Filistin Tanikliği: Yahudi Bir Amerikalı Kadın İşgal Altındaki Topraklarda




Yüklə 21.16 Kb.
tarix20.04.2016
ölçüsü21.16 Kb.
Filistin Tanikliği: Yahudi Bir Amerikalı Kadın İşgal Altındaki Topraklarda

Anna Baltzer Amerikalı genç bir kadın. Yahudi kökenli. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında ardı arkası kesilmeyen uluslararası hukuk ve insan hakları ihlalleri konusunda ABD’nin oynadığı rolden dolayı kendini sorumlu hisseden ve bu sorumluluk bilinciyle hareket edip yaşananları yerinde görmek ve uluslararası kamuoyuna duyurmak, böylece Batı’nın küntleşmiş vicdanında bir parça olsun rahatsızlık yaratmak ve olan bitenleri ses olup başka insanlara duyurmak için işgal altındaki topraklarda uluslararası barış örgütü International Women’s Peace Service (IWPS) bünyesinde 2003 yılından 2008’e kadar toplam sekiz ay gönüllü olarak çalışan Baltzer, İsrail vahşetine ve barbarlığına karşı kollarımızı kavuşturup kederlenmenin bir işe yaramayacağını, tez elden bir şeyler yapmak gerektiğini, mazlum Filistin halkının yanında bizzat saf tutarak/eylemde bulunarak örnek bir tavır ortaya koyuyor. Aşağıdaki parça, kendi tanıklık güncelerinden oluşan ve 2008 yılında yayımlanan kitabından alınmıştır.


Muhammed, Musa, İsa
19 Şubat 2007, Pazartesi
Beş yıl önce, dokuz aylık Muhammed ile büyükannesi Batı Şeria’daki evlerindeyken, yakınlardaki bir askeri üsten atılan sinir gazı evin içine dolmaya başladı. İsrail ordusu Ramallah’ın Skan Ebu Absa varoşunda bulunan bu eve yakın bir tepede konuşlanmıştı ve oradan civardaki her yere sık sık ateş açıyordu; Filistinliler bu ateşe mahallenin arkasındaki bir tepeden kimi zaman karşılık veriyorlardı. Gaz oturma odasına sızdığında Muhammed önce şiddetle kasıldı, sonra vücudunun büyük bölümü kaskatı kesilerek felç oldu. Büyükanne koşup onu kucağına alırken o da zehirli gazı soludu, o anda bedeninin her yanının şiddetle yandığını hissetti. Büyükanne torununun hareket etmediğini görünce dışarıdaki askerlere yolu açmaları için yalvardı ve Muhammed’i hastaneye yetiştirdi. Hastanede Muhammed’e şiddetli nörolojik bozukluk teşhisi kondu, bu da bitkisel yaşam demekti. Filistin Sağlık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Yardım Kuruluşu bebeğin bu durumunun sebebini kesin olarak saptamak için ona ve anne babasına birçok test uyguladılar. Eksiksiz bir genetik araştırmadan sonra doktorlar, Muhammed’in durumunun kalıtımsal bir hastalıktan ya da kromozomlarındaki bir anormallikten kaynaklanmadığı, zehirli gazın yarattığı bir sonuç olduğu kanaatine vardılar.
Muhammed’in babası Zaim’le Haris yakınındaki bir kontrol noktasında beklerken tanıştım. Zaim, İsrail ordusunun hışmına uğramaktan korktuğu için oğlunun hikâyesini kamuoyuna açıklamak konusunda tereddüt içerisindeydi. Ailesinin yeterince acı çektiğini söylüyordu –kendi kişisel trajedileri ise bu zehirli gaz olayıyla birlikte başlamıştı. Muhammed’in başına gelenlerden sonra Zaim’in babası, 47 yaşında ve sapasağlamken, ruhsal ve bedensel olarak çöktü, aşırı üzüntüden ve kalp rahatsızlığından ötürü bir yıl sonra da öldü. Muhammed şimdi 6 yaşında; şiddetli bir nörolojik gelişme bozukluğundan mustarip, ellerini hemen hiç kullanamıyor, görme kaybı yaşıyor ve normal yoldan beslenemiyor. Doğrudan midesine bağlı olan bir hortum aracılığıyla gıda alıyor ve “Pediasure” diye bilinen özel bir ilaç sayesinde hayatta kalabiliyor, ki bu da Filistin’de bulunan bir şey değil; dolayısıyla Zaim her üç ayda bir Muhammed için gerekli olan bu ilacı ve antikonvulsantları almak için Ürdün’e gidiyor. Her defasında da, Batı Şeria’ya geri dönerken, getirdiği ilaç için İsrail’e gümrük vergisi ödemek zorunda, bu da yılda yüzlerce dolara ulaşıyor. Bunun yanında daha bir dizi masraf var: yol masrafı, büyük boy idrar bezi, Muhammed’in vücudunda yaralar çıkmaması için alınan (gümrüğe tabi) özel yatak, ilaçlar ve sürekli bakım... Zaim ve eşi, Muhammed’e bakmak için o kadar çok para harcıyorlar ki, oğullarını zehirlediği için İsrail ordusuna karşı hukuk mücadelesine girmeye hiç paraları kalmıyor.
Muhammed’in ailesinin dava açmak için yeterince parası olsa bile davayı kazanacaklarını düşünmeleri için hemen hiçbir sebep yok. Batı Şeria’da Muhammed’inkine benzer trajik hikâyeler oldukça yaygın. Geçenlerde Musa adında, belden aşağısı felç olmuş bir gençle görüştüm. 5 yıl önce, 19 yaşındayken, bir İsrail askeri tarafından kurşunlanmış ve şimdi bacaklarını kullanamıyor. Geçen Pazartesi Musa, yarasındaki enfeksiyondan dolayı müthiş bir acı duymaya başlamış, doktoru bu enfeksiyonun acilen tedavi edilmediği takdirde tüm bedeni kaplayacağı uyarısında bulunmuş. Enfeksiyonun Musa’nın sırtına ulaşıp kangrene dönüşmesi ve böylece kanını zehirlemesi tehlikesi söz konusuymuş. Gelgelelim, Batı Şeria’daki hastanelerin hiçbiri Musa’yı tedavi edecek donanıma sahip değilmiş. Salı günü doktoru Musa’yı Ürdün’deki bir hastaneye sevk etmiş. Aile iki gün içerisinde Musa’nın pasaportunu yenilemiş ve Amman’da tedavi görmek için Filistin Sağlık Bakanlığı’nda nakil işlemini halletmiş. Fakat Perşembe günü ayrılmak üzere hazırlık yaparlarken İsrail, tekerlekli sandalyeye mahkûm bu genç hastanın Batı Şeria’yı terk etmesine muğlak bazı “güvenlik nedenleri”nden dolayı izin vermemiş. Musa’nın doktoru bunun bir ölüm-kalım sorunu olduğunu anlattığında İsrail Bölge Koordinasyon Bürosu Musa’nın ailesini, kendilerine bir kez daha başvurmaları için davet etmiş, ama 3 gün sonra.
Musa’nın ailesini İnsan Hakları için Doktorlar örgütüyle temasa geçirdik; örgüt Musa’nın enfeksiyonu ölümcül aşamaya gelmeden önce onu Ürdün’e getirdi. Fakat Musa hâlâ yürüyemiyor ve bir daha asla yürüyemeyecek; tıpkı komşum ve arkadaşım İsa gibi. İsa da Mayıs 2001’de İsrail ordusunun işgali sırasında sokaktaki çocukları korumaya çalışırken evinin önünde askerler tarafından vuruldu. Sakatlığına rağmen İsa, işgale karşı yürütülen barışçıl faaliyetlere katılmaya devam ediyor.

Yaklaşık 3 yıl önce İsa kendisini vuran ve felç olmasına sebep olan iki İsrail askerine açık bir mektup yazdı. Mektup Haaretz’de ve diğer bazı gazetelerde yayınlandı. Mektubu aşağıda aktarıyorum:


Sizi hatırlıyorum. Tepeme dikilip kimseyi yanıma yaklaştırmazken bana öylece şaşkın bakan yüzlerinizi hatırlıyorum. Size ‘İnsaniyetli olun, bırakın anne babam bana yardım etsin,’ derken sesimin giderek nasıl zayıfladığını hatırlıyorum. Nasıl yere düştüğüm, doğrulmaya çalışıp nasıl beceremediğim, nasıl soluksuz kaldığım… hepsi dün gibi aklımda. Soluksuz kalmamın sebebi ciğerlerime dolan kandı, karnımdan aldığım yaradan dolayı da sesim zayıf çıkıyordu. Buna rağmen, ne diye saklamalı, size acıyordum. O an kendimi güçlü hissediyordum, çünkü daha önce bilmediğim bir güce sahip olmuştum.
Bundan tam 3 yıl önceydi. Köyün çocuklarını göz yaşartıcı gaz tehlikesinden uzaklaştırmak için evden dışarı fırladım. Çocuklar köyün tozlu sokaklarında her zamanki gibi oyun oynuyor, bu arada kimi hamile kadınlar da onları seyrediyor ve aralarında konuşuyorlardı. Silahlarınızın hakiki mermi ya da domdom kurşunu içerdiğine inanmıyordum, uluslararası hukuk bunları yasaklıyordu. Çocukları korumayı ve onları sizin ateş menzilinizden uzaklaştırmayı başardım. Bundan dolayı hiç pişman değilim.
Birer katil olduğunuz için size acıyorum. Çocukluğumdan beri öldürmekten, silahlardan, kırmızı renkten nefret etmişimdir, tıpkı haksızlıktan nefret ettiğim gibi… Ve ben haksızlığa karşı mücadele ediyorum. Çocukluğumdan beri hayatı böyle algılıyorum ve başkalarına da aynı şeyi öğretiyorum. Bütün gücümü barışa, adalete ve nereden gelirse gelsin haksızlığın yol açtığı acıları azaltmaya hasrettim. Evet, size acıyorum, çünkü sizler hastasınız. Nefret ve tiksintiyle dolu olduğunuz için hastasınız, haksızlığa neden olduğunuz için hastasınız, egoist olduğunuz için hastasınız, vicdanlarınız öldüğü için hastasınız, gücün cazibesine kapıldığınız için hastasınız. Bu hastalıklardan kurtulmak ve iyileşmek, tıpkı felç olmuş bir uzvu iyileştirmek gibi, mümkündür ama epey uzun zaman alır. Size acıyorum, çocuklarınıza ve eşlerinize acıyorum ve onların sizin gibi katillerle nasıl olup da bir arada yaşayabildiğini soruyorum kendime. İnsanlığınızı, değerlerinizi, dininizin size emrettiklerini ve hatta askeri yasalarınızı (bu yasalar sizi evlere zorla girip sivilleri dövmekten men eder, çünkü böylesi bir davranış askerlerin moralini, gücünü ve insani vasfını bozar) ayaklar altına aldığınız için acıyorum size.
Geçmişte Nazilerin kurbanı olduğunuzu söylediğiniz için acıyorum size; nasıl olup da dünün kurbanlarının bugünün canileri haline gelebildiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Bugünün kurbanlarıysa benim halkım, bu beni üzüyor; ve korkarım onlar da yarının suçluları olacak. Hayatı öldürmekten, yıkımdan, korku ve dehşet yaratmaktan ve başkaları üzerinde tahakküm kurmaktan ibaret gören bir kültürün kurbanı olduğunuz için size acıyorum. Tüm bunlara rağmen, kefaret ve mağfiret için bir şans olduğuna, kaybettiğiniz insanlığınıza ve moral değerlerinize bir biçimde yeniden kavuşma olasılığı olduğuna inanıyorum. Yakalandığınız kin ve nefret hastalığından ve intikam duygusundan kendinizi kurtarabilirsiniz; eğer bir gün karşılaşırsak, bu isterse benim evimde olsun, elimde patlayıcı bir şerit tutmayacağımdan, cebime ya da tekerlekli sandalyemin bir yerlerine bir bıçak saklamayacağımdan emin olabilirsiniz. Fakat kaybettiklerinizi geri getirmeniz için size yardım edecek birisini bulacaksınız yanınızda.
Burada yumuşacık ve narin bir çocuk göreceksiniz; bu çocuk, siz tetiği çektiğinizde orada olan ve babasını bir daha ayakları üzerinde dikili göremeyecek olan, fakat başka seçeneği olmadığı için babasının tekerlekli sandalyesini itmek zorunda kalsa bile onurlu ve güçlü ikinci bir çocuk o zaman kaç yaşındaysa şimdi o yaşta. Sizden nefret etmem için sebeplerim olsa bile ben böyle bir duygu hissetmiyorum ve bundan pişman da değilim.

-İsa Suf


15 Mayıs 2004, yaralanmamın üçüncü yıldönümü.
Hıristiyanların peygamberi İsa, İslam inancınca da peygamber olarak kabul edilir. Kimileri, bu adın, haksızlığa şiddet içermeyen bir yaklaşımla ve bağışlayıcılıkla cevap vermeye inanan biri için uygun bir ad olduğunu söyleyecektir. Muhammed ve Musa, İsa gibi bir mektup yazmadılar, fakat onlar ve aileleri beni, Yahudi bir Amerikalıyı, büyük bir nezaket ve açık yüreklilikle evlerinde ağırladılar. Yaşadıkları büyük kişisel trajedilere rağmen, üç peygamberin adını taşıyan bu üç insan ve onların aileleri, barış için ve hayatta kalmak için mücadele ederken, işgalin fiziksel olarak (aynı zamanda duygusal, ruhsal ve iktisadi olarak da) felç ettiği diğer pek çok Filistinli gibi -çoğun unutulsa da- Filistin’in gerçek kahramanları arasında yer alıyorlar.
Çeviren: İbrahim Yıldız
İtü Sözlük - Anna Baltzer





Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə