Çocuk İnatçı Hey ! Sus ! Sen ! Hey! ? ! ?Öfkeli Sen ! Kaygılı Sus ! Çocuk ! Sen ! ?Korkak Hey ! Sus ! Sen ! Hey !




Yüklə 1.05 Mb.
səhifə1/18
tarix23.04.2016
ölçüsü1.05 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18
Hey ! Mutsuz ? Sen ! Sus !

Çocuk İnatçı Hey

! Sus ! Sen ! Hey! ? ! ?Öfkeli

Sen !

Kaygılı Sus ! Çocuk !

Sen ! ?Korkak

Hey ! Sus !

Sen ! Hey !

! ?

Saldırgan! Çocuk ! Mutlu! Aptal! Sus
Bebek Sus ! Çocuk Akılsız

ÇOCUĞUN

EĞİTİMİ

Hey Çocuk Sen Sus!

Hey Tembel ?

? Ergen Hey ? Anne! Çocuk Sen Uzman Öğretmen

MEHMET NESİP YİĞİTLER
ÖNSÖZ

İnsana tahakküm için insanın zirveye çıkardığı bilimden tutun, teknolojik masal kitaplarına, pek çok roman türünden, bilim kurguya oradan yeni şiire kadar okuduğumuz pek çok kitaptan öğrendiklerimizle neleri başarmayı umuyoruz?


Uzayın derinliklerinden, denizler altında yirmi bin fersaha kadar gerekli gereksiz pek çok şeyi öğrendik te,

Hiç çocuk ruhunun güzelliğine nüfuz edebildiğimizi hatırlıyor muyuz?


Çocuklarımızın yarınlarında, azıcık daha mutlu olmalarına yönelik yöntemlerimiz, İnsanı “var” etmeye dünyamızdaki güzellikleri çoğaltmaya yönelik.

Çabalarımız var mı?

Ya da çocuğumuzun hayata tutunabilmesi, hayattan bir şeyler umabilmesi için

Ona ne gibi katkılar sunabileceğimizi hiç düşündük mü?


Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Onlara ne verirsek onu alırız. Çocuklar doğduklarında kil’e benzerler biz ne şekil verirsek, o şekli alırlar.

Onlara verdiğimiz şeklin, biçimin farkında mıyız?


Biz büyüklerin: Karanlığın simsiyahı, kanın kıpkırmızısı, paranın pisyeşili ile Boyadığımız bu dünyada, çocuklarımız hangi renkleri görecekler?
Silah ve çığlık sesleriyle doldurduğumuz dünyada

Çocuklarımız hangi sesleri duyacaklar?


Yaydığı radyasyonla beyin tümörlerine neden olduğu ve önümüzdeki on yılda çok sayıda insanın ölümüne sebep olacağı belirtilen, yere batasıca cep telefonlarımıza ayırdığımız zaman kadarını, çocuklarımıza ayırmadığımız,

Çirkinleştirdiğimiz ve yapayalnızlığı çoğalttığımız şu dünyada,

İnsan yüreğinin dopdolu güzelliğini, göğün masmaviliğini, tabiatın yemyeşilliğini,

Onlar nerden bilecekler?

İnsan yavrusu çocuğumuzdan esirgediğimiz mutluluk kaynağı insan iletişimini ve tüm güzellikleri: her gün ürettiğimiz çöp dağlarının arasına attığımızı,

Fark etmeyecek miyiz?

Dünyamızın bu pis haliyle mutluluğu onlar nerden öğrenecekler?
Yoksa önemli olan, mutluluğun öğrenilmesi, hatta resminin çizilmesi değil de mutluluğun bizzat kendisinin yaşanması mıdır?

Çocukların mutluluğu yaşamalarına müsaade edilmez. Mutluğa katkı sunulur!

Mutluluğa müsaade veren bencil yapıdan, mutluluğa katkı sunan bir yapıya bürünmek için:

Mutlu yaşamak ve mutlu yaşatmak için çocuğun dünyasını merek etmemiz öğrenmemiz gerekiyor


Mehmet Nesip YİĞİTLER


İÇİNDEKİLER

Zekâ ve akıl Üzerine

Zekâyı harekete geçiren yetenekler

Zekânın biyolojik temelleri

Çocuklarda zekâ

Çocuğun zekâsına ait ihmaller6

Gelişme çağları

Çocuğun gelişme ile sağladığı özellikler7

Bireyin öğrenme çevresi7

okul öncesi dönemde çocuk gelişimi8

0–2 çocuğun dil gelişimi10

2 yaşın özeti11

2 yaş çocuğuna nasıl yardımcı oluruz?11

3 yaşın özeti 12

3 yaş çocuğuna nasıl yardımcı oluruz?12

4 yaş çocuğu 13

5 yaş çocuğuna nasıl yardımcı oluruz?14

zekâ ve çevre 14

kalıtım ve çevre 15

zekânın yaşa göre gelişimi 15

zekâ ve başarı 16

zekâ geriliği 17

eq (entelligence quoitent) nedir? 18

çocukta 0–2 yaş nöromotor etkinlikleri19

çocuklarda davranış bozuklukları20

davranış bozukluklarının nedenlerı20

davranış bozukluklarının nedenlerı21

davranış bozukluklarına örnekler çocuklarda saldırganlık21

çocukta saldırganlığın nedenlerı22


ZEKÂ VE AKIL ÜZERİNE

Zekâ: Zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği, olarak tanımlanır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir. Bebeğin beyin hücreleri, ana karnında 3. haftadan itibaren gelişmeye başlar.

Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde biçimlenmeye başlar. Nöronların birçoğu beynin belli bölgelerine göç ederek gelecekte çocuğun reflekslerini, iradi beden hareketlerini, dil ve düşünmeyi, algılamayı yönetecek alt sistemleri oluşturur.

Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.

Herkes çocuğunun akıllı ve zeki olmasını ister. Birçok anne baba çocuğunun aklı ve zekâsıyla övünür. Bazıları da çocuğun akılsızlığından dert yanar. Çocuk için üzülmek veya onunla övünmekten önce anne babaların zekâ ve akıl hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir.

Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zekâ olarak adlandırılır. Buna göre zekâ, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen, merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan, deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.

Tek hücreli hayvanlar, çevrenin etkisiyle durum değiştirerek çevrenin tepkisine uyarlar. Daha ileri düzeyde olan eklem bacaklılar, tepkilerine içgüdülerini de katarlar. Kemikli hayvanlarda, bu iki kuvvete alışkanlık eklenir. En yüksek hayvanlarda ve insanlarda ise, çevreye uymak için yeni bir faaliyet, bir davranış ortaya çıkar ki, bu da zekâdır.

Zekânın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekâya ilişkin kuramların tümü zekânın geliştirilebilir bir kapasite olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir.

Zekâ, akıldan farklıdır, bir yetenek bir alışkanlıktır. Bu kuvvet yardımı ile insan, bilinen şeylerden bilinmeyenleri çıkarır. Neden sonuç arasındaki bağlılıkları bulur, benzerlikleri ve farkları anlar.

Akıl ve zekâ birer kabiliyettir. İkisi arasındaki en önemli fark, akıl bir başkasından alınabilir ama zekâ alınamaz. Zekâ her kişiye özel iken akıl aktarma yolu ile kişiden kişiye geçirilebilir.

Akıl anlayıcı bir kuvvettir. Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırt etmekte kullanılan potansiyel bir yetenektir.

Bergson diyor ki: “Her asırda insanlar, eksiklik hissettikleri alanlarda tabiata uymak, hayvanlar ve kendileri arasında ilişki kurmak için âletler yapmıştır. Bu aletler, zekâ ile yapılmıştır.” Alet yapmak, teknikte yükselmek akla değil, zekâya işaret eder. Zekâ, içgüdüden yukarı, akıldan aşağı, bir şuur basamağıdır. Aklın uygulamacısı gibi olan zekâ, akıldan önce teşekkül eder.

Akıl, teorik yollar ve kurallar ortaya koyan, düşünme sürecini yöneten ve kavramlar aracılığı ile çalışan yeteneğin adıdır. Duyu organlarının sağladığı materyali algılayan, teşhis eden, zihinle bütünleştiren veya böyle bir süreçte zihinde üretilmiş kavramları bilincin kullanımına sunan yetenektir. Akıl yeteneği, otomatik olarak işlemez. Aklın kullanılması için kişinin akıl kullanma eylemini seçmesi gerekir. Akıl kullanma eylemi düşünmek yolu ile gerçekleşir. İnsan düşünmek için bir çaba gösterir. Düşünmek, tam ve odaklanmış bir yönelme ve uyanıklık, teyakkuz gerektirir. Bir insanın bilincini odaklaması, konsantre olması ancak iradi çabayla, istekle, mümkündür.

Buna göre, zekâ doğuştan var olan bir yeteneği, akıl ise bu yeteneğin kullanılmasını ifade eder. Zekâ potansiyel bir varlık, akıl ise bu potansiyelin pratikteki durumudur.

Ya da, zekâ altın, akıl altın bileziktir. Bilgisayar diliyle söyleyecek olursak; zekâ ramdır, akıl ise işlemcidir.

Özetle: Zekâ düşünebilme kuvvetidir. Düşüncelerin doğru olması için de akıl lâzımdır. Zeki insan düşüncelerinin doğru olabilmesi için bir takım prensiplere ihtiyaç vardır. Bu prensipleri idare eden güç akıldır.

Zeki bir kişi, büyük bir yönetici olabilir. Başkalarının aklından da yararlanarak başarı yöntemler uygulayabilir. Fakat akıl gücü az ise, kritik bir noktada bir hata ile başarıları felâkete dönebilir.

Ünlü yöneticilerden zeki olup akıllı olmayanlar veya akıllı oldukları halde zekâlarını yeterli biçimde kullanamayanlar da pek çok örnek teşkil ederler. Napolyon zeki olup akıllı olmayanlardadır. Tarihteki dahiler hem zeki hem de akıllı olanlardır. Atatürk buna güzel bir örnektir.
ZEKÂYI HAREKETE GEÇİREN YETENEKLER

Zekâ birçok zihinsel yeteneğin değişik durumlarda kullanılmasını gerektirir. Bu yetenekler arasında başlıcaları,



Sözel Anlayış: Sözcükleri tanıma ve anlama,

Sözel Akıcılık: Sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri çabucak bulabilme,

Sayısal Yetenek: Aritmetik işlemlerini çabuk ve doğru olarak yapabilme,

Alansal ve Uzay ilişkileri: İki ve üç boyutlu görsel algılamayı yapabilme,

Bellek: İşitsel ve görsel olarak belleme gücü,

Algısal Hız: Karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,

Mantıklı düşünme: Muhakeme yürütebilme, olarak sayılabilir.

Bir kişinin zekâ seviyesi, diğer şartlar eşit tutulduğunda ne kadar zor işler başardığı veya aynı güçlükteki işlerin ne kadarını hangi sürede, ne kadar doğru bir sonuçla bitirdiği ile belli olur.




ZEKÂNIN BİYOLOJİK TEMELLERİ

Zekâ ile beyin arasıda çok yakın bir ilişki vardır. Zekânın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir insan beyninde 10 milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her bir hücre ortalama 10.000 hücre ile bağlantı içerisinde çalışmaktadır. Nöron adı verilen bu sinir hücrelerinde sinyaller çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar zinciriyle oluşan ve sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen titreşimler halinde iletilmektedir.

Beynin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş değildir. Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca uğraştırmış hala da uğraştırmaktadır.

Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beynin belirli bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama getirir.

Zekânın yüzde kaçı kullanılıyor gibi sorulara şimdiye kadar verilen cevaplar 5.10.20 gibi rakamlar olmuşsa da bilim adamları artık insanların zekâlarının tamamını kullandıklarını, ama çevresel şartlara göre bu potansiyelin arttırılabileceği görüşünü dile getirmektedirler.

Zekâ, yeni doğmuş bir çocukta potansiyel olarak vardır, zamanla olgunlaşır. Zihinsel gelişimin en hızlı olduğu zaman 10 yaşa kadar olan dönemdir. Zekânın gelişmesi, beynin ve sinir sisteminin olgunlaşmasına dayanır.

Normal olarak, zekâ, doğuştan itibaren şahsın olgunluğa erdiği 15–25 yaşlara kadar devamlı olarak artar. Fizikî ve bedenî büyüme ve gelişmede de olduğu gibi, zekâdaki gelişmenin ilk beş senesinde çok hızlı olmasına karşılık, 10–16 yaşlarda gitgide yavaşlar ve 15–20 yaşından sonra tamamıyla durur. 20 yaşına kadar gelişen zekâ, ondan sonra 7–8 senelik bir duraklamayı takiben hızla zayıflar ve düşer.
BEYNİMİZİN İŞLEYİŞİ

  İnsanda bulunan 100 trilyon hücrenin yaklaşık 100 milyarı beynimizdedir. Beyin vücudun yaklaşık %2'si kadar bir ağırlığa sahiptir. Yeni doğmuş bir insan yavrusunun beyni yaklaşık olarak 350 gram civarındadır. Yetişkin bir insanın beyni ise, 1000–1350 gram arasındadır. Bu ağırlık erkeklerde 1200–1350, kadınlarda 1000–1250 gr kadardır Beynin ağır olması ya da sinir hücrelerinin yani nöronların sayısının fazla olması zekâ ile bağlantılı değildir.

Nöronlar uyarılma ve alınan uyarıcıyı iletebilme özelliğine sahiptir. Hücre gövdesi, dendirt ve akson olmak üzere nöronlar üç kısma ayrılır. Yeni doğanda dendirt ağları seyrek ve az gelişmiştir. Özellikle doğumdan sonraki altı ay boyunca çevreden duyusal iletiler alındıkça dentritler dallanır ve aktif hale gelir. Her nöron dentritler aracılığıyla komşu nöronların aksonlarından gelen iletileri alır. Bu iletileri kimyasal ve elektriksel işlemler yoluyla akson boyunca sinaps adı verilen boşluklara aktarır. Sinaps oluşturamayan nöronların çoğu ölür.

Hayatın ilk yılında beyin hücrelerinin sayısı azalır ama beynin ağırlığı iki kat artar. Çünkü nöronlar işitilen, görülen, dokunulan, koklanan, tadılan uyarılara tepki verirken dendritler yoluyla fiziksel bağlantılar kurar ve geliştirir. Çocuğun aktif yaşantısı, zihinsel çabası ve zengin çevresel uyarıcılar dendritlerin dallanmasını hızlandırır. Böylece zekâ gelişir. Her ne kadar bir bebeğin beyni bir yetişkinin dörtte biri ağırlığındaysa da doğduğunda ömrü boyunca sahip olacağı nöronların tümüne zaten sahiptir. Beyin daha fazla nöron oluşturduğundan değil, zaten yerlerinde olan bu nöronların genişlemesinden, akson sayısının ve dendritlerin bağlantılarının artmasından dolayı büyür. Sinaptik bağlantılar kurma işlemi, farklı şehirlerdeki iki ev arasında bir telefon bağlantısı çekilmesine benzetilebilir. İstanbul ve Erzurum'daki iki ev arasında bir telefon bağlantısı kurmak için hattı birçok şehirden geçirmek gerekir. İstanbul'dan başlayıp içinden geçilen tüm şehirlerdeki yerleşim birimlerinin bağlantıları tamamlanarak Erzurum'a ulaşılır. Telefon sistemi için elimizde hazır adresler vardır ama nöronların doğru bağlantıyı kurmaları için rehberlik edecek ne bir harita ne bir işaret vardır; bunların yerine biyokimyasal sinyaller izlenir.

İstendiğinde yeni nöronlar oluşturulmadığından vücut gerekenden fazla nöron üretir. Daha sonra onları, fazla büyümüş bir ormanı seyrelten bir oduncu gibi budar. Vücut, ihtiyacın yaklaşık iki katı nöron üretir. Ve yaşamak için nöronlar, hücreye "hayatta kal" mesajı gönderen proteinler olan nörotropik faktörler için rekabet etmek zorundadırlar. Hedef hücre bu nörotropik faktörlerden fazla miktarlarda üretir ve onları, öncelikle elinde kalmasını istediği aksonlara olmak üzere paylaştırır. Fazla sayıda yavrulamış bir hayvanın, her biri sınırlı miktardaki anne sütünden payını almaya çalışan yavrularının durumunda olduğu gibi, çelimsiz olanlar birer birer ölecektir. Aksonlardan yeterli nörotropik faktör ememeyen nöronlar programlanmış hücre ölümü denilen bir işlem uyarınca kendilerini yok ederler.

Öğrenciler, beyinlerini kullanmaları için fırsatlarla karşı karşıya bırakılmadıklarında, dendritler uyarılamazlar. Bu durum sınıflarda ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Öğretmenler, uygun uyarıcılar vermediğinde neural budanmaya neden olabilirler ya da bilgiyi algılamak için gerekli olan yeteneklerini köreltebilirler. "Bu konuları müfredatta olduğu için işlemek zorundayım" gibi açıklamalarla öğrencilerde ortaya çıkan can sıkıntısı, gereksiz tekrar gerginliği, sinirlilik, kaygı ve hayal kırıklıkları öğrenmeye engel olabilir ve bilginin işlenmesi sürecini yavaşlatabilir. Bu olay okul çağındaki çocuklarda genellikle baskın oldukları zekâ alanları aktif olarak uyarılmadığında gerçekleşmektedir.

      Örneğin bir öğrencinin beyni, genellikle hareket ederek işlem görüyorsa ve bu öğrenciye de hareket etme serbestliği tanınmadığında, beyin süreçlerinde neural budamaya neden bir azalma söz konusu olmaktadır. Görsel zekâsı baskın olan bir başka öğrenci sınıfta görsel uyarıcılar azsa bu gereksinmesini karşılamak için hayal kurmaya ve dalmaya başlayabilir. Buna izin verilmediğinde ya da görsel uyarıcı sunulmadığında yine neural budanma olabilir.

      Neural dallanma aracılığıyla neural ağımızı geliştirmek için sinir hücreleri arasında daha fazla sinaps oluşturmaya ihtiyaç vardır. Uygun müziksel uyarıcılar, bilişsel gelişim için önemli olan neural patikaları uyarabilir. Neural dallanmayı cesaretlendirmek amacıyla öğrencilerimizin hipotetik düşünmelerini geliştirmelerine yardımcı olabiliriz. "Atatürk 80 yaşına kadar yaşasaydı ülkemizin gidişatı nasıl olurdu?" gibi sorularla, öğrencilerimizin hipotetik düşünmelerine yardımcı olabiliriz.

     Ters düşünme stratejileri bu konuda iyi bir öneri olabilir. Örneğin, "Gününüz tamamen ters olsaydı, yani, sabahleyin akşam yemeği yeseydiniz, akşam ise kahvaltı yapsaydınız nasıl olurdu? Kediniz sizden büyük olsaydı ya da altın sıvı bir maden olsaydı gündelik hayatta neler değişirdi? Niçin? Niçin değil?" gibi sorular ters düşünme stratejilerinin örnekleri olabilir.
ÇOCUĞUN ZEKÂSINA AİT İHMALLER

Hayatımızdaki en önemli amaçlarımızdan biri çocuklarımız için iyi bir gelecek hazırlamaktır. Onlara iyi bir gelecek hazırlamak, gelecekte başarılı olmalarını sağlamak için yapacağımız bazı şeyler vardır. Çocuklarımız için yapabileceklerimizi telafisi mümkün olanlar ve telafisi mümkün olmayanlar olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. 

Örneğin paramız olmadığı için bugün alamadığımız bir oyuncağı daha sonra imkânımız olduğunda bir iki ay gecikmeli olarak alabiliriz. Yine okul çağı geldiği halde 7 yaşında okula gönderilmemiş olan bir çocuğu 8 yaşında okula başlatabiliriz. Bu durumlar çoğu kez kendimiz için de geçerlidir. Bu yıl alamadığımız bir arabayı seneye alabiliriz. Bunlar telafisi mümkün durumlardır.

Hayatımızda telafisi mümkün olmayan olaylar da vardır. Özellikle çocuklarımız için telafisi mümkün olmayan bu olaylarla, doğumlarından 7 yaşına kadar olan büyüme dönemlerinde karşılaşılır.



1- Bilimsel araştırmalar, doğduktan sonra uzun süre anne sütüyle beslenen çocukların ileri yaşlardaki zekâ seviyelerinin, anne sütüyle beslenmemiş diğer çocuklara oranla, daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Anne sütüyle beslenmemiş bir çocuğun bu kaybının telafisi mümkün değildir.

2- Çocuğun yedi yaşına kadar olan dengeli beslenmesi gelecekteki zekâ seviyesini etkilemektedir. Bu dönemde beyin gelişimine uygun şekilde dengeli beslenememiş çocuğu geri döndürmek ve bu olayı telafi etmek mümkün değildir.

3- Üç ile yedi yaş arasındaki çocuğun beyin gelişimine uygun bir eğitimin verilememiş olması, telafisi mümkün olmayan durumlardır.

Telafisi mümkün olmayan bu üç durumun da çocuğun yedi yaşına gelinceye kadar olan büyüme dönemine rastlamasının bir nedeni vardır. Bu dönemde çocukların beyinleri çok hızlı bir şekilde gelişir. İnsan hafıza ve zekâsının % 75’i, 3 ile 7 yaş arasında oluşumunu tamamlamaktadır.

Telafisi mümkün olmayan bu üç olayı kaçırmanın bedeli açıktır. Bunun için 7–8 yaşına kadar anne babaların çocuklarına ait ihmal edilmememsi gereken bu görevleri zamanında yerine getirmeleri gerekir.
ZEKÂ VE ÇEVRE

 İnsan ana karnından başlayarak ölümüne kadar bir çevre içinde yaşar. Çocuğun doğum öncesi uygun beslenmesi, oksijen alımının yolunda gitmesi gerekir. Örneğin, güç bir doğum sırasında çocuğun soluğu uzun süre kesilirse, zekâsı etkilenir. Doğumdan sonra insanın içinde yaşadığı dış çevresi, zekâyı etkileyen en önemli faktördür. Çevre, çocuğunuzun toplumsal gelişimi yani başkalarıyla olan ilişkileri, tutum ve davranışları üzerinde oldukça etkilidir. Çocuğunuzun yaşadığı yer, yanında bulunduğu her varlık, karıştırdığı bir kitap, dinlediği müzik, izlediği film, beslenme şekli, ısı, ışık gibi ihtiyaçları, onun fiziksel ve sosyal çevresini oluşturur.

İlgi görmeyen bebek okul çağına geldiğinde öğrenime hazır hale gelmeyebilir. Çevresel tüm etkenler çocuğun zihinsel gelişimini geliştirir ya da köreltir. Çocuğunuzun doğumdan okul çağına kadar olan zaman içerisinde kaliteli uyarıcılar tarafından uyarılması onun zihinsel gelişimini olumlu yönde etkiler

Bebeklikte aşırı yetersiz beslenme, zekâ puanını düşürebilir. Örneğin Güney Afrika’da aşırı ölçüde beslenme yetersizliği çeken çocukların zekâsı yeterli gıda alan akranlarına göre ortalama 20 puan daha düşük bulunmuştur. Bu bulgu çocukların erken dönemde yeterli gıdadan yoksun kalmaları halinde hem bedensel hem de zihinsel gelişmelerinin geri kaldığını göstermektedir. Daha sonra İngiltere ve Kaliforniya’da yapılan çalışmalar, A vitamini desteğinin yetersiz beslenmeye maruz kalmayan çocuklarda bile zekâ testi puanlarında artışa neden olduğunu göstermiştir. Zekânın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekâya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zekâ farkı da o denli fazla olmaktadır.

Çocuğa uygun fiziksel ve sosyal çevre ortamı sağlamak, çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Zekâ üzerinde anne ve babadan aldığı genlerin önemi olduğu gibi çevrenin de çok önemli bir etkisi vardır. İlk yaşlarda uygun beslenme, ana babanın uyarması, ilgisi zekâyı geliştirir. İlgi ve uyarılmanın yetersiz olduğu bir evde zekâ kolay gelişemez. Bu bakımdan ilk yıllarda ilgi yokluğu sonraki çabalarla giderilemez.

Ana-baba evinin zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları görülmüştür.

Zekâya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü sayılabilir.

Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zekâ testlerindeki başarıları düşük olur.

Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf etmeleridir.

Zekâsı yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme imkânına sahiptir. Bu çocukların başlangıç şartları iyi olduğundan ilerisi için daha iyi sonuçlar elde edebilmektedir.


ZEKÂNIN SOYAÇEKİM (KALITIM) İLE İLGİSİ

 Halk arasında yaygın olan birçok deyim ve atasözünde kalıtımın insan yaşamında oynadığı role dikkat çekilir. Birinin kötü karakterine vurgu yapmak için “kanı bozuk” denir. Birinin yakınlarına benzediğini belirtmek için “anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al” “cins cinse çeker” “arpa eken buğday biçmez” “aslı ne ise nesli de odur”, “armut dibine düşer,” “oğlan dayıya, kız halaya çeker” gibi pek çok deyiş vardır.

 Kalıtım ya da soyaçekim, anne babadan gelen özelliklerin çocuğa aktarımı anlamına gelir. Kalıtım sayesinde kişinin bedensel ve ruhsal yaşamının alt yapısı oluşur. Kalıtıma bağlı özelliklerin anne babadan çocuğa geçişini inceleyen bilime Genetik denir.

 Genetik ve kalıtım farklı kavramlar olmakla beraber, kalıtım genler yoluyla sağlandığından, bu süreçlerle yakın ilişkili kalıtım prensipleri de genetikle ilgili araştırmalarla keşfedilmeye çalışılmaktadır.

Doğuştan gelen zekânın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zekâ puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekâlarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekâlarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır.

Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edinilen çocukların zekâlarını, üvey anne-babalarının zekâları ve ayrıca doğal anne-babalarının zekâları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların zekâ puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür. Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırma, kalıtımın zekâ gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.



KALITIM VE ÇEVRE

 İnsan davranışını ve kişilik yapısını inceleyen araştırmacılar, insan davranışının biyolojik, fizyolojik, yani kalıtıma bağlı ve kültürel çevreye bağlı temelleri olduğunu kabul ederler. Ancak hangi ölçüde kalıtımın, hangi ölçüde çevrenin etkili olduğunu çok net söyleyememektedirler.

 Pek çok nitelik ve davranışın oluşmasında çevre ve kalıtım aynı derecede önemli rol oynamakla beraber, çevreye göre kalıtımın veya kalıtıma göre çevrenin daha geniş ölçüde etkin olduğu nitelikler, yetenek ve davranışlar da vardır.

Genel yetenek, mizaç ve kişiliğe ilişkin çeşitli özellikler kalıtım ve çevrenin karşılıklı etkileşimi sonucu şekillenir.

Tavırlar, değerler, ilgiler, çeşitli alışkanlıklar, geniş ölçüde toplumsal ve doğal çevrenin oluşturduğu nitelik ve davranışlardır. Beden yapısına ilişkin özellikler geniş ölçüde kalıtımın etkisiyle oluşur.

Ancak ağırlık ister çevrede ister kalıtımda olsun, her ikisinin de mutlaka etkisi vardır. Örneğin, tamamen çevreye bağlı bir özellik gibi görülen lisan, (dil) gelişiminde bile kalıtımın etkisi vardır; çünkü kişinin zekâ düzeyi dili kullanımını ve onu öğrenme hızını etkiler.

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə