*Feyzullah ezer *Fırat Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü-elaziğ




Yüklə 53.84 Kb.
tarix17.04.2016
ölçüsü53.84 Kb.

Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları; 2005 Feyzullah EZER


1929 DÜNYA EKONOMİK BUHRANI ÖNCESİ TÜRK EKO-NOMİSİNİN YAPISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
*Feyzullah EZER
*Fırat Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü-ELAZIĞ

_____________________________________________________________________________________________________________
ÖZET

Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde iktisadî ve sosyal alanda yapılmak istenen deği-şiklikler ele alınmıştır. Bu dönemde İstanbul ve Anadolu’da gelişmekte olan Türk ticaretinin iktisadî gücü, özellikle dış ticarette daha önce mevcut olan azınlıkların, mübadele sonucu çekilmesiyle ortaya çıkan eko-nomik boşluğu yerli sanayici ile doldurma girişimleri ve dünya ekonomik buhranı öncesi Türkiye’nin batıyla entegre olma çabaları tespit edilmeye çalışılmıştır.


Anahtar Kelimeler: Dünya Ekonomik Buhranı, Türk Sanayi, Türk Ticareti.

_____________________________________________________________________________________________________________


BEFORE THE WORLD ECONOMIC CRISIS 1929 THE COMMENT ON THE ECONOMIC SYSTEM OF TURKEY

ABSTRACT
This study explores the economic system and the social organization of Turkey in the first period of Turkish Republic. In this period, the trade of Turkey developing in Istanbul and Anatolia and particularly the native merchants trying to take external trade over The Non-Moslem and before the World Economic Crisis 1929 the attempt of connect with European Countries are explored in this article.
Keywords: The World Economic Crisis, Turkish Industry, Turkish Trade.

_____________________________________________________________________________________________________________




  1. GİRİŞ




Sanayi İnkılâbı ile güçlenen batılı devletler sömürge olabilecek alanlarda kıyasıya bir mücadele başlatmışlardır. Özellikle kapitülasyonlarında etki-siyle Osmanlı Devleti XIX. yüzyıldan itibaren ekonomik ve siyasî açıdan batılı devletlerin kontrolü altına girmeye başlamıştır (Önsoy, 1999: 9). Ayrıca İngiltere ile imzalanan 1838 Ticaret Antlaşması’nın, Osmanlı ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri XIX. yüzyılın ortalarından itibaren açıkça görülme-ye başlamıştır. Başta İngiliz malları olmak üzere yabancı mallar Osmanlı pazarını istila etmiştir (Yıldırım, F.Ü Sosyal Bilimler Dergisi, 2001: 317). Bütün bunların yanında emperyalist ülkelerin kendi gereksinimlerini karşılamak amacıyla bazı ürünlerin üretilmesini teşvik etmeleri sonucu Osmanlı yalnız üretim sürecinde değil, bu ürünlerin pazarlanması aşamasında da Avrupa’ya bağlanmıştır (Kurmuş, 1982: 60).
Öte yandan günümüzdeki milletlerarası siyasi ve ticari münasebetlerin başlangıcının 1914 yılında patlak veren I. Dünya Savaşı ve onun sonuçlarına kadar uzanan sebeplerden kaynaklandığı söylenebi-lir (Armaoğlu, 1987 3). I. Dünya Savaşı ile birlikte gelişen olaylar neticesinde bu savaşa katılan ve savaş sonunda İttifak Devletleri ile birlikte yenilen Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi’ni imzala-mak zorunda kalmış ve Mütareke ile birlikte işgal hareketleri de başlamıştır (Vardar, 1960: 271). İşgaller karşısında Türk Milleti’nin Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başlatmış olduğu Millî Müca-dele’nin başarıya ulaşması ve yeni Türkiye Cumhu-riyeti Devleti’nin kurulması ile birlikte batı ile ilişkiler yavaş yavaş normale dönmeye başlamıştır.
1923-1929 döneminde Türkiye oldukça libe-ral sayılabilecek bir ekonomi politikası uygulamış-tır. Hatta özel teşebbüsü teşvik amacıyla 1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmıştır. Fakat 1929 yılında ortaya çıkan “Dünya Ekonomik Buhranı” sebebiyle özel sektör yatırımları olumsuz etkilendiğinden Türkiye sanayi ve altyapı yatırımla-rının devam edebilmesi amacıyla, liberal ekonomi politikasının yanında devletçilik ilkesini de uygula-mıştır (Parasız, 1998: 19-21).


  1. 1923-1928 DÖNEMİNDE TÜRK EKONO-MİSİ’NİN YAPISI

Osmanlı’da sanayi sektörü genel olarak Ege ve Marmara bölgelerinde yoğunlaşmış ve bu bölge-lerdeki sanayi faaliyetlerini yürütenlerin çoğunluğu-nu azınlıklar oluşturmuştur (Yaman, 1998: 59).


Diğer taraftan, açık pazar haline gelen ülke-de, yabancı sermaye; devlet güvencesinin bulundu-ğu, altyapı yatırımlarına yönelmiştir. Öyle ki Osmanlı’nın son dönemlerinde çıkarılan teşvik ka-nunları da sanayi sektörünü canlandırmaya yetme-miştir. Çünkü yatırımcılar daha çok rekabet gerek-tirmeyen, kârlı yatırımlara yönelmişlerdir (Ergil, 1981: 58).
Osmanlı Devleti’nde ilk kapsamlı sanayi sayımı 1915 yılında Ticaret ve Ziraat Nezareti tara-fından yapılmıştır. Bu sayım İstanbul, İzmir ve bazı Anadolu şehirlerini içine almıştır (Çavdar, 1971: 48). Daha sonra Millî Mücadele döneminde Ankara Hükümeti tarafından yapılan sanayi sayımında, küçük sanayi işletmeleri ve esnaf dükkanları dahil olmak üzere 33.085 müessesede, 76.216 işçi çalıştırıldığı tespit edilmiştir (Aydemir, 1999: 334). Millî Mücadele sonunda imzalanan Lozan Antlaş-ması ile batılı devletlerin Türk ekonomisi üzerindeki kontrolleri kaldırılmıştı (Tezel, 1994: 96-97). Cum-huriyet’in ilk yıllarında ekonominin nasıl bir yapı içinde gelişeceği de 1923 Türkiye İktisat Kongre-si’nde şekillenmeye başlamıştır. İzmir’de toplanan kongreye, çiftçi, tüccar, sanayi temsilcileri ve çalışanları, şirket temsilcileri, banka, borsa ve diğer iktisadî kurum temsilcilerinden oluşan toplam 1135 kişi katılmıştır (Yıldırım, 2001: 29). Kongre Mutsa-fa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanmıştır (Ökçün, 1971: 1-2).
Mustafa Kemal Paşa kongrede yapmış olduğu konuşmada; ekonominin önemini belirtirken Os-manlı Devleti’ni çöküntüye götüren nedenler ve yabancılara tanınan ayrıcalıklar üzerinde de durmuş-tu. Kongrenin uzun süren aymazlıkların ve derin bir umursamazlık içinde geçen yüzyılların Türk ekono-misinde açtığı yaraları iyileştirecek çareleri aramak için toplandığını, delegelerin de halkın temsilcileri olduğunu belirten Mustafa Kemal Paşa; “Halkın sesi, hakkın sesidir” değerlendirmesini yapmıştır (Turan, 1995: 255). Konuşmasının devamında özet-le; memleketi layık olduğu mertebeye yükseltmek için, iktisadî işlere birinci derecede ehemmiyet verilmesi gerektiğini belirtmiştir (İnan, 1972: 45-46). Ayrıca kongrede ulusal ekonomiden sıkça söz edilmiş ve ekonomik kalkınmada millîlik savunul-muştur (Tural, 1987: 68-69). Cumhuriyet’in ilanı ile ekonomi yeni bir anlayışla ele alınmış ve bu döne-min en belirgin özelliği özel teşebbüsü himaye etme politikası olmuştur. 1927’de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel sermayenin ülke kalkınma-sına katkıda bulunması amaçlanmış ve yatırım yap-mak isteyenlere çeşitli teşvik ve vergi muafiyetleri getirilmiştir. (Cillov, 1962: 129). Öte yandan tüm dünyada kapitalizmin birinci aşaması olarak kabul edilen ve 1929 Dünya Ekonomik Buranı’na kadar devam eden “liberal” dönemdeki dalgalanmalar sis-temin hareketliliğinin doğal bir sonucu olarak yorumlanmıştır (Özcan, 1981: 17).
Aslında I. Dünya Savaşı sonrasında ABD ekonomik açıdan korumacı geleneğine tekrar dön-müş ve gümrüklerde büyük çapta tarife artışları uygulamıştır. Buna karşılık New York malî grupları serbest ticaretin gerekliliğini savunmuş ve Ameri-kan Hükümeti’nin herhangi bir kriz ihtimaline karşı tedbir ve sorumluluk almasını istemiştir. Konuyla ilgili olarak, Wall Street Bankeri ve Eski Dışişleri Müşaviri Norman Davis vermiş olduğu bir demeçte; “Dünya, ekonomik yaşamda karşılıklı olarak o denli bağımlı bir hale geldi ki, bir ulus tarafından kabul edilen önlemler diğerlerinin refahını etkilemektedir” demiştir (Arrighi, 2000: 434-435).
Diğer taraftan Türkiye’de 1929 yılına kadar uygulanılmaya çalışılan liberal ekonomi sistemi, zayıf bir özel sektörün, devlet teşvikiyle kalkınama-yacağı gerçeğini açıkça ortaya çıkarmıştır. Özellikle dünya pazarlarında tahıl ve hammadde fiyatlarının düşmesi Türkiye’nin ihracat gelirlerini azaltmıştır. Ülkede özel sektöre ait sermaye birikimi bulunmadı-ğından, önemli ekonomik yatırımlar genelde devlet tarafından yapılmaya çalışılmıştır. İnönü hükümetle-rinin ön plana aldığı demiryolu siyaseti de, yatırım-larda ve işletmecilikte devlete ağırlık verilmesini gerektirmiştir (Turan, 1995: 314).


  1. TARIM VE SANAYİNİN YAPISI

Günümüzde ekonomik açıdan gelişmiş birçok ülke, sanayi devriminden önce bir tarım devrimi aşamasından geçmiştir. Başka bir deyişle iktisadî kalkınmada tarım sektörü, diğer sektörlerin gelişme-sinden önce kalkınmış ve bu sektörlerin gelişme-sinde etkili rol oynamıştır (Türk, 1969: 234-235).


Osmanlı Devleti’nde ise; tarım genellikle ilkel yöntemlerle yapılmış ve sadece pazara açılabil-me imkanı bulabilmiş işletmeler, modern tarım yöntemleri uygulayabilmişlerdir (Yaman, 1998:39). Osmanlı’da tarım alanında ilk ayrıntılı bilgiler, Fransız Uzman Vital Cuinet tarafından, 1890 yılında dört cilt olarak yayımlanan “La Turquie d’Asie” adlı eserde verilmiştir (Müderrisoğlu, 1974:68-69). Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk tarımı üzerinde incelemeler yapan Zhukovsky Türkiye’de “vaha tipi ziraatın” hakim olduğunu kaydetmiştir. 1927’de yapılan tarım sayımı sonuçları bu gözlemi doğrular nitelikte olmuştur. Buna göre; % 32’si ekilebilir nitelikte olan ülke arazisinin, ancak % 4.86’sı ekile-bilmiştir. Diğer taraftan ülkedeki tarım teknolojisi ve ulaşımdaki yetersizlikler tarımsal potansiyelin değerlendirilmesine imkan vermemiştir (Tekeli-İlkin, 1983: 36). Buna ilaveten uzun süre devam eden savaşlar nedeniyle üretici nüfus önemli ölçüde azalmış ve 1913-1922 yılları arasında araziler yete-rince ekilemediğinden tarımsal ürün rekoltesinde önemli düşüşler görülmüştür (Tezel, 1994: 103).
Öte yandan tarımsal üretim, bölgelere göre en fazla Orta Anadolu’da yapılmakla beraber, ülkenin en zengin tarım alanlarını; Marmara, Ege ve Akde-niz bölgeleri oluşturmuştur (TİH, Batı Cephesi, 1994: 25). Sanayide birkaç küçük işletme bir yana bırakılırsa, Anadolu ekonomisi, tümüyle tarıma dayanmış; devlet, gelirlerinin büyük bölümü tarımsal ürünlerden sağlanmıştır. Maliye Vekili Hasan Bey konu ile ilgili olarak 4 Nisan 1922’de TBMM’de yapmış olduğu konuşmada; “Memleketi-miz, ziraat memleketi, bütün hayatı ziraiyesi, hayatı iktisadiyesi, ticariyesi, sınaiyesi, maliyesi hep zürraın (çiftçilerin) zahiresinin para etmeye başladı-ğı devirden (ağustos’tan) başlar. Bütün hayatımız çiftçinin mesaisi üzerine kurulmuştur” demiştir (TBMM Gizli Celse Zabıtları, 1999: 201). Çünkü bu dönemde devlet, tarımdan, aşar, ağnam ve arazi ver-gisi adı altında vergiler almaktaydı (TBMM Zabıt Ceridesi, C. 3, 1941: 130-143; C. 19, 1959: 46-48).
Üreticinin elde ettiği tarımsal ürünün, üretim maliyeti ne olursa olsun, toplamın % 12 si aynî ve nakdî olarak alınmaktaydı. Bütçe gelirlerinin % 30’unu oluşturan aşarı devlet kendisi toplamayarak, toplama hakkını pazarlıkla belirlenen miktar üzerinden “Mültezim” adındaki aracılara vermekte ve pazarlık fazlası vergi, mültezimlerin kazancını oluşturmaktaydı (TBMM Zabıt Ceridesi, C. 3, 1941: 540-541; C. 4, 1942: 465-476). Bununla birlikte aşar gelirlerinin büyük kısmı devlet borçları karşılığı Düyun-u Umumiye idaresine bırakılmıştı (İğdemir, 1989:114). Arazi vergisi, toprak ve arsaların mülkiyet ve kullanma haklarına sahip kişilerden, toprak ve arsaların değerleri üzerinden alınmaktaydı (TBMM Zabıt Ceridesi, C. 5, 1981: 322-336).
Bu arada ihracata yönelik üretimin yapıldığı, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin büyük bir kısmının işgal altında olması, Millî Mücadele’yi yöneten kadroyu ekonomik açıdan güç durumda bırakmıştır. Üreticiler açısından bir diğer zorlukta pazarlama bakımından yaşanmıştır. Öyle ki, Millî Mücadele boyunca tarımsal ürün alıcısı olarak karşımıza TBMM hükümetlerinden başka bir kurum çıkmamış ve tarımsal ürün fiyatları bölgelere göre hükümetçe tespit edilmiştir (Yaman, 1993: 417). Dönemin tarım teknolojisi daha çok hayvan gücü ile çekilen sabana veya pulluğa bağlı kalmıştır. Mevcut demiryolları ülke iç pazarını tüm tarımsal kesim için bütünleştirecek yoğunlukta olmamıştır. Çünkü Os-manlı döneminden kalan yaklaşık 4000 kilometrelik demiryolu ağı yeterli olmadığından, büyük pazarlar için üretim ancak, Trakya, Batı Anadolu, Çukurova gibi deniz kıyıları ve demiryolu güzergahları üzerin-deki alanlarda yapılabilmiştir (Yıldırım, 2001: 38). Ülkenin diğer kesimlerinde üretilen başta tahıl ol-mak üzere birçok ürünün pazara intikal eden kısmı düşük miktarlarda kalmıştır. Örneğin Erzincan’da ürünün ancak % 2’si pazara sürülebilmiştir. Bu yapı içinde ve daha çok ihtiyaca yetecek kadar tarım yapılan ülkede, hakim ürün tipi hububat olmuştur. Ekilen alanın % 89,5’u hububata, % 3,9’u bakliyata ve % 6,6’sı sanayi bitkilerine ayrılmıştır. Bu tekno-lojik koşullar altında aile başına ekilebilen arazi miktarı çok düşük seviyelerde kalmıştır. 1927 sayı-mına göre aile başına ekili alan 24,9 dönüm olmuş-tur. Ekilebilecek toprak miktarı bakımından sınırlamanın söz konusu olmadığı bir dönemde, bu oranın küçüklüğü pazarın sınırlı olmasından kay-naklanmıştır. Nitekim büyük pazar için üretim yapan Akdeniz bölgesinde bu oran 40.5’e, hatta Mersin’de 108 dönüme kadar çıkmıştır (Tekeli-İlkin, 1983: 38-39).
Osmanlı döneminde sanayi sektörü de, tarım sektörüne paralel olarak Ege ve Marmara bölgele-rinde yoğunlaşmıştır. 1919-1920 döneminde, 10 ki-şiden fazla işçi çalıştıran 300 civarındaki tesisin 170’i İstanbul ve çevresinde, 60 kadarı İzmir ve çevresinde, geri kalanı ise, Bursa ve çevresinde faaliyette bulunmuştur. Ancak bu bölgelerdeki sanayi faaliyetlerinin önemli bir kısmı yabancıların tekelinde bulunmaktaydı (Tızlak, 1994: 52).
Öte yandan, 1923 yılında toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde sanayi grubu, ticaret grubu, tarım grubu ve işçi grubu olmak üzere dört ana grup temsil edilmişti. Kongre tarafından 12 maddelik millî iktisat esasları kabul edilerek TBMM Başkanlığına ve hükümete sunulmuştur (İnan, 1972: 9). Bu kongrede özetle şu kararlar alınmıştı:


  1. Üreticinin korunması

  2. İhracatın korunması

  3. Millî sanayinin ve işçinin korunması

  4. Demiryollarının geliştirilmesi

Ayrıca özel sermayenin gelişmesi için, devlet tarafından sanayicilere kredi verilmesi ve devletin ancak özel sektörün yapamayacağı yatırımları yapması karar altına alınmıştı. Aslında bu kongre, istişarî bir nitelik taşımasına rağmen 1923-1929 dönemindeki liberal iktisat politikasının temelini teşkil etmiştir. 1927 yılında yapılan tespitlere göre; Türkiye’deki 65.245 işletmenin % 43.59’u tarım, evcil hayvanlar, balık ve av ürünleri sanayiinde yoğunlaşmıştır. İkinci ana grubu % 22.61 ile maden sanayi, üçüncü ana grubu ise % 18.70 ile dokuma sanayi oluşturmuş ve bu işletmelerde çalışan toplam işçi sayısı 256.855 olarak tespit edilmiştir (Başba-kanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, 1973: 151).


Diğer taraftan ihracatımızın üçte birini oluş-turan tütün üretiminin 1926’dan sonra bir çok ülke-de artması ve rekabetin oluşması fiyatların gerileme-sine sebep olmuştur. Tütünden elde edilen ihracat gelirlerinin azalması, yabancı bankaların tütünün teminat gösterilmesi karşılığında açtıkları kredi mik-tarlarında önemli düşüşler yaratmıştır. Yaşanan bu olumsuzluklar Türkiye’de “para bunalımı” olarak adlandırılan olayın en önemli etkenlerinden birini oluşturmuştur. Dış ticaret işlemlerinde kullanılan krediye teminat olarak gösterilen tütün, dış piyasada aranan bir mal olmaktan çıkınca, bu işlevi artık yerine getiremez olmuştur (Tekeli-İlkin, 1983: 42).


  1. DIŞ BORÇLAR

Lozan Antlaşması’nın 46. maddesine göre; Osmanlı Devleti’nden kalan borçların, Osmanlı’dan ayrılarak bağımsızlıklarını kazanan devletler arasın-da bölüştürülmesi ilkesi kabul edilmiştir. Bu borçla-rın devletler arasındaki taksimi ve yıllık ödeme tutarları Düyun-u Umumiye tarafından yapılmıştır (Alkin, 1978: 15-16). Buna göre; Türkiye 1912 öncesindeki Osmanlı borçlarının % 62.54’ünü, daha sonra alınan borçların ise % 73.59’unu ödemeyi ka-bul etmişti. Anlaşma sonunda kabul edilen borç miktarı 82.456.337 lirası ana para olmak üzere faiz-leriyle birlikte toplam 107.528.461 altın liraya ulaş-maktaydı (Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, 1973: 148).


Türkiye 1929-1936 döneminde her yıl 2.000.000, 1936-1942 döneminde 2.880.000, 1942-1947 döneminde 2.780.000, 1947-1952 döneminde 3.180.000, 1952’den sonra 3.400.000 altın TL. ödemeyi kabul etmiştir. Bu anlaşmaya göre eğer Türk parası kıymetini kaybederse Türkiye ödenecek taksitleri Osmanlı Bankası’na yatırmak koşuluyla ödemeleri durdurma hakkına sahip olacaktı. Ayrıca Türkiye ödemesi gereken borçlarının teminatı ola-rak; İstanbul Galata ve Haydarpaşa gümrük gelirle-rini, 1929-1932 yılları arasında ise Samsun gümrüğü gelirlerini göstermişti. Türkiye ilk yıl ödemesi gere-ken 1.435.000 sterlini zamanında ödemiştir. Fakat 1930 yılı bütçe giderleri içinde % 14’lere ulaşan dış borç ödemelerini yapmakta zorlanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler üzerine 25 Kasım 1930’da Osmanlı Bankası’na 6.000.000 lira (kağıt para) yatırarak ödemeleri durdurmak zorunda kalmıştır. Uzun müzakerelerden sonra 1933 yılında yeniden anlaşma sağlanmış ve Türkiye bu tarihten itibaren borçlarını yeniden düzenli bir şekilde ödemeye başlamıştır (Tekeli - İlkin, 1983: 43-45).
  1. SONUÇ

I. Dünya Savaşı sonrası batıda genellikle hızlı bir ekonomik gelişme dönemi yaşanmıştır. Bu dönemde birçok ülke savaş sırasında eksilmiş veya yok olmuş olan dayanıklı tüketim malları ve serma-ye stoklarını karşılayıcı önlemler almıştır. Fakat stokların karşılanması ve talebin azalması 1921 yılında fiyatlarda hızlı bir düşüş yaşanmasına sebep olmuştur. 1922-1925 yılları arasında dünya ekono-misinde tekrar genel bir canlanma görülmüştür. 1926-1927 yıllarında dünya ekonomisinde üretimin artması ve rekabet sonucu fiyatların önemli ölçüde gerilemesi yeni bir durgunluk döneminin başlama-sına sebep olmuştur. Bu durumun devam etmesi ve uluslar arası ticaretin daha da gerilemesi 1929 sonla-rında dünya ekonomik buhranını ortaya çıkarmıştır. Buhranı aşabilmek için Türkiye’nin göstermiş oldu-ğu çabalar diğer ülkelerden farklı olmamıştır. Hatta onlarla birlikte ve onlardan etkilenerek gelişmiştir.


1929 Dünya Ekonomik Buhranı birçok ülkede sadece iktisadî politika değişiklikleri ile çözümlenememiş, beraberinde birçok siyasal rejim değişikliğini de getirmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın sebep olduğu ekonomik sorunlara, daha çok tarımsal yapı içerisinde çözüm arayan Türkiye, liberal ekonomi politikasının yanı sıra devletinde yatırımlara katılması ve kalkınmada etkili bir şekil-de rol almasını benimsemiştir. Fakat alınan bu önlemler krizi aşmak için yeterli olmamış ve buhra-nın etkileri 1932 yılına kadar artarak devam etmiştir. Türkiye 1933 yılından itibaren kendisini toparlaya-rak hem altyapı ve sanayi yatırımlarını gerçekleştir-miş, hem de borçlarını düzenli bir şekilde ödemeye başlamıştır.
Diğer taraftan Sümerbank, Etibank, Madenci-lik Bankası gibi yatırım yapmak amacıyla devlet tarafından kurulan bankalar, şeker, dokuma ve kağıt sanayi işletmeleri, demiryolu, şose ve liman inşaat-ları, ağır sanayi tesisleri gibi önemli yatırımların gerçekleşmesini sağlamıştır. Sonuç olarak sanayileş-me hamlesi ve altyapı yatırımlarının temelleri bu dönemde atılmıştır.




  1. KAYNAKLAR




  1. ALKİN, Erdoğan, (1978), Uluslararası Ekono-mik İlişkiler, İstanbul.




  1. ARMAOĞLU, Fahir, (1987), 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914-1980), Ankara.




  1. ARRIGHI, Giovanni, (2000), Uzun Yirminci Yüzyıl, (Çeviren: Recep Boztemur), Ankara.




  1. AYDEMİR, Şevket Süreyya,(1999),Tek Adam, C. III, İstanbul.




  1. CİLLOV, Halûk, (1962), Türkiye Ekonomisi, İstanbul.




  1. ÇAVDAR, Tevfik, (1971), Millî Mücadele Başlarken Sayılarla Vaziyet ve Manzara-i Umu-miye, İstanbul.




  1. ERGİL, Doğu, (1981), Milli Mücadelenin Sos-yal Tarihi, Ankara.




  1. İĞDEMİR, Uluğ, (1989), Heyet-i Temsiliye Tutanakları, T.T.K, Ankara.




  1. İNAN, Afet, (1972), Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Plânı 1933, Ankara.




  1. KURMUŞ, Orhan, (1982), Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi, Ankara.




  1. ÖKÇÜN, A. Gündüz, (1971), Türkiye İktisat Kongresi (1923-İzmir), Ankara.




  1. ÖNSOY, Rifat, (1999), Osmanlı Borçları (1854 - 1914), Ankara.




  1. ÖZCAN, Enver, (1981), Ekonomik Bunalımlar, Ankara.




  1. PARASIZ, İlker, (1998), Türkiye Ekonomisi 1923’den Günümüze İktisat ve İstikrar Politika-ları, Bursa.




  1. TBMM Gizli Celse Zabıtları, (1999), C. III, Ankara.




  1. TBMM Zabıt Ceridesi, (1941), C. 3, Ankara.




  1. TBMM Zabıt Ceridesi, (1942), C. 4, Ankara.




  1. TBMM Zabıt Ceridesi, (1981), C. 5, Ankara.




  1. TBMM Zabıt Ceridesi, (1959), C. 19, Ankara.




  1. TEKELİ, İlhan-İLKİN Selim, (1983), 1929 Dünya Buhranında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları, Ankara.




  1. TEZEL, Yahya Sezai, (1994), Cumhuriyet Dö-neminin İktisadi Tarihi, İstanbul.




  1. TIZLAK, Fahrettin, (1994), “Milli Mücadele 'nin Sosyal, Ekonomik ve Askeri Kaynakları Üzerine Bir Değerlendirme”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, S. 96, s. 50-60.




  1. TURAL, M. Âkif, (1987), Atatürk Devrinde İktisâdi Yapılaşma ve Celâl Bayar (1920-1938), Ankara.




  1. Türk İstiklâl Harbi, Batı Cephesi, (1994), C. II, Kısım 3, Ankara.




  1. TURAN, Şerafettin, (1995), Türk Devrim Tari-hi, Yeni Türkiye’nin Oluşumu (1923-1938), İstanbul.




  1. TÜRK, İsmail, (1969), Maliye Politikası ve Çağdaş Bütçe Teorileri, Ankara.




  1. Türkiye’de Toplumsal ve Ekonomik Gelişme-nin 50. Yılı, (1973), Başbakanlık Devlet İsta-tistik Enstitüsü, Ankara.




  1. VARDAR, Galip, (1960), İttihat ve Terakki İçinde Dönenler, (Hazırlayan: Samih Nazif Tansu), İstanbul.




  1. YAMAN, Ahmet Emin, (1998), Kurtuluş Savaşında Anadolu Ekonomisi 1919-1922, Ankara.




  1. YAMAN, Ahmet Emin, (1993), “Kurtuluş Savaşı Ekonomisi ve Maliyesi”, Ankara Üni-versitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, Atatürk Yolu, Yıl 6, S. 12, Ankara, s. 417-429.




  1. YILDIRIM, İsmail, (2001), Cumhuriyet Döne-minde Demiryolları (1923-1950), Ankara.




  1. YILDIRIM, İsmail,(2001),“Ondokuzuncu Yüz-yıl Osmanlı Ekonomisi Üzerine Bir Değerlen-dirme (1839-1918)”, Fırat Üniversitesi Sos-yal Bilimler Dergisi, C.11, S. 2, Elazığ, s. 313- 326.




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə