Çocukları kullanan reklamlar!




Yüklə 102.47 Kb.
tarix30.04.2016
ölçüsü102.47 Kb.
Çocukları kullanan reklamlar!

Çocukların reklam objesi olarak kullanılması sonucu şirketlerin yararına kullanılması ve ailelerine satın alma yönünde baskı yapılması son yıllarda sık karşılaştığımız bir pazarlama yöntemi olmuştur. 1984 yılında ABD`de Reagan yönetimi sırasında, daha önce yasak olan televizyon programlarında oyuncak reklamı yapmak ve pazarlamak yasal kabul edildi. Aynı zamanda çocuklara yönelik programlarda daha önce sınırlı bulunan, her saat başına reklam süresi kısıtlaması kaldırıldı.

Otomobilden yemeklik yağa... alım kararını ebeveynlerin verdiği ürünlerde bile reklamcılar sıklıkla çocukların da ilgisini çekebilecek sloganlarla ortaya çıkıyorlar. Araştırma sonuçlarına göre Batı ülkelerinde her çocuk, yılda ortalama 900 saat televizyon başında kalıyor ve bu süre içinde de en az 10 bin reklam filmi izliyor. Her çocuğun aynı süre içinde okulda derste geçirdiği zaman ise sadece 700 saat!  Yine aynı araştırmaya göre 1997`de her çocuk için yıl boyunca yapılan ortalama alışveriş 4 bin 800 doları buluyor. Bu arada boşanmalar arttıkça, çocuklara alınan hediyelerin de arttığı (2 tarafın da çocuklarını sevindirmek istediği için), hatta boşanmış ailelerde büyükanne ve büyükbabaların da acıma duygusuyla torunlarına daha sık hediye aldığı belirtiliyor.

Dünya, sorunun farkında!

-Çocukların televizyon reklamlarına karşı davranışının algılama yeteneğinin gelişmesi ile ilişkili olduğu araştırmalarda tespit edilmiştir. 5 ile 8 yaş arası çocukların hayal, gerçek, yalan ve taklit arasında ayrım yapmada zorluk çektikleri ve reklamlar arasındaki farklılığı, reklamlar kısa, programlar uzun şeklinde algıladıkları, 9-12 yaş arası çocukların mesajların anlamlarını "programlar hikaye içerir, reklamlar ürünleri içerir" şeklinde algıladıkları bildirilmiştir.

-1998 yılında Adana`da 4 yaşında erkek çocuk, müzik klibinde gördüğü pop sanatçısına öykünerek balkondan atladı. Tevafuken yaralanmayan çocuk, çocuk psikiyatristi tarafından takip altına alınmıştır.

-Çocukların reklamlarda etkilenmelerinin bilimsel testlerle ortaya konmasından sonra, İsveç`te Çocuk Oyunları Konseyi ve Oyuncak Ticaretçileri Birliği, reklamları kaldırmak ve savaş oyuncaklarını yasaklayan, gönüllü bir anlaşma yaptılar. Finlandiya ve Norveç`teki durum da buna benzemektedir. Reklamların çocuklar üzerine etkisi konu ile ilgili uzmanlar tarafından titizlikle değerlendirilmeli ve çocuklar üzerinde olumsuz etkisi olabileceği düşünülen reklamların yayınlanmasına izin verilmemelidir.

-The Media Foundation, günümüz medyasının tüketim merkezli olmasına karşı savaşan ve kâr amacı olmayan bir vakıf. Adbusters sitesinin yanında bir de Adbusters dergisi çıkarıyorlar. Ara sıra "Hiç bir şey almama günü", "Televizyonu kapatma haftası" gibi kampanyalar düzenleyip, anti-reklam reklamları yayınlıyorlar. Alkolle ilgili bir anti-reklamın altında örneğin şunlar yazıyor: Araba kazalarının %50`den fazlası alkolle bağlantılı, Kuzey Amerikalıların%10`u alkolik, bir çocuk yasal yaşa gelene kadar 100.000 alkollü madde reklamı görüyor.

-İsveç hükümeti, 12 yaşından küçük çocuklara yönelik TV reklamlarını yayınlamayı yasaklarken, 1 Ocak 2001 tarihinde AB Dönem Başkanlığı"nı üstlenen olan Stockholm, bu uygulamayı tüm AB ülkelerine önerdi. İsveç`in AB nezdindeki temsilcisi, "Bu konuda bazı sorunlar yaşıyoruz, çünkü İsveç`te izlenilebilen TV yayınlarının tümü İsveç`ten yayın yapmıyor" dedi. İsveç hükümeti, bu yasaklama kararına temel olarak AB`nin önümüzdeki sonbaharda yayınlanacak olan bir raporunu gösteriyor. Rapor, 12 yaşından küçük çocukların TV reklamlarından ne denli olumsuz bir şekilde etkilendiklerini somut olarak gösteriyor. AB ülkelerinde televizyon yayınlarını düzenleyen `Sınırsız Televizyon` başlıklı direktif 2003 yılında gözden geçirildi.

-15 AB ülkesinde çocuklara yönelik reklamlar konusunda son derece farklı bir mevzuat ve uygulama mevcut. Mesela Belçika`nın Flaman kesimi ile Yunanistan, çocuklara yönelik TV reklamlarının yayın saatini ve süresini belirlerken, İspanya sadece AB üretimi oyuncakların TV reklamlarına izin veriyor. AB Tüketici Dernekleri Birliği BEUC, yasal düzenlemenin her devletin kendi işi olduğunu savunuyor ama AB çapında genel ve yatay bir yasal çerçevenin oluşturulmasını da talep ediyor. BEUC`a göre, her ülkenin kültür ve gelenekleri uyarınca yasal mevzuat oluşturulabilir, reklam verenler de bu mevzuat ve AB genel çerçevesi içinde reklam yapabilir.

-Advertising Education Forum (AEF) adlı bağımsız bir kuruluş, 15 AB üyesi ile Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Estonya`da, 12 yaşından küçük çocuğu olan beş bin ebeveyn ile yaptığı anket çalışmasına dayanarak, TV reklamlarının çocuklar üzerinde aslında sanıldığı kadar etkili olmadığını öne sürdü. Ankete katılanların sadece yüzde 14`ü TV reklamlarının çocuklar üzerinde `tayin edici` etkisi olduğunu belirtirken, yüzde 8`i TV reklamlarının çok yoğun olması, materyalist değerlerin propagandasını yapması ve çocukların zihnini manipüle ettiği gerekçesiyle `çok zararlı` olduğunu savundu.

-Araştırmaya göre, çocuklara yönelik reklamlar en çok, oyuncak, şekerleme ürünleri, alkolsüz içecekler ve video kaset sektörlerinde yapılıyor.

AEF`in araştırmasına göre, günlük hayatta aile, okul ve arkadaş çevresi, çocukları televizyondan daha fazla etkiliyor. Ancak, yapılan sıralamaya göre, televizyon yayınları ve reklamları, çocukları, gazete, kitap, dergi, dini yayınlar, sinema ve müzikten daha fazla etkiliyor. Anket sonuçları ebeveynlerin ülkelere göre farklı tepkiler gösterdiğini de belirtiyor. Örneğin, Fransız ebeveynlerin sadece yüzde 17`si TV reklamlarını olumsuz bulurken, bu oran, Belçika`da yüzde 34, Danimarka`da ise yüzde 41. İsveç`in girişimlerine rağmen, AB çevrelerinde kimse, çocuklara yönelik TV reklamlarının yasaklanabileceğine inanmıyor. `Yasaklamak değil, çocukların aşırılıklara karşı eğitilmesi, reklamları anlamasını ve sindirmesini sağlamak gerek`, en yaygın çözüm olarak öneriliyor.

-Kuşkusuz, çocuklara yönelik reklam sadece TV`lerde yayınlanmadığı için bir başka sorun gündeme geliyor: Başta İnternet olmak üzere yeni teknolojik medyada bu önlem nasıl alınacak?

Reklamlar nasıl olmalı?

1. Reklamlar çocukların doğal saflıklarını ya da gençlerin tecrübesizliklerini istismar etmemeli; onların sadakat duygularını zedelememelidir.

2. Çocuklara ya da gençlere yönelik olan veya onları etkilemesi olasılığı bulunan reklamlar, onlara zihinsel, ahlaki ya da fiziksel olarak zarar verebilecek hiçbir ifade veya görüntü içermemelidir.

3. Ayırt edilebilme: Çocukların özel olarak korunmaları gerektiği için reklamların, yazılar ya da program malzemesi ile herhangi bir şekilde karıştırılması olasılığı bulunuyorsa, reklamlar açıkça "reklam" olarak belirtilmeli veya aynı derecede etkili bir şekilde ayırt edilmelidir.

4. Şiddet: Reklamların, yasalara ve/veya genel kabul gören toplumsal davranış kurallarına aykırı düşebilecek davranış ya da durumlarda şiddete göz yuman bir yaklaşım sergilememesi gerektiği unutulmamalıdır.

5. Toplumsal: Reklamlar, bir ürüne sahip olmanın ya da bir ürünü kullanmanın, tek başına, çocuğa yaşıtı olan diğer çocuklara göre fiziksel, sosyal veya psikolojik bir avantaj sağlayacağını veya bu ürüne sahip olmamanın aksi yönde bir etki oluşturacağını ileri sürerek toplumsal değerleri sarsmamalıdır. Reklamlar toplumda geçerli değerleri dikkate alarak, otoriteyi, sorumluluk duygusunu, ana-babanın yargılarını ve zevklerini küçük düşürücü olmamalıdır.

6. Güvenlik: Reklamlar, çocukları tehlikeli durumlara sokabilecek veya onları tanımadıkları kişilerle ilişki kurmaya ya da bilmedikleri veya tehlikeli yerlere girmeye teşvik edebilecek hiçbir ifade ya da görsel sunum içermemelidir.

7. İkna: Reklamlar, reklamı yapılan ürünün kendilerine alınmasını sağlamak üzere başkalarını ikna etmeleri için, çocuklara yönelik doğrudan bir çağrıyı içermemelidir.

8. Gerçeğe Uygun Sunum: Reklamların, çocukları reklamı yapılan ürünün gerçek boyutları, değeri, özellikleri, dayanıklılığı ve performansı hakkında yanıltmaması için özel bir dikkat gösterilmelidir. Eğer ürünün kullanımı ek malzeme gerektiriyorsa (örneğin piller) ya da gösterilen veya tarif edilen sonucu alabilmek için başka malzemelere gerek varsa (örneğin boya), bu durum açıkça belirtilmelidir. Reklamlar, ürünün kullanımının gerektirdiği beceriyi olması gerekenden az göstermemelidir. Ürünün kullanımının sonuçları gösterilir ya da tanımlanırken, reklam, ürünün hedef aldığı yaş grubundaki ortalama bir çocuğun ulaşabileceği sonucu göstermelidir.

9. Fiyat: Fiyat, çocukların ürünün gerçek değerini yanlış bir şekilde algılamalarına yol açacak şekilde, örneğin "yalnız" sözcüğü kullanılarak, belirtilmemelidir. Hiçbir reklam, reklamı yapılan ürünün her aile bütçesinin olanaklarıyla sağlanabileceğini ima etmemelidir.

Konsantrasyon nasıl sağlanır?

Konsantrasyon zihnin sürekli elde tutamayacağı bir durumdur. Konsantrasyonu sağlamak için ne kadar uğraşır ve kendinizi ne kadar zorlarsanız yoğunlaşmanız da o kadar zor olacaktır. Bu yüzden konsantrasyonu geliştirmek için kullanılan yöntemler dolaylıdır. Mesela; zihnin ilgisini çeken dış uyaranları elemek konsantrasyonu kolaylaştırır.

Dikkat bozukluğunun mesajları

1.Beyninizi çalışma talimatına uygun kullanmıyorsunuz demektir.

2.Okuduklarınızı doğru şekilde okumuyorsunuz demektir

3.Konsantrasyon eşiğinizi ihlal ediyorsunuz demektir.

Konsantrasyonsuzluğun nedenleri

Herhangi bir durumda dikkatimiz içe yahut dışa dönüktür. Eğer hayal kuruyorsak karşımızdaki manzarayı göremeyiz. Eğer kafamızın içinde kendi kendimizle konuşuyorsak okuduğumuzu da anlayamayız. Şimdi başınızı kaldırın ve çevredeki bir nesneye bakın. O nesneye bakarken ilkokulunuzu ve yaşadığınız şeyleri canlandırın. Gördüğünüz üzere zihnininiz hayale daldıkça nesne de bulanıklaşmaktadır. Çünkü beyin iç görüntüyü de dış görüntüyü de aynı kanal aracılığıyla algılamaktadır. Ders çalışırken dışa dönük dikkate ihtiyaç olduğundan hayal kurduğunuzu veya farklı şeyler düşündüğünüzü fark ettiğiniz anda hemen hayalinizi kesmeli ve "nerede kalmıştık" demelisiniz. Dikkatin ve dolayısıyla konsantrasyonun üzerinde etkili olan psikolojik ve çevresel faktörler vardır. Mesela moral çöküntüsü yaşanılan bir günde dikkati toplamak güç olacaktır

2008-05-19 Milli Gazete http://www.milligazete.com.tr

------------------------------------------------


Şiddet programları dikkat azaltıyor



Araştırmacılar, 3 yaşın altındaki çocuklara şiddet içeren çocuk programları izlettirilmesinin gelecek 5 yıl içinde dikkat eksikliği riskini artırabileceği uyarısında bulundu.

Erken yaşta televizyon izleme ve gelecekteki dikkat sorunlarıyla ilgili yapılan yeni araştırma kapsamında "Arthur" ve "Barney" gibi programları 3 yaşın altındaki grup için uygun bulan araştırmacılar, "Power Rangers" gibi çizgi filmlerin izletilmesine karşı çıkıyor.


3 yaşın altındaki çocukları kapsayan bu araştırmada, çocukların televizyon izlemesine izin verilecekse bunun eğitim içerikli çocuk programları olması gerektiği belirtiliyor.

Araştırmada, 3 yaşın altında her gün her saat şiddet içeren çocuk programı izleyen çocuklarda, dikkat eksikliği riskinin 5 yıl sonra iki katına çıkacağı ortaya kondu. "Rugrats" ve "Taş Devri" gibi şiddet içermeyen çocuk programlarının bile dikkat sorunları için önemli derecede risk taşıdığı kaydedildi.


Öte yandan, aralarında "Arthur", "Barney" ve "Susam Sokağı" nın bulunduğu eğitim içerikli programlarla çocuklarda gelecekteki dikat sorunlarıyla ilgili bağlantı kurulmadı.

Araştırmada, bu riskin özellikle 3 yaşın altındaki çocuklar için geçerli olduğu, bunun nedeninin de bu dönemdeki hayati öneme sahip beyin gelişimi olabileceğine dikkat çekildi.

Amerikan Pediatri Akademisi, 2 yaşından küçük çocuklara televizyon iletilmemesini, bu yaşın üstündeki çocuklara ise sınırlı televizyon izlettirilmesini tavsiye ediyor.

Washington Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan bu yeni çalışmanın, Pediatrik dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacağı bildirildi.



http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=7625127
---------------------------------------------
Reklamlar çocukların yeme alışkanlığını etkiliyor

Reklamlar, çocukların yemek yeme alışkanlığını kısa süreli de olsa değiştiriyor

Amerika'daki 10 büyük gıda şirketinin 2006 yılında çocuklara yönelik yayınladıkları reklamların en az yarısında sağlıklı yaşam tarzı ve gıdaları teşvik edeceğini taahhüt etti ve 2009 yılına kadar 6'dan fazla şirket bu anlaşmayı imzaladı.

Chicago'da bulunan Illinois Üniversitesi'nde yürütülen çalışmada, araştırmacılar çalışma öncesinde ve sonrasında yiyecek reklamlarındaki gidişi belirlemek için bir medya araştırma şirketinin 2003,2005 ve 2007 yıllarındaki reyting verilerini incelediler.

Archives of Paediatrics and Adolescent Medicine isimli tıp dergisinde yer alan çalışmada, 2003 ve 2007 yılları arasında, 2-5 yaş arasındaki çocukların günlük ortalama gıda reklamı izleme oranının yüzde 13.7 ve yaşları 6-11 arası çocuklarda yüzde 3,7 azalırken, 12-17 yaş aralığındaki gençlerde ise oranın yüzde 3,7 arttığı görüldü.

Şekerleme reklamları daha az sıklıkta gösterildiği için 2-5 yaş arasındaki çocukların bu reklamları izleme oranı yüzde 41, 6-11 yaş arasındakilerin yüzde 29,3 ve 12-17 arasındaki gençlerin ise yüzde 12,1 oranında azaldı. Araştırmacılar çocukların markaların logolarını çok küçük yaşlarda öğrendiklerine dikkat çektiler.

Buna rağmen, üniversitenin raporuna göre, fast-food reklamlarına maruz kalma oranı 2003 ve 2004 yılları arasında 2-5 yaş arasındaki çocuklarda yüzde 4.7, yaşları 6-11 arasındaki çocuklarda yüzde 12,2 ve 12-17 arasındaki gençlerde ise yüzde 20,4 oranında arttığı belirlendi.

 http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1003435&title=reklamlar-cocuklarin-yeme-aliskanligini-etkiliyor


-----------------------------------------------------
Yaşasın kötülük!

Kötü karakterler her zaman iyilerden daha cazip. Bu sezonun dizilerinde de nefret edilen ama çok konuşulan “kötü kadın”lar ağırlıkta. Seyirci hem kızıyor hem bayılıyor onlara





















Asu Maro asu.maro@milliyet.com.tr

Alaçatı’da bir kafe. Tek başına genç bir kadın oturuyor; Esra Dermancıoğlu. Türkiye’nin bir aydır tanıdığı adıyla “Mukaddes yenge”. Fatmagül’e tecavüz eden adamlardan bile daha çok nefret edilen kadın.


Bir grup kadın yanına yaklaşıp sohbet etmeye başlıyorlar: “Ne kadar iyi oynuyorsunuz” ile başlıyor muhabbet, “Ekranda çok çirkin görünüyorsunuz, öyle değilmişsiniz” gibi kavgada söylenmeyecek bir cümleyle devam ediyor ve “Bir fotoğraf çekinebilir miyiz?” noktasına varıyor. Bu da hallolduktan sonra sessizce dağılmaları beklenirken “Haydi şimdi bir güzel dövelim bunu” diyorlar. Şakası bile hoş değil ama aksi gibi ciddiler. Şaşıracak bir şey yok ama tabii, Erol Taş’ların, Bilal İnci’lerin yollarda saldırıya uğradığı, Suzan Avcı’nın, Lale Belkıs’ın gerçek hayatta da yuva yıkmasının beklendiği bir memleketin evlatlarıyız neticede.
Ama galiba asıl mesele “kötü karakterlerin” cazibesinde. Hem oynayan hem izleyen için. “İyi kızların” mağduriyeti, teslimiyeti, tekdüzeliği karşısında entrikanın, zehirli bir zekanın ve “her an her şeyi yapabilir”liğin daha merak uyandıran bir şey olduğu muhakkak.
Dizi sektöründe kadınlara daha çok biçilen bir rol kötülük, hem de “mutlak” kötülük, nedense. Bunlar bazen kayınvalide kılığında karşımıza çıkıp melek geline kan kustururlar, ki bunların piri tabii ki Aliye Rona’dır ama “Aliye”deki İkbal hanım (Ayten Uncuoğlu) ve “Aşk ve Ceza”nın Şahnur Baldar’ı (Tomris İncer) de onu aratmazlar hani.
İkinci kötü kadın türü ise gençtir, güzeldir, entrika ustasıdır. Ya esas oğlana göz koymuştur ya servet peşindedir ya da intikam... Bunların da en meşhuru, aynı zamanda bir kötü karakteri başrol yapan ilk ve tek dizimiz olan “Kara Melek”teki Yasemin (Sanem Çelik)’dir. Ama tabii “Yaprak Dökümü”nün Ferhunde’sinin (Deniz Çakır), “Binbir Gece”nin Eda’sının da (Canan Ergüder) hakkını yemeyelim.
Yeni dizi sezonunun da daha şimdiden akıllara yerleşmiş “kötü kadın”ları var. Bunlardan ilki, açık ara farkla Mukaddes yenge. Onu “Öyle Bir Geçer Zaman ki”nin Caroline’i izliyor. “Küçük Sırlar”ın en kötüsü Ayşegül ile “Lale Devri”nin Yeşim’i de “ablalarının izindeler”...
Evet, izlerken sinir oluyoruz, yeri geliyor “boğmak istiyoruz” ama kabul edelim: Hepsi de o dizilerin asıl “iyi kızları”ndan daha çok konuşuluyor ve takip ediliyorlar... 

Cemile’yi hapse yollayan kadın
Hangi rolde?“Öyle Bir Geçer Zaman ki”de evli barklı ama ailesine karşı ilgisiz denizci Ali’nin Hollandalı sevgilisi Carolin’i oynuyor. Hakkında fazla bir şey bilmediğimiz bir kadın. Ali’nin peşinden kalkıp İstanbul’a geliyor ve niyeti onunla evlenip bu şehirde yeni bir hayat kurmak.
Neden sevilmiyor?
Son derece hesaplı kitaplı hareket ettiği, “yuva yıkmaktan” çekinmediği, aksine Ali’yi sürekli ailesini terk etmeye zorladığı, bunu sağlamak için türlü her yolu mubah saydığı için. Kendisi “kadınca numaralar” diye tanımlanan şeylerin toplanıp vücuda gelmiş hali adeta. Son bölümde de Ali’nin karısı Cemile’yi hapisten kurtarmak için boşanmasını şart koşarak zirve yaptı.
Ve tabii dizinin küçük yıldızı
Osman ağladıkça seyirci Carolin’i boğmak istiyor. 


Fatmagül’ün korkunç yengesi
Hangi rolde?
“Fatmagül”ün Suçu Ne?” dizisinin dolap çevirme, yalan dolan ustası Mukaddes, hırsları yaşadığı hayatın çok üzerinde, mutsuz bir kadın. Yarım akılı kocasıyla sığamadığı bir taşra hayatı yaşıyor ve sonunda o çemberden çıkmak için aradığı fırsatı Fatmagül’ün başına gelen tecavüzde buluyor.
Neden sevilmiyor?
Dizinin asıl kızı Fatmagül’ün felaketinden rant elde etmeyi başardığı, onu düpedüz satılığa çıkardığı, çıkarları doğrultusunda gözünü kırpmadan yalan üstüne yalan söylediği için. Fatmagül’ün onun elinden daha çekeceği var, görünüşe göre.  


Kendi küçük, entrikaları büyük
Hangi rolde?
Zaten “kötü”den geçilmeyen “Küçük Sırlar”ın “en kötü”sü Ayşegül’ü oynuyor Merve Boluğur. Ayşegül annesinin birtakım erkekleri kendisine tercih ettiğini düşünerek büyümüş bir kız. Hayatta kalmak için acımasız olmayı, popülerliğin şart olduğunu küçük yaşta öğrenmiş ve bu bilgileri ustalıkla hayatına uyguluyor. 
Neden sevilmiyor?
Entrikayı bir yaşam biçimine dönüştürdüğü, kâh çıkarları uğruna kâh bir hedefe varmak için, kâh sadece canı sıkıldığı için birilerine zarar verebildiği, gerçek anlamda kimseyi sevmediği, karşılaştığı hiçbir iyiliği de cezasız bırakmadığı için.
Son olarak da dizinin iyi kızı Su’nun abisine kancayı takmış durumda. 


Eniştesine göz koydu
Hangi rolde?
Kız kardeşleri bir erkek uğruna birbirine düşürmeye doymayan televizyon piyasamızın yeni “kötü kız kardeşi” Yeşim olarak “Lale Devri”nde boy gösteriyor. Ekonomik çöküş yaşayan ailenin hırslı kızı Yeşim. İki kardeşten iyi olanın babaya, kötü olanın anneye çektiğinin sürekli altı çiziliyor, Yeşim de “anasının kızı”. “Aşk-ı Memnu”nun Firdevs’ine benzeyen anne Zümrüt (Hatice Arslan) da iddialı “kötü kadın” adaylarından ama Yeşim onu solluyor. 
Neden sevilmiyor?
Melek huylu ablası Lale’yi çekemediği, o mutlu oldukça hırslandığı, “başı bağlı” erkekleri baştan çıkardığı, en sonunda da eniştesine göz koyduğu için. Belli ki kötülükleri bu aşkla beraber artarak devam edecek

http://www.milliyet.com.tr/Arsiv.aspx?aType=ArsivYeni&PAGE=1&ArticleTypeID=&selectedProperty=&Keyword=e%C4%9Fitim&StartDate=&EndDate=&prmTitle=0&prmSpot=0&OrderType=1&prmText=0&prmFoto=0&ddlaramatop=10&gosrch=1
---------------------------------------------------------------------------------

ÇOCUKLAR VE ÇOCUK HAKLARININ MEDYADA TEMSİLİ


07 Ocak 2010 Perşembe, 03:34 tarihinde Bir Minik Kız Çocuğu tarafından eklendi

I. Giriş: Haklar penceresinden haber-gerçeklik ilişkisi

Medya organları ürettikleri enformasyonu haber formuna çevirerek vatandaşların yaşadıkları toplumda neler olup bittiğini öğrenmelerini sağlar. Ama haber toplumsal gerçekliği olduğu gibi yansıtmayıp yeniden kurgular, inşa eder. Kurgulanmış gerçeklikle mutlak gerçeklik farklıdır oysa. Bu sebeple medyanın kurgusu gerçeğin bir temsilidir. Bu yönüyle kendisine muhtaç olan okurlar sayesinde dünyayı organize eder ve mevcut bilişsel örüntüler arasından istediğini seçer vurgular ya da dışlar.

Medya kamusal alandaki tartışmaların aktarıcısı ya da taşıyıcısı olarak temsiller aracılığıyla anlamlar ve yargılar üretir. Her türlü iyi ya da kötü imgenin üretilmesinde medya büyük bir role sahiptir. Medyada yaratılan imge, imaj vesaire aracılığıyla kurgulanan gerçeklik esas gerçekliğin yerini alır ve düzeltilmesi zor önyargıları temsillerle kültürel dolaşıma sokar. Fakat medya haklılık/haksızlık kategorilerine aldırış etmeden yarattığı gerçeklikle çeşitli ülkelerde kendine duyulan güveni sarsmıştır. Bu güvensizliğin birçok sebebi vardır: Medyanın bağımsız olamayışı ve ya olmayışı, uzmanlaşmış araştırmacı gazeteciliğin pratiklerinin eksikliği, haberin politikleşmesi, otokontrol ve otosansür, yozlaşma sansasyonlaştırma, ticarileşme, yerel medyanın taşralaşması, bağlamsal bilgi eksikliği, deneyim ve beceri eksikliği, kamusal tartışmanın yeterli mecrada yapılmaması, birkaç haber kaynağına aşırı güven, özeleştiri ve dış etkiler.

Ana akım medyaya göre yerel basının haberin oluştuğu yaşam alanına yakınlığı, yerel gazetecilikte patronaj ilişkilerinin daha zayıf olması, politikleşme ve sansasyonlaştırmanın daha düşük olması küresel sermaye ile ilişkisinin daha dolaylı olması nedeniyle daha güvenilirdir.



II. Gazetecinin Sosyal Sorumluluğu; Halka Duyarlı Habercilik

Medya insan hakları ve bilhassa çocuk haklarıyla ilgili konularda gündemi belirle açısından büyük bir role ve öneme sahiptir. Medya bu rolünü savunan ya da göz ardı eden bir vaziyette sürdürebilir. Oysaki gazeteciler her şeyden önce kamuya karşı sorumludurlar. Bu sorumluluğun üstüne hiçbir sorumluluğu koymamalıdırlar. Fakat bu sorumluluğun yerine getirilmesi için gazeteci meslek ilkelerine uymalı ve bağımsız bir şekilde çalışmalıdır. Mesleğin ifası sırasında hem gazeteci etiği hem de çeşitli kurumların yayınladıkları belgelere riayet edilmelidir. UNICEF’e göre kamunun vicdanı olarak hareket eden gazetecilerin çeşitli faktörler nedeniyle insan haklarını ihlal ettiğine dikkat çekmiştir. UNICEF tarafından yayınlanmış olan “Çocuk Hakları ve Medya” isimli belge, çocuk hakları konusunda gazetecilerin yapması ve kaçınması gerekenleri sıralayarak, çocuklar üzerine haber yapma konusundaki etik ilkelere ayrıntılı olarak yer vermiştir. Bu ilkelerin dikkat çekenleri şunlardır: Gazetecilerin kendi bölgesindeki, ülkesindeki çocuklara yönelik şiddet konularını haber haline getirerek kamusal tartışmaya açmaları, çocukların mahremiyetine ve kimliklerine saygı gösterilmesi, çocuklara medyaya erişme ve kendi düşüncelerini açıklama fırsatı verilmesi, araştırmacı gazetecilik pratikleri içinde çocuklarla görüşülürken haber kaynağının gizliliği ilkesinin ihlal edilmemesi, hükümetlerin Uluslararası Çocuk Hakları İlkeleri’nin uygulanması konusunda zorlaması, seksist olmayan bir dil kullanarak çocuk istismarı ile savaşma, bilgi toplarken çocuk hakları konusunda çalışan sivil toplum örgütleri ve çocukların güvenini kazanmış olan insanlarla çalışma, sorunları çözerken çocukların bakış açısından çözmeye çalışmak. Gazetecilerin kaçınması gereken noktalar ise; çocuklara potansiyel olarak zarar verebilecek cinsiyetçi, şiddete kurban odaklı gazetecilik anlayışı, olguları basmakalıplaştırma ve sansasyonel hale getirme, çocuklara yönelik şiddete tolerans gösterilmesine yol açacak önyargıları ve önyargılara dayalı düşünceleri güçlendirmek, ergen veya gençlerin imajını cinsel olarak olgunlaşmış olarak görmek-göstermek, çocukları “suçlu” olarak göstermektir. Bu ülkeler çocuk haklarına duyarlı bir gazeteciliğin genel çerçevesini çizmektedir.

Günümüzde başta çocuklar olmak üzere, insanların şiddet ve benzeri olgulara maruz kalmasının önüne geçmek için gazetecilerin meslek pratiklerini yerine getirmesi gerektiği dikkat çekmektedir.

III. Medya ve Çocuk Hakları

Medyanın temsil ettiği çocukların kim oldukları ve nasıl davrandıklarıyla ilgili toplumsal algıları hem yansıtır hem de etkiler. Bazen bu temsiliyet çeşitli politik ve ticari kaygılarla çakışır bunu engellemek içinse bazen gerçeklik yeniden kurgulanır ve basmakalıplar ve önyargılar yeniden üretilerek yaygınlaştırılır. Bu ortamda bilgiyle donatılmış, sorumlulukla yerine getirilmiş habercilik kuşkusuz çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesinde yaşamsal öneme sahiptir.

Medya ile çocuk hakları arasındaki ilişkinin temel iki yönü vardır: İlk olarak medyanın çocuk haklarını tam olarak bilmeyişidir. İkincisi ise haberde çocuktan önce ekonomik ve sansasyonel beklentinin ön planda olmasıdır. Bu ikisinin de çocuk haklarının lehine olması için çocuk haklarının iyi bilinmesidir. Bu haklardan haberi olmayan gazeteci elbette çocuk haklarını koruyamaz. Fakat toplumdaki sosyal değerler sisteminde çocuğun haklarının önemsizleşmesi eğiliminin artmasıyla gazeteciliğin çocuk haklarına önem vermesi de paralelleşir. Medyanın bir yandan toplumun önyargılarından beslenmesi, diğer yandansa bu olguları yeniden üreterek sürdürülmesine yardımcı olması çocuk haklarının ihlal edilmesinde önemli bir etkendir. Oğuz Polat tarafından açıklanmış “Çocuk Hakları ve Türkiye 2005 Raporu”na göre Türkiye’de çocuk hakları ihlallerine yol açan en önemli sorunlar şöyle belirlenmiştir:

Cinsel istismarın kayıt dışı ve gizli kalması, bu konuda genel ve yerel yönetimlerin bir politikasının olmaması, sokağa düşen çocuk sayısının artması, çocuk mahkemeleri kurulmasında yetersiz kalınması, çocuklarla sadece Sosyal Hizmetler Kurumu’nun ilgilenmesine izin verilmesi, sadece bir kurumun sosyal hizmet uzmanı yetiştirmesi, ülke bütçesinden SHÇEK’ e ayrılan payın azalması, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan son değişikliklerle çocuğun korumasız kalmasıdır. Bu süreçte medyanın bir yandan çocuk hakları konusunda kendini geliştirmesi, bilgi düzeyini yükseltmesi diğer yandan yayınladığı haberlerle çocuk hakları ihlallerini görünür hale getirmeli, bu çocukları sokağa ve/veya suça iten nedenleri ortadan kaldırmaya, sokakta yaşayan, zorla çalıştırılan, istismara maruz kalan ve göçmen çocukları korumaya yönelik hizmetleri geliştirme konusunda kamu otoritelerini zorlamaya çalışmalıdırlar.
IV. Yaygın Medyada Çocuk Hakları İhlalleri Üzerine Gözlemler

Medyada yer alan çocuklarla ilgili haberlerde neden-sonuç ilişkilerinin göz ardı edilip üstünün örtülmesi ve olayı bağlamından kopartılması söz konusudur. Medyanın çocuk haberlerinde genellikle çocuk haklarını koruyup kollamak yerine iktidar-muhalefet hesaplaşmasının bir aracı olarak işlev görmesi çocuk haklarının bu hesaplaşmada silikleşmesi medyamız açısından acı vericidir. Medyada gözlenen bir başka eğilim ise çocuk haklarının değil sistemin işleyişin korunmasıdır. Bunu da gerek Anadolu basını gerekse ulusal basındaki örnekleriyle görmekteyiz. Etik değerler açısından gazetelerin birincil görevi çocukların haklarını kollamamak ve onların zarar görmemesini sağlamak olmalıyken kamu kurumlarının prestijlerinin zarar görmemesini hedefleyen haberler kurguladıklarını görmekteyiz.

Çocukların medya aracılığıyla haklarının zedelenmesi hiçe sayılması karşısında yasalar güvencesinin çocuktan yana olduğunu unutmamak gerekir. Çocukların olumsuz haberlerden korunma konusunda haklarını etkin olarak kullanamamalarının nedeni toplumun görece daha zayıf/güçsüz kesimi olmalarından kaynaklamaktadır.

Gazetelerde çocuğun mağdur ya da fail olması durumlarında kimlik ve aile bilgilerinin dolaylı veya doğrudan verilmesi ve olayların sansasyonelleştirilmesi mağdur olan çocuğun mağdurluğunu iki kere daha perçinlemektedir. Genel geçer habercilik anlayışının haber öznelerinden farklı olarak çocuklar ne kendi davranışlarından sorumlu tutulabilecek fiil ehliyetine sahiptir, ne de başkalarının olumsuz davranışlarını engelleyebilecek güçtedir. Bundan ötürü medyada damgalanan, mağduriyeti pekiştirilen çocuk hayatının geri kalanında, toplumsal ilişkilerde karşısına çıkacağı için onun zarar görür. Toplumsal kişiliği hasar görmüş olur.

Öte yandan medyada çocuk haklarıyla ilgili örgütlerinin yerine devletin resmi söylemlerinin dolaştığını görmekteyiz. Bu da Türkiye’deki yaygın bir hatanın sürekli tekrar edilip durduğunun göstergesidir. Medya hakları ihlal edilen çocukları habere konu ederken kendisi de onun haklarını bizzat ihlal etmektedir.

Çocuk haklarıyla ilgili habercilik pratikleri açısından dikkat çeken bir diğer nokta, çocuk haklarının yaygın medyada çok az yer buluyor olmasıdır. Genel olarak insan hakları konusunun da gündelik gazetelerde kendine yer bulma düzeyi hayli düşüktür. Bu yargımızı destekleyen önemli bulgulardan biri çocuk haklarıyla ilgili haberlerin toplam gazete haberleri içinde % 2’yi bile bulmayan payıdır.



Sonuç: Çocuk Haklarına Duyarlı Gazetecilik İçin Öneriler:

Kamusal alanda çocuk hakları konusundaki duyarlılığın arttırılması ve medyanın bu konuya öncülük etmesi.

Gazetecilerin çocuk haklarıyla ilgili kendi kurumsal kişisel etik kodların geliştirilmesi.

Çocuk haklarıyla ilgili standartların belirlenmesi –ki belli ve evrenseldir- ve mekanizmaların kurulması.

Düzeltmenin yapılmasının ya da özür dilenmesinin çocuğun haber sonrasındaki tahrip edici etkilerden kurtulamaması göz önünde bulundurulursa doğrulama mekanizmasının düzgün işlemesini sağlamak gerekir. Olası etkilerin çocuğa ve haklarına zarar vereceğini önceden hesap etmek gerekir. Bu da medyanın sosyal sorumluluğu kapsamındadır.
Çocukların medyada seslerinin duyurulması konusunda medya özendirici olmalı, öncü ve aracı görevini yerine getirmelidir.

Çocuk haklarını haber gündeminde tutmak, bu hakları korumakla ilgili tüm etkinlikleri/çabaları izlemek/araştırmak, takipçisi olmak, çocuklara karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyenleri ortaya çıkarmalıdır.

Çocuk haklarıyla ilgili ihlaller söz konusu olduğunda medya sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışmalı, sorunla bağlantılı bir boyutu, sorunun veya çözümün görülmeyen noktasını gün ışığına çıkarmasına yardımcı olabilir.

Medya kendi aracılığıyla yaydığı çocuk imgesinin basmakalıp klişe temsillerden kurtarılması, farklı yaşlardan, sınıflardan, koşullardan gelen çocukların eşit biçimde temsil edilmesi sağlanmalıdır.



http://www.facebook.com/notes/bir-minik-kiz-cocugu/cocuklar-ve-cocuk-haklarinin-medyada-temsili/154576439969
-----------------------------------------

Medyanın ergenlik çağındaki gençler üzerindeki etkileri


Televizyon ve filmler, video oyunları, bilgisayarlar ve müzik gibi diğer medya unsurları artık günlük yaşamımızın bir parçası haline geldi.

Eğitsel, yaratıcı, çeşitli ve düşünmeyi teşvik eden içerikleri ile ergenlik çağındaki gençler için yararlı pek çok medya programı mevcut. Ancak medyanın bazı olumsuz etkileri de olabiliyor. Örneğin çok fazla televizyon seyretmek obesite ve düşük okul performansı ile ilişkilendiriliyor.

Ayrıca televizyonda izledikleri şiddet gençleri şiddete karşı duyarsızlaştırıyor ve saldırgan davranışları artırıyor, okul başarısını etkiliyor ve hatta bazı gençlerin dünyaya tüm bakışını şekillendiriyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalar şiddet ve cinsellik içeren filmleri izleyen ortaokul ve lise çağı çocuklarının sigara ve içki kullanma eğiliminin arttığını ortaya koyuyor.

Küçük çocuklar için hazırlanmış çizgi filmler dahi şiddet eylemleri içerebiliyor veya sigara ya da alkolden bahsedebiliyor.

Medyanın ergenlik dönemindeki gençleri çok fazla etkilemesinin bir nedeni de, bu yaştaki gençlerin medyaya çok daha fazla maruz kalmaları. Araştırmalar tipik bir hafta içerisinde 8-18 yaş arasındaki çocukların günde altı saatten fazla bir süreyi televizyon izleyerek, video oyunları oynayarak, video filmleri izleyerek, bilgisayar kullanarak ve müzik dinleyerek geçirdiklerini ortaya koyuyor. Bu süre ise neredeyse tam zamanlı bir işte geçirilen süreye eşit!

2-7 yaş arasındaki küçük çocuklar dahi günde ortalama üç saati çeşitli medya unsurlarını kullanarak geçiriyor.

Medyanın ergenlik dönemindeki çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için anne-babaların yapabileceği bazı şeyler ise şunlar:



Toplam medya süresini kısıtlayın
Ergenler ve 2 yaşın üstündeki tüm çocuklar televizyon, video, video oyunları ve bilgisayar gibi medya unsurlarını günde bir-iki saatten fazla kullanmamalıdır. Bunun yerine ergenlik dönemindeki çocuğunuzu kitap okumak, spor yapmak, ev dışı etkinliklere katılmak, arkadaşları ile konuşmak, mektup yazmak ve ev işlerine yardım etmek gibi faaliyetlere yönlendirebilirsiniz.

Programları dikkatli seçin
Ergenlik dönemindeki çocuğunuz televizyon veya video izlemeden önce, ona uygun olup olmadığını anlamak için izleyeceği programın konusunu öğrenin. Ancak sadece film eleştirilerine güvenmemek de gereklidir. Bunlar filmin içeriği konusunda size bir fikir verse de, en doğrusu filmi önce kendinizin izlemesi olacaktır. Önceden bilgi sahibi olarak ergenlik dönemindeki çocuğunuzun şiddet, küfür, seks, alkol, sigara veya uyuşturucu kullanımı gibi konuları içeren medya unsurlarına maruz kalmasını önleyebilir veya sınırlayabilirsiniz.

Çocuğunuzun izlediği şeyi izleyin
Ergenlik dönemindeki çocuğunuzun izlediklerini, siz de onunla birlikte izleyin ve gördüklerinizi onunla tartışın. Film karakterleri tarafından ifade edilen konular hakkında konuşun ve sizin aile değerlerinizin hangi açılardan bu filmde gördüklerinizden farklı olduğunu belirtin. Çocuğunuza reklamları eleştirel olarak görmeyi öğretin. Çocuğunuzun odasına kullanımını gözleyemeyeceğiniz televizyon ya da bilgisayar koymayın.

İyi bir rol modeli olun
Kendi medya kullanımınızı sınırlandırın. İzleyeceğiniz programları dikkatle seçin ve izlediğiniz program bitince televizyonu kapatın. İçerik olarak sadece yetişkinlere yönelik programları çocuklar uyuduktan sonra izleyin.

Dr. Ayten Erdoğan
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

www.aytenerdogan.com

-------------------------------


1. ULUSLAR ARASI MEDYA OKURYAZARLIĞI KONFERANSI BİLDİRİ ÖZETLERİ

TRESKE, L. Gülden (Radyo Televizyon Üst Kurulu) “Medya Okur-Yazarlığı: Neden Gerekli” Bugün ülkemizde; gelişen iletişim teknolojileri ile 24’ü ulusal, diğerleri yerel ve bölgesel olmak üzere toplam 254 televizyon, 36’sı ulusal diğerleri yerel ve bölgesel olmak üzere 1092 radyo, ayrıca kablo ve uydu üzerinden ve internet ortamında yayın yapan radyo ve televizyonlarla birlikte sayısız sınır ötesi yayın evlerimize ulaşmaktadır. Bu şekilde, yetişkinlerin dünyasına ait, toplumsal hayattaki her türlü enformasyonun elektronik kitle iletişim araçlarının kullandığı çeşitli mecralar aracılığı ile evlerimize, her yaştan izleyiciye erişmesi kaçınılamaz olmuştur. En yaygın kitle iletişim aracı olarak, özellikle televizyonun toplumsal hayattaki rolü arttıkça, bu etkinin sonuçları sorgulanmaya başlanmış, dünyada ve ülkemizde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bir çok ülke tek tek incelendiğinde, hemen hepsinde bu etkiler konusunda benzer kaygılarla televizyon yayınlarını düzenleyici ve bireyi koruyucu bir takım yasal düzenleme ve yaptırımların uygulamaya konulduğu görülmektedir. Yasal düzenlemeler, kapsamlı önlemler getirmektedir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, 3984 Sayılı Yasada yer alan Yayın İlkeleri ile, yasalar çerçevesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Ancak, yaşamın bir aynası olan televizyonu hayatın olumsuz yönlerinden, savaşlardan, şiddetten, ticari kaygılardan arındırmak sadece yasal yaptırımlarla neredeyse imkansız olduğundan, burada bireysel ve toplumsal sorumluluklardan söz etmek kaçınılmaz olmaktadır. Aşırı rekabet ortamı ve ekonomik koşullar, medyayı her gün yeni buluşlar peşinde koşmaya itmekte, her türlü iletişim mecrasını olanaklı kılan yeni iletişim teknolojileri ve sınır ötesi yayınlarla yasal düzenlemeler çoğu kez uygulamanın gerisinde kalmaktadır. Maruz kaldığı enformasyon bombardımanı altında, bireyi güçlendiren toplumsal projeler önem kazanmaktadır. Televizyon izlemenin, bilinçli seçimle yapılan bir edime dönüştürülmesinin daha küçük yaşlarda kazanılması gereken bir alışkanlık olduğu düşünülürse, bu konuda, daha gelişme çağındayken verilecek medya okur yazarlığı eğitiminin önemi görülmektedir. Ayrıca, maruz kaldığı mesajı nasıl değerlendireceği konusunda bilinçli, kendisine sunulan –hatta bazen sunulmayan- metni/mesajı eleştirel bakış açısı ile değerlendirebilen bireyin, özellikle de çocuk ve gençlerin televizyondan etkilenmesi de doğal olarak farklı olacaktır. Televizyon tek başına toplumsal sorunların nedeni olmayıp, bu karmaşık sürecin sadece bir parçasıdır. Tüm düzenleme ve yasalara rağmen, bu günün çok kanallı ve

değişik mecralı iletişim ortamında en önemli çözüm eğitim olmaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, medya okur-yazarlığı eğitiminin yasalarla getirilen düzenlemeler kadar önemli olduğuna inanmaktadır.



TOPUZ, Hıfzı (İLAD Genel Başkanı) “Medya Eğitimi, Medya Çözümlemesi” Eğitim ve medya ilişkilerinde iki yaklaşım vardır: Birincisinde medya, yani basın, radyo ve televizyon eğitimde yardımcı bir araç olarak kullanılıyor. Yani, gazete ve dergilerde çıkan yazılardan, radyolarda ve televizyonlarda yapılan konuşmalardan ve yayınlanan programlardan ilk ve orta öğretimde genel kültür dallarında ve özellikle, tarih, coğrafya, yurt bilgisi, Türkçe ve sosyoloji derslerinde yararlanılıyor. Bu çerçevede medyada çıkan yazılar, araştırmalar ve TV programları tamamlayıcı nitelikte eğitime katkıda bulunuyorlar. İkinci tür yaklaşımda medya masaya yatırılarak inceleniyor. Haber kaynakları araştırılıyor. Çeşitli kaynaklardan gelen haberler birbirleriyle karşılaştırılıyor. Haberi ya da programı oluşturan mekanizmalar araştırılıyor. Bunlara yön veren eğilimler ya da çıkarlar saptanıyor. Ve öğrencide eleştirel bir bakışın oluşturulmasına çalışıyor. Böylece öğrenci medyanın oyununa gelmiyor ve medyayı değerlendirmeyi öğreniyor. Unesco her iki yaklaşımı da 1970’li yıllarda ele alarak çeşitli toplantılar düzenledi ve projeler oluşturdu. Uluslararası Sinema ve TV Konseyi 1979’da düzenlediği uluslararası bir uzmanlar toplantısında medya eğitimini şöyle tanımlamıştı: “Medya eğitiminin amacı, tarihte ve her alanda medyanın toplumdaki yerini, sosyal etkilerini, araştırmak ve değerlendirmektir.” Bu çerçeve içinde medya kurumlarının nasıl çalıştığı, mesajları nasıl oluşturduğu , nasıl dağıldığı incelenecek ve öğrencilere anlatılacaktır. Öğrenci gerçek dünya ile medyanın gösterdiği dünya arasındaki farkları görmeye alışacaktır. Medya eğitimi, yani medya mekanizmasının eğitimi 1970’li yıllardan sonra gelişti. Örneğin Fransa’da Milli Eğitim Bakanlığı önce 1979 ve 1984 yıllarında “Görsel İşitsel İletişime Girişim” adlı iki proje oluşturdu, sonra da 1983’te medya örgütleriyle işbirliği yaparak Eğitimde İletişim Araçları arasında Bağlantı Merkezi’ni “Clemi, Centre de l’iaism, de l’aseignement et de Moyens d’Information) kurdu. İspanya’da Eğitim Bakanlığı ile gazete yöneticileri 1985’te Prensa-Escuela adlı bir program oluşturdular. Avusturya’da ilk ve orta öğretim programlarında medyanın yer alması için 1983’te bir karar alındı. İsviçre’de bütün kantonlar da medyanın eğitimi programlarında yer alması için kararlar alındı. Bu yöntem zaten 1967’den beri Lozan’da uygulanıyordu. Zürih’te Pestalozzi programı içinde ve Fribug’ta da Medyaya giriş programında bu konu ele alındı. Belçika’da 1970’li yılların başında birçok okulda uygulanmasına başlanan Medya Eğitimi 1990’da resmileşti. İngiltere’de ve Galler Ülkesi’nde bu program 1988’de oluşturuldu. İskandinav ülkelerinde de bu programın yıllardan beri başarıyla uygulandığı biliniyor. ABD’de medya eğitimi 1932’de New York Times’ın girişimiyle başlatıldı. İlk başlarda 17 bin okulda çeşitli gazeteler gönderiliyor, 48 bin öğretmen bu programın uygulanmasında görev alıyor ve 350 basın kuruluşu da programa destek veriyordu. Kanada’da buna benzer uygulamalar yapıldı. Japonya’da, Latin Amerika ülkelerinde de medya eğitimi konusu ele alındı ve geliştirildi. İtalya’da da bu konu 70’li yıllarda başlatıldı. İlk olarak 500 okulda haftada iki saatlik uygulamalarla yapıldı.gazete sahipleri bu programa çok önem vererek okullara ücretsiz gazete gönderdiler. Bu yıl da büyük yayınevlerinden biri bu projeye sahip çıkarak programın boyutlarını genişletti.

Uygulama Yöntemleri

1) Bizde Okulda Medya konusunun Milli Eğitim Bakanlığı’nın medya örgütleriyle hazırlayacağı geniş bir program çerçevesi içinde uygulanması için zaman gelmiş ve geçmiştir bile. Bu uygulamada TV kanallarından ve internetten mutlaka yararlanmak gerekir.

2) Medya Eğitimi projesi bütün iletişim fakültelerinde, öğretmen okullarında ve eğitim fakültelerinde yer almalı ve her şeyden önce bu eğitimi uygulayacak öğretim üyelerinin yetiştirilmesi için seminerler düzenlenmelidir. Başka ülkelerdeki uygulamaları da yakından izlemek gerekir.
PEKMAN, Cem (Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi) “Avrupa Birliği’nde Medya Okuryazarlığı” 1970’li yıllardan bu yana “medya okuryazarlığı” konusunda dünyada çeşitli çalışmalar yapılmakta, özellikle genç nesillerin bir yandan medyayı “doğru okumaya” ilişkin bir bilinç kazanmaları, bir yandan da yeni iletişim teknolojilerinin yalnızca tüketicisi değil “doğru kullanıcısı” olmaları hedeflenmektedir. Avrupa Birliği’nde eAvrupa projesi bağlamında önemli bir yere sahip olan medya okuryazarlığı konusu, üye devletler içinde de özellikle okul eğitimi ve yetişkin eğitimi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu bildiri, kurumsal olarak Avrupa Birliği’nde ve AB üyesi ülkelerde medya okuryazarlığı konusundaki girişimleri ele almakta ve yapılan çalışmaları özetlemektedir.

www.medyaokuryazarligi.org.tr/kaynaklar/konferans1.pdf

MEDYA OKURYAZARLIĞI

Ekim 2006-2589 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayınlanan 11.09.2006 tarihli ve 354 sayılı kararının konusu “İlköğretim Seçmeli Medya Okuryazarlığı” hakkındadır.

Bu dersin öğretim programı Bakanlığımız ile Radyo Televizyon Üst Kurulu arasında 22/08/2006 tarihinde imzalanan “Öğretim Kurumlarına Medya Okuryazarlığı Dersi Konulmasına Dair İş Birliği Protokolü” kapsamında, Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından hazırlanan “İlköğretim Seçmeli Medya Okuryazarlığı Dersi Öğretim Programı”nın ekli örneğine göre kabulü,

Söz konusu dersin öğretim programının;

1. 2006-2007 Öğretim Yılında Adana, Ankara, Erzurum, İstanbul ve İzmir illerinde Bakanlığımızca belirlenen ilköğretim okullarının 7. sınıflarında, seçmeli ders saatlerinin 1 saatinde pilot uygulamasının yapılması,

2. Derslerde ders kitabı, öğrenci çalışma kitabı ve benzeri eğitim aracının kullanılmaması,

3. Sadece öğretmenlerin kullanması amacıyla ilgili genel müdürlük tarafından öğretmen kılavuz kitabı hazırlanarak dağıtımının yapılması kararlaştırıldı.

Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen program doğrultusunda İlköğretim Genel Müdürlüğümüz tarafından söz konusu dersin öğretmen kılavuz kitabı yazılmıştır. Okullarımızda seçmeli olarak uygulamaya konulmuştur.

Bu ders ile öğrenci;

1. Medyayı farklı açılardan okuyarak yaşadığı çevreye duyarlı, ülkesinin problemlerini bilen, medyada gördüklerini aklın süzgecinden geçirecek bilinç kazanır.

2. Televizyon, video, sinema, reklâmlar, yazılı basın, internet vb. ortamlardaki mesajlara ulaşarak bunları çözümleme, değerlendirme ve iletme yeteneği elde eder.

3. Yazılı, görsel, işitsel medyaya yönelik eleştirel bakış açısı kazanır.

4. Mesajların oluşturulmasına ve analizine dönük olarak cevap bulmaktan-soru sorma sürecine doğru bir değişimi gündeme getirir.

5. Bilinçli bir medya okuryazarı olur.

6. Toplumsal yaşama daha aktif ve yapıcı şekilde katılır.

7. Kamu ve özel yayıncılığın daha olumlu noktalara taşınması noktasında duyarlılık oluşturulmasına katkı sağlar.

2006 yılından itibaren uygulamaya konulan medya okuryazarlığı dersi gerek öğrencilerden ve gerekse velilerden ilgi görmüş, RTÜK işbirliği ile tanıtımı yapılmış ve popüler bir seçmeli ders olmuştur.

Toplumun her kesimince takdir edilen bir gerçektir ki; günümüzde gerçek dünya yerini sanal bir dünyaya bırakmaktadır. Bu sanal dünyanın olumsuz etkileri de en çok çocuklarda ve gençlerde görülmektedir. Gittikçe kalabalık insanlar arasında yalnız kalan birey; yalnızlığını sanal dünyada sanal kurgularla ve sanal arkadaşlıklarla gidermektedir. Bu bir arada yaşama tecrübesi edinmiş insanlık için büyük bir tehlikedir. Bu tehlikeye karşı bütün dünya milletleri önlem almıştır, almaktadır ve almaya da devam edecektir. Bu çerçevede birçok ülke medya okuryazarlığı dersine ilköğretim düzeyindeki okullarda yer vermektedir.

Söz konusu dersin ilköğretim okullarımızın 6-7. sınıflarından bir tanesinde seçmeli olarak okutulması, dersin amaçlarına ne kadar hizmet etmektedir. Bu durum iyi analiz edilmelidir. İlköğretim okullarında ders sayısının artırılması, bir dersin saatinin artırılması ya da zorunlu yapılması dersin amaçlarını karşılayabilecek midir? Eğitim ve öğretimin insanın doğumundan ölümüne kadar örgün ve yaygın olarak sürdüğü gerçeğinden yola çıkarak medya okuryazarlığının sadece bir sınıfta seçmeli olarak okutulması amaca hizmet etmeyecektir. Çocukların duyularına oldukça fazla hitap eden medya organları ve sanal dünyadan (internet) söz ediyorsak bu durum daha da zordur.

Toplumun her kesimine çocuklarımızı medyanın ve internetin zararlarından korumak için görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bu görev ve sorumluluklar;

Medya organları üzerine düşen görev ve sorumluluğu daima hatırlamalıdırlar.

Veliler bu konuda bilinçli hareket etmelidirler.

Çocuklar sanal dünyayı, kurgulanmış sahneleri gerçek dünya ile karıştırmamalıdırlar.

Öğretim programlarına özellikle sosyal bilgiler ve Türkçe derslerinin her kademesinde medya okuryazarlığının kazanımları ara disiplin alan kazanımları olarak yer almalıdır.

Medya ve internetin zararlı içeriklerinden çocuklar koruma programları ile korunmalıdır.

Ailelerin bu konuda bilinçlenmesi için televizyon programları yapılmalıdır.

Televizyonlarda çocukların ilgisini çeken filmlerden örnekler:


Bakugan Amerikan güreşi




Ben ten Bez Bebek

Çocukların ilgisini çeken bilgisayar oyunlarından bazıları



Kantır Need for speed Metin iki


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə