BÜYÜk dil biLİMCİler mikhail Mikhailovich Bakhtin




Yüklə 77.37 Kb.
tarix25.04.2016
ölçüsü77.37 Kb.
BÜYÜK DİL BİLİMCİLER






  • Levi Straus




  • Michael Halliday




  • Yuri Lotman

      Noam Chomsky



  • Roland Barthes

  • John Locke

  • Roman Jakobson

  • Lev Semenoviç Vygotsky

MİKHAİL MİKHAİLOVİCH BAKHTİN(1895-1975)


Bakhtin çevresi dönemin okullarındaki ve Mikhail Mikhailovic Bakhtin’in çalışmalarının merkezinde bulunan Rus düşünürleridir. Çevre Rus devriminin ortaya çıkardığı sosyal ve kültürel sonuçları ve Stalin döneminin düşünsel yapısındaki dejenerasyona hitap etmiştir. Çalışmalarının odağını, sosyal yaşam içinde tanıtıcı ve gösterici sorular ve genel sanatsal üretimlere özgü hangi dilin sosyal gruplar içinde çatışma yarattığıdır. Bakhtin çevresindeki üyeler şunlardır: Matvei Isaevich Kagan(1889-1937), Pavel Nikolaevich Medvedev(1891-1938), Lev Vasilievich Pumpianskii(1891-1940), Ivan Ivanovich Sollertinskii(1902-1944), Valentin Nikolaevich Voloshinov(1895-1936) ve diğerleri.

Bakhtin ve çevresi öncelikle Nevel ve Vitebsk kasabalarında mitingler düzenlemiş(Bu görüşmeler 1918’den 1924’e kadar yani Leningrad’a gidene kadar sürmüştür.) ve bu görüşmeler 1929’daki tutuklanmalarla sonuçlanmıştır. Bakhtin bu zamandan 1975’teki ölümüne kadar çalışmalarına devam etmiştir. 1969’da Moskova’ya taşınmıştır ve seksen yaşında ölmüştür. Bakhtin Kustanai(Kazakistan, 1930-36), Savelovo(Moskova yakınları, 1937-45), Saransk(Mordovia, 1936-37, 1945-69), Moskova(1969-759 gibi bir çok yerde bulunmuştur. Saransk’daki Mordov Pedagogical Enstitü (Şu anda üniversitedir.)’de emekli olana kadar çalışmıştır.

Bakhtin çevresi, Kagan’ın Almanya’dan dönüşüyle saygınlığa kavuşmuştur. Kagan, Leipzig’de felsefe öğrenimi görmüştür. Kagan Almanya’da Neo-Kantianist Herman Cohen’in öğrencisiydi ve Ernst Cassirer’in derslerinde bulunmuştu. Kagan, birçok Kantçı seminerlerdeki felsefî, dinsel ve kültürel sonuçları tespit etmiş ve tartışmıştır. Kagan, Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Musevi bir entellektüeldir(Bolşevik ve Menşevik ayrışması öncesi). Kagan’ın ilgisini çeken Cohen’in Marxisme benzer felsefesidir.

Grubun asıl çalışmaları 1924’te Leningrad’a gelmeleriyle başlar. Bu Saussurecü linguistikçilere keskin bir meydan okuma ve formalist düşünceyi geliştirme yolunda görülür. Felsefe ve şiirde, dil felsefesinin önemini açığa çıkardılar. Dil felsefesindeki en önemli çalışma, 1926-30 yıllarında periyodik olarak Voloshinov tarafından basılan seri makale ve kitaplardır ve bu kitap Marxism ve Dil Felsefesi(Marksizm i filosofia iazyka,1929) adını taşır. Medvedev, sembolist şair Aleksandr Blok’un arşivini Marxist ve formalist teorisyenlerle tartışır. Bu tartışmaları bazı makaleler ve The Formal Method in Literary Scholarship(Formal’lnyi metod v literaturovedenii, 1928) adıyla yayımlar. Aynı zamanda Voloshinov da zamanın Freudçuları üzerine tartışmalarını yayımladı.

Bakhtin, 1929’da ilk ünlü monografi olan Problems of Dostoevskii’s Work(Problemy tvorchestva Dostoevskogo)’ü yayımlar. 1924-29 arasındaki birçok çalışması basılmamış ve tamamlanmamıştır.

Bakhtin, 1936-38’de Bildungsroman adlı kitabını tamamlar ve bu kitapta realizmin tarihini anlatır. Bu kitap, Almanlar’ın 1941’de Sovyetler’e saldırması sonucunda elyazmaları yok edilir.

Bakhtin, 1938’de bacak kemiğinin iltihaplanması sonucu hastalanmış, 1965’ten sonra kitap yazmamıştır.

Senem Pehlivan

LEVİ STRAUSS


Levi_Strauss popüler Fransız antropolojistidir. Yapısal antropolojide yaptığı gelişmelerle tanınmıştır. 28 Kasım 1908’de Belçika’da doğmuştur. Sanatçı bir babanın oğludur ve entellektüel bir Yahudi Fransız ailesindendir.

Levi_Strauss,.Paris Üniversitesi’nde çalışmıştır. 1935-39 yıllarında Sao Paulo Üniversitesi’nde profesörlük yaparken Brezilya’ya çeşitli yolculuklar yapmıştır. 1942-45 arasında New School (Yeni Okul)’un Sosyal Araştırmalar Bölümü’nde profesörlük yapmıştır. 1950’de Ecole Practique des Hautes Etutes’de çalışma başkanı haline gelmiştir. 1959’da Sosyal Antropoloji Sandalyesi’ni üstlenmiştir. Fransız Koleji’nde,kitapları:The Raw and the Cooked (pişmiş ve pişmemiş) Yabani,Vahşi Akıllar,Yapısal Antropoloji,totemizm .

Onun hayatının en önemli üç öğesinin :marxiszm psikoonalizm ve jeoloji olduğu söylenir. Ancak sadece batı kültürüyle ilgilenmek yerine çeşitli kültürlerdeki insanların yaşamıyla tanışıp antropolojide bilim yapma fırsatı buldu .Levi_Strauss, sadece batı kültürünün değil her yerdeki insanların karakteristik özelliklerini bulmaya çalıştı. Bu yüzden Brezilya ve Kuzey-Güney Amerikalı Kızılderililer üzerinde araştırmalar yaptı. 59 yıllık çalışmasının yarısından fazlasını Kuzey-Güney Kızılderili kabilelerini araştırmakla geçirdi. Bu kabileleri incelerken kullandığı metod yapısalcılıktır. Levi_Strauss’a göre yapısalcılık kuşkusuz en uyumlu araştırma yöntemidir.

Levi_Strauss, kelimelerin tek bir anlamı olmadığından yola çıkarak yapısal linguistlik (dilbilim) üzerinde çalıştı. Onun yardımları bize insan beyninin nasıl çalıştığına dair bilgiyi verdi. İnsanoğlu naturalden (ilkel) kültürel duruma geçmeleri dili öğrenmeleri, yemek... Yapısalcılık şunu içerir: İnsanlar kendi beyinlerindeki mekanizmaları kullanmaz kurallara uyar (doğaldan kültüre geçişlerinde). Levi_Strauss’a göre insan diğer canlılardan farklı değildir.

Levi_Strauss, genelde mitoloji üzerindeki genel analizleriyle bilinir. Çevredeki farklı kültürdeki insanların efsanelerinin benzerliklerini açıkladı. Efsanelerin içeriğiyle değil yapısıyla ilgilendi. Efsanelerin bir dil olduğunda ısrar etti; çünkü efsaneler anlatıla anlatıla gelmiştir. Genellikle mitosların dilden daha karmaşık olduğunu söyler.
Senem Pehlivan

MICHAEL HALLIDAY

Prof. Michael Halliday’in linguistik alanına en büyük katkısı iki ciltten oluşan ve bu alandaki makalelerin bir bileşimi olan festschrift tir. Bu eser linguistik alanında resmi olarak 8. Dünya Yapısal Dilbilim kongresinde tanıtılmıştır.

Prof. Halliday Unyversity’s Foundation da Profesör olarak görev yapmış aynı zamanda 8. Dünya Kongresi’nde de başkanlık görevinde bulunmuştur. Bu yılın sonunda emekliye ayrılmış ve bu alandaki çalışmalarına devam etmiştir. Prof. Halliday’in gramerde systemic functional modeli bugün dil yaratımında en fazla açıklayıcı model olarak kabul edilir.

Festschrift Prof. Halliday ve birlikte çalıştığı altmış meslektaşı ile on sekiz ülkeden bilim insanlarının makalelerini içerir. Associate profesörü Ross Steele ve Terry Threadgold tarafından organize edilmiş ve de isimlendirilmiştir. Başlık olarak Language Topics: Essays in Honour of Michael Halliday koyulmuştur.

Profesör Steele festschrift’in organizasyonunun üç yıl aldığını ve ikinci cildi kanıt bölümü sayfalarıyla dondurduklarını söylemiştir. Ayrıca Profesör Steele “ biz makale yazan insanların geniş kabulleri ile bu eseri iki cilde genişlettik” diye eklemiştir. Prof. Steele Prof. Halliday hakkında ise şunları söylemektedir; “ o alçak gönüllü bir insan ve hayatını öğrencilerine ve bu alandaki çalışmalara admış birisi ve bana kalırsa bu alandaki en ünlü isim”.

Yazarlar festschrift içerisine Profesör Halliday tarafından yazılmış ilk önemli kitap olan The Linguistic Science and Language Teaching (1964) ‘i de eklemişlerdir. Peter Strevens ve Angus McIntosh bu kitabın, dilbilimcinin bizim dili öğrenme ve öğretmeyi anlamamıza nasıl katkıda bulunacağını göstermesi bakımından temel bir eser olduğunu belirtmişlerdir.

Eski öğrencileri, meslektaşları altı yüzün üstünde kişi bu eserin tanıtımında bulunmuşlar ve festschrift bu alandaki eğitim için en fazla kullanılan kaynak haline gelmiş ayrıca altmış yazarını dünyaya tanıtmıştır.


Senem Pehlivan

YURİ LOTMAN (1922-1993)


Yuri Lotman, büyük semiyotikçi ve bilim adamıdır. Leningrad’da doğmuştur. Filoloji üzerine Leningard State üniversitesinde çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda ağır toplar/silahlarla savaşmıştır. Savaştan sonra üniversitedeki çalışmalarına geri dönmüştür.

1950’de Estonia’ya gider ve Tortu Üniversitesinde çalışmaya başlar. Burada Tortu’da Moskow semiyotik okulunu kurdu. Bu okulun diğer üyeleri Uspensky, İvanov, Toporov, Pyatigorsky, Revzin, Lesskis işaret sistemleri üzerindeki çalışmalarıyla adını duyurdu(Trudy po znokovym systemam).

Kültür teorileri, Rus Edebiyatı, tarih, semiyoloji(işaret ve işaret sistemlerinin genel teorileri),sinema semiyatiği ,sanat, edebiyat üzerinde çalıştı.

Lotman en çok bilinen yazarlardan biridir. Onun çalışmaları 800 başlıkla örneklenebilir. Amerikan yazarlarıyla karşılaştırılmak istenirse Isaac Asimov’un çalışmalarıyla karşılaştırılabilir. Onun bütün çalışmaları akademik seviyededir. Daha kesin olarak, diğer iyi bilinen Rus bilim adamı Bakhtin‘le karşılaştırılabilir.

Lotman’ın araştırmaları çok fazla sayıdadır, bulunması zor olduğu kadar sayısı çok fazladır. Araştırmaları çeşitli dillere çevrilmiştir(Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Japonca, İspanyolca).

Senem Pehlivan

92-02-1195



NOAM CHOMSKY

7 Aralık 1928’de Philadelphia/Pennslyvania’da doğdu. Rus göçmeni William Chomsky’nin oğludur. Babası İbranice öğretmeniydi ve Ortaçağ İbranice grameri üzerine hazırlanan bilimsel bir dergiyi çıkarmaktaydı. İlk eğitimini Philadelphia’daki Oak Lane Gündüz Okulu ve Merkez Yüksek Okulu’nda aldı. 1940-1945 yılları arasında New York şehrinin anarşist-sosyalist Yahudi entelektüel cemaatinin çalışmalarıyla haşır neşir oldu. Arap-Yahudi işbirliği için çalışmak üzere İsrail’e göç etmeyi planladı.

Eğitimine dilbilim, matematik ve felsefe çalışacağı Pennslvania Üniversitesi’nde devam etti. 1945-1950 yılları arasında Pennslvania Üniversitesi öğrencisiydi ve dilbilimi öğrenimine başladı. Bu süre zarfında, Zellig Harris’in “Yapısal Dilbiliminin Yöntemi” adlı kitabının düzeltmeleri üzerine çalıştı ve Zellig Harris’in siyasî görüşlerine karşı sempati duymaya başladı. Radikal-empirist bir felsefeci olan Nelson Goodman’ın öğrenciliğini de yaptı. 1951 yılında Nelson Goodman’ın Genç Araştırmacı Bursu önerisini kabul ederek Harvard Üniversitesi’ne gitti.

1953 yılında Noam Chomsky, Avrupa’ya seyahat etti. Bu gezi sırasında yapısal dilbilimini şekillendirme girişiminin işe yaramayacağına karar verdi; çünkü dil oldukça soyut doğuştan edinilen bir olguydu. Bundan sonraki çalışmalarının bu olgunun modellenmesi ile ilgili olması gerektiğine karar verdi. 1955 yılında, Pennslyvania Üniversitesi’nden doktora derecesini aldı; ancak bu dereceyi elde etmesini sağlayan araştırmalarının çoğunu 1951-55 arasında Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirdi. Doktora derecesini aldığından beri Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalışmaktadır; şu anda Modern Diller ve Dilbilimi bölümündeki Ferrari P. Word Başkanlığı görevinde bulunmaktadır.

Noam Chomsky, ününü dilbilim alanında kazanmıştır. Dilbilimin bazı tarihsel ilkelerini ibranice uzmanı olan babasından edinmiştir. Yüksek Lisans derecesi için gerçekleştirdiği ilk araştırmaları konuşulmakta olan modern İbranice hakkındaydı. Pek çok başarısının arasında en ünlü olanı, modern mantığa ve matematiksel temellere olan ilgisinden kaynaklanan doğuştan gramer(generative grammar) üzerine olan çalışmalarıdır. Doğuştan grameri doğal dillerin tanımlanmasına uygulamıştır.

Öğrenci olarak Chomsky, Pennslyvania Üniversitesi Dilbilim Profesörü olan Zellig Harris2den oldukça etkilenmiştir. Bloomfield’ın görüşlerini genişletmek isteyen Zellig Harris’in çalışmalarıyla doğan dönüşüm ‘transformationisme’ akımı, son zamanlarda çok ilgi toplamıştır. Bu yolda en ünlü dilci Chomsky’nin yazıları, bir dereceye kadar strüktüralizme tepki sayılır. Chomsky’e göre, dil bahsinde en özel durumu, Descartes, bir cümleyle ortaya koymuştur: Hayvan dürtmeye cevap verir, insan yenilik yaratır. Dilcinin fikirlerini şöyle özetleyebiliriz: Mekanik açıklamalardan hiçbiri söylevin tutarlılığını, yetkililiğini, yeniliğini tam anlatamaz. Gramerciler sayısı sonsuz söylevlerin varlığını benzeşmeyle izah ederler. İnsan zekasına, insanın yaratma kabiliyetine sistemlerinde yer vermezler. Halbuki, esas soru, basit yapılardan karmaşık yapılara nasıl geçildiğidir. Bunu 17. yüzyılın gramercileri bilir ve öğretirdi. İki basit cümleyi tek cümle halinde toplamak, bir sıfat yerine yardımcı tümce koymak. Yazı yazanlar, ilk ifadelerindeki basit cümleleri ikinci bir yazıda daha toplu, daha karmaşık bir tarzda değiştirdiklerini kendi deneyleriyle bilirler. İkinci yazı önemlidir. Temel yapı birçok değişmelere tabi tutulur. Bir bildirme yapısı, edilgen, soru, olumsuz yapılara çevrilebilir. Değiştirmeler konuşan veya yazanın basit cümle üstünde az veya çok işlemler yapmasıyla gerçekleşir. Gramerci bu değiştirme işlerinin kurallarını ve konuşanın neden şu veya bu biçimi seçtiğini araştırmalıdır.

Kurallar, ancak gerçekleşmiş söz biçimleri göz önünde tutularak çıkarılır. Burada önemli bir durum göze çarpar. Cümle yapılarındaki değişmeler, mesela etken cümlenin edilgen cümleye çevrilmesi mekanik iş değildir. Bazı hallerde mümkündür, bazı hallerde gülünç düşer. Kullanılmayan, dili konuşanların garipsedikleri biçimler elde edilir. İmkansız sayılan, dile yabancı(agrammatical) biçimler vardır. Agrammatical cümlelerin de dereceleri olabilir.

Chomsky’nin ‘dönüşüm’ üzerindeki fikirlerinden ‘üretimsel’ (generative) gramer anlayışı doğmuştur.

Noam Chomsky, her zaman siyaset ile ilgilenmiştir ve onu dilbilim alanına çeken şeyin siyaset olduğu söylenir.

Chomsky, akademik alanda saygı görmüş ve pek çok defa onurlandırılmıştır. Dünyanın birçok yerinde konferanslara katılmıştır.



Senem Pehlivan
ROLAND BARTHES
1915’te Cherbourg’ta doğmuştur. Babasını çok erken yaşta kaybetmiş, annesi tarafından yetiştirilmiştir. İlk ve orta öğrenimini Paris’te görmeden önce çocukluğunu Fransa’nın güneybatısındaki Bayonne’da geçirmiştir. 1934-1947 arasında tüberküloz nöbetleriyle uğraşmıştır. Nekâhet döneminde de eline geçen her şeyi okumuş ve ilk makalelerini (André Gide üzerine) yayımlamıştır. Romanya ve A.J. Greimas ile tanıştığı Mısır’da öğretmenlik yapmıştır. Daha sonra 1977’de Fransız Koleji’ne (Collége de France) tayin edilmiştir. 23 Mart 1980’de bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir.

Roland Barthes denemeden kültür eleştirisine, göstergebilimden yapısalcılığa çok geniş bir yelpazedeki araştırmalarıyla çağdaş yazın alanına damgasını vurmuş bir düşünürdür.

Barthes’ın dil ile kültür üzerine eğilen ilk çalışmaları, özellikle 20.yy.ın ortalarında Fransız düşün yaşamına egemen bir konumda olan varoluşçuluk ile Marksizm akımlarını etkisinde kalmıştır. Bu noktadan sonra çalışmalarını göstergebilim üzerine yoğunlaştırmıştır.

Hemen hemen bütün yazılarında “gösterge”yi (işaret) gerçekliğin temsili veya yansıtılışı olarak temellendiren dil anlayışına karşı çıkan Barthes; yazınsal, toplumsal, kültürel bütün pratikleri baştan aşağı belirleyen dilin dinamik bir etkinlik olduğu düşüncesini savunmuştur. “Yazının Sıfır Derecesi” (Le Degré Zéro de l’éctriture), dilin bir ‘toplumsal nesne’, bir ‘eyleme alanı’ olması temelinde yazarın okuyucu ile ilişkiye geçtiğini ileri süren bir yazı kuramı geliştirmiştir. Barthes’a göre yazarın toplumsal değişim üzerinde doğrudan bir etkisi olamaz. Bu yüzden yazar her şeyden önce yazı için, yazma eyleminin kendisi için yazmalıdır.

Barthes giderek, yerleşik yazı alışkanlıklarını ortadan kaldırmak amacıyla çok daha kapsamlı bir dil görüşü geliştirmeye başlamıştır. Bu görüş, yapısalcı dilbilimin kurucusu Ferdinand de Saussure’ün dil anlayışı üzerine kurulmuştur:

Barthes, göstergeyi gerçekliğin doğal bir resmi olarak anlayan yazın ideolojisinin karşısına göstergenin keyfîliğini çıkarmıştır. Bu, sadece yazın alanıyla da sınırlandırılamaz. Gıda, giyim, reklamcılık, moda... bütün gösterge sistemleri bu eleştiriden paylarına düşeni almaktadırlar.

Bu ana görüş doğrultusunda Barthes, eleştirilerini özellikle çağdaş gösterge sistemlerinde dolaşan burjuva söylenleri (Fr. Mythe, Tü.üstûre) diye adlandırdığı, sanki doğallarmış gibi gösterilen nesneler ile olaylar üzerinde yoğunlaştırmıştır. 1957’de yayımlanan Mythologies adlı kitabında, bir magazin dergisinin kapağında bulunan bir fotoğrafın, temel bir burjuva söylenini anlamlandırdığını açıkça göstermektedir. Bu fotoğrafta zenci bir asker, Fransa’nın ırklar arasında bir ayrım gözetmeyecek kadar büyük bir ülke olduğunu gösterecek bir biçimde Fransız bayrağını sallamaktadır. Barthes bu fotoğraftaki işaretin kodunu, Fransız sömürgeciliğinin üstü örtülmüş bir savunması olarak çözümlemektedir. Barthes’ın amacı, belli ideolojik işlevleri belli etmeden yerine getiren işaret sistemlerinin maskelerini düşürmektir. Barthes, Mythologies adlı kitabında myth’in bugün bir konsept (kavram/fikir), fikir veya obje değil bir mesaj olduğunu söylemiştir. Böylece myth, dil olmaktan çok sözün (speech/parole) ürünüdür.

1960’ların sonunda, post-yapısalcı metin tasarımına dayanarak yazıya dair genel kanılar üzerindeki eleştirilerini sivrileştirmiş ve bu eleştirilerinin kapsamını da oldukça genişletmiştir. Örneğin Balzac’ın Sarrasine adlı öyküsünün eleştirel gözle çözümlenmesinden oluşan ve 1970’te yayımladığı S/Z başlıklı kitabında, yapısalcılığın metni anlaşılır kılmak için vazgeçilmez olarak gördüğü yazınsal kodların, metinde nasıl işlendiklerinin araştırılması gereğini vurgulamıştır. Bu görüşün en belirgin izlerini ve kuramsal temellerini “Yazarın Ölümü” başlığıyla 1968 yılında yayımladığı metinde bulabiliriz. Burada Barthes ‘yazar’ın modern bir figür, bireyin saygınlığını bütünüyle keşfetmiş bir ürün olduğu gerçeğini vurgular. Yazar, metnin babası veya tek sahibi olarak görülmekte, buna bağlı olarak metnin birliğini olanaklı kılan, metnin bütün okumalarının kendisine yöneldiği metnin en son gösterileni olarak değerlendirilmektedir. Bu egemen anlayışa karşı Barthes, dilin açık bir iletişim (bildirişim) aracı olması nedeniyle, yazılanın yalnızca yazarın yetkesine indirgenemeyeceğini belirtir. Barthes burada özellikle Joyce ve Mallarmé gibi bazı yazarların metinlerine göndermelerde bulunur. Yazmanın, eylemde bulunan öznenin olduğu yere değil, dilin bulunduğu yere ulaşması gerektiğini ileri sürer. Modern yazar, en son gösterileni sürekli erteleyerek bir anlamlar çokluğu yaratmanın peşinde olan kişidir. “Yazı”nın görevi, dile getirilen anlamı ortaya çıkarmak, metnin gizlerini aramak veya metinde üstü örtülü olanın örtüsünü kaldırmak değil, gerektiğinde metnin anlamını başka bağlamlara taşıyarak metinde söylenenleri doğrudan ilişkili olmadığı başka söylemlerde yeniden dillendirerek metnin anlamlarını alabildiğine çoğaltmaktır. Böylece okuyucuya “metnin birliğini sağlamak” gibi önemli bir görev düşmektedir. Bu anlamda okuyucu, yazılı metne salt tüketilebilecek bir ürün gözüyle yaklaşan biri değildir artık. Aksine etkin ve üretken bir okuyucudur. Böylece okuyucu, metnin gerçekleştirilmesinde yazar ile işbirliği yapan bir konuma yükselir.



Metnin Hazzı, 1973 (Le Plasir de Texte) adlı kitabında okuma eylemini, metindeki anlam oyunlarının oynanması yoluyla alınan bir haz veya mutluluk (jousisance) olarak tanımlar.

Göstergeler İmparatorluğu, 1970 (L’empire Des Signes) Barthes’ın Japonya’yı ziyaretinden önce yazılmıştır. Ona göre Japon aşçılığı, “çiğin alacakaranlığı” (the twilight of the raw), seks ise “seksüalite dışında her yerde olan”dır.

Göstergebilimin İlkeleri, 1964 (bazı kaynaklarda 1965) (Eléments de Sémiologie): Burada Barthes, göstergebilimi üzerindeki görüşlerini sistemleştirmiştir. Bu görüşleri, Saussure’ün dil görüşleri ve ritüel ve mit üzerindeki görüşleri üzerine temellendirmiştir.

Roland Barthes, Roland Barthes’ı Anlatıyor, 1975 (Roland Barthes par Roland Barthes) adlı kitabı, yazarın özyaşamöyküsüdür.

Aydınlık Oda, 1980 (La Chambre Claire) Barthes’ın son kitabıdır. Burada fotoğraf, bir iletişim aracı olarak görülmektedir. Ona göre fotoğraf, özellikle de portre bir sanat değil, sihirdir. Bu kitap annesinin ölümü (1977) ile kendi ölümü (1980) arasındaki kısa sürede yazılmıştır.

Göstergebilimin Serüveni, 1985 (L’Aventure Semiologique): Ölümünden sonra yayınlanmıştır. Göstergebilime ilişkin tüm yazılarını içerir.

ESERLERİ:



  • LE DEGRÉ ZÉRO DE L'ÉCRITURE, 1953 - Writing Degree Zero

  • MICHELET PAR LUI MÊME, 1954 - Michele by Himself

  • MYTHOLOGIES, 1957 - Mythologies (selected trans. by Annette Lavers) - Mytologioita

  • SUR RACINE, 1963 - On Racine

  • LA TOUR EIFFEL, 1964 - The Eiffel Tower and Other Mythologies

  • ESSAIS CRITIQUES, 1964 - Critical Essays

  • ELÉMENTS DE SÉMIOLOGIE, 1964 - Elements of Semiology

  • CRITIQUE ET VÉRITÉ, 1966 - Criticism and Truth

  • SYSTÈME DE LA MODE, 1967 - The Fashion System

  • S/Z, 1970

  • L'EMPIRE DES SIGNES, 1970 - Empire of Signs

  • SADE, FOURIER, LOYOLA, 1971

  • NOUVEAUX ESSAIS CRITIQUES, 1972 - New Critical Essays

  • LE PLAISIR DU TEXTE, 1973 - The Pleasure of Text - Tekstin hurma

  • ERTÉ, 1975

  • POURQUOI LA CHINE?, 1976

  • ROLAND BARTHES PAR ROLAND BARTHES, 1977 - Roland Barthes by Roland Barthes

  • Image-Music-Text, 1977 (essays selected and translated by Stephen Heath)

  • FRAGMENTS D'UN DISCOURS AMOUREUX, 1977 - A Lover's Discourse: Fragments

  • LEÇON INAUGURALE AU COLLÈGE DE FRANCE, 1978

  • SOLLERS, ÉCRIVAIN, 1979 - Sollers, Writer

  • LA CHAMBRE CLAIRE, 1980 - Camera Lucinda - Valoisa huone

  • Barthes Reader, 1980

  • L'OBVIE ET L'OBTUS, 1982 - The Responsibility of Forms

  • LE BRUISSEMENT DE LA LANGUE, 1984 - The Rustle of Language

  • L'AVENTURE SÉMIOLOGIQUE, 1985 - The Semiotic Challenge

  • INCIDENTS, 1987

  • ŒUVRES COMPLÈTES, 1993-95 (3 vols.)

Gaye Küçükler

JOHN LOCKE
29 Ağustos 1632’de Somerset’te bir köy olan Wrington’da doğmuştur.

Görüşleri ile deneyciliğin (emprism) genel hatlarıyla sınırlarını çizmiştir. Rasyonalizme (özellikle de Descartes’ın rasyonalizm anlayışına) karşı emprist felsefenin en önemli savunularının temellerini atmıştır. İngiliz filozof Locke, bilişsel yetilerimize ilişkin doğalcı kavrayışın hep ön planda tutulduğu, dikkatli gözlemlerle deneysel verilerin toplanıp sistemli bir şekilde betimlenmesinin, felsefe araştırmasının başlıca görevi olarak görüldüğü deneyci yaklaşımıyla Avrupa düşünsel yaşamına yepyeni bir yön vermiştir.

Locke, geleneksel metafizik sistemlerle görüldüğü üzere, duyulara aşkın birtakım yollarla şeylerin özüne sızılacağı düşüncesine kuşkuyla yaklaşmıştır. Bu türden bir varsayımla yola çıkan felsefe yaklaşımlarına da karşı çıkmıştır. Din felsefesi alanında da her türden dogmacılığa tamamen karşıt bir tutum sergilemiştir. Siyaset felsefesinde de, dönemi için oldukça devrimci sayılabilecek görüşleri savunmuştur: Kilisenin egemenliği altındaki bir devlet modeli yerine, temelde halk egemenliğine dayalı, “özgürlükçü bir devlet modeli” önermiştir.

İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme (An Essay Corcerning Human Understanding, 1689-1690) adlı eseri, Locke’un başyapıtı olarak kabul edilir. Bütün kavramlarımızın deneyden türetildiğini ileri süren John Locke, buna karşın bütün bilgilerimizin deneye dayanmadığını savunur.

Doğa Yasası Üzerine Denemeler (Essays on the Law of Nature, 1664) adlı eserinde Locke bütün idealarımızın ya deneyde verili olduğu ya da deneyde verili olan ‘yalın idealar’ca oluşturulmuş ‘bileşik idealar’ olduğu saptamasında bulunmuştur. Locke’a göre deneyim, her durumda kendi içinde ‘düşünüm’ barındırmaktadır. Yani deneyimlerimiz zihinsel işleyişlerimiz üzerine düşünmekle edindiğimiz bir farkındalık aracılığıyla meydana gelmektedir. Locke bu farkındalığı ‘iç duyum’ olarak adlandırır.

Locke, şeylere ilişkin bilgimizi doğrudan onların duyularımızı etkileme güçleri dahilinde, onların etkileme güçleri aracılığıyla edindiğimizi; şeylerin özlerinin bilgisine gerek duyulmaksızın salt şeylerin varoluşlarının bilgisine ulaştığımızı dile getirmektedir. Şeyler, duyularımızı etkileyerek belli bir niteliğe ya da nesnedeki bizi etkileme gücüne karşılık gelen görüngüsel bir yalın ideaya neden olur. Bu yalın idealardan sertlik, devingenlik, durağanlık, nicelik gibilerini “birinci nitelikler” diye adlandırır. Renk, koku, tat gibi geride kalan diğer ideaları da “ikincil nitelikler” olarak tanımlar. Maddesel varlığı bulunan her türlü nesneye ilişkin idealarımızın, o nesneyi gördüğümüz zaman tanıyıp tanımlamamızı olanaklı kılan nesnenin bütün nitelikleri yanında etkileme güçleriyle oluşturulmuş ‘bileşik idealar’ olması zorunludur.

Sonuç olarak geçmişteki metafizik kurguların bütün varlığın açıklanması amacıyla başvurdukları tinsel dayanak tanımı yerine, Locke tözü (varlık/substance), nesnelerin taşıdığı bütün nitelikleri bir arada tutarak o nesnenin birliğini veya özdeşliğini olanaklı kılan metafizik yapıştırıcı olarak temellendirmektedir. Böylece Locke, bir yandan geleneksel felsefenin varlık sorununu duyular dünyasının duyulur nesnelerinin varlıkbilgisel statüsü düzlemine taşırken, diğer yandan şeylerin ancak duyularla algılanabilen nitelikleriyle anlaşılabileceğini savunarak “nitelikler” ile “niteliklerin taşıyıcısı olarak töz” doğrultusunda yeni bir varlıkbilgisinin de temellerini atmıştır.

Locke’un sezgiciliği, Platoncu-Augustinusçu-Descartesçı düşünme çizgisinde görülen, doğuştan birtakım idealara sahip olduğumuz anlamına gelen doğuştancılığa (innatism) karşı öne sürülen deneyci bir görüştür. Ona göre zihin tüm ideaları deney yoluyla, dünyaya geldikten sonra edinir. Locke zihnimizin doğuşta boş bir levha (tabularasa) olduğunu düşünür. İnsan doğuştan ne kavramlara ne de önsel (a priori) bilgilere sahiptir. İnsanın tüm bilgisi sadece dıştan gelen, sonradan edindiği duyu izlenimlerinden oluşur.

Locke’a göre deneyim iki katlı bir yapı sergiler:

Gözlemlerimiz, ya dışımızdaki duyulur nesneler üzerine kurulmaktadır ya da içimizde, daha doğrusu zihnimizin içsel işlevleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Birincisi olan dışımızdaki nesnelere yönelik gözlemlerimize dayalı olarak edindiğimiz idealar, bütünüyle duyularımıza dayandığı için Locke bu idea edinim sürecini ‘duyum’ (sansation) diye adlandırmaktadır.

Buna karşı ikincisine, yani her insan tekinin dışarıdaki nesnelere ilişkin duyumlamasıyla edindiği kendi içindeki idealardan belli zihinsel yetilerini kullanarak yeni idealara, bir anlamda içsel duyumlara ulaşmasına ise ‘düşünüm’ adını verir.

Locke’a göre ‘duyu izlenimleri’ bilginin edinilmesindeki tek yol değildir. Zihnin kendisi de duyumlarla aynı ölçüde bir bilgi edinme kaynağıdır.

John Locke, ilimleri sınıflandırırken, işaretleri inceleyen bir bilim dalı kurmuştu ve ona “sémeiotique” adını vermişti. Böylece bu terim ilk defa 17.yy.da deneyciliğin babası John Locke tarafında kullanılmıştır. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme adlı yapıtında, yalnızca doğal diller bağlamında değil, genel gösterge sorununa eğilerek kendi ‘göstergeler öğretisi’ne “sémeiotique” adını vermiştir.

ESERLERİ:
* Letter on Toleration (1689)

* Second Letter on Toleration (1690)

* Two Treatises of Government (1690)

* Essay Concerning Human Understanding (1690)

* Some Considerations of the Consequences of Lowering of Interest, and Raising the Value of Money (1691)

* The Reasonableness of Christianity (1695)

* A Second Vindication of the Reasonableness of Christianity (1695)

* A Letter to the Bishop of Worcester (1697)

* Discourse on Miracles (posthumous)

* Fourth Letter for Toleration (posthumous)

*An Examination of Father Malebranche’s Opinion of Seeing All Things in God (posthumous)

* Remarks on Some of MR Norris’s Book (posthumous)

* Conduct of the Understanding (posthumous)

Gaye Küçükler


ROMAN JAKOBSON
Rus asıllı ABD’li dilbilimci Roman Jakobson 1896 yılında Moskova’da doğmuş ve 1982 yılında Boston’da hayatını kaybetmiştir.

Moskova Üniversitesi’nde Slav filolojisi ve karşılaştırmalı dilbilim alanında eğitim görmüştür. Öğrencilik yıllarında bazı araştırmacılarla (bu araştırmacılar ileride “Rus Biçimcileri” olarak adlandırılacaktır) bağlantı kurup onlarla birlikte çalışmaya başlamıştır.

1915’te Moskova Dilbilim Çevresi’nin kurulmasına katkıda bulunmuştur. 1920’de Prag’a yerleştikten sonra şiir dili (Çek Şiiri Üstüne,1923) ve İslav dillerinin karşılaştırmalı sesbilgisi (Rusça’nın Sesbilimsel Evrimi Üstüne Açıklamalar, 1929) konularında çalışmıştır.

1926 yılında Prag Dilbilim Çevresi’nin kuruluşuna katılıp 1938’e kadar bu dilbilim kuruluşunun başkan yardımcılığını yapmıştır. 1938’de Danimarka’ya yerleşmiş ve yeni kurulmuş olan Kopenhag Dilbilim Çevresi üyeleriyle bağlantı kurmuştur. Daha sonra Norveç’e gidip Çocuk Dili, Sözyitimi ve Genel Ses Yasaları (1941) adlı yapıtını yayımlamıştır.

1941 yılında ABD’ye gitmiştir. Önce New York’ta daha sonra Harvard Üniversitesi’nde dersler vermiştir. 1957’den itibaren de Massachusetts Institute of Technology’de dersler vermiştir.

Araştırmalarını bilim dalları arasında çeşitli ilişkiler kurarak sürdürmüş olan Jakobson, dilbilimin birçok alanına ilişkin çalışmalar yapmıştır:

* Sesbilim (ikincilik kuramı)

* Ruhdilbilim (çocuğun dili edinmesi ve sözyitimi sorunları)

* Bildirişim kavramı ile dilin yapısı arasındaki bağıntılar (dilsel işlevler kuramı)

* Şiir dilinin incelenmesi


İnceleme, araştırma, çözümleme türünden çok sayıdaki yazılarının en önemlileri 4 ciltte toplanmıştır:

  1. Phonological Studies (Sesbilimsel İncelemeler)

  2. World and Language (Dünya ve Dil)

  3. The Poetry of Grammer and the Grammer’s of Poetry (Dilbilgisinin Şiiri ve Şiirin Dilbisi)

  4. Slavic Epic Studies (Slav Destan İncelemeleri)

“Çevirinin Dilsel Görünümü” (1966) adlı makalesinde dilbilim ile çeviri arasındaki ilişkiyi inceler. Sözsel bir göstergenin “verbal sign” (sözlü işaret), 3 değişik biçimde yorumlanabileceğini belirtir. Ona göre eğer dilsel işaretler, aynı dilin göstergeleriyle yorumlanıyorsa diller arası (interlingual); dilsel olmayan veya dil dışı sistemlerin göstergeleriyle yorumlanıyorsa göstergeler arası (intersemiotic) çeviri yapılıyor demektir.

Ahmet Mithat Efendi’nin “Henüz On Yedi Yaşında”(1881) romanının Osmanlı Türkçesi’nden Türkiye Türkçesi’ne aktarılması, diliçi (intralingual) çeviridir.

Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” (1990) romanının Türkçe’den İngilizce’ye çevrilmesi, diller arası (interlingual) çeviridir.

Barış Pirhasan’ın, Bilge Karasu’nun kaynak dili Türkçe olan öyküsünü okuması, öyküden esinlenerek erek dili farklı İngilizce bir senaryo yazması ve sürecin sonunda bu senaryodan aynı erek dil sistemi içinde kalarak görsel bir metin oluşturması, hem diller arası (interlingual) hem de göstergelerarası (intersemiotic) bir çeviri yapıldığını gösterir.

Jakobson çeviride eşdeğerliliğin olamayacağına inanır. Makalesinde, 3 tip çeviride (özellikle de diller arası çeviride) kaynak metin ve erek metin arasında tam bir eşdeğerliliğin olamayacağını belirtir. Çevrilemezlik (untranslatability) kavramını gündeme getirmiştir. Ona göre çeviri, bir edebiyat metninden sinemaya, dansa, resme veya müziğe yapılan göstergelerarası kaydırmadır. (intersemiotic transposition)



Gaye Küçükler




LEV SEMENOVİÇ VYGOTSKY

Moskova Üniversitesi’nde Edebiyat öğretmeni olmak üzere eğitim almıştır. İlk incelemesi sanatsal yaratıcılık (artistic creation) üzerine olmuştur. 1924’ten sonra psikoloji, eğitim ve psikopatoloji üzerine çalışmaya başlamıştır. Bu çalışmalarını 1934’te tüberkülozdan ölünceye kadar sürdürmüştür.

Hayatı boyunca sadece psikoloji üzerine değil sosyal bilimler, felsefe, linguistics ve edebiyat üzerine de geniş bir bilgi sahibi olmuştur.ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki politik sebepler de dahil olmak üzere birçok sebepten dolayı, Vygotsky’nin çalışmaları onlarca sene Amerikalılar tarafından tanınmamıştır. Soğuk Savaş sona erdiğinde, Vygotsky’nin çalışmaları da açıklanmaya başlanmıştır. Bugün ise, Vygotsky’nin dışarıda tutulduğu bir eğitim süreci düşünülememektedir.

VYGOTSKY’E GÖRE FİKİR VE DİLİN KÖKENLERİ


Hayvanlarda olduğu gibi, fikir ve dil (speech) insanlarda farklı köklere sahiptir. İlk devrelerde fikir sözsüz (nonverbal), dil ise fikirsiz (nonintellectual)dir. Ancak ikisinin gelişme çizgisi paralel değildir, tekrar ve tekrar çakışırlar. 2 yaş civarında belirli bir anda, fikir ve dilin gelişme eğrileri, tekrar ayrılıncaya kadar, davranışın yeni bir biçimini başlatmak için birleşirler. Bu, fikrin sözlü (verbal), dilin ise rasyonel olduğu zaman olur. Bir çocuk ilk başta dili yüzeysel sosyal etkileşim olarak kullanır. Ancak bir noktada bu dil çocuğun fikir dünyasında bir yapı (structure) olmak için bilinçaltına iner.
SÖZÜN ANLAMI VE KAVRAM OLUŞUMU
İlk olarak çocuk her şeyin bir ismi olduğunu algılar. Her obje çocuğu bir problem durumu ile karşılaştırır. Yeni bir objenin ismine sahip olmadığında bunu yetişkinlerden talep eder. Kazanılan bu erken kelime anlamları, kavram oluşumlarının embriyoları olacaktır.
VYGOTSKY’NİN SOSYAL YAPISALCILIĞI
Vygotsky’e göre tüm esas cognitif (bilişsel) aktiviteler, sosyal tarih tablosunda (matrix) ve sosyo-tarihsel gelişme sonucu şekil alır. Yani, bilişsel yetiler ve modeller (pattern), ilkin doğal faktörlerle belirlenmez. Onlar, bireylerin yetiştiği kültürün sosyal durumları içinde oluşan aktivitelerin sonucudur.

Dil, çocuğun düşünmeyi nasıl öğreneceğini belirlemede can alıcı bir araçtır. Çünkü ileri düşünüş şekilleri, çocuğa kelimelerin anlamları vasıtasıyla nakledilmektedir.


FİKİR, DİL VE ENTELEKTÜEL GELİŞME
Vygotsky’e göre entelektüel gelişmenin anlaşılabilmesi için, fikir ve dil arasındaki bağlantının anlaşılması gerektiği açıktır. Dil sadece çocuğun kazanmış olduğu bilgilerin (knowledge) ifade edilmesi değildir. Dil, kişisel niteliklerin belirlenmesi ve kişinin düşünüşünün şekillenmesinde bir temeldir.

YAKIN GELİŞİM BÖLGESİ (ZONE OF PROXİMAL DEVELOPMENT)


Vygotsky’nin teorisindeki temel öğreti, onun “zone of proximal development” (yakın gelişim bölgesi) diye adlandırdığı, varoluşunun tasarımıdır. Bu, bir çocuğun tek başına bir problemi çözebilme kapasitesi ile bir problemi bir asistan yardımı ile çözebilme kapasitesi arasındaki farktır. Başka bir deyişle “aktüel gelişim seviyesi”, çocuğun kendi başına, bağımsız aktivite ve işlevlerine işaret eder. “zone of proximal development” ise, çocuğun veya öğrenicinin sadece başka birinin asistanlığında yaptığı tüm aktivite ve işlevleri içerir.

Gaye Küçükler



Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə