Her iyiliğin başı Allah'ı sevmektir




Yüklə 84.18 Kb.
tarix26.04.2016
ölçüsü84.18 Kb.
ALLAH SEVGİSİ

 وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذينَ امَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذينَ ظَلَمُوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَميعًا وَاَنَّ اللّهَ شَديدُ الْعَذَابِ

"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri ilâh olarak benimseyip onları Allah'ı sever gibi sevenler vardır. İnananların Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir." (Bakara, 165.

        Her iyiliğin başı Allah'ı sevmektir. Dünyada mutlu hayat, Ahirette cennetin sonsuz nimetleri bu sevgi sayesinde elde edilir.

        Allah'ı sevmek, O'nu bilmeye ve tanımaya bağlıdır. Çünkü insan, ancak bildiğini ve tanıdığını sever. Bir İslâm büyüğü olan Hasan-ı Basri'nin: "Rabbini bilen O'nu sever" İhyaû Ulûmi'd-Dîn Tercemesi, , c.4, s. 537 sözü ne kadar güzeldir.

-Allah Tealâ, Kur'an-ı Kerim'de belirtilen sıfatları ile tanınır. O, alemlerin Rabbidir, Bütün alemleri yaratan ve yaşatan O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

Herşeyi gören ve bilendir. Yerde ve göklerde O'na saklı hiçbir şey yoktur. Her şeyi görür ve işitir. Hatta gönüllerde saklı olan şeyleri bile bilir. Rahman'dır, Rahim'dir, insanlara ve bütün canlılara sonsuz şefkat ve marhameti vardır. Yarattığı insanlardan O'na inanmayanları da yedirip içirmekte ve doyurmaktadır. İnsanları öldürüp sonra diriltecek ve huzurunda sorgulayacak olan O'dur. Emirlerine uyup yasaklarından sakınmış olanları cennetle ve cennetin sonsuz nimetleri ile mükafatlandıracak O'dur. Her şeye gücü yeter. Kâinatta olan herşeyi, güneşi de ayı da, denizleri ve nehirleri de hepsini insanoğlunun hizmetine veren ve emrine âmâde kılan O'dur.

        Bu sıfatlar, Allah'tan başka kimde bulunur? Hiç kimsede bulunmaz. En üstün yaratık olan insandaki yetenekleri insana veren O'dur. Bunun için insanoğlu yalnız O'na ibadet etmek ve her şeyden daha çok O'nu sevmek durumundadır.

     Peygamberimiz Allah'ı sevmede de bize en güzel örnektir. Onun hayatını inceleyenler, onun Allah'ı ne kadar çok sevdiğini göreceklerdir. Allah'ı sevmede, O'na güvenip dayanmada tek örnek alınacak insan Peygamberimizdir.

        Allah sevgisi insanı Allah'a yaklaştırır ve O'nun rızasını kazanmasına sebep olur. Peygamberimiz buyuruyor:

عن أبى الدرداء رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: قالَ رَسولُ اللّه: كَانَ مِنْ دُعَاءِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السََّمُ: اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ حُبَّكَ وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ، وَالْعََمَلَ الَّذِي يُبَلِّغُنِى حُبَّكَ. اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أحَبَّ إلىَّ مِنْ نَفْسِى وَأهْلِى وَمَالِى ، وَمِنَ المَاءِ الْبَارِدِ.

"Davut aleyhi's-selâm'ın duasından birisi şöyle idi: "Allah'ım, senden senin sevgini ve seni sevmeyi ve senin sevgine beni ulaştıracak amelleri dilerim. Allah'ım, senin sevgini bana nefsimden çoluk çocuğumdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl" ) Tirmîzî, Daavât , 73(



Duadan çıkan sonuçlar:

1-İnsan;Allah’ı hatırlatan kimseleri alimleri ve Salihleri sevmelidir

2- İnsanı Allah’a götürecek ibadetleri terk etmemelidir.

        Peygamberimiz, Allah'ı candan sever ve O'na ibadet etmekten büyük haz duyardı. Hadis kitapları, Peygamberimizin gece namazında ayakları şişinceye kadar ayakta durduğunu haber veriyorlar. Kendisine:

        "Ey Allah'ın Resûlü, Yüce Allah seni bağışlamışken bu kadar zahmete neden katlanıyorsun?" diye sorduklarında, o:

        "Niçin Allah'a şükreden kul olmayayım?" (Buhârî. Teheccüd, 6; Müslim Kitabu Salâti'l-müsafirine ve ahvalihim 18.) diye cevap veriyordu.  Bu cevap, onun, Allah korkusu endişesiyle değil, Allah'a olan sevgi ve derin saygısı sebebiyle ibadet ettiğini gösteriyor.

        Peygamberimizin şu yalvarışı, onun Allah'a olan sevgisini gösterir.

        İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz gece yarısı namaza kalktığında şöyle yalvarırdı: "Allah'ım hamd sana mahsustur. Göklerin ve yerin nuru, nur vereni sensin. Hamd sana mahsustur, göklerin yerin, göklerdekilerin ve yerdekilerin Rabbi Sensin. Sen haksın, va'dın haktır. Sözün hak, sana kavuşmak haktır. Allah'ım, ben sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim, sana sığınıyorum. Sana güvenerek mücadele ediyorum. Düşmanımla aramızda ancak senin hakemliğine baş vurdum. Benim gerek evvelce işlediğim ve gerekse bundan sonra işlemem muhtemel bulunan günahlarımla, gizli ve aşikar yaptıklarımı bağışla. Benim ilâhım sensin, senden başka hiçbir ilâh yoktur." (Buhârî, Tevhid, 7; Müslim, Kitabül müsafirîne ve Ahvalihim, 26.)

        Görülüyor ki, Peygamberimiz gece uyku ve istirahatini feda ederek kalkıyor, o sessizlik içinde namaz kılıyor ve sonunda Allah'a el açarak yalvarıyor. Bu davranışı, onun Allah'ı nasıl sevdiğini göstermektedir.

        Esasen Allah'a yapılan ibadetin makbul olanı da budur. Severek, isteyerek ve saygı duyarak yapılan ibadet en makbul ibadettir.

        Peygamberimiz her vesile ile Allah'a olan derin saygısını dile getirirdi.

        Ömer b. El-Hattab (r.a.) anlatıyor: Peygamberimizin huzuruna Havazin kabilesinden birtakım esirler gelmişti. Bunların içinde emzikli bir kadın vardı. Çocuğunu kaybetmişti. O, göğsüne biriken sütü esirler arasındaki çocuklara veriyor, emziriyordu. Bu kadın esirler arasında kendi çouğunu bulunca  hemen onu alıp bağrına bastı ve derin bir sevgi ile çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat ve sevgiyi görünce Peygamberimiz bize:

        -Şu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz? buyurdu. Biz:

        -Hayır, atmamaya gücü yettiği sürece atmaz dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz:

        -İşte Allah Teâlâ kullarına bu kadının çocuğuna olan sevgi ve şefkatinden daha merhametli ve şefkatlidir, buyurdu.( Buhârî, Edep, 18; Müslim, tövbe, 4.)

        Bir kere Ashabtan biri şöyle bir olay anlattı: "Bir çalılığın  içinde bir kaç kuş yavrusu gördüm. Onları aldım ihramımın içine koydum. Biraz sonra anneleri geldi. İhramın üzerinde dolaştı durdu. Ben ihramımı açar açmaz o da yavrularının yanına girdi." Peygamberimiz anlatılanları dinledikten sonra: "Anneliğin şefkatinden hayret mi ediyorsunuz. Beni gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah Teâlâ kullarını, bir annenin yavrularını sevmesinden daha fazla sever"( Şiblî, İslâm Tarihi, Asrı Saadet, İstanbul, 1928, c.2, s, 857.)   buyurdu.

   Allahı Kim Sever?

Hiç şüphe yok ki, Allah'ı O'nu tanıyan ve O'na inanan kimse sever. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذينَ امَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذينَ ظَلَمُوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَميعًا وَاَنَّ اللّهَ شَديدُ الْعَذَابِ

        "İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri ilâh olarak benimseyip onları Allah'ı sever gibi sevenler vardır.

İnananların Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir." (Bakara, 165. )

        Ayet-i kerimede önemli bir uyarıda bulunuluyor. Gerek Allah'ı tanımayarak olsun ve gerekse olmasın ilâhlık manasında Allah'a ortak yapıp, onları Allah'ı sever gibi severler. Onları eriştikleri nimetin sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini hareketlerinin başı kabul ederler. Allah'a yapılacak şeyleri onlara yaparlar. Allah'ın rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar. Allah'a isyan sayılan şeyler bile onlara itaat ederler. Yazık, bunlar sapıklığın içinde bocalayan  zavallılardır. Çünkü bunlar kendilerini yoktan var eden Allah'a yönelmeleri ve O'nun verdiği nimetlere şükretmeleri gerekirken onlar, kendilerine hiçbir fayda ve zararı olmayan, Allah'a ortak koştukları şeylere bağlanırlar.  Onun için bunlar yollarını şaşırmış zavallı insanlardır.

        Ancak müminler her şeyden daha çok Allah'ı severler, O'na yönelir, O'ndan dilekte bulunurlar. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

وَعَنْ أنسٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: قال رسولُ اللّهِ: ثثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهنَّ طَعْمَ ا“يمانِ: منْ كَانَ اللّهُ ورسولُه أحبَّ إليه مما سواهُما، وَمَنْ أحبَّ عبداً يحبُّهُ إّ للّهِ، وََمَنْ يَكْرَهُ أن يُعودَ في الكفرِ بعدَ إذْ أنقَذََهُ اللّهُ تَعالَى منه كَمَا يكرَهُ أن يُلْقَى في النار

"Bir kimsede (tam olarak) üç özellik bulunursa imanın tadını duyar. Allah ile Peygamberi kendisine başkalarından daha sevgili olmak. Sevdiği kimseyi yalnız Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak" (Buharî, İman, 9; Müslim, İlm, 15. )

        Gönüllerinde Allah sevgisi yer etmiş olan kimseler her zaman ve her yerde Allah'ı anarlar. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

اَلَّذينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ

فى خَلْقِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

"Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine  yatarken (her zaman) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz, sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru."( Al-i İmran, 191)

        Hz. Aişe validemiz anlatıyor: "Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) bir zatı askeri birliğin başına göndermişti.  O zat birliğe imam olduğunda namazı "İhlas" suresi ile kıldırmıştı. Birlik geri geldiğinde, bu zatın kısa bir sure olan "İhlas" suresi ile kıldırdığı, uzun sûre okumadığı Peygamberimize şikayet edildi. Peygamberimiz:

        "Bunu ne maksatla yaptığını kendisinden sorun" buyurdu. Sordular:, o zat: "İhlas" suresi Allah'ın sıfatlarını ihtiva ettiğinden onu okumayı seviyorum. Onun için namazı bu sûre ile kıldırdım" deyince Peygamberimiz:

        "Siz de ona müjdeleyin, Allah kendisini seviyor", buyurdu (Buharî, Tevhid, 2; Müslim Kitabu Salâti'l-müsafirine ve Kasrıha, 45. ).

        Değerli Kardeşlerim, bütün ibadetler, Allah'ı anmak ve daima onu hatırlamak içindir. Bu itibarla Allah'ı anmak en üstün ibadet sayılmıştır. Nitekim Ebû'd-Derdâ (r.a.)'nın anlattığına göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

        "Size işlerinizin en hayırlısını, Allah katında en makbülünü, dereceleriniz bakımından en yükseğini, altın ve gümüş dağıtmaktan daha üstününü, savaş alanlarında düşmanlarınızla karşılaşıp onları öldürmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi?" diye sordu. Ashab: "Evet, ey Allah'ın Resûlü, haber ver." dediler. Peygamberimiz:

     "Allah'ı anmaktır" buyurdu. (Tirmizi, Kitabu'd-Düa, 6.)

        Allah'ı ananların Allah tarafından anılacaklarını ve O'nun tükenmek bilmeyen maddi ve manevi nimetlerine, sayısız lütuflarına erecekleri Kur'an-ı Kerim'de müjdelenmiş, ve:

فَاذْكُرُونى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوالى وَلَا تَكْفُرُونِ

        "Siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şüredin, sakın nankörlük etmeyin." Bakara, 152. buyurulmuştur.

        Bu ayet-i kerime şu tabirlerle açıklanmıştır:

        -Siz beni, bana itaatle anınız, ben de sizi rahmetimle anayım.

        -Siz beni, bana dua ederek, ben de sizi duanızı kabul ederek anayım.

        -Beni överek ve itaat ederek anın, ben de sizi nimetimi artırarak anayım.

        -Siz beni yerlerde anın, ben de sizi kırlarda ve çöllerde anayım.

        -Siz beni refah ve rahat içinde iken anın, ben de sizi felâket ve musibete uğradığınız zaman anayım.

        -Siz beni, ibadetle anın, ben de sizi yardımımla anayım.

        -Siz beni, İslâm'ı yaymak için anın, ben de sizi hidayetimle anayım.

        -Siz beni "Allahtan başka ilâh yoktur" diyerek anın, ben de sizi kulluğa kabul ederek anayım. (Hak Dini Kur'an Dili, Bakara, 152'nci ayetin tefsiri.)

        Görülüyor ki, yüce Allah kulunun, kendi rızası için olan hiçbir davranışını karşılıksız bırakmıyor.        Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu haber veriyor:

وفي روايةٍ عن أبى هريرة رَضِى اللّهُ عَنْهُ. أن النبىّ قال: يقولُ اللّه تعالى: أنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بى، وَأنَا مَعَهُ إذَا ذََكَرَنِى. فإنْ ذََكَرَنِى في نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ في نَفْسِى. وإن ذَكَرنى في مَ“ ذَكَرْتُهُ في مَ“ خَيْرٍ مِنْهُ. وَإنَّ تَقرَّبَ إلىَّ شِبْراً تَقَرَّبْتُ اِلَيْهِ ذِرَاعاً. وَإن تَقَرَّبَ إلىَّ ذِرَاعاً تَقَرَّبتُ إليهِ بَاعاً، وَإنْ أتَانِى يَمشِى أتَيْتُهُ هَرْوَلَةً

"Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki, ben kulumun beni sanısı yanındayım, beni nasıl sanırsa ben öyleyim. Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraberim. O, beni gönlünde gizlice anarsa ben de onu öyle anarım. Eğer beni bir topluluk içinde anarsa ben de onu bir topluluk içinde andığı topluluktan daha hayırlı bir topluluk içirnde anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa,  ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım."( Buhârî, Zühd, 15; Müslim, Kitâbu'z-Zikr ve't-Tevbe ve'l-istiğfar 1 )

        Bu hadis-i şerifte, Allah Teâlâ'nın kuluna yakınlık derecesini anlatmak için kullanılan karış, arşın, kulaç gibi gözle görülen şeylere ait ölçü aletlerinin Allah Teâlâ hakkında kullanılması tamamıyla mecazi tabirlerdir. Bunun gibi Allah Teâlâ hakkında koşmak tabiri de kulun isteğine ve duasına sür'atle icabet etmekten kinayedir.

Hz. Ömer:

        -Ey Allah'ın Rasûlü! Ben sizi canımdan başka herşeyden daha çok severim" dedi. Peygamberimiz:

        -Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, beni canından daha çok sevmedikçe olgun mü'min olamazsın, buyurdu. Peşygamberimizi dikkatle dinleyen Hz.Ömer:

        -Ey Allah'ın Resûlü, vallahi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum, deyince Peygamberimiz:

        -İşte ya Ömer, şimdi olgun mü'min oldun. (Aynî, Umdetü'l-Kârî, c.1, s.144. )

        Peygamber sevgisi Allah sevgisinden sonra gelir. Peygamberi sevmek Allah'ı sevmek demektir. Alimleri, müttakileri ve hayır sahiplerini sevmek de böyledir. Zira sevilenin sevgilisi de sevilir. Sevilenin elçisi de sevilir. Sevileni seven de sevilir. Burada gerçekte sevilen yalnız Allah'tır. O'ndan başka gerçek sevgiyi hakeden yoktur. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım: İnsan için ilk sevilen şey kendi nefsidir. Kişinin kendi kendini sevmesi demek, varlığının devamını istemesi ve yok olmaktan hoşlanmaması demektir. Bu, yaratılışta insanda var olan bir özelliktir. Aslında insanda var olan bu duygu Allah'ı sevmeyi gerektirir.

Çünkü kendisini ve Rabbini bilen, varlığının devam ve kemalinin kendisinden değil, Allah Teâlâ'dan olduğunu anlar. Onu yoktan var eden, yaşatan O'dur. Çünkü varlıklar arasında varlığı zatının gereği olan ve var olmakta hiçbir şeye ihtiyaç duymayan yalnız Allah Teâlâ'dır. O'ndan başka her şey O'nun kudreti ve yaratması ile vardır. Bunun böyle olduğunu bilen kimse elbette kendisini var edeni ve her şeyi ona vereni sever, sevmesi gerekir. O'nu sevmesi, kendini ve Rabbini bilmesinden ileri gelir. Sevgi, bilginin meyvesidir. Bilgi olmazsa sevgi de olmaz. İnsan annesini-babasını sever. Niçin sever? Çünkü onlar onun var olmasının sebebidirler. Ayrıca da onu yetiştirip büyütmüşlerdir. Bunun için anne ve baba sevilir. Halbuki insanı yaratan Allah'tır. Anne ve babayı onun var olması için sebep kılan da O'dur. Anne ve babaya çocuk sevgisini veren de yine O'dur. Hayvanlara bile bu sevgiyi vermiştir. Peygamberimiz buyuruyor ki:

        "Allah Teâlâ rahmeti yüz parça yaptı. Doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu parça rahmet sebebiyle bütün yaratıklar birbirleriyle sevişirler. Hatta kısrak, yavrusunu emzirirken dokunur korkusu ile bir ayağının tırnağını yukarı kaldırır." (Buhârî, Edep, 19; Müslim, Tövbe, 4 )

        Evet, Peygamber sevgisi Allah sevgisinden sonra gelir.

Onu seven ve sünnetine uyan, dünyada olduğu gibi ahirette de mutlu olacak, onunla birlikte cennete girecektir. Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor: Bir defa Peygamberimizle birlikte mescitten  çıkıyorduk, mescidin kapısında karşımıza bir adam çıktı ve:

        -Ey Allah'ın Resûlü, kıyamet ne zaman kopacak? Diye sordu. Peygamberimiz:

        -Sen kıyamet için ne hazırladın? buyurdu. Adam:

        -Ey Allah'ın Resûlü, ben kıyamet için çok namaz, oruç ve sadaka hazırladım. Ancak ben Allah'ı ve Peygamberini severim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz:

        -O halde sen sevdiklerinle beraber olacaksın, buyurdu (Müslim, Kitabü'l-Birr, ve's-sıla, 50.)



Sahabeden Resulullah sevgisine örnekler:

Abdullah b. Zeyd: Resulden ayrı kalmaya dayanamayan bir sahabeydi .

Resulullah’ın ahiretteki makamına ulaşacağını dolayısıyla peygamberi göremeyeceğini düşünüyordu

Allah’a ve Resulüne itaat edenlerin Peygamberler,şehitler,sıdıklar mertebesine ulaşacağını duyunca pek sevindi;

Peygamberin ölümünü duyunca pek üzüldü.

Allah’ım gözlerimin nurunu alda bundan sonra kimseyi göremeyeyim ve duası kabul oldu.

        Konu ile ilgili Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَاُولئِكَ مَعَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ وَالصِّدّيقينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحينَ وَحَسُنَ اُولئِكَ رَفيقًا "Kim Allah ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, iyilerle birlikte olacaktır. Bunlar ne güzel arkadaştır. Nisa, 69.

       Ebu Esma Eş-Şami’nin Resulullah sevgisi:

Resulullahın yanına elçi olarak gelmişti .

İslamın ana konularını öğrenecek sonrada bunları kavmine öğretecekti.

Bu bilgileri öğrenerek Resulullah’ın elinden tutarak biat etti.

Resullah’ın elini tutmanın derin hazzıyla sarsılan Esma ,o mübarek elin sıcaklığını her zaman hissetmek düşüncesiyle olmalıki ,o günden sonra kimseyle tokalaşmayacağına dair kendisine söz verdi ve ölene kadar bir daha kimsenin elini tutmadı.

        Allah'ı Sevmenin Belirtisi Nedir?

        Allah'ı sevmek O'nun gönderdiği son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.s.)'e uymakla olur. Peygamberimizi örnek almayan, onun sünnetini uygulamayan kimsenin Allah'ı seviyorum, demesinin bir anlamı yotur. Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle diyor:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

        "(Ey Muhammed) de ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcıdır, merhamet edicidir. Âli İmran, 31.



        Evet, insanın sadece Allah'ı seviyorum, demesinden bir şey çıkmaz. Kişinin sözünden çok işine bakılır. Allah'ı sevmek demek, O'nun peygamberini de sevmek demektir. Peygamberi sevmek demek ise, onun izinden gitmek ve her işde onu örnek almaktır.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə