İnanç özgürlüğünün temeli ‘Laik’liktir




Yüklə 26.44 Kb.
tarix23.04.2016
ölçüsü26.44 Kb.

İnanç özgürlüğünün temeli ‘Laik’liktir




 

Ahmet Özhan, “Dinde menfaat olmaz, üzerinden siyaset yapılamaz. İnanan inanmayan ayırımı yapmak günahtır. Düşüncesini paylaşmadığınız birini dışlayamazsınız. Bu n



Eski dostumu röportaj yapmak için aradığım gün, “Akşam Yüz Yılın Şarkıları” albümümün konserini vereceğim. Seni de görmek isterim” dedi ama olmadı. İki gün sonrasına Taksim’deki İstanbul Organizasyon’da buluştuk. Yine aynı Ahmet Özhan’dı. Fiziğiyle, duruşuyla... Sevgiyle, dostlukla kucaklaştık kızımın ilk aşkıyla. Ahmet Özhan 1974 yılında ‘Bak Yeşil Yeşil’ şarkısıyla fırtına gibi estiği günlerde sadece genç kızlar değil, iki yaşındaki sevgili kızım da hayrandı ona. Ekrana çıktığında hepimizi susturur, televizyona yapışarak izlerdi onu. Maksim ve İzmir Fuarı çalışmalarında çok birlikte olduk, röportajlar yaptık. Araya giren uzun bir boşluğun sonrasında TRT’de Emel Sayın ile birlikte sunuculuğunu yaptığı Alaturka yarışması esnasında sık sık görüştük. Bir yıllık bir aradan sonra yine karşı karşıyayız eski dostumla.

edenle laiklik, inanç biçiminin olmazsa olmazıdır” diyor.

Ahmet Bey, siz en genç, tecrübesiz olduğunuz 70’li yıllarda bile farklı, ölçülü, temiz bir duruşa sahiptiniz. Bu bakımdan olumsuz bir değişim asla söz konusu olmadı.

Teşekkür ederim. Bu temelde benim yapımdan kaynaklanıyor. Zaten bu duruşta değişme söz konusu olmamalı. İnsan neyse odur. O günlerden bu günlere gelen sanatçı arkadaşlarım da o gün neyse bugün de odur. Mesela, 30 sene önce de içi fıkır fıkır kaynayan bir Sezen vardı, şimdi de aynı Sezen Aksu karşımızda.



Siz zaten 35 senedir ailenin çok sevilen çocuğusunuz.
Evet. Emin oldukları, güvendikleri, sevdikleri bir Ahmet’im ben. Benim gözlerimi yaşartan, şükür secdeleri etmeme sebeb olan nedir biliyor musunuz? Bir konserden sonra bir beyefendinin yanıma gelip, “Eşim size hayran Ahmet Bey, onun adına bir resminizi imzalar mısınız” dediği zaman gözlerim doluyor. Bu ne kadar güzel güven ve sorumluluk isteyen bir duygu. “Allahım, beşer şaşar, ne olur beni şaşırtma “ diye yalvarıyorum.

  • Allah nazardan saklasın, ama gıpta etmemek mümkün değil. 15- 20 yıldır aynısınız. Bunun sırrı ne?
    Hergün en az bir saat yürüyorum. Yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. Ama önemli olanı genetik yapı. Genetik yapı size böyle bir kolaylık sağlamazsa ne yapsanız fazla fark etmez. Mesela, saçlarım hiç dökülmedi. Ayrıca yakın çevremde bile bazı dostları ikna edemiyorum. Saçımın boyasız olduğuna inanmak istemiyorlar.
    Özhan, “Bak Allah aşkına Uğur, boya var mı” diyor. Gerçekten de öyle. Favorilerinin ucunda biraz beyazlık görüyorum sadece...

  • Dini inançların politikaya alet edildiği eleştirileri giderek artıyor. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
    Şimdi din, bugünkü gibi algılandığı müddetçe siyasete de, ekonomiye de, yani her ilişkiye alet edilebilir.

  • Bugünkü gibi derken, neyi kastediyorsunuz?
    Biz bugün din olarak anladığımız şeyden söz ederken bir kurumsallıktan, sanki içine girilecek bir olgudan söz ediyoruz. Halbuki din, insanın varlığını tanıyıp, varlığındaki Rabbi’ni keşfetmesi ve onunla hayata bakabilmesidir. Dinin bir menfaat temin edici tarafı yoktur. Çünkü sen sendekinden, ben bendekinden mesulüm. Ama sen “Şöyle düşüneceksin, hepimiz bir araya gelip güç olacağız, yaptırım ortaya koyacağız” dersen, bu özdeki güzelliğin ortaya çıkışı değil, belli bir amaç etrafında toplanmış kişilerin gücü olur. O zaman da bunun politikası olur. Allah, inanan için vardır. Sonuçta sen ancak kendini çağırabilirsin kendine, başkasını kendine çağıramazsın.

  • Baksanıza toplum inanan, inanmayan, dinci-laik gibi kamplara bölündürülüyor.
    Herkes kendi kaderini yaşar, kendi biriminden ortaya çıkan gerçeği yaşar. O nedenle dinin siyaseti olmaz. Eğer insanları aldatırsan siyaseti olur. İnsan yapısından ortaya çıkan olguları, dini ve din dışı diye yaftalamak, bundan yararlanmaya çalışmak, nitelendirmek olmaz, yanlış. Allah bir kulunu gayri müslüm yarattıysa başımla beraber. Allah onun öyle açığa çıkmasını murat etmiş. Saygı duyarım. Her yaratılana aynı mesafedeyim. Benimle aynı düşünceyi paylaşmayan birini dışlamak gibi bir lüksüm olamaz, günahtır. O nedenle laiklik benim inaç biçimimin olmazsa olmazıdır. Aslında bu sorun asırlardır bütün İslam coğrafyasında daha marjinal biçimlerde kendini gösterdi. Biz gene de ehven-i şeriz.
    Kopenhag kriterleri gururuma dokunuyor

  • Seçim nedeniyle biraz geri planda kaldı, ama Avrupa Birliği’ne girmek için çok mu hevesliyiz acaba?
    Sanki olmazsa olmaz gibi görülüyor. Bizim gibi 2000 yıllık devlet geleneğinde önemli kültürler yaratmış, yaşamış toplumun Kopenhag kriterlerine mecbur edilmesi çok can acıtıcı. Benim kolumu kıvırıp kırıyorlar. Benim ‘Ne olursan ol’ gibi Mevlana kriterlerim dururken, her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi, hoş görmeyi öğütlerken, bana adeta bunları teklif etmeleri gururuma dokunuyor. Aslında bu konuların rüçhan hakkı bizimdir. Bizim onlara böyle olun diye teklif etmemiz gerekirdi. Onlar yanlışlarından sıyrılıp, doğru yola girerken bizler, temeli bizde olan bu güzelliklerin kıymetini bilememişiz demek ki.

  • Ekonomik durumumuz nasıl görüyorsunuz
    Bizim kayıt dışı ekonomimiz çok. Herkes yolunu buluyor. Ayrıca devletin baskıcı vergi politikası yüzünden vergi kaçıranlar, “Biz enayi miyiz” diyerek sürekli artıyor. Halbuki orta yol bulunabilir. Ama biz toplum olarak, inancında, siyasetinde orta yolu bir türlü bulamıyoruz. hep kıyılarda dolaşıp, itişip kakışmaya götürüyoruz işi.

    Dünyada Mevlana sevgisi



  • Mevlana Yılı nedeniyle yoğun bir temponuz var.
    Dünya kazan biz kepçe, dolaşıyoruz. Dünya, insana verilen değer, kültüre hizmet konusunda Mevlana’yı yeniden keşfetti. Bu Hazreti Mevlana’nın değerinden kaynaklanıyor. 11 Eylül olayından sonra İslam dünyasına olan olumsuz bakış açısının, yeniden pozitife dönüşmesi için, bir anlamda yine Mevlana’dan yardım istendi. Meksika, Amerika, Almanya, Mısır gibi ülkelere giderek Mevlana gösterileri sunduk.

  • İsmail Güneş’in Sözün Bittiği Yer filminde ufak bir rol almışsınız
    İsmail Güneş’i çok severim. Ayrıca ben Lösemili Çocuklar Vakfı’nın yöneticilerindenim. Film lösemili bir çocuk ile palyaçoluk yapan babasının hayatını anlatıyor. Orada bir hakimi oynadım. Ve tarafları dinledikten sonra sadece “yaz kızım” dedim. Rolüm bu kadardı.

    Türk Müziği’nin dönüşüme ihtiyacı var



  • Ahmet Bey, geçenlerde En İyi Türk Müziği Sanatçısı dalında bir ödül aldınız? Öncelikle tebrik ederim.
    Teşekkürler. İlk ödülümü de 1974 yılında yine Altın Kelebek’ten almıştım.

  • Uzun bir aradan sonra 4 yıl önce Rüya, şimdi de Yüzyılın Şarkıları albümünüzle Türk Müziği albümlerinizle hayranlarınızla buluştunuz. 1974’ten 33 yıl sonra Türk Müziği’nde bir ödül daha. Maşallah hep ayaktasınız.

    Teşekkür ederim. İşin güzel tarafı, bir aktivite yaptığınızda cevap almanızdır. Evet, uzun bir aradan sonra Rüya albümüyle çıkmıştım sevenlerimin karşısına. Türk Müziği adına gerçekten canım sıkıldı. Gerçi “Ne olacak bu Türk Müziği’nin hali” demek doğru bir yaklaşım değil. Bir şey olmuyor aslında. Varlığını en iyi şekilde sürdürüyor. Bir de toplumun medyaya getiri sağlayan yaşam biçimi, tek bir olgu imiş gibi görülüyor ve ona göre geri dönüş gerçekleşiyor... Aslında bu bir yanılsamadır. Bugün bir Anadolu turnesine çıkalım 81 vilayette verdiğimiz konserdeki inan ki Yüz Yılın Şarkıları’nı bütün halkla beraber söyleyeceğiz. Onlar sessiz çoğunluk, medyaya yansımaz. Yani, Türk Müziği aslında ölmüyor, ama medyanın ilgisini çekmiyor.



  • Ama dediğiniz gibi , yönlendirmeler yapılıyor. Değerler değişiyor.
    Dönüşümü ıskalarsan bir şey elde edemezsin. Değişim değil, özellikle dönüşüm diyorum. Aynı değeri, ihtiyaca göre zamanın argümanlarıyla bezeyerek, dönüştürerek, zamana uydurmak lazım. Bu aşamada Türk Müziği’nin dönüşümünü gerçekleştirmekte zorlandığını söyleyebilirim. Değerler zamana göre değişime uğrayacaktır. Ama, mesela nostalji lafını hiç sevmem. Nostalji, geçmişle yaşayıp, günümüz ıskalamak gibidir. Günümüzü yaşamak mantığı esas olmalı. Olaylara Hazreti Mevlana gibi bakarım ben. Her an yenilenen bir kâinatla karşı karşıyayız. Her an değişiyor, dönüşüyor. Biz bunun arkasında kalıp da nerde eski şarkılar, nerde eski bayramlar dersen olmaz. Sen bayram mantığını günümüz şartlarına uyduramayıp, sosyalleşemezsen, zaten kayıpsın.

    Bu şarkılarda yaşanmışlık var



  • Yüz Yılın Şarkıları nasıl doğdu.
    Hasan Esen isimli arkadaşımla yaptığmız bir sohbet esnasında çıktı bu deyim. Çok hoşuma gitti. hemen kollları sıvadık. Bu şarkılar Türk Müziği’nin yol haritasıdır. Bütün şarkıların altında koca bir yaşanmışlık yatar. Günümüzden geçmişe uzanıyor hepsi. Albümde yer alan ‘Hüzün Çiçeği’ isimli yeni şarkı ise yüz yılın şarkılarına aday bir eserdir.

  • Ahmet Bey, popçular hicaz nihavend dediğimiz makamlarımızla şarkı yapıyor ve patlıyor. Bu da bir çeşit dönüşüm sayılmaz mı ?
    Demek ki bahsettiğim dönüşüm Türk Müziği sanatçıları tarafından yapılamadı, popçular tarafından yapılıyor. Bugün bizim 60’lı-70’li yıllarda Avni Anıl Yusuf Nalkesen, Ş.Ayhan Özışık, Muzaffer İlkar gibi bestecilerle A kalite olarak yaptığımız işi, yıllardır Kayahan, Sezen Aksu, Nükhet, Nilüfer gibi sevdiğimiz popçular yapıyor. Onlar Türk Müziği motiflerini günün popüler anlayışına uygun hale getirdi.

  • 80’lerden sonra sadece şarkılarımız değil, kültürümüz de dış etkenlerin çok etkisinde kaldı.
    Dört tarafımız kuşatılmış. Kültür bombardımanı içindeyiz. Üstelik yabancıya özentili tüketim giderek yükseliyor. Ve dışarıdan gelen maddi manevi her şeye “Baş üstüne buyur” diyoruz. Yani, “ Kendi duruşumu dünyaya aktarabilir miyim?” yerine kolay ne ise hemen onu yapmayı tercih ediyoruz. Bu anlayış bütün sektörlerde kendini gösterdi.

    16 yıldır devlet memuru



  • Kültür Bakanlığı Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nu kurdunuz. Çalışmalar nasıl gidiyor?
    1991 yılında zamanın Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, benden bu topluluğu kurmamı istedi. 16 yıldır Mehter, Tasavvuf Müziği, Klasik Türk Müziği dallarında hizmetler veriyoruz. Japonya’dan Amerika’ya kadar kültürümüzü tanıtmak için yüzlerce konser verdik. Ve bunları günümüze dönüştürerek dinlenir halde sunduk. İşe benim için “Ortadan kayboldu. İnzivaya çekildi” dendiği dönemlerde ben bu işlerle uğraşıyordum.

  • Kadrolu musunuz?
    Tabii, tabii... Kültür Bakanlığı’nda devlet memuruyum. Adı geçen topluluğun sanat yönetmeniyim.

  • Kuruluşunuzdan bugüne pek çok hükümet değişti, ama size dokunan olmadı. Bu pek rastlanır bir durum değil. Malum politika söz konusu.
    Benim politikayla işim olmadı, olmaz da. Mesela ben en büyük desteği CHP’nin Kültür Bakanı İstemihan Talay döneminde gördüm. Gökhan Maraş, Fikri Sağlar gibi bakanlarla çalıştım. Her hükümet döneminde destek gördüm. Burada şahsımdan kaynaklanan apolitik duruşumun, sanata sahip çıkışımın, olduğum gibi görünüşümün de etkisi oldu sanırım.

    Hazırlayan: Uğur GÜNER




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə