18 mart programi




Yüklə 76.47 Kb.
tarix17.04.2016
ölçüsü76.47 Kb.


powerpluswatermarkobject3



www.edebiyatogretmeni.net

(18 MART PROGRAMI)

ÖZGÜRLÜK ATEŞİ

Yokluktu, yoksulluktu Anadolu


Bozkırın orta yerinde bir çocuk doğdu
Adı Mehmet oldu.
O şehit oğluydu. Daha doğmadan yetim oldu
Anası kaptı Mehmet'i, koştu,
Tarlada ırgat oldu,
Eski bir yorgana sardı Mehmet'i, toprağa koydu.
Gün oldu ; karnı doydu, gözü doydu. Gün oldu; aç kaldı, susuz kaldı.
Gün oldu; toprak onun yatağı oldu.

*Mehmet! Esmer , yağız bir delikanlı. Henüz on yedi yaşı , bilemedin on sekiz. Babası bu dünyadan göçtüğünden beri anasıyla baş başa vermiş yaşarlar dededen kalma tek katlı eski evlerinde. Yazın eker biçer, kış gelince yazın kazandıkları ile geçinirler.

*Mehmet, bir gülleri sever, bir güvercinleri. Ha bir de saz çalıp türkü söylemeyi. Ön bahçenin dört bir yanını güller bezemiş , sarı, beyaz , pembe kırmızı.Sanırsın gülden cennet.Bir de kafesi var arka tarafta Sarıkızın hemen yanında beş tane güvercini.Sever , okşar, gözü gibi bakar.Her gün alır da babadan kalma sazı eline, ne türküler söyler güvercinlerine.MÜZİK (Sabahın seherinde ötüyor kuşlar)
*Anası söylenir durur

Yüreğinden habersiz Mehmet’e:

Bırak oğlum şu güvercinleri

Artık bir gelin ister ocağımız

Birkaç da bebe…
*Ama Mehmet Mehmet değil ki ne zamandan beri

Duydu ki düşman sarmış dört yanı, duydu ki vatan elden gidiyor.

Mehmet o eski Mehmet değil

Can sevgisiyle dolu yüreği.

Şimdi vatan aşkıyla, cepheye gitmek için çırpınmakta

*O sakin, o masum bakışlarının altında öylesine çarpan bir kalp taşıyor ki,

Fırtınada azmış bir deniz sanki. Durulmuyor, durulmayacak da.
MEHMET: Vurulmuşum toprağına taşına

Yerde gezen, gökte uçan kuşuna

Baharına, yazına, kara kışına,

Vurulmuşum.

*Durması imkânsız ,gidecek,

Milletinin üzerine kurşun yağdıran siperleri,yerle bir edecek.

Eğer gitmez kalırsa,

Eğer düşmana bir kurşun bile sıkamazsa,

Bu kahır, onu zaten öldürecek.

*Böyle görmüş Mehmetçik

Böyle yetişmiş bir kere.

Vatan demek namus demek.

Vatan giderse bir kere elden

Esir düşerse bu millet

Biliyor ki ölmek bile yetmeyecek.

*Biliyor anası ,biliyor ya

Dur demiyor oğluna

Diyemiyor.

Yüreği alev alev

Yüreği yangın yeri

Gözyaşları, dolu dolu akarken içine

Dur demiyor oğluna … Diyemiyor! (Tuna Nehri –Koro –Orkestra)



KORO: Anadolu’da bir ana

Dökecektir koynundan yaşını

Yüzü kanlı bir oğlan gönderecektir

Daha geçmemiş 17 yaşını.
*Mehmet helalleşmek için odaya girdiğinde, anası sedirde oturmaktaydı, başı pencereye yaslı. Günlerdir içine akan yaşı taşmaktaydı artık gözlerinden. Uzakları seyrediyor gibiydi ,sonsuz ufukları pencereden. Yaklaştı Mehmet yanına, yere oturup, dayadı başını anasının dizlerine ve tuttu sıkıca gül kokan ellerini. Bir zaman konuşmadan kaldılar öyle. Bir yüreklerindeki amansız duygular, bir de sessizlik eşlik ediyordu hüzün dolu hallerine. Sonra doğruldu Mehmet ,oturdu anasının yanına. Başını okşayarak oyalı yazmasının üstünden;

MEHMET:

Anam,


Saçı kınalı, yüreği yaralı anam.

Sakın üzmeyesin kendini, düşünmeyesin beni

Vatan yoluna, hak yoluna gidiyorum unutma.

Önce Allah’a, sonra sana emanet baba ocağım

Önce Allah’a sonra sana emanet, büyüttüğüm güvercinler, diktiğim güller.

Bilirim, sen benden daha iyi bakarsın amma

Yokluğumu belli etme onlara.

Bilsen ki uzak bilsen ki yalan, geri dönecek oğlum de…

Üzme sakın onları ,üzme emi biricik anam. (Çanakkale Türküsü---Bağlama )
*Anası titreyen zayıf ellerinin içine aldı oğlunun güzel yüzünü. Doyamayacağını bile bile doyasıya baktı gözlerinin içine,ta derinlere. Yavrusuna son kez dokunduğunu ,son kez kokladığını bilmek nasıl kavuruyordu yüreğini, nasıl. Okşadı yanaklarını, saçlarını ve kararlılık dolu gözlerle başladı sözlerine:
ANA—Durma git oğul açıktır yolun

Cenge sıvansın bükülmez kolun

Süngünü tak da en ön safta sen bulun

Uğurun açık olsun, uğurlar ola

Haydi, oğul, ben seni bu gün için doğurdum

Hamurunu yiğitlikle yoğurdum.

Haydi, oğul evine, köyüne veda et

Sabanını tarlanı her şeyini feda et

Haydi, yavrum, haydi git!

Ya gazi ol, ya şehit!

Git yavrum yıllarca ben oğulsuz kalayım

Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım,

Haydi, yavrum, haydi git!

Ya gazi ol, ya şehit!



KORO: Bir ana değil yanan binlercesi

Gidenler anaların en kıymetlisi

*Yine bugün…
Alabildiğine sevdalı esiyor rüzgar,
Esebildiğince deli.
Buram buram kokuyor toprak.
Hüzünler yaprak yaprak açıyor.
Bugün;
Bütün güller mahzun,
Yapraklar yeşilliğince ürkek şimdi.
Artık bulutlar özlem yüklü,
Yürek yeni hasretlere gebe.
Eritmedi Mehmet’im,
Eritemedi hasreti, üşüyen yüreğinde.
Belki bu son çıkışıydı evden,
Anacığını son öpüşüydü belki de (Salih Çelik)
(Sarabant)

*Ve sarıldılar ana oğul sımsıkı. Çözülmedi kolları uzunca bir zaman. Sonra çıktılar evin kapısından beraberce.Anası hatırladı birden:


*Mehmet toprağın üstünde kırk günlük bebeyken,
Yağmur yıkadı yüzünü, ayaz kuruttu ellerini,
Güneş kararttı tenini,
Mehmet'in aklı erer oldu.
Babasını sordu,
Dedi anası; Şehit oldu.
Gövdesini toprak yaptı, vatana kattı. (Sarabant)
Senin baban toprak oldu.

*Mehmet eğildi, anasının elini öptü, ,hakkını helal et dedi gitmeden ve devam etti:


MEHMET: Yalan yoktur anam söylediğim sözümde,
İhanet mayası yoktur özümde,
Vatan, namus birdir benim gözümde,
Ya şehit ,ya gazi olur gelirim.

Yılanların tümü pusuda yatar,


Kahpece ininde kurşunlar atar,
Mehmetçik kararlı çok sürmez biter,
Ya şehit ,ya gazi olur gelirim.

Korkmam bozguncudan yürür giderim,


Ne yazdıysa odur benim kaderim,
Mevla’mdan gelene şükür ederim,
Ya şehit,ya gazi olur gelirim. (Zerrecikten var eyledin –Koro –Piyano)

-Mehmet gülleriyle, güvercinleriyle vedalaştı tek tek.Bahçenin tahta kapısını aralarken döndü arkasına .Anası kuyudan su doldurmaktaydı. Ardından dökecekti,su gibi gitsin,su gibi geri dönsün diye, dönmeyeceğini bile bile.Anasını seyretti şimdiden özlem dolu gözlerle Mehmet. Dede yadigarı evini,bahçesini seyretti.Besmele ile çıktı bahçe kapısından ve koyuldu yola.Anasının döktüğü suyun sesini duydu ardından.Ama dönmedi dönemedi.

Anası, gözden kaybolana, dek dualar okuyarak baktı ardından oğlunun.Artık gecesi gündüzü dualar olacaktı oğlu için ,oğullar için.

*Günler süren çetin bir yolculuktaydı şimdi sıra, kendi gibi vatan sevdalılarıyla.Doğa yeni uyanmaktaydı uykusundan.Dağlarda hala öbek öbek kar yığınları olsa da hemen yanı başında yeni doğmakta olan güneşe gülümsüyordu çiğdemler.Bu acımasız savaşa inat, geliyordu bahar tüm tazeliğiyle.Cepheye yaklaştıkça sis çökmüştü tepelere, bayırlara ve kuş seslerine karışan top sesleri karşılıyordu misafirleri.Herkes susmuş, donuk, düşünceli yüzler ve hızlı adımlarla sessizce yürüyor yürüyorlardı.Sadece yaklaştıkça artan top tüfek sesleri, kirletiyordu bu beyaz sessizliği (İnci Avcıları)


*Mehmet daha gelmeden duymuştu cephede neler yaşandığını söylenenlerden. Cepheye gitmek için yola çıkmadan önce aldıkları, o kısacık eğitimde anlatmıştı Ali Çavuş her şeyi..Düşman ne kadar çok, ne kadar zalim biliyordu.
*Çanakkale önlerinde durum zor

Akbabalar çullanmış Türkün üstüne

Baharın kokusunu bastırırken kan kokusu

Hoyrat adımlar kol geziyor

Sevgiyi ektiğimiz bu topraklarda.

Çanakkale önlerinde durum zor, çok zor…


*İşte cephedeydi. Mehmet’in durulacağını sandığı yüreği daha coşkun çağlamaya başlamıştı şimdi. Anlatılanlar hiç kalırdı gördüklerinin yanında. En anlamlı, en acımasız kelimeler bile aciz kalırdı yaşananları anlatmaya. Allah’ım bu nasıl bir sevdaydı. Bu nasıl bir baş koyuş. Karşı tarafta da kum gibi hiç bilmediği bin bir millet. Ve hissetti derinden. (MARŞ –Kahraman Erler)
*Ulu bir çınardı bu memleket,

Sarmıştı her yanı düşman.

Yapraklarını soldurmak,

Dallarını kırmak,

Yok, etmekti amaç.

İzin veremezdi Mehmet,

Vermeyecekti.

Boynu eğik geriye dönmeyecekti.


*Cephede kederli yüzler, yorgun bedenler… Ama kendileri gibi ,vatan aşkıyla çarpan yürekler, karşıladı onları büyük bir mutlulukla .Ve görür görmez kardeş oldular, can oldular, candaş oldular.
*Yeni gelenler dizildiler yan yana. Gözü kara mert bir on başı yaklaştı yanlarına ,neler yapacaklarını anlattı bir bir ve dedi ki:

—Unutmayın sakın bre yiğitler!

Tüfek yok, cephane az ,gitmesin sakın bir kurşun boşa.

Haydi aslanlarım ,dar gelir siper bize.

Nice hain düşmanı getirdik bizler dize.

Yemek az, su az, bu bedene ne eyler,

İman gücüyle dolu şimdi bütün yürekler.

Bu topraklar bizim, bizim kalacak

Kahpe düşman ne umdu, görün ki ne bulacak

Haydi aslanlarım, dar gelir siper bize.

Nice hain düşmanı getirdik bizler dize.
*Mehmet ne denli zor bir savaş içinde olduklarının daha çok farkındaydı şimdi. Ama yılmadı hiç. En ufak bir kuşku dahi duymadı içinde savaşmaya dair. Büyük bir inançla ellerini açıp da semaya yalvardı Yaradana, taaa gönülden, diğer tüm askerler gibi;

MEHMET: Ben Mehmet’im

Ben Çanakkale

Derman ver Allah’ım dizlerime

Güç ver ellerime

Tüfek, kazma kürek benim neyime

Tırnaklarımı biler de giderim (Yörük Ali)

Kara düşman üstüne.

KORO: Mermi olur yürekler vatan uğruna

Yağar vura vura düşman üstüne

Çelik zırha bürünür körpe bedenler

Yıkılmaz bir kaledir şimdi Mehmetler

Şimdi o devler (Kahramanlık Türküsü)

*Sadece Mehmetler mi? Ayşeler Emineler Fatmalar çıkıp saklandıkları yerden ben de varım diyor buradayım işte. Ne olursa yaparım cephede ya da cephe gerisinde. Sökükleri dikiyor, yaraları sarıyor, mermileri taşıyor kağnılarla, yeri geliyor,tüfeğe sarılıyor hamur açan eller korkusuzca. Ve bir Mehmet ,oluyor bin Mehmet.


Issız kara geceye ay gibi doğdun

Binlerce Mehmet’in baş tacı oldun

Acılar tükendi senin sayende

Hasta adam dediler, ilacı oldun.


Medeniyet yolunda yürü ey Türk kadını

Bir daha yazsın tarih senin yüce adını (Arkada kadın görüntüleri)


*Düşman koca koca topları, tüfekleri mermileri ve dünyanın bin bir yerinden getirdikleri askerleriyle çelikten bir dev gibi ilerlerken, nasıl bir bozguna uğrayacağının farkında değildi henüz. Tarih, yıkılmaz denilen bu çelikten devin inanç ve vatan sevgisiyle nasıl yıkıldığını bir destan gibi yazacaktı Çanakkale’de. Vatan için çarpışan bir askerin kararlılığı, fedakârlığı ve gücüyle hangi silah baş edebilirdi, heyhat

Öyle bir saldırdı ki erlerimiz,

Çıktı kemik etten

Düşman değil, ölüm bile baktı korkuyla

Büyümüş, kocaman olmuş iskeletten

Öyle saldırdı ki erlerimiz

Düşman yok oldu dehşetten

Öyle saldırdı ki erlerimiz

Uçurumu görmeden, karanlığa yuvarlandı kimi cesaretten

Biri vurulsa düşse, biri uyanıyordu,

Saldırıyordu onun yerine

Tanrı katındaki nöbetten


Övün ey Çanakkale, cihan durdukça övün

Ömründe göstermedin bin düşmana ,bir düğün.

Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün

Başına yüz milletin üşüştüğü yersin


Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla

Karşına çıktı düşman, çelikten bir alayla

Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,

Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin


Bir destana benziyor senin bu günkü halin

Okurken, duyuyorum sesini ihtilalın

Övün ey Çanakkale ki sen Mustafa Kemal’in

Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin.

(Rus asker müziği)

Mustafa Kemal, Ah Mustafa Kemal

Kararlılığın, azmin ve zekânın izlerini taşır, her zaman ,keskin bakışlı mavi gözleri.

19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal,

Düşmanın Arıburnu’ndaki sırtları sarmakta olduğu ve yardım gerektiği haberini alınca ,emir beklemeksizin tarihin akışını değiştirecek olan kararı verdi, bu daha sonra verilecek nice önemli kararlardan sadece biri idi. Vakit yoktu. Ordunun yedeği olan birliğinin bir alayı ile bir bataryasını,kimseye danışmadan ve haber vermeden savaşa götürecekti. Suçlu görülerek mesleğinden uzaklaştırılabilir, hatta idam edilebilirdi. Bunları düşünmedi ya da önemsemedi. Yaklaşan tehlike her türlü kaygıdan çok daha önemliydi.

57.Alay ile Kocaçimentepe ve Conkbayırı eteklerine ulaştıklarında, bu korunaklı yerde askerlerin dinlendirilmesini istedi Mustafa Kemal.

Durumu bir an önce görmek istiyordu. Conkbayırı’na çıkan vadi atla geçmeye elverişli olmadığından atı bırakıp yürüdü. Emir subayı, başhekim ve Topçu Komutanı da atları bırakarak M.Kemal’i izlediler.

57.Alay arkadan gelecekti. M.Kemal Conkbayırı’na yürüdü. Buradan Arıburnu Koyu’ndaki

Savaş ve taşıt gemileri görülebiliyordu. Koy, gemi doluydu.Saat10:00’du.

Bir grup askerin koşar adım yaklaştığı görüldü. Asteğmen İbrahim Hayrettin’in takımından kalanlardı bunlar. Yarları zorlukla aşmış, düşman ileri kollarıyla dövüşe dövüşe geri çekilmiş, çekilen başka askerlerle birleşmiş, dövüşürken yeniden küçük parçalara bölünmüşlerdi. Elleri yüzleri yara bere içinde, giysileri yırtık pırtıktı, mermileri tükenmişti. Ama Conkbayırı’na düşmandan önce yetişmeyi başarmışlardı.

M.Kemal’e tehlikeyi haber verdiler. Gerçekten bir Anzak müfrezesi Conkbayırı’na yaklaşıyordu. Teğmen Tulloch’un müfrezesiydi bu. Hedefe en yakın Anzak birliğiydi. 57.Alaydan kimse yoktu daha. M.Kemal zaman kazanmak için yüksek sesle süngü taktırıp askerleri yere yatırdı. Teğmen Tulloch Türk subayının askerleri ateş etmeye hazırladığını sandı. O da müfrezesini yere yatırdı. Yürüse, ateş açtırsa, ateş edip vurmayı başarabilse, tarihi değiştirirdi. Ama başaramadı.

*Mehmet tam ortasındaydı şimdi savaşın. Daha dün, kardeş olduğu askerler, bu gün gözünün önünde bir bir son nefeslerini veriyorlardı ,vatan sağ olsun diyerek. Ateşin susup silahların saklandığı bir gece vakti dayayıp sırtını toprak sipere, kafasında binlerce düşünce, bulutsuz gökyüzündeki, pırıl pırıl parlayan yıldızları seyretti Mehmet. Yeryüzü de pırıl pırıl olaydı keşke ,temiz su gibi. Ölmeyeydi onca insan,dökülmeyeydi oluk oluk kanlar sönmeyeydi ocaklar. Ama yapacak bir şey yoktu ki. Elinde olsa yapmaz mıydı? Bir an çıkıp siperden avaz avaz bağırmayı düşündü

Ne işiniz var burada, gidin topraklarımızdan!

Ne siz ölün ne biz

Ne siz üzülün ne biz

Ne siz ağlayın ne biz.

Hadi gidin gelmeyin bir daha.

Yolunuz açık ola!

(KORO: Allı Turnam).
*Sonra bir an uzaklaştı cepheden, anasını düşündü,ne yapıyordu şimdi? Uyumuştur herhalde dedi içinden. Onu beyaz işli yorganının arasında, mışıl mışıl uyurken hayal etti. Nasıl huzur dolu bir hal alırdı anasının güzel yüzü uyurken. O huzur gönlüne doldukça savaşın ağırlığı, yitenlerin acısı biraz olsun hafiflemeye başlamıştı. Ama bilmiyordu ki anası o gittiğinden beri uyumayı unutmuş, bilmiyordu, dilleri hep onu söylüyor, hep onlar için dua ediyor. Bir kara haber gelecek diye korkup da kapı hiç çalınmasın istiyor.
Mehmet güllerini düşündü sonra, uyanmışlar mıydı acep kış uykusundan. Hele güvercinleri, güvercinleri arıyorlar mıydı onun yanık sesini? Ne özlemişti onlara türküler söylemeyi. Bir türkü okusa duyarlar mıydı? Duyarlar belki diye düşündü ve başladı okumaya
MÜZİK: TÜRKÜ
Siperdeki herkes huzur dolu yüreklerle dinledi Mehmet’i.Anası, babası, kardaşı, oğlu, kızı, evi ,köyü kısaca geride bıraktıklarıydı şimdi bu türkü.Karşı siperlerden bile çıt çıkmadı.Belli onlar da bir şeyler bulmuşlardı sözlerini anlamadıkları bu içli ezgide .Sanki hepsi neden buradayız diye düşünmekteydi şimdi, buz kesmiş yürekleriyle. Ve sanki, o an hepsi bırakıp gidecekti silahları ..

*Bu insanlar, vatan toprağını canı pahasına koruyan insanlar,hiç anlatılanlar gibi değillerdi.Onlar daha başka tanımaktaydı bu milleti.Çünkü, o uygar geçinen devletler, ne iş için geldiklerini pek de bilmeyen askerlerine yapmacık bir inanç yüklemeye çalışmış ve bunun için de Türkleri uygarlıktan uzak, öldürülmeyi hak eden, Avrupa’dan kovulması gereken kaba saba, cani, ilkel bir millet olarak tanıtmışlar, adını da Korkak Abdul koymuşlardı..Ama savaş ilerledikçe, gerçekler aydınlanıyor, Korkak Abdul’un aslında kim olduğu çıkıyordu ortaya.

Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı

Kızıştıkça kızgınlığı dindiren.

Ara verdikçe ateşe,

Düşmanı kardeşe

Döndüren bir savaştı.

Kıyasıya bir savaştı

Ama saygı üreten bir savaş.

Yaklaştıkça birbirine karşılıklı siperler,

Gönüller de yakınlaştı.

Düştükçe vuruşanlar toprağa

Dostlar gibi kaynaştı.

KORO: Çanakkale toprağının

Üstü cennet altı mezar

Kavga bitmiş mezarlarda

Kaynaş olmuş yiten canl

Söyle arkadaşım dedi, Anadolulu şehit er

Yanı başındaki Anzak erine,

Nereden kopup gelmişsin?

Neden çökmüş bu mahzunluk üzerine?
Dünyanın öbür ucundan, dedi gencecik Anzak

Öyle yazmışlar mezar taşıma.

Doğduğum yerler öylesine uzak,

Örtündüğüm toprak ise gurbet bana.


Dert edinme arkadaşım, dedi asker

Değilmi ki bizlerle birleşti kaderin

Değilmi ki yurdumuzun koynundasın elbet

Sen de artık bizdensin, sen de bizden bir ersin. (Ulu Atatürk)


*Savaş bambaşka bir şeydi, is gibi bulaşıyor ve değdiği her yeri kapkara ediyordu. Mehmet inanamıyordu. Savaş alanında insan, insan değildi sanki. Barış olacaktı, olacaktı da daha ne kadar insan veda edecekti, gencecik yaşta hayata. Daha kaç annenin yüreğine kızgın şişler saplanacaktı, bir daha çıkmamacasına. Daha kaç çocuk yetim kalacaktı.
*Gün boyu savaştılar durmadan. O mahşer yerinde gözü bir an üç beş adım ötesindeki Hasan’a takıldı. Yatıyordu hiç kıpırdamadan. Göğsünden sızan kanı gördü, vurulmuştu. Ölmüş müydü acaba, yok yok hayır ölmemiştir diye düşündü, olsa olsa yaralanmıştır. Sözü vardı Mehmet’e onlara gelecek, anasının yaptığı ekmeklerden yiyecek, bahçede oturup o güzelim gülleri seyrederek çayını içecekti.Zaten Hasan’ ben sağlam adamımdır, öyle kolay kolay deviremez bu gavurlar beni. En az elli kurşun isabet ettirmeleri lazım der, sonra bir kahkaha patlatırdı derinden. İyi dost olmuşlardı şu kısacık zamanda. Yok yok ölmemiştir,dedi.Ama dayanamadı yüreği, eğildi sürünerek Hasan’ın yanına gitmeye çalıştı.Yanına vardığında önce yüzüne baktı.Huzurlu bir tebessüm vardı yüzünde .Nefes alıyor mu diye baktı, almıyor gibiydi, iyice dinledi yok, ölmüştü Hasan .Mehmet o anda bütün dermanının kesildiğini hisseti, yığıldı.Bu yolculuğa çıkalı beri, ilk defa gözleri boncuk boncuk yaşlar dökmeye başladı Mehmet’in.Sonra inanılmaz bir hırsla sarıldı tüfeğine, durmadan ateş etti edebildiğince.
(KORO---Drama Köprüsü)
*Siperler arası çok fazla ölü ve yaralı ile doluydu ama kimse çarpışan kurşunların yüzünden çıkıp da siperden bu askerleri almaya cesaret edemiyordu. Hele hele düşman askerlerinden biri öyle bir feryat ediyordu ki dağlar taşlar bile dayanamazdı bu feryada. Mehmet ,düşman da olsa acıdı yaralı askerin haline. Sonra, az ilerde heybetli bir Türk askerinin beyaz bayrak kaldırdığını gördü. Şaşkın gözlerle onu izlemeye başladı. Mehmet gibi karşı siperdekiler de şaşkındı. Birbiri ile yarış eden silah sesleri kesildi birden ve bu yiğit çıktı siperden. Herkes dikkatli ve herkes tetikte. Yavaş yavaş ilerledi. Yaralı askerin yanına gelince durdu. Önce askerin yüzüne baktı. Gözler konuştu birkaç saniye, kalpler konuştu. Birbirlerinin dillerini bilmiyorlardı ama saatlere sığacak kadar konuşmuşlardı o birkaç saniyede. Türk askeri kucakladı yaralı düşman askerini bir hamlede ve yürümeye başladı karşı siperlere. Zaman durmuştu sanki. Kulaklara ulaşan tek ses rüzgârın uğuldayan sesiydi şimdi, tüm gözler Türk askerinde. Yaralı askeri kendi siperine bırakıp da dönene kadar bozulmadı bu büyü. Şaşkın düşman askerleri, hayret, övgü ve minnetle izlediler siperine geri dönen Türk askerini. Korkak Abdul tarihe karışmıştı artık. Artık onurlu, vatanperver, namuslu, korkusuz Türk askeri vardı önlerinde. İşte o zaman anladılar ki bu işin sonu yoktu ve kaçınılmazdı mağlubiyet.

(KEMENÇE)



Gün oldu karnı doydu gözü doydu
Gün oldu aç kaldı susuz kaldı
Gün oldu toprak onun yatağı oldu
Mehmet toprağın üstünde kırk günlük asker oldu
Yağmur yıkadı yüzünü ayaz kuruttu ellerini



Güneş kararttı tenini
Mehmet’in aklı erdi
hatırladı
Babasının gövdesini toprak yaptığını anladı
Babası nasıl toprak oldu
Mehmet Mehmetçik oldu
Çelik oldu duvar oldu


Çanakkale geçilmez oldu

Ateş kustu düşman mermi kustu bomba kustu


Durdu Mehmet çöktü dizlerinin üstüne
Kan vardı göğsünün üstünde
Alnını toprağa koydu
Toprak kan oldu
Yattı toprağın üstüne kırk günlükken yattığı gibi
Tuttu toprağı kırk günlükken tutuğu gibi
Mehmet ŞEHİT oldu

VURULUP TERTEMİZ ALNINDAN UZANMIŞ YATIYOR

BİR HİLAL UĞRUNA YARAP NE GÜNEŞLER BATIYOR.

EY BU TOPRAKLAR İÇİN TOPRAĞA DÜŞMÜŞ ASKER
GÖKTEN ECDAD İNEREK ÖPSE O PAK ALNI DEĞER.”

Mehmet toprak oldu
Toprağa renk oldu
Bitki oldu yaprak oldu
Bayrağa kırmızı oldu
Gelin kızın halısında boya oldu desen oldu
Koyuna kuzuya çimen oldu yün oldu iplik oldu
Ustanın elinde çanak oldu çömlek oldu
Aşığın dilinde türkü oldu
İki yüz elli bin Mehmet şehit oldu
İki yüz elli bin Mehmet toprak oldu
Toprak bize
vatan oldu

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale;

Özgürlük ateşinin dalga dalga bayraklaştığı an

Tüm dünyanın Türk'ü yeniden tanıdığı zaman

Çanakkale;

Kalemlerin anlatmakta aciz kaldığı zafer

Türk ordusu bütün dünya karşısında muzaffer

Çanakkale;

Tarihte verilen en büyük insanlık dersi

Çünkü her değerden kutsaldı vatan sevgisi

Çanakkale;

Haritaya kanlı toprakla kazınan sınır

Orada Türkü gören başka bir varlık sanır

Çanakkale;

Hiçbir yiğidin yoktu korkusu, tasası, derdi

Zira parola ölürsem şehit, kalırsam gaziyim, idi

Çanakkale;

Can sevdasına vatan aşkı üstün gelirdi

Vatan aşkına can seve seve verilirdi
Türkü ezerim sanan tarihe baksın Türk yiğidi ezilmez!

Bunu tarihler bir daha yazsın Çanakkale geçilmez! Şeyma Yılmaz


Ey tarihin en büyük şahadet destanını yazanlar!
Ey, şerefinin ölçüsü, tarihin ufuklarına sığmayan kahramanlar!
Ey yüreği avucunda, kefeni sırtında olanlar!
Ey, er oğlu er, yiğit oğlu yiğitler!
Ey, kahramanca dövüşüp; can veren, kan verenler!
Ey, adsız, sansız, isimsiz, toprağın kara bağrını gülistan edenler!
Ey, çağın en büyük kahramanları!
Öyle bir toprak ki can verdiğiniz bu topraklar

Gözler hala üstünde.

Düşman uyumuyor hiç, çabalıyor kalleşçe

Yapıyor planını derinden, sessiz ve sinsice

Emeli var, düşürecek hep kardeşi kardeşe (Sihirli Ay)

Yalnız askerler değil; polisler, öğretmenler, daha niceleri

Düşerken toprağa bir bir. Bağrı yanık analar, babalar, gözü yaşlı evlatlar kaldı geride.

Ama yılmaz bu millet

Gelmez bu oyunlara

Bir olur göğüs gerer

Yürür hep aydınlığa


SELAM BİNLERCE KEZ, SELAM SİZE !

SÜNGÜLERİNİZ KALEM, KANLARINIZ MÜREKKEP ARTIK BİZE. (Tüm Koro)
BİLİYORUZ, SADECE CEPHEDE KAZANILMIYOR ARTIK SAVAŞLAR.

ŞİMDİ YOLUMUZ BİLİM, EĞİTİM YOLU.

CEHALETİ SEVMİYOR ÖZGÜR VE AYDINLIK YARINLAR.

BİZ DE OMUZ OMUZA VERDİK KADINI, ERKEĞİ; YAŞLISI GENCİ.


(ŞİMDİ SIRA BİZDE)

BİZDEN ÖNCEKİLER GİBİ YÜRÜDÜK, YÜRÜYECEĞİZ BU YOLDA.

HEDEFİMİZ ÇAĞIN GERİSİNDE KALMAMAK,

HEP İLERLEMEK HİÇ DURMAMAK, BULUŞTURMAK TÜM DÜNYAYI

KARDEŞLİK VE BARIŞ TÜRKÜLERİNDE…

TÜRKİYEM,

Karanlığı delip de yelken açmış yeni ufuklara



TÜRKİYEM,

Çağlar gelmiş, çağlar geçmiş özgür hala, hala dimdik ayakta



TÜRKİYEM,

Barış çiçekleri açmış, umut filizleri yeşermiş sevda kokan bağrında



Koro:

ATAM, IŞIĞIMIZDIR HEP İLKELERİN

AYDINLIK YÜZÜYÜZ ŞİMDİ, GÜZEL TÜRKİYEMİN, (Bozkırlar Yeşerecek)

NE MUTLU BİZE ,NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!



SENARYO:MÜJDE DOĞAN ,ŞÜKRAN KOÇYİĞİT,KAFİYE ÖZKAN

BOLU GÜZEL SANATLAR VE SPOR LİSESİ ÖĞRETMENLERİ



Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə