile güneyde sur dışında kale ile birlikte yapılan çifte hamam niteliğinde büyük hamam yer almaktadır. Kale, surlarının dışında güneydoğu yönünde de bir mescit ve çeşme bulunur. Kalenin mevcut halde beş kulesi ayaktadır. Deniz tarafındaki kuleler top ateşi sonucu tahrip olup tamamen yıkılmıştır. Bu kulelerin yerine on üç bonetten oluşan bir tabya inşa edilmiştir.
Bigalı Kalesi:

Eceabat-Gelibolu karayolu üzerinde, Eceabat’a yaklaşık 5 km. uzaklıkta yer almaktadır. Boğazın savunması XIX. yüzyılın başlarından itibaren gelişen askerî teknoloji ile birlikte yetersiz kalmıştır. Bunun sonucunda, III. Selim, Fransız mühendisi Jochereau de Saint Denys’i boğazın savunmasını iyileştirmek ve buradaki yapıları incelemek üzere görevlendirmiştir. Jochereau de Saint Denys, yaptığı çalışmalar sonucunda, Nara Burnu’na bir kale yapılmasını önermiştir. İngiliz donanması, M. 1807’de kuvvetli bir lodostan istifade ederek Çanakkale Boğazı’nı geçmiş ve İstanbul önlerine kadar ilerlemiştir. Bu sırada, Nara Burnu’nda ve boğazın muhtelif yerlerinde alelacele tabyalar inşa edilmektedir. İngiliz donanması, geri çekilirken boğaza yapılan bu istihkâmlardan açılan ateş sonucu ağır kayıplar vermiştir. Nara Burnu’na yapılacak bir istihkâmın önemi böylece kavranmış, daha sonraki yıllarda da tahkimine devam edilmiştir. II. Mahmut döneminde M. 1815 tarihinde Nara Burnu ve karşısındaki Bigalı mevkiine birer kale inşası başlamıştır. Yapının doğu ve batı kapısında olması gereken kitabeler, bugün yerinde değildir. Ancak, 15 Ocak 1953 tarihinde Eceabat kaymakamı Nihat Alp’in hazırlattığı raporda, her iki kitabenin de metni verilmiştir. Bu rapora göre kitabelerin tarihi H. 1233/M. 1817-18’dir. Bugün, kaybolan kitabelerden, doğu kapısına ait kitabenin bir yarısı Çanakkale Arkeoloji Müzesinde, diğer yarısı ise Gelibolu Mevlevihanesi’ndedir. Kitabenin Müzede yer alan yarısı kırık olduğu için sadece “12..” rakamı okunabilmektedir. Bu nedenle, adı geçen rapor dikkate alındığında, kalenin H. 1233/M. 1817-18 tarihinde tamamlanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Kale, yaklaşık dikdörtgen planlı olup, dört köşede çokgen ve dairesel planlı kulelerle desteklenmiştir. Kale içinde harap halde bir mescit, bir çeşme ve cephanelik bulunmaktadır. Yapıya giriş, doğu ve batıda istikametinde aynı aks üzerinde yer alan yarım daire kemerli ve üçgen alınlıklı iki kapıdan sağlanmaktadır. Kalenin denize bakan güney duvarı önünde yerden yüksekçe bir platform bulunmaktadır. Bu platformun ilerisinde, hem dairesel planlı iki kulede hem de duvar üzerinde top atışına uygun dışa doğru genişleyen mazgallar yer alır. Kalenin doğu, batı ve kuzey yönündeki duvarlarında ise tüfek atışına uygun dışa doğru daralan küçük mazgal pencereler bulunmaktadır. Kuzeyde iki köşede yer alan çokgen kulelerde de top atışına uygun dört mazgal açıklık bulunur. Kale içindeki mescit kare planlı olup örtü sistemi yok olmuş, güneydoğu duvarının dışında büyük ölçüde yıkılmıştır. Dikdörtgen planlı çeşme kısmen daha sağlam olmakla birlikte akan suyu yoktur. Cephanelik olduğu düşünülen dikdörtgen planlı binada günümüze kısmen sağlam bir şekilde ulaşmıştır.
Nara Kalesi:

Çanakkale il merkezine 5 km. uzaklıkta Nara Burnu’nda yer almaktadır. Kale kapısı üzerinde yer alan kitabe ve bir arşiv belgesine göre yapı H. 1234/M. 1819 yılında tamamlanmıştır. Nara Kalesi, 1983-1985 yılları arasında restore edilmiştir. Halen Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı birlikler tarafından kullanılmaktadır.

Yapı, planı ile farklılık gösterir. Bulunduğu yerin topografyasına uygun bir biçimde şekillenmiştir. Düzgün olmayan bir plana sahip yapı, dış sur ve ana kuleden oluşmaktadır. Kaleye giriş, kara tarafında (doğuda) yer alan iki kemerli küçük bir köprü ile yarım daire kemerli üçgen alınlıklı kapıdan sağlanmaktadır. Bugün, köprünün akan suyu bulunmamakla birlikte, kale yapıldığı dönemde burada deniz suyunun aktığı bir hendek olması muhtemeldir. Bu şekilde kalenin bulunduğu burun bir adaya dönüştürülerek kara tarafından gelecek saldırılar için önlem alınmıştır. Kapının iki yanında köşelerde dairesel planlı birer kule yer alır. Her iki kulede de dışa doğru genişleyen dört mazgal bulunur. Kale surunun tamamında bu mazgal dizilişi devam eder. Sur içinde batıda yaklaşık olarak kare bir alana oturan dört yapraklı yonca planlı ana kule bulunmaktadır.
Çamburnu Kalesi:

Çanakkale ili, Eceabat ilçesi yerleşim merkezinin 1,5 km. güneyinde, Çanakkale Boğazı sahilinde, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürlüğü sınırları içinde yer almaktadır. Kitabesi bulunmayan yapı, Köseburnu Kalesi ile birlikte karşılıklı olarak II. Mahmut döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

Kale, yaklaşık olarak 55x70 m. ölçülerinde, dikdörtgen planlıdır. Denize bakan duvarı hafif yay biçiminde olup, mazgal açıklıklara sahiptir. Deniz tarafında, üzerine topların yerleştirildiği bir platform mevcuttur. Kaleye giriş, kuzeybatı cephesinden, bugün sadece kapı söve boşlukları kalan kapıdan sağlanmaktadır. Bigalı Kalesi’nde olduğu gibi Çamburnu Kalesi’nde de kuzeybatı kapısının aksında güneydoğuda bir kapı daha olduğu düşünülmektedir. Kale içinde günümüze gelen tek yapı, cephanelik olduğu düşünülen binadır. Cephanelik, dikdörtgen planlı olup tonoz örtü sistemine sahiptir.
Köseburnu Kalesi:

Çanakkale il merkezinde Nara yolu üzerinde Köseburnu mevkii olarak anılan yerde Bahriye Kabristanı’nın önünde, sahilde yer almaktadır. M. 1820 yılında II. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Yapı, M. 1887-88 ile M. 1889 yılları arasına tarihlenen II. Abdülhamid Arşivi’ndeki fotoğrafında sapa sağlam görülmektedir. Kale duvarları günümüze ulaşmayan yapının, sadece Bahriye Kabristanı’nın önündeki alanda bir kulesi mevcuttur. Duvarlarına ait temel izleri ise zeminde görülebilmektedir. Temel izlerinden kalenin 3 m. kalınlığında duvarlara sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Kalenin planının, II. Abdülhamid Arşivi’ndeki resim ve bugün izleri görülebilen duvarlar dikkate alındığında deniz tarafının yarım daire, kara tarafının ise dikdörtgen bir biçim arz ettiği anlaşılmaktadır. Kara tarafında yani doğuda iki köşede birer kule ve bu iki kule arasındaki duvarın ortasında yarım daire kemerli üçgen alınlıklı bir kapı yer almaktadır.
Bolayır Merkez Tabya:

Çanakkale ili Gelibolu ilçesi Bolayır beldesinde, beldenin güneybatısında yer almaktadır. Günümüzde Çimpe Kalesi olarak bilinen yapı aslında Bolayır Merkez Tabyasıdır. Bu yapı bir kale ya da kale kalıntısı değildir. Yarımadanın en dar yerine, Bolayır İstihkâm Hattının ortasına yapılmıştır. Sahil tabyalarından farklı bir amaç için yapılan tabya, Erzurum, Kars, Ardahan ve Edirne şehirlerinde yapılan tabyalar gibi bir kara tabyasıdır. Tabyanın kitabesi mevcut değildir. Ancak arşivlerden elde edilen bir haritadan M. 1853 tarihinde toprak tabya olarak İngiliz ve Fransızlara yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Topraktan yapılan bu tabya içine daha sonra M. 1877 yılında Osmanlı-Rus Savaşları sırasında kâgir tabya yapılmıştır. Tabyanın güneybatısında yer alan yedek cephanelik binası ise Gelibolu Mevlevihanesi’nde sergilenen kitabesinden anlaşıldığına göre H. 1303/M. 1885-1886 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde büyük ölçüde sağlam olan tabya, ziyarete açıktır.

Tabya, on iki büyük, iki küçük bonet ve bonetler arasında yer alan on bir top yeri, üç pusu odası ve önünde yer alan hendekten oluşmaktadır.
Bolayır Ay Tabya:

Çanakkale ili Gelibolu ilçesi Bolayır beldesinde, beldenin güneybatısında, Bolayır İstihkâm Hattı’nın Çanakkale Boğazı tarafında yer almaktadır. Yapı, Bolayır Merkez Tabyası ile birlikte toprak olarak M. 1853 yılında yapılmış olmalıdır. Daha sonra içerisine kâgir binalar eklenmiştir. Bu kâgir binalardan biri olan koğuş binası, bir arşiv belgesinden anlaşıldığına göre M. 1901 tarihinde onarılmıştır. Günümüzde ise tarım alanları içinde kalan tabyada, kâgir bir yapı izine rastlanmamaktadır. Sadece bir yükselti şeklinde toprak set görülmektedir.




Bolayır Yıldız Tabyası

Çanakkale ili Gelibolu ilçesi Bolayır beldesinde, beldenin güneybatısında, Bolayır İstihkâm Hattı’nın Saroz Körfezi tarafında, Gelibolu-İstanbul karayolu üzerinde yer almaktadır. Yapı, toprak tabya olarak M. 1853 yılından sonraki bir tarihte yapılmış olmalıdır. Bu tabya üzerinde M. 1900 yılında kışla binası yapılmıştır. Günümüzde ise tarım alanları içinde kalan tabyada, toprak üzerinde kâgir bir yapı izine rastlanmamaktadır. Sadece bir toprak yükselti şeklinde, yıldız biçimli toprak set görülmektedir.


Değirmenburnu Tabyası

Kilitbahir-Eceabat karayolu üzerinde, Değirmenburnu mevkiinde yer almaktadır. Tabyanın kitabesi mevcut değildir. Kışla binası ve çeşmenin kitabesi mevcuttur. Kışlanın oval kitabesinde, II. Abdülhamid tuğrası ve altında H. 1310/M. 1893 tarihi bulunmaktadır. Çeşmenin oval kitabesinde, adli mahlaslı II. Abdülhamid tuğrası ve altında H. 1307/M. 1889 tarihi yer almaktadır. Tabya, Anadolu Mecidiye Tabyası ile mimari açıdan benzerlik gösterdiği için ilk olarak anılan tabya ile birlikte yaptırılmış olmalıdır. Nitekim II. Abdülhamid Arşivi’ndeki fotoğraflarda tabya görülmektedir. Bu bilgiler ışığında tabyanın M. 1887-88 tarihinden önce, kışla ve çeşmenin ise kitabelerinde yer alan yukarıda zikredilen tarihlerde yapıldığı anlaşılmaktadır. Tabyanın kuzeyinde yer alan çeşme, mevcut haliyle 1948 yılında Yunus Çağlar tarafından yenilenmiştir. Tabya, bugün askerî birlik tarafından kullanılmakta olup ziyarete kapalıdır.

Kıyıya paralel kuzey-güney doğrultusunda inşa edilmiş olan tabya, sekiz bonet ve bonetlerin arasında bulunan yedi top yeri ile yedek cephanelik, kışla binası ve çeşmeden oluşmaktadır.
Anadolu Mecidiye Tabyası

Çanakkale il merkezinde, Nara Caddesi üzerinde kıyıda yer almaktadır. Tabyanın her iki kapısında birer kitabe bulunmaktadır. Ancak bu kitabelerden kuzeybatıdaki kazındığı için okunamamaktadır. Sultan Abdülmecid döneminde yapıldığı düşünülen yapı, güneyde yer alan kitabeden anlaşıldığı kadarıyla mevcut haliyle H. 1299/M. 1881-82 tarihinde II. Abdülhamid tarafından yenilenmiştir. Tabya, bugün Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Ulaştırma Bölük Komutanlığı ve Yangın Savunma Merkezi tarafından kullanılmakta olup, ziyarete kapalıdır.

Tabya, zemin kodundan yukarıda on iki bonet ve bonetlerin arasında kalan on altı top yeri ile zemin seviyesinde yer alan iki bonet ve iki yedek cephanelik binasından oluşmaktadır. Yapı, genel planı itibariyle bir burun üzerine, boğaza beş cephesi bakacak şekilde yerleştirilmiştir. Tabyaya giriş kara tarafında doğu cephede yer alan yarım daire kemerli iki kapıdan sağlanmaktadır. İki kapı arasında üzeri sıkıştırılmış toprakla örtülü elips planlı büyük yedek cephanelik bulunur.
Namazgâh Tabyası

Kilitbahir köyünde Kilitbahir Kalesi’nin yanı başında, Namazgâh Burnu mevkiinde yer almaktadır. Tabyada kitabe yoktur. Ancak sonradan yapıldığı anlaşılan bonetlerden ortadakinin kapısı üzerinde II. Abdülhamid tuğralı ve H. 1309/M. 1892 tarihli oval kitabe bulunmaktadır. Tabya, tıpkı Değirmenburnu ve Nara’da olduğu gibi, Anadolu Mecidiye Tabyası’na mimarî açıdan benzemektedir. Bu da tabyanın ilk olarak bu üç tabya ile birlikte yaptırıldığını düşündürmektedir. Ancak var olan kitabeden anlaşıldığı kadarıyla tabya son halini, II. Abdülhamid zamanında almıştır. Tabya, bugün restore edilmiş olup ziyarete açıktır.

Tabya, genel olarak, kuzey-güney ve doğu-batı doğrultularında, boğaza bir çıkıntı yapacak şekilde üzerinde bulunduğu buruna yerleştirilmiştir. Boğaza bakan her iki tarafta bonet ve top yerleri sıralanmaktadır. Bonetlerin gerisinde kalan alanın ortasında ise karargâh ve üç adet cephanelik yer alır. Tabyanın Malaz Tepe eteklerine doğru bakan kuzeybatı tarafında yarım daire kemerli bir kapısı bulunmaktadır. Tabya, zemin kodundan yüksek tutulmuş olup, zemin kodunda yer alan yapılar hariç üst kotta yirmi iki bonet ve bonetlerin arasında on altı top yerinden oluşmaktadır. Tabyanın batı ucuna sonradan üç bonet eklenmiştir. Bu eklenen bonetlerin dışındakiler birbirinin benzeridir. Dikdörtgen planlı olan bu bonetler, beşik tonoz örtülüdür. Sonradan eklenen bonetlerden ortadaki, bir koridorun iki yanına yerleştirilen dikdörtgen planlı odadan oluşur. İki katlı bir düzenlenişe sahiptir. Diğer iki bonette birer oda vardır ve tek katlıdır. Üç bonette de cephane sevkiyat koridoru, bir kapı ile top yerlerine açılır. Bonetlerin dışında yine üzerleri sıkıştırılmış toprakla örtülü cephanelikler bulunur. Karargâh binasının ise sadece temel izleri görülebilmektedir.
Nara Tabyası

Çanakkale il merkezine 5 km. uzaklıktaki Nara Burnu’nda yer almaktadır. Kitabesi mevcut olmayan tabyanın, Anadolu Mecidiye Tabyası’na bezerliğinden dolayı Sultan Abdülmecid tarafından yaptırıldığını daha sonra ise II. Abdülhamid tarafından yenilendiğini düşünmekteyiz. II. Abdülhamid Arşivi’nde, M. 1887/88 ile M. 1889 tarihleri arasında çekildiğini düşündüğümüz fotoğraflar arasında tabyanın bulunması bunu desteklemektedir. Bugün yapı büyük ölçüde sağlam olup, askerî bölge içinde ve ziyarete kapalıdır.


Seddü’l-Bahr (Seddülbahir) Tabyası

Çanakkale Boğazı’nın girişinde, Avrupa yakasında Seddü’l-Bahr Kalesi’nin boğaza bakan cephesinde yer almaktadır. Tabyanın kitabesi bugün mevcut değildir. 1915 tarihinde, Seddü’l-Bahr Kalesi’nden sökülerek İngiltere’ye götürülmüş olan bir kitabe bulunmaktadır. Tabyaya ait olduğunu düşündüğümüz bu kitabeye göre yapı, H. 1303/M. 1885-86 tarihinde II. Abdülhamid tarafından yaptırılmış olmalıdır. Büyük ölçüde günümüze sağlam bir şekilde ulaşmış olan tabya ziyarete açıktır.

Tabya, dört bonet ve bonetlerin arasında kalan beş top yerinden oluşmaktadır. Bonetlerin ön cephelerinde kapının iki yanında birer niş bulunur. Bu şekildeki bir düzenleme Kumkale ve Ertuğrul Tabyalarında da görülmektedir.
Kumkale Tabyası

Çanakkale Boğazı’nın girişinde, Anadolu yakasında Kumkale Kalesi’nin boğaza bakan cephesinde yer almaktadır. Kitabesi mevcut olmayan tabya, Kumkale Kalesi’nin boğaz kıyısındaki yıkılan surlarının yerine yapılmıştır. Seddü’l-Bahr Tabyası’na mimari açıdan benzemesi, tabyanın adı geçen yapı ile birlikte II. Abdülhamid tarafından yaptırıldığını düşündürmektedir. Bugün büyük ölçüde sağlam olan tabya, askerî saha içerisinde ve ziyarete kapalıdır.

Tabya, on iki bonet, bonetlerin arasında kalan on bir top yeri ve bonetlerin gerisindeki bir cephanelikten oluşmaktadır.
Ertuğrul Tabyası

Tabya, Gelibolu Yarımadası’nın güney ucundaki Ertuğrul Koyu’nun kuzeybatısında, Gözcü Baba Tepesi’nin güney yamacında yer almaktadır. Seddü’l-Bahr Kalesi’nin gerisinde, tepeye hâkim bir noktada, boğaz girişini korumak amacıyla yapılmıştır. Tabyanın kitabesi mevcut değildir. Orta bonetin kapısı üzerinde 57x93 cm. ölçülerinde kitabe yuvası bulunmaktadır. Tabyada M.1882 tarihli bir top görülmektedir. Hem bu top üzerindeki tarih hem de Seddü’l-Bahr Tabyası ile mimarî açıdan bulunan benzerliklerden dolayı, tabyanın M. 1882 ile M. 1885-86 tarihleri arasında II. Abdülhamid tarafından yaptırıldığını düşünmekteyiz. Bugün restorasyonu yapılan tabya, ziyarete açıktır.

Tabya, üç bonet ve bonetlerin arasında kalan iki top yerinden oluşmaktadır.
Orhaniye Tabyası

Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi’ne açılan kısmında, Kumkale Kalesi’nin gerisinde ve Kumkale Beldesi’nin batısında yer almaktadır. Tabya, kıyıdan biraz içeride olup, Ege Denizi’nden boğaza giriş yapacak gemileri hedef alacak biçimde kıyıya paralel şekilde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda inşa edilmiştir. Bonetin kapısı üzerinde yer alan 56x96 cm. ölçülerindeki kitabeden anlaşıldığına göre tabya, II. Abdülhamid tarafından H. 1305/M. 1887-88 tarihinde yaptırılmıştır. Sağlam bir şekilde günümüze ulaşan yapı ziyarete açıktır.

Tabya, bir bonet ve bu bonetin iki tarafında yer alan iki top yerinden oluşmaktadır.
Rumeli Hamidiye Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Kilitbahir köyünün güneyinde, Gonca Tepe’nin eteklerinde, Kilitbahir-Alçıtepe köyü karayolunu üzerinde, Namazgâh ve Rumeli Mecidiye Tabyaları arasında yer almaktadır. Askerî bölge içerisinde kaldığı için kısmen korunan tabyanın kitabesi mevcuttur. Ortadaki bonetin kapısı üzerinde yer alan 40x90 cm. ölçülerindeki kitabeye göre tabya, II. Abdülhamid tarafından H. 1307/M. 1889-90 yılında yaptırılmıştır. Bugün Milli Savunma Bakanlığı’na tahsisli tabya ziyarete açık değildir. İçerisinde bulunan karargâh binası askerî lojman olarak kullanılmaktadır.

Tabya, kıyıya paralel olarak kabaca doğu-batı doğrultusunda inşa edilmiş üç bonet, iki top yeri ve bir karargâh binasından oluşmaktadır. Tabya ile karargâh binası arasında diğer tabyalara irtibatı sağlayan taş döşeli yaklaşık 3 m. genişliğindeki yol bulunmaktadır.
Anadolu Hamidiye Tabyası

Çanakkale il merkezinde, Barbaros Mahallesi Aziziye Caddesi üzerinde yer almaktadır. Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi girişini görecek şekilde, Anadolu kıyısına paralel olarak yerleştirilmiştir. Bugün tabyanın ortasında yer alan iki katlı büyük bonetlerin kapısındaki kitabeler kazınmıştır. Buna göre tabya, M. 1887-88 ile M. 1897 yılları arasında yapılmış olmalıdır.

Kıyıya paralel olarak kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda araziye yerleştirilen tabya, on bonet ve bu bonetlerin arasında yer alan dokuz top yerinden oluşmaktadır. Yapının bütünü ele alındığında hafif yay biçiminde olduğu anlaşılmaktadır.
Rumeli Mecidiye Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Kilitbahir köyünün güneybatısında, Kilitbahir-Alçıtepe yolunun üst tarafında, Gonca Tepe eteklerinde yer almaktadır. Tabyanın kitabesi mevcut değildir. Ancak kitabe boşluğu bonetlerden birinin kapısı üzerinde görülebilmektedir. Tabyadaki bonetlerin planları, Namazgâh Tabyası’nın sonradan eklenen bonetlerine benzemektedir. Bu nedenle tabya, aynı tarihlerde II. Abdülhamid tarafından yaptırılmış olmalıdır.

Tabya, kıyıdan biraz içeride, kuzeydoğu-güneybatı ve doğu-batı doğrultularında uzanan iki kanat şeklinde düzenlenmiş, sekiz bonet ve bonetlerin arasında yer alan yedi top yerinden oluşmaktadır. Tabyanın gerisinde karargâh v.b. yapılara ait olduğu düşünülen temel izleri görülmektedir. Tabyada ilk yedi bonet, birbirinin benzeri olup, sekizinci bonet, düzenleniş açısından farklıdır.
Çimenlik Tabyası

Çanakkale il merkezinde, Kal’a-i Sultâniyye içerisinde yer almaktadır. Tabya, Kal’a-i Sultâniyye’nin deniz tarafına bakan surun üst kısmı yıkılarak yapılmıştır. II. Abdülhamid Arşivi’ndeki fotoğrafta kalenin surlarının ayakta olduğu görülmektedir. Tabyadaki bonetlerin planları, Namazgâh Tabyası’nın sonradan eklenen M. 1892 tarihli bonetlerine benzemektedir. R. 1313/M. 1897 tarihli Bahr-i Sefid Boğazı haritasında da tabya gözükmektedir. Hem Namazgâh Tabyası’nın sonradan eklenen bonetlerine benzerliği hem de bahsi geçen arşiv ve harita, tabyanın M. 1889 ile M. 1897 yılları arasında yapılmış olduğunu göstermektedir. Tabya, bugün Çanakkale Deniz Müzesi bünyesinde olup, ziyarete açıktır.

Tabya, dört bonet ve bonetlerin arasında kalan dört top yerinden oluşmaktadır. Bonetlerden üçü, iki katlı olarak düzenlenmiştir.
Çamburnu Kakavan Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Çamburnu mevkiinde Kakavan Tepesi’nde yer almaktadır. Arşiv belgelerinden tabyanın II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiği ve buradaki koğuşun H. 1310/M. 1892 tarihinde onarıldığı anlaşılmaktadır. Tabya, sahil tabyalarından farklı olarak, büyük ölçekli toplar yerine, hareketli sahra toplarının konulmasına uygun bir şekilde inşa edilmiştir. Bugün, orman içinde yangın emniyet yolunun tam ortasında kalan tabyanın koğuş ve top yerleri yok olmuştur.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Çanaklıktepe (Tabya Tepe) Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesi, Bigalı Kalesi mevkiinde, kalenin arkasındaki Tabya Tepede yer almaktadır. Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirilmiştir. Tabya, Çamburnu Kakavan Tabyası’nda olduğu gibi, büyük ölçekli toplar yerine, hareketli sahra toplarının konulmasına uygun bir şekilde inşa edilmiştir. Bugün tamamen çalılıkların sardığı alanda top yerlerine ait döşemeler görülememektedir.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Goncasuyu Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesi Kilitbahir köyünde, Rumeli Mecidiye Tabyası’nın arkasındaki Gonca Tepe’de yer almaktadır. Aynı mimarî özelliklere sahip olduğu için Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiğini düşünmekteyiz. Tabyanın koğuşu H. 1310/M. 1892 tarihinde onarılmıştır. Tabya, Çamburnu ve Çanaklıktepe Tabyaları gibi, hareketli sahra toplarının konulmasına uygun bir şekilde inşa edilmiştir. Bugün, tabyanın boneti büyük ölçüde sağlam olup, top yerlerine ait döşemeler yok olmuştur.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Yanıktepe (Kozlar) Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Bigalı Kalesi ile Akbaş Şehitliği arasında, Uluflu Tepe’de yer almaktadır. Aynı mimarî özelliklere sahip olduğu için Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte H. 1306/M. 1888-89 tarihinde II. Abdülhamid tarafından inşa ettirildiğini düşünmekteyiz. Bugün tamamen çalılıkların sardığı bu alanda top yerlerine ait döşemeler görülememektedir.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.

Palazbaba (Malaz Tepe) Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesi, Kilitbahir köyünde kalenin arkasındaki Malaz Tepe’de yer almaktadır. Tabyanın, Çamburnu Kakavan Tabya ile birlikte, II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiği ve koğuşunun H. 1310/M. 1892 tarihinde tamir edildiği anlaşılmaktadır. Tabya, yukarıda bahsi geçen diğerleri gibi hareketli sahra toplarının konulmasına uygun bir şekilde inşa edilmiştir. Bugün, bu alanda top yerlerine ait döşemeler görülememektedir.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Kilye Poyraz Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Kilye Koyu’nun kuzeydoğusundaki Poyraz Tepe’de yer almaktadır. Aynı mimarî özelliklere sahip olduğu için Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiğini düşünmekteyiz. Bugün tamamen çalılıkların sardığı bu alanda top yerlerine ait döşemeler görülememektedir.

Tabya, tek bir bonet ve önünde yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Kilye Lodos Tabyası

Çanakkale ili Eceabat ilçesinde, Kilye Koyu’nun güneydoğusundaki tepede yer almaktadır. Tepede boğaza hâkim bir konumda inşa edilmiştir. Aynı mimarî özelliklere sahip olduğu için Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiğini düşünmekteyiz. Bugün çalılıkların sardığı bu alanda top yerlerine ait döşemeler görülememektedir.

Tabya, tek bir bonet ve yanında yer alan top yerlerinden oluşmaktadır.
Nara Baba Tabyası

Çanakkale il merkezine 2 km. uzaklıkta, Nara Burnu’ndaki Nara Baba Tepesi’nde yer almaktadır. Aynı mimarî özelliklere sahip olduğu için Çamburnu Kakavan Tabyası ile birlikte II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde inşa ettirildiğini düşünmekteyiz. Askerî bölge içerisinde olup, güvenlik nedeniyle yerinde görülüp incelenemediğinden yapının bugünkü durumu hakkında bilgi edinilememiştir.




Maltepe Tabyası

Çanakkale il merkezine 2 km. uzaklıkta Nara yolu üzerinde, Maltepe Tepesi’nde yer almaktadır. Çamburnu Kakavan Tabyası ile aynı mimarî özellikleri gösteren yapı II. Abdülhamid tarafından H. 1306/M. 1888-89 tarihinde yaptırılmış olmalıdır. Askerî bölge içerisinde olup, güvenlik nedeniyle yerinde görülüp incelenemediğinden yapının bugünkü durumu hakkında bilgi edinilememiştir.


Rumeli Yıldız Tabyası

Kilitbahir köyünün güneybatısında, Yayla mevkiinin güneyinde, Yıldız Tabya Tepesi’nin güney yamacında yer almaktadır. Tabyanın kitabesi mevcut değildir. Yapının II. Abdülhamid Arşivi’nde fotoğrafı yoktur aynı zamanda R. 1313/M. 1897 tarihli haritada da belirtilmemiştir. Bu tarihlendirmeyi güçleştirmektedir. Doğudaki ilk bonet Çamburnu Kakavan Tabyası’na mimari açıdan benzediği için adı geçen yapı ile birlikte H. 1306/M. 1888-89 tarihinde, batıdaki üç bonet ise bu tarihten sonra inşa edilmiş olmalıdır. Bu haliyle tabyanın II. Abdülhamid döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

Tabya, doğu-batı doğrultusunda uzanan beş bonet ve bonetlerin arasında yer alan top yerlerinden oluşmaktadır. Doğudaki ilk bonet Goncasuyu v.b. tabyalardaki bonetlere benzemektedir. Bu yönüyle geriye kalan dört bonetten ayrılır. Diğer bonetler, dikdörtgen planlı ve beşik tonoz örtülüdür.
Domuzdere Tabyası

Tabya, Alçıtepe köyünün güneydoğusunda, Domuz Deresi’nin doğusundaki tepede yer almaktadır. R. 1313/M. 1897 tarihli haritada belirtilmediğinden, tabyanın II. Abdülhamid tarafından bu tarihten sonra yaptırıldığını düşünmekteyiz. Tabya, toprak zemin altına inşa edilmiş, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan altı bonet ve aralarındaki beş top yerinden oluşmaktadır.


Kayalıktepe Tabyası

Gelibolu yarımadasında, Behramlı köyünün 5 km. kuzeyinde, Kayalık Tepe mevkiinde yer almaktadır. R. 1313/M. 1897 tarihli haritada belirtilmediğinden, tabyanın II. Abdülhamid tarafından bu tarihten sonra yaptırıldığı sanılmaktadır. Günümüzde tabyadan geriye herhangi bir yapı kalıntısı kalmamıştır. Bugün, tabyanın bulunduğu yerde çukur halde top yerleri ve aralarındaki toprak tepecikler görülmektedir.



DİNİ VE SİVİL MİMARİ2
(Gelibolu)
Tarih boyunca tekrarlanan depremlerin yanı sıra, özellikle I. Dünya Savaşı, Gelibolu’daki mimarlık anıtlarının büyük ölçüde yıkılmasına ya da harabeye dönüşmesine yol açmıştır.

Şehirde XIV. yüzyıldan XX. yüzyıl başlarına kadar inşa edilmiş çok sayıda dinî ve sosyal amaçlı binaların da çok büyük bir kısmı aynı âkıbete uğramıştır. XVII. asırda Evliya Çelebi 164 tane cami, mescit, tekke ve zaviyenin varlığına işaret eder. Bunların çoğu yok olmuştur. Bugüne gelebilenlerden Ulu Cami (M.1385) tamamen yenilenmiştir. XVIII. yüzyıl sonlarında Gelibolu’ya uğrayan Castellan’ın tanımına göre, Ulu Cami dokuz kubbeli bir yapıydı. Bundan hareketle, aslî halinin Bursa Ulu Camii ve Edirne Eski Camii gibi çok kubbeli plan tipindeki yapılara benzediği söylenebilir. Yapı M.1677’de ve M.1889’da onarılmıştır. Cami, M.1889’daki onarımda tümüyle yenilenerek şimdiki görünümünü kazanmıştır.

Azaplar Namazgâhı (M.1407), türünün en güzel örneklerinden birisi olarak hâlen ayaktadır.

İlk biçimiyle de tek kubbeli bir yapı olması gereken Sofuca Halil Mescidi (XV. yy.ın ilk yarısı) ve Yazıcızâde Mescidi de tümüyle yenilenmiştir. Her iki yapı bugün cami olarak kullanılmaktadır.

Başlangıçta kare planlı-tek kubbeli olarak tasarlandığını sandığımız Kadı İskelesi (Buhurî) Camii H.965/M.1557-58 yılında yaptırılmıştır. Sonradan onarımlarla asli halini yitiren yapının sadece kapısı orijinaldir.

Aynı dönemden Cerrah Hüseyin Mescidi’nin (H.983/M.1575-76) batı kanadına sonradan ilave yapılmıştır. Bunların dışında Gelibolu’da birçok camide yok olmuştur.

Ahi Devle Zaviyesi’nin üzerine XVII. asırda kurulan mevlevihane; M.1766’da vuku bulan depremden sonra M.1767 yılında III. Mustafa zamanında onarılmıştır. Yapı M.1805 ve M.1851 yıllarında tekrar tamir edilmiştir. M.1899- 1900 yıllarında Sultan II. Abdülhamid, mevlevihaneyi yeniden inşa ettirmiştir. Dolayısıyla şimdi görülen bina II. Abdülhamid devrine aittir. M.1908’te tekrar onarılmıştır. Bu onarım batı taraftaki kapı üzerindeki kitabede anlatılır. 1920’de Yunan işgali sırasında cephanelik olarak kullanılmış; bu sırada hâmûşan ve mezar taşları tahrip edilmiştir.

Mezar anıtlarından Alemdar Ali Baba (Emir Ali) Türbesi (XIV.yy.?), Şerbetçi Baba Türbesi (XIV.yy.sonu – XV.yy. başı), Mansur Bey Türbesi (XV.yy. başı), Saruca Paşa Türbesi (XV.yy. ortaları), ve Sinan Paşa Türbesi (XVI.yy. başı) ayaktadır.

Bunlardan Alemdar Ali Baba Türbesi tümüyle yenilenmiştir. Bu anıtların bir kısmı denizci komutan ve paşalarla, diğerleri ise şehirdeki tarikat ehliyle ilgilidir.

Namazgâh yakınındaki Bayraklı Baba yatırı açık türbe niteliğindedir.

Aynı şekilde, Yazıcızâde ve kardeşinin mezarları, Yazıcızâde Camii’ne bitişik, duvarlarla sınırlanmış ve üstü açık bir hazire biçimindedir. Eskiden burada bir türbe bulunduğuna dair bilgi sahibi değiliz.

Mansur Bey Türbesi önünde kapı revağı bulunan kare planlı, tek kubbeli türbenin içinde iki mezar vardır. Şahideleri bulunmadığından kimlere ait oldukları kestirilemeyen lahit biçimli mezarlardan birisi basit tarzdadır. Daha büyük olan ve lahit biçimi taşıyan mezar, üzerine türbe yapılan asıl kişiye ait olmalıdır.

Şehirde çok sayıda hazire bulunmaktadır.

Arşiv kayıtlarında ve kaynaklarda belirtilen medrese, mektep, darü’l-kurra, imaret ve kervansaray (han) gibi yapıların tamamı yıkılıp gitmiştir.

Hamamlardan Saruca Paşa Çifte Hamamı, Şengül (Çandarlı Kara Halil Paşa) Hamamı, Yakub Bey Hamamı, Kasap Hamamı, Pazar Hamamı ve Has Ahmet Bey Hamamı zamanımıza gelebilmiştir. Bunların çoğu haraptır.

Saruca Paşa hamamı çifte hamam düzeninde olup; özellikle örtü sistemindeki zenginlikle göze çarpar. Çandarlı Halil Paşa’nın İznik’teki imaretine (M.1437) vakıf olarak inşa edilen Şengül Hamamı enine sıcaklıklı tipte bir eserdir.

XVI. yüzyıl arşiv kayıtlarına göre Gelibolu’da on kervansaray bulunmaktadır. Ancak bunlardan hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.

Gelibolu’da da birçok çeşme tespit edilmiştir. Bunların en eskisi H.853 / M.1449 tarihli olup,“Eken Çeşmesi” adıyla bilinen yapıdır.

Fakat mimari bakımdan en gösterişli olan eser; M.1725’de Kaymak Mustafa Paşa’nın yaptırdığı Telli Çeşme’dir.

Bugün için Yazıcızâde Çeşmesi adıyla bilinen ve Yazıcızâde Camii’nin önünde yükselen eser de bir Geç Dönem yapısıdır. Fakat üzerindeki kitâbeler çok eski olup, herhangi bir çeşmeyle ilgili değildir. Üstteki kitabe Mihaliç Hatib’in medrese ve kervansarayı (H.832/M.1428-29) ile ilgilidir. Alttaki kitabe ise, bir hana ( H.807 / M. 1404-1405) aittir.


(Gelibolu’nun Köy ve Kasabaları)
Gelibolu’nun kuzeybatısında bulunan Bolayır, yarımadanın Saroz körfezine bakan bir yamacına kurulmuştur. Kasaba, Gazi Süleyman Paşa’nın fetihleri sonucu Türk topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa’nın ölümünden (M.1360) sonra tanzim edilmiş olan vakfiyesine göre; burada kendisi tarafından bir imaret (zaviye), cami ve kervansaray yaptırılarak Seydî Kavağı, Bolayır ve Demircili köyleri vakfedilmiştir. Ölümünden sonra imarete gömülerek üzerine türbe yapılmıştır. Bugün konak, imaret ve kervansaray ayakta değildir. Cami onarılarak günümüze gelebilmiştir. Kare planlı, tek kubbeli türbesi de onarım görmüştür. Türbenin yanında vatan şairi Namık Kemal’in mezarı bulunmaktadır. Caminin yanında göze çarpan iki mezar taşı geç döneme aittir.

Bolayır tabyalarının güneyinde, denize hakim konumdaki Namazgâh Tepe’de mermerden bir dikili taş göze çarpar. Uzaktan bakıldığında bir mezar taşını andıran bu anıt, aslında namazgâh mihrabı olarak yapılmış ve üzerine kitabeler kabartılmıştır. Namazgâh Tepedeki anıt M.1913-14 yılında, İkinci Balkan Savaşı sırasında ya da hemen akabinde dikilmiş olmalıdır. Kitabe, bu anıt mihrabın Müretteb Alayı bünyesinde bulunan ve Afyon yöresinden gelen Uşak Redif Taburu adına Mülazim İsmail tarafından diktirildiğini gösteriyor. Namazgâh Tepe mihrabı tarihî ve arkeolojik bir belge olmasının yanı sıra, o yıllarda uyanan tarih bilincini vurgulaması bakımından da dikkate değerdir.

Günümüzde Kavak beldesi olarak bilinen Seydî Kavağı köyü Gazi Sülayman Paşa Tarafından fethedilmiştir. XVII. yüzyılda köye uğrayan Evliya Çelebi; henüz meydana gelmiş bir deprem nedeniyle harap durumda olduğunu, eski binalarının hâlâ görünmekte olduğunu anlatır. Saroz körfezine ulaşan fay hattı nedeniyle sürekli depreme maruz kalan köydeki tarihî eserler yıkılıp yok olmuştur. Kavak’ta sadece Süleyman Paşa Camii ayakta kalabilmiştir.

Karainebeyli köyü, yörenin en eski yerleşimlerinden birisidir. Köyün, XIV. yüzyılda Karasi Türkmenlerince iskan olunduğu kabul edilir. Yörenin fatihi Ece Bey’in yatırı da köyün gerisindeki tepe üzerindedir. Köyde XVI. Yüzyıldan mütevazi bir külliyenin cami, çeşme ve hamamdan oluşan yapıları dikkati çeker. Külliye, kitabelerde adı geçen Hacı Murad bin Ali tarafından H. 970-979/ M.1562- 1571-72 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami ve çeşme onarımlarla asıl özelliklerini yitirmiştir. Buna karşılık hamam orijinaldir. Bugün cami içinde saklanılan teber ve asa gibi tarikat eşyaları, köyde yer alan ve şimdi yıkık durumdaki tekkeye aittir. Karainebeyli köyündeki kahvehane ise; geleneksel evlere benzeyen mimarisi ve kitabesi ile türünün nadir örneklerinden birisidir. Kapısı üzerindeki kitabe R. 15 Nisan 1315/ M. 27 Nisan 1899 tarihini vermektedir.

Kocaçeşme köyünde çeşme, H.1159/M.1746-47 tarihi itibariyle bir geç devir Osmanlı eseridir.

Adilhan Köyü’nün adına ilk kez M.1569 tarihli kayıtlarda rastlanmaktadır. Adilhan, XVI. yüzyılda Evreşe nahiyesine bağlı birçok köy gibi İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’ne vakfedilmiş mülkler arasında yer almaktadır. Köyde bugün için bir hamam kalıntısı göze çarpar. Camisi ise yenilenmiştir.

Yalova Köyü, XVI. yüzyılda Gelibolu Kazası’nın Eceovası Nahiyesi’ne bağlı bir yerleşim olarak anılmaktadır. Yalova’da, R. 28 Nisan 1334/ M. 28 Nisan 1918 tarihli Zafer Çeşmesi yakınındaki tarihî ilkokul binası XX. yüzyılın ilk çeyreğinden kalmadır.

Bigalı Köyü’nün camisi H. 1053/M. 1643-44 tarihinde Kadı Ahmed Efendi tarafından yenilenmiştir. Yapı bugünkü hâliyle ahşap tavanlı ve kırma çatılı bir geç devir eseridir. Köydeki bazı evler “Tarihe Saygı Projesi” kapsamında restore edilmiştir. Bunlardan birisi Atatürk Evi olarak hizmete açılmıştır. Ayrıca bir ev müze hâline getirilmiştir.

Küçük Anafarta ve Büyük Anafarta; M. 1475’ten itibaren Osmanlı tahrir defterlerinde yer almaktadır. Bu durum her iki köyün de eskiliğine işaret eder.

Büyük Anafarta Köyü’nde “Tarihe Saygı Projesi” kapsamında bazı düzenlemeler yapılmış; bir “Barış Müzesi” hizmete sokulmuştur. Köyün camisi, XIX. yüzyılda yenilendikten sonra, XX. yüzyılda da onarım görmüştür.

Küçük Anafarta Köyü’nde de geç devirden bir hamam bulunmaktadır. Köydeki iki çeşmeden biri yuvarlak kemeriyle XIX. yüzyıl üslûbunda olup kitabesizdir. Buna karşılık diğer çeşme sivri kemerli cephesiyle Klasik Osmanlı Devri karakteri taşımaktadır.

Fatih Camii, Câhidî Sultan Külliyesi, yıkılmış olan Kırklar Camii ve Tabib Hasan Camii gibi dinî yapıların yanında; Uşşakî Dergâhı, çok sayıda çeşme, geleneksel konutlar ve iki hamam kalıntısı ve özellikle Câhidî Sultan Camii çevresindeki mezar taşları önemli anıtlar olarak Kilitbahir’in tarihî dokusunu oluşturmaktadır. Arşiv belgeleri, burada başka yapıların da varlığına işaret ederler. Fakat bunlar günümüze ulaşmamışlardır.

Kilitbahir’in üst tarafında yer alan Câhidî Sultan külliyesi cami, bunun güneyindeki tekke ve güneydoğu tarafında yer alan türbeden oluşmaktadır. Tekkeden geriye sadece bazı duvar parçaları kalmıştır. Türbe ile cami arasına sonradan bir geçiş bölümü eklenmiştir. Câhidî Sultan Camii’nin üzerinde inşa kitâbesi yoktur. Fakat cami ve tekkenin, Câhidî Sultan’ın ölümünden (öl.H.1070/M.1659) önce, XVII. yüzyılın başlarında yapıldığı görüşü hâkimdir. Cami, tekke ve türbe M.1837 yılında onarılmıştır. Cami ile türbe arasına yerleştirilen geçiş mekanının kuzey cephesinde görülen oval biçimli kitabede sülüs hatla “Makâm-ı Sultan Câhidî Hazretleri 1290” ibaresi yazılıdır. Bu kitabe, söz konusu bölümün H.1290/ M. 1873 yılında eklendiğini göstermektedir. Tekke binası XIX. yüzyıl sonlarına doğru ortadan kalkmıştır. Minare 1953 yılında deprem sonucunda yıkıldığı için yenilenmiştir. Caminin haziresinde ve yanındaki mezarlıkta değişik tarihlerden kalma şâhideler mevcuttur.

Fatih Camii Kilitbahir Kalesinin inşası için görevlendirilen ve onlarla eş zamanlı olarak Çardak’ta bir külliye yaptıran Yakub Bey’in H.884/ M.1479 tarihli vakfiyesinin H.889/ M.1484 yılında tanzim edilen zeylinde “Fatih Mescidi” adıyla geçmektedir. Yapı bugün mevcut olmakla birlikte özgün niteliklerini yitirmiştir.

Sahildeki Tabip Hasan Camii küçük bir yapı olup, hâlen kullanılmaktadır. Kal’a-i Sultaniye içindeki Abdülaziz Camii (M.1875) gibi fevkâni tarzda yapılan eserin alt katı depo işlevi görse gerektir. Kare planlı harimin üzeri içten kubbeyle örtülüdür. Vakfiye kayıtları, Tabib Hasan Camii’nin XVIII. yüzyıl üçüncü çeyreğinde inşa edilmiş olabileceğini gösteriyor. II. Abdülhamid Han’ın saltanat yıllarında, buradaki askerlerin çabalarıyla yeniden inşa edilmiştir. Bu yenileme işine H. Ramazan 1323 /M. Ekim-Kasım 1905 tarihinde başlanılmış ve H.1 Muharrem 1325/ M. 14 Şubat 1907 tarihinde inşaat tamamlanmıştır.

Havuzlar yolu üzerinde yer alan Uşşâkî Dergâhı (Ahmed Tâlibî Tekkesi) harap durumdadır. Mevcut hâliyle bir giriş holü, bunun iki yanında birer mekân ve geride büyükçe dikdörtgen bir bölümden oluşmaktadır. Uşşâkî dergâhlarının alışılmış düzeninde; meydan evi (semâhâne), selamlık, harem ve yapının yanında hazire gibi bölümler bulunur. Kilitbahir’deki dergâh harap olduğundan, mevcut mekânların hangisinin bu bölümlere uygun düştüğünü kestirmek zordur. Uşşâkî dergâhının ilk inşa tarihine dair elimizde bir bilgi mevcut değildir. Son şeyhlerinden Ahmed Tâlibî hazretlerinin M.1883 yılında vefat ettiği ve tekke içindeki hazireye defn edildiği bilinmektedir. Onun ardından şeyhliği üstlenen Hüseyin Hüsnü Efendi ise 1923’te vefat edince Ahmed Tâlibî’nin yanına gömülmüştür. Kapıdaki kitabesinden yapının H.1313/M.1895-1896 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

Kilitbahir köyünde çok sayıda çeşmenin yer alması dikkat çekicidir. Yakub Bey vakfiyesindeki kayıtlara nazaran, daha Fatih zamanında “Dut Pınarı” denilen kaynağın sularının künklerle köye getirilerek çeşmelerden akıtıldığı anlaşılmaktadır. Kitâbeleri ile kesin tarihlenebilen çeşmeler arasında en erken tarihli örnek Havuzlar mevkiindeki H. 1037 / M. 1627-28 tarihli Halil Paşa çeşmesidir.

Diğer çeşmeler ise; Damat İbrahim Paşa Çeşmesi (H.1136/M.1723-24) Fatma Molla Kadın Çeşmesi (H.1168 / M.1754-55), Emin Ağa Çeşmesi (H.1185/M.1767-68), Âmine Hatun Çeşmesi (H.1198/M.1783-84) ve Saliha Hanım Çeşmesi (H.1212/M.1797) dir.

Kilitbahir’de mevcut iki hamam yapısı harap durumdadırlar. Yapıların XX. yüzyıla kadar kullanıldıkları söylenmektedir.

Bunlardan, Fatih Camii’nin kuzeyinde kalan hamam küçük bir yapıdır. Konutların arasına sıkışıp kalmış durumdaki yapının içi ve çevresi otlar ve ağaçlarla kaplıdır. Hamamın soyunmalık ve külhan bölümlerinin örtüleri ile duvarlarının üst kısımları yıkılmıştır. Sıcaklık ve halvet hücrelerinin duvarları ayakta olmakla birlikte, örtü sistemleri tahrip edilmiştir. Mevcut kalıntılarına göre “enine sıcaklıklı- iki hücreli” tiptedir. Fatih Camii yakınındaki bu hamamın üzerinde tarihlendirmeye yarayacak bir kitâbe mevcut değildir. Yapı mimarîsiyle XV. yüzyıl özelliği göstermektedir.

Kalenin arkasında yer alan ve Kırklar Hamamı diye bilinen yapı da harap durumdadır. Kadınlara ve erkeklere tahsis edilmiş iki bölümüyle çifte hamam düzenindeki Kırklar Hamamı’nda, her iki bölümün soyunmalık mekanları ve külhanı yıkılmıştır. Bunlardan doğu taraftaki kadınlara, batı taraftaki bölüm ise erkeklere aittir. İki bölüm “enine sıcaklıklı-iki halvetli” tipteki düzenleriyle, plan bakımından birbiriyle aynı özelliklere sahiptir. Kırklar Hamamı’nın üzerinde de tarihlendirmeye yarayacak hiçbir kitâbe yoktur. Plan tipi itibariyle Yakup Paşa Hamamı’na benzemekle birlikte; özellikle kubbeye geçişte pandantif kullanılması ve ılıklık çevresinin düzeni bakımından farklılık arzeder. Osmanlı mimarisinde pandantif kullanımı daha ziyade Klâsik Dönem’de (XVI-XVII.yy.) yaygındır.

Hamamın kuzeyindeki Kırklar Camii XX. yüzyılda yıkılmıştır. Her iki yapının aynı isimle anılıyor olmaları aralarında bir ilişki bulunduğunu düşündürmektedir. Şimdiki Atatürk anıtının yer aldığı alanda bulunan Kırklar Camii’ne ait kitâbe, buradaki çeşme üzerine konulmuştur. Kitabeden H.1172 /M.1758-1759 tarihinde, Hacı Ömer tarafından inşa edilen yapının Tahsin Efendi tarafından tamir edildiğini anlaşılmaktadır.



 Çanakkale Onsekiz Mart Üniveristesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü.

1 Bu bölüm daha önce tarafımızdan yapılan yayınlardan özetlenerek hazırlanmıştır. Bkz. Yusuf ACIOĞLU, “Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı Dönemi’ne Ait Kale Ve Tabyalar”, Çanakkale Turizm Zirvesi 2012, Çanakkale Valiliği Yayını, Çanakkale 2012, s.213-224.; Yusuf ACIOĞLU, Çanakkale’deki Osmanlı Dönemi Savunma Yapıları, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Çanakkale 2013.; Yusuf ACIOĞLU, “Çanakkale’deki Osmanlı Kaleleri”, Çanakkale İl Yıllığı, Çanakkale Valiliği Yayını, Çanakkale 2014 (Baskıda). ; Yusuf ACIOĞLU, “Çanakkale Tabyaları”, Çanakkale İl Yıllığı, Çanakkale Valiliği Yayını, Çanakkale 2014 (Baskıda).


2 Bu bölüm Prof. Dr. Ali Osman UYSAL’ın izniyle daha önce hazırlanan yayınlarından özetlenerek hazırlanmıştır. Bkz. Ali Osman UYSAL, “Gelibolu ve Çevresindeki Türk Eserleri Hakkında Tespitler”, Gelibolu Değerleri Sempozyumu (27-28 Ağustos 2008), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları, No:80, Çanakkale 2008, s.101-131.; Ali Osman UYSAL, “Kilitbahir (Kilid’ül-Bahr)’de Tarihi Doku ve İki Hamam”, Eceabat Değerleri Sempozyumu (27 Ağustos 2008), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları, No:79, Çanakkale 2008, s.53-75.; Ali Osman UYSAL, “Çanakkale İli Ortaçağ ve Türk Dönemi Yüzey Araştırması 2007 Yılı Çalışmaları”, 26. Araştırma Sonuçları Toplantısı, C.2, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2008, s.231-242.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə