Ernest Hemingway Yaşlı Adam Ve Deniz Ve Seçilmiş Hikayeler seçiLMiŞ HİKÂyeler




Yüklə 0.81 Mb.
səhifə1/13
tarix23.04.2016
ölçüsü0.81 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13
Ernest Hemingway _ Yaşlı Adam Ve Deniz Ve Seçilmiş Hikayeler

SEÇiLMiŞ HİKÂYELER

Türkçesi: YAŞAR ANDAY

CEM YAYINEVİ

Dizgi-Tertip : Yüksel Matbaası, Baskı : Ahmet Sarı Matbaası, istanbul 1972

HEMİNGIVAY ve YAŞAMI

/. P. SARTRE. «Sözcükler» adlı yapıtında, kişiliğinin kitaplar araşma gömülü geçen çocukluğundan nasıl çıktığını anlatır; dünyayı sözcükler yolu ile tanıyan bir yazardır o, başka bir deyişle, yaratıcılığını sözcüklerin gerçekleştirilmesi uğrunda geliştirmiştir. Bu kitapta hikâyelerini okuyacağınız, Hemingway ise, bunun tersi yoldan oluşmuş bir yazar; çocukluğundan heri dışarıya açık yaşamış, insanlar ve olaylar içinde yuvarlanmış, unlarla içli dışlı olmuştur. Yazmak isteğine yaşantıları götürmüştür onu. Dördüncü karısı Mary Wolsb, onun için, »çalışmaktan nefret eder.t, der. Gerçi sözcükler, kitaplarda bir yaşantıdır. Yaşantısız bir yaratıcı bulmak olacak işlerden değildir. Ancak yaşamın ve yaşantıların bir sanat yapıtında gördükleri iş, gene de yön ayrılıkları, başkalıklar çıkarır ortaya, sanatçıların kişiliklerinde. Yaşantıları bir daha yasamaktan, onları başkalarının da malı yapmaktan kendilerini alamayan sanatçılar yanında, yaşamı sorguya çeken sanatçılar başka bir nitelik gösterirler. Dünyamızı sevmek ve dünyamızı eleştirmek diye de adlandırabiliriz bunu. Gerçi kesin bir çizgi ile

HEMINGWAY ve YAŞAMI

birbirinden ayırmak yanlış olur bu iki niteliği, sevgi eleştiriden, eleştiri sevgiden bütün bütün ayrılamaz. Ama bunlardan birinin ağır basması diye bir olay da vardır gene. Ernest Hemingway dolu yaşamış ve yaşamı sevmiştir. Onun bu niteliği, bir bakıma, çağinın ve yetinmesini etkileyen koşulların sonucudur. Birleşik Amerika'ya iki yüzyıl önce yerleşmiş bir ailenin çocuğu. Bu iki yüzyıl, ilk Amerika kolonlarının savaşımları ile doludur. Yerleş. mek, tutunmak, ölmemek uğrunda dişini tırnağına takmış kuşakların doğa ile boğaz boğaza geçen yaşamları, yeni olan Amerikan edebiyatında etkisini pek çok ortaya koymuştur. Ernest Hemingway o çizginin devamıdır. Yafam, bir savandır onun için. Güzel olan da budur gerçekte ve savaşım dışı kaldığı ya da kalacağtnı anladığı an, kişi için her şey bitmiştir. "^

HEMINGWAY ve YAŞAMI 7

ÖLÜMLE IÇLt DIŞLIYDI

Silâhlara yabancı değildi. Daha çocukken, babası Michigan kuzeylerinde avlanmağa çıkarken onu da alırdı yanına. Kara ve deniz avcılığını çocukluğunda öğrenmişti. Sonra ondokuz yaşında iken (1898 de doğmuştur) italya savaşına gönüllü gitti. Savaşta ağır yaralandı, bir yıl kadar bir bastahanede yattı. Vücuduna şarapnel, merr.u parçalan dolmuştu. Sonra Afrika'da yırtıcı hayvan avladı. 1937 de ispanya iç savaşına muhabir olarak katıldı Ama o, savaş karşısında muhabirlikle yetinecek takımından değildi. Silâh kullandı. İkinci dünya savaşında, gene bir muhabir olarak müttefik orduları ile -Fransa'ya çıktı. Burada da rahat durmadı, görevini askerce kullanmaya kalktı, bu yüzden de sorguya çekildi sonunda. Ölümle, kanla içli dışlı oldu Korkusuz, hattâ keyifliydi. Birinci dünya savaşında bir anlam bulamadığını, ama ikinci dünya savasının amacını duyduğunu söylemiştir.

SAVAŞ ANILARI

İlk hikâye kitaplar- olan «/n Our Times'» ve «.Ten Stories» de savaş anılarını anlattı. 1929 da yayımladığı «A Farewell to Arms» (Silâhlara Veda) 1917-1918 italya savaşının hikâyesidir. «Across the River and into the Trees» (Nehrin Ötesinde) de gene italya savaşı ile ilgili bir aşk macerasını anlatır, ispanya iç savaşının dramını ise, «For Whom the Bell Tolls» (Çanlar Kimin t cin Çalıyor) adlı romanında dile getirdi. Bu roman gerilla savaşı için bir yapıt olarak askerler tarafından kullanılmıştır.

HEMINGWAY ve YAŞAMI

AVCILIK VE SPOR ANILARI

»

Avcılık ve spor andan da, gene böyle, bir çok' kitaplarına konu olmuştur, n Kilimanjaro'nun Karları» ile «The Green Hills of Africa» adli; kitabında Afrika avcılıkları, «The Undefeated» adlı hikâyesinde yaşlı bir matadorun dramı, «Death in the Afternoon» da boğa güreşçiliği dile gelir; gözden düşmüş boksör «Fifty Grandide, at yarışlarıs «My Old Man» da canlandırılır.



GAZETECiLiĞi VE YAZARLIĞI

Edebiyata gazetecilik yolundan girdi. Hearst-gazetelerinin muhabiri olarak Paris'te yerleştiği sırada, Ezra Pound ve Gertrude Stein ile tanıştı, tik denemelerini onlara okudu, eleştirilerini dikkate aldı onların, Mark Twain'in, T. S. Eliot'un, McLeish'-in etkisinde kalmış, fakat kısa bir süre içinde bu etkilerden kurtularak kendi kişiliğinin ardına düşmüştü. Düzenli çalışıyor, sade bir üslûpla yazmağa bakıyordu. Yazdıklarım gözden geçirip fazlalıkları atmak, elemek başlıca titizliklerindendi. Çağdaş Amerikan yazarları içinde en çok Faulkner'i beğenmiştir. Oysa bu iki yazarın tutumları arasında hiç de benzerlik yoktur. Hemingway, roman sanatının gelişmesine önemli bir katkıda bulunmuştur denemez, sade bir hikâye tekniği içinde kişilerin özüne gitmek, çağının olaylarını vermek, 'insan gücünün tükenmezliğini, ezilenlerin dayanışını anlatmak ve bütün bunlarla dünyanın gene de yaşanmağa değer olduğunu söylemek istemiştir. Bunun en sağlam lanı ğı ise kendi yaşamıdır. Arthur Koestler onun için: ,

HEMINGWAY ve YAŞAMI 9

«Basma kalıp yazıyor ama gene de günümüzün en büyük yazarı odur.» diyor.

«The Green hills of Africa» (Afrika'nın Yeşil tepeleri) adlı kitabında Hemingway, Amerikan edebiyatı üstüne kimi kanılarını açıklar. Örneğin Poe yetenekli bir yazardır onun gözünde, yapıtlarının kuruluşları eşsizdir, ama ölüdür o yazar. «Gösterişli, parlak bir üslûpla yazanlar da vardır,» diyor Hemingway. «Bunlar, gerek başkalarının anlattıklarından, gerek kendi yolculuklarından, belli bazı şeylerin, gerçek şeylerin içyüzünü, sözgelişi balinaların içyüzünü diyelim, kavrayabilmişlerdi, ama bu bilgiler çöreğin içindeki üzümler gibi, o gösterişin şatafatın içine gömülüdür, işte Melville böyle bir yazardır. Ama onu beğenenler, hiç de önemi olmayan bu gösteriş ve şatafatı överler.» «Emerson, Hawthorn... Yeni bir klâsik yapıtın, ondan önce gelen klâsiklere hiç benzememesi gerektiğinden haberi olmayan bütün ilk klâsik yazarlarımız işte böyledir. Bu klâsik, kendinden iyi olmayan dilediği yapıttan hırsızlama yapabilir, bütün klâsikler buna başvurmuşlardır. Öyle yazarlar vardır ki, başka bir yazarın bir tek tümce yazmasını sağlamak için dünyaya gelmişlerdir sadece. Ama klâsik bir yapıt, daha önceki başka bir klâsik yapıtı ne kaynak olarak kullanabilir, ne de ona benzeyebilir. Sonra adını andığım bu baylar kibar takımındandı, ya da öyle, olmak isterlerdi. Tümü rabıtalı, saygı değer kimselerdi, insanların konuşma dilinde kullaııageldikle-ri, bir ülkenin dilinde ölmeden yaşayacak sözcükleri yazılarına katmadılar. Bunların bir vücudu olduğuna inanası gelmez kişinin.» «Yazarlar bir baslarına çalışmalı. Ancak yapıtlarım tamamladıktan son-

10 HEMINGWAY ve YAŞAMI

r a görebilmeliler birbirlerini.» «tyi yazarlar Henry James, Stephan Crane ve Mark Twain'dir. Bütün modern Amerikan edebiyatı, Mark T wain'in Huckleberry Finn adlı kitabından doğmuştur. Okursan, Zenci Jim'in çocuklardan çalındığı yerde durmalısın. Kitabın asıl sonu orasıdır. Üstyanı adam kandırmaktır. Ama en iyi kitabımız da odur. Ondan önce hiç bir şey yoktu. Ondan sonra da bu denli iyi kitap çıkmadı.ı>

Hemingway kendi üstüne de şunları söylüyor: dBen başka şeylerle ilgiliyim, iyi bir yaşam sürüyorum, ama yazıyorum, çünkü yazmazsam yaşamın geri kalan yanından tat alamıyorum. Gücümün yettiğince iyi yazmak, yaşadıkça öğrenmek istiyorum. Bir yandan da tadını çıkardığım bir yaşam sürüyo-, rum, gerçekten de tadına doyulmaz bir yaşaın.*

Faulkner ise onun üstüne şunları söylüyor: «Bence Hemingway ne yapabileceğim çok erken anladı, onun sınırlan içinde kaldı. Gerçekten yapabileceği şeyin dışında hiç bir denemede bulunmadı, , başarısızlığa uğrama tehlikesini hiç bir zaman göze alamadı. Birinci sınıf, olağanüstü güzellikte yapabileceği şeylere el attı, ama bence bu başarı değil, başarısızlıktır. En güzel olan başarıya uumamamak-• tır. Yapamayacağınız şeyi yapmağı denemek... Ya-pamayacaksınızdır, yapmayı ummak bile boşunadır, ama denersiniz gene de, başaramazsınız, bir daha denersiniz. Bence asıl başarı budur » Bu konuda kendisine sorulan, «Dünyası dar olmak kötü bir şey midir dersiniz?» sorusuna ise Fanlkner şu karşılığı veriyor: «Güç bir soru, bu soruyu yanıtlamak için Hemingway olmam gerekli de ondan. Faulkner olarak kötüdür derim, ama bildiklerinin sınırları

HEMINGWAY ve YAŞAMI

11

içinde kalan ve Yaşlı Adam ve Deniz gibi birinci sınıf bir iş çıkaran Hemingway olsaydım, kim bilir ben de... Gene de bana sorarsanız, yeterli değil bu, başarısızlığa uğramak daha iyi. Yapabileceğimizin daha ötesini yapmayı denemek.-»



Ailesi Illinois eyaletine bağlı Ook Park'ta yerleşmişti. Babası doktordu, ikinci çocuğu olan Er-nest'e daha pek küçükken bir av tüfeği armağan etmişti. Anne ise musikiye meraklıydı. Evlerinde bir konser salonları vardı. Kadın burada konuklarına şarkı söylerdi. Oğlunun da müzisyen olmasını istemişti, ama Ernest av tüfeklerini daha çok seviyor ve her i irşatta soluğu dışarda alıyordu.

Leicester Hemingway'in anlattığına göre, Ernest Hemingway ölüm tehlikesiyle daha beş yaşında iken karşılaşmıştı. Elinde bir sopa ile, arazilerindeki dereyi geçerken düşüyor, sopa ensesine batıyor, bademciklerini deliyor. Çocuk boynundan kanlar akarak babasının yanına geliyor. Kam dindiren babası ona, bu gibi acılı anlarında ıslık çalması öğüdünü veriyor. Bir italyan hastahanesindc çekilmiş olan resminde, savaş kahramanı yaralı Hemingway ıslık çalarken görülüyor.

Daha küçük yaşında futbola, boksa başlamıştı. Babası da buna razıydı, tik okulu bitirir bitirmez evden kaçtı. Dönüşünde orta okulu bitirdi. Ama koleji okumadı. Birinci dünya savaşından önce. hayatım kazanmak için çeşitli işlere girdi çıktı. Dalgıçlık etti, bir boksörün yardımcılığını yaptı. Toprakta da çalıştı. Sonunda gazetecilikte karar kıldı. Birinci dünya savaşında, kızılhaç teşkilâtının sağlık yardım kolu ile gönüllü olarak italya cephesine gitti, ikinci dünya savasına muhabir olarak katıldı. Her iki savaşta da madalyalar aklı.

\

12 HEMINGWAY ve YAŞAMI



Sonra Star gazetesi adına Türk-Yunatı savaşını izledi, röportajlar yazdı. Lozan konferansında bulundu.

EVLİLİKLERİ

ilk evliliği 1921 dedir. St. Louis'H bir kızla evlenmişti. Ama ancak altı yıl sürdü bu ilk evliliği. 1927 sonunda Vogue dergisinin Paris bürosunda çaışaıı Pauline Pfeiffer ile evlendi. Bu evliliği de on üç yıl sonra sonra erdi. ispanya'da tanıştığı Martha Gellhorn ile 1940 da evlendi. Martha da gazeteciydi. Birlikte, savaş muhabiri olarak, Çin'e gittiler ve dönüşlerinde Havana'da yerleştiler. Son /esi yâni dördüncü karısı Mary Wolsh'dur. Üç oğlu oldu.

Romanlarından, hikâyelerinden büyük paralar kazandı. «Çanlar Kimin için Çalıyor-» adlı romanının film hakkı olarak Paramount ona 150.000 dolar ödedi. «Kilimanjaro'nun Karları» için Fox'dan 125.000 dolar aldı.

DOSTLARI

Çeşitli tabaka ve mesleklerden arkadaşları olmuştur. Sinema artistlerinden Gary Cooper, İngrid Bergman ve Marlene Dietrich ile sürekli dostluklar kurmuştu. Romancı Gertrude Stein ile dostlukları da öyleydi. Bunlardan başka, dostları arasında boksörler, boğa güreşçileri, cokeyler, generaller, rahipler, gangsterler, gazeteciler, ispanyol soyluları,. Kübalı ihtilâlciler, bar sahipleri vardı.

«YAŞLI ADAM VE DENİZ»

Bu kitapta okuyacağınız «Yaşlı Adam ve De-niz-n onun en başarılı hikâyesi sayılmasına kar-

HEMINGWAY ve YAŞAMI

13
silik, «Nehrin Ötesinde» acı eleştirilere uğramıştır. Kardeşi Leicester Hemingway, bu iki kitap '.üstüne şu bilgileri veriyor:

« — Yabancı memleketlerdeki telif haklan ona önemli paralar getirince, Mary ile Avrupa'ya gitti. O kadar iyi çalışmış ve ilk denizaşırı yıllarını çok tatlı geçirmiş olduğu İtalya'yı görmek istedi. Venedik yakınlarındaki bataklıklarda ördek avlarken, rüzgârdan gözüne yanık barut kaçmış ve bu da bir enjeksiyona yol açmıştı. Kör olma tehlikesi ile karşılaştı, hattâ hayatı bile tehlikeye girer gibi oldu. Milyonlarca ünitelik penisilin sayesinde kurtuldu. Nehrin Ötesinde'yi kâğıda çekmişti.. Bu roman çabuk yazılmıştı. Ama Ernest onu mükemmel buluyor ve Cosmopolitan'da tefrika edildikten sonra yapılan ağır eleştirilere üzülüyordu. Kitaptan bir dostuna söz ederken,

— içinde gerçek ve sevimli bir kız var, demişti.

«Ertesi yıl Leland Hay ward onu, Yaslı Adam ve Denizi önce Life'de, sonra da kitap olarak yayımlamaya kandırdı. Kitabın yayımlanmasında gösterilen ustalıktan derin bir hoşnutluk duymuştu. O zamana kadarkilere kıyasla daha değerli, güçlü ve unutulmaz bir yapıt yaratmış olduğunu biliyordu. Kitabın bir Pulitzer ödülü kazanması onu çok memnun etti. Ancak kitap yayımlandıktan sonra bir dergide çıkan bir röportaj da onu çok üzdü. Balıkçılar kendisini haksız yere suçladılar. Bir çok vazar dostuna, böyle bir mülakat vermemiş olduğunu açıkladı. Hikâye uydurmaydı. Yaşlı Adam ve Deniz'i denizde geçirmiş olduğu yıllardan ve düzinelerce balıkçı tanıdıktan sonra yazdığını anlattı.»

14 HEMINGWAY ve YAŞAMI

Charles Poore, «Nehrin Ötesinde» irin şöyle

yazıyor:


«Silâhlara Veda'dan sonra Hemingway'i n en iyi aşk hikâyesi olan Nehrin Ötesinde bir çok a$-kın, özellikle Renata'ya olan aşkın, Kara Kuvvetlerinin gerçek savaşçılunna olan aşkın, Venedik'e olan aşkın bir romanıdır. Ama bu roman çıktığı zaman Hemingway'e karşı bir hücum fırtınası başladı. Bu gürültü sürüp giderken onun oturup Yaşlı Adam ve Deniz'in sakin ve Homeros'u andıran şayialarını serin kanlılıkla yazmakta olusu, gelecekte biograjicilerin dikkatini çekecek niteliktedir.»

Hemingway'in Yaslı Adam ve Deniz'i diyor Derenson, denizi deniz olarak anlatan bir şiirdir. Ho-meros ne denli bir Byron ya da Melvill olmamışsa, bu yapıt da onlardan o denli uzaktır. Ve Homeros'-un şiiri gibi, sakin ve kendini kabul ettiren bir düzyazı ile yazılmıştır. Gerçek bir sanatçı sembol ve allegori kullanmaz -ki Hemingway bir sanatçıdır-ama gerçek bir sanat yapıtından buram buram sembol ve allegori tasar.»

Ernest Hemingway 1954 de Nobel edebiyat ödülünü kazandı.

Melih Cevdet Anday


YAŞLI ADAM

ve

DENİZ



GULF STREAM'de sandalla tek başına avlanan yaşlı bir adamdı. Tam seksendört gündür bir tek balık bile tutamamıştı, ilk kırk günü küçük bir çocuk vardı yanında. Ama kırk gün geçip de bir tek balık tutamayınca, çocuğun ailesi yaşlı adamın su götürmez bir salao, kısaca talihsizin talihsizi olduğunu söyledi, çocuk da onların sözüne uydu, daha ilk çıktığı hafta üç güzel balık tutan başka bir sandala geçti. Yaşlı ademin her gün boş tekne ile döndüğünü görmek çok dokunuyordu çocuğa; her seferinde onun oltalarını, serenini, zıpkınım, direğe dolanmış yelkenini taşımak, yardım etmek için koşardı ona. Yelken un çuvalı ile yamalanmışt», sürekli bir yenilginin bayrağı gibiydi.

Yaşlı adam zayıftı, kuruydu ,ensesi kırış kırıştı. Ya naklarında güneşin sıcak denizlerdeki yansımasından olan, deri hastalığının lekeleri vardı. Yüzünün her iki yanından aşağı dek iniyordu bu lekeler, ağır balıklan ağlardan çekip alırken açılmış derin yarıklar vardı ellerinde. Ama bu yara berenin hiç biri yeni değildi. Balıksız bir çöldeki çatlaklar gibiydi hepsi de.

16

HEMINGWAY



Gözlerinden başka her şeyi eskiydi. Denizle bir renk-teydi, ışıl ısıldı, yenilmezdi gökleri.

Çocuk, tekneyi çektikleri kıyıdan tırmanırken, «Santiago» dedi, «seninle gelebilirim gene. Biraz para biriktirdik.»

Balık tutmasını yaşlı adam öğretmişti çocuğa, çok

severdi çocuk onu.

«Olmaz» dedi yaşlı adam, «Çok kısmetli bir teknedesin, kal orda!»

«Ama unuttun mu, hani tam seksenyedi gün hiç balık tutamamıştın da, sonra üç hafta her gün koca koca balıklar yakalamıştık.»

«Unutmadım» dedi yaşlı adam. «Biliyorum, umutsuzluğa düştüğün için ayrılmadın benden.»

«Babam ayni dedi. Çocuğum ben, dinlemem gerek

onun sözünü.»

«Biliyorum» dedi yaşlı adam. «Başka türlü olamaz.»

«Onun güveni yok.»

«Evet» dedi yaşlı adam. «Ama bizim var değil mi?»

«Elbette» dedi çocuk. «Önce sana Teras'da bir bira açtırayım mı? Bunları sonra götürürüz eve.»

«Hadi bakalım» dedi yaşlı adam, «iki balıkçı arasında...»

Teras'a gidip oturdular. Balıkçıların çoğu alaya vurdular işi yaşlı adamla, ama beriki hiç aldırmadı. Daha yaşlı olan öteki balıkçılar ona bakıyor, üzülüyorlardı. Ama üzüntülerini belli etmediler. Nazik bir dille, uzun zamandır iyi giden havalardan, ağlarını attıkları akıntılardan, girdaplardan ve görüp geçirdiklerinden söz ettiler. O günün kısmetli balıkçıları da geldiler oraya. Yakaladıkları marlini parçalamışlar, iki kalasın üstüne boylu boyun ca uzatmışlardı. Kalasların iki ucundan iki adam tutmuş, sendeleyerek bunları Havana'ya götürecek buz kamyonu-

YAŞLI ADAM ve DENiZ

1
na taşıyorlardı. Köpek balığı tutanlarsa köyün öbür kıyısındaki fabrikaya yollanmışlardı. Orada balıklar büyük bir taşın üzerine yatırılıp ayıklanırdı, ciğerleri çıkarılır, yüzgeçleri kesilir, derileri soyulur, etleri de tuzlanmak üzere dilini dilim kesilirdi.

Rüzgâr doğudan esince limanın öbür yakasından, köpek balığı fabrikasından bir koku gelirdi. Bugünse belli belirsiz bir koku vardı, rüzgâr kuzeye dönmüş, sonra da dinmişti. Teras güneşli ve ılıktı.

«Santiago» dedi çocuk.

«Ne var?» dedi yaşlı adam. Bardağı elinde, geçmiş yılları düşünüyordu.

«Yarın senin için sardalyaya çıkayım mı?»

« Olmaz, git top oyna. Kürek çekecek gücüm var. Ro-gelio da ağ atacak.»

«Çok istiyorum ama. Seninle balığa çıkamadığıma göre bari başka türlü yardımım olsun istiyorum.»

«Bana bira içirdin ya» dedi yaşlı adam. «Artık tam bk erkek oldun.»

«Sandala beni ilk aldığında kaç yaşındaydım?»

«Beş... Az kalsın ölüyordun. Hatırlıyor musun, balığı tekneye aldığımda can çekişiyordu daha. Nerdeyse parçalayacaktı tekneyi.»

«Kuyruğunun çarpışını, vuruşunu, tahtanın parçalanmasını, sopa seslerini hatırlıyorum. Islak halatların durduğu burna fırlatmıştın beni. Teknenin tümden sarsıldığını duyuyordum, her sopa indirişinde ağaç kesermiş gibi sesler çıkıyordu tıpkı. Dört yanımı taze bir kan kokusu sarmıştı.»

«Gerçekten bunların hepsini hatırlıyabiliyor musun? Yoksa benden dinlediklerin mi bunlar?»

«ilk çıktığımız günü olduğu gibi hatırlıyorum.»

1.8


HEMINGWAY

Yaslı adam, sevgi dolu, güneş yanığı, güvenli gözlerle baktı çocuğa.

«Benim oğlum olsaydın, seni de alır, şansımı bir daha denerdim. Ama anan baban var senin, kısmetli bir tekneye de girdin.»

«Sardalya tutayım mı? Dört oltaya nerede yem bulacağımı da biliyorum.»

«Bende bugünden artanlar var. Tuza bastırdım kutuda.»

«Dört tane taze bulayım.»

«Bir tane.» dedi yaşlı adam. Umudu da, güveni de tükenmemişti. Şimdi rüzgârla birlikte yeniden canlanıyordu.

«iki tane» dedi çocuk.

«îki tane olsun» dedi yaşlı adam da. «Çalma sakın!»

«Çalarım da..» dedi çocuk. «Ama bunları paramla

alacağım.»

«Teşekkür ederim.» dedi yaşlı adam./ iyilik gördüğünde şaşırmayacak kadar saftı. Ama iyilik gördüğünün de farkındaydı. Bunun utanılacak bir şey olmadığını da biliyordu. Küçültecek bir şey yoktu bunda.

«Rüzgâr böyle giderse yarın hava iyi olacak.» dedi. «Ne yana gidiyorsun?» diye sordu çocuk. «Uzaklara. Rüzgâr dönünce geleceğim. Gün ağarmadan çıkmak istiyorum.»

«Benimkinin de açıklarda avlanması için uğraşacağım.» dedi çocuk. «Çok büyük bir şey yakalarsan yardımına geliriz.»

«Seninki açıklarda avlanmaktan hoşlanmaz » «Evet.» dedi çocuk. «Belki onun göremediği bir şey görürüm. Diyelim yemlenen bir kuş, ya da yunusları yakalamak için razı ederim.»

«Gözleri öylesine bozuk demek.»

YASLI ADAM ve DJbNlZ

19

«Handiyse kör.»



«Oysa kaplumbağaya çıkmazdı hiç. Asıl o bozar gözleri. »

«Moskito kıyılarında yıllarca kaplumbağa yakaladın ama senin gözlerin bozulmamış hiç.»

«Ben garip ihtiyarın biriyim.»

«Büyük bir balığa yetecek gücün var mı gene?»

«Galiba, hem sonra bir sürü yolu var bunun.»

«Hadi artık öte beriyi eve götürelim.» dedi çocuk. «Sonra ağı alıp sardalyaya çıkarım ben de »

Takımları sandaldan aldılar. Yaşlı adam direği omu-zuna vurdu. Çocuk da içinde yumak yapılmış kahve rengi ipler bulunan tahta bir kutu ile zıpkını, küçük sereni taşıyordu. Yeni kutusu, büyük balıklan can çekiştiren dövdükleri sopa ile teknenin kıçına konmuştu. Kimse bir şey çalmazdı yaşlı adamdan. Ama rutubet dokunduğu için ağır iplerle yelkeni eve götürmek daha doğruydu. Yerlilerden kimsenin kendisinden bir şey çalmıyacağım bildiği halde, yaşlı adam, oltayla zıpkını sandalda bırakmanın yersiz bir iştahlandırma olacağını düşünüyordu.

Yaşlı adamın kulübesine kadar yan yana yürüdüler, kapı açıktı. Adam sereni duvara dayadı, çocuk elindeki kutuyla öteki şeyleri yere, direğin yanına bıraktı. Direk nerdeyse kulübenin tek odası büyüklüğündeydi. Guano denilen cins bir palmiyenin dayanıklı dallarından yapılmıştı kulübe. Odada bir yatak, bir masa ve bir iskemle vardı. Toprak tabanın bir kıyıcığmda bir kömür ocağı yapılmıştı. Guano'nun sağlam yapılı, sık, kahverengi yapraklı duvarlarında ise isa'nın ve Kobre Meryeminin renkli resimleri asılıydı. Karısından yadigârdı bunlar. Bir zamanlar duvarda soluk bir resmi dururdu karısının. Ama bu resme bakmak yalnızlığını arttırdığı için, köşedeki rafta duran temiz gömleğinin altına saklamıştı sonradan onu..

20

HEMINGWAY



«Ne yemeğin var?» diye sordu çocuk.

«Bir tabak balıklı san pirincim var. ister raisin?»

«istemem, evde yerim. Ateşi yakayım mı?»

«Kalsın, sonra yakarım. Belki de soğuk yerim pirinci.»

«Ağı alayım mı?»

«Tabii.»


Ağ yoktu, sattıklarını unutmamıştı çocuk. Ama her gün bu lâflar geçerdi. Pirinç de, balık da yoktu. Çocuk bunu da bilirdi.

«Seksenbeş uğurlu bir sayıdır.» dedi yaslı adam. «Bir bakarsın yarın beş yüz kiloluk bir balıkla çıkar gelirim.»

«Ağı alıp sardalyaya gidiyorum. Kapıda oturup gü-

neşlenecek misin?»

«Evet, dünkü gazete var, beyzbol haberlerini oku-

yacağım.»

Çocuk dünkü gazetenin de masal olup olmadığını bilmiyordu. Ama yaşlı adam yatağın altından çıkardı ga-

zeteyi.


«Bunu bana bodega'da. Perico verdi.» diye anlattı.

« Sardalyaları tutar tutma?; dönerim. Seninkileri de, kendiminkileri de buza koyacağım. Sabahleyin bölüşürüz. Döndüğüm zaman beyzbolda neler olup bitmiş anlatırsın bana.»

«Yankee'ler yenilmez.»

« Cleveland'lı Indianlardaıı korkuyorum.»

«Yankee'lere güveniyorum ben evlât. Hem koca DiMaggio'yu düşünsene.»

«Hem Detroifli Kaplanlardan, hem de Cleveland'lı îndianlardan korkuyorum.»

«Kendine gel, bu gidişle nerdeyse Şikagolu White Sox'larla Cincinnati'li Kırmızılardan da korkacaksın.»

YAŞLI ADAM ve DENİZ

21

«Oku da, döndüğümde anlatırsın bana.»



«Seksenbeşli bir piyango bileti alsak mı dersin? Yarın seksenbeşinci gün.»

«Alalım ya... Peki seksenyedilik büyük rekoruna ne dersin? »

«O bir kez olur. Seksenbeşli bir tane bulabilir misin?»

«Aratırım.»

«iki buçuk dolarlık bir f?,ne. Kimden bulalım parayı?»

«Ondan kolay ne var? iki buçuk doları her zaman borç alabilirim.»

«Belki ben de bulurum ama istemiyorum. Borçlanmaya başladın mı, dilenmeye kadar gider.»

«Üşütme kendini. Eylüle girdik artık.» dedi çocuk.

«Büyük balıklar bu ayda gelir.» dedi yaşlı adam, «baban da tutar mayısta balığı.»

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə