From: Fatih Fidan




Yüklə 311.35 Kb.
tarix23.04.2016
ölçüsü311.35 Kb.
----------------------------------------------------

From: Fatih Fidan <fatihfidan77@yahoo.com>

Subject: bir makine muhendisinden Ýstanbul depremi...
>ÝSTER ÝNAN ÝSTER ÝNANMA.....

>Paranoyak olduðunuz izlenmediðiniz anlamýna gelmez....

>

>(anonim) Önemli not: Bu öykü tamamýyla bir kurgudur. Öyküde adý



>

>geçen gerçek kiþi, yer ve olayla tamamen rastlantýsaldýr.

>

>Yaklaþýk olarak seksen bin Ýstanbul'lunun hayatýný



>

>kurtarmam ilginç tesadüflerin sonucu oldu. Belki de bütün bu

tesadüfler,

>

>bir tesadüf deðildi, belki de kaderdi. Ne derseniz deyin iþte.



>

>Komplo teorilerini çok sevmem ve deprem konusundaki paranoyak ilgim de

tabi

>

>buna katký saðladý. Ne olursa olsun yaptýðým iþten ve odamda duran



>

>devlet üstün hizmet madalyasýndan gurur duyuyorum.

>

>

>



>Bütün olan biteni en baþtan anlatmak sanýrým en doðrusu.

>

>17 Aðustosta meydana gelen korkunç depremden sonra ister



>

>paranoya deyin ister merak, eskiden hakkýnda hiçbir þey bilmediðim

>

>depremler ve depremle alakalý her þeyle ilgilenmeye baþlamýþtým.



>

>Teorik bilgiler, üniversite hocalarýnýn çýktýðý televizyon programlarý

ve

>

>hatta bu konuda yazýlmýþ pek çok kitabý yuttum. Bütün bu ufak



>

>çaplý bilgi birikimime ek olarak, Türkiye'de olan depremleri

>

>Kandilli rasathanesinin web sitesinden her gün takip ediyordum.



>

>

>



>Her sabah iþe gelince, Ýnternete baðlanýp bir gün önce

>

>olmuþ depremleri inceleme gibi manyakça bir alýþkanlýk



>

>edinmiþtim. Ýlk zamanlar bu sayfaya öylesine þöyle bir bakýyordum,

yani

>

>deprem olmuþ mu? diye. Daha sonralarý ise sistematik olarak



>

>depremleri incelemeye baþlamýþtým. Depremleri önceden tahmin etmek ya

da

>

>bilimsel bir makale yazmak gibi büyük amaçlarým yoktu. Öylesine



>

>bakýyordum iþte.

>

>

>



>Depremler nerede yoðunlaþýyor? Zamanla ya da baþka bir

>

>þeyle baðlantýsý var mý? diye inceliyordum. Bu benim için bir



>

>tür hobi olmuþtu. Sanýrým yaptýðým bütün bu beyhude amatör

>

>bilimsel çalýþmalar, 17 Aðustos büyük depreminden sonra ben de



>

>oluþan korkuyu bir nebze azaltmak içindi. Korkum kesinlikle ölüm

>

>deðildi. Beni asýl korkutan, bir enkazýn altýnda çaresiz bir fare gibi



>

>kalýp ölmekti ve bu korku hiç de yersiz deðildi. Büyük depremle ilgili

>

>çok kötü anýlarým var. Ne kadar ýsrar ederseniz edin bu konuya



>

>hiç girmeyeceðim.

>

>

>



>Neyse, biz yine olaylara dönelim. Her gün olan deprem

>

>kayýtlarýný o kadar dikkatli takip ediyordum ki günlük kayýtlarla, bir



>

>hafta öncesine kadar uzanan kayýtlar arasýndaki herhangi bir

>

>anlamlý ufak bir baðlantýyý bile hemen fark edebiliyordum. Bu konuda



>

>neredeyse keskin sezgilerim oluþmuþtu. Zaten her þeyi de bu sezgim

>

>sayesinde keþfettim.



>

>

>



>Keþfettiðim þey ise aslýnda bir tesadüf gibi duruyordu.

>

>Bir hafta boyunca, peþi sýra, günün farklý zamanlarýnda ama hep



>

>ayný yerde (Bolunun bir ilçesi), ayný þiddette (3.5) ve ayný

>

>derinlikte (3 km) üç deprem dikkatimi çek ti hemen. 3.5 þiddetindeki



bir

>

>deprem insanlar tarafýndan hissedilmez. Sadece aygýtlar fark



>

>eder. Benim fark ettiðimi Kandilli'deki uzmanlar da fark etmiþtir

>

>muhakkak ama sanýrým þiddeti çok düþük olunca dikkate almadýlar.



>

>

>



>Birbirinin týpatýp ayný deprem silsilesinden sonra iki

>

>hafta boyunca Bolu'da hemen hiçbir deprem görülmedi. Ben tam



>

>paranoyalarýmdan kurtulmak üzereyken tuhaf bir þekilde tekrar benzer

>

>depremler olmaya baþladý. Bu sefer dört tane deprem olmuþtu. Bu sefer



>

>Bolu'nun baþka bir ilçesindeydi. Depremler yine ayný þekilde, yer,

>

>þiddet ve derinlik olarak birbirinin týpatýp aynýydý. Bu kadar



>

>tesadüfi olmasý bana þaþýrtýcý gelmiþti. Tekrar deprem paranoyalarým

>

>baþlamýþtý.



>

>

>



>Aklýma ilk gelen olasýlýk, aslýnda tek bir deprem

>

>olduðunu ama web sitesine ayný depremin yanlýþlýkla birden fazla



>

>girildiði olmuþtu. Akla yakýn ve doðru gibi gözüküyordu ama yine de bu

>

>teori benim kaygýlarýmý gidermedi.



>

>

>



>Uykusuz bir geçen paranoyak bir gecenin sabahýnda iþe

>

>gidince ilk iþim Kandilli rasathanesini telefonla aramak oldu. Benim



>

>gibi paranoyak sayýlabilecek insanlarýn aþýrý vesveseli

>

>þikayetlerine alýþmýþ olan sabýrlý ve anlayýþlý görevli, korkulacak



>

>bir þey olmadýðýný, depremlerin kayýtlara yanlýþlýkla birden

>

>fazla girilmiþ olduðunu söyleyip kibarca beni baþýndan savdý. Daha



>

>sonra beni bir telesekretere baðlayýp depremle ve depreme hazýrlýkla

>

>ilgili uzun ve sýkýcý bir bant kaydýna yönlendirdi. Hepsi de ezbere



>

>bildiðim þeyler olduðu için hemen kapadým telefonu.

>

>

>



>Görevli de kendince haklýydý çünkü benim gibi günde

>

>yüzlerce arayan kiþi ile baþka türlü baþa çýkamazdý. Yine de kaygým



>

>geçmemiþti. Ýçimden bir ses bu deprem silsilesinde bir tuhaflýk

>

>olduðunu söylüyordu. Sezgilerime güvenirdim ama bunu nasýl



>

>araþtýracaktým.

>

>

>



>Ýlk iþ olarak zamanlarý dýþýnda birbirinin týpatýp ayný

>

>olan iki deprem dizisinin enlem ve boylamlarýný dikkatlice not



>

>ettim. Sezgi, paranoya vs. iþte ne derseniz deyin içimden bir ses

>

>garip bir þekilde depremlerin olduðu yere gitmemi söylüyordu. Bu fikri



>

>karýma çekinerek açtýðýmda gülerek benim tatlý bir paranoyak olduðumu

ama

>

>bu izlenmediðim anlamýna gelmediðini söyleyip (yine ayný



>

>bayat espri) bir güzel dalga geçti fakat benimle birlikte Bolu'nun

>

>ilçesine gitmeyi itirazsýz kabul etti. "Ne güzel iþte, piknik



>

>yaparýz, sen de ne göreceksen görürsün benim tatlý paranoyaðým" dedi.

>

>Planýmýz, benzer depremlerin olduðu iki yeri görmek ve



>

>daha sonra dönüþte Abant'a uðrayýp ufak bir piknik yapmaktý. Pazar

>

>günü sabahtan arabaya atlayýp önce Bolu'ya ardýndan da önce o



>

>ilçeye ve sonra enlem ve boylama göre haritadan bulduðum o köye

>

>gittik. Konu doðrudan Milli Güvenlik ile ilgili olduðu için ilçenin



>

>ve köyün adýný size maalesef açýklayamam. Yerleri tam olarak

belirlemek

>

>için oraya giderken, yanýmda Almanya'dan aldýðým ufak GPS cihazýný



>

>da yanýma almýþtým.

>

>Depremlerin olduðu ilk köy sýradan bir Anadolu köyüydü.



>

>Tahmin ettiðim gibi köylüler olan depremleri hatýrlamýyorlardý.

>

>3.5 þiddetindeki bir deprem 500 metre uzaktan geçen bir Týr



>

>kadar etki yapar. Yine de muhtar misafirperverlik gösterip bize

>

>rehberlik etmesi



>

>için bir delikanlýyý yanýmýza vermiþti. Depremin olduðu

>

>tam enlem ve boylam köyden beþ kilometre uzaklýktaydý. Gittiðimiz



>

>yerde gördüðümüz sadece ama sadece boþ tarlalardý. Tam hayal kýrýklýðý

>

>içinde geri dönüyorken yaklaþýk üç yüz metre uzakta belli belirsiz



>

>görünen uzun çelik kuleyi gördüm. Bu mesafeden ne olduðu pek

>

>seçilmiyordu. Bize eþlik eden delikanlýya gördüðümüzün ne olduðunu



sordum.

>

>Delikanlý sanki bizimle birlikte ilk defa görüyormuþ gibi baktý ve



>

>yüzünü kýrýþtýrýp biraz düþündü. Sonra birden hatýrladý, bir

>

>þirket yer altý kaynak suyu arýyormuþ. Uzaktan gördüðümüz uzun çelik



>

>kule de petrolcülerin kullandýðý türden bir delme makinesiydi.

>

>Alýk genci köye býrakýp, muhtarýn paþa çayýný içip, Ankara'ya



>

>bekleriz dedikten sonra diðer noktaya gittik. Karým biraz mýrýn kýrýn

>

>ettiyse de söz erdiðini hatýrlatýp diðer köye gittik.



>

>Yaklaþýk kýrk beþ dakikalýk bir yolculuktan sonra baþka

>

>bir köydeydik. Bu sefer bize bir rehber verecek anlayýþlý



>

>bir muhtar bulamadýk çünkü köy neredeyse boþalmýþ gibiydi. Issýz

>

>bir vahþi batý kasabasý gibiydi. Mecburen elimdeki GPS cihazýna



güvenip

>

>arabayla toprak bir yola saptýk. Elimdeki GPS cihazý çok hassas



deðildi ama

>

>yine de artý yada eksi 50 metrelik bir hassasiyet iþimi fazlasý ile



görürdü.

>

>Sonuçta belirlediðim enlem ve boylama gelince GPS cihazý dýt dýt



>

>etti. Yeni biçilmiþ buðday tarlasýnýn yanýndaydýk. Çocuðunun

>

>yaptýðý numaralara aþýrý bir hoþgörü ile bakan bir anne gibi gözlerini



>

>üstüme dikmiþ

>

>olan karým bu olaydan sýkýlmaya baþlamýþtý. Arabadan



>

>inip tarlanýn ortasýnda etrafa þöyle bir bakarken birden onu gördüm.

>

>Aman allahým!



>

>Bir saat önce gördüðümüz çelik kulenin neredeyse týpatýp

>

>aynýsý yaklaþýk bir kilometre uzakta duruyordu.



>

>Bu bir tesadüf müydü? Ýçimden bir ses "Bu da mý bir

>

>tesadüf" diye soruyu farklý þekilde tekrarladý. En iyisi þu tuhaf



>

>çelik kuleye ve

>

>yanýndaki barakaya bir bakmalýydým. Karýmýn "delirdin mi



>

>sen?"


>

>türündeki itirazlarýna raðmen kulenin yanýna gittik ama

>

>pek hoþ karþýlanmadýk.



>

>Daha kuleye varmamýza 50 metre kala yolda bir bariyer

>

>bizi durdurdu. Elinde bir avcý tüfeði tutan hapishane kaçkýný bir adam



>

>hiç de sevimli olmayan bir þekilde bizimle konuþup eliyle

>

>gösterdiði "oranýn" yasak olduðunu söyledi. Mecburen



>

>geri dönmek zorunda kaldýk. Normal þartlarda kuru gürültüye pabuç

>

>býrakmazdým ama karým epey bir tedirgin olmuþtu. Yine de uzaktan



>

>zorlukla görebildiðim tabelayý okuyabilmiþtim: Akdorme Ýnþaat ve

>

>Taahhüt limited þirketi.



>

>Peki Akdorme þirketinin bu kabalýðý niyeydi? Yer altý su kaynaðý

>

>arayan bir þirket için güvenlik biraz abartýlmamýþ mýydý?



>

>Þirketin adýný not defterime kaydederken bu düþünceler beynime

>

>üþüþmüþtü. Arabayla biraz gittikten sonra çelik kulenin olduðu



>

>yerden epey þiddetli bir patlama sesi geldi. "Sanýrým sondaj için

>

>dinamit kullanýyorlar" diye içimden geçirdim. Patlamanýn asýl



>

>sebebini merak etmiþtim ama karýmý daha fazla tedirgin etmemek için

>

>direksiyonu Abant'a kýrdým.



>

>Ertesi gün iþyerinde bilgisayarýmý açýp internete

>

>girdiðimde yine rutin olarak bir gün önce olmuþ depremlere baktým.



>

>Bolu'da yine 3.5

>

>þiddetinde bir deprem olmuþtu. Depremin zamanýna bakýnca



>

>hayret ettim. Çelik kulenin yanýndan ayrýlýrken meydana gelen

>

>patlamanýn zamaný ile çok yakýndý. Hemen depremin yerine baktým.



>

>Hayal kýrýklýðý. Deprem sondaj yapýlan yerin 30 km

>

>ötesinde bulunuyordu. Zaten tonlarca dinamit yýðsan bile 3.5



>

>þiddetinde bir deprem oluþturmazdý. Fakat yine de olaylar arasýnda

>

>tesadüflerle açýklanamayacak bir sürü baðlantý vardý. En iyisi þu



>

>Akdorme inþaat þirketini bir araþtýrmak iyi olacaktý.

>

>Odalar Birliði, Sanayi Bakanlýðý ve MTA'da çalýþan



>

>okurlarýmýn yardýmlarýyla Akdorme Þirketi hakkýnda epey bir bilgi

>

>sahibi oldum. Orta çaplý, elli kiþinin çalýþtýðý, inþaat, taahhüt,



>

>ithalat, ihracat vs. gibi uzun bir listesi olan sýradan bir þirketti.

>

>Genel Merkezi Ýstanbul'daydý. Ýki ilginç bilgi ilgimi çekti;



>

>Þirket üç ay önce kurulmuþtu. Kurulur kurulmaz, on beþ

>

>farklý yerde kaynak suyu aramak için MTA'dan izin almýþtý. Ýzin için



>

>baþvurduðu yerler Bolu ve civarýydý. MTA'da çalýþan ve Maden

>

>Mühendisi olan okurum þirketin buralarda maden suyu aramasýný tuhaf



>

>bulmuþtu. Çünkü dediðine göre maden suyu pek aranmazdý, ayrýca

köylerine

>

>fabrika yapýlmasý için sürekli çaðrýda bulunan bir çok yerde



>

>zaten hazýr maden suyu kaynaðý vardý. Yani arayýþ ona gereksiz bir

>

>çaba olarak gelmiþti. Çelik kuleden ve patlamalardan bahsedince, bu



>

>tür bir aramanýn pek usule uygun olmadýðýný ekledi.

>

>Okurumdan Akdorme þirketinin nerelerde arama yapmak için



>

>izin aldýðýný ve lokasyonlarýný bana iletip iletemeyeceðini

>

>sordum. Bunun kurallara aykýrý olduðunu ama sevgili yazarý için bir



>

>güzellik yapacaðýný söyledi. Ýnsanýn okurlarý olmasý çok güzel

>

>bir duygu. Ýçimdeki þüpheler ve karýmýn "teknolojik komple



>

>teorileri" diyerek dalga geçtiði düþüncelerle geçen iki günün sonunda

>

>okurumdan bir e-mail geldi. Þirketin maden suyu aramak için izin



aldýðý

>

>yerlerin enlem ve boylam olarak tam yerleri e-mail ile birlikte



>

>gönderilmiþti. Tam tamýna on beþ yer.

>

>Akþam eve dönünce ilk iþim büyük bir Marmara haritasýnýn



>

>üzerinde

>

>on


>

>beþ araþtýrma yerini kýrmýzý baþý olan toplu iðnelerle

>

>iþaretlemek



>

>oldu. Enlemi boylamý buluyordum ve oraya bir iðneyi

>

>yerleþtiriyordum. On beþinci iðneyi de yerleþtirdiðimde



>

>ortaya


>

>tuhaf


>

>bir þey çýkmýþtý: iðnelerden oluþma iki çizgi.

>

>

>



>Aslýnda tam çizgi sayýlmazdýlar, biraz bombeleri vardý.

>

>Sonra



>

>düþündüm. Tabi ya! Dünya yuvarlaktý. Yuvarlak olduðu

>

>için küre



>

>üzerindeki düz bir yay, iki boyutlu haritada bombeli

>

>duruyordu.



>

>

>



>Sekiz tane iðne bir çizgi, kalan yedi tane iðne ise bir

>

>baþka



>

>çizgi


>

>oluþturuyordu. Ýki çizgi bir üçgenin kenarlarý gibi

>

>duruyordu ve



>

>uzatýlýrsa bir yerde birleþecekler gibi aralarýnda açý

>

>vardý.


>

>

>



>Çayýmdan bir yudum alýp duvardaki haritaya biraz geriden

>

>baktým.



>

>On


>

>beþ tane sondaj yerinin böyle iki çizgi oluþturmasý da

>

>mý


>

>tesadüftü?

>

>Karýmý çaðýrdým, bakmasýný istedim. O da þaþýrdým. Bu



>

>sefer


>

>hemen


>

>tatlý paranoyaðým demedi. O da benim gibi bu düzenli iki

>

>çizgiden



>

>huzursuzlanmýþtý.

>

>

>



>Ýkimizin de aklýndan geçen þey aynýydý sanýrým. Çizgiler

>

>nasýl



>

>böyle


>

>dümdüz olabiliyordu ve ikisi nerede birleþiyordu?

>

>Açýkçasý o



>

>anda


>

>iki


>

>çizgiyi bir cetvelle uzatýp birleþtirmekten korktum.

>

>

>



>"Karým hadi dýþarýda yemek yiyelim "dedi nedensiz.

>

>Çizgileri



>

>birleþtirmekten nedense ben de çekinmiþtim. Teklifi

>

>hemen kabul



>

>ettim. Dýþarý çýkýp yakýnlardaki bir kebapçýda güzel bir

>

>köfte


>

>yedik.


>

>Ýkimizde eve dönmekten çekinir gibiydik. Epey bir

>

>oyalandýktan



>

>sonra


>

>gece yarýsý tekrar eve döndük.

>

>

>



>Biraz oyalandýktan sonra tekrar haritanýn baþýna geçtim.

>

>Elime



>

>bir


>

>cetvel alýp iki çizgiyi de cetvelle uzattým. Marmara

>

>denizinin



>

>üstünde bir yerde birleþtiler. Birleþtikleri yere

>

>bakýnca


>

>dehþete


>

>kapýldým.

>

>

>



>Burasý kuzey Anadolu fay hattýnýn üzerindeydi ve

>

>özellikle bu



>

>bölge


>

>fay hattýnýn en çok gerilime sahip kýsmýydý. Zaten olasý

>

>büyük


>

>Ýstanbul depreminin buralarda olmasý bekleniyordu çünkü

>

>bütün


>

>yük


>

>neredeyse burada odaklanmýþtý. Deprem konusundaki daha

>

>önceki


>

>araþtýrmalarýmdan biliyordum bu bölgeyi. Bir çok metinde

>

>"tetik


>

>bölgesi" olarak anýlýyordu.

>

>

>



>

>

>Bütün bunlarýn tesadüf olmadýðýný biliyordum. Akdorme



>

>þirketi ve

>

>arkasýndakilerin bir þeyler çevirdiðine emindim. Ama ne?



>

>

>



>Aklýma ilk gelen þey, bu þirketin büyük Ýstanbul

>

>depremini daha



>

>erken


>

>ya da belirlenen bir zamanda yapmak istemesiydi. Ýyi de

>

>nasýl?


>

>Yer


>

>altýnda meydana gelebilecek patlamalar asla büyük

>

>depremi


>

>tetikleyemezdi? Mi acaba? Tetikleyemezdi. Ancak yer altý

>

>nükleer


>

>denemelerde olabilirdi. Bir atom bombasý

>

>patlatamayacaklarýna



>

>göre


>

>nasýl yapacaklardý?

>

>

>



>

>

>Nasýl? Evet nasýl? Beni bu noktaya kadar getiren



>

>sezgilerim

>

>doðru


>

>yolda olduðumu söylüyordu. Kötücül bir þey vardý bu

>

>sýralanýþta



>

>ama


>

>ne?


>

>

>



>Neredeyse gece gündüz hep bunu düþünerek bir hafta

>

>geçirdim.



>

>Mühendislik bilgimin tümünü kullanarak bir

>

>çözüm bulmaya



>

>çalýþýyordum

>

>ama nafile. Bir þey bulmadan da hiçbir resmi makama



>

>baþvuramazdým.

>

>Ne


>

>diyecektim? Bu adamlar bu sondaj aygýtlarý ve birkaç

>

>dinamitle



>

>Ýstanbul'da deprem oluþturmaya çalýþýyorlar. Tabi ki

>

>inanmazlardý.



>

>

>



>Bunu düþünerek eve giderken havanýn güzel olduðunu

>

>düþünüp parka



>

>oturmaya karar verdim. Gazetemi açýp okurken sýkýldým,

>

>bir


>

>kenara


>

>koydum. Parktaki ufak bahçesindeki çocuklar gözüme

>

>takýldý. Bir



>

>ufak


>

>çocuk salýncakta sallanýyordu. Annesi ve babasý

>

>sallýyordu. Ýlgi



>

>çekici olan bir þey yoktu. Babasý salýncaðýn arka

>

>tarafýnda



>

>itiyor,


>

>salýncak tam annenin hizasýna gelince anne de salýncaðý

>

>itiyordu.



>

>Çocuk sevinçle kahkaha atýyordu. Bu mutlu aile tablosu

>

>nedense


>

>benim


>

>farklý bir þekilde ilgimi çekti.

>

>

>



>

>

>Bir süre bakýp mýrýldanýr gibi "Anne salýncaðý rezonansa



>

>getiriyor"

>

>dedim.


>

>

>



>Rezonans! Çok zekice ve dahice. Yiðidi öldür hakkýný

>

>ver.



>

>Adamlar


>

>çok


>

>akýllýca düþünmüþlerdi. Evet ya, rezonans. Nasýl oldu da

>

>daha


>

>önce


>

>bunu düþünmedim bunu?

>

>

>



>Ýster salýncak olsun ister Los Angeles'taki bir asma

>

>köprü, her



>

>þeyin


>

>bir doðal salýnma frekansý vardý. Salýncak gibi basit

>

>bir


>

>sistemde

>

>doðal salýnma frekansýný bulmak kolaydý. Zaten annenin



>

>yaptýðý


>

>da


>

>buydu. Doðal salýnma frekansýnda çok ufak bir güç

>

>uyguluyordu.



>

>Doðal


>

>frekansla, uygulanan kuvvetin frekansý aynýysa sistem

>

>rezonansa



>

>girerdi. Sistemin salýnýmlarý gitgide büyür ve en

>

>sonunda sistem



>

>çökerdi. Bu yüzden askerler köprülerden düzenli

>

>adýmlarla



>

>geçmezlerdi

>

>çünkü bu þekilde Fransa'da bir köprü yýkýlmýþtý. Ve tabi



>

>ki Los


>

>Angeles 'da yýkýlan o meþhur asma köprü. Þiddetli

>

>olmamasýna



>

>raðmen


>

>rüzgarýn frekansý köprüyü yýkmýþtý.

>

>

>



>

>

>



>

>Evet ya, rezonans. Bu kadar basitti açýklamasý. Her þey

>

>rezonansla



>

>çok kolaydý. Atom bombasý patlatmaya gerek yoktu. Ardý

>

>sýra fak



>

>patlamalarla kuzey Anadolu fay hattýnýn en zayýf yeri

>

>rezonansa



>

>getirilebilirdi. Rezonansa gelen fay hattý sonunda

>

>kýrýlacaktý



>

>ve...


>

>

>



>

>

>Bu ufak depremler fay hattýnýn doðal rezonansýný



>

>belirlemek için

>

>yapýlmýþtý. Çok basit ve ayný zamanda ölümcül bir



>

>denklem.

>

>

>



>Çelik kuleler peþi sýra dinamitlerini patlatýp bir þok

>

>dalgasý



>

>yaratacaklardý. Þok dalgasý çok hýzlý ilerler. Birinci

>

>çelik


>

>kulenin


>

>altýnda patlayan TNT'nin þok dalgasý ikinci kuleye

>

>eriþince o da



>

>patlýyordu ve sonra üç, dört.. diðer çizgideki kulelerde

>

>ayný


>

>þeyi


>

>yapýyordu. Sonuçta tek ve büyük bir þok dalgasý fayýn o

>

>kýsmýný


>

>vuracaktý. Fakat bu bir kez deðil, fay rezonansa

>

>getirmek için



>

>bir


>

>den fazla olacaktý ta ki deprem oluncaya kadar.

>

>

>



>Fayýn o bölgedeki frekansýný bulduktan sonra gerisi çok

>

>kolay



>

>bir


>

>mühendislik hesabýydý. Zaten o çelik kulelerde

>

>patlayýcýlarý



>

>yere


>

>gömmek için yapýlmýþtý.

>

>

>



>

>

>Parkta öyle kalakalmýþtým. Çocuðun salýncaðý deliler



>

>gibi


>

>sallanmaya

>

>baþlamýþtý çünkü annesi onu rezonansa getirmiþti.



>

>

>



>

>

>Hemen eve gittim. Karýmýn bütün itirazlarýna raðmen olan



>

>biteni


>

>tek


>

>tek yazdým. Tabi ki Kandilli rasathanesi kayýtlarýný,

>

>Akdorme


>

>þirketi


>

>ile ilgili her þey, çelik kulelerin tam yeri ve tabi ki

>

>oluþturduðum



>

>harita.


>

>

>



>Tüm bunlarýn bir kopyasýný çýkartýp Kandilli

>

>Rasathanesine Prof.



>

>Ahmet Mete Iþýkara'ya gönderdim. Asýllarý ise yanýma

>

>alýp


>

>doðruca


>

>Yenimahallede bulunan MIT müsteþarlýðýna gittim.

>

>

>



>Kapýda pek hoþ karþýlanmadým ama ýsrarlarým sonucu bir

>

>yetkili



>

>ile


>

>görüþmemi kabul ettiler. Beyaz bir masanýn baþýnda dört

>

>çay


>

>içtikten

>

>sonra beni içeri aldýlar.



>

>

>



>

>

>Öykümü dinleyen üç görevli beklentilerimin tersine beni



>

>baþlarýndan

>

>savmadýlar. Beklememi rica edip baþka bir bekleme



>

>odasýna


>

>aldýlar.

>

>Neredeyse bir saat boyunca bekledikten sonra bu sefer



>

>amirleri

>

>olduðunu sandýðým bir adamla geri geldiler. Adama



>

>sürekli


>

>"efendim"

>

>diye hitap ediyorlardý. Benden demin anlattýklarýmý ona



>

>da


>

>detaylý


>

>

>



>olarak anlatmamý istediler. Ben heyecanla anlatýrken tüm

>

>belgeleri



>

>tek tek incelediler. Ama beyaz saçlý amir pür dikkat

>

>beni


>

>dinliyordu.

>

>Bazen aydýnlatmamý istediði bir nokta için "Emin bey"



>

>diye


>

>lafýmý


>

>kesiyordu. Cevap alýnca da önündeki kaðýda not alýyordu.

>

>Neredeyse



>

>iki saat boyunca böyle konuþtuk.

>

>

>



>Garip. Beni beklediðimden çok ciddiye almýþlardý. Hatta

>

>gelirken



>

>kapýdan kovulacaðýmý bile düþünmüþtüm.

>

>Amirleri olduðunu sandýðým kiþi notlarýný son bir kez



>

>kontrol


>

>ettikten sonra konuþmaya baþladý.

>

>

>



>"Emin bey, sizi bize Allah gönderdi. Uzun zamandýr böyle

>

>bir



>

>inþaat


>

>þirketinin peþindeydik çünkü bir inþaat þirketinin bizi

>

>pek de


>

>çok


>

>sevmeyen bir ülke istihbarat teþkilatýnýn kurdurduðunu

>

>iki ay


>

>önce


>

>öðrendik. Ýstihbarat eksik olduðu için þirketin amacýný

>

>ve adýný



>

>bir


>

>türlü öðrenemedik. Þimdi elimizde bir þey var. Normal

>

>þartlarda



>

>sizi


>

>ciddiye almazdýk. Benimle görüþmeniz bir hayaldi. Olayý

>

>araþtýrmadan



>

>hiçbir þey yapamayýz.

>

>

>



>Bu noktadan sonra olayý bize býrakmanýzý rica ediyorum.

>

>Sizden



>

>baþka


>

>kim biliyor bunu?" dedi.

>

>

>



>Karým. Bir de Ahmet Mete Iþýkara'a hocaya gönderdim."

>

>



>

>"Anlýyorum. Biz de zaten hocamýza baþvuracaðýz. Sizden

>

>ve


>

>karýnýzdan

>

>sessiz kalmanýzý rica ediyorum. Konu bir boyutuyla Milli



>

>Güvenlik

>

>ile


>

>ilgili."

>

>

>



>"Tabi. Biz de askerlik yaptýk" dedim gülümseyerek.

>

>



>

>Hepsi de gülümsedi. "Peki. Þimdi sizi evinize

>

>býrakacaðýz ve



>

>muhakkak

>

>geliþmelerden size haberdar edeceðiz. Bu arada normal



>

>hayatýnýzý

>

>sürdürün. Ýþinize gücünüze bakýn. Tanýþtýðýmýza memnun



>

>oldum


>

>Emin


>

>bey.


>

>

>



>Bundan sonraki bir ay boyunca hiçbir ses çýkmadý. Karým

>

>bu



>

>arada "Sevgili Ajaným, vatan kurtarmaktan vakit bulursan

>

>marketten



>

>bir þeyler alsan" diye benimle dalga geçiyordu. Ajan

>

>aþaðý ajan



>

>yukarý.


>

>

>



>Hiçbir þey çýkmayýnca ben de kendi komplo teorimin saçma

>

>olduðuna



>

>inanacaktým neredeyse.

>

>

>



>Tam olayý unutmaya hazýrlanýrken cep telefonum çaldý.

>

>Arayan



>

>kendini


>

>tanýttý. MIT'te benimle konuþan kýr saçlý adamdý.

>

>

>



>Telefonda detay veremeyeceðini ama ertesi akþam için

>

>iþim olup



>

>olmadýðýný sordu. Ben de yok deyince, takým elbise ve

>

>kravatla



>

>resmi


>

>giyinmemi, bir toplantýya katýlacaðýmý söyledi. Gelip

>

>beni


>

>kendisi


>

>alacakmýþ.

>

>

>



>"Peki" dedim.

>

>



>

>Akþam bir kokteyle katýlacakmýþým gibi gayet þýk bir

>

>þekilde


>

>hazýrlandým. Nereye gideceðimizi ve niye böyle resmi

>

>giyinmek



>

>zorunda


>

>olduðumu anlamadým.

>

>

>



>Sonunda kýrmýzý plakalý bir Mercedes beni evden aldý.

>

>Arka



>

>tarafta


>

>kýr saçlý o bey vardý. Sanki kýrk yýllýk dostmuþuz gibi

>

>sohbet


>

>ettik.


>

>

>



>"Emin bey, dedikleriniz harfi harfine doðru çýktý. Bütün

>

>kuleleri



>

>Jandarma bastý ve dediðiniz þekilde yüzlerce kilo TNT

>

>topraða


>

>gömülmüþ halde bulundu. Þirketi kurmak ve olayý yapmak

>

>için bir



>

>sürü


>

>ajaný Türkiye'ye sokmuþlar. Halký telaþlandýrmamak için

>

>olay hiç



>

>duyurulmadý. Ýþi yapan ülkeyi biliyoruz ama ispat

>

>edemiyoruz.



>

>Zaten


>

>þu anda açýklanýrsa ülkemiz açýsýndan nahoþ olaylar

>

>olabilir.



>

>

>



>Amaçlarý basit. Krizden hala çýkamamýþ Türkiye'de bir

>

>büyük



>

>Ýstanbul

>

>depremi ile ülkemizi bir kaosa sürüklemek istiyorlardý.



>

>Biliyorsunuz,

>

>bu çok büyük bir felaket olurdu.



>

>

>



>Neyse. Sonuçta gerçekten çok iyi bir iþ baþardýnýz Emin

>

>Bey"



>

>dedi.


>

>

>



>"Peki þimdi nereye gidiyoruz." diye sordum.

>

>



>

>"Baþbakanlýða" dedi.

>

>

>



>"Baþbakanlýða mý? ama ne için?"

>

>



>

>"Evet. Sizin için bir ufak bir tören düzenlendi. Tabi

>

>gazeteciler



>

>yok. Biz bizeyiz. Gidince göreceksiniz" dedi ve

>

>gülümsedi.



>

>

>



>Daha sonra olan biten benim için tam bir sürpriz oldu.

>

>Bizzat



>

>baþbakanýn olduðu ve ben dahil olmak üzere beþ kiþinin

>

>katýldýðý



>

>ufak


>

>törende Devlet Üstün Hizmet Madalyasý verildi. Tören

>

>kýsa sürdü.



>

>Baþbakanla ayak üstü sohbet ettik. O da benim gibi bir

>

>þair


>

>olduðu


>

>için tabi ki konu hemen þiirden açýldý. Þiirlerimden

>

>birini


>

>ezberimden okudum, o da sað olsun bir kitabýný imzalayýp

>

>verdi.


>

>Kütüphanemde durur hala.

>

>

>



>Baþbakanýn iþi olduðu için gitmesi gerekiyordu. Kadife

>

>bir kutu



>

>içinde Devlet Üstün Hizmet Madalyasý verildi, bir de

>

>dolmakalemle



>

>yazýlmýþ bir berat. Gurur içindeydim. Baþbakan tam

>

>ayrýlýrken



>

>tokalaþtýk.

>

>

>



>"Efendim, bütün bu olup bitenleri bir bilimkurgu öyküsü

>

>olarak



>

>yazabilir miyim?"

>

>

>



>Baþbakan tereddütte kalmýþ bir þekilde kýr saçlý adama

>

>döndü.



>

>

>



>"Ne dersiniz? Emin bey yazsa sorun çýkar mý?"

>

>



>

>"Hayýr efendim. Bu o kadar sýra dýþý bir olay ki aynen

>

>yazsa


>

>bile


>

>kimse doðru olduðuna inanmayacaktýr. Olduðu gibi

>

>yazabilir.



>

>Sadece


>

>öykünün baþýna bütün bir öykünün kurgu olduðunu belirtir

>

>bir


>

>ibare


>

>koyarsa iyi olur. Bir de þirket ismini deðiþtirirse

>

>bizce hiçbir



>

>sorun yok." dedi gülümseyerek.

>

>

>



>Ben de gülümsedim. Baþbakan tekrar yaptýklarým için ve

>

>olasý bir



>

>depremde ölecek 80.000 Ýstanbul'lunun hayatýný

>

>kurtardýðým için



>

>teþekkür etti. Seçimlerde kime oy vereceðimi sorup biraz

>

>takýldý.



>

>

>



>Kýrmýzý plakalý Mercedes ile eve dönerken çok garip

>

>hissediyordum



>

>kendimi. Elimdeki kadife kaplý kutunun içindeki özel

>

>madalya


>

>gururun


>

>ötesinde bir his veriyordu bana. Kahramanlýk?

>

>Seçilmiþlik? Kim



>

>bilir...

>

>

>



>Neyse. Karým bir daha bana "tatlý paranoyaðým" demedi.

>

>Madalyayý



>

>büfeye koyma teklifini Milli Güvenlik ve tozlanmasýn

>

>diye


>

>reddettim.

>

>Artýk ben onun "kahramanýyým". Belki de hep öyleydim



>

>yoksa böyle

>

>harika bir kadýn benimle niye evlenirdi ki?



>

>

>



>Mehmet Emin ARI
-----------------------------------

Adim Doug Copp. Dunyanin en tecrubeli kurtarma birimi Amerikan


Uluslararasi
Kurtarma Ekibinin Kurtarma sefi ve afet olaylari muduruyum. Bu makaledeki
bilgiler bir deprem aninda hayat kurtaracaktir.

875 yikilmis binaya surunerek girdim, 60 ulkeden kurtarma ekipleriyle


calistim, bircok ulkede kurtarma ekipleri olusturdum, ve cok sayida ulkede
bircok kurtarma ekibinin uyesiyim. 2 Yil boyunca birlesmis milletler
felaket "azaltma" uzmaniydim. 1985'ten beri ayni anda gerceklesenler haric
dunyadaki butun buyuk felaketlerde calistim.

1996'da benim hayatta kalma metodumun gecerliligini ortaya koyan bir film


yaptik. Turk hukumeti, İstanbul belediyesi, İstanbul universitesi, Case
yapimcilik, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alinmasinda
isbirligi
yaptilar.

İcinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yiktik. On maket "comel


ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat ucgeni" metodumu uyguladi.
Tasarlanmis yikimdan sonra goruntuleri filme almak ve sonuclari
belgelemek icin enkazi gecip binaya girdik. Bina yikimlarinda olusabilecek sartlar
dahilinde direct olarak gozlemlenebilen ve bilimsel sartlar altinda
hayatta kalma tekniklerimi uyguladigim film "comelip korunan/saklanan" kisiler
icin hayatta kalma sansinin sifir oldugunu ortaya koydu. Hayat ucgeni
metodumu kullananlar icin hayatta kalabilme sansi yaklasik olarak % 100 oldu. Bu
film Turkiyede ve Avrupanin geri kalan kisminda milyonlarca izleyici
tarafindan izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Guney Amerikada RealTV
programinda izlendi.

Enkazina girdigim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Butun


cocuklar siralarinin altindaydi. Her bir cocuk kemiklerinin kalinligina
kadar ezilmislerdi. Siralarinin yanindaki koridorlara uzanmis olsalardi
hayatta kalmis olabilirlerdi. Bu "ayipti, gereksizdi" ve cocuklarin
neden koridorlarda (siralarin arasinda) olmadigini merak ettim. O an,
cocuklara bir seyin/esyanin altina saklanmalarinin soylendigini bilmiyordum.

Basitce ifade edilirse, binalar yikilirken, objelerin uzerine dusen


Tavan agirligi veya icerideki mobilyalar bu nesnelere carparken yanlarinda
Bir yer, bosluk birakirlar. Bu bosluk benim "hayat ucgeni" dedigim
alandir.

Nesne ne kadar buyuk ve na kadar dayanikli olursa daha az ezilecektir.


Nesneler ne kadar az ezilirse bosluk ve bu boslugu kullanan kisinin
yaralanmama olasiligi o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda
yikilan bina izlerken gordugun ucgenleri say. Heryerdeler. Yikilan bir
binada goreceginiz en yaygin bicimdir.

Deprem aninda hayatta kalma, ailelerine bakma ve baskalarini kurtarma


hakkinda 750 bin nufuslu Trujillo kentinin İtfaiye bolumunu egittim.
Trujillo İtfaiye Departmaninin kurtarma sefi Universitede profesordur.
Bana her yerde eslik etti. Kisisel ifadeleridir:

"Adim Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi sefiyim. 11 yasindayken


coken bir binada mahsur kaldim. Mahsur kalisim 1972 yilinda 70.000
kisini oldugu depremde oldu. Erkek Kardesimin motosikletinin yaninda
olusan
"hayat ucgeni" icinde hayatta kaldim. Yataklarinin veya siralarin,
masalarin
altina giren arkadaslarim ezilerek olduler (isim, adres vb detaylari
anlatiyor).Ben hayat ucgeninin yasayan ornegiyim.. Olen arkadaslarim
"comel ve korun" ornekleridir.

DOUG COPP'UN ONERİLERİ

1) "Binalar cokerken basitce "comelen ve korunan" kisiler istisnasiz
her defasinda ezilerek oluyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altina giren
kisiler her zaman ezilirler.

2) Kediler, kopekler ve bebekler'in hepsi dogal bir sekilde dizlerini


ana rahmindeki gibi karinlarina dogru cekerek kivrilirlar. Deprem aninda
sizde bu sekilde kivrilmalisiniz. Bu dogal bir guvenlik ve hayatta kalma
icgudusudur. Daha kucuk bir boslukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifce
ezilecek ama yaninda bosluk yaratacak bir kanepe, genis buyuk bir
esyanin yaninda dur.

3) Ahsap evler deprem anindaki en guvenli yapilardir. Sebebi basittir;


ahsap esnektir ve depremin zorlamasiyla hareket eder. Eger ahsap bina
cokerse genis yasam bosluklari olusur. Ayrica, ahsap binalar daha az
yogunlukta yikilis agirligina sahiptir. Tugla binalar ayri tugla
parcalarina ayrilacaklardir. Tuglalar bir cok yaralanmalara sebep
olacaktir, ama (beton)bloklardan daha az ezilmis vucutlar yaratirlar.

4) Eger gece yataktayken deprem olursa, basitce yuvarlanarak yataktan


dusun. Yatagin cevresinde guvenli bir bosluk olusacaktir. Oteller
musterilerine deprem aninda yataklarin yaninda yere uzanmalarini salik
veren bir uyarinotunu odalarda her kapinin arkasina asarlarsa depremlerde
cok buyuk hayatta kalma oranlarini saglayabilirler.

5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapidan veya pencereden


disari kacmak mumkun degilse, kanepe veya buyuk bir koltugun/sandalyenin
yaninda cenin pozisyonunda kivrilarak yere uzanin.

6) Bina cokerken Kapi kirislerinin altina gecen herkes olur...Nasil mi?

Eger kapi kirislerinin altina gecerseniz ve kapi kirisi one veya arkaya
dogru dusurse inen tavanin altinda ezilirsiniz. Eger kapi kirisi yana
dogru
yikilirsa ikiye bolunursunuz. Her iki durumda da olursunuz!

7) Hicbir zaman merdivenlere gitmeyin/yonelmeyin. Merdivenler (ana


binadan) farkli bir "frekans araligina" sahiptir; ana binadan
bagimsiz/ayri olarak sarsilirlar. Merdivenler ve binanin geri kalani
devamli olarak birbirlerine carparlar, ta ki merdivenlerin yikilisi
gerceklesene kadar. Merdivenlere ulasan insanlar basamaklar yuzunden
yaralanirlar. Korkunc sekilde sakatlanirlar.

Bina yikilmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanin


Hasar gormesi en muhtemel kismidir. Depremde yikilmamis olsa dahi,
merdivenler bagirarak kacmaya calisan insanlarin asiri yuklenmesi ile
cokebilir. Merdivenler binanin geri kalan kismi zarar gormemis olsa dahi
her zaman guvenlik acisindan kontrolden gecirilmelidir.

8) Binanin dis duvarlarina yakin yerlerde durun, mumkunse disina cikin.


Binanin ic kisimlarindansa dis kisimlarina yakin yerlerde olmak cok daha
iyidir. Binanin dis cevresinden ne kadar iceride olursaniz, cikis
yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktir.

9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasindaki (yikilan) bloklarin meydana


getirdigi gibi, deprem aninda ust yolun yikilmasiyla ezilen araclarin
icinde bulunan insanlar ezilirler. SanFransisco depreminin kurbanlarinin
hepsi araclarinin icindeydiler. Hepsi oldu. Araclarinin disina cikip,
aracin
yanina uzanip veya oturarak kolaylikla hayatta kalabilirlerdi. Olen
herkes eger araclarindan cikip, araclarinin yanina oturabilseler veya
uzanabilselerdi yasiyor olabilirdi. Ezilen butun araclarin
yaninda-kolonlarin direkt olarak uzerine dustugu araclar haric- 3 feet
yukseklikte bosluklar olusmustu.

10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve cok miktarda kagidin oldugu


ofisleri dolasirken kagidin sikismadigini/ezilmedigini kesfettim. Kagit
yiginlarinin/kumelerinin etrafinda genis bosluklar bulunur/olusur.

---------------------------------------------


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə